Ağustos 24, 2020

18. Taş Gibiyim

ile payelll

 

 

Arabanın kapısını kapatıp Aslı’ya döndü Asya. “Neresi burası?” 

“Arkadaşlarımla tanıştıracağım seni, ama önce küçük bir oyun oynayacağız. Oyunculuk yeteneğin vardır inşAllah.” 

Asya gururla kabardı. “Konservatuar mezunuyum ben.” 

“Gerçekten mi?” Aslı bunu beklemiyordu. Yani öğretmen, mühendis, hemşire hatta mesleksiz bile olabilirdi ama konservatuar mezunu… Hemde kendisi bir Doktorken. “Biz gerçekten farklıyız.” diye mırıldandı. Dün bulduğu kardeşi hakkında daha neler öğrenecekti Allah bilirdi. 

“Evet.” dedi Asya keyifle. 

“Bence bu gece seninle sabahlayalım. Ben hiç bir şey bilmiyorum senin hakkında. Ben Doktorum bu arada, Göz Doktoru.” 

“Ah evet, onu biliyorum. Gelmeden önce adını bildiğim için seni araştırdım. Sen baya meşhursun buralarda.” 

Aslı burun kıvırdı. “Ona meşhur değil, sosyetik diyorlar. O eskidendi. Şimdi evimin kadını oldum.” dedi gülümseyerek. 

“Yiğit’i gerçekten boşamayacaksın değil mi?” dedi Asya telaşla. 

Aslı gözlerini büyütüp kardeşine eğildi. “Sen şu gözlere baksana bir; bende o göz var mı?” 

Asya dikkatle eğildi. Gözlerini kısıp baktı. “Yok harbiden. Ama olmasında zaten. O çok iyi biri. 

Öfkeyle ağzını sağa sola kıvırdı Aslı. “Biliyorum, ama her yapılan iyilik değildir. Bazen iyi dediğimiz şeyler bize zarar verir. Onu anlıyorum ama uzun zamandır evliyiz. İhanete uğramışım gibi hissediyorum. Allah’tan yapımda gemileri yakmak yok. Neyse… Hadi içeri girelim, ama sen beni oynayacaksın.” 

“Nasıl yani?” 

“Masaya gidip ben gibi oturacaksın.” 

“Benziyoruz, fark etmezler sanırım.” 

“İnşAllah.” deyip kız bileğinden yakaladığı gibi içeri çekiştirdi Aslı. Her zamanki yerlerinde oturan kızlardan gizlenmek için büyük kolonun ardında saklandılar. 

“Bak şimdi şu masadakiler benim can-ciğer  dostlarım. Şimdi sen gidiyorsun boş yere ki orası her zaman benim yerimdir, oturuyorsun. Mümkünse konuşma sesinden bile çözerler seni.” 

“Ama gözlerim de farklı anlarlar.” 

Aslı durup düşündü. “Evet, onu düşünmemiştim, lens alsaydık keşke. Neyse, böyle suskun otur. İşte gözlerini falan kaçır, ne bileyim kızım ben konservatuvar da ne öğretiyorlar size rol yap biraz.” 

Yanaklarını havayla doldurup boşalttı Asya. “Ben ses eğitimi aldım, azıcıkta drama. Aslında iyi fikir Aslı benden oyuncu olur mu ki?” Aslı  gözlerini devirdi. Bu kız çok saftı. Fazlasıyla hemde. “Olur canım, olur. Hadi göster kendini bakalım.” 

Saçına ve üzerine çeki düzen verdi Asya. “Hadi görelim.” Hızlı adımlarla masaya vardı. Aslı da bulunduğu yerden izlemeye başladı. 

Kendini boş koltuga yavaşça bıraktı Asya. “Nasılsınız kızlar?” dedi. Azra ve Zeynep karşılarındaki kıza bir kaç saniye baktıktan sonra birbirlerine baktılar. Soru soran gözlerle anında ikisinin de gözleri kısılıp birbirlerini buldu. Azra eline çatalı Zeynep eline yemek bıçağını kaptığı gibi kıza çevirdiler. 

“Kimsin sen?” Azra kahverengi gözlerini büyütüp arayış içinde şaşkınlıkla gezdirdi kızın üzerinde. 

Asya bedeninin kısıldığı koltukta geriye yaslandı. Kardeşinin kendi gibi arkadaşlarının da garip olduğu fikri kafasında netlik kazanmıştı. 

“Sen Aslı değilsin! Çabuk öt deşerim seni.”  diyen Zeynep bıçağı kıza doğru salladı. 

Asya ellerini havaya kaldırdı. “Sakin olun, benim Aslı ne oluyor size?” diye rolüne devam etti. Kendi de kendine şaşırmıştı. Genlerde bir garipliğin olduğu su götürmezdi. 

Bıçağı biraz daha yaklaştırdı Zeynep. “Bana bak kızım, ben kaç yıllık arkadaşımı tanımaz mıyım? Çabuk söyle kimsin sen?” 

“Çok benziyorsun hatta ikizi olsa anca bu kadar olur. Kimsin lan sen?” dedi Azra. 

Arkadan kahakaha atarak yanlarına gelen ve dördüncü koltuga oturan Aslı ne zamandır bu kadar güldüğünü hatırlamıyordu. 

Azra ve Zeynep şeytan görmüş gibi açılan gözlerle bir Asya ya bir Aslı ya bakıyordu. 

“Tanıştırayım, kardeşim Asya.” Arkasına yaslanan Aslı kızların hallerini beynine kazıyordu. Uzun süre hatırlayıp gülebileceği bir sahneydi. 

“Azra’nın elindeki çatal, Zeynep’in elindeki bıçak gürültüyle yeri boyladı. Bir süre o şekilde yan yana duran kızlara bakıp birbirlerine döndüler. 

“Yok artık.” dedi Zeynep. 

“Çüş.” dedi Azra. 

“Evet, o benim kardeşim. Benim adım Asya. Sizinle tanıştığıma çok memnun oldum.” dedi Asya keyifle iki elini de kızlara uzattı. Kendilerine uzanan ele bakıp kalmışlardı kızlar. 

“Uyanın artık ve konuşalım. Önce şu eli bir sıkın.” 

Kızlar ağır çekimle Asya’nın havadaki elini hafifçe sıkıp korkuyla hızla geri çektiler. 

Kızların şoku atlatması için ona bildiği her şeyi anlattı Aslı. Ama hala şaşkınlıkları devam ediyordu. Benzerlik çok fazlaydı. Asya sesizce dinlemişti. Aslı konuştukça Asya’nın gözleri dolmuştu. Asya konuştukça Aslı’nın… 

“Yiğit yaşıyor mu?” diye sordu Azra.  

“Yaşıyor. Onu anlamaya çalışıyorum, konuşunca ona hak veriyorum ama sonra tekrar öfkeleniyorum.” 

“Henüz sindirememiş olmandan olabilir mi?” dedi Zeynep. 

“Olabilir. Böyle bir şeyi nasıl sindirebilir ki insan?” 

“Sindirmek değilde, sineye çekmek olacak bu?” Azra arkadaşına hüzünle baktı. “Zor olmalı Aslı. Kızım adam aşktan ibaret, kendince de haklı sebepleri var. Ceza indirimi yapabilirsin.” 

Dilini damağına vurdu Zeynep. “Azra haklı şimdi. Bugün uğruna ölecek bir adamla evlisin. Elinde olmuş olsaydı daha önce dile getirirdi. Şunu da unutmamak lazım; Rasim amca ölmeseydi sizi kimse bir araya getiremezdi. Yiğit aslında sizi birleştiren kişi. Biraz geç olmuş ama…” 

“Böyle bir şey konuşmadık Zeynep. Bu kanıya nereden vardın?” dedi Aslı. 

“Zor değil hayatım… Rasim amca hayattayken başına gelecekleri biliyordu. Sen ona dünyayı dar edecektin. Belki reddedecektin, buna katlanamazdı. Bence biraz da Yiğit’in üzerine yıkılmış bu olay.” 

Aslı Zeynep’i can kulağıyla dinleyip masada ritmik hareketlerle oynattığı parmaklarına odaklandı. “Bunu düşünmemiştim.” 

“Birilerini suçlamak sana-size bir şey kazandırmaz bu saatten sonra…” dedi Azra.  “Kaldı ki hiç biri hayatta değil. Bu günah Aras’ın, Nazlı’nın, Neriman teyzenin olmadığı gibi Yiğit’in de değil. Tabii bu onu süründürmeyeceğin anlamına gelmez.” deyip Aslı’ya göz kırptı Azra. 

“Elbette. Dün gece koltukta uyudu.” deyip kahkaha attı. “Zavallı sabah belini ovuyordu. Ama bu yatakla sınırlı kalmayacak…” 

Üç kadın birbirine bakıp sırıtırken Asya onları çözmekle meşguldü. 

Tak şu şapkayı da.” dedi Aslı elindeki geniş şapkayı kardeşine uzatıp.  

Asya eline aldığı, taktığında önünü nasıl göreceğini merak ettiği şapkaya bakıyordu. “Aslı ben bunu neden takıyorum?” dedi safça. 

“Gizlenmen için tabii ki. Seni bugün açık arttırmaya götüreceğim. Beni bilen biliyor, sen bir süre görünmeden arttırma yapacaksın,” dedi bilmiş bakışlarını Asya’ya yöneltip devam etti. “Yapabilirsin değil mi?” 

Ensesinde topladığı saçlarının üzerine şapkayı takıp aynaya ‘ayna ayna ben güzel miyim, söyle bana?’ dercesine bakan Asya, “Sanırım.” dedi. “Daha önce hiç katılmadım ama…” 

Aynaya bakan kardeşinin arkasına geçip birbirlerine yansımadan baktılar. “Yaparsın kızım sen. Benim kardeşim, Rasim Demirkan’ın kızısın.” İki omzundan kavradığı genç kızı yerinde dikleştirdi. Asya gaza gelmiş gibi sert baktı yansımaya. “Yaparım be, n’olcak. Hiç, benim damarlarımda Demirkan dolaşıyor da,” deyip arkasına dönüp kardeşine baktı. “O ne demek ki? Demirkan olmak ayrıcalık mı?” 

Aslı bitkinlikle omuzlarını indirdi. “Tabii ki değil Asya. Sadece biz güçlüyüz, onu söylemeye çalışıyorum.” 

“Haaa, öyle… Evet, biz güçlü kadınlarız. Yaparız yaparız.” deyip aynaya geri döndü. “Bu yetmez ki beni gizlemeye.” 

Aslı kenarda sırasını bekleyen gözlüğü uzandı. Sonra flara daha sonra da giyeceği kıyafetleri gösterdi. “Bunlar yeterli, şimdilik. Yiyici akrabalardan kurtulana kadar idare edersin.” 

“Ederim ama bir şey daha soracağım; ben artırma yapacağım ama alacak mıyız?” 

“Ay hayır Asya.” diye cırladı Aslı. “Alacak olsam neden vereyim zamazingoları?”

“Sakin olur musun kardeşim? Senin zekana yetişemiyorum.” 

“Olacak. Senden ben olacak. Olmak zorunda. Giyin sen bende gidiyorum giyinmeye. Kızlarla orada buluşacağız.” Kardeşini odasında bırakıp hayretler ederek odasına girdi. “Bu kadar saf bir kardeşim olacağını rüyamda görsem hayra yormazdım.” 

Giyinmekte olan adamın kendine aç kedi gibi bakışlarını minnet bilerek biraz daha cilve eder gibi ahenkle parmak uçlarında yürüdü Aslı. Gözlerini şahin gibi kısan adamın bunu açıkça gördüğü belliydi. Aslı çok zeki biriydi ama Yiğit az mıydı? Değildi. “Akşam yemeğe çıkalım mı sultanım?” dedi kravatını sabitlemeye uğraşan Yiğit. 

Dolabın kapaklarını açıp bakınmaya başlayan Aslı ona dönmedi. “Hayır. Akşam kızlara sözüm var. Birlikte eğlenmeye gideceğiz.” 

“Nereye?” diyen Yiğit iki adımda yanına gelip kapağın birini kapattı. “Ne oluyoruz Aslı?” 

Kapağı tekrar açtı Aslı. Yiğit yana kaymak zorunda kalmıştı. “Bir şey olmuyoruz Yiğit. Sen cezanı çekecek evde oturacaksın, bende eğlenmeye gideceğim.” 

“Bende hakikaten evde oturup seni bekleyeceğim öyle mi?” 

Askıdan aldığı siyah takımı yatağa bıraktı Aslı. “Sen bilirsin canım, ben gideceğim.” 

“Bende giderim o zaman.” dedi Yiğit aynaya doğru yürüdü. “Beyleri de alırım yanıma. Felekten bir gece, oh mis gibi, eski günleri yad ederiz.” 

Ellerini beline yerleştiren Aslı dudaklarını oynattı. Konuşmak, hatta canına okumak istiyordu ama yok bu zevki kocasına vermeyecekti. “Tabii ki yapabilirsin.” dedi üzerindeki bluzu tek seferde çıkarıp kocasına fırlattı. Kadının teninin kokusunu algılayan hücreleriyle gözlerini kapattı. “Sen…” dedi dolgun hatlar gözleri önünde seriliyken. 

“Evet ben. Harikayım, bir taneyim, şahaneyim, bebek gibiyim. Taş gibiyim.” dedi içinden Yıldız ablasına dualar ederek. Ne de güzel sözler bilirdi o. 

“O taş beni ihmal ediyor ama…” dedi Yiğit masum bir çocuksu ifadeyle. 

“Beter ol.” Büstiyeri üzerine geçirip pantolonunu çıkarmaya başladığında Yiğit, yüreğinin bunu kaldırmayacağına karar verdi. “Eziyet ha.” dedi sert bir sesle. 

“Ne sandın Aşkım?” dedi Aslı. 

Kısık gözleriyle başını aşağı yukarı sallayıp içinden konuştu Yiğit. ‘Göstereceğim ben sana.” deyip odadan sessizce çıktığında Aslı’nın yüzündeki gülümsemeyi görememişti. 

“Daha ne kadar dayanabileceksin acaba?” 

Sıralanmış oturma gruplarına göz attı Aslı. Kürsü olarak ayarlanan yerin arka tarafından arkadaşına komutlar veriyordu. Bugün çok eğlenceli geçecek gibiydi. Sırıtarak Sevcan’a döndü. “Kaç adet dedin canım?” 

“Yirmi tablo, iki takım gümüş yemek takımı, kadehler, on adet antika sehpa, on beş adet el işlemeli paha biçilemez vazo, üç antika saat, bir adet pikap ve plakları… Yine el dokuma üç adet halı, bir büyük konsol, on sekizinci yüz yıldan kalma porselen çay seti ve gümüş kahve seti.” Sevcan elindeki dosyadan kaldırdı başını. “Aman Allah’ım Aslı sen delirmiş olmalısın. Bunlar çok değerli senin ailenin kökleri bu antikalar.” 

Aslı burun kıvırdı. “Benim ailemin değil.” Arkadaşına açık açık her şeyi anlatamazdı, o yüzden geçiştirmeyi tercih etti. “Sen boşver bunları. Kaç kuruş eder bunlar?”

“Aslı iflas ettiğinizi düşünmeye başlayacağım bak.” dedi genç kadın kahverengi gözlerini Aslı’ya dikerek.   

“Aşkım, ne iflası? Allah korusun. Bu geçmişten bir kurtuluş sadece. Ben evimi yeniden dekore etmeye başladım. Malum benden önce annem, ondan önce büyükannem derken evin neresine baksam gözüme eski görünüyordu. Sen bunları dert etme! Bana söylesene bunlardan ne kadar kazancağım?” Aslı gözlerini kocaman açıp Sevcan’a doğru eğildi. Yüzünde muzip bir gülüşle. 

Sevcan elindeki dosyaya tekrar baktı. “Takriben on milyon TL. Arttırmaya göre değişir elbette.” 

“Oh Oh harika.” dedi Aslı ellerini birbirine sürterek. “Sen arttırma işini bana bırak.” deyip göz kırptı Sevcan’a.  Tekrar dolmaya başlayan salona döndü. Kızlar yerlerini almıştı. Dudağının bir ucu kavislendi. “Çok eğlenceli olacak Sevcan.” 

Salon tamamen dolduğunda Şermin’in tüm yakın akrabaları suratları beş karış bekliyorlardı. Aslı onları tek tek arayıpta yapacaklarını söylediğinde hepsinin etekleri tutuşmuştu. Kiminin yıllardır kıskandığı vazolar, sehpalar vardı ve onları kapma yarışında bugün Aslı onları tabiri caizse soyacaktı. 

İlk olarak artırmaya çıkan tabloya verilen fiyatla numaralar havaya kalktığında kızlar yerlerinde sessizce beklemeyi tercih etmişlerdi. Asya gibi Zeynep ve Azra da kılık değişip gelmişti. Artırma iyice kızıştırıcı bir hal aldığında ve satılmaya ramak kala Zeynep sırayı kendi alıp artıyordu. Zeynep arttırıyor Şermin’in yeğenleri arttırıyordu. 

Saatler süren açık arttırmada artık satılacak tek bir şey kalmayana kadar uğraşmışlardı. Asya arttırmış , Azra arttırmış, Zeynep ele avuca sığmayan enerjisiyle attırdıkça arttırmıştı. Sonuçta hiç biri tek bir şey bile almadan fiyatların çok çok üstünde fiyatlara gitmişti antikalar. Aslı keyiften yerinde duramıyordu. On milyon TL’nin üzerinde tutan meblağ ile neler yapacağını şimdiden düşünüyordu. “Belki bir yüz kişiyi de balayına falan yollamalıyım.” diye düşündü. 

Konuklar ayaklandığında yerinden ayrılıp paralarını linç ettiği, artık akrabası olmayan kadınların, sözde kuzenlerinin önünü kesti. 

“Ahh ne bereketli oldu değil mi?” dedi Şermin’in kız kardeşinin kızına. Bengü adındaki otuzların üzerinde olan son derece şık ve alımlı kadın Aslı’ya üstten baktı. 

“Bunu neden yaptığını bilmiyorum Aslı.” 

“Bengücüğüm sizi düşündüm. Çok kötüsün ama sen.” dedi Aslı yalandan kırılmış gibi yüzünü astı. “Yıllardır gözün vardı o yemek takımlarında. Rahmetli Ayşe sen gittikten sonra okuyup üflüyordu, nazarın değecekte kırılacak diye.” 

“Annene Ayşe mi diyorsun artık? O kadar burnun büyüdü demek.” dedi hemen yanındaki Gülnur. Gülnur da Şermin’in abisinin kızıydı. “Yazık ablam duysaydı kahrından ölürdü.” 

Aslı hafifçe gülümsedi. Uzaktan kendine bakan ve hala gözünde gözlüğü başında şapkasıyla duran kız kardeşine seslendi. “Asya gelir misin?” 

Asya sakince yerinden kalktığında yanındaki kadınlarda Asya’ya döndüler. “Bunlar senin oyunundu.” dedi Bengü Aslı’ya nefretle bakarak. “Fiyatları bile bile yükselttin.” 

Aslı omuz silkti. “Almasaydın. Zorla satmadık.” Bengü Aslı’ya bir adım attığında Gülnur kolundan tuttu. “Kendine gel. Bu hafif kadın için kendini rezil mi edeceksin?” 

Aslı Gülnur’a gözlerini kıstı. “Sen hiç konuşma. Kocamda gözün olduğunu bilmiyorum sanıyorsun değil mi? Az dolaşmadın peşinde.” 

Gülnur’un ağzı kocaman açılmıştı. Elini ağzına kapatan kadına gülümsedi Aslı. “Ah ne kadar mesudum kuzen, bilemezsin.” Başını havaya kaldırıp hülyalı hülyalı etrafına bakındı. “O çok seksi… O çok yakışıklı… O bana aşık.  Ağzımdan çıkacak sözleri havada yakalıyor elim sıcak sudan soğuk suya girmiyor. O kadar ateşliki bana neler yaptığını bilemezsin.” Kendine kıskanç bakışlar atan kadınlara döndü. “Eh boşuna ikiz doğurmadım.” dedi hain gülüşüyle. 

“Ahlaksız.” diyen Gülnur’a aldırmadı bile. 

“O senin huyun bebeğim.” dediğinde Asya yanında bitti. “Aslı.” 

“Gel kardeşim, seni artık akraba olmadığımız akrabalarımız ile tanıştırayım. Şunları çıkarda yüzünü görsünler.” 

Kadıncalar Asya’ya bakarken Asya da ilk gözlüğünü çıkardı. Ardından da şapkasını. 

“Aman Allah’ım.” diyerek geriye çekilen Bengü’yü Gülnur takip etti. “Sen kimsin?” dedi Gülnur. 

Aslı kardeşinin omzuna kolunu sarıp kendine çekti. “Tanıştırayım; Asya Demirkan. Benim ikizim.” 

“Ayşen’in ikizlerimi olmuştu?” dedi Bengü. 

“Ayşen’in hiç çocuğu olmadı. Biz Rasim Demirkan’ın kızlarıyız. Hadi ben yedim bebektim, sizde hiç mi akıl yoktu? Bence de yoktu, öyle düşünüyorum. Kardeşini bırakıp şaşkın kadınlara parmağını sallayarak bir adım attı. “Gidin kime istiyorsanız söyleyin. Çok yakında babamın mezarı açılacak ve ikimizde gerçek soy adlarımızı alacağız. Sizinle tek bir bağım kalmayacak. Soy ağacımda bile istemiyorum sizi.” 

Dili tutulan kadınları arında bırakıp kardeşine yine sarılıp çıkışa yürüdüler. Zeynep ve Azra da kapıda bekliyordu ki hemen katılmışlardı. 

Kahkahalar atarak arttırmada değişen yüz ifadelerini aralarında konuşarak keyifleniyorlardı. Araçların yanına gelince durdu Aslı. 

“Şimdi, Eminönü’ne gidiyoruz. Şu boşalan yerlere tablo gıldırgıcak bir şeyler alalım. Yiğit’in gözüne batıyor.” Sonra evlere gidip üst değişiyoruz, gece dışarı çıkacağız.” 

“Tek mi çıkacağız?” dedi Azra. “Murat’a haber vereyim mi?” 

“Verme! Tek çıkacağız.” dedi Aslı. “Bu gece bizim gecemiz olacak.” 

Kızların kaş çatışlarına kendi iki kaşını indirip kaldırarak karışılık verdi. “Güzel olacak güzel.”