Ağustos 24, 2020

26. Bana Her Yer Paris

ile payelll

 

 

Bir şeyler yapacaktı ama ne?! Düşünüyordu ve Zeynep’in balayında olmasıyla kafasındaki tilkilerin kuyruklarını bir türlü yakalayamıyordu. Beyin fırtınası denen bir şey vardı ve Aslı için Azra ve Zeynep o fırtınanın rüzgarlarıydı. Aslı da içinden esip geçen. Evde oturmakla olmayacağına karar verip yerinden kalktı. Nazlı ile Asya’yı bulabilirdi. Nazlı öğlenden sonra gelmişti. Evde olduğunu biliyordu.

 

Nazlı’nın odasına girdiğinde Asya’nın odada olduğunu görünce gülümseyerek yaklaştı. Yatağın ucuna oturdu. Keyifsiz halini bir kaç gündür iyiden iyiye görebiliyordu kızlar.

 

“Abla ne oluyor?” diye sordu Asya.

 

“Ne ablası, ne?” çemkirdi Aslı.

 

Asya sertçe yutkundu. “Tamam kızma Aslı.” dedi. Kardeşini kırdığını anlayan Aslı derin bir soluk alıp verdi. “Özür dilerim biraz gerginim,” diyerek gönlünü aldı.

 

“Abim de gergin Aslı neyiniz var?” diyen Nazlı ya baktı. ‘Senin saadetin için uğraşıyorum başıma gelmeyen kalmadı. ‘diyemedi.

 

“Ha biz … biz biraz tartıştık ama o hatalı ve kabul etmiyor. Şimdi evden çıkıyoruz  Azra ile buluşacağız ve bana dahiyane fikirler vermenizi istiyorum.” dedi göz kırparak.

 

Şaşkın şaşkın bakan kızlarda göz gezdirdi. Tabii bu kızlar beyin fırtınası yapmayı pek bilmiyorlardı. Belki biliyorlar ama Aslıca yöntemlerden haberleri yoktu.

 

“Hadi çıkalım.” deyip çekiştire çekiştire evden çıkardı kızları. Neriman annesine, “Alışverişe gidiyoruz.” dediler.

 

 

“Yiğit benim önemde diz çökecek. Affet beni diyecek, artık şart oldu!”

 

Azra, “Sen kafayı yemişsin. Gül gibi kocadan daha ne istiyorsun, manyak karı?!”

 

Aslı gözlerini devirdi. “Özür istiyorum.”

 

Nazlı, “Ne yaptı Aslı söylesene?” dedi.

 

Ucundan kıvıra kıvıra anlattı Aslı. “Yani ben ondan bir şey istedim ama o beni yanlış anladı.”

 

Asya, “Yanlış aldıysa işin kolay, tribe devam et.” dedi.

 

“Ederim ama o da bana trip atıyor. Ve ortada buluşamıyoruz.”

 

Ne kadar düşündülerse de hiç bir şey bulamadılar. Aslı bunu yine Zeynep’in yokluğuna bağladı.

 

Kafeden dışarı çıktılar. Asya ve Nazlı, Aslı’nın aracıyla geldiği için yine onunla döneceklerdi. Azra kendi aracına doğru ilerledi. Arabasına bineceği esnada arkasından bir araç Azra’nın kırmızı kızına büyük bir gürültüyle çarptı. Arabanın arka tamponu ağır darbe görmüştü ve bununla bitmemişti.

 

Azra’nın aracı çarpmanın etkisiyle önünde park etmiş olan Aslı’nın arabasına çarpmıştı. Aslı ve kızlar araçtan inerek Azra’nın yanına vardılar.

 

“İyi misin Azra?” diye telaşla sordu Aslı. Azra iyi olmasına iyiydi de kırmızı BMW’si hiç iyi değildi. Hem önden hem arkadan alınan darbeyle Azra’ya göre yıkım yaşıyordu kızı.

 

 

 

“Ben iyiyim ama kızım yara bere içinde kaldı Aslı…” diye ağlamaklı bir sesle mırıldandı. Aslı’nın arabasının da arkasında hasar vardı. Ama Aslı’nın çok umurunda değildi. Kim vurdu diye baktıklarında sürücü koltuğundan çıkmakta olan genç kızı gördüler.

 

Azra sinirlerine hakim olmak istemiyordu. İstanbul’un en işlek caddelerinden birinde olabilirlerdi. Ama bu kimseye çarpma hakkı vermiyordu. Yıllardır araç kullanıyordu ve bir kez bile kaza yapmamıştı.

 

Azra çarpan kişiye doğru öfkeyle yürüdü. Şoförden ziyade arabadan çıkan diğer iki genç kıza göz attı. Bakışlarını aracı kullanan kıza çevirdi. “Sana şimdi kör müsün derdim ama anlamı yok çünkü körsün. Ya da ehliyetin yok.” diye sertçe çıkıştı.

 

Biri arkadan biri ön taraftan inen kızlardan biri, “Yavaş gel almayalım süsünü.” dedi.

 

Nazlı ve Asya ellerini ağızlarına kapattılar. “AA ne diyor bu? hangi dil konuşuyorsunuz siz?” dedi Asya.

 

Aslı, “Sana mı sorduk? Şoförle konuşuyoruz.” dedi ve bir adım atıp Azra’nın önüne geçti.

 

Kızları inceledi. Pek tekin tipler gibi değildiler. Biri hariç iki kız da erkek gibi giyinmişti. Düşük bel pantolon yırtık tişörtler. Birinin saçı sarı gri karışımı bir şeydi. Diğeri kahve saçlı esmerdi. Diğeri hanım hanımcık giyimliydi. O da esmerdi. Sarı grili kızın gözleri de yeşil mavi karışık gibiydi. Diğer iki kızın gözleri kahve tonuydu. Aslı tam çözmedi ama siyah saçlı olanın gözleri birini hatırlattı Aslı ya.

 

Azra, “Bak bir de dikleniyorlar.” diyerek Aslı’yı ezip geçmek istedi ama Aslı izin vermedi.

 

Gri saçlı kız Asya’nın taklidini yaptı. “AA ne  diyor bu hangi dili konuşuyor?”

 

Nazlı, “Bela mısınız, derdiniz ne? Hasarımızı ödeyin gidelim.” dedi.

 

Arabayı kullanan hanım hanımcık kız öne geçti. “Ben gerçekten çok özür dilerim, istemeden oldu. Tabii ki hemen öderiz.” dedi. Samimiyeti her halinden belliydi. Azra sakinler gibi oldu.

 

Kahve saçlı kız lafa girdi. “Kes sesini Ruken para falan vermiyoruz.” deyince ortalık tekrar gerildi. Kimsenin onların parasına ihtiyacı yoktu. İyi niyetle Azra arkasına bakmadan gidebilirdi. Ama kızların dilleri o kadar uzundu ki, kalıp ne olacağını görmek istedi.

 

“Vereceksin zararımı!” diye bağırdı Azra. Aslı’da arkadaşına destek olarak, “Hem de kuruşu kuruşuna.” dedi.

 

Gri saçlı kız, “Yok ya… Gel de al hadi, vermiyoruz. Şunlara bak üstünde AZENAS marka elbise var. Bizden para istiyor. Kızım git o elbiseyi sat yırtarsın zaten.” dedi.

 

Azra başka zaman olsa kendi markasını duyduğunda heyecanlanırdı. Ama şu an gerim gerim geriliyordu.

 

Aslı, “Senin de altında iki milyonluk araba var. Hadi canım ara babanı gelsin. Yoksa polis geliyor,” dedi.

 

Ruken isimli genç kız ablalarına döndü. “Ablalarım yapmayın! Halledelim bitsin.”

 

Duydukları hoşuna gitti Aslı’nın. “Ah bak kardeşin nasıl uyumlu.” Gözlerini öfkeyle açıp sesini yükseltti. “Onun gibi olsanıza biraz.” diye bağırdı.

 

Ruken’in ablaları kardeşlerine ölümcül bakışlar yolladı. Sonra Aslı’ya dönüp “Vermiyoruz ulan vermiyoruz.” diye bağırdı. Çevreden üç beş kişi toplanmaya başladı etraflarına.

 

Aslı, “Nazlı polisi ara gelsin.” dedi. Nazlı telefonunu eline alıp aradı.

 

Bunu gören kızlar daha hiddetli saldırdılar. “Zenginlik bunların beynini yemiş. Olmuşlar beyinsiz.” diyerek sırıttı gri saçlı olan.

 

Asya kendini kızın üzerine uçarken hatırlıyordu. “Sen benim ablama beyinsiz mi dedin!? Bak ben senin beynini nasıl alıyorum şimdi.” demişti önce.

 

Gerisi çorap söküğü gibiydi. Asya’nın avcunda kalan gri saçlar. Azra’nın ayırmak için girdiği kavgada yediği dayak ve attığı yumruklar. Dili uzun kızların zaten yırtık olan tişörtü tamamen parçalaması, siyah saçlı kızın yamulan yüzüğü.

 

Esmer kızın Aslı’nın elinde kalan kömür karası saç telleri ve Aslı’nın kızın elinde kalan koyu kumral saç terleri… Asya hızını alamayıp topuklu ayakkabısı ile kızın ayaklarını ezmesi…

 

Hanım hanımcık Ruken’in ayırmaya çalışırken kimden olduğunu bilmeden yediği bir kaç tokat…

 

Nazlı’nın yırtılan bluzu, sıyrılan dizleri ve yine dizlerine inen pantolon yırtığı.

 

Ve ayırmaya çalışan kişilerin yediği ama hak etmedikleri tekmeler…

 

Sonuç olarak; Nezarette yan yana parmaklıkların ayırdığı iki kavgalı grup.

 

Aslı dağılan saçlarını eliyle düzeltme çabasında, Azra çenesini sıvazlayıp kırık kontrolü yaparken… Nazlı yırtılan yerlerini kapatma telaşında… Saçlar olmuştu bonus.

 

Asya kırılan topuğunu inceliyordu. “Lanet olsun ya… Ben bu ayakkabıya sekiz bin lira verdim.” diye söylendi.

 

Yan tarafta volta atan siyah saçlı kız hırsla döndü. “Ülke ekonomisine katkın büyük, ah üzülme sen de bu beyin oldukça daha çok sekiz bin lira ödersin.”

 

Azra, Aslı’ya sokuldu. “Biz kardeşini saf demiştik, değil mi? Vazgeçtim kızın içinden panter çıktı.”

 

Aslı, Asya’nın kızın üzerine uçuşunu hatırladı. Kedini tutamayıp kahkaha attı.

 

Herkes durmuş deli gibi gülen Aslı’ya anlamsız gözlerle baktı. Aslı kendine dönen gözlere bakıp daha çok gülmeye başladı. “Asya ablan sana kurban, o nasıl uçuştu öyle?”

 

Asya’da gülmeye başlamıştı. “Hatırlamıyorum.”

 

Azra ve Nazlı’da gülmeye başlamıştı. “Nazlı kız memelerin görünüyor.” dedi Azra, Nazlı hem kapatmaya çalışıyor hem kahkaha atıyordu. “AZENAS kendine bak! Saçların bonus gibi.”

 

Yan taraftaki kızlar bile gülmeye başlamıştı. Net bir fikirler dört kızın da kaçık olduğunu düşünüyorlardı. İki alkış sesi duydular. Başlarını çevirip bakınca hemen geri eğdiler.

 

Murat, “Aşkım,” diye Azra’ya seslendi. Eli saçına giden Azra halinden memnunmuş gibi, “Efendim aşkım,” dedi. Sanki normal bir yerde normal bir sohbetteymiş gibi konuşuyorlardı.

 

Yiğit, “Karıcığım.” dediğinde Aslı saçını geriye attı. Ne vardı yani karakola düşmüşse. Zaten kızgındı kocasına takmamaya çalıştı. “Efendim kocacığım.”

 

“Cık cık cık ülkenin en elit kadınlarından Aslı Demirkan! Olduğun yer sana yakışıyor mu?”

 

Aslı ayağa kalkıp ortaya geldi. Onları ayıran parmaklıkların verdiği setle yaklaştı. “Bana her yer Paris Yiğit Demirkan.” dedi.

 

“Öyle mi sevgilim? Ben de seni çıkamaya gelmiştim. Burası Paris ise sen Paris’i seversin. Bu gece burada kal istersen.”

 

Gözleri kocaman açıldı Aslı’nın. “Yok artık daha neler.”

 

Murat, “Sana da Milano gibi mi geliyor Aşkım?” diye sordu Azra’yı keyifle süzerken.

 

Azra kendini parmakların önüne attı. Aslı’nın durumuna düşmek istemiyordu. Elindeki kozları kullanabilirdi. Murat onu çok severdi. Hep sevmişti mesela. Bırakmazdı burada. “Ay hayır Murat, kurtar beni hem hepsi bu kızların suçu arabama çarptılar, sonra da çamura yattılar.”

 

Gri saçlı kız göz devirdi. “Sensin çamur, çirkef. Üzerimize atlarken öyle demiyordun.”

 

“Nil!” diye bir ses duyuldu. Yiğit, Murat ve kızların tamamı sesin geldiği yöne bakındılar.

 

Gözleri korkuyla açıldı Nil’in. “Abi.” diye fısıldadı.

 

Ağır adımlarla Yiğit’in yanına gelip durdu Karahan. Azra’ya baktı ilk önce. “Kardeşlerim adına özür dilerim hepinizden.”

 

Dört kızın verdiği tepki birbiriyle aynıydı. Nazlı’da buna dahildi.  “Ne?”

 

Şaşkınlığı hızla geçince bakışlarını kaçırıp Arkasını döndü. Nazlı.

 

“Neden özür diliyorsun? Onlar bize saldırdı.”

 

Karahan, “Duru…” diye bağırdı hafif bir tonda. Suratını buruşturdu Duru kollarını göğsünde bağladı. Kızlar şaşkın gözlerle Nil, Duru ve önceden adının Ruken olduğunu öğrendikleri kızlara bakıyorlardı.

 

Asya, “Dünya çok küçük sözünü kim bulmuştu?” diye kızlara sordu.

 

Aslı’nın aklı kızları ilk gördüğü ana kaydı. ‘Tabii ya Duru Karahan’a benziyor’ diye geçirdi içinden. Gözleri yine kocasına döndü. “Çıkar beni Yiğit. Ahtım olsun karakolu polislerin başına yıkarım.”

 

Kahkaha atmamak için çok çaba sarf eden Yiğit. Burun kemerini sıkıyor gibi yaptı. Azıcık daha kalabilirlerdi. Polislere acımıştı ama…

 

Ruken kollarını parmaklıklardan dışarı uzattı. “Abi lütfen, ben daha on sekiz yaşındayım. Ürkerim korkarım. Çıkar artık lütfen.” diye yalvardı.

 

Karahan’la Yiğit’in ortak bir noktaları yoktu. Ama göz göze gelince ikisinin de aklından geçen farklı değildi.

 

“Yok abicim, onu olay çıkarmadan önce düşünecektiniz.” dedi Karahan.

 

“Çok berbat bir durum ki, Karahan’a hak veriyorum. Bu geceyi burada geçirin aklınız başınıza gelsin.” dedi Yiğit.

 

Gözlerini kısıp sinirle baktı kocasına. “Sen kaşındın. Sabah beni metrise sevk etsinler de gör. Çocuklara anneniz öldü dersin ben yokken.”

 

“Olur karıcığım. Metrisin önüne getiririm çocukları, sende camdan bakıp ağlarsın.”

 

Asya ağlamaklı sesiyle parmaklıklara yaklaştı. “Eniştem, canım eniştem çıkar bizi bu delikten. Sen ablama bakma ne olur ?”

 

Aslı, “Asya!” diye bağırdı. Asya başını kaldırıp, “Allahım sen aklımı koru, ne Asya kızım burada mı kalacağız? Şu gururuna biraz ara versen diyorum.”

 

Azra son umudu sevgilisine baktı. “Aşkım beni burada bırakma lütfen.” diye yalvaran gözlerle baktı.

 

Başını sağa sola salladı Murat. “Üzgünüm demek isterdim aşkım ama diyemiyorum. Siz hepiniz kariyer sahibi kadınlarısınız. Bulunduğunuz yer size göre değil. Ve bunu iyice anlamanız için  bu gece buradasınız. Merak etmeyin, medya duymayacak. Ben size yemek kahve falan da gönderirim. Keyfinize bakın.”

 

Ve üç adam ardına bakmadan yürümeye başladı. Azra dişlerini sıkıp öfkeyle hırladı. “Senin gibi sevgili olmaz olsun. Gelme terk edildin.”

 

Murat ona dönerek bir öpücük yolladı. “Yarın görüşürüz aşkım.”

 

Azra tepine tepine bağırdı Murat’ın ardından.  “Aşkım deme bana öküz.”

 

Aslı’ya döndü. Öfkesini ondan çıkaracak gibi bir hali vardı. “Önünde diz mi çökecekti?” Elini yumruk yapıp Aslı’ya salladı.” Nah çöker bekle sen.”

 

Nazlı kıkırdamaya başlamıştı. Bir kaç saniyenin ardından kahkahasını koyverdi. “Ay sinirlerim bozuldu. Çok affedersiniz.”

 

Aslı gözlerini kısıp Nazlı’ya çemkirdi. “Gördün Karahan’ı kıkırda Nazlı, kıkırda.”

 

Ama Nazlı kahkahasına iyice yol vermişti. Karahan o an umurunda bile değildi belki. Beylerin atarı kadınları alt etmişti ve bu o kadar komik görünmüştü ki gözüne kendini tutamamıştı. “Sonun da ben de size benzedim galiba.”

 

Ruken demirlere tutunup Nazlı’yı izledi. Sen O kadınsın.”

 

Ruken’in söylediği şey üzerine gülümsemesi yüzünde donan Nazlı boğazını temizledi. ” O kadın derken?” diyebildi.

 

Nil, “Abimizin hayatını batıran kız.” dedi, Nil tüm öfkesiyle.

 

Duru kardeşini çekip oturttu. “Nil lütfen.”

 

Gözlerinin ışığı sönen Nazlı buruk bir sesle kızlar üzerinde gezdirdi bakışlarını. “Abiniz beni terk etti. Ben bir şey batırmadım.”

 

Ruken Nazlı’ya hayran hayran bakıyordu. “Nazlı abla sen çok güzelmişsin. Resimlerinden çok farklısın.”

 

Belli belirsiz gülümsedi Nazlı. Ne resmî olduğunu soramadı. Karahan’la çekilmiş onlarca resmî olduğunu biliyordu. “Teşekkür ederim.”

 

Herkes geri yerine oturdu. Azra ve Aslı oldukça sinirli görünüyordu. İkisi de içlerine yedirememişti olanları. Sevdikleri adamlar onları bırakıp gitmişti.

 

“Şikayetlerimizi geri alsak bizi çıkarmazlar  mı?” diye sordu Nil’e.

 

“Sanmıyorum. Hem öyle olsa bile abim olacak kara yürekli Karahan izin vermez. Kesin bir şeyler yapmıştır dışarıda.”

 

 

Aradan geçen üç saatin sonunda ki saatin kaç olduğunu duvarda asılı olan eski ve gürültülü saate bakarak geçirmişlerdi. Saat gecenin on biri olmuştu. Sıkılmaktan bile sıkılmışlardı.

 

“Çocuklarımı özledim ama…” diye mırıldandı Aslı.

 

Asya, “Bende özledim ne yalan söyleyeyim.” dedi.

 

Azra, “Asya hadi bize şarkı söyle havamız değişsin.” deyince Asya aklına gelen ilk ve kendilerine en uygun şarkıyı söylemeye başladı.

 

Başın öne eğilmesin

Aldırma gönül aldırma

Ağladığın duyulmasın

Aldırma gönül aldırma

 

Dışarda deli dalgalar

Gelir duvarları yalar

Seni bu sesler oyalar

Aldırma gönül aldırma

 

Asya devam ederken Nil ve Duru birbirlerine baktılar. O kadar da laf etmişlerdi, şimdi nasıl gel bizimle bir ol, şarkı söyleyelim diyeceklerdi? Asya’nın sesi muhteşemdi.

 

Şarkı bitince Aslı yüzünü buruşturdu. “Sinop ceza evinde değiliz kızım, içimi deştin.”

 

Duru boğazını temizlerken kaçamak bakışlar attı kızlara. “Sesin çok güzelmiş.”

 

Asya hemen mutlu ifadeyle cevap verdi.  “Teşekkür ederim.”

 

Nil, “Şarkı söylüyor musun bir yerde?” diye sordu. Aslı kızların ilgisinin bir anda farklı yöne kaymasını kaşları çatık izledi.

 

“Hayır, Amerika’dan yeni döndüm. Hiçbir yerde söylemiyorum.”

 

Nil tek kaşını kaldırdı. “Bahse girerim Konservatuvar bölümü okudun.”

 

Asya, “Evet, aynen öyle yaptım. Şarkı söylemeyi çok seviyorum.” diye şakıdı.

 

Aslı, “Hayırdır siz… Sizde mi şarkı söylüyorsunuz?” diye sordu.

 

“Abim bıraksa evet. Kaçamak yapıyoruz Nil ile. Arkadaşlarımızın yerlerinde bazen çıkıyoruz. Asya’nın sesi muhteşem ama.”

 

Kızın itirafı Aslı’nın hoşuna gitmişti. Hiç değilse kendini beğenmişlik yapmamıştı. Asya’yı kıskanabilir hatta aşağılayabilirdi de. “Kardeşime albüm çıkartmayı düşünüyoruz.” diyerek kızların tepkisini ölçtü.

 

Yüzleri düştü kızların. Duru, “Bizde istiyoruz ama abim izin vermiyor.” dedi arkasına yaslanırken.

 

Karahan’dan başka bir şey de beklenemezdi. Öyle bir adamın kardeşi hatta kardeşleri şarkıcı olamazdı. Olurdu aslında ama Karahan göre olmazdı. ‘Not et beynim’ deyip kendine komut gönderdi Aslı. “Hmmm. Sizi sevdim. Biraz garip bir karşılaşma oldu ama sonuçları iyi olabilir. Yaşınız kaç sizin sahi?”

 

Duru, “Yirmi altı.” dedi. “Nil’de Yirmi üç.”

 

Omzunda uyuyan Ruken’i işaret etti Nil. “Ruken’de on sekiz.”

 

Asya’nın çığlığı üzerine herkes yerinden sıçradı. Ruken gözlerini korkuyla açtı.

 

“Fareeee.” diye bağırdı Asya.

 

Bir anda iki ayrı bölmede çığlık çığlığa bağıran yedi kız etrafa kaçışmaya aynı anda da bağırmaya başladılar. Karakol sesten inim inim inliyordu. Sesleri duyan polis memurları üst kattan aşağı inmişti. Önceden üzerine oturdukları taburelerin üzerine çıkmıştı kızlar ama bağırış hala devam ediyordu.

 

Komiser olduğu her halinden belli olan adam var gücüyle bağırdı. “Yeter!”

 

Kızlar bir anda sus pus oldular. Kesinlikle korktuklarından değildi. Sese odaklanmışlardı.

 

Komiser, “Ne bağırıyorsunuz ?” diye, yine gür sesiyle konuştu.

 

Aslı, “Sen kime bağırıyorsun öyle? Pardon fare gördük de bağırıyoruz Alıp da sevecek değiliz her halde.” dediğinde kızlardan, “Iıyy” sesi duyuldu.

 

Elini yüzüne kapatan komiser Allah’tan yardım diliyordu. “Sen benimle ne biçim konuşuyorsun kadın!? Kimsen kimsin! Devletin memuru var karşında.”

 

Elini beline yerleştirdi Aslı. “Kadın senin karındır. Benim adım Aslı. Bende devlet memuruyum. Ama hastalarıma bağırmıyorum.”

 

Dişlerini sıkan komiser bir sabır daha çekti. “Anlaşıldı. Nezareti iki güne çıkar Osman.” diye yanında duran memura emir buyurdu. Azra’dan çimdik yiyen Aslı yine bağırdı. “Ayyy.”

 

“Üç olsun Osman.” dedi komiser.

 

“Oldu mu ama şimdi Yavuz komiserim?” diyen sese döndüler.

 

Komiser Yavuz arkasını döndüğünde şaşkındı. “Fırat.”

 

Komiserin elini sıkan Fırat başını eğerek selamladı adamı. “Dostum bunu nasıl yaparsın?” dedi komiser Yavuz ne yaptığını bilemediği için adama kaşları çatık baktı.

 

“Neyi Fırat?”

 

Fırat Asya ya bakıp göz kırptı. “Ama yengen içeride ve onu hala serbest bırakmıyorsun.”

 

Asya kızarıp bozarırken, Nil, Duru ve Ruken de dahil herkes, “Uuu,” tınılarıyla ortamı nezarette bile romantik bir alana dönüştürdüler.

 

“İyi misin sevgilim?” diye seslendi Fırat, Asya’ya. Oyuna dahil olmak adına gülümsedi Asya. Bir dakika daha kalamazdı orada ve gerekirse Fırat’la nikah bile kıyabilirdi.  “İyiyim aşkım.” diye göz kırptı Asya.

 

Yine bir, “Uuu,” nidası daha hayat buldu fareli nezarette.

 

Yavuz şoktan çıkınca, “Bilmiyordum kardeşim.” dedi Fırat’ın kulağına doğru eğildi. “Emin misin, bak bu kızlar biraz şey…” dedi ama sonunu getirmedi.

 

Adamın susunca Fırat tamamladı . “Biraz kaçıklar değil mi?”

 

Azra, “Hıh. Şimdi oldu. Sabıka kaydımız silindi ama artık tescilli birer deliyiz. Buradan Bakırköy ruh ve sinir hastalıklarına sevk edilirsek şaşmayın.”

 

Ruken, “Fırat abi bizi de unutma!” dedi. Şu an hallerine gülmemek için dudaklarını kemiriyordu Fırat. Hepsi tabure tepelerinde duruyordu.

 

“Unutur muyum abisi…” Fırat, Yavuz’a baş işareti verip Asya’ya döndü. “Asya aşağı in.”

 

Asya, “Olmaz fare var!” Fırat güldü. “Tamam sen in fare seni yerse ben seni korurum.”

 

Kapı açılınca birer birer tırsa tırsa inip kapıdan çıktılar. Diğer kızlarda çıkmıştı. Fırat omzunda duran hırkayı yırtıklarını kapatmaya çalışan Nazlı’ya uzattı.

 

“Karahan gönderdi ihtiyacın varmış.” Ortamda bu sefer bir “Ooo.” sesi yankılandı.

 

Nazlı burnunu havaya kaldırdı. “İstemez , onun hiç bir şeyine ihtiyacım yok.”

 

Bu seferde, “Aa,” sesleri duyuldu.

 

Yavuz komiser elini yüzüne kapatıp sabır dileyerek sıvazladı yüzünü. “Fırat, beş dakikan bile yok. Bu kaçık orkestrayı buradan götür.”

 

Komiseri duyan kızlar hızla merdivene koştu. Fırat arkalarından gitmedi çünkü katıla katıla gülmek istiyordu.

 

Eşyalarını teslim alıp kendilerini dışarı attılar. Derin derin nefes alışları bile komediden ibaretti. Kimse suç işlemesindi. Kimse bu yere girmesindi gibi net bir fikirle dolmuşlardı.

 

“Lan ne berbat yerdi… Hapse bile isteye girmek için uğraşan insanlar var ya, onlara söyleyin hepsi beyinsiz.”

Kızlar da Azra’ya katılmış olduklarını belli edercesine, ‘Doğru.’ diye mırıldanarak dışarı çıktılar.

 

Mis gibi havayı içlerine çektiler. Aslı, Duru’ya dönüp çantasından kartını çıkarıp  Duru’ya uzattı. “Beni yarın ara çok dahiyane bir fikirlerim var. Nasıl yaparsın deme benim adım Aslı, mahpusa bile düştüm ya artık hiç bir şeyden korkmam.”

 

Duru gülecek gibi oldu ama sonra ciddi tavrını takındı . “Doğrusu şu dahiyane fikrini merak ettim.” dedi kartvizite bakarken. “Doktor Aslı, yarın ararım.”

 

Arkalarından gelen Fırat gülmüş içini boşaltmış ve rahatlamıştı. “Ne bekliyorsunuz?”

 

“Sen mi bırakacaksın, hem benim öküz kocam nerede? diye sordu Aslı.

 

Fırat karşı caddeyi işaret etti. “İşte orada?”

 

Murat, Yiğit ve Karahan açık ara mesafeyle yan yana arabaya yaslanmış bekliyordu. Saçını geriye savurdu. Nasıl göründüğü hakkında bir fikri yoktu ama burnunu havaya dikmesini de bilirdi Aslı. Aheste aheste adımlarını atmaya başladı.

 

Duru, Nil ve Ruken çoktan abisinin yanına varmıştı. Nazlı’yı göz hapsine alan Karahan gönderdiği hırkayı giymediğini fark etti. Üstü başı yırtık abisinin aracına bindiğini gördü. Sinirle derin bir nefes aldı ve aracına binip gazı kökledi Karahan.