Ağustos 24, 2020

1. Gözü Kara Deliyim

ile payelll

 

 

….

Göz ucuyla can alıcı bir bakış attı. Dudağının kenarı hafifçe yukarı kıvrılmıştı. Bu sinsi bakışı kocasının görmüyor oluşuna içerledi ki, görmüyor olması gerekiyordu. Kocası ona döneceği esnada önüne dönerek bakışlarını düzleştirdi. Onun diline düşeceğine öldürdü daha iyiydi. 

“Eve girmek için ne bekliyorsun?” 

Kocasına dönüp alaya almaya hazır hale geldi. “Belki beni kucağına alırsın diye bekliyorum. Hani biz evlendik ya…” 

Yiğit’in gözleri parladı. “Buradan direk benim odama çıkacaksak neden olmasın.” dedi. 

Yüzüne sahte bir gülüş kattı Aslı. “Ah canım, senin hayallerini yerim ben. Sen beni mi arzuluyorsun?” demesiyle  Yigit’in gözleri kısıldı. 

“Başkasını mı arzulama mı isterdin, çok bilmiş karıcığım?” 

Aslı dişlerini sıkıp ellerini yumruk yaptı. “Başka kadın yok olursa alır başında paralarım. Bu konuyu konuşmuştuk Yiğit Doğan Demirkan.” Hırsla açık kapıdan içeri girdi. Girer girmez ayağındaki ayakkabılardan kurtuldu. Zaten uzun olan boyuna, ne diye topuklu ayakkabı giymişti ki? Ardından kapıyı kapatarak karısını takip eden Yiğit, lafın altında da kalmamıştı. Salona doğru yürüyen Aslı’yı takip ederek konuştu. 

“Ne konuştuk ben unuttum? İki sene boyunca kuruyup gideyim mi Aslı Doğan Demirkan?” 

Gelinliğinin eteğini eliyle tutup bedeniyle kocasına döndü. “Bana ne? Yanında dişi sinek görürsem halin yaman.” 

Yiğit tek kaşını havaya kaldırdı. Aslı’nın ince bedenini gözleriyle yemeye başladı. “Sende bir dişisin.” dedi. 

“Ben karınım.” diyen Aslı Yiğit’in lafı getirmek istediği yere ayak basınca dediğine pişman olmuştu. 

“Bende onu diyorum, sen benim karımsın. Seni istemeyeceğim de…” deyip tane tane üzerine basa basa, “Başkalarını mı isteyeceğim.” dedi. 

Aslı içinden ‘ya sabır’ çekip kendini sakinleştirdi. “Biz seninle bir sözleşme yaptık. Ben bu kurallara uyacaksam, sen de uyacaksın. Sen beni aldatırsan. Bende seni aldatırım.” Bu söylediği dilini bile kirleten cümleyi Aslı ölse yapmazdı. Ama maksat göz dağı vermekti. Kocası İstanbul’un önde gelen çapkınlarındandı. Yaşayan bir Don Juan’dı. Ona nasıl engel olacağını bile bilmiyordu. Eğer başına gelirse de yapacağı netti. Yiğit The End! 

Yiğit’in gözleri öfkeyle kabarıp karısına hiddetle döndü. “Aklından ve ağzından geçenlere dikkat et! Sen o dediğini yapacak kadar alçalacaksan eğer, bunu en baştan söylemeliydin. Buraya kadar gelmezdik.” 

Aslı hiç aldırmadı. Kollarını göğsünde bağlayıp gözlerini dev salonda gezdirdi. “Dikkat et. Beni aldatırsan dedim.” Kocasına dönüp keskin bakışlarıyla devam etti. “Her neyse… üzerime diken koklamayacağını var sayıyorum.” 

Yiğit soluğunu bıraktı. Bu kadının dengesiz hareketleri onu da dengesiz hale getiriyordu. “Aslı.” dedi. 

Aslı yan gözle bakındı. “Efendim.” 

Yiğit karısının üzerine doğru yürüdü. Aslı gözlerini kıstı. ‘Gelişine kurban’ diye düşünmüş ama dışarıdan gelecek olan hamleyi hesap etmeye başlamıştı. Yiğit karısının önünde durdu ve Aslı’yı baygın gözlerle bakıp iç çekti. “Merak etme. Üzerine diken koklamam. Sandığın kadar ucuz biri değilim. Gül koklarım ama…” deyip yüzüne çapkınca bir gülüş astı Yiğit. Aslı’nın dalgalanan göz bebekleri az sonra fırtına koparacağına işaretti. 

Yiğit arkasını dönüp salon kapısına yürüdü. “Nasıl olsa bahçene gireceğim.” diyerek gözden kayboldu. 

Aslı’nın yüzü, genişleyen gülüşüyle bezendi. Kolları hala göğsünde bağlıydı. Başını yukarı kaldırıp kendi kendine konuştu. “Ey güzel Allah’ım. Bu öküzü kalbime sokarken ona da deseydin ya al Aslı’yı kalbine diye.” Ellerini çözüp havaya açtı. Dudakları mırıl  mırıl dua etti. “Amin.” deyip ellerini yüzüne sürdü. 

Başını sağa sola salladı ve eteğini toplayıp odasına çıkmak için merdivenlere yöneldi. Merdivenleri tırmanırken hala kendi kendine konuşuyordu. ‘Bu böyle olmayacaktı da ah işte dedem olacak adam erken davrandı. Yoksa ben bu işi kalıbında yapacaktım. Bu merdivenleri de kocamın kollarında çıkacaktım. Ah Rasim ah…’ eteği çekiştire çekiştire ikinci kata çıkıp uzun holde odasına doğru ilerledi. 

Kapısının önüne geldiğinde karşı kapıya baktı. Yiğit tam karşısındaki odaya yerleşmişti. Başını sağa sola salladı ve odasına girdi. Yiğit’i bildi bileli çekici bulurdu. Dedesinin sağ kolu ve manevi oğluydu. Hakkında pek bir şey bilmezdi. Bir ailesi, anne ve kardeşleri olduğunu dedesinden duymuştu. Ama hiç tanışmamıştı. Yiğit ailesini sır gibi saklıyordu. Küçük yaşlarda ilgisini çeken adama yıllar içinde kuvvetli hisler beslemeye başlamıştı. Ama adam bir çapkındı. 

Memlekette koluna takmadığı kadın kalmamıştı. Aslı’yı ne görüyor ne de onunla ilgileniyordu. Aslı da onun gibi davranıp o nereye giderse takip ediyordu. Ve sonunda medyada adı en az onun kadar çapkın olan bir kadına çıkmıştı. 

Kapısını kapatıp aynasının önüne geçti. Saçındaki tokaları özenle çıkarıp duvağından kurtuldu. Zor olsa da gelinliği de çıkarmayı başarmıştı. Adamı nikahına almanın tadında olan Aslı her şeyin bir gün istediği yere geleceğine sonsuz inanç besliyordu. Mutluydu, bugün için değilse de gelecek adına oldukça mutluydu. 

Duşunu alıp yatağına girdiğinde iki elini birleştirip başının altına aldı. Son iki ayda yaşadığı her şey gözlerinin önünden film şeridi misali akmaya başladı. 

…… 

İki Ay Önce…

Ailenin en büyük ferdi olan Rasim Demirkan vefat ettiğinde kızı Ayşe, damadı Hasan dan başka üzülen çok olmuştu. Başta torunu Aslı olmak üzere tüm sevdiği dostları hatta evin çalışanları bile üzüntüden kahrolmuşlardı. Elbette genç ve dinç değildi. Çok iyi bir insan olduğu ve herkese sonsuz yardım ettiğinden dolayı, seveni de çoktu. 

Hayırsız kızı ve kalleş damadı. Ona bu hayatta verilen en büyük imtihandı. Yiğit ve Aslı ise en büyük mükafattı. Dedesinin tüm imkanlarını kullanarak şımarıklığından ve inadından ödün vermeyen tek torunu… Ardında sırlarla ebedi hayata göçmüştü. Rasim Demirkan her şeyi en ince ayrıntısına kadar düşünüp planlamış ve geleceği göremeyecek olsa da bilmenin huzuruyla can vermişti. 

Kızı Ayşe ve damadı Hasan’ın zoruyla daha on beş gün dolmadan vasiyetin okunmasına karar verilmişti. Rahmetli Rasim’in çalışma odasında Ayşe Hanım, Hasan bey Aslı ve Yiğit bir de avukat ve yardımcısı olmak üzere toplanmışlardı. Kimse Yiğit’in orada bulunmasına şaşırmıyordu. On yıldır Rasim beyin kolu kanadı her şeyiydi Yiğit. İllaki Rasim bey ona bir şey bırakmıştır diye düşünüyorlardı. Aslı ve Yiğit karşı karşıya geçip oturdu. Kızı ve damadı da büyük koltuğa oturmuşlardı. Gözleri kulakları avukatta idi. 

Dedesinin otuz yıllık hem arkadaşı hem avukatı olan, Aslı’nın da Ahmet amca diye severek saygı duyduğu biriydi. Yardımcısı başında dikiliyordu. Yaşlı avukat çantasından çıkardığı evrakları masaya koydu. Odadakilerin üzerinde göz gezdirdi. 

“Vasiyetnamenin sonuna kadar sözümü kesmeyin. Sonrasında konuşabiliriz.” diye  ekledi avukat. Herkes baş işareti verdikten sonra avukat Ahmet söze girdi. 

“Öncelikle, bu vasiyet tam olarak iki sene yirmi beş gün önce yazıldı. Ve rahmetli Rasim kendisi yazdı. Sonra size birer örnek verilecektir. Vasiyetin aslı bende ve bir kişide daha kalacaktır. 

Ayşe hanım bilmiş bakışlarını avukata yolladı. İçinden tabii ki Aslı da kalacak kahkahaları atıyordu. Kocası Hasan da ondan aşağı değildi. Oturduğu yerde haksız bir kasılma ile bekliyordu. 

“Evet başlıyorum!” Avukat Ahmet söze girdi. 

2013 Aralık… 

“Ben, Rasim Demirkan. Aşağıda yazacağım her bir kelimeyi akli dengem yerinde ve kararlı olarak yazacağım… 

Tüm taşınmaz mal varlıklarımı, Türkiye’de çeşitli bankalarda bulunan banka hesaplarımı, ayrıca yurt dışında bazı bankalardaki hesaplarımı, klasik araba koleksiyonumu, beş tekstil fabrikamı, Anadolu’daki şeker ve mobilya fabrikamı, ayrıca İstanbul’da bulunan hali hazırdaki  inşaat şirketimi ve tüm bu işlerin yönetildiği Demirkan holdingi ve yüzde yüz hisselerimi, yıllarca tüm anılarımın geçtiği Demirkan yalısını Yiğit Doğan Demirkan’a bırakıyorum.” 

Ayşe hanım sonuna kadar dinlediği vasiyetin sonunda Aslı Ayman isminin yerine Yiğit Doğan Demirkan ismini duymasıyla ayağa fırladı. Kan beynine çıkmıştı. Hasan bey de karısı ile kalktı. Avukatın masasına doğru yürüdüler. 

“Sen delirdin mi Ahmet abi ? Bu nasıl vasiyet!? Bu nasıl olur?” diye bağırdı Ayşe.

Aslı içinden, ‘hayır dedem bunu bana yapmış olamaz.’ diyerek kendini teselli ediyordu. Yerinden bir milim bile kımıldamadı. Bakışlarını karşında duran Yiğit’e çevirdi. Yiğit gayet sakin ve hiç şaşırmamış haliyle anne ve babasına bakıyordu. 

“Ayşe daha bitmedi! Yerinize oturun…” avukat Ahmet’in uyarısına Hasan bey karısını yerine oturttu. Ama paranın ellerinden gidiyor olmasının endişesiyle öfkeden kudurmak üzereydiler. 

Avukat sessizliğe bürünen odada vasiyeti tekrar okumaya başladı. Ama önce Aslı’ya baktı ve “Aslı bu kısım seni ve Yiğit’i ilgilendiriyor.” dediğinde istemsiz bakışları kesişti Aslı ve Yiğit’in. 

“Dinliyorum.” dedi Aslı.

Yiğit’te eliyle ile işaret verdi. Buyurun, der gibi. 

“Biricik torunum. Göz bebeğim Aslı’m. Yukarıda yazdığım her şeyin yarısı senin olacak! Şartlarımı yerine getirdiğin takdirde… 

Şartlar… 

“Aslı Ayman ve Yiğit Doğan Demirkan en geç iki ay içinde evleneceksiniz. İki yıl evli kalmak suretiyle… Bu iki yılda dünyaya bir bebek getireceksin. Sağlık sorunları göz önüne alınarak bu süre iki yıla çıkartılmıştır. Evlilik sözleşmesi yapılamaz. Demirkan olduğun zaman boşanıncaya kadar ve boşandıktan sonra tüm haklara sahip olacaksın. Her şeyimin yarısı yine senin olacak.  Dünyaya bir Demirkan getirmek suretiyle! Aksi halde bütün haklarından feragat edeceksin.” 

Avukat başını kaldırıp Aslı’ya baktı. Aslı işittiği sözlere inanamıyordu. Beyninde aynı sözler dönüp dolaşıp kulaklarını tırmalıyordu. Oturduğu koltuğun kollarına sıkıca tutundu. ‘Çakal ihtiyar, kesin  bir şeyler anlamıştı.’ diye düşündü. 

Ayşen hanım ayağa kalkıp bağırdı.” Ben itiraz ediyorum! Böyle vasiyet mi olur? Bu nasıl şey, neden istemediği biriyle evlensin? Verin kağıdı babamın yazısına bakacağım.” Avukat kağıdı uzattı. Ayşe hanım babasının el yazısını görür görmez tanıdı. Gözlerini kapatıp açtı. Başını Yiğit’e çevirdi. ” Sen kimsin! Hem senin soy adın Doğan değil mi? Neden Demirkan diyorlar?” diye çıkıştı. Avukata göz atan Yiğit ona konuşması için izin verdi. Bu kadınla uğraşmak istemiyordu. 

“Ayşe, baban Yiğit’ten tek bir şey istedi. O da soy adının Demirkan olmasıydı. Yiğit Doğan soy adına Demirkan ekledi. Gördüğün gibi de soy adını yaşatacak bir varis istiyor.” dedi avukat Ahmet. 

“Kandırdın babamı! Yasal varis bile değilsin. Her şeyi sana bırakmasını kabul edemem.” diyen Ayşe öfkeden yerinde duramıyor ve avazı çıktığı kadar bağırıyordu. 

Duyduklarını hazmedemeyen Yiğit ayağa kalktı. Tüm sert ifadesiyle “Hayır! Ben, siz değilim. Onu sadece eşiniz ve siz kandırdınız.” deyince Hasan bey de Yiğit’in üzerine yürüdü. 

“Terbiyesizlik yapma Yiğit sen ne demeye çalışıyorsun?” 

Aslı olduğu yerden bir milim bile kımıldayamıyordu. Şok geçirmek böyle bir şey miydi, diye kendi kendine soruyordu. 

Avukat Ahmet; Lütfen yeter!”  diye bağırınca Aslı kendine geldi.” Ayağa kalkıp avukatın yanına gitti.”  Ahmet amca dedem bana bunu nasıl yapar. Başka bir şey var mı vasiyette?” diye sordu. Hala bir umut bekliyordu Aslı. 

“Herkes yerine tekrar otursun. Sakin olun, bu şekilde konuşamayız.” Avukat bir kez daha uyarısını yapmıştı. Herkes yerine tekrar oturdu. Ama Ayşe Hanım Yiğit’i öldürücü bakışlarıyla hedef tahtası yapmıştı. 

“İkinci bir vasiyet var. Ama bu vasiyet iki yıl sonra bugün açılacak. Vasiyet bir kasada Noter mühürlü olmak şartıyla gizleniyor. Bugün geçerli olan bu vasiyettir. Reddi kabul edilir. Ama bu kimseye yarar sağlamaz. Rahmetli ne düşündü de bu şekilde uygun gördü bilemiyoruz…” Avukatın son sözleri bu oldu. 

Ayşe Hanım ve Hasan bey odadan bağıra çağıra dışarı çıktı. Aslı içine düştüğü durumu hala beyninde evirip çeviriyordu. “Ah ihtiyar giderken taktın bana bir çelme ama ne düşündün de taktın, göreceğiz.” diye içinden geçirdi. 

Avukat çantasından çıkardığı mektubu Aslıya uzattı. “Bu senin kızım, deden sana verilmek üzere bıraktı. Ayrıca ikinci vasiyetin içinde bir mektup daha var. Onu da zamanı gelince alacaksın.” dedi.  

Yiğit, ona bu ihtişamlı hayatı reva gören adamın soy adını taşımaktan gurur duyuyordu. Babasını da çok severdi. Ama o yoktu. Bu günleri Rasim Demirkan’a borçluydu. Vasiyet onun başına taçtı. Ama bunu şuan için hiç kimse ile paylaşma gereği duymadı.

Avukat Ahmet gözlerini Aslı ve Yiğit arasında gezdirdi. Yiğit’e baktı en son. “Rasim benim dostumdu. Onun tek istediği Aslı için en iyisi ve bir Demirkan varisi idi. Bunları avukatınız olarak değil, yıllardır sizin Ahmet amcanız olarak söylüyorum. Kararlarınızı Rasim’in son istediğinin bu olduğunu unutmadan vermelisiniz.” 

Yiğit başını salladı. Şimdi anlamıştı. Rasim Demirkan gider ayak tüm kartları açık bırakmıştı. Ama Aslı’nın onunla evleneceği kesin değildi. Sessizliğini başını olumlu anlamda sallayarak devam ettirip yerine tekrar oturdu.

Aslı yerinden kalkıp mektubu aldı. Boş gözlerle ağzı kapalı mektuba baktı. “Ahmet amca işiniz bittiyse biz biraz Yiğit ile konuşabilir miyiz?” 

Çantasına eşyalarını doldurup yardımcısı ile çıktılar odadan. Kapıyı kapatıp karşısında hiç bir şey olmamış gibi rahat oturan adama baktı. Onu her zaman beğenmişti. Ama şimdi kucağına atlamayacak kadar akıllıydı. Bir kere Yiğit küstahtı, çapkındı. Bakışlarıyla bile kendini ezmeye çalışan adama önce dünyayı dar ederdi. Belki sonra evlenirdi. Şimdi çemberi daraltıp etrafını ölçme vaktiydi. Bakalım Yiğit onunla evlenmek istiyor muydu? Kendisiyle evlenmeyecek olma ihtimali kanını kaynatmıştı. Eline bir fırsat geçmişti ve Yiğit onun olacaktı. Ama Aslı’ca yöntemleriyle… 

Aslı adama doğru yürüdü. “Ne yaptın dedeme de her şeyi sana bıraktı, bir de beni hediye etti?” Üzerine doğru gelen kızı görünce tüm heybetiyle önüne geçti. “Bunu zamanında Rasim babama sormalıydın.” Ellerini yumruk yaparak Yiğit’e vurdu. Yine de içinde olduğu durumdan hoşnut değildi Aslı. Öfkesi an be an kabarıyordu. “Ben evlenmem seninle sen kim, ben kim, Yiğit efendi ?” Genç kızı bileklerinden yakalayıp durdurdu. Yine gayet sakin sesiyle;

“Sahi sen kimsin? Dur ben söyleyeyim. Sen İstanbul sosyetesinin göz bebeği, boş gezenin yol arkadaşı. Yakışıklı erkeklerin kuklası, yatak arkadaşı, bakalım ben seninle evlenecek miyim? Vasiyette bana mecbur bırakılan bir madde yok.” 

Ellerini kurtarabilmek için çırpındıkça bilekleri daha çok sıkılıyordu. Canı yanmaya başlamıştı. “Sen, beni ne ile suçluyorsun, fahişe miyim ben?” Yiğit’in kendi hakkında bu şekilde düşündüğünü bilmiyordu ve tam bu esnada öğrenmek bilenmesi demekti. Dişlerini sıkan Aslı bileklerini kurtarmak için çabaladı. 

Yiğit genç kızın bileklerini kalçasının üzerinde tek eliyle birleştirdi. Diğer elini Aslı’nın saçlarına geçirip çekti. Burun buruna gelen ikilinin öfkeleri gözlerinden dışarı ok gibi fırlayarak birbirlerine değiyordu.

“Sen yıllardır benim yanımdan bile geçmezsin Yiğit Demirkan. İtiraf et! Gözün bende miydi?” Dedemi sen mi ikna ettin?” Saç diplerinde hissettiği acıyı yok saymaya çalıştı. Adamın kıskacına girmişti. Ve canı fena halde yanıyordu. Bu kadar yakın olması ise ayrı bir acıydı. Teni ve kokusu, öfkesiyle baş edemiyordu. 

Yiğit, kadının saçları arasındaki eline baskı verip yüzüne yaklaştırdı. Aslı’nın dudaklarına baktı. Aslı ateşlere atılsa daha az canı yanardı. Nefes bile alamadı. Öpmek için yaklaşan adamı bekleyemezdi. Ona bu fırsatı veremezdi. Bu bir ilkti ve bu şekilde olamazdı. Dudaklarını birbirine bastırıp başını sağa çevirdi. Olabildiği kadarıyla. Hâlâ adamın elleri arasındaydı. Yiğit’in gözleri kısıldı. 

“Sen, gözüme kirlilik yaparsın. Ben artıklarla uğraşamam.” Kızı bir anda bırakıp itti. Gerçekten bu şekilde düşünmüyordu ama Kendini istemeyen bir kadına da yalvaracak değildi ve öfkeye kapılmıştı. Sözleri sadece öfkesinden geliyordu. Kendini zor toparlayan Aslı düşmeden önce sandalyeye tutundu. 

“Sensin artık. Sana bayılmıyorum. Senin sevgililerinden bin çekişli tesbih yapılır. İstanbul’da koynuna girmediğin kadın kaldı mı?” 

Yiğit kahkaha attı.” Beni bu kadar yakın takip ettiğini bilmiyordum.” dedi. 

Ne Yiğit masum du savunabilirdi. Ne Aslı masum du Yiğit’e anlatabilirdi. El değememiş bedeni arzulayan zıt cinsler sadece bencil ve günahkârdı. 

“Çok adisin!” dedi tükürürcesine Aslı. 

“Sen nesin? Kendini beğenmiş, şımarık sosyete kızı.” Kızın burnuna kadar gelerek işaret parmağını Aslı’ya doğru salladı. “Ayrıca gelecekteki kocan ile konuştuğunu unutma!” 

“Sen de bu günü ve sözlerini unutma!” dedi Aslı çenesini havaya kaldırıp. Aslı’ya kısık gözlerle baktıktan sonra tek kelime etmeden odadan çıktı. 

Belki biraz ağlayabilse kendini daha iyi hissedebilirdi. Ama ağlamaktan nefret ediyordu. Kendini ağlarken bulmaya tahammülü yoktu. Kalbine dedesinin acısı çökmüştü. Hayatta yalnız kalmıştı. Annelik yapmayan bir annesi ve babası olarak bildiği fakat hayatında hiç bir işe yaramayan bir adam vardı. 

Yere düşen dedesinden kalan mektubu eline aldı. Yerden kalkıp odanın kapısını kilitledi. Dedesinin koltuğuna geçip oturdu. Kapıyı yumruklayan Zeynep ve Azra’yı duymazdan geldi. 

Mektubu açıp okumaya başladı. 

Gözümün nuru Aslı’ma…

Ben evlat diye seni bildim. Ayşe bana hiç evlatlık yapmadı. O beni, ben onu babanı seçtiği gün kaybettik. Ama sen benim kanımdansın. Sen bana benziyorsun. Ayşe’ye yaptığım ne varsa sana da aynısını yaptım. Ayşe’yi de seni de şımarttım. Sevdim. Ama Ayşe yanlış kişiye aşık oldu. Ve beni yok saydı. Ona da kızamıyorum. Yalnız sen hayatına kimseyi sokmadın beni yanıltmadın. Ne kadar zenginlik seni uçarı bir kız yaptıysa da ben biliyorum ki sen akıllı bir kızsın. Seni çok seviyorum Aslı. Her şeyimi Yiğit’e bıraktığımı duyduğunda “Dedem bana bunu yapmaz!” dediğini de  biliyorum. Seni ben yetiştirdim. Yiğit hayatıma seninle girdi. Ben Yiğit’i senin doğduğun gün tanıdım. Ne kadar yaşarsan yaşa seni Yiğit kadar sevecek ve sahip çıkacak birini bulamayacaksın. Bu ihtiyara güven kızım. Ben sana son iyiliğimi yaparak ayrılıyorum bu hayattan. Yiğit’i sakın reddetme! Ha, olmadı gönlünüz birbirine düşmedi. Mümkündür. Kimsenin gönlüne girip kaderini yazamam. İki yılın sonunda o seni bırakacaktır sen istersen. Yalnız bana Demirkan soy adını taşıyacak bir varis bırakman gerekiyor. Sen kanımdan, Yiğit adımdan beni yaşatın Aslı’m. Ağlıyorsun biliyorum. Ağla kızım. Ardımda beni özleyen biri olduğunu bileyim. Unutma Rasim Demirkan seni çok seviyor Aslı’m. 

Kağıda düşen gözyaşları mürekkebi dağıtıyordu. Gözüne inen yaş perdesi bulanık görmesine neden oluyordu. “Beni bırakıp gitmemeliydin ihtiyar.” diyerek mektubu göğsüne bastırdı. “Gitmeseydin!” 

 

Yiğit kapıyı çekip çıktığında yüzünde gelişen gülümsemeye engel olamamıştı. ‘Aslı…’ diye mırıldandı. ‘Ah Rasim baba, biliyordun…’  deyip başını iki salladı. Yanına koşar adım gelen Zeynep ve Azra ile gülüşü yerine sert ifadesini takınıp boğazını temizledi. 

“Yiğit, Aslı nerede?” diye soran Azra’ya döndü. “İçeride.” deyip hızlı adımlarla evden çıkmak için yanlarından ayrıldı. İki kızda adamın ardından bir kaç saniye boş bakarak kendilerine geldiler ve kapı koluna asıldılar. Açılmayınca kapıyı yumruklamaya başladılar. Ama Aslı beş dakika kadar açmayınca kapı önüne çöküp oturdular. 

“Aslı açsana lan kapıyı.” dedi Azra. 

Zeynep, “Kafam da tel toka da yok Aslı, aç kapıyı.” dedi. 

Kilit döndü ve  Aslı adımını dışarı attı. Yerde oturan kız arkadaşlarına bakıp gülümsedi. Kızlar şaşkın ağızları açık başları havadaki hallerine kıkırdadı. “Kapatın ağızlarınızı çok komiksiniz.” dedi ve yürümeye başladı. Kızlar hızla ayağa kalktılar. Azra Aslı’yı kolundan tutup durdurdu ve kendine çevirdi. “Anlatsana kızım. Annen bağıra çağıra odasına çıktı.” 

Zeynep elleri belinde, “Giderken de yok evlenecek hem de Yiğit ile diye söyleniyordu.” dedi. 

Aslı soluğunu tazeleyip kızlara döndü. “Hazırlanın kızlar… İstanbul’un gözde çapkını, dedemin medarı iftiharı Yiğit ile evleniyorum.” deyip göz kırptı. Arkasını dönerek saçını savurdu. Bir şarkı tutturdu diline. 

“Deliyim, gözü kara deliyim…” 

&