Ağustos 24, 2020

12. Seni Özledim

ile payelll

 

 

Tam onbeş gündür evin içinde oradan  oraya, şuradan buraya, bu köşeden diğer köşeye dolaşıp durdu Aslı. Çalışmaya alışkın biri olarak ev kadını tiplemesi çok sıkıcı geliyordu Aslı’ya. Neriman hanım sürekli peşinde dolanıyor ne yapsa engel oluyordu. Ne vardı ki yani hamakta uzansa yaz gelmiş güneş tepesinde dans ediyor. 

“Ya hamak ters dönerse.” diyen kayınvalidesine gözlerini devirdi.

“Anne neden ters dönsün?” 

“Ya kızım bilemedim şimdi ama ya dönerse?”

“Anne sen oğlunu da geçtin. Oda yatağın kenarlarına yastık diziyor. Ya düşersemmiş te miş miş. Sanki bebeğim ben.” İki elini beline koyan Aslı bakışlarıyla kayınvalidesini, sözleriyle kocasını kınar bakışlar atmıştı. “Cık cık cık”

“Aslı bari oturda çemkir karnın kasılmasın.” 

Ellerini saçlarına soktu Aslı. ‘Geçmez bu otuz üç hafta yedi ay geçmez.’ diye içinden geçirdi. Ellerini havaya kaldırdı. “Tamam pes ediyorum. Bari deniz doğru uzansam şezlongun üzerinde kıçıma tahta batar mı?” 

Neriman hanım yüksek sesle kahakaha attı. “Deli kız git uzan.” 

“Allah razı olsun.” Arka tarafa doğru ilerledi. Arkasından, “Yavaş yürü kızım yavaş!” diye bağıran Neriman hanımı duyduğunda denize balıklama atlayacaktı neredeyse. ‘İlgi tamam alaka tamam da bunlar kaçırmış mı? Tövbe tövbe.” 

Bebeklerini düşünmese bu sinirle maraton da birinci bile çıkabilirdi. Başındaki güneş gözlüğünü gözüne taktı. Üzerine giydiği krem kapri ve ince bir bluzla ne kadar güneş görebilirdi ki. Şimdi mayo giyeceğim dese kıyameti koparırdı kayınvalidesi “Üsür bebekler…” diye, hemde Neriman hanım kapalı giyiniyordu. Utanıyordu Aslı onun yanında.

Yan yana kurulu ahşap şezlongların üzerinde kalın minderler vardı. Ortadakini seçip yavaşça uzandı. “Oh be dünya varmış. Yediler başımı ana oğul saplantılı bunlar anacım.” Başını çevirip eve doğru baktı gülümsedi. Geniş cam kapıdan kendini gözetliyordu kayınvalidesi. “Valla itiraf et Aslı çok hoşuna gidiyor kızım.” Kendi kendine mırıldanıp önüne döndü.

Elini çocuklarının üzerine koydu. Yüzüne tatlı bir tebessüm yayıldı. Kimse tam değildi. Hep bir eksik olurdu. Yinede çok mutlu ve huzurlu hissediyordu. Gözlerini kapatıp güneşin tenini okşamasına izin verdi.

Hepi topu beş dakika sonra arkasında hissettiği sese arkasını döndü. Zeynep ve Azra çantalarını yere fırlatmıştı. Kalkmasına izin vermeden, Zeynep sağındaki Azra solundaki şezlonga uzandı. Kaşlarını çatmış kızları izliyordu. Başını bir sağa bir sola çevirdi.

“Hayırdır ne oldu? Bu suratlar ne?” İki kız da kollarını göğsünde bağlamış gök yüzüne çevirmişlerdi bakışlarını.

Azra, “Koray’ı terk ettim.” dedi. Zeynep’e döndü Aslı. “Sana ne oldu peki?” Zeynep ellerini saçına daldırdı. “Ah düşündükçe çıldırıyorum. Terk edildim. Ben hastanenin afeti en güzel kızı terk edildim. Aslı öleceğim kahrımdan.” Aslı parmağını dudağına koyup,” Hmm sen neden terk ettin Azra?” 

“Sence? Herifin tek derdi.” Zeynep tamamladı Azra’nın sözünü “Uçkuru, uçkuruna neşter attığım hayvanlar.” Azra da Zeynep’e destek verip “Onun dediğinden Aslı.” dedi. 

“E iyi madem gelsin sıradakiler…” Azra çıkıştı Aslı’ya, “Aptal aptal konuşmasana sanki kapımızda kuyruk var.”

“Değil mi seç beğen al kara gözlüsü var kenafir gözlüsü var. Seç kız Azra hangisini istersen.” Zeynep çıldırmak üzereydi. 

Aslı kahakaha atmamak için dudaklarını ısırdı.

“Tamam ya, yatın zıbarın.” Bir kaç dakika sesizce uzandılar. Haziran güneşinden daha sıcak olan Yiğit’in eli Aslı’nın karnında geziniyordu. Gülümseyerek gözlerini açtı. Bu dokunuşu unutması mümkün bile değildi. Tüm hücrelerini ayaga kaldıran tek insandı Yiğit.

Gözlüğünü başına kaldırdı. Alnının kenarından öptü karısını Yiğit. Gülümsedi, hemde gözlerinin en derinlere kadar gülümsedi. Ne çok seviyordu bu kadını. Hele çocuklarının annesi sıfatı ona nasıl hava katmış, ona baktıkça dünyası aydınlanıyordu Yiğit’in. 

“Hayırdır erken geldin.” Karnının üzerinde gezinen elin üzerine bıraktı elini. 

Başlarını çevirip bakan Azra ve Zeynep Yiğit’in geldiğini görselerde oralı bile olmadılar. 

“Seni özledim.” Kızlara göz attı Yiğit. “Ne olmuş bunlara?”

Aslı başını sağa çevirip, “Bu şutlanmış.” Sola çevirip, Zeynep’i işaret etti. “Bu da şutlamış.” Karısının o tatlı dudakları bir sağa bir sola hareket etmesi birde o değişik lafları…  Yiğit’te onu öpme isteği uyandırdı. Zaten oldukça yakın duran karısının dudaklarından masum bir öpücük çaldı.

Azra, “Gidin odanızda oynaşın.”  deyince Zeynep’te, “Oha ya acımız var. Bir gidin batın.” diye çıkıştı. Yiğit onlara gülerek baktı. Beklemediği öpücük Aslı’nın ayaklarını yerden kesmişti. Ama çabuk toparlandı. Yiğit kulağına doğru egilip fısıldadı. “Bence Azra’yı Murat’a yapalım artık.” 

Aslı başını geriye çekip gözlerini kırpıştırdı. Sesini çıkarmadı ama gülümseyerek başıyla onayladı. Yiğit eliyle ‘gel’ işaret yaptığında Aslı merakla tekrar yaklaştı kocasına. “Zeynep içinde birini buldum. Arkana bak.” Aslı kaşını çatıp soru dolu bakışlarını önce Yiğit’e ardından arkasına çevirdi.

İki uzun boylu takım elbiseli ve son derece yakışıklı adam elleri cebinde kedisine bakıyordu. Biri zaten tanıdıktı. Azra diye ölen Murat… Diğerini dikkatle incelediğinde Yiğit’e çok benzediğini fark edince gözleri kocaman açıldı. 

Bakışlarını kocasına çevirip güldü. “Kulağına doğru uzanıp “On numara beş yıldız.” deyip geri çekildi. “Tut tut kalkayım,” diye hareketlendi. “Aslı yavaş yavaş!” deyip elinden tutup kaldırdı Yiğit. Kızlara döndü Aslı. ” He biz bir odamıza gidelim, oynaşır döneriz. Siz keyfinize bakın.” 

Acıları içlerine oturan kızlar aynı anda “Defol git Aslı!” diye bağırdılar. Elini ağzına kapattı Aslı. Yazıktı arkadaşlarına. 

Beş altı metre uzaktaki yakışıklı adamlara doğru Yiğit ile el ele yürüdü.

Önlerinde durdular. Aslı elini uzattı. “Sen Aras olmalısın.” Kısık sesle konuştu. Samimi şekilde gülümsedi Aras.” Ta kendisiyim Aslı sonunda karşılaştık.” 

Aslı, Yiğit’e bakıp “Sana çok benziyor ama gamzesi yok.” deyip Murat’a döndü. “Hoş geldin Murat.” 

“Teşekkür ederim Aslı. E… Kızların nesi var?” 

İşaret parmağıyla Murat’a yaklaş, dedi. Murat iki kaşı havada başını uzattı. “Paketli mi istersin bu şekilde mi?” 

“Neyi anlamadım?” 

“Azra’yı tabii ki. Baksana şu gözüme ben yer miyim? Aylardır kızı gözlerinle yedin bitirdin. Sevgilisi olacak cibilliyetsizden ayrılmış. Bilmem anlatabildim mi?” 

Murat’ın gözleri sevinçle açılarak ışıldadı.  “Demek öyle.” 

“He ondan.” 

Boğazını temizler gibi ses çıkardı Yiğit. Aslı da yan gözle baktı. “Azra kızmasın.” Aslı kocasına cevap verecekti ki. Azra’nın yüksek sesiyle döndü. 

“Aslı.” Hala arkadakileri fark etmeyen kızlar, içlerine oturan dertleriyle boğuşuyorlardı. 

“Efendim böceğim.” dedi Aslı. 

“Arka fona Orhan babadan batsın bu dünya koysana.” diye avazınca bağırdı. Gözlerini devirdi Aslı.

“Olur. Zeynep sen ne istersin çiçeğim?” 

Ellerini saçına daldıran Zeynep sinirle konuştu. “Bol siyanürlü ada çayı. Allah’ım ölmek istiyorum.” diye inledi. 

“Olur, asitte katayım mı?” 

Gülümseyerek birbirlerine bakan Murat ve Aras, tatlı bir kaş çatışla birbirlerine kaş göz işareti yaptılar.

Zeynep, “Kabul ne varsa koy gönder.” dedi. 

Aras, “Sevgili yengeciğim bu kızlar kim?” dedi. Sorusuna Yiğit cevap verdi ama önce kardeşine sert bakışlar attı. Aslı’yı kolunun altına çekti.  “Bu kızlar benim baldızlarım sayılır. Son yılların gelmiş geçmiş en iyi kızlarından oluyorlar. Üçtü, biri benim oldu kaldı iki. Görünmedikleri kadar temiz kızlar ama biraz kaçıklar. Ve sen Aras bilmem açık konuştum mu?” Aras Abisine umursamazca bakarken, Yiğit’in kaçıklar sözü içini gıdıklamış gibi kendini tutamadı Aslı. Kahkahayı basınca Azra ve Zeynep sırtlarını şezlongdan kaldırıp döndüler. 

Azra, “İnsan bir saygı duyar ya acımız var diyoruz haspam kocasıyla fingirdeşiyor.” 

Zeynep, “İçimizi şişirdin Aslı Allah seni bildiği gibi yapsın. Niye ikiz olduğuna şaşmamalı, fingir fingir şuna bak.” Arkalarını döndüklerinde toplamda dört kişinin kendilerine şaşkın şaşkın baktığını fark edince birbirlerine döndüler. Gözleri bir büyüyordu bir küçülüyordu. Rezil olduklarına mı yansınlardı yoksa adamlara maskara olduklarına mı? Adamlar gülüyordu ve kızlar kendilerini denize atmayı düşünmüştü bir an. 

Azra elini alnına koyarak kendini gizlerken Zeynep elini boğazına götürüp ovaladı. Azra, “Allah seni bildiği gibi yapsın Zeynep az daha inseydin de çocuk yapmanın anatomisini megafonla bağırsaydın.” diye çemkirdi arkadaşına. 

“Sıçtı Cafer bez getir, adamlara rezil olduk.” dedi Zeynep. 

“Hala sizi duyuyoruz.” Aslı’nın sözleriyle yattıkları yere sindiler tekrar. 

Murat ve Aras’tan şiddetli bir kahakaha koptu. Aslı beyleri yönlendirdi. “Hadi gel Aras seni tanıştırayım.” diyerek kızların yanına geldiler. Zorla topladıkları yüzlerine karışık gülüşleri de eklenirken ayağa kalktılar. 

Önlerine geçip Aras Zeynep’e elini uzattı. “Aras Doğan, memnun oldum.” Zeynep’te şaşkın bakışlarla süzdü Aras’ı. “Memnun oldum da Yiğit’e hitaben, “kendini mi klonladın?” diye sordu.

Aslı, “Ondan bir tene var canım, Aras Yiğit’in kardeşi,” dedi.

Murat Azra’ya kaçamak bakışlar atıyordu. Arada da genç kadının kahve gözleriyle buluşuyordu. Azra da az önceki potların hürmetine gözlerini kaçırıp duruyordu. 

Aslı kocasına döndü. “Bu ikidir yapıyorsun. Neden söylemedin? Hem Nazlı nerede?” 

“Sürpriz olsun istedim. Gelir şimdi üzerini değiştirecekti.” Aslı gözlerini devirdi. “Sen bana sürpriz yapma Yiğit.” dediğinde gözü evin geniş cam kapısına takıldı.

Sarı saçlarını savura savura yaklaşan ince belli afeti devran kız Nazlı mıydı? Aklında ki sorulara yanıt bulamadan kız diplerinde bitti.

Siyah gözlerine yakışır beyaz teni sarı saçları bu kız çok güzeldi. Bu aileye gülmek çok yakışıyordu. Kız gülünce gözlerinin İçine kadar gülüyordu.

“Merhaba Aslı.” Nazlı’nın samimi sarılışına en içten sıcaklığıyla karşılık verdi Aslı. “Merhaba.” 

“Çok değilmişsin. İnanılmaz güzelsin.” 

Aslı kendi güzelliğinden geçmiş kızın güzelliğini süzüyordu. “Bende senin için aynı şeyi söylemek isterdim ama seni hiç hatırlamıyorum.” 

“Ben buralardan giderken sen daha on altı on yedi yaşlarında anca vardın. Okullar falan derken göremedik birbirimizi. Arkadaş cevremiz de farklıydı.” 

“Öyle evet, her neyse tekrar hoş geldiniz.” dedi,  kıza gülümserken kocasına döndü Aslı. “Sana bir daha sürpriz yapmak yasak Yiğit, yapacaksan da çiçek böcekle yap.” 

“Peki sultanım.” deyip boyun kırdı Yiğit. 

Aras, “Geçmiş olsun Yiğit bey yular takılmış.” dedi. Murat, “Ben bunu görmedim.”  derken Nazlı, “Allah’ım sonunda abime haddini bildiren biri çıkmış çok şükür.” diye ellerini yüzüne sürdü.

Yiğit’in dudakları yukarı kıvrıldı. “Size ne! Hatun benim yular benim.” Aslı’yı kucağına aldığı gibi eve yürüdü.

Azra, “Yürü be enişte kim tutar seni?” diye gülerken Zeynep, “Yularsızlar utansın enişte, sen çok yaşa.” dedi.  Yine kendilerini kaptırıp ağızlarına geleni söylediler ve anında yaptıklarını anlayıp boğazlarını temizlediler.

Aras ve Murat muzip bakışlarını ikisi arasında gezdirdiler. Yigit ne demişti. Biraz da kaçıklar, degil mi?

Nazlı kızlarla tanıştı. Yıllarını o okul, bu okul, o sınav sen, bu sınav ben iki erkek kardeş ile çokta  eğlenceli geçirmediği belli olan bu kız çok sıcak kanlı gelmişti kızlara. Nazlı’nın bu kızlardan öğrenecek çok şeyi vardı…

Akşam üzeri yenen yemekte Aslı gözlerini masanın etrafında gezdirdi. Bu yalı yapılalı böyle şen böyle içten gülüşler görmüş müydü? Bilmiyordu. Kedisini bildi bileli bu ilkti. Burukça güldü. Annesi gelmişti yine aklına. Babası o kadar fazla gelmiyordu ama annesi aklının hep bir köşesinde sabit duruyordu. Neriman hanım ona anne şefkatini elinden geldiği kadar en içten biçimde gösteriyordu.

Anne farklı bir şeydi yinede… Onu doğuran kadından ibaretti. Doğurdugu günü bile hatırlamayan annesi.

Elinin üzerinde kocasının sıcaklığıyla düşüncelerinden ayrıldı. “Yine nereye daldın?” Yiğit’e gülümsedi. “Biliyor musun? Bu masa ilk defa bu kadar şen, samimi ve dedemi çok özledim.” Gözleri dolmuştu Aslı’nın. “Bende özledim! Ama senin kadar değil.” dedi Yiğit.

“Elbette torunu benim ondan başka kimsem yoktu.” dediğinde Yiğit gülümsedi. “Öyle değil, sana her baktığımda dedeni görüyorum. Gözlerin onunki ile aynı, bu biraz dindiriyor özlemimi. Deden gitmiş olabilir ama sana kocaman bir aile bıraktı Aslı. O yaşarken de ölürken de yanlız seni düşündü.” 

Ağlamamak için sıktığı göz kapaklarına parmaklarını bastı. “Her neyse…” diyerek elini çekti. Bu nöbetide atlatmıştı. Ağlamaktan nefret eden biriydi ve her an ağlamak için saçma bahaneler geliyordu aklına. 

Aslı’nın elini dudaklarına götürdü Yiğit. Gözlerinin içine bakarak öptü. “Bu gece dışarı çıkalım mı ne dersin? Seni çok özel bir yere götürmek istiyorum.” değişken  ruhlu Aslı’nın gözleri parladı. “Olur, nereye gidiyoruz?” Yiğit tatlı tatlı bakıp,”Sürpriz olsun.” dedi. 

Yiğit masayadaki arkadaşlarına ve ailesine döndü. “Bu gece kutlamaya gidiyoruz.” 

Azra gözlerini belertti. “Olmaz! bu halde gidemem ben.” diye çıkıştı. Zeynep ona bakarak dudak büktü. “Hatun moda ikonu nasıl çıksın bu kılıkta adına leke sürer sonra…” 

Nazlı merakla Azra’ya döndü. Kara gözlerine ışıltılar geziniyordu. “Ah sen modacı mısın?” 

Azra gururla arkasına yaslandı. “Evet. Azenas tasarım bana ait. Henüz yeniyim ama hedeflerim çok büyük. Yakında bir defilem olacak ve ikinci tasarımlarım görücüye çıkacak.” 

“Biraz da usturuplu çizsen…” dedi Yiğit. “Elbise var mı yok mu belli değil.” 

“Kadınlar seviyor Yiğit. Onların isteklerini hayal ederek çiziyorum. Hem sen nereden biliyorsun?” 

“Aslı göstermişti. Çok güzel olan da var ama Aslı’nın giyeceğim diye tutturduğu elbise aklıklara zarardı.” Yiğit ters ters karısına bakarken gülümsedi aniden. “Neyseki artık zor gibi.” 

“Yeşil elbiseden bahsediyor Azra.” dedi Zeynep. 

Aras, “Abim çok haklı bende kabul etmezdim. Etmemde!” Derken Murat eksik kalmamak adına konuştu. “Elbiseyi görmedim ama belli ki fazla açık. Sanırım bende istemezdim.” 

Aslı sakince dahil olmadan göz geziyordu masada. Açık tenlere bakarlarken iyiydi de kendi kadınları giyince mi kötüydü anlamadı ama konunun kapanmasını istemişti. 

Nazlı, “Hah size zaten azize lazım, siz azizdiniz ya. Bence akıllara zarar bir elbiseydi.” dedi. 

Azra, “Kaldıran erkek çok.” Murat’a bakıp, “Sizin gibi olmayan yani, aldığım siparişleri bilseniz… Herkes maço değil.” 

Gençlerin konuşmasını dinleyen Neriman hanım elbiseyi görmemişti. “Ben görmedim elbiseyi ama anladığım kadarıyla dinli imanlı bir şey degil.” Azra da dahil kimse sesini çıkarmamıştı. “Bakın çocuklarım; kadınlar özeldir. Kadının her yeri özeldir. Bunu afişe etmeyin. Ayrıca bunu kaldıracak erkeğinde erkekliğininden şüphe ederim. Kimse kadınının bedenini başka bir erkek görsün istemez. Eğer böyle biri karşınıza çıkarsa ondan uzak durun!” Nazlı’ya bakıp devam etti Neriman hanım, “Gelinim sana söylüyorum, kızım sen anla.” 

Nazlı bakışlarını annesinden kaçırdı. Ama Yiğit’e yakalandı. “Abi sende sanki elbiseyi ben giymişim gibi bakmasana. Herkes kendine baksın. Bana laf edeceğine oğullarına bak Neriman sultan, alınları secde görmüyor. Ben hiç değilse o işi yapıyorum.” 

“Namaz mi kılıyorsun?” dedi Aslı şaşkınca. Kızın kısa elbisesi saçı makyajı her şeyi yerindeydi. Şaşırmıştı.

“Evet. Bakma canim halime… vakti gelince uzun elbisem var geçiriyorum üzerime kılıyorum. Her günahın bedeli ayrıdır.” 

Kızlar şaşkınlıkla bakıyorlardı Nazlı’ya ama Aslı kayınvalidesine döndü. “Annenin kıymetini bil o zaman. Bize bir şey öğreten olmadı.” Yine annesi gelmişti aklına.  Bugün çokça gelecek gibiydi. 

Azra konuyu üstelemek istemedi. “Tamam kabul fazla cüretkar olabilir. Söz bundan sonrakilere düşüneceğim. Ama Neriman teyzecim bu tür şeyleri seven çok insan var. Ben onlar için yapıyorum. Kendim bile giymedim.” 

“Doğrudur kızım ben hepinize hitaben anlattım. Sen bildiğinden şaşma.” 

Yiğit, “Azra sana ortaklık teklif ediyorum, ne dersin?” dedi. Azra’nın gözleri parladı. Yerinde doğruldu. “Nasıl ortaklık?” 

“Hazır giyimde bir marka olmaya ne dersin? Sen çizersin biz dikeriz. Adını büyütürsün. Hatta yeni bir isim yeni bir marka olabilir.”

“Kendi işim ne olacak?” 

“Kendi özel çizimlerine devam edersin. Benden sana tam destek. Murat’la bu işi beraber yürütebilirisiniz.” Azra karşısında oturan Murat’a baktı. Oda ona bakıyordu.

“Olabilir ayrıntılı görüşmek isterim.” 

Aslı, “Sıkıldım ben hadi kapatın konuyu. Kızlar sizde eve geçmeyin, benim dolaptan halledin.” Kendi ayaklandı herkesi de ayaklandırdı. 

*

Aslı dan 

Yiğit’in bizi getirdiği yer Fırat’ın sevimli mekanıydı. Çok fazla dolu değildi. Yuvarlak localardan oluşuyordu. Zaten buranın en çok bu sessiz havasını seviyordum. Hemde sade ama şıktı. Hepimiz yerlerimize oturduğumuzda Yiğit’e yaslandım. Gönlüme bir gelmişti ama gidişi imkansızın ötesindeydi. Kalbim kırk yılda bir iyilik etmişti kendine ve yanına yoldaş diye onu seçmişti. 

Yanımdan hiç ayrılmıyor eli sürekli üzerimdeydi. İtiraf etmeliyim; bu huyunu seviyordum. Pek çok huyunu seviyordum. Ama yakın temasla verdiği, “Ben varım!” Duygusu her şeye bedeldi. Ben onun sıcaklığında, nefesinde kaybolurken o, bana kendini sonuna kadar hissettiriyordu. Ben ise hala ona sonradan sevgi besleyen kadın rolünden çıkamamıştım. Aklımdan bu düşünceyi bir süreliğine atsam bile bir müddet sonra yine aklıma geliyordu. Yapmalıydım! O yapmıştı, bende yapabilirdim. Çok zor olmamalıydı. Seni yıllardır seviyorum Yiğit. 

“Buranın bu sade havasını seviyorum.” dedim Bana o tatlı bakışıyla gülümsedi. Yamağına uzandı. Kokumu içine çekerek burnunu yanağıma sürttü. “Ben de seni seviyorum.” Fısıltısı kalbime bangır bangır iniyordu. Tekleye tekleye duruyordu kalbim. 

Kanımı kaynatan gülüşüyle geri çekildi ama elinin biri saçlarımın  içinde üzerinde geziniyordu. Bana terapi etkisi gibi bir şey uyguluyordu aslında. Sadece içimden geldiği için ona biraz daha sokuldum. Okşanan kediler gibiydim… sevildikçe daha fazlasını isteyen, sahibine sokulan. Aynı öyle… Bana, kendimi kadın gibi hissettiriyordu. Sanki, dünya üzerinde sadece ben varmışım gibi… Başka kadın yokmuş gibi hissettiriyordu. 

Fırat’ın yanımıza gelmesiyle ona döndük. Murat’ın yanına oturmuştu. “Her şey hazır. Pas tutmadın inşAllah.” demişti Yiğit’e ve ben anlamamıştım. Ama soru da sormadım. Her neyse görecektik artık. 

“Sen tutarsın, ben tutmam Fırat.” Yiğit Murat’a bakıp, “Hazır mısın?” dedi. 

Murat’ta kravatını çıkarmaya başlamıştı. Sonra ceketini, kollarını yukarı kıvırdı. “Her zaman.” deyip ayağa kalktı. Tam ben soracağım sırada Zeynep yerime sordu.

“Ne oluyor? Neyin hazırlığı bu?” 

Aras’ta ayaga kalktı. Ceketini çıkarıp gömleğinin kollarını kıvırdı. “Göreceksiniz.” dedi. İyice işkillenmiştim ama yine sormadım. Söylenmiyorsa söylenmemesi gerektiği içindir. 

Nazlı kenarda durmuş bize bakıp gülüyordu. “Çok güzel, özlemiştim.” dedi. 

Erkekler kalkınca Zeynep ve Azra usulca kayarak yanıma geldiler. 

Azra, “Ne oluyor ki anlamadım ben.” dedi. 

Zeynep “Bu sefer tek değilsin bende anlamadım saf kız.” dedi. 

Piste doğru ilerlediler. Dört adam, dördü birbirinden yakışıklı, birbirinden iri, görsel bir şov gibiydiler.

Kollarımı göğsümde bağladım. Ve beklemeye başladım. Yiğit bateriye geçerken Murat ve Aras gitarı boyunlarından geçirdiler. Azra, “Oha” diye mırıldanmıştı. Zeynep’te ona katılarak, “Valla oha yani,” deyince gülümsedim. “Bencede oha kızlar. Durun bakalım ne çıkacak.” dedim. Kocamın bateri çaldığını bilmiyordum. Hiç söylememişti bende onu hiç görmemiştim bu şekilde. Tamamen sürpriz olmuştu bu durum bana. 

Fırat’ta solist bölümüne geçti. Mikrofona eğildi. “Ben artık şarkı söylemiyorum biliyorsunuz ama bu gece çok özel. Yiğit Demirkan’ın isteği bu geceki istegi…” bana bakıp gülümsedi Fırat. “Bu şarkı benden sana Aslı.” dedi. 

Hayatınızda kendimizi özel hissettigimiz çok fazla an gelip geçmez ya hani ara sıra binde bir olur. İşte ben o anın içindeydim. Hemde dibime kadar.

Fırat tekrar bana bakıp Aşk yok olmaktır, der demez tüm müzik aletleri cana gelmişti. Gözlerim bir tek onu görüyordu. O çubukları ustalıkla oynatması içimdeki tüm huysuzlukları, acı kırıntılarını, yalnızlık semfonimi, dışarı atamadığım göz yaşlarımı Yiğit’in her darbesinde nefesim ile  atıyordum.

Zaten kalbimi alan adam bugün itibariyle ruhumu da ele geçirmişti. Eksik yapboz parçaları gibi olan içim her darbede titreşip yerine oturuyordu. 

Çok kararlısın 

Kalbimi çıra gibi yakmaya niye 

Duvar çekiyorsam 

Yanıyorum için için, bitti işim 

Saklar mı yüreğin yüreğimi 

İçinin her yerinde 

Eski kelimeler 

Döndürüyor başımı 

Sen söylediğinde 

Korkular… Arzular.. 

Nasıl başım dar 

Bilsen şaşarsın yar 

Her yerim kördüğüm dolaşık 

İpin ucunu bul çözeyim 

Her ayrıntım sayıklıyor 

Sükunetim deliliğimden 

Aşk yok olmak diyor biri 

Yar ben yokum yok zaten 

Ayyaş ruhum sayıklıyor 

Her zerrem sende çarpıyor 

Aşk yok olmaksa şimdiden 

Yar ben yokum ben de zaten 

Bin çalıntı aşk tecrübesi bakıyor gözlerime ah 

Soru soruyorsam tuzağına düşeceğim bana günah 

Saklar mı yüreğin yüreğimi 

İçinin her yerinde 

Eski kelimeler 

Döndürüyor başımı 

Sen söylediğinde 

Korkular… Arzular.. 

Nasıl başım dar 

Bilsen şaşarsın yar 

Her yerim kördüğüm dolaşık 

İpin ucunu bul çözeyim 

Her ayrıntım sayıklıyor 

Sükunetim deliliğimden 

Aşk yok olmak diyor biri 

Yar ben yokum yok zaten 

Ruhum depremlere gebe 

Sükunetim deliliğimden 

Aşk yok olmak diyor biri 

Yar ben yokum yok zaten 

Her ayrıntım sayıklıyor 

Sükunetim deliliğimden 

Aşk yok olmak diyor biri 

Yar ben yokum yok zaten 

Ayyaş ruhum sayıklıyor 

Her zerrem sende çarpıyor 

Aşk yok olmaksa şimdiden 

Yar ben yokum ben de zaten

Şarkının sonuna gelince Yiğit son darbesiyle ortalığı inletti. Üst ekranda kırmızı bir yazı belirdi.

İyiki doğdun Aslı’m

Yazıyı okuyunca kocaman gülümsedim ona. Oda bana gülüyordu.  Doğum günümü tek hatırlayan kişi daha bir kaç ay önce kavga dövüş evlendigim adamdı. Garson elinde bir tepsiyle önümde durdu. “Bu sizin efendim.” dedi. Gözlerim dolmaya başlıyordu ve bu göz yaşlarını kendimden ayırmak istiyordum. Mutluluktan akacaklarsa kendimi tutmak istemezdim. Özellikle de Yiğit beni mutluluktan ağlatacaksa…

Kadife kutuyu alıp Yiğit’e bakarak açtım. Anne baba ve iki çocuğun el ele tutuştugu ve her bir işlemenin kıymetli taşlarla bezendiği bir kolyeydi. Yüreğim yerinden çıkacak olsa bu kadar hızlı atardı. O, ben ve çocuklarımız… Yüreğimde taşıyacakken boynumda da mühürlüydü artık. 

Avucumda sıktım kolyeyi kalbime götürdüm. Artık yaşlar kendiliğinden iniyordu. Ağlıyordum çünkü çok mutluydum. Ve ilk defa mutluluktan ağlıyordum. Kucağıma bırakılan iki küçük paketi hissettim. Yaşlı gözlerimi açıp önce paketlere sonra da o paketleri bırakan kızlara baktım. 

Azra, “Unuttuğumuzu düşündün.” dedi, buruk bir gülümsemeyle baktım. “Evet.” dedim, “Gerçekten iyi oynadınız.”

Zeynep, “Bir daha sakin düşünme!” dedi ve ikisi iki yanımdan sarıldılar. Ve ben daha çok ağlamak istedim. Yalnızım derken meğer az sayıda çok kalabalığım varmış benim. 

Yanıma yaklaşan kalbimin tek sahibine gözlerim yaşlarla baktım. Kaşlarını çatmış bakıyordu. “Sen ağlıyorsun?” diye sordu bu beni ilk defa ağlarken gördüğündendi. Kızlardan kurutup kendimi hızla onun kollarına bırakırken bu gece ruhumun bile ona teslim oluşuna bayrak çektim.

Beni, belimden ve sırtımdan tutarak sıkıca sardı. 

“Teşekkür ederim.” diye fısıldadım kulağına doğru. “Benim karım, çocuklarımın annesi olduğum için ben teşekkür ederim.” dedi. 

Hiç ayrılmadan daha sıkı sarıldım. İçine işler gibi, içime işlesin gibi.

“Benim için şereftir.” Geri çekilip söylemiştim. Gülümsedi. “O şeref bana ait.” 

 Ben ona eş oldum, yar oldum çocuklarına anne oldum… Seviyordu beni, tıpkı benim hayal ettiğim gibi… O, benim gibi yadi uçuk bir kadına hayallerimin ötesinde bir sevgi sunuyordu. Onda beli çok fazla şeydim ama o benim can suyumdu. Eğilen bükülen dallarıma yaşma aşkı veren can suyuydu.