Ağustos 24, 2020

20. Esmer

ile payelll

 

 

 

Karanlık sahnenin orta yerinde birbirlerinin siluetini görüyorlardı. “Bu ne şimdi?” dedi Aslı. Elini yana uzatıp havaya kaldırdı Yiğit. “Vals.” dedi ve müzik ruha kadar inerek Aslı’yı uvucuna aldı. Bana ellerini ver, çalmaya başladığında kocasının geniş plak koleksiyonu gelmişti hemen aklına. Elini istemsiz Yiğit’in avuçlarına bıraktı. “Sen…” dedi kocasına. Müzikle ortaya yansıtılan ışığın ortasında kalmışlardı. Onlar nereye ışık oraya gidecekti. 

“Ben seni seviyorum, hemde senin aklının alamayacağı bir aşkla.” dedi elini Aslı’nın sırtına bırakıp. Bir adım geri çıkan adama bir adım ileri attı Aslı. “Ama çok yalan söyledin, insan sevdiğine yalan söyler mi?” dedi bir adım yana kayarak kocasına da gelmesi için zemin hazırladı. 

“Zorundaydım, bunu anlaman için daha neler yapmalıyım?” 

“Benimle aynı yastığa baş koydun, ama benden sakladıklarından hiç çekinmedin, bunu nasıl anlayabilirim?” 

“Seninle aynı yastığa baş koymak için ne kadar beklediğimi bilsen … ve seni kaybetmemek için neler yapabileceğimi… İşte o zaman beni anlardın.” 

Tek elini adama verip kolunu yana açarak tekrar kocasına yaklaştı. “Beni kaybetmekten bu kadar korkmuş olsaydın, yirmi beş yaşıma gelmemi beklemezdin.” dedi Aslı.  

Yiğit’in aklı karıştı bir anda. “Anlamadım.” 

Elini havaya kaldıran adamın kolu altından geçip tekrar elini adamın omzuna attı. “Neyi? Daha önce anlatmalıydın. Mesela ben on sekiz yaşındayken, mesela ben on dokuz yaşındayken… Bana gelmeliydin, bana beni sevdiğini söylemeliydin. Belki o zaman beni kaybetmekten korkmaz ve bana bir kardeşim olduğunu söylerdin. Belki babama çok kızardım, belki annemi görmek istemezdim beni bıraktığı için, belki çok ağlardım ama bilirdim; Beni seven adamın bana bu yaptığının iyilik olduğunu. Beni sevdi ve gerçeği benden saklamadı diyebilirdim. Dedeme ‘baba’ hiç bilmediğim bir kadına da ‘anne’ diyebilirdim. Herkes yapmalıydı ama sen yapmamalıydın, neden biliyor musun? Onlar bu dünyada nefes alıyorken bile sen beni seviyordun, onlar bu dünyadan gittiğinde de seviyordun. Bunu sevdiğin kadına nasıl yaptın Yiğit?” 

Tüm dedikleri doğruydu. Yiğit’in içi darmadağın olmuştu. Hiç bir bahaneye sığınacak takati kalmamıştı yüreğinin. Ne Rasim babası ne başka bir şeyi bahane olarak göremedi o an. Müzik bitti ve ışık söndü. İzleyenlerin alkışlarını duymuyordu Yiğit. Karısının karanlıkta parlayan gözlerinin işareti onların ağlamak üzere olduğunu söylüyordu. 

“Özür dilerim.” dedi yorgun ve hatalıyım diye inleyen sesiyle. “Beni hiç affetmeyeceksin.” 

“Tabii ki edeceğim.” deyip ellerini kocasının iki yakasına yerleştirdi. “Ben gerçekten seni hak etmiyorum Aslı.” Karşısındaki genç kadının ne kadar büyük bir kalbi olduğuna bir kez daha şahitlik ederken, kendi kalbinin altında eziliyordu. 

“Her şeyin bir de iyi tarafı var aslında.” dedi Aslı. “Bana seni gidenler getirdi. Sana nasıl kızabilirim, Yiğit? Hemde seni böyle deli gibi severken.” 

Tüm salon aydınlanırken, yakasındaki elleri tutup dudaklarına götürüp öptü Yiğit. “Seni sadece sevmiyorum Aslı; Ben sana deli oluyorum. Zamanın hiç bir diliminde bir sen daha bulamam ve bunu istemiyorum. Gözümün gördüğü her yerde sen varsın, hep sen olacaksın. Beni hatalarımla sevdiğin için teşekkür ederim.” 

Aslı gülümseyip kocasına sokuldu. “Rica ederim sevgilim, ama bana bir daha yalan söylersen, benden bir şey saklarsan kocacağım, yeminim olsun boşarım seni.” 

Fırat’ın sahnedeki dev ekranından yayılan çıtırtıların seslerine döndüler. Ekran üst köşesinden diğer uç köşesine doğru gürültüyle çatlamaya başlamıştı. Ekrandaki ışıklar sönmüş yerini karartıya bırakmıştı. Yiğit Aslı’yı sahneden ileriye çekerken, canlı müzik için bulunan müzisyenler de geriye kaçmıştı. Fırat koşarak piste inmişti ve hayret içeren şaşkın gözlerini alamıyordu dev ekrandan. 

“Ne oldu ki?” dedi Aslı. 

“Bilemiyorum, ama yerimize gitsek iyi olacak gibi.” Salona yayılan şaşkınlık sesleri, herkesin merak ettiğini işaret ediyordu. Yerine geçmek için adım atan Yiğit’i Aslı durdurdu. “Fırat kitlendi, dur bakalım.” 

‘Fırat.” dedi Yiğit. 

“Ben inanamıyorum Yiğit, bu nasıl oldu?”

dedi adam hayretle. 

“Sen onu boşver, müziği açtır salon karışmadan.” diyen Aslı ile ayıldı Fırat. Yerinden ok gibi fırlayıp sahneye çıktı. “Dur, Fırat!” 

Aslı’ya döndü adam. “Neden?” 

“Ben sana kardeşimi göndereyim, birlikte söyleyin.” 

“Kardeşin mi, Asya şarkı mı söylüyor?” dedi  adam ikinci bir şoka girip. 

“Öyleymiş.” deyip kocasıyla locaya yürüdü. 

“İlginç.” dedi Asya. “O nasıl oldu öyle?” 

“Bilmiyorum, sen kalkıyorsun küçük hanım, Fırat seni sahnede bekliyor.” 

“Ne?” Asya ne demek istediğini anlamadığı Aslı’ya boş bakışlar atıyordu. 

“Sen şarkı söylemiyor musun, işte sana fırsat? Hem bende sesini dinlemiş olurum.” 

Nazlı sevinçle hareketlendi. “Evet evet, hadi Asya. Özledim sesini, ama benim şarkımı söyle olur mu?” 

Asya dostuna hüzünle baktı. “Emin misin, bak ağlamak yok ama…”

Aslı duyduğu sözlere tek kaşını kaldırdı ama soru sorma gereği duymadı. Merak sarmıştı onu ama biraz bekleyebilirdi. 

“Söz.” dedi Nazlı. 

“Tamam.” diyen Asya ayağa kalkıp elbisesini düzeltti. Heyecanlanmıştı yine, ne zaman sahneye çıkacak olsa bu heyecanı yaşıyordu. Amerika’da arkadaşlarıyla birlikte gittiği yerlerde bazen söylerdi. Sevdiği için yaptığından ticarete dökmemişti hiç bir zaman. Bordo dar elbisenin içinde siyah topuklu ayakkabılarıyla sahneye yaklaşan Asya’yı gözlerini bile kırpmadan izleyen Fırat’ın nefesi içine kaçmıştı. Genç kız karşısında duruncaya dek kıpırdamadan izlemişti ve büyülenmişti. Aynı işi sevmekten ve yapmaktan haz almıştı Fırat. 

“Fırat Bey.” 

Dik dik yüzüne bakmaktan kızın sesiyle ayıldı  Fırat. “Ah.” deyip kendine geldi genç adam. “Şey… Ekrana gitti bir an aklım, ne söylemek istersin? Bu arada bana Fırat dersen mutlu olurum, tabii bir sakıncası yoksa…” 

“Yok, ne sakıncası olacak, Fırat.” dedi Asya. “Esmer, bu özel istek Nazlı için. Size de uyar mı?” dedi genç kız gülümseyerek. 

“Elbette, sana eşlik edebilir miyim?” 

Asya’nın gözleri parladı. “Sende mi söylüyorsun? Çok isterim, inşAllah sesimi beğenirsin.” 

“Çok beğendim.” diyerek boş bulundu Fırat. Kaşları çatılan genç kız ne demek istediğini anlamak adına bakındı. “Daha söylemedim ki ama…” 

“Yani, beğenirim demek istedim. Ben müzisyenlere haber vereyim.” deyip bir kaç adım uzağa hızla gitti Fırat. Çok kısa süren zaman diliminde geri dönerek iki ayaklı mikrofonla döndü. Birini Asya’ya diğerini de kendi önüne sabitledi. 

Parmağını adama yöneltip ‘önce sen mi?’ İşareti yaptığında Fırat reddetti. Bir an önce bu güzel kadının sesini duymak istiyordu. 

Ses herkesin kulaklarının pasını silerken iki kişinin damarlarında yol alıyordu. Hızlı hızlı akmasını sağlıyordu acı. Hiç gitmemiş hiç geçmemiş gibiydi ikisinin de aşkı. Yıllar sadece zamanı götürmüştü geriye kalan her şey yerli yerinde duruyordu. Biri kulisin arkasında şarkının her bir sözünü kendine alıyor, diğeri ona hediye ediyordu. Adam biliyordu ki bu şarkı onun için söyleniyor… Daha önce de dinlemişti aynı sesten. Aynı şimdi olduğu gibi gizlenerek. 

“Şöyle uzunca boylu, Yağız bi’ delikanlı,

Kara kaşlı, kara gözlü. Kalbi kendinden de esmer.

Kandırmacaymış meğer, kandırmacaymış meğer” dediğinde Asya, Nazlı ‘evet’ diyor ama perdenin arkasındaki adam inatla başını sallayarak ‘hayır’ diyordu. Adamın kararan gözleri hasretle kabaran kalbinden yansıyordu. 

Aslı kardeşini zevkle ve hayretle izliyordu. İçten içe gururlanmıştı. Ne kadar da güzel bir sesi vardı. Boşa gitmemeliydi bu ses. Gözleri Nazlı’ya kaydı Aslı’nın. Kilitlenmiş gibi sahneye bakıyor kendilerine dönmüyordu. Elini kaldırıp yüzüne götüren Nazlı’nın göz altlarını sildiğine yemin edebilirdi. Hızla Asya’ya bakıp tekrar Nazlı’ya döndü. Gözleri kısıldı ve bu işin altında ne olduğunu deli gibi merak etmeye başladı. 

“Nazlı.” diye yüksek sesle bağırdı ki kendini duysun. Kız kendisini duymuyordu, kendinden geçmiş gibiydi. “Nazlı.” dedi tekrar. 

Hızla kendine dönen kızın gözlerindeki yaşlara şahit oldu. Hemen gözlerini kaçıran Nazlı ayağa kalktı. “Ben gidiyorum.” deyip kimseye tek kelime etmeden koşar adım uzaklaştığında Yiğit oturduğu yerden geçmişe giden üzgün gözleriyle baktı ardından. Nazlı kapıdan hızla gözlerini silerek çıkarken perde arkasındaki adam da yerinden ayrıldı. Ne kadar hızlı davransa da ona yetişemedi adam. Giden arabasının ardından kederle izledi sevdiği kadını. Önüne düşen başını hiç kaldırmadan kendi arabasına doğru yürüdü. Sessiz bir çığlıkla… 

“Ne oldu?” diyerek kendine soru soran karısına başını iki yana sallayıp ‘hiç’ dedi. 

“Sende biliyorsun Yiğit, bir şey var. Yine benden saklama.” dedi Aslı ters bir sesle. Karısına döndü Yiğit. “Senden neden ne saklayayım Aslı? Bu Nazlı’nın sorunu.” 

“İyi işte anlat bana.” dedi kocasına sokulup. Burnunun ucuna aldığı öpücük ile daha da sarıldı adama. “Yarın anlatırım, şimdi yeri değil.” 

“Tamam, ben beklerim. Bizde mi kalksak diyorum.” Aslı’nın şuh bakışlarıyla Yiğit sırıttı. “Kalkalım tabii, evde işlerimiz var.” 

“Eve gitmeyelim.” 

“Otele mi gidelim?” 

Göz devirdi Aslı. “Yok, ama şöyle baş başa kalabileceğimiz bir yer fena olmazdı. Alınacak intikamlarım daha bitmedi.” dedi adamın kulağına doğru. Bakışları aniden değişen adam yerinde istemsiz kıpırdadı. “Evet biz kalkalım. Sende ne istiyorsan al benden.” diyerek hareket eden adama bakıp kahkaha atmamak için iç yanağını ısırdı. 

“Ama kardeşim…” 

“Biri bırakır eve, kalk gidiyoruz.” deyip elinden tuttuğu kadını ayağa kaldırdı. Onların kalkmasıyla ve şarkının bitmesiyle diğerlerinde ayağa kalktı. 

Aras Zeynep’in elinde tutup önden çekiştirdi. “Biz gidiyoruz, iyi geceler.” deyip ardından yürüyen Azra ve Murat’la birbirlerine baktı Yiğit ve Aslı. “Eve mi gitsek Yiğit? Asya’yı yalnız bırakamayız. 

“Haklısın.” dediğinde hemen önlerinde biten Asya ve Fırat’a bakıp gülümsedi Yiğit. 

“Asya çok güzel söyledin.” dedi Aslı. “Bunu düşünelim, sana bir albüm çıkarabiliriz.” 

Genç kızın sevinçle parlayan gözleri hiç aklına gelmemiş olan bu düşünceyi kesinlikle beğendiğine işaretti. “Bilmem, hiç düşünmemiştim, ama evet bundan sonra düşünebiliriz.” 

Yiğit kolunu karısının omzuna atıp kendine çekti incecik bedeni. “Yarın konuşalım, biz biraz dolaşacağız. Asya’yı eve bırakabilir misin Fırat?” 

“Tabii ki.” diyen Fırat Asya’ya dönüp tatlı bir bakış attı. “Acelen yoksa bir şarkı daha söyleyebiliriz.” 

“Olur, neden olmasın. Hiç acelem yok, sabaha kadar bile söyleyebilirim, ama…” dedi etrafına bakınıp. “Nazlı nerede? O da mı gitti?” 

“Gitti, canım. Hamde salya sümük ağlıyordu. Hep bir gizem hep bir gizem. Neden ağladığını sormayacağım.” Aslı’ya kaçamak bakışlar attı Asya. “Bence de sorma, en azından bana sorma.” diyebildi. 

Fırat boğazını temizlerken Yiğit konuyu değiştirme kararıyla karısını çekiştirmeye başladı. “Hadi Sultanım, hadi.” 

Çekiştirilen Aslı arkasını dönüp Fırat’a bağırdı. “Kardeşimi eve bırak Fırat, beni duydun.” 

Asya biraz utanmıştı Aslı’nın sözlerine. “İkiz olmak aslında hiç ikiz olmamakla eş değer. O fazla …” dedi Asya uygun kelimeyi aradı. 

“Fazla açık gözlü. Gözünden hiç bir şey kaçmıyor.”

“Kaçmayan ne olabilir ki?” dedi kız safça. 

Fırat kızın masum yüzüne bakıp gülümsedi. Dünya üzerinde bu kadar saf, içten biri daha var mıydı? “Ne söylemek istersin?” dedi kendini ilk akşamdan belli ederek kızı daraltmak istememişti. 

“Herkes gitti ben kaldım. Buna en iyi şarkı olsa olsa bu olur; Bir ben miyim perişan..?” 

Kahvaltı masasında tüm aile uykulu vaziyette yerlerini almıştı. Nazlı tabağındakilere eziyet ederek sağından solundan deşip duruyordu. Neriman hanım kısık gözlerle tüm çocuklarını izliyordu. Aras’ın ağzı kulağında hali, Yiğit’in rahatlamış yüz hatları geçen gergin günlerin son buluşuna; Nazlı ise tam tersi gelecek kara günleri işaret ediyordu. 

Asya kendi halinde yemeğini yemekle meşgul, Aslı ise kendisi gibi masadakileri atmaca bakışıyla izliyordu. Bir an gelin kaynananın bakışları kesişti. “Ne oldu annecim?” 

“Ben sormalıyım Aslı, ne oldu? Hepiniz bir değişiksiniz bu sabah.” dedi Neriman hanım. 

“Değişik derken?” diye yanıtladı kadını Aslı. “Gayet uslu ve de usluyuz.” 

Bakışlarını kızına çevirdi Neriman hanım. “Neyin var Nazlı, iyi uyuyamadın mı?” 

Dün gece yarası açılan genç kızın düşünceleri masadan çok uzaktı, annesini duymamıştı. Kendisine dönen gözleri hissetmiş ve başını kaldırmıştı. “Ne bakıyorsunuz?”

“Annem sana seslendi, duymadın.” dedi Aras. 

“İyi misin kızım, solgun görünüyorsun?” 

Çatalını tabağına bıraktı en sonunda. Yorgun bedenini geriye yasladı. “Uyuyamadım.” dedi. 

“Benim size söylemem gereken bir şey var.” diyerek araya kendini karıştırdı Aras. Sessizlik içinde kendine bakan ailesine gülümsedi. “Zeynep ile evlenmeye karar verdik, yakında kız istemeye gidiyoruz.” 

Neriman hanımın beklediği haber en sonunda gelmişti. Bir annenin oğlundan beklediği yegane sözü işiten kulaklarına inanmakta güçlük çekiyordu ama. Aras… O bir çapkın, kadınların azılı seveni… 

“Gerçekten mi?” diyebildi. 

“Sonunda, çok sevindim Aras.” dedi Aslı, yüzünde şen bir gülüş ile. Yiğit’te kardeşi için en doğru kadın olan Zeynep ile mutlu olacağına inandığı için canı gönülden sevinmişti. 

Asya’da sevincini dile getirirken Nazlı dolan gözlerini saklamakta zorlanıyordu. Yalancı bir gülüş yerleştirdiği yüzüyle yerinden kalktı. “Tebrik ederim ikizim. Çok mutlu olursun inşAllah. Benim gitmem gerekiyor, toplantım var, görüşürüz.” deyip hızla salondan ayrılırken Aslı’dan gerisi biliyordu Nazlı’nın derdi nedir. 

Annesi kızının ardından hüzünle bakarken Aslı’ya yakalandı. “Nesi var bu kızın, bana hiç bir şey söylemiyorsunuz?” 

“Yürek yarası var.” dedi Yiğit. “Geçmemiş, geçmiyor.” 

“Kim, neden?” diye bedenini öne uzattı Aslı. “Hemen dökülüyorsun Yiğit.” 

“Dökülecek bir şey yok Aslı. Yıllar önce yaşanmış bir olay. Yaşandı ve bitti. Olay bundan ibaret.” 

Hiç ama hiç ikna olmamıştı Aslı. Kocasına saniyeler boyunca baktı, ama daha fazlasını burada alacak gibi durmuyordu. “İyi, hadi öyle olsun.” dedi kısık sesiyle. Başka bir zamana erteledi konuşmasını. “Bende seninle holdinge geliyorum.” 

“Gel, ama neden?” dedi Yiğit. 

“Bana on ya da on beş tane adam lazım, şu evlendireceğim gençler için bir ekip kurmam lazım, belediyeler ile görüşme yapmalıyım; en kolay yolu bu. Evlilik başvurusunda bulunan çiftleri araştırma yapmadan paramı heba etmek istemiyorum. Biri uyanık çıkar parayı alır alması bir şey değil, başkasının nasibi kaçmasın.” 

“Ne adamı?” diye gözlerini kocaman açtı Yiğit. “Olmaz!” O kadar cümleden aklı adamlara takılan Yiğit lokmasını zor yuttu. 

“Ay neden olmuyormuş? Sen akşama kadar bin tane kadınla çalışıyorsun da ben adamlarla çalışınca mı sorun? Ben doktorum unuttun sanırım, adamların gözlerinin içine kadar bakıyorum Yiğit.” 

Yiğit’in kıskançlık damarının kabarmasıyla adamların hiç ilgisi yoktu aslında. Hayali birinden bile kıskanabilirdi karısını. Kaldı ki holding de Aslı Demirkan’a yan gözle bakacak adamın ipini çekerdi Yiğit ki Aslı kendine iş bırakmaz gözlerini oyardı. Güven elle tutulur bir kavramdı Yiğit için. 

“Sen yine de kadınlardan oluşan bir grup kur bence. İkimizin de akıl sağlığı için en iyisi bu. Hem erkekler ne anlar düğünden, evlilikten.” 

“Çok güzel kıvırıyorsun Aşkım, seni alkışlamak istiyorum.” dedi Aslı gülümseyerek. “Ama haklısın, hem ben lafın gelişi adam demiştim.” dedi sinsice sırıtırken Aras’a döndü. “Ne zaman gidiyoruz kız istemeye?” 

“Babası burada değilmiş, İzmir’de yaşıyormuş ona haber verecek, o ne zaman gelirse artık, ama çok uzun sürmez.” Annesine döndü Aras. “Anne, düğün için en erken tarihi istiyoruz. Hazır kıskançlıkları azalmışken imzayı basmak lazım.” 

Aslı çatalını Aras’a salladı. “Arkadaşım hakkında düzgün konuş, Aras.” dedi. Aras derin bir nefes koyverdi. “Yapma Aslı, sende çok iyi biliyorsun ki Zeynep paranoya derecesinde kıskanç.” 

“Evet ama neden diye hiç sormuyorsun, annesi ve babası sayesinde bu hale geldi Zeynep. Sen onu hep yargılamaktan altında yatan sebepleri göremedin, belki o da hiç dile getirmedi; Gerçi konuşmaktan hiç haz etmez.” 

Kendini dikkatle dinleyenlerin şaşkın yüzlerine bakıp çayından bir yudum aldı Aslı.  “Sor hadi, sor.” dedi kendine ciğerci kedisi gibi bakan Aras’a. 

“Ne yapmış olabilir ki ailesi?” diye sordu Aras. 

“Babası annesiyle evlendiğinde başka birini seviyormuş meğer. Annesi bunu çok uzun yıllar sonra öğrenmiş. Bir adamın eşine soğuk tutumu ilerleyince kadının da aklına başka bir şey gelmez elbette. Annesi uzun süre idare etmeye çalıştı ama olmadı.” 

“Bunun Zeynep’i bağlayan yönünü anlayamadım.” dedi Yiğit. 

“Zeynep korkuyor Yiğit, aynı şeyin kendi başına da gelecek olması korkusuyla yaşadı hep. Erkeklere olan güvensizliği bu yüzden. Aras’ı bu derece kıskanması kaybedecek olması ya da hiç kazanamamış fikriyle öfkeleniyor.” 

Aras gözlerini çekmediği yengesini dikkatle dinlerken üzülmüştü sevdiği kadın için. Gerçekten de hiç altında başka bir niyet aramamış sadece kıskançlığa vurmuştu düşüncelerini. 

“Onu nasıl ikna ettin merak ettim doğrusu, evlilik hayatında hiç düşünmediği bir konuydu, demek ki seni gerçekten çok seviyor ve kaybetmek korkusu daha ağır basıyor. Bu da kadınların vazgeçmediği bir dürtü.” 

Aras ayağa hışımla kalkarak ceketine asıldı. Seri bir hareketle üzerine geçirdi. “Ben gidiyorum, işe gitmeden bir göreyim. Görüşürüz ailem.” 

Kadınlar Aras’ın ardından gülümseyerek bakarken Aslı arkasına yaslandı. “En yakın arkadaşımla elti olacağım hiç aklıma gelmezdi. Bu evde birlikte yaşayacağız demek.” 

“Tüh,” dedi Neriman hanım. “Bir oğlan daha doğuraydım da Azra kızımı da alırdık.” 

Aslı gerçek bir kahkaha attı. “Murat’ta bizden annecim, sıkma canını.” 

Hastaneye geldiğinde Zeynep’in doğumda olduğunu öğrenmişti Aras. Doğumhane kapsının önünde bir ileri bir geri gidip duruyordu. Doğum yapan kadının yakınları da kendisini merakla izliyordu. Hatta taze baba adayı bile bu adamın kim ve neden doğumhane kapısı önünde kendi olması gereken konumunda bir ileri iki geri gidip gelmesini merakla izliyordu. 

Aras adama doğru dönünce göz göze geldiler. Adama kısa bir gülümseme atarak önüne döndü Aras, ama adamı merak sarmıştı. “Siz kimi bekliyorsunuz?” diye sormaktan kaçamadı. 

“İçeride bir yakınım var da,” dedi Aras. Adamın bakışları kısıldı. “İçerideki benim eşim, yakını olsanız bilirdim.” 

Adamı dinleyen ve ayılan Aras kocaman gülümsedi. “Yok öyle değil beyefendi, eşinizin doktoru nişanlım, onu bekliyorum.” 

Baba adayı da gülümsedi. “Öyle mi, ne güzel.” diye yanıtladı adam rahatlama eşliğinde. Sürgülü beyaz kapının açılasıyla baba adayı ve yakınları çıkan doktora yaklaştılar. Zeynep’in hocası Hamdi Bey belirdi ilk, ardından da Zeynep çıktı. Hamdi Beyin emekliliğine yaklaşmış olduğunu fark etti Aras, ama daha fazla yaklaşmadı, bilgi almak bekleyenlerin hakkıydı, o biraz daha bekleyebilirdi. 

Hamdi bey doğumun nasıl geçtiğiyle ilgili bilgileri yakınlara verirken Zeynep Aras’ı fark etmiş gözleri büyümüş ve aynı anda meraklanmıştı. Göz göze gelen çiftten gülümseyen Aras ama endişeli bakan Zeynep’ti. Hocasının yanından da ayrılamıyordu, biraz beklemeye karar verdi. Hamdi Bey uzaklaşırken Zeynep hocasına seslendiğinde Hamdi Bey durup döndü. 

“Hocam, ben birazdan gelirim.” 

Hamdi Bey hemen yanında duran Aras’ı fark edince kaşlarını çattı. Zeynep en değerli öğrencisiydi ve evladı gibi gördüğü kızın sorununu merak etmişti. “Bir sorun mu var?” 

“Hayır,” dedi Aras’a bakıp. 

Aras, Doktor Hamdi’ye elini uzattı. “Ben Zeynep’in nişanlısıyım, Aras Doğan.” 

Hamdi Bey tatlı bir gülüşle Aras’ın elini sıktı. Tam da kıymetli öğrencisine layık olduğunu fark etti adamın. Duruşu, hitabı hoşuna gitmişti. “Haberim yoktu, memnun oldum Aras Bey ve tebrik ederim.” 

“Yakında olacak nişanımız hocam, teşekkür ederim.” diye yanıtladı Zeynep. 

“Güzel, tamam sonra görüşürüz Doktor Zeynep.” 

“Teşekkürler hocam, birazdan katılırım size.” 

Hocası başıyla onay verip ardını dönüp uzaklaştı. Zeynep Aras’a döndü. “Ne oldu, birine bir şey olsa duyardım ama … Aras meraklandırma beni.” 

Kızıl saçlı alevden bir parça olan Zeynep’e bakıyordu Aras. “Oldu, birine bir şey oldu.” diyebildi. Kaşları birleşen kızın gözleri Aras üzerinde geziniyordu. Ne saçmalıyordu bu adam? “Aras…” dedi soru dolu sesliyle. “Kime ne oldu?” 

Aras hiç sesini çıkarmadan Zeynep’e sarıldığında hastanede olduklarını o unutmuş ama Zeynep bunun bilinciyle öylece kalmıştı. “Aras hastanedeyiz, ne yapıyorsun?” Kendini geriye çekerken etrafına bakınıyordu. Genç ebeler, hostesler ve asistanların merceğine girmişlerdi birden. Bakışıp gülüşen kızların sesini duyabiliyordu. 

“Zeynep seni çok seviyorum, vallahi billahi…” 

Hafif öfkesi adamın sözleriyle gülümseye dönüştü. Hâlâ onları duyanlar vardı ve tezahürat sesleri inceden geliyordu kulağına ama aldırmadı. “Biliyorum, bende seni seviyorum.” dedi anlamadığı gelişe, duyduğu sözlere. “Bunu söylemek için mi geldin?” 

“Evet, hayatımın her alanında sen olacaksın, yemin ederim. Ölene kadar sen … başka biri olamayacak.” 

Zeynep kahkaha attı. Keyfi o kadar yerine gelmişti ki kendini kahkaha atmaktan alamadı. “Aras sen iyi misin sevgilim, bunu da biliyordum ama duymakta iyi gelmedi değil.” 

Aslı’dan dinlediklerini Zeynep’ten dinlemeden asla dile getirmeyecekti Aras. Dopdolu gözleriyle bakıp şahane bir gülüşle kıza yeniden sarıldı. 

Çalışanların alcak perdeden çıkan hayranlık uyandıran seslerine inçlerinden birinin “öp öp” demesiyle gülüşler büyüdü. 

Sesin geldiği yöne bakan Aras söyleyen kızı gördüğünde daha da aşka gelerek kendinden ayırdığı kızı alnından öptü. 

“Hayır inşAllah.” deyip keyifle gülen Zeynep’e hayat daha farklı akıyordu şimdi. Oturmayan taşlardan bir kaçı tamamen yerine oturmuştu. 

“Ayyy…” 

“Çok romantik…” 

“Vay be…”

“Bize de nasip et Yarabbi…” seslerini ikisi de duyuyordu. İkisi birden dönüp en içten duaya en içten şekilde karşılık verdiler. 

“Amin.”