Ağustos 24, 2020

16. Kimdi O?

ile payelll

 

 

 

“Aramadı mı Asya?” 

Neriman hanım oğlu Yiğit’e başını olumsuz anlamda salladı. “Hayır. Aradım açmadı.” 

“Anne sabah onu görmeliydin, uykusunda ağlıyordu.” 

“Anlattı bana da. Uzak diyar kalkıp gitsem gidemiyorum. Hata ettik. Yanımıza çağıracaktık. Şimdi yaban ellerde bir başına ve dertli.” dedi Neriman hanım. “Aslı bütün gün kendine gelemedi. Dışarı çık dedim, çıkmadı. Hissediyor…” 

Sıkıntıyla boğaz manzarasına döndü Yiğit. Elleri cebinde gergin haliyle Aslı’dan kaçmaya çalışıyordu aslında. “Yarın tekrar arayalım. Haber alamazsak ben ya da Aras gidip bakalım.” 

“İyi olur. Ben de odama gidiyorum. Sende karının yanına git.” Annesine usulca baş sallayan Yiğit bir süre daha yerinden kımıldamadı. Aslı’nın uyumuş olabileceği fikriyle odasına yürüdü. 

Kapıyı yavaşça açtığında Aslı’yı karanlıkta pencere kenarına oturmuş gecenin ışıklarını izlerken bulduğunda gerçeğin onlara vereceği zararı bir kez daha gözden geçirdi. Aslı dünyayı başına yıkacaktı. Üzgün bir Aslı’dan daha tehlikeli olan ise ihanete uğramış üzgün bir Aslı’ydı. 

“İyi misin?” dedi saçlarından öperken. 

“Bilmiyorum.” diye mırıldandı Aslı kocasının göğsüne inen eli alıp yanağına yasladı. “Depresyona girmiş olabileceğimi düşünüyorum. Doğum sonrası… başka bir açıklama bulamadım. Kalbimde bir asırlık ağırlık varmış gibiyim. Keyfim yok, gülmek istemiyorum. Sanki bir yanım sürekli ağlıyor.” 

Bebekler mışıl mışıl uyuyorken elinden tutup yatağa getirdi karısını. Göğsüne yasladı. Başta sallantıda olan evliklileri sonrasında gelişen hamilelik ve düşük sorunu ve şimdi karısının kalp krizi geçirmesiyle bu zamana kadar gelen açıklayamadığı gerçekler önüne sert duvarlar çekecekti. Umudu, Aslı’nın kendisini anlamasıydı. 

Yıllarca Rasim babasına itaat etmişti hiç pişman değildi. Aslı ile yıllarca bakışmadan öteye geçmeyen elektrikleri ona o zaman gizlediği şeylerin önemsiz olduğunu düşündürtüyordu. Şimdiyse konu çok farklı bir yere gelmişti. 

Saçlarını okşayarak sakinleştirdiği kadının kollarında uykuya dalmasıyla o da gizli gerçeklere bir gün daha gözünü kapatmıştı. 

Sabah kendini daha iyi hisseden Aslı bebekleriyle ilgilendikten sonra kahvaltı için aşağı indi. Az da olsa yüreğinde bir ferahlık vardı. Gülümseyerek yaklaştı masaya. Nazlı ve Aras’ta masadaydı. Kocasının bakışlarını üzerinde hissediyordu. Ve bunu seviyordu. 

“Afiyet olsun.” 

“Sağ ol annecim, bugün iyi görünüyorsun maşAllah.” dedi Neriman hanım. Tabağını doldurmaya başlayan Aslı kayınvalidesine tebessüm etti. “İyiyim, sanki. Bana ne olduğu hakkında bir fikrim yok açıkcası.” 

“Evde çok kaldın tabii.” dedi Yiğit. “Yakında bir tatile çıkabiliriz.” 

“Olabilir.” diye yanıtladı Aslı. 

“Öğlen birlikte yemek yiyelim, havan değişir. Annem ilgileniyor çocuklarla. Bu kadar evde kalmamalısın Aslı.” 

Evden sıkıldığı filan yoktu aslında. Evinde çocuklarıyla da ilgilenmek huzurlu hissettiriyordu. “Olur gelirim. Akşama kadar idare edebilir misin anne? Kızlarla birlikte biraz alış veriş yapardım. Kıyafetlerim bana olmuyor.” 

“Keyfine bak kızım. Tek değilim, Suzan da var. Ben torunlarımla gayet mutluyum.” 

Minnetle baktı kayınvalidesine. “Sen olmasan…” dedi. “Allah senden razı olsun.” 

Neriman hanım yutkundu. Yakın bir zamanda da bu sözleri duymak isterdi ama Aslı’nın nasıl bir tepki vereceğinden emin değildi. “Her şey sizin için güzel kızım.” diyebildi. 

Önünde durduğu devasa holdinge bakmak için başını gök yüzüne kaldırdı. Demirkan yazısıyla yüreği sızladı. Hiç sahip olamadığı babasının adıydı. Aklında milyonlarca soru işareti vardı. Yanıt bulmak için beynini deliyorlardı. 

Siyah kot pantolonu üzerine giydiği mevsimlik beyaz trençkotunun kemerini gevşetti. Midesinden yükselen bir sıvı vardı ve o, ne olduğunu bilmiyordu. Heyecandan eli ayağı titriyordu. Amerika’dan gelirken bir tek valiz bile getirmemişti. Üzerini giyinip çantasını koluna takıp gelmişti Türkiye’ye. 

Adımları bile titriyordu sanki. Araştırıp bulduğu bir bu holdingdi. Buraya gelmek için bir saniye düşünmüştü ve karar vermişti. Kapının önünde durduğunda güvenlikten çekindi ama genç adam kendisine gülümsedi. 

“Hoş geldiniz Aslı hanım.” 

Gözlerini kapatıp açtı ve gerçek yüzüne çarptı. Onu kardeşi sanmıştı. “Teşekkür ederim.” diye belli belirsiz mırıldandı. Kardeşinin ses tonu nasıldı bilmiyordu. 

İçeri ağır ağır girdiğinde de hiç bir şey değişmedi. Onu gören çalışanlar başlarıyla selam veriyor ve yol açıyorlardı.  Çekingen bakışlarını değiştiremiyordu Asya. O Aslı değildi ve bunu bir tek kendisi biliyordu. Gideceği katı bilmiyordu, şimdi biraz oyun oynaması gerekiyordu ve Asya okulda aldığı drama dersini hatırladı. ‘O kadar da zor olamaz. Rol, roldür sonuçta’ diye içinden geçirip girişteki lobide duran güzel kıza yaklaştı. 

“Merhaba tatlım.” dedi. 

Kızın kaşları havaya kalktı. Aslı holdinge girdiğinde pek kimseyle konuşmazdı. Yolunu bilir gülümser ve geçerdi. Dışarıdan  kibirli bir hava verdiği açık ve netti. Ve Asya bunu görebiliyordu. 

“Merhaba Aslı hanım. Bir sorun mu vardı?” 

Asya rol kesmenin hiç kolay olmadığını hissetti. “Hayır sorun yok. Yiğit burada mı? Yukarı çıkmadan sormak istedim. Aradım ama ulaşamadım.” 

“Evet efendim, Yiğit bey burada. Toplantıda olabilir.” 

“Evet haklısın. Toplantılar hangi katta yapılıyordu?” diye sordu ama Aslı’nın da burada çalışmıyor olması için dua etti. Aklına başka bir şey gelmemişti. 

“Yirmi sekizinci kat, yönetim katıdır bilirsiniz.” 

“Ah tabii nasıl unuttum. Teşekkür ederim.” Kıza hatırı sayılır bir gülümseme hediye ederek yanından uzaklaştı. ‘Çok bilirim.’ diye de kendi kendine konuşuyordu. 

Yüreği kuş gibi kanat çırparken elini kalbinin üzerine koyup derin nefesler aldı, ama ne faydaydı öleceğini hissediyordu. Kardeşi burada mıydı? Yiğit’in burada olduğunu öğrenmişti ama Aslı için bilgisi yoktu. Asansörün durduğunu ifade eden sesiyle sıçradı. Baş parmağını üst dişine takarak korkmuş olduğu için damağını kaldırdı. Adımını attığında etrafına bakındı. 

Sakindi etrafı. Saçını geriye savurdu. Kendine cesur olmasını, söyledi. ‘Hadi bir cesaret Asya.’ Sağa sola bakındı. Topuk sesleriyle tekrar soluna döndü. Güzelce bir kadın ona doğru gülümseyerek yaklaşıyordu. Bir Aslı vakası daha dedi içinden. 

“Hoş geldiniz Aslı hanım.” diyen genç kadın Asya’nın karşısında durdu. 

“Hoş buldum.” deyip eğreti bir tebessüm etti. Çok zordu Aslı olmak. Ama anladığı kadarıyla Aslı burada çalışmıyordu. Onun için biraz rahatladı. 

“Yiğit bey odasında.” 

“Öyle mi, ne güzel.” Önüne çıkan bu kadın Yiğit’in asistanı olmalıydı. Onu Allah göndermiş, diye de düşündü. İki gündür hep içinden düşünüyordu. Kimseyle tek kelime edemiyor olması iç dünyasını resmen geveze hale getirmişti. 

“Buyurun.” Asistan eliyle Asya’ya yol açınca kendinden emin adımlar eşliğinde takip etti asistanı. Kızın adını da biliyordu, Aslı biliyor olmalıydı o yüzden sesini bir kez daha çıkarmadı. Bir şey daha fark etti; Aslı ile sesleri de birbirlerine yakın olmalıydı. Yanındaki kadın hiç farklı bir ses duymuşa benzemiyordu. 

Bir kapının önüne geldiklerinde asistan kapıyı tıklatıp başını içeri soktu. Asya göğsünü şişiren nefesiyle yüzünü yelledi eliyle. Yiğit’i gördüğünde ne yapacagını bilmiyordu. Ne diyeceğini de. Buraya gelmişti gelmesine ama içindekileri toplaya fırsatı olmamıştı. 

“İçeri girin efendim.” 

Başıyla onay verdiği kadının yanından süzüldü. Kendisini tanıyacak mıydı Yiğit?  Kapıyı kapattığı esnada kendine doğru gelen adama gözleri kısık baktı. Kendisini karısı sanarsa buna engel olacaktı. 

Yiğit Asya’ya bir kaç adım kala durdu. Asya gibi gözlerini kıstı. Gülüşü yüzünde soldu ve şaşkınlıkla açıldı. “Asya!” dedi Yiğit. Karısının yeşil gözlerini tanımaz mıydı? O mağrur duruşunu… çenesi hep havada gezişini… 

“Asya evet. Karının kız kardeşi.” 

“Sen ne zaman geldin?” Yiğit şaşkınlıktan başka sorular bulamıyordu. Elini alnına vurup beline yerleştirdi. Aralarında geçen uzun sessizlikte sadece bakışmaları konuşuyordu. 

Yiğit şaşkınlığını üzerinden atmak ve kısa da olsa düşünmek için burun kemerini sıktı. Elini çekip kıza baktı. “Zaten gelecektin öyle değil mi? Ha şimdi ha sonra…” 

“Bu mu Yiğit?” dedi hırsa kapılan Asya. “Bu kadar mı? Öğrendiğim şeylerin neler olduğunu biliyorsun hep biliyordun. Biliyordunuz. İki gündür neler yaşadığımdan haberiniz var mı? Yok!” 

“Sakin ol. Bak, biliyorum evet çok zor ama konuşacağız. Seni buradan çıkarmak zorundayım. Birazdan Aslı gelecek ve seni burada görürse her şey berbat olur.” 

“Hiç bir yere gitmiyorum. Gelirse beni görür. O da bilmiyor öyle mi? Siz bize ne yaptığınızın farkında mısınız? Sen, babam olacak o adam. Annem ve senin ailen. Nazlı benim en yakın dostumdu. Bunu benden-bizden nasıl sakladınız?” Asya’nın dolup boşalan gözleriyle Yiğit ilk darbeyi baldızından yemişti. Asya bunları söylüyorsa Aslı neler söylemezdi ki. 

Kapısını açıp asistanına Aras’ı çağırmasını alel acele söyledi Yiğit. Kapıyı tekrar kapatıp Asya’ya döndü. “Güzelim konuşacağız ama lütfen hiç birimizi şimdi suçlama, lütfen Asya. Bilmediğin çok fazla şey var.” 

Asya eliyle gözlerini kurulayıp odanın içindeki geniş koltuğa oturdu. “Bekliyorum.  Öğrenmeden hiç bir yere gitmeyeceğim.” dedi kollarını da göğsünde bağlayıp. 

Yiğit nefes verip omuzlarını indirdi. Asya’nın buraya gelmiş olduğuna inanamıyordu. Az sonra Aslı da gelecekti. O zaman hiç bir şeyi açıklayamadan iyice kötüye gidecekti. Sıkıntıyla alnını ovaladı. Aras kapıdan hızla girip Abisine baktı. Asya’yı göremiyordu Aras. 

“Beni istemişsin.” 

Başıyla koltukta oturan Asya’yı işaret etti. Asya Aras’a el salladı. “Merhaba Aras. Görüşmeyeli nasılsın?” 

Aras bedenini odaya sokup kapıyı kapatırken gözlerini fal taşı misali açmıştı. Ağır çekimle Abisine döndürdü başını. 

“Asya.” diyen Yiğit’in konuşmasıyla hızla genç kıza döndü Aras.  “Sen…” 

“Ben ya. Size bunların hesabını tek tek soracağım. Ama en çok Nazlı’ya soracağım. Nasılda kandırdınız beni.” 

“Aman Allah’ım.” dedi elini alnına şak diye vururken. “Aslı burada.” 

Asya’nın gözleri parlarken Yiğit’in nefesi kesilmişti. “Nerede?” diye eceleyle sordu. 

“Asansörden indi. Çalışanlardan biriyle laf ediyordu.” 

Asya ayağa fırladı. “Gelsin gelsin, gelsinde görsün ikizini.” dedi. 

Yiğit Asya’nın yanına varıp kızı hızla ayağa kaldırdı. “Aras sakla onu, Aslı gelmeden hemen.” 

“Nereye abi?” 

Sıkıntı Yiğit’i esir almıştı. Aslı’nın kardeşini şimdi görmesinden daha kötü ne olabilirdi? Vakit daralıyordu ve Yiğit ikinci bir kalp krizinin eşiğinde olduğunu hissediyordu. Ayakta iki adam arasında göz gezdiren Asya’nın dünya umrunda bile değildi. Aslı gelecekti ve onu görecekti. 

Kapının diğer tarafında içindeki ağırlığın hafifliğiyle gülücükler saçan Aslı evde çok fazla kaldığı yüzden depresyon eşiğinde olduğuna kanaat etmişti. 

“Nasılsın Füsun?” 

Asistan başını kaldırıldığı bilgisayardan gözlerinin gördüğünü idrak edebilmek için önce yutkundu sonra gözlerini büyüttü. ‘Allah Allah’ dedi Aslı içinden. Bugün onu görenler neden hayalet görmüş gibi oluyordu? Girişteki genç kız da böyle bakmıştı. 

“A… Aslı hanım.” dedi Füsun. “Siz…” Füsun Aslı’nın kıyafetlerine göz attığında daha da şaşkındı. “Bu nasıl…” 

“Ne nasıl Füsun?” dedi Aslı iç çekişle. 

“Ama siz içeridesiniz. Ne zaman üzerinizi değiştirdiniz?” Saçma ve tutarsız gelen sözlere aldırmadı Aslı. Kocasının odasına doğru ilerledi. “İzin al Füsun, tatile çık.” Kapıyı açıp içeri girdi Aslı. 

“Hayatım.” derken kapıyı kapatıp odanın ortasında duran üç kişi ile kaşlarını çattı. Yiğit’in bakışlarındaki tükenmişlik ile kocasının yanındaki kadına, gözleri usul usul ilerledi. 

Saçlarından başladı incelemeye. Gözlerindeki sevecen hali gördü kardeşinin. Kendi gözleri dehşetle açıldı ama karşındaki kadının gözlerinde hüzün vardı. 

Ağzı aralandı. Elini göğsüne götürüp boğazına kadar çıkardı. Nefesi mi kesiliyordu? Ciğerlerine havanın gitmiyor olduğunu hissediyordu. Karşındaki kadın ona benziyordu. 

“Onu götür Aras.” dedi Yiğit düşen omuzlarıyla ve tükenen sesiyle. 

“Hayır gitmeyeceğim.” Asya itiraz etti ama Aras onu dinlemedi. Kolundan tutup kızın sürüdüğü ayaklarına inat kapıya yürüttü. 

Aslı aldan mora dönen yüzü ve anlamsız bakışlarıyla kıza bakıyordu. Ne düşünmesi gerektiğini bilmiyordu ki. Bu kız kimdi? Ona neden bu kadar benziyordu? 

“Aslı.” dedi Asya. 

Aslı’nın gözleri mümkünmüş gibi daha da irileşti. “Yiğit.” diye fısıldadı Aslı. 

Yanından geçen kadının gerçek olup olmadığına hayal görüp görmediğine inanmak istercesine arkasına döndü. 

“Sen kimsin?” 

“Asya.” derken Aras kızı odadan çıkartmıştı. Bir kaç saniye olduğu yerde dikildi Aslı. Kapının koluna asıldığında Yiğit engel oldu. Kapı kolundaki elini sıkıca tuttu. 

“Aslı dur!” 

Aslı kocasını duymuyordu. Duymak istemiyordu. O kadının kim olduğunu öğrenmek için canını verecekti ama öğrenecekti.

“Kim o Yiğit?” dedi hırsla bağırıp. “O kimdi? Bana benziyordu. Ben mi ona benziyordum? Adı bile bana benziyordu.” İçinden çıkan hırçın kadının sesi odayı tırmalıyordu sanki. 

Yiğit karısının elini tutup kendine çektiğinde Aslı elini hızla çekerek kapı koluna bir kez daha asıldı ama Yiğit engel oldu. “Aslı.” 

Ellerini ve bedenini kocasından çekip bir kaç adım geriye gitti. “Aslı deme bana. Yiğit kimdi o? Ben anlayamıyorum anlat bana. Gönderme onu.” 

“Sakin olursan buradan sessizce çıkıp gideceğiz ve ben sana anlatacağım.” 

“Ne sakladın sen benden?” Elleri saçlarına giden Aslı delirmek üzereydi. Hiç bir şey düşünemiyordu. Aklına o kadının kendine bu kadar benzemesinin bir nedeni gelmiyordu. “Kim, kim? Aynı ben gibiydi.” dedi kendi kendine. 

Kendine doğru yaklaşan adamı itti. “Onun kim olduğunu söylemeden bana yaklaşma!” diye bağırdı. 

“Sevgilim lütfen anlatacağım ama sakin olmanı istiyorum.” 

Aslı derin nefes alıp kendine çeki düzen verdi. Kocasına çevirdiği alevli ok misali yeşil gözleriyle sessizce cevap bekledi. 

“Çıkalım. Burada olmaz.”

Yiğit karısını evlenmeden önce oturduğu eve getirmişti. Ev boştu ve az sonra delirecek olan Aslı için çok uygundu. Yolda ağzından tek kelime çıkmayan Aslı’nın içinde kabaran öfkeyi gözlerimden görebiliyordu. 

“Gerçek baban!” diye söze girdi Yiğit. 

Yiğit’in tek nefeste sarf ettiği iki kelime Aslı’nın aklının o an durmasına neden olmuştu. Kızın beyin duvarlarında iki kelime gidip geliyordu. Gerçek baban… Gerçek baban… Bağlı olan kollarını çözüp gözlerini kırpıştırdı. 

Yüzünde her hangi bir mimik dahi kımıldayamıyordu Aslı’nın. Anlamlaşdırmaya uğraşıyordu. Ne demekti gerçek baban? Ağzını açıp geri kapattı. Sesini kaybetmiş gibiydi o an. Sadece kocasına bakıyordu, aklından her hangi bir şey dahi geçmiyordu. Geçiremiyordu. Beynin düşünme devreleri yanmış yok olmuştu. Yiğit karışısında şoka giren karısını dikkatle inceliyordu. 

Duyduğu sözlerin saçmalığına yarı şaşkın yarı kızgın dudakları yukarı kıvrıldı Aslı’nın en sonunda. Sonra yine eskisi gibi düz bir çizgi haline getirdi. 

“Gerçek babam mı? ”

Yiğit Aslı’nın ellerinden tuttu, gözlerinin içine baka baka, “Gerçek baban,” diye tekrar etti. 

Yiğit’in dudaklarına bakıyordu. Onun ağzından çıkacak şeyleri kaldırabilecegini sanmıyordu. Lakin bir kez başlanmıştı ve bu işin sonunun nereye varacağını bilmiyordu. 

Aslında şaşırmaması gerekiyordu. Babası olarak bildiği Hasan beyin, bir kez bile kızım diyerek saçlarını okşadıgını bilmezdi Aslı. Kabullenişi içinde bayrak çekmeye başlamıştı ve bu hiç zor olamıyordu. Ne annesi ne baba bildiği adamdan sevgi görmemişti. 

“Kim miş benim gerçek babam?” 

“Önce sana baştan anlatacağım, beni dinlemeni istiyorum.” 

“Hazır olduğumu sanmıyorum.” 

“Olmak zorundasın. Bunları senden bir gün daha gizlemek, sana ihanet ettiğimi düşünmek beni ziyadesiyle üzüyor.” 

“İhanet mi?” 

“Kısmen, beni anlayacağını umuyorum. Aslı seni çok seviyorum… Bana inan, aklına başka bir şey getirme.” 

Birleşik olan ellerine baktı Aslı. Dünya dursa bu eli bırakmak istemezdi. Duyacağı her neyse öncesinde ne düşünüyorsa sonrasında da aynı şeyi düşünmeyi diledi. 

“Başla artık.” dedi sesi katıydı, ciddi tondaydı. Ve bu Aslı’ya çok uzak bir dünya idi.

“Tam yirmi altı sene önce seni tanıdım. O gün doğmuştun. Sana benim isim takacağımı teklif etti bende çocuk aklımla kabul ettim. Seni ilk hastanede bebek arabasının içinde gördüm. Yanında ikizin vardı, ikiz kız kardeşin.” 

Kocaman açılan gözlerle baktı Aslı. Aklı her saniye darmadağın olmuştu. İçinde kaybolan birşeyler vardı. Kırılan etrafa dağılan, yalan şeyler yanlış şeyler. Deli saçması şeylerdi. 

“Sen delirdin mi? Ne kardeşi ne ikizi?” Sesi az öncekine nazaran sakin çıkmıştı. Yiğit ellerinde kaskatı ve buz kesen elleri öptü. Yalvarır tonda konuştu.

“İzin ver bitireyim.” dedi.

Kalbi kabına dar gelmeye başladı Aslı’nın. Dinlemek zorundaydı biliyordu ama her nedense duymak istemediği şeyler olacak gibiydi. Hissediyordu. Bunun devamı gelecekti. Bambaşka şeyler çıkacaktı altından. 

Başını eğip izin verdi. Karısının sakin olmak için kendisini zorlandığını görebiliyordu Yiğit. Ellerini daha sıkı tuttu. 

“Senin adını ben taktım ama senin gözümün önünde büyüyeceğinden haberim yoktu. O günden sonra ikizini tam on yıl sonra gördüm. Babanız ve anneniz böyle uygun görmüştü biz sadece onlara uymak zorundaydık.” 

“Anneniz mi?” 

“Ayşe senin annen değildi, baban da Hasan değildi. Asya ve sen başka anne babaların çocuklarısınız.” 

Dizlerinin titrediğini hissedince olduğu yere çöktü Aslı. Evet babası başka biri olduğuna inanmıştı ama annelerinin başka olduğu geçmemişti konuşmada. Karısıyla birlikte yere çöktü Yiğit. Ellerini kadının omuzlarından kaydırıp buz gibi elleri sıkıca tuttu. 

“Annemin sana anlattığı hikayeyi hatırlıyor musun?” diye sordu Yiğit. 

Başını hızla kaldırdı Aslı. Ağlaya ağlaya dinlediği hikayeyi nasıl unutabilirdi. Dolan gözlerinden bir kaç damla yaş aşağı indi. Başını ‘olamaz’ anlamında sallamaya başladı. “Bu nasıl olur?” diye mırıldandı. 

“Çok üzgünüm Aslı.” diyerek baştan başladığı geçmişin acılı ve tozlu sayfalarını bir kez daha anlattı Yiğit. Her kelimede Aslı biraz daha küçülüyor gibiydi. Elleri titremesin diye birbirine doladığı parmaklarının üzerinde kocasının sıcak elleri duruyordu. 

“Baban öldükten sonra da ben-biz gizlemek zorunda kaldık. Rasim babam öyle istemişti. Ben sadece ona uydum, şartlar benim için böyleydi. Seninle aramızda hiç bir şey yoktu ve saklamak hiç bir zaman yük olmamıştı. Asya ikinci vasiyete kadar seni görmeyecekti. Birbirinizi bilmeyecektiniz ama ben daha fazla bekleyemedim. Senin yüzüne her gün bakıp seni kandırdığımı düşünmek çok sancılıydı. İlk başta sallantılı olan evliliğimiz ardından gelen hamilelik sorunları yüzünden bu zamana kadar geldik. Başta söyleseydim beni asla affetmezdin. Aramıza kalın duvarlar örerdin.” 

İnanmayan gözlerle bakıyordu Aslı. Her bir kelime kabine ok gibi giriyor orayı eşeliyordu. Bu çok can yakıyordu. Aslı’nın canı acıyordu. Kızmak bağırmak öfkesini kusmak istiyordu. Neye kime öfkelendiğini bile bilmeden. Bu o kadar karışıktı ki kocasına bile bakmak istemiyordu şimdi. Elleri kucağında gözleri ellerindeydi. 

“O senin kardeşin ve inan bana seni çok seviyor  olmalı. Yüreği sevgi dolu biridir Asya. İki gün önce öğrendi ve kimseye haber vermeden Amerika’dan gelmiş. Bende bugün gördüğümde sen olmadığını fark ettim ve çok şaşırdım. O seni görmek için geldi.” 

Kalbine saplanan sayısız oklardan birinden kan sızdıgını hissetti Aslı. O sıcak kan usul usul tüm hücrelerine yayılıyordu. Kardeş…

“Benim kardeşim.” diye mırıldandı. Ellerini çözüp ayağa kalktı. Delice bir öfke hırçın bir ruh girmişti içine. Dede diye bildiği adam babası çıkmıştı. Anne diye bildiği kadın ablası, babası ise eniştesi… Bir kardeşi vardı, onu görmüştü. Kendinin kopyası gibiydi. 

Kenarda duran küçük sehpayı eline aldığı gibi ortadaki cam sehpanın ortasına tüm gücüyle indirdi. İrili ufaklı eline geçen herşeyi fırlattı. Kristal vazo evin bahçeye açılan büyük cam duvarı tuzla buz  yerlere saçıldı. Cam parçaları gibiydi Aslı’nın içi. Kırık, paramparça, toplanamaz. Birleştirilemez. 

Olduğu yere çöktü tekrar. Dizlerine batan cam parçaları bile acıtmıyordu. Yiğit’in sözlerinden daha fazla canı yanıyordu . Ellerini yüzüne kapattı. 

“Ben yirmi beş yıl beni sevemeyen anne babayla yaşadım. Bir kez bile kızım demediler. Yalnızlığımda boğuldum, anne kokusu kucağı bilmedim ben. Bana bunu neden yaptılar? Nasıl yaptılar?” 

Dolandığı kollardan kaçmak istemişti. Koşup yorulana kadar nefessiz kalana kadar, unutana  kadar, ama öyle sıkı sarınıyordu ki ne kadar kaçsada kendini bulacağı yerdeydi. 

Yerdeki camlara aldırmadı Yiğit. Aslı’nın canına cam batıyorsa onada batardı. 

“Özür dilerim Aslı’m.” dedi korkan acı çeken ses tonuyla. 

Aslı dan cevap gelmemişti. Karman çorman olan beyni durmuştu iyice. 

“Seni çok seviyorum. Zamanı geri alamam. Alsamda değiştiremem. Beni affet!” 

Kimi affetmeliydi bilemiyordu. Kimden başlamalıydı? Başlasa bile yapabilecek miydi?” 

Ne değişirdi ki. Annesi kız kardeşi yeni bir babası olmuş. Yalnızdı. Kimsesizdi.  Hep öyle olmuştu, bugün değişen tek şey gerçeklerdi.

Korkuyordu, ölesiye korku sarmıştı bedenini ruhunu. Neyin içine düştüğünü bilmiyordu. Bir saat içinde inandığı ne varsa yerle yeksan olmuştu. 

“Korkuyorum.” diyebildi sesi kısılmıştı. Göz yaşları hiç bu kadar derin ve acılı akmamıştı daha önce. 

Yüzünü ellerinin arasına aldı Yiğit. Islak gözlerinden öptü karısını. “Sana hiç yakışmıyor sen benim cesur kadınımsın. Doğduğun gün de yanındaydım, bugünde sonsuza kadar da yanında olacağım. Hayatın boyunca yanlızlık nedir bilmeyeceksin.” 

Onu affetmeyi her şeyden çok istiyordu. Canından bile ama öyle bir dakikada geçecek bir şey değildi. Dediği gibi suçlu olmayabilirdi ama bu hiç bir şeyi değiştirmiyordu. Bir kaos vardı içine çekildiği ve çıkması için neye ihtiyacı olduğunu da bilmiyordu. Hayır, belki de biliyordu. 

“Beni çocuklarıma götür.” Sevgi görmeden bilmeden büyümüştü. Bir evladın nasıl sevilmediğini hor  görüldüğünü Aslı dan iyi kimse bilmezdi. 

Alnına bir öpücük bıraktı Yiğit. En derininden. En sahiplenicisinden. En aşk dolu olanından. 

“Asya’yı görmek istemiyor musun?” Belki yanlıştı evet Aslı çok yorulmuştu, onu görmeyi kaldırabilecek mi, bilmiyordu ama yine de kardeşini görmesini istiyordu. 

Gözlerini yumdu Aslı sıkı sıkı. Başını sağa sola sallayıp, “Bilmiyorum.” dedi. 

Aslı’nın üzerindeki kot pantolondan sızan kanları görünce Rasim Demirkan’a da kendisine de tüm haklı küfürleri saydı. Dizleride içi gibiydi biliyordu Yiğit, kanıyordu. İnce ince…

Gözlerini yumdu Aslı. Sıkı sıkı hemde. Düşen bir kaç damla yaşı Yiğit elleriyle sildi. 

“Ağlama sevdam, ağlama kalbim.” 

Yiğit üstüne yeterince gittiğini anladı. Bir gün için fazlaydı. Kaldıramıyordu, her halinden belliydi. “Tamam, hadi eve dönelim ama istersen burada kalabiliriz?” 

Aslı yumduğu gözlerini açıp “Olmaz! Çocuklarımı bırakamam.” derken pek çok şeyi ima ediyordu. Kendisi sevgi görmeden büyümüştü. Çocuklarını özledi bir an da öyle çok özledi ki kokuları burnuna doldu adeta. 

Aslı çocuklarını hiç ama hiç bırakmayacaktı. Buna bugün karar vermemişti ama bugün daha azimli daha güçlü daha sevgi dolu bir anne olacağına yemin etti. Bugün yaşadığı  bu dehşet saatleri kendi çocukları asla yaşamayacaktı. 

Karısını kollarına çekti Yiğit. Saçının her telinde gezdirdi dudaklarını. “Sen mükemmel bir annesin.” dedi, Aslı Yiğit’e hiç tepki vermiyordu.  içinden gelmiyordu. Ruhu çökmüştü, ister istemez Yiğit’te olayın içindeydi ve bu Aslı’nın canını yakıyordu.

Canını harman yerine çevirdigi karısı ona hiç tepki vermeyince korkmuştu Yiğit, ama bu gün bütün kırgınlıklar, kızgınlıklar karısına aitti. Hak iddia etmeye hakkı yoktu.

Elinden tuttu karısını, küçük ve yavaş adımlarla çıkışa yöneltti. Çantasını ve montunu aldı Aslı’nın. İçinde bulunduğu ruh halinin farkında bile değildi Aslı. Etrafına bakınıyor ama hiç bir şey görmüyordu. 

Aslı enkaz yerine çevirdigi eve baktı. Her şey kırılmıştı. Her yer kırık döküktü. Aynı kalbi ve zihni gibi. 

Evin bahçesinden çıkıp ana yola düştü. Başını camdan tarafına çevirip dışarıdaki ışıkları izlemeye başladı Aslı. Ne Yiğit ne Aslı tek kelime etmiyordu. Sözler tükenmiş gibiydi. 

Aradan geçen on dakikadan sonra çatallaşmış sesiyle, “Beni ona götür,” dedi. Yiğit bunu beklemiyordu. Kaldırabileceğinden emin de değildi, neden fikrini değiştirdiğini merak etti.

“Çok yorgunsun Aslı. Sonraya ertelemeye ne dersin. Hem neden fikrini değiştirdin.” 

“Beni götür.” dedi sadece. Bu gece Aslı’dan fazlasını beklemiyordu . Hakkı da yoktu zaten.

“Tamam, elbette seni götürürüm. “ 

Aras’ı aradı Yiğit, Asya’yı nereye götürdüğünü bilmiyordu çünkü. “Asya nerede?” 

“Yeni biten rezidansa götürdüm. Yirmi beşinci kat daire elli.” 

“Neyin var senin Aras?” Yiğit dayanamamış sormuştu. Aras’ın sesi bıkkın ve yorgun geliyordu. 

Aras derin bir nefes bıraktı. “Zeynep,” dedi. 

Anlamadığı  için kendine kızdı Yiğit, bir  erkeğin canını bu denli ancak bir kadın yakabilirdi. 

“Ne oldu?” diye soran Yiğit ile Aslı da başını kocası tarafına çevirmişti. 

“Kapatıyorum abi kusura bakma. Sonra…” 

Aras o kadar dertli nefes alıyordu ki bunu telefondan bile anlamak mümkündü. Belki yarın arkadaşı için bir şeyler yapabilirdi, ama şimdi çok karışıktı. Fazlasıyla…

Sessiz geçen yirmi dakikanın ardından, araba görkemli rezidansın önünde durdu. Yiğit önce inip Aslı’ya elini uzattı  ama Aslı kocasının elimi havada bıraktı. Yanından yavaş adımlarla geçip geniş ve görkemli kapıya yürüdü. 

Asansör yirmi beşinci katta durdu. Kalbi ağzında atıyordu. Hiç böyle garip bir heyacan korku ikileminde kaldığını hatırlamıyordu. Yarın veya sonraki günler daha sağlıklı kararlar verecekti. İyice düşünüp bazı şeylere alışmaya çalışacaktı. Belki çoğu şey kendiliğinden oluşacaktı. Belki… 

Klonlama yapılsa bu kadar olmazdı. Sadece gözleri, göz rengi kahvenin en açık tonuydu. Tek fark gözleriydi. Saç tonlarının aynı olması ikisinde de boya olmadığına delildi. Tenleri buğday kadar sarımtırak bir renkti. Öylece bakıyorlardı. İki kız kardeş öylece, sessizce birbirlerine bakıyorlardı. Aslı yutkundu, çok sert… boğazı kurumuştu sanki bir anda. Sesi tarazlı çıkacaktı biliyordu. Bir yumru gelip oturmuştu ufacık boğaza ve sanki dağlar büyüklüğündeydi ki Aslı onu yutamıyordu. 

“Benim içimde ağlayan sendin değil mi?”