Ağustos 24, 2020

22. Yiğit Dur!

ile payelll

 

 

Yalının kapısı Yiğit için açıldığında aşinası olduğu yüz onu karşılamaya gelmemişti. Oysa Aslı doğum iznine çıktığından bu yana her akşam kocasını kapının önünde karşılardı ve öpmeden de içeri almazdı. Evin emektar hizmetlisi Suzan hanım adamın bakışlarından karısını aradığını anlamıştı. “Aslı eve henüz gelmedi Yiğit Bey.” 

Konuştuklarından bu saate iki saat geçmişti. Ama teyid etmek istercesine kolundaki saate baktı. “Nasıl olur? Son konuştuğumuzda eve geçiyordu.” 

“Anneniz de aradı ama açan olmadı.” dedi Suzan hanım. 

Yiğit içine düşen kuşkuyla cebinden telefonunu çıkarırken büyük salona doğru yürüdü. Telefon çalıyordu ama açan yoktu. 

Neriman hanım da oğlunu görünce ayağa kalktı. Aslı hiç böyle yapmazdı. Asya zaten İstanbul’a yabancıydı. Dışarıda olsa dahi arar bebeklerini kontrol eder, annesinin bir şey isteyip istemediğini kesinlikle sorardı. “Yiğit!” dedi kadın telaşlı bir sesle. “Aslı hiç bu kadar uzun süre habersiz bırakmazdı. Aradığımda kesin açardı.” 

Annesinin de korkmuş olması iyice kalbini gümletmeye başlamıştı. Gözlerini kapatan adam sakince bir nefes alıp verdi. “Ne olabilir ki anneciğim, Aslı hem iyi bir şoför hemde kurt kadın kadar tehlikeli. Telaş yapma hemen, buluruz şimdi.” dedi ama bir yanı neden aksini söylüyordu? İçinden hiç hoş olmayacak şeyler geçiyordu. Geçiyordu ve yerlerini bir yenilerini alan hurafeler zinciri sarıyordu. 

“Nasıl bulacağız?” dedi kadın aynı telaşla. “Nereye gittiğini bile bilmiyoruz.” 

“Beni aradı iki saat kadar önce. İşlerini bitirmişlerdi eve dönüyorlardı. Sen Zeynep’i aradın mı ya da Azra’yı?” 

Kadın başını iki yana savurdu yavaşça. “Aramadım.” 

Bir sevinç dalgası geçti adamın yüreğinden. Tabii kesin arkadaşlarıyla birlikteydi. “Kesin birlikteler duymuyorlar telefonu.” Hemen Azra’nın numarası üzerine basıp kulağına götürdü. 

“Efendim Yiğit.” dedi Azra. 

“Aslı seninle mi?” diyerek hiç uzatmadan konuya girdi. 

“Hayır, bugün hiç görüşmedik. Bir şey mi oldu?” Azra’da telaşla yerinden kaktı. Yanında oturan sevgilisi Murat’ta bir şey olduğuna ve sevdiği kadının değişen yüz hatlarına bakıp kalkmıştı. 

Bir umudu daha solmuştu Yiğit’in. “Ya Zeynep, ondan haberin var mı?” dedi son umuduna sarılıp. Aslı, Azra ve Zeynep dışında kimseyle akşam buluşmazdı. Evlenmeden önce de böyleydi sonra da. 

“Zeynep’in bugün nöbeti vardı. Tüm gün uyumuş olmalı. Şimdi de hastanededir. Yiğit ne olduğunu söyle artık! Korkmaya başlıyorum.” dedi Azra gerçek bir ses titremesiyle. 

Burun kemerini sıkan Yiğit nefesini bıraktı. “En son iki saat önce konuştuk ve evde değil. Telefonlara bakmıyor, çalıyor ama açan yok. Asya’da yanında.” 

“Takip programı diye bir şey var Yiğit.” dedi Azra rahat bir sesle. 

“Karımı takip edecek kadar aklımı yemedim Azra! Bende biliyorum olduğunu.” 

“Ama biz birbirimizi takip ediyoruz. Zeynep, ben ve Aslı.” 

Yiğit’in gözleri büyüyerek parladı. Kapatmadan hemen bak!” dedi sevinçten yükselen sesiyle. “Bekliyorum.” 

Telefonu kulağından alan kız hemen programa girdi. Usta bir şekilde parmakları ekran üzerinde oynarken Murat eli çenesinde onu izliyordu ve arkadaşlıklarına bir kez daha hayran olmuştu. 

“Her zaman gittiğimiz AVM’de sabit duruyor araba, ya da Aslı bilemiyorum. Ama bu saate kadar neden orada kalsın ki? Araba oradaysa ya da Aslı… Ya da birinden biri yok.” diyerek AZA’ca bir kaç cümle sarf etmişti sadece. 

“……” Sessizlik yükseliyordu iki hat arasından. Sonra tek bir kelime konuştu Azra. 

“Koş!” 

Önce hangisi çıktı evden, hangisi arabasına bindi? Bilinmezdi ama her ikisi hatta Murat’la üçü ışık hızıyla ulaştı AVM’ye. 

Otopark alanında Aslı’nın arabasını bulmak samanlıkta iğne aramaktan daha zordu. Yiğit tüm AVM’yi ayağa kaldırmıştı. Birden fazla kat ve yüzlerce araç vardı. Onlarca insan Aslı’nın arabasını, modelinden ve plakasından arıyordu. 

Kameralar başında yarım saat geçiren görevliler dahilinde Yiğit, Azra, Murat koşarak gelen Zeynep, Aras ve Nazlı’da karış karış ettikleri otoparkta arabayı arıyordu. Ama o kadar zordu ki, arabaların biri giriyor ikisi çıkıyor on tane geliyor belki daha azı çıkıp gidiyordu. Güvenlik görevlileri de onlara eşlik ediyordu. 

Nazlı’nın çığlığı ile yankılandı otopark. “Abi!” diye bağırmıştı. Yiğit ile birlikte pek çok insan Nazlı’nın sesini takip ederek gelmişti. 

Nazlı bulduğu aracın kapısına asılıp açtığında şoför koltuğunda duran Aslı’ya ait telefon ve diğer koltukta Asya’ya ait olduğunu bildiği çantayı görünce boğazındaki düğüme engel olamamıştı.  Nefesi tıkanan Yiğit kardeşinin yanına geldiğinde tıpkı onun gibi aracın içine baktığında karısının telefonunu gördü. Bembeyaz bir yüzle elini telefona uzatıp aldı. Bir belirsizlik içinde korkunun her dalını içinde hissetti Yiğit. “Aslı…” 

Elleri arkalarından bağlı, ağızlarında bant birbirlerine baktı kız kardeşler. Asya’nın korku dolu kahve gözlerine ne olduğunu anlayamadığı bakışlar attı. Sakin görünmeye çalışıyordu ve sadece neden burada olduğuna odaklanmıştı. 

Karanlık ve rutubet kokan bir yerdeydiler. Ama neden burada oldukları hakkında hiç bir fikri yoktu Aslı’nın. Aklına tek gelen şey Yiğit ile ilgili bir iş bağlantısının başına getirdikleriydi. Aklına başka bir şey gelmiyordu. Tepelerinde bir lamba yanıyordu sadece. Uzun süredir de burada bu şekildeydiler. Birden bebeklerini bir daha göremeyecek olma korkusuyla burun buruna geldi. Boğazı yanarken gözleri doldu. Kocasının kokusu burnunun ucuna kadar gelip orayı sızlattı. Buradan kurtulursa şayet bunu yapana neler yapacağını düşünmeye bile başlamıştı ama ilk önce kurtulması gerekiyordu. 

Demir olduğunu düşündüğü kapının paslı ve teneke sesini işittiler. Asya kocaman açtığı gözlerini kardeşine çevirdi. Aslı’da en az onun kadar korkuyordu ama belli etmek gibi niyeti yoktu. Olamazdı. Işığın altından tam olarak göremediği ama insan kümesi halinde kendilerine yaklaşan adamları seçebiliyordu. 

Üçü de iri yarı yapıdaydı. Önde duran adam ellili yaşlarda olduğunu belli eden yüz hatlarına sahipti. Gençliğinde çok yakışıklı olduğu şimdiki halinden de belliydi adamın. Esas adamın bu olduğunu fark etmesi kısa sürdü Aslı’nın. Arkasında dikilen iki adamdan da ruhsuzluk akıyordu ve sessizlik içinde, emir bekleyen tipleri vardı.  “Açın ağızlarını.” dedi katı ve tarazlı ses. 

Her iki adamda hareket etti. Biri Asya’nın diğeri Aslı’nın bandını aldı, sert ve hızla… Kızların canı yanmıştı ama her ikisi de sesini çıkarmadı. 

Adam kızlar üzerinde göz gezdirdi. İkisi birbirinin aynıydı. Her şeylerine kadar hemde. Bunların hangisinin Aslı Demirkan olduğunu nasıl öğreneceğini kestiremedi. “Hanginiz Aslı Demirkan?” dedi üstten ve dik dik baktı. 

“Ben!” dedi Asya. 

“Hayır, ben!” dedi Aslı. 

Asya kardeşine çevirdi başını. “Asya kes şunu!” diye bağırdı. 

Aslı göz devirip ardından dudaklarını öfkeyle büktü. “Asya!!!” diye bağırdı. “Saçını başını yoldurma bana!” 

“Asıl sen kes! Buradan çıkınca tüm kafanı sıfıra vuracağım.” Adama döndü Asya. “Aslı benim! Derdin ne senin, bizi neden kaçırdın?” 

Başını öfkeyle yana yatırdı Aslı. Dişlerini sıkarak içine derin bir nefes soktu. “Asya!!!” dedi sertçe. “Aslı benim, kimsin sen?” 

Adamın kafası iyiden iyiye karışmıştı. Yiğit Demirkan’ın karısını tanımayan yoktu ama bu baldızı ortaya çıkmadan önceydi. Şimdi Bunlar iki taneydi ve adam seçemiyordu Hangisi Aslı. “Fark etmez. Biriniz karısı biriniz baldızı, ikinizde iş görür.” dedi. 

“Sadede gel Bey amca.” Aslı’nın içinden çıkan mahalle delikanlısıyla adam kaşlarını çattı. Sert ifadesi Aslı’yı korkutmuyordu ama Asya ürküyordu.  

“Geleyim tabii… Yiğit Demirkan yüzünden benim oğlum yıllardır acı çekiyor. Kendisi mutlu mesut yaşıyor ama benim oğlum değil!” diye kükredi adam. 

Aslı’nın anlamsızlık içinde birleşen kaşları ve bükülen dudaklarından anladı. “Aslı sensin.” dedi. “Kocanın adını duyunca yüzünün şekli değişti. 

“Benim dedim ya. Ne yaptı benim kocam senin oğluna, hem senin oğlun kim?” 

Az önce adamların geçtiği ve arkalarından kapanan kapı büyük bir gürültüyle açıldı. Tekmelendiği açıkça belliydi. Tek seferde büyük bir ses çıkarmıştı. Asya’da Aslı’da oldukları yerde sıçramış, şimdi gerçekten korkmaya başlamışlardı. Esas adamın arkasındaki iki iri adam silahlarını çıkardıklarında kızların korkusu kat be kat artırmıştı. “N’oluyor ya.” diye mırıldanan Aslı’ya kimse cevap vermemişti ki o da kendine cevap verilsin diye sormamıştı. Neyin içinde olduklarını hâlâ merak ediyordu. 

Uzun boylu siyahlar içinde yaklaşan adamı gözlerini küçülterek dikkatle inceledi. Işığın altına yaklaştığında tanımaya çalıştı ama çıkaramadı. Ama Asya şaşkınlığın getirdiği boşlukla bağırdı. 

“Bu o!” 

Aslı kardeşine çevirdi gözlerini. Tam soru soracağı anda uzun boylu genç adamın sesini duyunca susmayı tercih etti.  

“Sen ne yaptığını sanıyorsun?” diye gürleyen adamın karşısındaki yaşlı adam sıkıntıyla yerinde sallandı.  “Oğlum… ben…” 

“Bana oğlum deme diye sana kaç kez söyledim! Bu kadınları buraya neden getirdin? En önemlisi onları neden kaçırdın?! Tüm İstanbul başta olmak üzere Yiğit her yerde karısını ve baldızını arıyor!” Adamın sesi iliklerine kadar inmişti Aslı’nın. Sert, kalın ve kendinden çok emindi. Anladığı kadarıyla karşısındaki de babasıydı. Kocasının kendini aradığını atlamamıştı elbette. İçten içe farklı bir duygu hissetti, sevginin ta kendisiydi Yiğit. 

“O, bunları ve daha fazlasını hak etti. Onun yüzünden yıllardır yüzün gülmüyor. Birazda o ağlasın.” 

“Karahan.” dedi Asya. 

Karahan genç kıza döndüğünde ne şaşkındı ne değildi. 

“Karahan mı?” diye adeta bağıran Aslı başını öne uzatmıştı. “Karahan Atabey mi?” 

“Ta kendisi.” dedi Asya. Aslı’da taşlar şimdi yerine oturmuştu. Adamın bahsettiği olayın kocasıyla az çok ilgisi olduğunu biliyordu ama şimdi görüyordu ki Yiğit o kadar da kötü bir şey yapmamıştı.  Baba böyle olunca kendi de biraz ürkmüştü ve belliki bilmediği pek çok şey vardı. 

Karahan kızlara tek kelime etmeden babasına döndü. “Çözün!” dedi. Adamlar Turgut Kara’dan emir gelmeden adım dahi atmadılar. Oğlunun iyice kararmış bakışlarıyla elini kaldırıp adamlarına işaret verdi. İki adam da kızların ellerindeki ve ayaklarındaki ipleri kestiler. 

Ayağa kalkan kız kardeşler birbirlerine yaklaştılar. Daha çok Asya Aslı’nın kanatları altındaydı. 

“Seni şimdi polise vermiyorsam kendi adım için. Benim adımla anılma diye. Baba sıfatıyla beni harcamasınlar diye. Bir kez daha Yiğit’e ailesine yaklaşacak olursan yakarım seni!” 

Turgut Kara başını önüne eğdi. Söz etmedi daha fazla. Ne derse oğluna kendini sevdiremezdi ki zaten. Ne yapsa hata ne yapsa yanlıştı. Yanlışlar sürekli olduğunda doğrular da peşine düşerek gidiyordu. 

Karahan babasına sırtını döndü. Kızlara eliyle yolu gösterdi. “Sizi evinize bırakacağım.” dedi. Aslı bileklerini ovalarken başını salladı ama bakışları Turgut Kara üzerindeydi.  

“Kocam unutsa ben unutmayacağım ihtiyar! Sende beni unutma.” 

Turgut Kara kadına bakarak dişlerini sıktı. Oğlu olmasa sözlenecek çok söz vardı ama susması gerekiyordu. Karahan onun bir tanecik oğluydu. Çok sevdiği oğlu, karısından yadigar ilk göz ağrısı ama anlatamıyordu sevgisini. 

Önden yürüyen kızların arkasından takip etti Karahan. Açık olan kapıdan çıktıklarında kapıyı sertçe çekerek kapatmıştı. Bu da söylenmemiş sözlerin sesiydi…

Yalının içinde, bahçede bir düzineden fazla polis kol geziyordu. Yiğit çaresizlikten yerinde duramıyor, odanın içinde kâh oturup kâh kalkıyordu. Bedeni stresten kaskatı kesilmişti ve kendini bıraksa olduğu yere yığılıp kalacaktı. Saatlerdir çocuklarının yanına bile uğramamıştı. Annesi kendini bebeklerin odasına kapatmıştı. 

Büyük salonun içinde delirmek üzere olan arkadaşları Yiğit’in sağlığı için tek kelime edemiyorlardı. Bir kalp krizi daha geçirme ihtimali hepsini korkutuyordu. İçlerinde tutukları korkuyu Yiğit’e cesaret olsun diye kimse dışarı vuramıyor, çıkıp gelecekler diyorlardı. Oysa hepsinin içi kan ağlıyordu. Özelikle Zeynep ve Azra’nın göz akları kırmızı tona bürünmüştü. Birbirlerine dahi bakmıyorlardı ki gözlerindeki korku bir diğerine geçecek olursa kendilerini bırakacaklardı biliyorlardı. 

Masanın başına oturmuştu. Başını elleri arasına almış sükunetle beklemeye çalışıyordu. Tüm emniyet onları arıyordu. Evin içindeki ve tüm cep telefonlarına dinleme cihazları yerleştirilmişti. Evin içinde çınlayan her telsiz sesi Yiğit’in kalbine bir darbeydi. 

AVM kameraları ile yakaladıkları görüntüler onları hiç bir yere götürmemişti. Plaka sahteydi ve bir yerden sonra araç ortadan kaybolmuştu. Kızların gidişini-kaçırılışını belli edecek tek bir iz bile yoktu. Kamera açılarına ters düşen aracı seçemiyorlar, kızların nereye götürülmüş olduklarını tesbit edemiyorlardı. 

Dilini sürekli ağzı içinde, “Aslı…” diye çevirip duruyordu. “Asya…” biri canından ötesi diğeri canının canı Rasim babasının emanetiydi. İnanıyordu karısı çıkıp gelecekti veya iyi bir haber alacaktı. 

“Yiğit.” 

Zihninin oyun oynadığını düşünsede başını kaldıran adam karşısında karısını gördü. Sanki eve yeni geliyormuş ve burada ne olduğunu anlamaya çalışan Aslı’nın hali usta oyunculara bile taş çıkartacak türdendi. Yiğit ayağa kalkarken sandalyesi ardına devrildi. Kızlar bir adım atarak “Aslı” diye çığlık atmışlardı ama Yiğit’in onlardan önce davranmasıyla geriye çekildiler. Beyler rahat bir nefes alarak gevşediler. Nazlı en derinden bir soluk bıraktı. 

Yiğit’in adımları havada süzüldü sanki. Kadını kolları arasına aldığında dünyanın en mutlu adamı oydu. Sıktığı kadının kolları da kendine sakinlikle dolanmıştı. “Aklımı kaçıracaktım Aslı.” diye inledi. Başını kocasının boyun çukuruna doğru soktu. “Beni idare et, şimdi.” dedikten sonra geriye çekilip kocasını bıraktı. Yiğit’in karmakarışık gözleri boş boş bakıyordu. “Ne oluyor burada Yiğit?” dedi Aslı sert bir tonda. Evin içini saran polislere baktı. Eve geldiğinde bahçede gördüğü onlarca adamla küçük çaplı bir şok yaşamıştı. Karahan onları bırakıp gidememişti. Aniden kurduğu planla Karahan’a sadece sessiz olmasını söylemişti Aslı. Kardeşini az çok tanıyan Asya’da rolüne hemen bürünmüştü. 

Zeynep ve Azra oldukları yere çivilendiler. Kısa bir an üçü arasında geçen kısa bir bakışma onlara çok şey izah etmişti. Zeynep’in eli saçına giderken Azra’da kalktığı koltuğa geri oturdu ama digerleri hala şoktaydı. 

“Seni bulamadık, ne yapmamı istiyordun?” dedi Yiğit gerçek bir boşlukla. Düşüncelerini toparlayamıyordu adam. Kapıdan giren Asya onlara yaklaştı. 

Asya trençkotunu çıkarıp kenara bıraktı. “Ah ne yoruldum ben bugün.” dedi kızlara hitaben. “Tüm İstanbul’u bir günde gezmek benim fikrim değildi, enişte.” dedi Yiğit’e göz kırpıp. Yiğit’in değişen yüzü sertleşirken karısını buldu. Araya giren Başkomiser Aslı’ya yaklaştı. “Aslı hanım ne demek istiyorsunuz? Saatlerdir sizi arıyoruz, hiç bir yerde bulamadık.” Aslı adama döndü. “Ben mi dedim komiserim? Kardeşimle geziyorduk, kusura bakmayın sizi de boşuna yorduk.” 

Adamın kaşları çatıldı. “Arabanızla özel eşyalarınızı bırakarak mı?” dedi. 

Elini yaptırdığı ve bozulan saçlarına attı Aslı. Şöylece bir düzeltmek isterken aklındakileri topluyordu. “O şöyle oldu; Kardeşimle biz arabaya bindik ama hemen sonra acıktığımız aklımıza gelince indik. Hemen döneriz diye de almadık eşyalarımızı. Yemek yedik tabii… Sonra ara ara arabayı bulamadık. Koskoca arabayı otoparkta kaybettik iyi mi?” 

Nazlı bir kaç adımda yanlarına ulaştı. “Araba acıktı! Ben buldum.” 

Görümcesine dönen Aslı dudaklarını sıkıca birleştirip gözlerini belertti. Nazlı irkilerek bekledi. 

“Arabanın kumandasıyla aradım. Sürekli çalışınca da pili bitti. Demek o ara bulmuşum ki araba açılmış!” dedi arabaya bindiğinde cebinde olan anahtar için büyük dualar etti Aslı. 

Yiğit karısını dinlerken beyni dönmüştü. Bu gerçek değildi biliyordu. Hemde adı gibi biliyordu. “Ben sizi kaçırdıklarını sandım.” dedi Yiğit. 

Aslı kocasına gülümsedi. “Beni! Aslı’yı? Bence kimse başına benim gibi bir bela almak istemez Yiğit. Kaçırılmış gibi bir halim mi var hayatım?” dedi üzerini göstererek ve sinsice sırıtarak. 

“Peki bu saate kadar neredeydiniz?” dedi Komiser. 

“Asya’nın cüzdanı üzerindeydi. Madem öyle bizde gezelim dedik. Size haber vermeyi unuttuk. Gezerken de eski bir aile dostumuza rastladık. Çok beyefendi bir adam ona teşekkür borçluyuz Yiğit. Bizi eve kadar getirdi.” Aslı arkasını döndü ama aradığı kişiyi bulamadı. “Gelmemiş mi?” diyerek kapıya yürüdü. Dışarda bekleyen Karahan’ı zorla eve soktu. Karahan kendine kötü kötü bakan polislerin şüphesini çekmemek için mecburen girmişti. 

Önce Aslı ardından Karahan girdi odaya. Zeynep ve Azra hariç odada şaşırmayan kimse kalmamıştı. Ağızlar bir karış açık nefesler içlerine kaçmıştı insanların. “Gelsene Karahan.” deyip kocasının yanına varıp koluna sarıldı. “Ya işte denk geldik sevgilim.” 

Azra ve Zeynep birbirlerine bakarken dehşete düşmüştü. Karahan! dediler içlerinden. 

Nazlı’nın gözleri sonuna kadar açılmakla kalmayıp dolmaya başlamıştı. Olduğu yerde kaskatı kesilmişti. Ne geri ne ileri gidemiyor, tek bir kelime edemiyordu. Sekiz koca yılın ardından karşısında gördüğü adamın kara bakışları bir saniye kendi gözlerine değdiğinde nefesi kesilmişti. 

Yiğit dişlerini sıkmıştı ama Aslı’da onun kolunu çimdikleyip duruyordu. “Hoş geldin Karahan.” dedi en nihayetinde. 

Karahan kısık gözleriyle adama bakmış ve tek bir mimik hareketi bile yapmadan Yiğit’in havadaki elini tutup sıktı. “Hoş buldum.” dedi belli belirsiz. 

Komiser adamlar üzerinde gezdirdiği gözlerini geriye çekerken bıkkınlıkla yüzünü astı. “Bizlik  bir durum yok Yiğit Bey, gidiyoruz biz.” Odanın çıkışına yürüyen adamın ardından giderken gözleriyle Karahan’ı parçalara ayırıyordu Yiğit. Oda yavaş yavaş boşalmaya başlamıştı. Asya derin bir soluk bırakırken Aslı bitkince koltuğa bıraktı kendini. Bir yanına Zeynep diğer yanına Azra oturdu hemen. “Yemedik biliyorsun.” diye fısıldadı Azra. 

“Oscarlık oyuncusunuz bacı kardeş.” dedi aynı sessiz tonda Zeynep. Karahan ve Nazlı odanın ortasında ayakta tek bir milim kımıldamadan birbirlerine bakıyorlardı. Birinin hasreti digerinin nefreti yaydan çıkıyor ama yarı yolda birbirlerine çarparak düşüyordu. Havadaki gerginlik elle tutulur türdendi. Fırat suskun, Murat şaşkın Aras karmakarışıktı ve öfkeliydi. 

Aslı başını kaldırdığında ikisininde ayakta kilitlenmiş olduğunu görmüştü. Tam bir şey diyecekti ki Nazlı adamın yanından sert adımlarla geçip salondan çıkmıştı. Karahan gözlerini sıkıca kapatarak başını yana çevirdi. 

“Bunların hepsi manyak!” deyip göz devirdi Aslı. 

Tek bir polis kalmayıncaya kadar ne kimse soru sormuştu ne de konuşmuştu.  Karahan arkasını dönmüş geniş camlara doğru ilerlemişti. Burası  olması gereken en son yer bile değildi Karahan’ın. Yalının kapısı, su üzerindeki temeli sallayacak kadar sert bir şekilde çarpınca Aslı yerinden ok gibi fırlamıştı. 

“Yiğit dur!”