Ağustos 24, 2020

19. Çok Öpülesi Adam

ile payelll

 

 

 

Bacağını yatağa verip ince çorabını parmaklarından geçirdi. Buğday tenine uyan renk pürüzsüz ve parlak bir görsel oluşturmuştu. Diğer bacağını da yatağa dayadığında kapı açılmış kocası içeri girmişti. 

“Aslı!!!” diye böğüren adama şöyle bir başını çevirip boş baktı. “Ne bağırıyorsun?” deyip bornozun kapattığı bacağını iyice açıp çorabı seksi bir hareketle bacağına geçirdi. 

Yiğit öfkesini unutup başka bir aleme geçmişti bile. Bu kadın kendini delirtmek için bütün silahlarını özenle kullanıyordu. Yutkunup nefes aldı. Karısının karşısına geçip üstten dik dik bakındı. Geceye hazırlandığı belli olan kadının bornozunun kuşağında kaldı gözleri. “Evin içini çakmalarla doldurduğuna inanmak istemiyorum.” 

Ellerini beline yerleştiren Aslı kocasına yanaştı. “İster inan ister inanma sevgilim. Hem o kadar ucuz değiller. Yurdum malları hepsi. Gümüşler el oyması, tablolar genç, gelecek vaat eden ressamların. Birgün onlarda bulunmaz olacak. Bundan bir yada iki asır sonra torunlarımız ‘büyükannemizden tarihi eser’ diye saklayacak.” 

Yiğit’in tek kaşı havalandı. “Zekice, ama yemedim. Kaç liraya gittiler?” 

Aslı gülümseyerek gözlerini büyüttü. “Tam on iki milyona!” dedi. 

Yiğit dudak büktü. Gözleri gel git kuşağa takılıyordu. Bu gece bu kadının koynuna girecekti. Net! Elini kuşağın üzerine attı. Bir adım daha sokuldu kadına. “Çok iyi para. Şu … gençleri evlendirecek olma konusunda kararlı mısın?” 

“Elbette kararlıyım. Hatta bazılarını balayına göndereceğim. Belki bir fon bile açabilirim, yada dernek mi açsam?” deyip etrafına bakınıp düşünemeye başlamıştı. 

“Herkesi mutlu edeceksin ama ya ben?” dedi başını yana yatırıp mutsuz bir ifade ile bakındı. Aşkta ne yoktu ki? Aşka her şey dahildi. Öfke, nefret, ihanet… Seviyordu bu adamı. Uzanıp adamın dudaklarına önce yavaş ama acılı öpücükler bıraktı. Beline dolanan kolalarla ateşi harlandı ama geriye çekildi Aslı. “Çok öpülesi adamsın.” 

“Ama sen sadece öpmek için fazla güzelsin. Bak ne diyorum…” 

Kollarını göğsünde bağlayan Aslı merakla bakındı. “Hı neymiş?” 

Adamın eli güzel yüzünde gezinirken etkilenmemiş gibi dik durdu. Oysa içi kaynıyordu. Kocası onu ne kadar özlemişse o da onu o kadar özlemişti. 

“Bu gece başbaşa mı çıksak?” 

Yüzündeki eli elinin tersiyle itti. “Hayır.” dedi. Bornozunun kuşağını açarak. Mor iç çamaşırlarının kavradığı kadına eriyerek baktığında gerçek bir yutkunma yaşadı. Bilerek yapıyordu Aslı. Hemde fazlasıyla bilerek. Yatağın üzerinde duran mor elbiseyi eline alıp kocasının karşısında bedenini kıvırarak giyindiğinde Yiğit kendini yatağa zor bıraktı. “Aslı bak delirtme beni!” dedi dişleri arasından. 

“Seni delirtmek benim hakkım ama…” dedi sırtını Yiğit’e dönüp. “Şunu kapatır mısın yakışıklı kocacağım.” 

Açık sırta baktığında başını aşağı yukarı salladı. “Elbette sultanım. Nereye gideceksiniz?” dedi ayağa kalkarken. 

“Bilmem daha karar vermedik. Çıkınca kararlaştıracağız. Çocukları öptüm kokladım. Birazdan uyurlar zaten.” dedi kurutup sekil verdiği saçlarını ayna karşısında dalgalandırdı.  

Ceketini çıkarıp yatağa attı Yiğit. “Bende hazırlanayım, bizde beylerle çıkacağız.” Aslı’nın eli saçları arasında donup kaldığında kocası çoktan banyoya girmişti. Kapıya dönüp yumruğunu havaya kaldırdı. “Seni varya… Sakin ol kızım, bilerek yapıyor. Aklınca seni senin silahınla vuracak. Ben seni vuracağım hemde orandan.” Derin nefesler eşliğinde çantasını alıp odadan çıktı. 

“Nazlı, Asya!!!” Elinde çantası evin kapı girişinde bekliyordu Aslı. “Hadi be kızım, saat kaç oldu!?” 

Yanına gelen kayınvalidesi gelini baştan ayağa süzdü. “Neyse idare eder.” dedi. “Etek çok kısa değil ama üst bölgenin görseli uymuş.” 

Elini göğüslerin kapattı Aslı. “Sen bakma öyle! Kendimi çıplak gibi hissediyorum.” dedi naif bir sesle. Baştan ayağa örtülü kadından biraz utanıyordu. 

Neriman hanım gülümsedi. “Ne var utanacak? Sen öylesin bende böyle. Bende senden mi utanacağım böyleyim diye? Her kulun derdi kendine kızım. Kıyamette sen beni kurtaramazsın ben seni…  Sen sanma ki benim kapalı giyiniyorum diye günahsızım; Sanma ki acıksın diye sevabın yok. Allah büyük o bilir kim nedir ne değildir. Her koyun kendi bacağından asılır, duymuşsundur.” 

Aslı dayanamayıp sarıldı kadına. Uzun boyuyla kısa kadını çevreledi. “Ya anne sen ne hoş kadınsın. Ama bak sana verdiğim sözü tutuyorum. Alkol yok! Süt verdiğim için değil, bunu da biliyorsun.” 

Yaşlı kadın başını yana yatırdı. “Eh bu da bir şeydir. Bu da benim sevabım oldu. Buna engel olduysam ne mutlu bana.” 

“Evet evet de ben bir şey isteyeceğim senden. Az sonra oğluşun aşağı inecek ve ben burada olamayacağım ya, bana nereye gittiğini demedi. Sen azığından alırsın, değil mi?” 

Kadın gelinine bakıp göz kırptı. “Alırım, o iş bende. Seni de çıkar çıkmaz ararım.” 

“Evet, beni ara ama benim gideceğim yeri ona söyle olur mu? Karının yanına mı falan dersin, o sorar zaten sana. Fırat’ın yerine gideceğiz biz. Aklı varsa gelir. Yoksa ben onun aklını getirmek için geçerim oraya.” 

“Tamam.” 

“Seni öpeceğim de rujlamayayım.” deyip kadının yanaklarını mıncıkladı. “İyiki benim kaynanamsın. Oğlunu kimseye yedirmem ama seni hiç kimseye kaynana etmem.” 

Neriman hanım kahkahayı bastığında kızlarda yanlarında bitti. Kızına bakan yaşlı kadın Aslı’ya uyguladığı bakışları ona da atıp gelinine döndü. “Gecenin sonunda oğlumu azad edersin artık. Delirmiş boğa gibi dolanıyor.” 

Gözleri büyüyen Nazlı, “öhö,” etti. Asya pek anlamamıştı. “Neden ki?” dedi Aslı’ya. “Sen onu affetmedin mi?” 

“Ettim şekerim, dünya var olduğundan bu yana ben onu hep affediyorum. Önceden zamparalıklarını şimdi de …” deyip sustu. Azgınlıkta ilerleyen halini daha fazla yormak istemediğini kendine sakladı. “Her neyse çıkıyoruz.” 

“Parfümler sıkılmış, takım elbiseler değişmiş oğlum, hayırdır karının yanına mı?” 

“Aslı’nın nerede olduğunu biliyor musun ki anne?” dedi Yiğit şaşkınca. 

Yaşlı kadın ne güzel bir insan doğurduğuna bakıp iç çekti. “Çok yakışıklısın Yiğit’im. Ne güzel ki seni ben doğurdum.” 

Annesinin beyaz yanaklarına birer buse kondurdu Yiğit. “İyiki beni sen doğurdun annem, Rabbime şükür. Peki sen biliyor musun, Aslı nereye gitti?” 

“Demişti sanki.” dedi Neriman hanım yalandan bir düşünce tavrıyla. Yiğit nefesini tutmuş annesinin iki dudağından çıkacak sözleri bekliyordu. 

“Rıfat mı dedi Fırat mı dedi, onun yeriymiş. Sen nereye peki?” 

Yiğit doğrulup gülümsedi sinsice. “Bende oraya gidiyorum anacım. Sabah görüşürüz.” İstediği şeyleri duymanın mutluluğuyla evden ıslık çalarak çıkan oğlunun ardından telefonuna sarıldı. 

“Söyle annem.” diyerek telefonu açan Aslı’yı hiç bekletmeden cevapladı Neriman hanım. “Yanına geliyor Aslı.” 

“Deme!!!” dedi kahkaha eşliğinde. “Yarın görüşürüz annecim.” Telefonu kapatıp gaza bastı Aslı. İstikamet olay yerineydi.

….

Kapıdan girenlere baktı Fırat. Beklediği misafirleri değildi. Şaşırmakla birlikte gözleri kısıldı. “Aslı’dan iki tane mi görüyorum?” diye kendi kendine söylendi. Aslı’nın ikizi olduğu haberi kulağına gelmişti ama bu! Hemen adımlarını kızlara doğru çevirdi. İlgilenmek için önlerinde duran genç garsonu ‘gidebilirsin’ diyerek gönderip kızlar üzerinde gezdirdi bakışlarını. Asya üzerinde kalan kahverengi gözleri büyüyor ve küçülüyordu. Asya, bir benzeten daha, düşüncesiyle gülümsediğinde Fırat için artık geriye dönüş yoktu. 

“Fırat?” 

“Aslı bu konuşan sensen, bu?” 

“Kitlendin kaldın sanki, alıcı mısın?” dedi Aslı. 

Kendini toplayan Fırat Aslı’ya döndü hızla. “Ben duymuştum ama … beni tanıştırmayacak mısın, kardeşinle?” 

“Merhaba ben Asya.” dedi cıvıl cıvıl sesiyle elini uzatıp. Fırat sese döndü ve yavaşça elinin içine aldı kızın incecik elini. “Fırat, çok memnun oldum.” 

Aslı, Fırat’a göz devirdi. Kıskançlık huyu değildi sanki de bir kardeşlik tarafı tutmuştu. “Fırat.” dedi tekrar. “Evet, kardeşim Asya. Sende mi biliyordun yoksa?” Kuşkulu bakışlarıyla inceledi adamı. 

“Yok. Yeni öğrendim ben. Gerçekten Aslı.” dedi kadını iknaya iten ses tonuyla. 

“İnandım. Bize bir yerin var mı? Habersiz geldik ama…” 

“Burası sizin, her daim yeriniz hazır.” Eliyle kızlara yolu açtı. Aslı önden Nazlı, Zeynep, Azra, Asya’da onları takip etti. Arkalarda sakince bir locaya geçip oturdular. 

“Sormak istiyorum Aslı, affet ama … beyler nerede?” 

“Evde pişpirik oynuyorlar.” 

Fırat gülümsedi. Bu kadının bu hazır cevaplarını biliyordu. “Birazdan damlarlar o zaman.” 

Aslı’da gülümsedi. “Bekliyoruz. Sen güzel bir dans müziği aç bize. Hareketli bir şeyler olsun.” 

“Tabii ki. Size birini yolluyorum, içeceklerinizi getirirler.” 

Başlarıyla onaylayan kızlar Fırat’ın gitmesiyle konuşmaya daldılar. 

“Buraya geldiğimi Murat’a söylemedim. Duyduğunda fena kapışacağız.” dedi Azra.  

“Ya ben! Aras beni lime lime edecek. Ben onu kıskançlıktan delirteyim ama kendim o olmadan eğlenmeye geleyim.” diye dert yandı Zeynep. 

“Ah ne kadar rahatım.” deyip ardına yaslandı Nazlı. “Hesap verecek kimsem de yok.” 

“Valla benimde…” diyerek kendini ifade etti Asya.

“İyi ya işte. Önce kavga edersiniz sonra öpüşüp koklaşır…” dedi Aslı. “Arada yapmak lazım. Sadece onlara ait değiliz.” 

“Bu konuda haklısın çiçeğim. Onlar da her zaman bize söylemiyorlar sonuçta.” dedi Azra. 

“Aras’tan beklerim zaten, kesin benden habersiz gidiyordur. İyi oldu ya iyiki geldik.” deyip rahatladı.

“Nazlı?”

Etrafı izleyen Nazlı, Aslı’ya döndü. “Sahi senin neden ilgilendiğin biri yok? Bu güzellikle hemde.” 

Omuz silken Nazlı etrafına geri döndü. “Sizinkiler gibi sevdaya bir kaç kez rastlanır hayatta. Nasibim yoksa…” 

Kızları uzaktan izleyen Fırat cebinden çıkarttığı telefonundan eski dostunun numarasını bulup kulağına götürdü. Sert ve kalın sesin duyulması ardından tek ve kısa bir cümle kurdu. “O burada.” Ve telefonun kapanma sesiyle yüzündeki üzgün ifadeyi silmeden cebine geri tıktı telefonunu Fırat. Tam müzikleri ayarlamaya geçiyordu ki girişte Yiğit’i, Aras’ı ve Murat’ı gördü. 

Girişe devam ederek adamların karşılarında durdu. “Yiğit.” 

“Fırat?” dedi Yiğit gözleri karısını ararken. 

“Ne oluyor acaba?” 

“Abimin yüzünden bizim kızlarda bizi sattı Fırat.” dedi Aras öfkeyle. Fırat’ın kaşları havalandı. “Affetmedi Aslı.” dedi ortaya. 

“Edecek.” dedi Yiğit. “Ben onun kocasıyım o’da bunları bana inat olsun diye yapıyor.” 

“Sana inat olsun diye Azra beni ekti.” dedi Murat hüsranla. 

“İyi işte sizde onlara trip atın. Neredeler?” Yiğit’in sorusuna en arka sağ loca, diye cevap verdi Fırat. “Yalnız baldızın baldan tatlı Yiğit. Bacanak olmamızda bir sıkıntı var mı?” 

“Var!” dedi Yiğit arkadaşına dönerek. “Abisi sayılırım, sadece baldızım değil. Ona göre dostum.” Arkadaşına üzeri kapalı uyarısını yaptıktan sonra Fırat’ın hiç umursamamış bakışlarına aldırmadan karısının yanına yürüdü. 

Üç yakışıklı adam kadınların karşısında elleri ceplerinde durdular. Aslı tek kaşını kaldırmış adamını tepeden tırnağa süzdü. “Yine mi sen?” dedi gözlerini yalandan devirip. 

“Yine ben, hep ben, beğenmedin mi, Sultanım?” 

“Beğendim de aldım ama içi fos çıktı. Atsam atılmıyor satsam satılmıyorsun.” dedi yine yalandan memnun olmadığını ifade eden bakışlarıyla. 

“Nasılsın sevgilim?” dedi Murat Azra’ya. Evde kalacağını sanıyordum, ama şansa bak seni nerede buldum.” 

Azra biraz mahçup birazda yalanının verdiği rahatsızlıkla gözlerini kaçırdı. “Aniden oldu sevgilim, otursana yanıma.” dedi az kaykılıp yer açtı sevdiği adama. Başını aşağı yukarı sallayan Murat genç kızın yanına oturdu. 

Aras’ta teklifsizce Zeynep’in yanına oturmuştu. Tıpkı Abisi Yiğit gibi. Yiğit’in aksine Zeynep’e hiç yaklaşmadı. Yiğit karısını çoktan kolları arasına almıştı. 

“Aras?” dedi usulca Zeynep. 

“Efendim, canım.” dedi Aras kinaye ile kıza hiç dönmeden. 

“Arada harcanıyoruz azıcık idare et.” diye fısıldadı adamın kulağına. Aras yarı sinirli yarı gülümser suratıyla kıza döndü. “İdare edeceğim ama beleşe olmaz.” dedi aynı fısıltılı sesle. 

Kaşları birleşen kız adamın gülen suratına odaklandı. “O’da ne demek?” dedi. Aras kızın kızıl saçlarını iterek kulağına eğildi. “Gecenin sonunda benimle olacaksan neden olmasın, diyorum.” 

Gözleri yuvalarından fırlayan Zeynep’in ağzıda bir karış açılmıştı. Onun bu haline gülüşü yüzüne dağılan adam arkasına yaslandı keyifle. Etrafı insan kaynıyordu ve tek söz edemedi Zeynep. Ağzını kapatıp toparlandı. Aras’a sokulup kulağına yaklaştı. “Olmaz.” dedi Aras’ın onu ilk defa açık ve net biçimde istediği şokuyla. 

Aras’ın kaşları birleşti bu sefer. “Neden? Seninle ilerlediğimizi düşünüyordum oysa.” 

“Sorun o değil.” diye fısıldadı Zeynep. 

“Anlamıyorum seni.” dedi Aras sıkıntıyla. Onu tanıdığı günden bu güne kadar geçen zamanda aşkını gayet iyi ifade ettiğini düşünmüştü oysa. Zeynep’in kıskançlık krizleriyle kendinin hiç alakası olmadığını Zeynep’te biliyordu. Uzun zamandır kadınlarla arasının olmamasını kızıl saçlı yeşil gözlü bir güzelin rüyalarını süslemesine borçluydu. 

Müziğin de sesleri engellemesini fırsat bilen Zeynep elini ağzı ile adamın kulağı arasına kapatıp fısıldadığında Aras’ın beklemediği sözler, yüzünün hayretle renk değiştirmesine neden olmuştu. Kulağından çekilen kıza döndü hızla. “Ciddi misin?” 

Zeynep başını sallamakla yetindi. Cevap beden diliyle gelmişti ama Aras kendine gelemiyordu. O ilk gençlik yıllarından sonra gittiği Amerika’da, rahat bir ülkede her şeyin rahatça yaşandığı bir diyardan geliyordu. Bunu gerçektende beklemiyordu. Az önce dehşetle açılan göz bebekleri küçüldü. 

Elini uzatıp narin omuzlardan kendine çektiği kızı göğsüne yasladı. “Fark etmez ki.” dedi muzipçe. 

Elinin tersini adamın göğsüne vurup güldü Zeynep. “Benim için eder.” dedi. 

“Anlıyorum seni ben.” Fısıldayarak konuştukları için onları kimse duymuyordu ki zaten hepsi kendi derdindeydiler. 

“Nikahsız olmaz, diyenlerdensin.” 

“Hayır, değilim. Sadece özel olmak istiyorum. Özel birinin özeli.” 

“Konuştukça batıyor musun, bana mı öyle geliyor?” dedi Aras biraz alınmış sesiyle. 

“Hayır, batmıyorum. Senin özel olmadığını söylemedim, sadece basit bir geceye sığmasını istemiyorum. Bana senin kadar yaklaşacak bile birini tanımadım.” Adama bakıp göz kırptığında Aras kocaman gülümsedi. “Anladın sanırım.” 

Başını klübün ışıklarına çevirip başıyla onayladı Aras. “Hemde çok iyi anladım.” deyip kızı sıkıca sardı.

Aslı kaçacağım diye adama sokulup duruyordu ve bu kocasını gaza getirmekten başka bir işe yaramıyordu. “Rahat dur Aslı.” dedi en sonunda. “Sen böyle yaptıkça bende hareketlilik başlıyor.” 

Kısık gözlerle, sözde öfkesini iletiyordu Yiğit’e. “Hareket edene yerlerini itler yesin Yiğit.” dedi dişleri arasından. Yiğit dudaklarını büzüp o acıyı hissetti. “Sen yersen daha makbule geçerdi, halbuki.” 

“Terbiyesiz.” dedi önüne dönerken. Yiğit pis pis sırıtmakta kaldı. Ah nasıl bir aşktı bu kadın, ateşten ibaret!? Bir erkek kadının her halini sever miydi? Onun o delirmiş bakışları bile baştan çıkar mıydı adamı? Yiğit Aslı’yı daha ne kadar sevebilirdi? İç çekerek bir kez daha kendine çekti Aslı’yı. 

“Hani müzik, Fırat?” dedi kardeşini kesen adama. “Bu gece gözüme batıyorsun sanki.” 

Fırat hiç bozuntuya vermedi. Üzerinede alınmadı. “Ah evet, müzik. Hemen geliyor.” diyerek yerinden kalktığında Yiğit durdurdu. 

“Ne müziği?” 

“Aslı istemişti, hareketli bir şeyler.” diye kısa bir açıklamada bulundu Fırat. 

“Olmaz!” 

Aslı doğrulup kocasına döndü. “Nedenmiş?” 

“Dans edeceksin, öyle değil mi?” 

“Evet. İnsanlar buraya neden gelir başka?” dedi hırsla Aslı. 

“Dans edemezsin Aslı, burası çok kalabalık.” diye net bir sesle uyardı Yiğit. 

“Ederim!” dedi Aslı öfkeyle. 

“Edemezsin! Sen Aslı Ayman değilsin artık. Sen bir Demirkan’sın.” 

“Eee, ne olmuş?” dedi aslan kesilen genç kadın. 

Karısına, dişleri sıkılı küçülmüş yeşil taneleriyle meydan okudu Yiğit. “Fırat git bizim eskilerden aç! Karımla dans edeceğiz.” dedi kadına bakarak. 

Aslı’nın gözleri parladı. “Ah ne güzel olur. En son düğünümüzde etmiştik. Eskiler nedir peki?” dedi Fırat’a bakıp şımarıkça devam etti. “Kop kop bir şey olsun Fırat.” 

“Benim en sevdiğim parça olsun, Fırat.” dedi Yiğit yine arkadaşına dönmeden. “O kadar da medeni değilim Aslı, kusura bakma.” Aslı’nın elini tutup ayağa kalkarken kadını da kaldırdı. 

Ardından sırıtan Aslı’nın tek yaptığı yalandan itiraz etmekti. Asya sıkı dostu Nazlı’ya yanaştı. “Nazlı, Aslı benden çok farklı.” dedi. 

“Fazlasıyla Asya.” dedi Nazlı gülümseyerek. “İkizlerin faklı oldukları elbette gerçek, ben ve Aras gibi ama sizin yüzünüzden başka benzer tarafınız yok ve iyiki yok. Bu dünyaya bir Aslı yeterli.” 

“Bence de.” diyen genç kız arkadaşının koluna sarılıp başını omzuna koyduğunda. Nazlı ensesinin buz gibi olduğunu hissetti. Tüm tüyleri bir anda ayağa kalkmış gibiydi. Bedeninden geçen soğuk ürpertiyle gerilen bedeni Asya’da hissetti. Başını kaldırıp Nazlı’ya baktı. “Neyin var?” dedi endişe barındıran bakışlarıyla. 

“Bilmiyorum, ürperdim birden.” diyebildi genç kız. 

Sahnenin arka tarafından bir çift gözün kendini izlediğini bilmiyordu Nazlı. Takım elbisesi içinde uzun boyuyla adı gibi kara gözleriyle Nazlı’sını izleyen adamın özlemi hiç bu kadar ağır basmamıştı. Göz kapaklarını kapatıp nefesini saldı. Başını önüne eğerek kalbinden yükselen acıyı olduğu yere tıkmak için üstün bir çaba sarf etti. Son sekiz yıldır yaptığı gibi… 

“Nazlı…” diye inledi kendi kendine. “Nazlı’m.”