Ağustos 24, 2020

15. Kalbim Acıyor

ile payelll

 

 

Öyle bir aşk hayal edin ki; sevdiği kadının kalbi durdu diye adamın kalbide dursun. O yoksa yaşam yoktu. Nefes yoktu. Gören gözlerin renk seçimi yoktu. Renkte gördüğü mutlulukta yoktu. Aslı’nın yeşil gözlerindeki ışıltılı kıvılcım yoksa Yiğit’in gece siyahi gözlerinin görmeye ihtiyacı yoktu. 

Genç Doktor Yağız Karaduman yan yana yataklarda yatan karı kocayı izliyordu. Yirmi dört saatir uyuttugu iki hastasıda gerçek bir deneyim olmuştu onun için.

Tahlillerin iyi sonucu artık uyandırması gerektiğini biliyordu. Dosyayı eline alıp incelemeye boşlukları tıp dilinde doldurmaya başladı. 

“Aslı Demirkan,” dedi. Sesli düşündü. Bakışını uyuyan Aslı’ya çevirdi. “Uyandığında soracağım şeyler var Aslı.” Bakışlarını Yiğit’e çevirip, “Bu adamı kendine nasıl bu denli aşık ettin bilmek istiyorum.” derken boşluklara işaret koyuyordu. 

“Ve Yigit Demirkan, sana da sormak istiyorum. Bir kadın bu kadar sevilir mi?” Kaşını gözünü oynatan Doktor Yağız, kendi kendine mırıldanıp duyuyordu. Yanındaki asistanı çıt çıkarmadan sopa gibi bir diklikte hocasına bakıyordu. Çünkü hocasından korkuyordu. Doktor Yağız ters bir hocaydı. 

İkili üzerinde göz gezdirdi Doktor Yağız. Elindeki dosyayı masanın üzerine bıraktı. “Ali, sence aşk bağı insanı hayata bağlar mı?” diye asistanına sordu.

“Bilemiyorum hocam. Ya hiç aşık olmadım. Yada beni hayata bağlayan bir aşkla henüz tanışmadım.” Utana sıkıla söylemişti Ali. Cevap vermezse hemde mantıklı cevap vermezse sıkı bir azar yiyebilirdi. 

Aslı ve Yigit üzerinde gezdirdigi bakışlarını. “Haklısın Ali sanırım bende daha tanışmadım.” Hadi tut şu masayı.” Yatakların ucunda bulunan masaları kenara çektiler. Ali, “Hocam ne yapıyoruz acaba?” diye sordu.

“Ah Ali, tabiki aşk bağını tıp bağıyla birleştirip kurdela töreni yapacağız.” Saf saf bakan Ali’ye içinden gülmek gelsede yüzüne çeki düzen verdi hemen. 

“Hadi Ali bana yardım et!” 

Doktor Yağız ve Doktor Ali; Aslı ve Yigit arasındaki engelleri kenara çekerek yatakları olabildiği en yavaş şekilde birbirlerine yaklaştırdılar. Şimdi bir el mesafesi kadar yakın olan karı kocaya baktı Yağız. “Ali şu boşluğa kenardan çekmece çek getir.” diye buyurdu. 

Ali çaresiz zaten tekerlekli olan küçük dolabı sürüyerek aradaki boşluğa soktu. “Tamam Ali, şimdi bir yastık getir dolaptan.” Onu da getirip hocasına uzattı Ali.

Yağız yastığı dolabın üzerine koydu. Aslı’nın  serum takılı koluna uzandı. Bileğinden tutup yastığın üzerine bıraktı. Yiğit’in serum diğer kolundaydı. Onunda bileğinden tuttu. Aslı’nın elini kaldırıp Yiğit’in elinin içine bıraktı.

“Ama hocam bu doğru mu?” diye mırıldandı Ali.

“Bence doğru Ali. Bazen görmediğimiz mucizeler vardır. Pek çok çeşitleri olabilir hatta. Ama bunlarınki sevgi bağı, daha çabuk uyanacaklar göreceksin. Not düş dosyalarına ilacı kesiyoruz. En geç üç saat içinde uyanmış olmaları gerekiyor. Belki o kadar da sürmez. Çünkü ikiside uyanmak için uğraşıyor.” 

Kapıdan çıkıp ardından kapattı kapıyı Yiğit. Ali yanı başında bekliyordu. Yağız kapının ardında bekleyen aileye göz attı.

Dün gece hastaneyi birbirine katan aile… Birisi sinir krizi geçirip zor zaptedilen Azra, diğeri olduğu yere yığılan Doktor Zeynep ve anneleri Neriman hanımın çökmüş hallerine baktı. İçerideki hastaların cok şanslı olduğunu düşündü Yağız. 

Görüş alanına giren bir başka kişide bir kaç saniye oyalandı. Kara gözlü sarı saçları olan güzel kadın da. 

Pek tabi anında etrafını saran aile üyelerine döndü. Aras, “İyi bir şeyler söyle Doktor.” dedi bitik halinden yorgun  çıkmıştı sesi Aras’ın.

“Merak etmeyin ikiside iyi, ilacı kestik. En geç üç en erken bir bir buçuk saate uyanmış olacaklar. Yiğit beyin durumu daha iyi. Aslı hanım hem doğum hem kalp krizinden dolayı daha yorgun.” 

Zeynep, Aras’ın koluna tutundu. “Yağız hocam, kriz sonrası oluşan herhangi bir sorun olabilme ihtimali nedir?” 

“Zeynep lütfen aklına,” dedi ve durdu. Aileye döndü. “Aklınıza iyi şeyler getirin. Elbette her ihtimal söz konusu ama ben bu çılgın aşıkların turp gibi olacaklarına eminim.” dedi tebessümüyle. 

“Benim bu gece nöbetim yok ama burdayım. Her saat başı kontrol edeceğim.” diyerek ayrıldı yanlarından aklı arkadaki sarışında kalmıştı.

Geçen bir saatin sonunda Yağız gelmiş üst üste koyduğu ellerin hiç kıpırdamadıgını görmüştü. Normal olduğunu düşünüp gitmişti.

İkinci saatte yine gelmişti. Saat artık gece yarısını vurmuştu. Demirkan ailesine tahsis edilen bir odada dinlenmeye çekimişti. Perişan olmuşlardı zaten diye düşündü Yağız. Yoğun bakım ünitesinin önünde bekleyen tek kişinin sarı saçlı afet olduğunu görünce gülümsedi. 

“Siz de dinlemelisiniz. Biz haber veririz …” Adını sormuştu bir nevi. Nazlı yorgun yüzünü doktora çevirdi. “Nazlı, Yiğit’in kız kardeşiyim,” diye yanıtladı üstü kapalı soruyu.

“Peki benimle bir kaç dakika girebilirsiniz isterseniz?” 

Nazlı’nın yorgun yüzü aydınlandı. “Gerçekten mi?” dedi saf bir kız gibi. 

Yağız minicik tebessüm ederek, “Gercekten, sadece bir kaç dakika ama, buyrun sizi hazırlasınlar,” diyerek kapıyı açıp önden davet etti. 

Ağzına maske taktıktan ve hastane önlüğü giydikten sonra Yağız’ı takip etti Nazlı. 

Abisine ve Aslı’ya baktı. Gözleri dolmuştu. Her yerlerinden kablolar geçiyordu. Hep ayakta dimdik duran abisini ilk defa bu şekilde görüyordu. Yiğit grip bile olsa asla yatmazdı.

Sonra birleştirilmiş ellere baktı. “Bunu siz mi yaptınız?”

“Evet, onlara iyi geleceğini düşündüm.” 

Nazlı bakışlarını abisi tarafına çevirdi. Sesizce izledi. Yağız da rutinlerini halletmek için dosyaya baktı. 

“Çıkalım mı bu kadar yeter sanırım.” Nazlı başını sallayarak arkasını döndü. Yağız hastalarına sonkez bakıp önüne döndü. Ve tekrar birleşmiş olan ellere baktı.

“Nazlı hanım siz çıkın ben geliyorum.”

Nazlı soru sormadı. “Peki, teşekkür ederim.” diyerek uzaklaştı.

Hemen kontrol etti. Yiğit, Aslı’nın elini  sıkıyordu. Yağız  iki eli tutup ayırmak istediğinde Yiğit’in tutuşuyla sıklaşan eli görünce gülümsedi. Ama Aslı da hala tepki yoktu. 

“Hadi Aslı uyan hadi bak bebeklerin ve Yigit seni bekliyor.” dedi fısıltı sesiyle. 

Tepki yoktu. Yiğit’te hala kendine gelmiş sayılmazdı. Ama Aslı’nın elini sıkı sıkı tutmuştu. Pür dikkat ikisinin üzerinde gezdiriyordu bakışlarını.

Aslı’nın gözlerinden inen yaşları fark ettiğinde yakından bakmak için eğildi. 

Kulağına doğru fısıldadı. “Uyan Aslı, Yiğit’i başka kadınlara veremezsin degil mi?” 

Bir damla daha düştü Aslı’nın gözlerinden. Karşılarına geçip on dakika kadar seyretti. On yıllık doktorluk hayatında; bilgisiyle pek çok kalbin tekrar hayata dönmesini sağlamış pek çokta ölüm görmüştü. 

Yalnız ilk defa böyle bir şeye tanık oluyordu. Aşka inanmayan biri olarak Yiğit ve Aslı onun için gerçek bir hayat dersiydi.

Yiğit hala Aslı’nın elini sıkıyordu. Güçsüz dudakları kımıldadı Yiğit’in. “Aslı’m.” 

Aslı’nın parmakları usulca oynadı. Yağız sabırsızca mırıldandı. “Hadi uyanın artık. Ağaç ettiniz beni, söz sizi literatürlere sokacağım. Hadi artık.”

Önce Yiğit sonra Aslı açtı gözlerini. Yiğit tuttuğu ele çevirdi bakışlarını usulca.  Belli  belirsiz mırıldandı. “Çok şükür Allah’ım.” dedi kımıldayan dudaklarıyla ve çıkmayan sesiyle. 

Ama kendisine ne olmuştu? En son hatırladığı Aslı’yı gördüğünde kalbine saplanan acıydı.Gücünün yettiği kadar yüksek sesle, “Aslı.” dedi.

Yağız hala izliyordu. Ve Yiğit, Yağız’ı henüz fark etmemişti. Yiğit tekrar, “Aslı,” dedi.

Nerde olduğunu beyin hücreleri haykırıyordu Aslı’ya. Zaman kavramı yoktu ama bedeninin  üzerinde kamyon geçmiş gibi ağırlıklar vardı. Belli yerlerde acılar… “Bebeklerim.” diye düşündü. Yiğit’in sesini duyuyordu ama henüz cevap verecek durumda değildi. 

Yarı açtığı gözlerini yumdu tekrar. Sonra yeniden açtı. “Annem, babam, bebeklerim.” düşündükçe vücuduna akan canla gücü gelemeye başlamıştı. “Aslı.” Yiğit’in sesini tekrar duydu.

Zorla konuştu Aslı.” Ne Aslı Aslı sussana Yiğit.” dediğinde Yağız kahakaha atmamak için dudaklarını ısırdı. 

Yiğit’in de dudakları belli belirsiz kıvrılmıştı. 

“Bebeklerim, kızım, oğlum…” Elini karnına götürmeye çalıştı. 

Yağız hemen yanına koştu. “Günaydın Doktor Aslı, ben Doktorunuz Yağız Karaduman. Bebekleriniz iyi merak etmeyin.” Elini tekrar  yanına koydu Aslı’nın.

“Neredeler görmek istiyorum?” Her kelimede nefesi daha da azalıyordu. “Göreceksiniz ama önce sakin olun. Sizi odaya aldığımızda bebeklerinizi getirecekler.” 

Yağız adımlarını Yiğit’e çevirdi. Size de günaydın Yiğit bey. Sizinde doktorunuz benim. İyisiniz merak etmeyin. Sizi de son kontrollerden sonra odanıza alacağız.” 

“Hocam,” diye mırıldandı Aslı. Yağız Aslı’ya döndü.” Evet Aslı,” dedi.

“Kocamın burda ne işi var?” 

“Bunu sonra konuşalım. Ben birazdan döneceğim.” Hızlı adımlarla çıktı odadan.

Elini sıkı sıkı tutan ele baktı Aslı. Bu hale nasıl geldiklerine dair hiç bir fikri yoktu. Elini tutan ele gücünün yettiği kadar tutundu. 

Odalarına alınmışlardı. İkisi de uyandıklarından daha iyi vaziyetteydiler. Hala biraz güçsüzdüler ama. 

Yağız’ın yaptığı testlerde ikisinin de kalp krizinden kalma herhangi bir sağlık sorunu olmadığı ortaya çıkmıştı.

Aslı içinde bulunduğu garip olayı çözemiyordu. Aklı da pek yormuyordu onu. Soru sormak istemiyordu cevaplar korkutmasın diye.

Odaya son giren Doktor Yağız’a döndüler. “Evet, şimdi aileniz odaya girecek çok az kalmak şartıyla tabii. Hemen akabinde bebekler  girecek. Yalnız ikinize birden söylüyorum; Heyecan ve üzüntü kesinlikle yasak. Anlaştık mı?” Yorgun başlarıyla işaret verdiler. 

Odaya ilk giren Zeynep ve Azra olmuştu. Her zamanki hallerini takmışlardı yüzlerine. Düşüp bayılan ve ortalığı inleten kızlardan eser kalmamıştı. 

Yağız dan sıkı bir, sakın ağlamayın talimatı almışlardı. Teker teker odaya giren ailesine baktı Aslı. Ağlamak istiyordu. Nedeni çok açıktı. “Annem yok!” dedi aniden. Her kes sus pus olmuştu. Kimse ağzını açamıyordu. Diyecek hiç bir şeyleri yoktu çünkü. 

“Sil o göz yaşlarını Aslı.” diyen Yiğit’in sesi odada sert bir hava estirmişti. Olabildiğince sert çıkmıştı sesi. 

“Babam da yok.” dedi ardından kocasına hiç aldırmadan. Yağız, “Aslı ama  sen anne oldun. Şimdi üzülürsen sana bir şey olursa bebeklerin de annesiz kalsın istemezsin.” dedi. 

Aslı elinin tersiyle yüzünü sildi. “Haklısınız.” diyebildi. 

“Şimdi biriniz anlatın, saat kaç, günlerden ne ve Yiğit senin burada bu şekilde ne işin var?” Kocasına dönmüştü Aslı.

“Yüksek tansiyon nedeniyle doğumun başladı. Kontrol altına alındı ve doğum sorunsuz geçti. Ama… sonrasında tekrar yükseldi. Ve kalp krizi geçirdin.” Aslı’nın gözleri büyüdü bir an. “Ben mi?” diye sordu.

“Evet sen. Kalp krizi geçirdiginizi öğrenen kocanız ameliyathanenin cam kapısını kırıp içeri girdi.” Aslı şok olmuş şekilde dinliyordu.

“O sıra duran kalbinize kalp masajı uyguluyordum. Sizin kalbiniz atmaya başladığında eşiniz yere yığıldı. Sizi bırakıp ona koştum. Saniyeleri mi dahi almadı. Eşiniz da kalp krizi geçiriyordu. Geldiğiniz son nokta burası.” dedi Doktor Yağız. Yiğit’e çevirdi başını Aslı yorgun ve şaşkın bakışlarını.

“Aptal mısın sen, ben ölüyorum sen niye ölüyorsun?” 

Yağız bu çiftin normal olmadığına kanaat getirdi tamda bu anda. Yiğit gülümsedi. 

“Senin kalbinin atmadığı bir dünyada benimki ne işe yarar Aslı’m.” 

Odanın içinde bulunan herkes ufaktan “Ooo” dedi. Yağız da gülümsemişti. 

“Artık dinlenmeniz gerekiyor.” diyerek romantizme neşter attı Yağız. 

“Bebeklerim nerede ama, gelmedi?” 

Kapı açıldı tamda o esnada. Yan yana biri mavi bir pembe küçücük iki şey Aslı’nın dünyasına hiç çıkmamak üzere giriş yaptı. 

“Geldiler annesi,” diyen bebek hemşiresi iki yatağın ortasına sürdü arabayı.

Yağız ailenin tamamını  dışarı çıkarmıştı. Başlar geride bebekleri görmek için çaba gösterseler de Yağız onlara acımamıştı. 

“Lütfen evlerinize gidin artık. Dinlenin.” diyerek onları hastaneden de gönderdi. 

Uzandığı yataktan dogrulamıyorlardı. Ellerini uzattı Aslı. “Bunlar bizim mi şimdi? Minicikler Yiğit, baksana…” Bebeklerin üzerinde gezdirdi elini. “Bunlar nasıl ayak oğlum.” İçinden gelmişti, “Oğlum,” diyerek tekrar etti. Diline değişik gelmişti. İçinde tatlı bir ritim tutmuştu bu sıfat. 

Kızının üzerinde gezdirdi sonra. “Kızım çok yakışmış pembeler sana,” dedi gözleri mutluluk ışıltıları ile doluyordu. 

Yiğit gülümseyerek izliyordu. Bu anın her salisesini beynine kazıyordu. “Sende çok küçüktün aynı kızımız gibiydin.” dedi. 

“İnanması çok zor sen nereden biliyorsun hem?” 

Hemşire böldü konuşmayı. “Annesi babası bizim gitmemiz gerekiyor. Sabah yine getireceğiz.” Aslı zor da olsa, Tamam,” dedi.

Yağız girmişti odaya tekrar. “Bir şey olursa başınızın üzerindeki düğmeye basmanız yeterli. Ben bu gece burdayım. Sabah yine geleceğim.” diyerek ayrıldı.

Yağız’ın çıkarken minimum ayara getirdiği ışık odaya loş bir hava vermişti. Yiğit yavaş hareketlerle kalkıp karısının yanındaki boşluğa oturdu. Birbirlerinin gözlerine baktılar bir kaç saniye, sessizce. 

“Sen neden kriz geçirdin? Beni bu kadar sevmemelisin.  Ben olmasam da sen olmalısın. Çocuklarımız var.” 

Aslı’nın ellerini kendi avucuna hapsetti Yiğit. “Senin olmadığın bir dünya düşünemedim sanırım.” dedi. 

Karşısında zor evlendiği adam vardı. Zorla…

Şimdi kalkmış, “Senin olmadığın bir dünya düşünemedim.” diyordu.

“Yanıma yatsana,” dedi Aslı. 

“Olmaz, sana zarar verebilirim.”

“Vermezsin, ikimize de yeter burası.” 

Karısının yanına yavaşça yerleşti. Aslı dönemiyordu. Yiğit ona dogru döndü. 

Gül kokan saçlarından öptü Aslı’yı. Bu saçlara bir daha dokunamayacagını düşündükçe çıldırıyordu. 

“Annem ve babam yok mu artık.” dedi hüzün dolu sesiyle. Belki yaşarken de yoktular ama bu farklıydı. 

Yiğit karısının gözünden düşen yaşları eliyle sildi. “Aslı lütfen ağlama oğlumuzu ve kızımızı düşün. Sana bir şey olursa …” Aslı yutkundu. “Tamam, iyiyim ben.”

“Şimdi uyu Aslı’m. Yarın daha güzel olacak.” 

Aslı zaten çok yorgundu. Direnmek gibi bir niyeti yoktu. Başını kocasının omuz ve boyun arasına soktu. Bir kaç dakika sonra düzenli nefeslerini duydu Yiğit. 

Her an her saniye şükür ediyordu. Aslı sağdı ve olması gerektiği yerdeydi. Yiğit’in kollarında…

Yağız, sabaha karşı odaya sesizce girdiğinde gördüğüne hiç şaşırmıştı. Aşkın varlığına bir kez daha tanık olmuştu. Sesizce odadan çıktı. Aslında ikisi içinde zararlıydı aynı yatakta olmak. Yine de kalplerine iyi geldiği çok belliydi bu denli yakın olmak.

Cenaze törenine her ikisinin de katılmasını yasaklamıştı Yağız. Aslı buna çok üzülmüştü. İçi kan ağlıyordu. Anne olduğu gün annesini kaybetmişti. İçinde garip duygular vardı. Üzülsemi sevinsemi bilemiyordu.

Aradan geçen üç gün sonunda Yağız’a yalvarmalarını artırıp artık evine gitmek istediğini söyledi Aslı. 

“Doktor Aslı, sevgili meslektaşım sen de biliyorsun ki en az iki gün daha kalman gerekiyor.” dedi Yağız.

“Yağız Hocam beni bırakmazsan yemin ederim avazım çıktığı kadar bağırırım o da olmazsa kaçarım buradan. Bu hastanenin her yerini didik didik biliyorum. Hiç zor olmaz benim için.” dedi Aslı. Artık üzüntü sinir ve hastanenin kasvetli havası Aslı’yı zorluyordu. 

Yiğit, “Bence de evimize gidelim.” dedi. Yağız ikili arasında gezdirdi gözlerini. “Peki ama hergün sizi kontrole geleceğim.” Aslı ellerini havaya kaldırdı. “Gel, vallahi gel ama bırak bizi.” dedi Zafer kazanmış sesiyle. 

Odaya giren Nazlı son duyduğu şeylere kahkaha attı. “Doktor bey çıkmadan bir iğne ilacınız var mı, şu kızı normale çevirsin.” dedi. 

Yağız Nazlı’nın gülüşüne öldü, bitti. Bir daha gülse diye bekledi. “Yok malesef ama bu çiftin farkı bu sanırım.” 

Yalnız çıkmadan evvel size doktorunuz olarak değilde normal bir kişi olarak bir şey sormak istiyorum. Yiğit, Aslı’nın yanına oturdu. “Buyurun sorun.” dedi.

“Yani ben … ben o gece sizi görene kadar… Yani birinizin kalbi durduğunda  diğerinizin kalbinin durması sonucu aşka olan inancımı geri kazandım.” Aslı, Yiğit ve Nazlı dikkatle dinliyorlar. 

“Kayıptı yani inancınız?” dedi Nazlı. 

“Evet, uzun yıllar önce… konumuz bu değil. Neyse, ben  sormak istiyorum, Aslı söylesene ne yaptın Yiğit’e de kalbi seninle durdu ve Yiğit, sen Aslı’yı kendine nasıl bu şekilde bağladın. İnanın çok merak ediyorum.” 

Aslı ve Yiğit  birbirlerine baktılar. Ne yapmışlardı ki? Hiç bir şey elbette. 

Aslı güldü. “Ben Yiğit ile zorla evlendim. Oda benimle tabii. Yani sana verecek bir cevabımız yok. Yağız’ın kaşları havalandı. “Nasıl yani siz birbirinizi sevmeden mi evlendiniz?” 

Yiğit cevap verdi. “Pek sayılmaz ama Aslı benden nefret ediyordu.” dedi. Aslı gözlerini belertti. “Sen ediyordun bir kere. Ben gayet insanı duygular içindeydim.” Yiğit gülümsedi. “Yapma Aslı, ben neden nefret edeyim senden? Deli gibi sevdiğim kadındın sen. Sadece şartlar biraz garipti.” dedi.

Aslı ağzını açıp yanıt vereceği sırada Yağız, “Aslı tamam. Hiç bir şey anlamadım. Bari aklım karışmasın.” dediğinde Nazlı tekrar kahakaha attı. 

“Doktor bey ben diyeyim size, aslında bana kalırsa bu ikisi önceden yanıktı birbirlerine. Evlilik şart olunca istemem yan cebime hesabı yaptılar.” 

Aslı omuz silkti. “Hiçte bile.” dedi. Yağız sessiz kalmayı tercih etti. 

“Şimdi anladım sanırım. Teşekkür ederim Nazlı  hanım.””

“Rica ederim.” dedi Nazlı. 

Kendi evine kendi odasına kavuşunca Aslı dan daha mutlusu olmadı. Bebeklere hazırladığı bir oda vardı ama iki küçük beşik koymuşlardı yatak odalarına. Biri pembe biri mavi. Odanın havasını değiştirmişti beşikler.

Bebeklerin gelişiminde hiç bir sorun olmadığı için onlarıda çıkarmayı uygun görmüştü doktorları. Yirmi beş yıl tek kaldığı odada artık dört kişiydiler.

Sürekli takım elbiseyle dolaşan kocası evde bir tişört ve eşofmanla dolaşması Aslı’nın garibine gidiyordu. 

Kalp krizi geçirip uyandığından beri Yiğit’in gözlerinde başka bir ışık görüyordu. Daha sevecen, daha yakın, her şeyle daha dolu dolu. Bazen bir kaybedecek korkusuyla dolan bakışları… Aslı yakalıyordu o bakışları. 

Rahatsız olduğu basına bildirilmiş, taziye ziyaretleri kabul edilmeyeceğini açıklamışlardı. Zaten hastanede kaldıkları süre içinde gazeteciler kapıdan hiç ayrılmamış sürekli haber peşinde koşmuşlardı.

Kullandığı ilaçlar nedeniyle bebeklerini emzirememek şimdilik en üzüntü veren olaydı. Zaten süt namına da bir bir şey yoktu. Neriman annesi olmasa nasıl olurdu diye düşündü. Sonra vazgeçti. Düşünemedi. Kadın bir saniye oturmadan kendisine hizmet eden, kalan zamanını da ikizlere bakarak geçiren kadına her gün daha büyük sevgiyle bağlanıyordu. Tek başına idare edemeyen kadına evin emektarı Suzan hamımda katılıyor yıllar sonra yalıda çınlayan bebek sesleriyle mest oluyorlardı. 

Bu gece evlerinde ilk geceleriydi. O berbat geceden sonra…

Neriman hanım bebekleri bebek odasına almıştı. Aslı henüz tam hareket edemiyordu. Sezaryen doğumun kötü yanları diye düşündü. Karnında bir kesikle yaşayacaktı artık. Ama bebeklerine bakınca acısı geçiyordu. 

“Ne düşünüyorsun?” Ne kadar zamandır karşısında olduğunu bile fark etmemişti Aslı. Oysa Yiğit son beş dakikadır yatağa uzanmış tavanı izleyen karısına bakıyordu. 

“Bebeklerimi,” dedi gülerek. Yiğit düzeltti “Bebeklerimizi olmalıydı o cümle. Beraber yaptık, hatırlasın bence.” deyip karısına göz kırptı.

Aslı’nın kalbini tekleten adamın bakışına kendi aşk dolu bakışlarını uzattı. “Ah nasıl unuturum Yiğit.” Yiğit gözlerini kısıp baktı. Karısı bir bakışıyla bile ona neler hissettireceğini çok iyi biliyordu. “Çok yaramaz bir kadınsın Aslı,” dedi.

“Yok canım, ya -ra-maz olsam beni niye alasın koynuna valla çok amaçlı bir kadınım ben.”

Yiğit’in kanını kaynatan Aslı’nın sözleri, güzelliği ona olan sevgisi… bu kadın Yiğit’in her şeyiydi. Işığı kapatıp yanına uzandı. Dikişlerine dikkat ederek kollarına sardı karısını.

“Peki çok amaçlı kadınım.”

“Bana kadınım demeni seviyorum.” 

“Sen benim kadınımsın çünkü. Çocuklarımın annesi, geçmişim geleceğimsin.” 

“Ne oldu sana Yiğit? Tamam bana kötü davranmazdın, hep güzel şeyler söylerdin. Kalbimi fet ederdin. De başka bir şey var sanki?” 

“Var, seni kaybetme korkusunu yaşadım. O korkuyla az daha ölüyordum. Özür dilerim sevgilim. Seni ölecek kadar sevdiğimi geç anladım.” 

Başını kaldırıp Yiğit’in yakışıklı yüzüne baktı. Sevmek yetmeyen, az kalan bir deyimdi. Sevmenin farklı isimleri olmalıydı. Bağlılık falan değil. Aslı düşündü ama bulamadı. 

“Nasıl sevmek seninki?” 

“Deli gibi… hırçın denizlerin kıyıya vuran dalgaları gibi güçlü, sonra sahilin sayamayacagın kum taneleri gibi çok. Rüzgarda savrulmaya mecbur yaprak gibi yalnız. Soğukta titreyen evsiz gibi mecbur. Sen yoksan nefessiz kalmak, ölmek gibi… Varsan nefes almak yaşamak gibi. Ben, yeşilin her tonunu gözlerinde bulduğum ve sevdiğim gibi …  yaşamanın her şeklini sende bulmuşum. Sen yoksan bende yokmuşum gibi sevdim seni…”

Her bir kelimeyi aklına kalın mıhlarla kazıdı Aslı. Şüphe etmiyordu ama bu şekilde böyle can alıcı kelimelerde beklentisi değildi. Kocası sevdiğini her zaman belli eder güzel sözleriyle anlatırdı. Fakat bunlar çok farklıydı. 

Dudağının kenarına bastırdı dudaklarını Aslı. Kokusunu içine çekerek oyalandı. Bu adamı hak edecek ne yapmış olabilirdi. Bilmiyordu. Ama Yiğit’i ona getiren kadere borçluydu. Ölene  dek! 

Geri çekilip gözlerine baktı. “Bende seni sevdim Yiğit adam. Ama uzun cümlelerim yok. Ben seni sadece sevdim…”