Ağustos 24, 2020

10. İçimdeki Kayıp Şehir

ile payelll

 

 

Yeni güne yeni bir kadın olarak uyandı. Gözleri mutluluğun tatlı ağırlığı ile kendini açmamak için zorluyordu. Bilinmezlikten kurtulan ruhu kuş kadar hafifti. Kalbi, kozadan çıkmaya uğraşan kelebeklerle doluydu. Kıpır kıpır… 

Göğüs kafesinde ileri geri hareket eden parmaklar gülümsemesine neden oldu. Adam kan akışıyla oynuyordu sanki. Kan, bir ileri bir geri akıyordu. Kulağına doğru yaklaşan adamın sıcaklığı ondan önce yansıyordu. “Teninin bu kadar muhteşem olacağını biliyor olsaydım.” Sıcak dudaklar tenine değince ateşler içinde hissetti kendini. “Biliyor olsaydın.” dedi gözlerini açmadan. 

“Seni on sekiz yaşında kandırır, bugün olduğu gibi kadınım ederdim.” Zevkle kasılan bedenini kıpırdattı Aslı. Gözleri hala kapalıydı. “Desene yazık olmuş geçen yedi yıla.” 

Yiğit’in küçük kahkahasıyla açtı gözlerini. Bugün başka bakıyordu sanki. Daha mı sahiplenici, aitlik dolu, daha benimsin. Ve niceleri… Yiğit yeniden doğmuş gibi bakıyordu ve Aslı kocasına adanmaktan asla pişman olmayacağını düşündü. 

“Telafi ederiz.” 

Üzerine çıkan adamı engellemedi. Aksine artık ona doğru akabiliyordu. Ruhundaki cadılar bir kenara çekilmiş gibiydi ki hiç sesleri çıkmıyordu. Yiğit’in amansız bakışları, yüzünü ruhuna katacakmışçasına dolaşırken daha fazla nasıl aşık olunur testine tabii idi Aslı. 

Ona hala onu sevdiğini söylememiş olması Aslı’yı rahatsız etmiyordu. Her haliyle anlatmaya çalışıyordu. Kocası ya onu anlıyordu ya da anın ritminden düşünemiyordu. “Daha önce bana söylemediğin için sana kızmak istiyorum ama nedense yapamıyorum.” dedi Aslı, kendi de en az Yiğit kadar kaçak oynamıştı. O, Aslı da olsa buna gönlü razı gelmemiş üste çıkmaya çalışmamıştı. 

“Ne yaparsan razıyım. Başımıza ne gelecekse de razıyım.” 

Yiğit’in sözleri aklını bulandırmıştı. Ama adamın dokunuşları bulanık suyun daha da bulanarak görünmez haline getirdiğinden aklından çabuk çıkıyordu. “Razı olmak ha öyle mi?” 

“Öyle.” 

Yiğit’in çenesini kavradı. Kadın gücüyle sıktı ve kocasının da izniyle adamın başı havaya kalktı. Gözleri altından izlediği kadın onu büyülüyordu. Hırçınlık sahneleri kanını hızlandırıyordu. 

“Ha bundan önce ha bundan sonra sadece seveceksin.”

Keyifle kalkan kaşını havaya kaşlarıyla sırıttı Yiğit. “Sevmezsem?” dedi Yiğit yalancı ses tonuyla. 

“Kalp ritmini bozar, ameliyata alır masada kalbini sökerim.” 

“Yapar mısın gerçekten?” 

“Yaparım.” 

“Kendi kalbini sökersen nasıl hayatta kalacaksın peki?” Üzerinde uzandığı kadına kendini bastırınca Aslı’nın eli gevşedi ve bendeni ona ihanet ederek havalandı. Gözlerini kapatarak anın geçmesini beklerken kocasının yüzündeki keyiften bir haberdi. “Bende kalp yok. Onu sana verdim.” Çenesindeki eli kavrayıp aradan çıkartırken Aslı’nın buna engel olacak ne vakti ne de istegi olmuştu. 

Aşk tende cana kavuşurken soru işaretleri bir bir ortadan kalkmak için ayaklanmışlardı. Zamanı geldiğinde bir çoğunu yenileriyle değişmek için. 

Neriman Hanım kahvaltı masasının başında yarı uyur yâri uyanık şekilde oturuyordu. Öğlene kadar uyumak kimdi, Neriman kimdi? İlaç ve yolculuk şeklini değiştirmişti azıcık. Yinede uyku hala bir yerlerden onu çağırıyordu sanki. Bir kaç gün kendine gelemeyecek gibiydi. 

“Öğlen namazını kıldıktan sonra az daha uyuyayım ben.” 

Doyumsuz bakışlarıyla karısını inceleyen Yiğit annesine döndü. “Uyuma bence. Akşama kadar idare etsen gece rahat olur sabahta daha iyi kalkarsın.” 

Neriman Hanım için uyku önemliydi şu an. Pek oğlunu takacak gibi değildi. “Karışma işime.” dedi. 

Aslı gülmemek için çaba gösteriyordu ama pek başarılı olamıyordu. Kocası bir Yiğit Demirkan, o bir CEO o iş dünyasının önde gelen isimlerinden biri ama annesinden fırça yiyor…

Tutamadığı kahkahası masayı şenlendirirken Kayınvalidesi de güldü. “Üzüyor mu seni bu kazma?” 

Boğazını temizlerken kocasına kaçamak bakışlar atıyordu. “Yok efendim, üzmüyor.” 

“Anne de bana. Üzerse sen bilirsin işini. Küçükken de yaman bir şeydin sen. Rahmetli Rasim arada getirirdi seni bize. Nazlı ile pek anlaşamazdınız. Sen inattın Nazlı senden de inattı.” 

Ağzı açık kayınvalidesine bakan kadına kocası kahkaha attı bu sefer. “Ne oldu, Aslı?” 

“Sen sus bi,” deyip Neriman Hanıma döndü. “Ee sonra? Ben hatırlamıyorum hiç.” dedi meraklı gözlerle. 

“Çok normal üç dört yaşında falandınız. Nazlı senden iki yaş büyük. Okula başladı sonra sen, kaynadı gitti. Ayşe de pek sevmez bizi sağ olsun. Neyse önemli de değil. Öyle işte.” 

Annem beni de sevmiyor demek istedi ama geri yuttu Aslı. Kayınvalidesine annesini kötüleyecek değildi. “Annem biraz farklıdır evet. Nazlı ne zaman gelecek? Çok merak ettim kendisini.” 

“Onların daha biraz işi var bir ya da iki ayı bulur.” 

“Resimini de mi göstermedin Yiğit?” Neriman Hanım oğluna küs bakıyordu. “Düğüne de izin vermedin.” 

Yiğit gözlerini devirdi. “Anne, pasaportlara önce bakmak aklına gelmiş olsaydı gelirdiniz, değil mi?”

“Beni mi suçluyorsun, iki tane yetişkin çocukla yaşıyorum ve sen benden bekliyorsun. Ben ne anlarım oturma izninden pasaport süresinden.” Yüzü düşen kadına üzüldü Aslı. Hakkıydı oğlu evlenmişti ve o gelememişti. 

Yiğit ayağa kalkıp annesinin yanındaki sandalyeye oturdu. Bir kolunu annesine uzatıp sardı kadını. “Nasip değilmiş, Aras’a sakla içindekileri ne istersen yaparsın.” 

“O evlenecekte bende göreceğim. Sen bile kaç yaşına geldin daha yeni… Onlar daha yirmi yedi yaşındalar. Zaten biri yaşayan enkaz, diğeri çapkınlar kralı.” 

Elini çenesine vermiş kadını masum masum dinleyen Aslı duyduklarıyla suratı bir şaşkınlık bir anlamamazlık şekillerine giriyordu. Anlaşılan bilmediği çok şey vardı. 

“Anne.” dedi birden bire. Farkında olmadan çıkmıştı ağzından. Kadından doğan doğallık sarmıştı bir an da içini. 

Yiğit’in gülüşüyle öpülesi, içine banılası gamzesi kendini belli etmişti. Neriman Hanım da gülümseyen yüzüyle cevap verdi. Gelin annesi olmakta başka bir mutlulukmuş, diye içinden de geçirmişti. “Efendim kızım.” 

“Boş ver sen onları gel ben sana yalıyı gezdireyim. Bir saat sürer zaten. En üst kattan başlayalım. Alt bodrumla beş kat burası.” 

“Olur, kızım.” 

Aşkın taze yaprakları dallarında meltem rüzgarıyla savrulurken birbirlerine teslim oldukları ana kadar yaşadıklarının ne zor olduğunu ikisi de kabul ediyor ama dile getirirken zorlanıyorlardı. En çokta Aslı… 

Yiğit her geçen gün kendini daha iyi ifade ederken Aslı tıkanıp kalıyordu. Biraz daha ileri gidebilse daha çok sevileceğini ve seveceğini biliyordu ama içindeki inatçı cadı buna izin vermiyordu. Diyemiyordu; Yiğit ben seni, bildim bileli seviyorum! 

Nöbete kaldığı gecelerde onu deli gibi özlüyordu. Sabah erkenden geldiği sabahlarda uyuyan adamın dağınık saçlarını, mahmur halini izlerken içinde her an artan aşkla iç geçiriyordu. Bazen saatler boyunca tüm gece ve gündüz göremiyor olduğunda deliye dönüyordu ve Zeynep onun bu haliyle çok eğleniyordu. 

Bazı geceler sürpriz yaparak gelen kocasını gördüğünde etrafında kim var yok takmıyor koşarak sarılıyordu. Hastanede kiminin imrenerek, kiminin de kıskanç bakışlarıyla izlediği sahneleri Aslı’nın gözü görmüyordu. Gördüğü sadece kalbinin yarısıydı. Aşkın bu yönüyle yeni tanışıyordu. 

Yiğit, Aslı’nın annesiyle olan bağının her geçen gün daha da sıkılaşmış olmasına hem şaşırıyor hem de aşırı mutlu oluyordu. Annesi mütevazı biriydi ve Aslı onun tam tersiydi. Ortak nokta bulmuş olmaları her üçü açısından da muhteşemdi. 

Kötü bir kayınvalide kimsenin tercihi değildi ki Aslı’nın hiç değildi. Karısını tanıyordu ve müsamaha göstereceği ve göstermeyeceği şeyleri biliyordu. Ne annesinden ne de eşinden olmayı hiç bir erkeğin istemediği gibi Yiğit’te bunu istemiyordu. 

“Gel kızım, sana bugün birini anlatacağım.” Yanı başını oturması için yer gösteren Neriman Hanımı kırmayıp oturduğu yerden kalkarak karşısındaki koltuğa geçip ayaklarını da altına topladı. “Kim?” 

“Amerika’dan biri. Ahiretliğim oldu o benim. Oralarda bana yoldaş oldu.” Kadının gözlerinin dolmasına anlam veremedi Aslı ama soru da sormak istemedi. 

“Sana onun hikayesini anlatacağım; Adı gibi gül pembe dudakları vardı. Kaderi… Kurumuş güller gibiydi ama. Ölmeye mahkumuz ya hepimiz, o hiç yaşamdı aslında. Genç bir kız iken köyüne gelen bir adama kaptırmış gönlünü. Ama öyle böyle değil, kara sevda dediklerinden. Hani şu olmazsam ölürüm dedirtenden. Adam köyünde arazi bakmaya gelmiş. Kızı görünce vurulmuş. Kız da ona sevdanlamış. Adam gitmiş bir süre sonra Gül çok ağlamış, aralarında konuşulmuş adı konulmuş bir şey de yokmuş hani. Günlerce gecelerce atlamış genç kız. Elinden ne gelir, bir adını bilirmiş bir de bıraktığı yeşil bakışları. Rüyalarında yaşatmış bir süre. Eli böğründe kalmış sevdanın. Karadenizli kız. Bir gün çıkmış çay bahçelerine, içindeki sıkıntıyı atmak için. Sonra; kendine dönen yeşil gözleri görmüş. Derdi ki; gördüm ya yeniden doğdum sanki. O bana baktı ben ona. Kaç dakika geldi geçti bilemedim. Ne ben düşündüm ne o düşündü. Ben ona koştum o bana. Ne önü vardı ne arkası. Onsuz bir dünya yoktu benim için artık. Ne kim olduğunu sordum ne nereden geldiğini. Kör sağır gibiydim. Sevmiştim. Ama nasıl sevmiştim tarifi yoktu. Nefes gibi, hava gibi, su gibi yaşamak için ne varsa hepsi oydu sanki. O yoksa ölüyordum, derdi.” 

İçi kıpır kıpır olan Aslı gözlerini iyice açtı. “Sonra ne oldu Anne?” 

“Sonra… Gönül, konmuş bir kere laf dinlemez göz görmez, kulak duymaz. Zanneder ki dünya yıkılsa ben sağ çıkarım, sevdalıyım ya. Gözünü karatmış en sonunda. Ailesi kızı vermemiş. Evin en küçük kızıymış. Bir sürü ablaları varmış daha önünde. Bir abisi varmış sadece. Onu anlatırken ne çok ağlardı. Ablalarını çok özlerdi ama en çok Abisini özlerdi.” Gözleri dolan kadının hiç susmamasını istedi birden. Hep anlatsın, o da o aşkı dinleyerek yaşayayım, istedi. 

“Her neyse… Bugünlük bu kadar yeter.” Ayaklanan kadına şok gözlerle baktı. “Ama  Anne!” 

“Namazım geçiyor Aslı. Daha sonra devam ederiz.” 

“Peki.” demekten başka bir şey gelmedi elinden. İkisi de ayağa kalktığında Yiğit’in bir süredir kapı pervazına yaslanmış kendinlerini izlediğini gördüler. Neriman Hanım ‘hoş geldin oğlum’ dedikten sonra kendi üzerindeki bakışları yok sayarak çıktı salondan. 

“Hoş geldin direğim.” Kocasına yaklaşıp sarılmadan önce yanağına sesli bir öpücük bıraktı Aslı. 

“Direk?” dedi Yiğit kaşlarını çatarak. Annesinin masalında takılı kalmıştı Yiğit. Aklını kadına verememişti. 

“Evimin direği, fore kazık mı deseydim acaba?” 

“Nelerde biliyor Allah’ım.” Dudaklarına uzanıp kendi payını aldı kadından. 

“A aşk olsun bilmez miyim hiç.” 

“Bilirsin Aslı, sen kesin bilirsin…” 

“Eyvallah.” 

Birlikte koltuğa oturdular. Mevsim bahara dönmüştü artık. Dört ay olmuştu evleneli. İlk iki ay çetin geçmişti ama sonraki iki ay daha çok aşkla geçmişti. “Dışarı çıkalım mı bu gece?” 

“Nereye gideceğiz?” 

“Sen nereye istersen. Uzun zamandır çıkmadık.” 

“Balık ekm…” diyecek olan kadını susturdu. 

“Yiyelim.” dedi gülerek. “Balık ekmek delisi kadınım. 

“Yemeyelim diyecektim.” 

Şaşıran adamın kaşlarını eliyle indirdi Aslı. “Benim canım köfte ekmek çekiyor bir kaç gündür. Kokusu geliyor sanki burnuma. Yiyeyim dedim sarmadı tek başına. Almadan döndüm. Birlikte yiyelim mi?” Çocukça bir sevinçle ellerini birleştirdi Aslı. 

“Aslı ben seni yemek istiyorum. Yemin ederim gençleşiyorum senin yanında.” Kolunu kadının boynuna dolayıp göğsüne çekti. “Yaşlı değilsin Yiğit, abartma.” 

“Test ettim diyorsun.” Hınzır bakışlarıyla kendine dikilen yeşil taneleri izledi. 

“Ettim. Geçen bir soru da takılı kaldın ama.” Aslı iç yanağını ısırıp kocasının değişen yüzünü izledi. “Hangisiymiş o. Kağıt üzerinde mi, optikte mi kayma yaptım?” 

Var gücüyle kahkaha attı Aslı. “Optikte…” 

Bedenini karısına döndürdü. “E… kaçıncı soruydu? Bak şimdi olmadı bu. Birinde yanlış yapınca aşağısı tamamen yanlış oluyordu, degil mi? Kaç yıl oldu karıcım unuttum ben.” 

“Sadece şaka yapmaya çalışıyordum ama sen işi nerelere getirdin.” Dizleri üzerinde kocasına sokuldu. Burnunu Yiğit’in burnuna sürttü. “Her genç kızın rüyası dikiş makinası değil be hayatım. Bence herkes bir Yiğit bekliyor. Ama o benim.” Adamın gülümseyen nefesiyle içi geçecekken nerede olduklarını hatırladı Aslı. Öpmekten vazgeçti. 

“Sadece senin.” diyen Yiğit Kadında olmayan cesaretle esir aldı dudaklarını. Annesinin onları görecek ihtimaliyle çırpınan kadını bırakıp ayağa kalktı. “Hadi gidelim. Baldızlarımı da özledim, onlarda gelsin. Fırat’a gidelim.” 

Dudağında tadı kalmıştı. Odasına gitmek ve oradan hiç çıkmamak vardı Aslı için. “Yorgun muyum neyim bilemedim ki.” Eliyle bluzunuzun yakasını havalandırdı Aslı. Adamın önünden ateşler eden bakışlarıyla geçti. “Dinlendireceğim ben seni, söz.” deyip hızlı yürüyen kadının peşinden gitti. 

Saatin aşkla tık takları birbirini kovalarken zamanın farkına varmak onların işine yaramıyordu. Her ikisi de yaşamaya yeni başlamışçasına renkleri keşfederken hayatın daha güzel daha çekilesi olduğunu düşünüyorlardı. 

Kayınvalidesine her geçen gün daha çok alışıyordu. Öyle ki anne demek bile zevk veriyordu Aslı’ya. Gerçek bir annenin ne olduğunu fark ettiğinde kendi de anne olmak için heyecan duyuyordu. 

Eve döndüğünde annesini tek başına otururken bulan Yiğit’te yamacına ilişti.  “Nasılsın anacım?” 

“Şükür oğlum.” dedi Neriman Hanım çekmekte olduğu tesbihini yarıda keserek. 

“Aslı gelmedi mi?” 

“Yok, henüz gelmedi.” dediğinde zil sesiyle güldü Neriman Hanım, “geldi.” 

Aslı salona adım atıp, sevinçle çığlık attığında Yiğit ve annesi gözleri büyüyerek izledi Aslı’yı. 

“Aslı!” Yiğit korksa mıydı ne yapsaydı bilemedi bir an. “Ne oldu?” Ayağa kalkıp karısına yaklaştı. 

Gözlerinin yeşili bir ton açılmış parıldıyordu resmen kadının. “Ne oldu bak anlatayım; Şu bizim dulkaragil varya.”

“O kim?” diye sordu Neriman Hanım. 

“O bir cani annecim. O benim korkulu rüyam. O, tüm asistanların kabusu. O bir hoca adı altında kan emici ve ezici bir kadın.” 

Neriman Hanım bir şey anlamadığını belli eden bakışlarını oğluna çevirdi. “Kimmiş kimmiş?” 

“Hocası anne,” diye açıklama yapan Yiğit karısına döndü. “Ee ne olmuş ona?” 

Aslı heyecanla ellerini havada salladı. “Bugün hastane de çok önemli bir kornea nakli vardı. Günlerdir asistan olarak kimin gireceği tartışılıp duruyordu. Bende kenardan kendinin ciğere baktığı gibi bakıyordum. Kıdemli asistanlar varken ben neciydim ki. Millet birbirini eziyordu tabii son sözü dulkaragil söyledi ve beni seçti. Doktorluk öyle kitaplarla tekniklerle degil insana değer vermekle başlar, diye konuşamasının ardından beni aldı, beni…” 

Bir çığlık daha atarak koltuğun tepesine zıpladı. “İnanamıyorum Yiğit. Bugün o ameliyata girdim. Ve benden memnun kaldı. ‘Başarılar dilerim doktor Aslı, dedi bana.” 

 Yiğit, başını yana yatırıp gülümseyerek izledi. Ne deli kadını vardı böyle. Ne ilginç sevinçleri vardı. Milyon dolarlara sahipti. Harcamaya ömrü yetmeyecek kadar parası vardı ama o kornea nakline girdiği için delirmişti. Her yönüyle  bambaşka biriydi Aslı. “İn aşağı düşeceksin şimdi.” 

Neriman hanımda güldü onun bu haline. “Yiğit, beni bu gece dışarı çıkarır mısın?” Sevimli sevimli baktı kocasına. “Kutlayalım bunu, ha kocacım.” 

Başını sağa sola sallayıp güldü Yiğit. “Tabiki, sen nereye istersen ama oradan aşağı in önce.”

Aklından geçen zıplayarak inip Yiğit’e sarılmaktı. İçinden gelmişti. Ona yalnızlıgını unutturan adama. Güven veren kollarda mutluluğunu paylaşmaktı. Ani düşüncesiyle kendini aşağı bıraktı. Daha yere ayakları değer değmez karnında şiddetli bir sancı hissetmesiyle iki büklüm yere kapandı.

Dudaklarını ısırdı bağırmamak için. Elini karnına götürdü. Derisinin altında içini parçalayan bir acıydı. Düşüşünü gören kocası ve kayınvalidesi iki adımda yanına varıp diz çöktüler. 

Neriman hanım, “Aslı” diye bağırmıştı. Yiğit yanına çöker çökmez onu kaldırmak istedi. “Aslı, iyi misin?” Aklı başından gitmişti.

Aslı kalkmak istese de bir türlü kımıldayamıyordu. Başını sağa sola salladı. “Bilmiyorum.” diyebildi. Kaşlarını çatmıştı. Acısının etkisiyle gözlerini yumdu.

“Hadi hastaneye gidiyoruz.” Yiğit, Aslı”yı kaldırmak istedi. Aslı engel olmak adına, “Hayır, geçer belki gitmeyelim.” En güzel gününü hastanede geçirmek istemiyordu. Muayyen günlerinden etkisi olabileceğini düşündü. Bugün onun için çok önemliydi. 

Neriman hanım gelininin üzerinde gezdirdi bakışlarını, tecrübeli bir anne ve akıllı bir kadındı. 

Yiğit “Ah kadın ah, hadi gidiyoruz anne içeri haber ve…. ” Annesi böldü lafını tamamlamasına izin vermedi. Ayaga kalkıp oğluna, “Yiğit çabuk arabaya, çabuk hamile düşük yapıyor.” dedi acelece.  Yiğit önce annesine inanmaz gözlerle baktı. Hamile lafı kulaklarına uğultu gibi yayılan Aslı cevap vermek için ağzını bile açamıyordu. Beyni Aslı’ya düşük kelimesini çarpa çarpa idrak ettiriyordu. Kendi de bedeninin alt tarafında ince sıvının varlığını hissetmeye başlamış ve korkusu ikiye katlanmıştı. 

İkinci kez ortalığı inleten acı sesiyle Yiğit’in kalbini yerinden söktü. Karısını kucakladıgı gibi koşarak arabanın arkasına bindirdi. Annesi de binince gaza bastı.

Aslı’nın acısı o kadar keskindiki vücudunun parçalara ayrılacağını bir daha bütünleşmeyecegine kanaat getirtiyordu. “Dayan kızım, dayan!” diyen annesine başını olumsuz anlamda salladı.”Dayanamıyorum!” Canının daha önce bu kadar yandığı elbette olmamıştı. Neye nasıl dayanacağını bilmiyordu. Acı, keskindi. Yakıyordu, yıkıyordu bedenindeki organları. 

Yiğit, “Zeynep, Zeynep’i arayalım?” deyip telefonu, elleri titreye titreye aldı. Bir gözü yolda bir gözü telefonda tuşa basıp koltuga fırlattı telefonu. Arabanın hoparlörlerinden yayılan Zeynep’in cıvıl cıvıl sesi Aslı’nın acı sesiyle durdu. 

“Yiğit ne oluyor?” Bir çığlık hemde en yakın dostunun sesi… Zeynep olduğu yerde irkilmişti. 

“Zeynep, Aslı,” söylemeye dili varmıyordu ki. Ama söylemek zorundaydı. “Bilemiyoruz, annem düşük yaptığını söyledi. Karında şiddetli sancı var.” 

Zeynep, Yiğit’in sözünü bitirmesine izin vermedi. “Hemen çıkıyorum. Hocamın nöbeti vardı bu gece, arıyorum o size yardımcı olur.” Aslı’ya hitaben, “Sıkı tut kız valla kısır bırakırım seni.” diye bağırdı Zeynep hee zamanki gibi acıdan kahkaha çıkarmaya uğraşıyordu. 

O kadar acının arasında laf yetiştirmek bu kızlara has bir olaydı. Yiğit buna bugün emin oldu. Aslı acıyla kısılan sesiyle, “Çelik telle mi bağlayayım urgan mı istersin?” diye bağırdı zor çıkan sesiyle.

“Kes! Geliyorum, dayan bebeğim.” Zeynep Aslı’ya laf yetiştirirken arabası çoktan yola çıkmıştı bile. 

Aslı bağırmamak için kayınvalidesinin bacağına koyduğu elini her sancı girmesiyle daha çok sıkıyordu. Yiğit kornaya basa basa hızla sürüyordu.  

Nihayetinde geldikleri hastane kapısında Zeynep’in hocası karşılaşmıştı onları. Aslı’yı sedyeye yatırıp acil müdahale odasına götürdüler. Yiğit ve annesi de peşlerinden. Taki içeri giremezsiniz, diyen hemşire onları durdurana kadar.

Neriman hanım oğlunun koluna dokundu. “Allah büyüktür oğlum.” dedi. Korkunun içinde bu kadar büyük bir yer kaplayacagını tahmin bile etmezdi Yiğit. Aslı’yı acılar içinde kıvranırken görmek Yiğit’in de canının yanmasına neden olmuştu. Aslı’ya bu kadar alıştığını bu kadar değer verdiğini yeni yeni anlıyordu. Aslı başkaydı. Bambaşkaydı. Bilmediği vadide yolunu bulmak gibiydi, Aslı ile beraber olmak.

“Anne çok acı çekiyordu, normal mi?” 

“Anne olmak kolay mı sanıyorsun oğul? Dur bakalım doktor çıksın.” Gözü oğlunun koluna kaydı. Beyaz gömleği kan olmuştu. Kadının yüreği cız etti. “Kolun.” dedi oğluna. Gömleğindeki lekeyi yeni fark eden Yiğit’in acısı iki misline çıktı. Aslı’nın kanı onun üzerindeydi. Onu kucağına aldığında olmuş olmalıydı. 

Koşarak gelen Zeynep gömleğini üzerine geçirmek için savaş veriyordu. Nefes nefese durdu. “Ne oldu çabuk anlatın içeri gireceğim?” 

Yiğit başını sağa sola salladı. Yeşil gözleri acıyla baktı. “Koltuğun üzerinden atladı. Bilmiyor muydu Zeynep?” 

Başını olumsuz anlamda salladı. “Bilse içinde tutamazdı. Sende biliyorsun. Neyse ben giriyorum.” Kapıyı açıp girdiği gibi kapatması da bir oldu. 

On dakika sonunda Zeynep çıkıp, “İçeri girebilirsiniz.” dediğinde Yiğit daha o sözünü bitirmeden odaya girdi.

Doktor Hamdi bey telaşlı baba adayına gülümseyerek baktı. “Buyrun Yiğit bey, sizinde görmeniz ve duymanız gereken şeyler var.” dediğinde, zaten gergin olan Yiğit’in kaşları çatıldı. Hemen karısının yanına gidip elini tuttu. “İyi misin?” Aslı’nın ağrıları biraz olsun hafiflemişti. Ağrılar geçtikçe bedeninin yorulduğunu hissetmeye başladı. 

“Yiğit, vallahi bilmiyordum, yoksa  çıkar mıydım?” Kendisini çok suçlu hissediyordu. Hem kendini hem içindeki canlıyı tahliye atmıştı. Birde herkesi telaşlandırmıştı. Egilip alnından öptü karısını Yiğit. ” Biliyorum Aslı yorma kendini.”

Doktorun eli ileri geri hareket ettirdiği ultrason cihazında gözleri monitör de sesizce inceliyordu. 

Neriman hanım, Aslı ve Yigit Doktorun iki dudağı arasından çıkacak söze odaklanmış bekliyorlardı. Zeynep hocasının yanında aynı onun gibi gözünü bile kırpmadan bakıyordu ekrana. 

Bir anda gözleri büyüdü Zeynep’in ağzı açıldı. Gözlerini bir kaç kez kırptı. “Hocam ben yanlış mı görüyorum?” 

Bıyık altından güldü Doktor Hamdi. ” Geleceğin  çok parlak doktor Zeynep. Oysa çok küçükler her doktor anlamayamazdı.” Gururlanacaktı da şaşkınlıktan dili tutulmuştu Zeynep’in.

Neriman hanımdan küçük kıkırtılar yükselirken Aslı ve Yiğit’ten aynı anda çıktı ses. “Küçükler mi?” 

“Evet ikiz, henüz çok küçükler. Keseler ayrı yani çift yumurta ikizleri.” Elinin altında bastığı bir kaç tuşa bakıp ekrana döndü Hamdi Bey. “7 haftalık aslında böyle bir düşük sorunu ile gelmezdiniz yaramaz annemiz hoplayıp zıplamasaydı.” 

Doktor, hiç soru sormayan Aslı ve Yigit”e baktı. Şaşkın gözlerle izliyorlardı Hamdi Beyi. “Ailende ikiz var mıydı, Aslı.” Yiğit hala şoktaydı. Ama Neriman Hanım oğluna göz ucuyla bakmaktan kendini alamadı. 

“Yok hocam, yani benim bildiğim yok.” dedi Aslı. 

“Benim ikiz çocuklarım var, Doktor bey.” Neriman Hanıma döndü Hamdi Bey. “Tıpta ikiz gebelikler anneden geçer. Ama hiç bir şey olacağa engel olamaz tabii ki.” diye kısa açıklama yapan Hamdi Bey yerinden kalktı. 

“Zeynep, ilaçlarını yaz!” 

Hocasının sözünü ikiletmedi Zeynep. “Hemen hocam.” Aslı’ya döndü Doktor Hamdi. “Doktor Aslı, şu andan itibaren yüksek yerlere çıkmak yok. Atlamak hiç yok. İlk yirmi hafta çok önemli. Düşük tehlikesi bir kez olunca ihtimal hep olur. Çalışmanı önermiyorum. İlk yirmi hafta tabi, sonrasında zaten ikiz olduğu için zorlanacaksın. İstirahat şart, kendine dikkat etmelisin.” Zeynep’e de bir kaç şey söyledikten sonra çıktı Hamdi Bey. 

Zeynep reçeteyi yazarak Yiğit’e uzattı. “Al bakalım şanslı adam.” Yiğit ilk defa gülümsedi. Gerçekten şanslıydı. Aslı aşkı bir iken birden üçe çıkmıştı. 

“Cidden çok şanslıyım. Cinsiyetileri ne zaman belli olur?” 

“Var daha hele bir dört aylık olsun anca o zaman.” 

“Allah muhabbetinizi artırsın. Ben iyiyim böyle siz devam edin.” Aslı yattığı yerden kalkamıyordu. Geçirdiği şokun etkisi yeni geçiyordu üzerinden. En yakın arkadaşı ve kocası da bebek cinsiyetine kadar varmışlardı. 

Zeynep, Aslı’nın yanına gidip onu yavaşça kaldırıp sarıldı.”Bebeğim ya çok sevindik ondan oldu. Teyze oluyorum kızım.” Yiğit’te karısının yanına oturdu. Kolunu Aslı’nın omzuna bıraktı. Alın kenarına bir öpücük kondurdu. “Teşekkür ederim.”

“Ne demek kocacım. Bak sen istedin bir, Allah verdi iki.” Acı bir gülümseme oldu Aslı’nın yüzünde. “Dedem de bir varis istemişti, şimdi oldu iki.” 

“Varis falan yok Aslı, onlar bizim çocuklarımız.” Haklıydı, bu işin başında vasiyet gibi görünsede işin aslı farklıydı. 

Neriman hanım gelininin yanına geldi. “Zeynep kızım artık gidebilir miyiz? Yoruldu kızım.” diye sordu. 

“Gidebilirsiniz. Ama en az bir hafta yataktan kalkmak yok. Kısa yürüşler olur evin içinde sadece.” Aslı’ya döndü. “Anlaştık mı Aslı? Ben her gün uğrarım yanına.” Aslı üzerindeki örtüyü görünce “Anlaştık sayılır da üzerimi geliştirmem lazım. Bu şekilde gidemem.” dedi kan lekeleriyle dolu kıyafetini görmüştü. 

“Benim yedek kıyafetlerim var odamda hemen dönerim.” Odadan şimşek hızıyla çıktı. Birkaç dakikada da geri döndü Zeynep. Üzerini değiştirip evine döndü Aslı. İçinde iki canlı taşımanın karmaşık sevinciyle. 

*

Ilık bir duş aldı. En yavaş biçimde giyindi. Neriman annesinin, “Yardım edeyim kızım.”

Teklifini utandığı için geri çevirdi. Yatağına inleyerek uzandı. Bugün nasıl başlamıştı. Nasıl bitmişti. Aklı almıyordu. İçinde iki tane canlı vardı. Nasıl taşıyacaktı? Ve kalan yedi ay nasıl geçecekti?

Kapının açılmasıyla kayınvalidesi ve Yigit içeri girdiler. Yiğit’in elinde bir yemek tepsisi vardı. Neriman Hanım, oturmasına yardım etti. Yiğit’te tepsiyi Aslı’nın önüne bıraktı.

Biri bir yanına diğeri bir yanına oturdu. “Yemelisin, ilaçlarını alacaksın.” İlgiyle bakan ve konuşan adama baktı sevgiyle. Neriman Hanımın gülümseyen sesine döndü. “Ben aslında Aras’ın başına gelir diye düşünürdüm. Yiğit hiç aklıma gelmemişti.” dedi Neriman Hanım. 

“Zor mu ikiz bakmak? Yada dünyaya getirmek.” Anlayışla baktı Aslı’ya bunları düşünmesi çok normaldi. “Bizim için zordu. Kimsemiz yoktu. Rahmetli eşim birde Yiğit’le zaten kıt kanaat geçiniyorduk. Yıllarca çocuğumuz olamamıştı, Yiğit”ten başka. Hatta ikiz olduğunu ben doğurduğum gün öğrendik. “Aslı çok şaşırmıştı. “Nasıl yani hiç doktora gitmediniz mi?” O günler aklına gelince yüzüne bir hüzün çöktü Neriman Hanımın. “Yok kızım ne doktoru? Karnım büyüktü ama anlamamıştım. Hamileligim çok kolay geçmişti. Allah yüzümüze bakmış anlaşılan.”

Aslı, Yiğit hakkında hiç bir şey bilmediğini şu an anladı. Nereden geldiğini, nasıl bir çocukluk yaşadığını bilmiyordu. İçin için kendine kızdı. Daha önce konuşmuşlardı ama derin detaya inmemişlerdi hiç. Oysa Yiğit kedisinin her şeyini biliyordu. Hemde fazlasıyla.

“Anladım.” Uzanıp elini tuttu annesinin Aslı. “Beni yanlız bırakma! Ben hiç birşey bilmiyorum.” Yiğit annesi ve karısı arasındaki muhabbeti bölmek istememişti. Ama burda girme gereği duydu. “Çok haklı, kendisi hala bir çocuk.” Aslı kaşını kaldırıp baktı kocasına, bakışlarından mesaj alan Yiğit başını çevirdi. 

“Çocuk muhabbettir anne babaya Allah sizin yuvanızı taçlandırıyor. Bunun kıymetini bilin.” 

Yemeğini yedikten sonra saatin geç olduğunu gördü. Neriman hanım da odasına çekilmişti. Yiğit telefon konuşması için odadan çıkalı yarım saat olmuştu. Hala dönmemişti. 

Aslı uykunun en masum köşesine çekildiğini üzerine inen rahatlıktan olduğunu anladı. Elini yeni tanıştığı yere yani karına, teninin altındaki canlıların üzerine koydu. İçinde hiç bilmediği bir kıpırtı vardı. Anne olmak nasıl bir duyguydu? Tamamını bilmiyordu. Yinede içinde ki canlıların ona mesajı şuydu “Hisset bizi…” Dudağının kenarında gülümseme oluştu. “Hissediyorum.” diye mırıldandı. Uyku uyanık arası bir sallantıdaydı. 

Kokusunu aldığı sıcaklık onu kollarına sarıyordu. Usulca pamuğa dokunur gibi elini kendi elinin üzerine koydu. Saçlarından öptü. Kokusunu ciğerlerine doldurdu.

“Korktum! Hayatımda ilk defa korktum.” dedi Yiğit. Gözleri hala kapalıydı ama Yiğit’in dokunuşuyla uykusu dagılmıştı. Aslı kocasının dokunuşuyla her zaman dağılıyordu.

“Üzgünüm bilemezdim. Vicdan azabım geçmezdi bir şey olsaydı. Sen baba olmayı her zaman çok istedin.” 

Yiğit ona biraz daha sokuldu. “Bir şey olsaydı başka çocuklarımız da olurdu. Ben baba olmayı seninle düşledim. Annesi sen olmayınca anlamı olmaz Aslı’m.” 

Aslı’nın yüreğine cemre düşmüştü. Havadan, sudan, topraktan. Bahar gelmiş çiçekler açmış gibiydi. Bu adam iki cümlesiyle nasıl yapıyordu bunu? Bilmiyordu. Yalnız çok başarılıydı.

“Bana Aslı’m demen…” 

Yiğit karısının kollarını okşadı. Derin nefes aldı. “Bana sorsalar ki Yiğit Demirkan aslın nedir? Aslım, Aslı’m dır derim.” 

Sırtı dönük olduğu için Aslı’nın kaşlarını çattıgını göremiyordu Yiğit. “O ne demek?” 

Üzerindeki örtüyü biraz daha yukarı çekti Yiğit. Karısını sıkaca sarıldı. 

“Kendimi sende buluyorum demek. İçimdeki kayıp şehrin yollarını bir tek sen biliyorsun demek Aslı’m.”

….