Ağustos 24, 2020

12. Seni Özledim

ile payelll

 

 

 

Aslı uzandığı koltuktan karnına baktı. Beyzbol topu, futbol topu, basketbol topu derken şu an da plates topu kadar olan karnında ellerini gezdirdi. Hiç durmadan hareket eden iki adet küçük çaplı canavar Aslı’nın her hareketini kısıtlamıştı. Yardım almadan ayağa kalkamıyordu. Sekizinci ayı içerisindeydi artık. 

Bel ağrıları, bacak ağrıları, ayak şişmeleri ardı ardına gelmiş Aslı’yı yardıma muhtaç etmişti.

Elindeki uzaktan kumandayı karnının üzerine bıraktı. Kumanda bir aşağı bir yukarı hareket ederken dayanamayıp kahakaha attı. Çocuklarını içinde kıpır kıpır hissetmek inanılmaz keyif veriyordu ona. Resmen içerideki canlılarla oynuyordu. 

“Sen yine çocuklarla oyun mu oynuyorsun?” Kocasına çevirdi bakışlarını. “Ama çok tatlılar Yiğit. Baksana biri sağdan biri soldan durmadan kıpırdıyorlar ya deliriyorum keyiften.” 

Aslı’nın yanına diz çöktü. “Bugün nasılsın?” Aslı gülümsedi kocasına. “Ağrılar olmasa çok iyiyim. Sen anla artık, sekiz aylık dogursam sıkıntı olur mu? Çok sıkıldım.” Dudaklarını büze büze konuşuyor ve Yiğit’ten medet umuyordu. 

“Dayan Aslı’m çok az kaldı. Sonra seni istediğin yere götüreceğim. Nereye istersen… Bebekleri anneme bırakırız.” 

“Ben çocuklarımı bırakamam. Aylardır içimde taşıyorum. Olmaz annende gelsin bizimle…” 

Yiğit onun bu dengesiz haline güldü. “Tamam annem de gelsin.” 

Yiğit elinden tutup karısını oturur vaziyete getirdi. Arkasına yastık koyup yanına oturdu. Bir elini çocukları üzerinde gezdirip digerini karısına doladı. 

“Bu dengesiz aşıkları ne yapacağız Aslı?” 

“Hangisi? Hepsi dengesiz.” 

“Haklısın ama Azra ile Murat’ı görmeliydin bugün. Azra, Murat’a makas fırlattı.” 

Kıkırdamasıyla kocasına sokuldu. “Hiç şaşırmadım. Neden peki?” 

“Yeni katalog için erkek mankenleri Azra, ben ayarlarım diyince Murat’ta bayan mankenleri de ben ayarlarım dedi, kıyamet koptu.”

“Bence bunları everelim. Uzak kaldıkça birbirlerine giriyorlar. Evlilikte keramet var ya hani.” 

Yanağından makas aldı Yiğit. “Bak sen kerameti de öğrenmiş.” 

“Annen sağ olsun.” 

“Amin. Aras ve Zeynep’i ne yapacağız? Arkadaşların bizimkilere çektiriyor resmen.” 

“Bence suç Aras’ta hiç Zeynep’e kızma! Kardeşinin eli ayrı, gözü ayrı oynuyor. Sonunda benden fırça yiyecek demedi deme.” 

“Huyumuz kurusun benziyoruz işte.” Karısına yan bir bakış attı Yiğit. Kendine çaki bebek edasıyla dönen kadına gülümsedi. 

“Ney ney, senin o elini gözünü kör neşterle oyarım Yiğit.” Aniden sinirlenen Aslı  doğrulmaya çalıştı. Ama çok başarılı değildi. 

“Dur deli kız şaka yapıyorum.” Kendine geri çekti Aslı’yı ki zaten sadece kıpırdayabilmişti. “Şakası bile kötü yapma bir daha.” 

Yanağından başlayıp boyun çukuruna doğru ilerledi Yiğit. “Başka bir kadına bakamayacak kadar senle doluyum. Gözümde sende kulağım da.” Kulağına fısıldadı Yiğit. “Sana deli oluyorum ve seni çok özledim.” Minicik öperek geri çekildi.

Girdiği romantik duygusal dokunuşların etkisinden çıktı Aslı. “Hı bilmez miyim neyi özledin sen.”

“Seni özledim kadın neyi özleyeyim?” 

Tek başına yaşadığı eve girer girmez çantasını bir tarafa ayağındaki topuk ayakkabılarının her birini bir köşeye fırlattı Azra.

Normalde dağınık biri değildi. Çok sinirli olduğu için eline geçeni sağa sola fırlattı. Montunu da çıkarıp yere attı.

“Öküz! Kart öküz. Sana ne mankenlerden sana ne!” Avazınca bağırdı evde. Kendi  söylüyor kendi dinliyordu. Siniri geçecek gibi görünmüyordu. Gözleri öfkeyle küçülüp büyüyor elleri arada saçlarına girip çıkıyordu. 

Düşündükçe çıldırıyordu Murat’ın kendine meydan okuyan sözlerine. “Sen seçersen bende seçerim.” demişti çok sevimli öküzü.

Murat’ın yakışıklı sevimli yüzü gözünün önüne gelince içi eridi. “Ya ama yanımda yokken bile nasıl beceriyorsun aklımı almayı?” Adama makası fırlatırken gözlerini önünden geçen görüntüler vardı. Güzel kadınlar ve onun yakışıklı sevgilisi… Deli gibi kıskandığı adamı şimdi de özlemişti. 

Beline dolanan kolla ağzına kapanan eli hissedince var gücüyle çırpındı Azra. Ölesiye korku sarmıştı bedenini. Savunma mekanizması anında harekete geçip deli gücü ve cesaretiyle kendini savunmak istemişti. “Rahat dur!” diyen sesi bile duymuyordu. Kendini yana savurdu. Arkasındaki adam da onunla savruldu.

Hemen yanındaki tekli berjere çarpıp yere düştüler. Azra’nın pek çok kemiği acımıştı. Ağzındaki elden kurtulunca, “İmdat!” diye bağırdı. 

“Bağırmasana kızım, siteyi başımıza topayacaksın.” 

Beyni sesin sahibini ve kızım kelimesini anımsayınca üzerinde duran adamın Murat olduğunu anladı. Yüzü yere geldiğinden onu göremiyordu. Başını yere dayadı. Derin bir nefes aldı. Ciddi anlamda korkmuştu.

“Azra, buradan bakınca çok çekici görünüyorsun.” 

Artık sıkı tutmayan kollardan kurtulup Murat’a döndü. Murat üzerinde Azra onun altında bakışıyorlardı. 

Gözlerini çıkara çıkara, “Bir de buradan bak, dağ ayısı.” diyince Murat pis gülüşünü takıp, “Baktım. Şimdi daha feci çekicisin.” dedi. “Ah, ölüyorum ben sen diye, öpsem ya azıcık.” 

Azra Murat’ı itekleyerek ayağa kalktı. “Hayvansın sen, korkuttun beni aklıma neler geldi.” 

Bileğinden yakaladığı kadını kendine çekip burnunun dibine getirdi. Dişlerini sıkıp, “Hayvan deyip durma, sana hayvan nasıl olunur zevkle gösteririm.”

“Aman çok korktum. Sen nasıl girdin evime?” 

“Tabii ki  balkondan, bence buradan taşınmalısın be girdiysem herkes girebilir.” 

“Herkes senin kadar deli mi genç bir kadının evine balkondan girsin.” 

“Beni delirten sensin bir de üste çıkmaya çalışma.” 

“Oldu canım başka? Senin ne işin olur  mankenlerle o görev bana ait bana. Sen ne anlarsın ki. Ama pardon konu kızlardı degil mi? Tabi o uzmanlık alanındı. Pis zampara.” deyip gözleriyle kınadı adamı. 

“Seni deve gibi heriflerin içine sokup orasına burasına baktıracagımı sanıyorsan beni hiç tanımamışsın. Bakma öyle tuhaf tuhaf.” 

“Sen defolup gitsene. Ben çalışan bir kadınım. Bu da baktığım ilk manken değil. Sen yokken de ben bu Azra idim şimdi de öyleyim. Ahlak aşkla gelip yerleşen bir şey degil.” 

Muzipce baktı kadına. Söyledikleri tamamen doğruydu. Ama… Ama…

“Ama bana seninle yerleşen bir duygu var.”  dedi bir anda gülüşüyle Azra’yı kandırabilirdi. 

Yumuşayan bakışlara kanmamak için arkasını dönüp kollarını göğsünde bağladı Azra. 

“Neymiş o, develik mi?”” 

“Kıskançlık.” dedi Murat. Çok kıskanıyordu Azra’yı. Elinde olan bir şey değildi. Kıskanınca Murat olmaktan uzaklaşıyor, dediği gibi bir deveye dönüşüyordu.

Tekrar Murat’a döndü duyduğu sözcükle. Yelkenleri suya indirmesi işten bile değildi. Kıskanılıyorsa seviliyordu, seviliyorsa erimek serbestti. “Bunu ilk defa söylüyorsun.” 

“Olabilir. Sende hiç anlamıyorsun. Ben erkeğim ve kadınımı kıskanmak sözlerle ifade edilmiyor. Aklımı kaçırırım sen o kadar kaslı erkeğin göz temasına girersen. Kaç aydır sen diye sürünüyorum, görsene beni.” Yüreğine tatlı esintiler doluşurken koşup sarılmakla kalıp somurtmak arasında bocaladı.

Murat onun kaldığı ikilemi fark edince sırıtıp kollarını açtı. “Gel buraya kaçık sevgilim.” derken bir adım attı. Dudağının kenarında gülümsemeyle açılan kollara girdi Azra.

“Çok kıskanmıyorum seni deli kız. Bildiğin gibi değil. Ben dokunmaya kıyamıyorum gözümden sakınıyorum. Senden fazlaca büyüğüm ve sen genç bir filiz gibisin. Ben seni saklamayayım da ne yapayım.” 

“Çok sevsen yeter.”

Elini saçına götürüp usulca gezdirdi Murat. “Çok seviyorum kalbimin genç ateşi.”

“Öp sene beni bir bakayım ne kadar yaşlısın.” 

“Bir öpücükle anlayamazsın ama fazlası şart.” 

Murat’ın göğsüne yasladıgı başını kaldırıp akıl çelen bir sırıtışla baktı. “Oldu yanında çay kahvede alır mısın?” Murat kahkaha attı. 

Kızın bal dudaklarında boğulmadan önce “Gözlerini alsam kafi kahvenin en güzeli senin gözlerin.” 

Kapıdan kavga dövüş içeri giren Aras ve Zeynep’e baktı Aslı. Bu giriş hiç hayra alamet değildi. İki kırmızı görmüş boğayı andıran çift az sonra fırtına estirecekti, çok belliydi. 

“Aslı şu kayınbiraderine bir şey söyle yoksa elimde kalacak.” Aslı’nın hemen yanına hırsla bıraktı kendini. Kollarını göğsünde bağlayıp suratını astı. 

Sinirden kızgın boğaya dönmüş Aras’a baktı bu sefer de. O da aynı arkadaşı gibi öfkeyle gelip karşısına oturmuştu. 

“Bak vallahi erken doğuracağım sizin yüzünüzden. Neyi paylaşmıyorsunuz yine?” İkisi aynı anda, “Ona sor!” deyinde  Aslı gözlerini devirdi. 

Aras, “Beni ne ile suçluyorsun söylesene Aslı’ya.” 

Gözlerini belertti Zeynep. “Ne ile suçlayacagım zaten suçlusun. Hastamı kesiyordun itiraf etsene! Sözde beni almaya gelmiş, hadi oradan sende…” 

“Yahu ne kesmesi Zeynep delirtme beni. Kadının topuğu kırılmış ilginç geldi bende baktım. Ayağına ayağına…” üstüne basa basa söylemişti son sözleri Aras.

“Bacakları olmasın o?” 

“SuphanAllah.” 

Aslı içeri doğru bağırdı. “Yiğit gel kurtar beni kalkamıyorum, kaldım bu delilerin elinde.” 

Yiğit yerine sesi duyup gelen Neriman hanım önce Aras’a ardından Zeynep’e çevirdi bakışlarını.

“Ne oldu yine Aras? Vallahi yaşına başına bakmam alırım elime terliği.”

“Ya anacım benim ben senin oğlun. Nereden biliyorsun ben suçluyum? Belki bu kaçık suçlu!” 

Saçlarını geriye doğru savurdu Zeynep. “Mersi canım. Sayende bir kaç tabak daha arttım.” 

“Bak işte itiraf ediyor.” 

Neriman hanım cık cık ederek oğluna yaklaştı. “Aras ben oğlumu bilmez miyim? Gavur ellerde döktürdügün göz yaşlarını daha unutmadım. Bulmuşsun bu zaman da Zeynep gibi birini… Oyarım o gözlerini rahat dur!” 

Aslı kahakaha attı. Kaçık kızların cesur kayınvalidesi. “Anneciğim ya sen nasıl bi kaynanasın?” Yanındaki Zeynep’e dirsek attı.

“Kızım valla on numara kaynana. Oğlu biraz şey ama al gitsin. Hamuru belli adam olur bak.” 

“Şey ne Aslı?” dedi isyanla Aras. 

“Şey derken canım kardeşim; şey işte azıcık uslanmazsın ama olacaksın.” 

“Çapkınsın diyor yengen.” dedi Neriman Hanım. 

Aras, “Harcadınız beni, oldu mu şimdi?” dedi. 

“Pek ala oldu.” Zeynep’e döndü Neriman Hanım. “Ailene haber ver kızım seni istemeye geliyoruz!” Üçüde şok olan gözlerle baktı yaşlı kadına. O ise yaptığından memnun havasıyla sakince yerine oturmuştu. 

Aslı, “Olmaz, ben bu halde düğün dernek edemem. Belimin haline bak anne bedenine rakam yetmiyor.” 

“Ne istemesi ben evlenmem bununla! Gözümün önünde beni…” lafın gerisini getiremedi.

Aras arkasına yaslandı. Bu hiç aklına gelmemişti. Bu asi keçisi-kıskanç pengueni başka türlü dizginleyemezdi. Ayrı geçen her gün daha fazla sorun çıkarmaktan başka bir işe yaramıyordu. 

“Olur annem gidelim.” diyen Aras’a büyüyen gözlerle bakıp sinirle ayaga fırladı. “Nereye gidiyorsun sen? Ben seni istiyor muyum bakalım.” 

“İstiyorsun istiyorsun.” Odaya ve olaya sonradan dahil olan Yiğit tamamlamıştı Aras’ın sözlerini. 

Zeynep, Yiğit’e döndü. “Bak ya nerden biliyorsun?” 

Yiğit karısının boşalan yanına oturdu. Kolunu Aslı’nın omzuna bıraktı. “İkinizde birbirinizi seviyorsunuz doğru mu?” Gözlerini ikisi arasında gezdirdi Yiğit. Kaçak göcek attıkları bakışlarda bile belliydi birbirlerini sevdikleri. 

İkiliye muzip bakışlarla bakıp gözleri parlayan Aslı kocasına sokuldu. “O da sorulur mu hayatım, baksana  aşk kargaları gibiler.” 

Birbirlerine baktı Zeynep ve Aras. Sevgi aşikardı da uzlaşma sıfırdı. Her ikisi de birbirinden inattı. Kimse ayranım ekşi demiyordu. 

Neriman hanım, “Bitti, bu işte! Oğlum abine bakta örnek al biraz. Kim derdi evlenecek çocuk sahibi olacak?! Evlilik iyidir farzdır her gün el ele göz göze yok olmaz evlenin ben bu günahı kaldıramam. Günahkar ettiniz beni zaten. Zeynep bu sözlerim sanada kızım.” 

Aras gerile gerile arkasına yaslandı. “Bir şey demedim anacım, bu cadı itiraz etti.” dedi. Zeynep karşısında kasım kasım kasılan adama bakıp dişlerini sıktı. “Sen ne konuşuyorsun be? Sen bana evlenme teklifi bile etmedin. Evlenmem oğlum seninle yaz bunu bir yere.” 

“Aman canım sende Yiğit’te bana etmedi, pek ala oluyor. Bunlar aynı soydan geliyor. Evlenirsin kızım sen bu adamla.” 

“Bizimkini karıştırma Aslı. Biz bunlar gibi değildik  ama evet oluyor yani. Ya hatun sana bir teklif borcum olsun, nikah tazeleriz olmaz mı?” 

Aslı başını Yiğit’e yasladı. “Hemde bal kaymak olur, unutma bak!” 

Zeynep bıraktığı çantasını aldı eline. “Ben gidiyorum Aslı seni kontrole gelmiştim ama gitsem iyi olur yarın yine gelirim.”Çantasını omzundan geçirdi. Aslı’yı yangından öpüp Neriman hanıma da sarılıp çıkışa doğru ilerledi. 

Aras şaşkınlıkla baktı ardından. “Nereye kızım? Benim arabamla geldin bekle beni.” 

“Taksi ile giderim, gelme peşimden Aras.” dese de Aras çoktan peşine düşmüştü. Neriman hanımda onları geçirmek için çıkmıştı salondan.

“Çok yazık oldu bize biliyor musun?” Kocasının yaslandıgı omzundan kımıldamadan söylemişti Aslı.

“Hangi konuda?” 

“Bu şekilde kavga edip barışacak bir sevgili dönemimiz bile olmadı. Dedem seni vasiyet etmeseydi mi acaba demek geçiyor bazen içimden.” 

“Rasim baba böyle bir çılgınlık yapmamış olsaydı da olacaktık zaten. Kavga dövüş bizde de eksik değildi pek.” 

Yiğit görmüyordu ama Aslı kaşlarını çattı. Bu cevabı beklemiyordu. Kadere nasip falan der diye düşünmüştü.

“Nasıl olacaktık?” 

“Sen her zaman benim dikkatimi çeken biriydin, bunu biliyorsun söylemiştim. Sana kızgınlığım seni beğenimden geliyordu aslında, tabii en çokta kıskançlığımdan. Bana hiç bakmıyordun bile. Bu beni daha çok kızdırıyordu.” 

Yiğit’in itirafı hem hoşuna gitmişti hemde  kızdırmıştı. 

“Bakmıyordum çünkü; burnun kaf dagındaydı. Ayrıca seni bana bakarken hiç hatırlamıyorum. Yanımdan geçip giderdin. Karşılaştığımız yerlerde bile tanımamazlıktan gelirdin hatırla lütfen.” Başını kaldırıp baktı. “Hem madem beğeniyordun insan bir lütfedip gösterdi.” 

“Tamda onu söylüyorum her zaman yanında erkekler vardı, her daim etrafın doluydu. Zaten yaşça büyük olduğumdan beni görmeyen sendin. Bu beni daha fazla kızdırıyordu.” Ben senin peşindeydim diyemiyordu Aslı. Bu çıtayı ne zaman kıracağını kendi de merak eder olmuştu. Kendini ağırdan almak iyi hissettiriyordu belki de. 

“Kıskanıyordun, çok aptalsın geçen zamanımızı ve yaşayamadıklarımızın katili sensin Yiğit.” deyip üste çıkmaya çalıştı ve başardı da. 

“Evet, şimdi detaylı düşününce itiraf ediyorum. Aptalmışım ama bilemezdim. Biliyor musun? Rasim baba vefat etmeden bir kaç gün önce beni yanına çağırdı. Vasiyetini biraz anlatmıştı. Bana Aslı’yı sana emanet ediyorum ona iyi bak, sakın yanlız bırakma gibi sözler söylemişti.” 

“Evlenme şartını biliyordun yani ?” 

“Aklıma hiç gelmemişti. Sadece ilgilen, koru şeklinde algılamıştım. Vasiyet okunduğunda sevinmedim desem yalan olur. Ama seni nasıl elimde tutacağımı bilmiyordum. Bir de o kıymetli ağzını öyle deli bozuk açınca hepten delirmiştim.” Kendilerini bilmeden iki ipte aynı yöne koştuklarını bilmek üzerine bir de böyle işitmek gülümsetmişti ama hemen çemkirme moduna geçti Aslı. 

“Sen varya Yiğit çok dayaklık adamsın.” 

“Neden suçu tek bana atıyorsun karıcığım? Sende bana pas veren biri değildin. Benimle zorla evlendin sayılır.”

“Sen ki alemde kız kadın bırakmamış, her gün adı başkasıyla anılan çapkınlığın  lugatını yazan adamdın. Benimse istediğim beyaz atlı prensti. Ama itiraf edeyim ki çok sinir oluyordum. Seninle bu evde büyümüş gibiydik. Gün aşırı geliyordun. On beşimden sonrasını net hatırlıyorum, tarafıma bile bakmadan geçiyordun yanımdan.” 

“Dedene çok büyük saygım vardı hala da var. Hayatımda ne varsa ona borçluyum, sende dahil olmak üzere… Torunuma göz koydun deseydi, ben orada ölürdüm. Onun için uzak kalmak çok mantıklıydı.”

“Ama o giderken sana bıraktı. Acaba bir şey mi sezmişti? Akıllı adamdı, tecrübe sahibiydi. En ufak sey bile hissetmiş olabilirdi.” 

“Bilemiyorum, belki de “ 

“Peki ikinci vasiyette ne yazıyor?” 

“Kurnaz ihtiyar başımıza ne ördü Allah bilir. Kötü bir şey olduğunu sanmıyorum. Zamanı gelince öğreneceğiz.” dedi Yiğit az çok tahmin ediyordu ne olduğunu. 

Aslı başını salladı. “Annem beni hepten unuttu Yiğit. Şu paranın çeşmesini kıssan da gelse yüzünü görsem. İlgisiz anne tamam ama işte… Babam da ne arıyor ne soruyor, sanki ben hiç olmamışım gibiler.” 

“Ben onları sana getiririm de ya yine canını sıkarlarsa?” 

“Olsun, yine de görmek istiyorum.”

Ayağa kalktı Yiğit, elini Aslı’ya uzattı. “Sen nasıl istersen, hadi yukarı çıkalım sen uzan bende oğlumla kızımı seveyim biraz. Karnında oynamaları beni deli ediyor.” 

Zorla yerinden kalktı Aslı.” Beni de beni de. Ne kadar sevimliler değil mi? Acaba kime benziyorlar? Meraktan öleceğim.”

“Konuşma ölüm falan, az kaldı dayan sultanım.” 

* 

Zorla bildirildiği arabanın kapısını yapabildiği en sert biçimde kapattı Zeynep. Ardından inen Aras yalancı öfkesiyle, “Yuh kırsaydın kızım.” dediğinde Zeynep bir  adım gittiği yolu hızla geri dönüp Aras’ın dibine kadar girdi. Dişlerini sıkarak gözlerini kıstı. “Bana kızım deme, ben senin kızın değilim.” 

Gayet lakayt bir tavırla konuştu Aras. Yüzünün her şekli Zeynep’i daha çok kızdırıyordu. Burnunun dibinde öfkeden gözleri çakmak çalan sevdiği kadına baktı. İçinden, ‘öfkeliyken ateş parçasına dönüyorsun, gecelerim seninle parlayacak ve hiç sönmeyecek diye geçirip’ aklındakileri sildi hemen. Yüzüne yakışan  çapkın ve çekici haliyle Zeynep’i nasıl baştan çıkardığından zerre haberi olmadan konuştu.

“Evet haklısın kızım olamazsın, kadınım daha iyi.” 

“Hadi başka kapıya Aras Bey, benden size hiç bir şey olmaz. Kadın canavarı sende…” Arkasını dönüp hızla geldiği yolu yine hızla devam etti. Aras’ın arkasından bağırarak söylediği sözlerle bir an durmuş ama dönmemişti. 

“Senden bana ne olur göstereceğim ben sana hemde en güzel şekilde.” 

Zeynep’in dudakları yukarı kıvrıldı. Hala durduğu basamakta dönmedi. Senden adam olacak Aras, bana en alasından hemde. Bende sana göstereceğim en özel şekilde.” Adımlarını hızlandırıp annesiyle yaşadıgı apartman dairesine çıkmak için asansöre bindi. 

Eve girip annesine seslendi. “Anne ben geldim.” Mutfaktan seslenen annesi, “Hoş geldin kızım.” dediğinde sese doğru ilerleyip annesini yanağından öptü.

Zeynep ve annesi beraber yaşıyorlardı. Lüks bir semtte lüks bir dairede oturuyorlardı. Zeynep’in babası annesiyle boşanırken bu evi Zeynep’e almıştı. Babası varlıklı biriydi. Zeynep’te rahat yaşamıştı. Annesiyle kalmayı tercih etmesi babasını biraz üzmüştü ama sonra anlayışla karşılaşmıştı. 

Yirmi altı yaşında kızı olan Zeynep’in annesi Fatma Hanım kızına taş çıkartan türden bir anneydi. Fatma Hanım mimardı. Kendine ait ofisi vardı. Anne kız hayatlarından çok memnundular. Ara sıra  annesinin yanlızlıgına üzülmüyor değildi Zeynep. Belki bir gün tekrar aşık olur, düşüncesiyle dua ediyordu. 

“Ne yapıyorsun Fatma hatun?”

“Tarçınlı kek, cevizde koydum içine.” 

Zeynep fırından gelen kokulara yaklaştı. “Anne sen harikasın hadi çayda benden olsun.” diyerek demlige uzandı. Su doldurup ocağa bıraktı. 

“Çay olana kadar kek pişer zaten. Bende gidip üzerimi değiştireyim.” Fatma Hanım kızını mutfakta tek bırakıp odasına doğru giderken zil çalınca kapıyı açtı. 

“Aras hoşgeldin, girsene.” Fatma Hanımın sesini işiten Zeynep soluğu kapıda aldı.

Sen niye geldin, bakışları attı Zeynep ama Aras çoktan içeri girmişti. Kızına döndü Fatma Hanım var bir şeyler dedi içinden. “Zeynep ne bakıyorsun kızım, eşlik et Aras’a ben geliyorum. Geç oğlum geç.” diyen Fatma Hanım çoktan yanlarından ayrılmıştı.

Kollarını göğsünde bağlamış Zeynep’e çılgın bakışlar atıyordu Aras. Gözlerinde hınzır bakışlar vardı. “Hiç annene benzemiyorsun, ne kadar kibar kadın al sana beni içeri.” 

“Niye geldin sen?”

Aras, Zeynep’i elinden tuttuğu gibi salona soktu. Elini çekip kurtardı Zeynep. “Sen ne yüzsüz çıktın ama ya.”

“Sende bir keçi kadar inatsın, derdin ne senin? Bakmadım diyorum inanmıyorsun, yapmadım diyorum yine inanmıyorsun.” 

Omuz silkti Zeynep. “Sen yaparsın sende o kapasite var. İnanasım gelmiyor Aras, sen var ya arkamı dönsem aldatırsın  beni.”

Sesini kısık tuttu Aras annesinin bu tartışmayı duymasını istemiyordu. “Niye ben deli miyim?”

“Bilemiyorum ne olduğunu.” 

“Ne biliyorsun Zeynep? Benim senin gibi bir kız arkadaşım var. Ben seninle olmak için çırpınırken sen kalkmış beni başkalarına yakıştırıyorsun. Aklın alıyor yetmiyor bir de dilin dönüyor.” 

Aras haklıydı. Zeynep aşırı kıskanç biriydi ve Aras’a bu konuda kök söktürüyordu. Neredeyse Aras’ın gözünün üzerindeki kaşı bile olay edecek derecede kıskançtı.

Zeynep havaya yayılan kokuyu içine çekti. “Bu ne kokusu.” diye Aras’a alakasız bir soru sordu. Aras’ta odaya yayılan kokuyu içine çekti. “Yanık kokuyor.” demesiyle  Zeynep yerinden ok gibi fırladı. “Kek, kek yanıyor!” 

Kaşlarını çattı Aras, ne kekiydi? Zeynep’in arkasından oda hızla yürüdü. Fırını açıp kenarda duran havluyla kalıbı fırından çıkardı. Tezgahın üzerine koyarken eli kalıba değince, “Yandım!” diyerek elini hızla sallamaya başladı Zeynep. 

Elini havada yakaladı Aras, “Hem kıskanç hem de sakar Allah bana acısın, dur kızım dur.” Zeynep’i lavabonun önüne getirip elini soğuk suyun altına tuttu.

Bakışları Zeynep’in elinde olan Aras kızgındı aslında, kendisine inanmayan bu kıza ama seviyordu…

Eli soğuk suyla buluşunca, “Oh” diyerek inledi  Zeynep. Aras’ın kendisine bakmayan yüzüne baktı. Seviyordu bu adamı ama içindeki kıskanç damara söz geçiremiyordu. Aras çok yakışıklıydı. Pek çok kızın hayalini kurduğu biriydi. Hayatında ilk defa gerçek aşkı bulmuş olan Zeynep için çok tehlikeliydi. Diğer yandan anne ve babası gibi olmak istemiyordu. Hem sevmek hemde sevilmek istiyordu. Üçüncü bir kişiye yer yoktu. Ne bu günde ne gelecekteki ömürlerinde. Yanılmak istemiyordu. Korkuyordu ve korkusu değişik duygularla kendini dışa vuruyordu en başta kıskançlık olarak. 

Mesafeleri yakın olan ikili birbirlerine çekiliyor ama fark etmiyorlardı. Zeynep uzanıp Aras’ın yanağından öptü. Bu tepkiyi beklemeyen Aras suyu kapatıp Zeynep’e döndü. “Bu neydi şimdi?” 

“Bu senin kocaman bir aptal olduğunun nişanesi.” belli belirsiz gülmüştü Aras.

“Anlamadım desem?” 

“Seni çok kıskanıyorum çünkü seni çok seviyorum aptal adam.” 

Henüz bir kaç aydır beraberlerdi. Bu sihirli cümleyi ikiside kullanmamıştı. Gel gitli ilişkileri buna izin vermemişti. Sürekli birbirlerini tartmaktan aşklarına odaklanmamışlardı. 

Aras hiç beklemeden kızı kendi bedenine bastırdı. Zeynep’te kollarını ona sardı. Aras ipek gibi saçlarından öptü, Zeynep aşkla sokuldu. 

“Seni seviyorum aptal adamın akıllı sevdiği.”

Annesi Fatma Hanım kapı eşiğinden onları gözleri dolu dolu izlemiş ama içeri girmemişti. Kendisinin bulamadığı aşkı kızı bulmuştu. Başka ne isterdiki hayattan… Adımlarını tekrar odasına çevirdi. 

Zeynep’in telefon sesi bölmüştü romantizmi. Mutfak masasının üzerinde duran çantasından telefonunu almak için çıktı Aras’ın kollarından. 

“Yiğit arıyor, Aslı’ya bir şeymi oldu acaba?” Telaşla açtı telefonu. Aras’ta merakla ve endişeyle bakarak yanına geldi. 

“Efendim Yiğit?” 

“……”

“Ambulansı aradın mı?

“….”

“Tamam ben hastaneye geciyorum.” 

Çantasını kaptığı gibi kapıya koştu. Aras’ta peşinden, “Ne olmuş ?” diye sordu. 

“Sancısı başlamış tam anlamadım.” Annesini yoldan aramayı tercih ederek evden çıktılar. Asansör yerine merdivenleri üçer beşer atladılar. Aras direksiyona geçip gaza bastı. Zeynep diziyle ritim tutuyordu. Korku bir doktor için çok saçma bir olaydı. Korkarsa başaramazdı ama korkuyordu Zeynep. Telefon çalınca ekrana baktı. “Azra arıyor.” Telefonu kulağına götürdü.

“Evet hastaneye geçiyorum Aras yanımda o kullanıyor. Kızım ne soruyorsun?” 

“……….” 

Zeynep’in sesi kesince Aras ona döndü. Dursa duramazdı. Telefon kulağında öylece bekliyordu Zeynep. “Zeynep ne oldu?” diye en sert sesiyle sordu Aras. Telefonu kulağından kucağına indirdi Zeynep. 

“Zeynep sana soruyorum, ne oldu?” bağırdı bu sefer Aras. 

“Ölmüşler.”