Ağustos 24, 2020

23. Ah ki Ne Ah

ile payelll

 

 

 

“Dur!”

 

Yiğit’in önüne geçilemez öfkesiyle burun buruna gelen Aslı kocasını hiç bu kadar sinirli görmemişti. Bir an ürkecek bile olduğunu hissetti ama engel olmazsa Karahan buradan cansız çıkabilirdi. Karahan’a doğru adım atan Aras’ın önüne de Zeynep atladı. Adamın göğsüne ellerini dayayıp olduğu yerde kalması için tüm gücünü kullandı.

 

Yiğit ile Karahan’ın arasına girdi Aslı. “Yiğit bir dinle önce.” dedi yalvaran gözlerle. Aslı’ya baktı Yiğit. “Neyi?” diye bağırdı. “Aklıma neler geldi biliyor musun? Sana-size bir şey olacak diye aklımı kaçırmak üzereydim. Ve sen bu adamla çıkıp geliyorsun.”

 

Karahan eski dostu olan adam için üzgündü. Ama bunu belli etmek istemiyordu. Babasına hakaretlerin en kötüsünü içinden ediyordu. Bir kez daha bu insanları haklı çıkarmıştı. En çok da buna canı yanıyordu. “Onları sana getirdim. Benim bu işle alakam yok. Aslı hanım size anlatır.” diyerek Yiğit’in yanından geçmeye kalkıştığında Yiğit adamın önünü kesti. “Baban yaptı! Yine yaptı yapacağını beni haklı çıkardı.”

 

Karahan’ın seğiren çenesi hayra alamet değildi ama Yiğit’te ondan korkmuyordu.

 

“Mutlusundur. Haklı çıktın.”

 

“Babanı öldüreceğim.” dedi Yiğit. Aslı nefesini tutmuş ve bırakmıştı. Salonda herkes suspus olmuştu. Neriman hanım koşar adım gelmişti yanlarına ama gördüğü adamla olduğu yere çivilenmişti. Kızının kara bahtını göreceğini asla tahmin etmezdi. Karahan kadına kısa bir an baktı ve başını eğdi.

 

“Cenaze işlemleri bana ait. Babam sonuçta ben yapamıyorum sen yap.” dedi ve bir adım daha attı. Yiğit tekrar önünü kesti. Karahan sıkkın bir nefes alıp verdi.

 

“Yiğit.” dedi Aslı. Kocasına bakmıyordu. Görmüyordu, duymuyordu.

 

“Bir kez olsun beni yanılt.” dedi öfkeyle bağırıp. “Ne hakla yapar bunu? Neye güvenerek, dayanarak? Babana sahip çık Karahan yoksa yemin ederim her şey en kötüye gidecek.”

 

“Abi yeter!” dedi Nazlı’nın titreyen sesi. “Bırak gitsin. Onun en iyi bildiği şey gitmek!”

 

Karahan göz kapaklarını ağır ağır indirdi. Kıza dönüp bakamıyordu. Sözleri beynindeki hücreleri paramparça ediyordu. Kız kardeşinin ses tonunu duyumsayan Yiğit adamın önünden çekildi. Karahan salon kapısından çıkarken Nazlı’nın yanından geçmişti ve hiç durmamıştı. Kendine bakmamak için başını çeviren kıza bakamamıştı. Yüzü yoktu ona bakmaya. Sarılmaya dokunmaya…

 

Kapının sesini kalbinde hissettiğinde olduğu yerde sıçradı Nazlı. Boğazını temizledi. “İyi olduğunuza sevindim. Olanlar adına özür dilerim.” dedikten sonra sesinin git gide azalmasıyla geldiği odasına hızla geri döndü.

 

Aslı yeşil gözlerini öfkeyle kocasına çevirdi. Kaşlarını çatan Yiğit karısının neden kendine öfkeyle baktığını anlayamamıştı.

 

“Bana bağırdın!” dedi Aslı. “Ölümle burun buruna geldik biz ve sen bana bağırdın. Karahan gelmeseydi bizi bulamazdın. Ona bir teşekkür edeceğin yerde adamı bizi kurtardığına pişman ettin.”

 

Olaya bu şekilde bakmasını beklemediği kadına göz devirdi Yiğit. Karısına doğru bir adım attığında Aslı bir adım geriledi. “Yaklaşma Yiğit. İki olayı birbirine karıştırdın. Ve sen!” dedi adama parmağını sallayarak, “Bana bu kadar insanın içinde bağırdın.” gözleri doldu kadının. Tüm günün stresi kara bir bulut gibi ruhuna çökmüştü. Hem Aslı’nın hem Yiğit’in. Kocasının yanından geçip odasına çıktı.

 

Başını odanın tavanına kaldırdı Yiğit. Çok sıkıntılı bir nefes verdi. Şimdi peşinden gitse odayı kafasına geçirmesi Aslı için iş bile değildi. En iyisi biraz sakinleşmesini beklemekti. Ve kahretsin ki karısı yine ve yine haklıydı. Tüm o saatler boyunca delirmişti. Hırsını çıkaracak bir Karahan bulunca affetmemişti. Ne olduğunu bile sormadan hem de. ‘Adam olmazsın oğlum sen!’ dedi kendine.

 

“Anlat Asya.” dedi Aras. “Ne oldu?”

 

Asya’da bitkinlikle saçlarını karıştırdı. “Eve dönecektik. Biri aracın camına kibarca vurdu. Yardım istiyor sandık, nereden bilebilirdik? Sonrası yok zaten. İkimizde karanlık ve rutubet kokan bir yerde sandalyelere bağlı olarak uyandık. Yaşlı biri desem çok yaşlı da değildi. Ya da duruşu hala genç bir adam iki adamıyla tepemizde bitti. Bizi ayırt edemedi önce. Yiğit Demirkan’ın karısı hanginiz diye sordu. O dedi ben, ben dedim ben. Konuyu çözemeden Karahan geldi. Meğer babasıymış. Bizi adamın elinden alıp buraya getirdi.”

 

“Babasıyla görüşmediğini biliyorduk Yiğit.” dedi Fırat. “Karahan’a teşekkür ve bir özür  borçlusun. Babasının hatalarını hep ona ödetiyorsun.”

 

“Babası mı?” diye bağırdı Yiğit kendine bakan arkadaşına. “Babası! Nokta! Kime sorayım hesabını? Burada o vardı ona sordum. Babası buradaydı da bile bile mi kızdım? Ah Turgut Kara ah…” diye inledi Yiğit. “Ne yapayım ben seni, ne?”

 

“Kesinlikle hiç bir şey!” dedi Neriman hanım. “Hiç bir şey Yiğit. Bulaşmayacaksın.”

 

“Olur anne. Hiç bir şey demeyeyim o da istediği zaman karımı baldızımı kaçırsın. Bakarsın Nazlı’yı da alır bizden. O zaman da diyecek misin böyle?”

 

“İsteseydi yapardı. Bugüne kadar yapmadı. Onun derdi Aslı ya da Nazlı değil! Oğlu!”

 

“Abi tamam!” dedi Aras. “Uzatma! Sen Aslı’nın yanına git bence. Bizde kızları evlerine bırakalım.”

 

Yiğit başını sallayarak yerinden kalktı. Karahan’a olmayan öfkesini adamdan çıkartmıştı. Asıl suçlu babası olacak adamdı ama Karahan’ı görmesi yetmişti ona. Bir de Aslı’nın kalbini durduk yere hem de hiç olmayacak bir günde kırmıştı. Odasına girdiğinde Aslı’yı göremedi. Kapıyı kapatıp hemen yan tarafa çocukların odasına girdi.

 

Aslı beşiklerin başında durmuş çocuklarını izliyordu. Kapıyı sessizce kapatarak Aslı’nın yanına kadar geldi. Onun gibi ikizleri izlemeye başladı. Bugün aklından geçen binlerce düşünceyle baş etmişti. Neler gelmemişti ki aklına…

 

“Özür dilerim.” diyerek başladı. “Aklımdan neler geçtiğini bir bilsen Aslı. Kendimi kaybettim.”

 

“Onları bir daha göremeyeceğimi bile düşündüm Yiğit.” dedi sesi boğazındaki takılı kalmıştı. “Benim gibi büyüyecekler sandım. İçim yandı.”

 

Öfkesini salonda bırakan kadına sokuldu. Aslı böyleydi; bir dakikası bir diğeriyle tutmayan biriydi. Kadının saçlarına, yüzüne boynuna bıraktığı öpücükleriyle sımsıkı sarıldı Yiğit. “Geçti.” diyebildi. “Üzgünüm hepsi benim hatam. Bir daha asla böyle bir şey yaşamayacağız.”

 

Kocasının gözlerine bakıp dişlerini birbirine sürttü Aslı. “Bu konuda hemfikiriz.”

 

“Hayır.” dedi Yiğit. Kadının elinden tutup odanın dışına çekerken. Aslı’yı bakışından bile çözebiliyordu artık. Bu bakış ufuktaki yeni bir planın bakışıydı.

 

“Unuttum mu sandın? Elimden çekeceğin var Yiğit.”

 

“Hayır dedim Aslı.”

 

“Evet. Nokta.”

 

 

Aras heyecandan yerinde duramıyordu. Aslı ona bakıp bakıp gülüyordu. Birden yüzüne hüzün çöktü. Tabii bunu kocasının fark etmesi uzun sürmedi. Kolunu Aslı’nın  omzuna doladı Yiğit. “Ne oldu?”

 

Omuz silkti Aslı. “Sen beni istemeye bile gelmedin. Ben öyle paket gibi verildim sana.” dedi. Uçlarda yaşayan bir karısı vardı ama yine de takıldığı şeyler olmuyor değildi. Kadın doğası diye düşündü. Şakağına bir öpücük bırakıp gözlerine bakmak için karşına geçti Yiğit. “Aslı’m bu gece bana da tuzlu kahve yapmak istiyorsun sanırım. Evet evet yapmalısın hep merak etmişimdir zaten.”

 

“Yalancı! O içilir mi? Ah Yiğit, ah.” dedi Aslı. “Kız kaçırmış gibi gelin oldum ben. Geçmez bu yara… İyi fikir aslında değerlendireceğim.”

 

“Yapma Aslı! Düğünümüz çok güzeldi. Gelinlik ve sen… Muhteşemdin.”

 

“Yap gönlümü tabii. Geri gelmez o günler.”

 

“Lütfen gelmesin. Kaç ay sonra aldım seni koynuma. Deliymişim ben.”

 

“Yuh be adam! Aklın fikrin oranda. Az süründün sen, az…”

 

Neriman hanım elindeki kocaman ve şık bir bohçayı Aslı ya uzattı . “Bu ne anne? diyerek kollarına aldı Aslı bohçayı.

 

“Bohça kızım. Adettir ben eski toprağım. Bunlarda eskide kaldı artık bilen yok sayılır.” Yiğit’i işaret edip, “Bu koca kazığa yapamadım bari orta kazığa yapayım dedim.”

 

“Peki ne var bunun içinde?” Aslı merak etmişti.

 

“Çeyizlik ufak tefek şeyler…” diye yanıtladı Neriman hanım. “Sen eltisin bunu sen götüreceksin.” diye ekledi.

 

Aslı Kıkırdamaya başladı. “Yirmi yıllık dostum oldu mu bana elti!? Daha neler göreceğim acaba?”

 

Hem kaynanasını hem de kocasını güldürdü. Asya ve Nazlı’nın şıklıgına göz attı Aslı. “Pek de güzeller… Sıra size geldi kızlar hadi yine iyisiniz.” dedi Aslı.

 

Aras hemen öne çıktı. “Yok öyle! kolay mı bizden kız almak?

 

Asya iki elini beline yerleştirdi. “Yapma ya sen niye alıyorsun?”

 

Aras gerim gerildi. “Biz başka kızım. Seviyoruz alıyoruz . Adam gibi adamız.”

 

Nazlı, “Herkes sevdiğini mi alıyor Aras? Öğrendiğim iyi oldu.” dedi.

 

Aslı kıza kısık gözlerle baktı.  ‘Bu kız yola gelmeye başladı. Hadi hayırlısı.’ diye geçirdi içinden.

 

Aras sesini çıkarmadı. Boğazını temizledi. “Hadi çıkalım artık.”

 

 

İki araba yola çıkarak peş peşe Zeynep’in evine vardılar. Zeynep ve ailesi tüm sevgi ve saygısıyla karşılaşmıştı onları. Babası Tufan  Bey biraz bozuk atıyor gibiydi ki oda normaldi. Kız verecekti. Annesi Fatma hanım çok mutlu görünüyordu. Zeynep ve Aras’ın bu deli heyecanlı halleri görmeye değerdi onun için.

 

Aslı elinde hazine gibi taşıdığı bohçayı salondaki masanın üzerine bırakmıştı. Ama içinde ne olduğunu çok merak ediyordu. ‘Merak kediyi öldürürmüş Aslı’ diyerek kendine telkin veriyordu. Daha önce ne bohça görmüş ne açmışlığı vardı. İçinde ne olduğuna bilmiyordu ve çok merak ediyordu.

 

Sıra kız isteme ve kahve faslına geçince kızların hepsi mutfağa girdi.

 

Yiğit kahveyi tuzlu içmek istediğini söylese de Aslı ona kıyamadı. ‘Yazık sevdiğime bizimki bir garip aşk hikayesi’ diyerek rahmetli Kayahanı yad etti. Zeynep’te kıyamadı ama gelin görün ki Aras damattı ve o kahveyi içecekti. Kendisi istemese bile kızların elinden kurtulamamıştı. Yazıktı Aras’ına. Nasıl içecekti o saçma şeyi? 

 

Kızlar kahveleri ve ikramlıkları hazırlarken bastırmadığı merakıyla telefonunu alıp Google bey amcaya sormak istemişti. ‘Kim bulmuş bu tuzlu kahve işini yahu?’ diye mırıldanıp arama motoruna yazdı. İlk çıkan bloğa girdi.

 

“Okuyorum dinleyin.” dedi kızlara. İşlerini bırakıp Aslı’ya döndüler. Zeynep ocaktaki kahvenin başındaydı.

 

“Ne buldun?” diye sordu Zeynep arkadaşına.

 

“Tuzlu kahveyi kim bulmuş, ona bakıyorum.”

 

“Oku bakalım.” dedi Nazlı.

 

“Kız isteme töreni sırasında damat adayını şöyle bir süzüp mutfağa kahve hazırlamaya giden genç kızımız eğer damadı beğenirse kahvesini şekerli yaparmış. Yok aman olmaz hayatta evlenmem, beğenmedim diyorsa da kahvesine tuz koyarmış. Öyleki kahveyi içen damat adayı tuzun tadını aldığı gibi bu işin olmayacağını anlasın diye. Yani bir nevi gizli, kalp kırmadan karşınızdaki kişiyi cevaplama yöntemiymiş.”

 

“Yok artık!” dedi Asya. “O zaman bildiklerimiz yanlış mı?”

 

“Devam ediyorum,” dedi Aslı. “Tabi tuzlu kahvenin hikayesi bir tek bu efsane ile bitmiyor. Anlatılanlara göre gelin adayının damat adayına tuzlu kahve yapması bir nevi evlilik öncesi zorluk testiymiş. Yani gelinin damatta hatrı varsa ve onunla her koşulda ve her zorlukta yaşamaya hazırsa o tuzlu kahveyi içer denilerek yapılıyormuş. Daha tuzlusu yok mu diye soran damat zaten el üstünde tutuluyormuş. Efsaneler efsaneler…” dedi telefonun bırakıp. “Koy kız oradan bir yemek kaşığı.” dedi Azra’ya. “Yıllar sonra hatırlar güleriz Aras’ın yüzünü.”

 

Azra kahkaha atarak tuzluğa uzandı. İçi giden Zeynep’i kalçasıyla geriye itti. “Sen çekil.” deyip kahkaha attı.

 

“Az koy Azra,” dedi Zeynep ama Azra bir yemek kaşığını boca etti cezvenin içine. “Az oldu zaten. İstersen bir kaşık daha koyayım?”

 

“Aman!” dedi Zeynep ellerini havaya kaldırıp. “Kızım soluğu hastane alacağız bak. Yazık ya.”

 

“Öküz gibidir kardeşim, hiç bir şey olmaz.” dedi Nazlı.

 

“Görümcem ya…” deyip havadan öpücük attı Aslı.

 

 

Aras zor olsa da içmişti kahveyi. Yapacak bir şeyi yoktu. Ağzındaki tadın hemen geçmesini dilemişti sadece. Yiğit abi olarak kızı istemiş ve almıştı. Sıra yüzükleri takmaya gelince bu işi Tufan Bey’e bırakmıştı. Ortada bir amca veya dayı olmadığına göre babasına düşerdi.

 

Hüzünlü ve mutlu gözlerle bakıyordu kızına Tufan Bey. Onun adına sonsuz mutluydu.  Kurdelayı da büyük bir mutlulukla kesti. Murat’ın geç katılımıyla kaçırdığı tuzlu kahve faslına üzülmüştü. Tufan Bey, Neriman Hanım ve Fatma Hanım diğer odaya geçmişlerdi. Düğün hakkında karşılıklı ve detaylı konuşmak için.

 

Yiğit, Murat ve Aras aralarında iş konuşmaya başlayınca Aslı’nın gözü masanın üzerinde duran bohçaya kaydı. El yordamıyla dört kıza işaret verdi. Kendi de kalkıp masanın başına geçince kızlar da etrafına toplandı. Bohçaya odaklı bakışlarını kızlar üzerinde gezdirdi.

 

Azra, “Ne var bunun içinde?” derken, Nazlı “Annem bohça yaptı ama bende bilmiyorum ne var içinde.”

 

“Merak ettim. Açalım mı ?” diye sordu Asya.

 

“Ama bilmem ki Neriman teyze kızmasın.” dedi Zeynep.

 

“Vallahi ben öleceğim merakımdan açıyorum.” dedi Aslı. “Hemen kapatırız geri.” Elini kırmızı kurdelaya götürdü. İtinayla açtı. Beyaz örtüyü ucundan tutarak arkaya attı. Diğer kanatları da açınca hep bir ağızdan “Ooo.” nidaları yükseldi.

 

“Çok şık görünüyorlar. Ama bunlar ne işe yarıyor ki?” diye sordu Azra.

 

Nazlı annesinden idmanlı olduğu için saymaya başladı. Eline aldığı iğne oyalı başörtüyü üçgen katlayıp başına taktı.

 

“Annemin nadide işleri. Çok sever.” Başörtü başında kaldı Nazlı’nın. Eline patik lif gibi harika renk ve desenlerde oldukça şahane görünen çeyizlik eşyaları bir bir anlattı. En son seccadeyi kaldırınca altından iç çamaşırı çıkınca kızların hepsi bohçaya doğru eğildi.

 

Asya, “Ama bunun burada ne işi var?” diye sordu Nazlı’ya dönüp.  “Kız bu senin mi, buraya mı karıştı yoksa?”

 

“Aptal olma kızım. Bu da geline veriliyor işte. Siz Hiç mi bir şey bilmiyorsunuz ya? Nerede  yaşadınız böyle?” Nazlı soru dolu bakışlarını kızlar üzerinde gezdirdi.

 

“Oha kızım bu BORDELLE.” dedi Azra.

 

Herkes bir el attı. Elden ele dolaşan sütyen bir türlü Asya’ya ulaşmıyordu. Her eline alan uzun süre inceliyordu.

 

Asya Aslı’nın elinden almak için elini sütyenin lastiğine attı. “Ve artık bende bakayım. Rengi hoşuma gitti bende istiyorum.” Aslı inceleme işini bitirmemişti daha. “Dursana Asya, bakıyorum.” dedi. Asya parmağını geçirdiği lastiği hızla çekince bordo kumaşa işlenmiş siyah güpürlü sütyen hemen arkalarına düştü. Lastiğin hezimetine uğramışlardı. Ellerinden kaçan pek iç açıcı, gıdıklayıcı ve rengiyle bile baş döndürücü sütyen yere düşmüştü. Kızların hepsi kocaman açılan gözlerini birbirine çevirdi. Kimse arkasına bakmaya cesaret edemiyordu. Arkada üç erkek muhabbet ediyordu. Ve akıl alıcı bordo şeyi kimin gördüğünü bilmiyorlardı. Rezalet… 

 

“Nazlı göz ucuyla bak, gördüler mi?” diye sordu Aslı.

 

Nazlı’nın beyaz teni kırmızıya dönmüştü. Gözlerini kapatıp başını sağa sola salladı. “Bakamam.  Vallahi bakamam.”

 

Gülmemek için dudaklarını ısıran Azra eğer gülerse filmin kayış koparacağını bildiğinden, “Aslı kay biraz ben bakayım.” deyince Aslı milimetrik bir hareketle yerinden oynadı.

 

“Hayır bakmıyorlar. Asya en yakın sensin, eğil ve al.” dedi Azra.

 

Aslı, “Dur ben alırım eteğim uzun altına çekerim.” derken Asya çoktan harekete geçmişti. Panikle Aslı’da arkasını dönünce Asya’nın çoktan aldığı ve eline sıkıştırmaya çalıştığı sütyen Aslı’nın çarpmasıyla kızın elinden tekrar düştü.

 

Adamların başlarını çevirmesiyle mıh gibi kaldılar. Aslı eğilmiş Asya’da ona doğru eğilmişti. Zemine düşen bordo sütyen artık ‘ben buradayım beni görün beyler’ diye hava atıyordu kızlara. Nazlı, Azra ve Zeynep hızla birbirlerine döndüler.

 

“Ya öyleymiş Nazlı.” dedi Azra. “Ben de inanamadım inanki. Bir insan nasıl bu kadar rezil olur?”

 

Nazlı dudaklarını birbirine bastırdı. “Olurmuş Azracığım. Deme öyle!” dedi başını çevirip gülmemek için direndi.

 

“Evet gidince hatırlat seni bir güzel pataklayacağım Asya.” dedi Aslı dişlerinin arasından.  “Ama ben ne yaptım ablacım ya?” diye dudak büktü Asya. “Bak abla diyor bir de.” Sessizlik dolan odada artık başını kaldırıp bakması gerekiyordu ama yerdeki şeyi de alması şarttı. Doğrulup adım attı. Nefes bırakıp saçını geriye attı. Murat’ın gülmek için izin arayan bakışları, Aras’ın Zeynep’te olan sert bakışları ve Yiğit’in büyümüş, Aslı’yı bulmuş korkunç bakışlarına aldırmadı Aslı. Uzun eteğini ile Sütyenin üzerinden geçti. Durdu. Ayakkabının ucuyla arkasına itti. Asya eğilip aldığı gibi masanın üzerindeki bohçaya geri tıktı.

 

“Aslı…” dedi Yiğit.

 

“Efendim canım?” dedi sevimli yüzle ve aşk dolu bir tonda. Kocası yememişti. Dişlerini sıkarak başını ileri geri sallayan adama bakıyordu.

“Karışmış kocam. Kaza işte düşüverdi. O şey … ” Biraz düşündü. Aklına ilk gelen düşünceyle konuştu. “O Neriman annemin.” deyince Nazlı’dan kahakaha koptu. Aslı onu takmayıp devam etti. “O şey bu şeyin içinden çıktı.” Adını unutmuştu. Bohçaya bakıp, “Hah bohçanın içinden, annenin eşyaları karışmış Yiğit.” dedi. Asya’da Nazlı’ya eşlik etti. Elini ağzına kapatıp gülmeye başladı.

 

Yavaşça ve sevimli yüzle sırttı, şoka girmiş olan kocasına. “Ee… Artık kalksak mı sevgilim?”

 

“Ah Aslı, ah…”

 

“Ah Yiğit, ah.”