Ağustos 24, 2020

27. Olur Enişte Olur

ile payelll

 

 

Karakoldan döndükten sonra bir duş alıp bebeklerini emzirmesiyle rahatlamıştı Aslı. Kocasıyla tek bir kelime dahi etmemişti. Hâlâ gergin bir tel aralarında duruyordu ve bu karakola düşmeleri de tuz biber olmuştu. Kızını yatağına yatırıp odasına döndüğünde Yiğit’in uyuduğunu fark ettiğinde ise tüm sinirleri tekrar kabarmıştı. Hırsla örtüyü çekip altına girdiğinde bile uyanmayan bir adama aşıktı. Lanet olmalıydı öküzlere duyulan aşka ama duyulmuyordu işte. Boşu boşuna seviliyordu.

 

‘Allah’ım iyi ki bizi ince ruhlu yarattın. Bu kadar kütüğümsü olsam dünyaya fazlayım derdim. Benim adım Aslı! Ben de bu adamı hizaya getireceğim ama.’

 

Yastığa başını sertçe bıraktı ama o kadar yorgundu ki hemen uykuya dalmıştı.

 

 

Yiğit için aynı şeyler söz konusu değildi. İlk defa karısını alt etme yolunda emin adımlarla ilerliyordu. Bundan aldığı hazzı saklamıyor, yarım ağız geziyordu. Kendine bakmayan kadının yanından geçerken yanağından makas almayı bile ihmal etmemişti.

 

Aslı’nın yüzündeki gülüşü biliyordu, tanıyordu ama bu sefer korkmuyor, ne yapacağını görmek için sabırsızlanıyordu.

 

Toplantının tam orta yerinde müdürlerini dikkatle dinlerken masanın üzerindeki şahsi telefona düşen bildirimle bir anda koptu Yiğit olduğu yerden.

 

‘Aslı’m’ yazını görünce hemen açmıştı mesajı. Acar açmaz da ekrandaki görüntüyle gözleri dehşetle açılmış hemen telefonu kapatıp ters çevirmişti. Bedenini basan ateşin altında kavruldu o an.

 

‘Ya sabır,” dedi içinden.

 

Konuşan beylere ve bayanları dinlemek artık çok zordu. Aslı fotoğrafı gördüğünü de görmüştü. Bir titreşim daha aldı masadaki telefondan. Bakmaya can atıyordu ama etrafından birinin görme olasılığı da onu deliye çeviriyordu.

 

Çünkü Aslı çıplaktı!

 

Çünkü Aslı bir jakuzinin içinde çırıl çıplaktı.

 

Çünkü Aslı’nın içinde olduğu jakuzinin içi gül yapraklarıyla doluydu.

 

Çünkü Aslı Yiğit’in mabediydi.

 

Ve özlemişti.

 

Dayanmayıp telefonu çevirdi ve kimsenin göremeyeceği şekilde kendine yaklaştırdı. İki adet dolgun göğüs ve kabarmış göğüs uçları… Öyle olmalıydı belki de. Gül yapraklarıyla kapatılmış ağzına layık pembelikleri öyle hayal etmişti. Toplantı da… On kişinin içinde. Alnından da ter akmış olabilirdi.

 

“Neden cevap vermiyorsun, erkeğim?”

 

Mesaj da aklını bir tık sallamıştı sanki. Gözlerinin yuvalarında dönmesinin nedeni Aslı idi. Yerinde huzursuzca kıpırdandı adamcağız. Bu yapılır mıydı? Hem de toplantının ortasında…

 

“Erkeğin, öyle mi?” diye yazıp yolladı Yiğit. Holding batsa gözü görmeyecekti artık. Kopmuştu olduğu yerden. Elinde telefonla, bir patronun nasıl ergene dönüştüğünün resmiydi Yiğit.

 

“Errrkeğimmm. Çok özledim seni. İkimiz için bir rezidans kiraladım biliyor musun? Hiç baş başa kalamıyoruz. Uzun zaman oldu. Tenimi özlemedin mi? Ben seni özledim ama… içimde dinmeyen bir ateş var Yiğidim. İçim yanıyor… Tam senin istediğin gibi.”

 

Mesajın sonuna koyduğu o dil emojisi de olmasaydı keşke. Adamın dili ağzı içinde anlamsızca birkaç tur döndü. Yaktı. Aslı Yiğit’i marmara çırası gibi yaktı. Toplantı kiminleydi… Kimler vardı odada… Yiğit kimdi ki, yanında Aslı yoksa… Aslı’nın tadını alamıyorsa…

 

“Adresi ver!?” diye yazmak çok kolaydı.

 

“Önce anlaşma!”

 

“Aslı! Adres!”

 

“Çok ısındım Yiğit. Gevşedim. Tenim ve ben Yiğit diye inliyoruz.”

 

“Aslıııı.”

 

“Anlaşma!!! Her dediğimi yapacak mısın? Yok yapmam diyorsan bir soğuk suya bakar ateşim.”

 

“Bulurum seni. Çok mu zor?”

 

“Sen beni bulana kadar ben kuş olup uçarım, erkeğim.”

 

“Erkeğin seni s….. sevecek Aslı, sevecek. Adresi ver.”

 

“Anlaşma!!!”

 

“Anlaşmanı sikeyim Aslı.”

 

“O işi benim üzerimde denersin diyordum ama tercihlerin kağıt üzerine mi değişti?”

 

“Her ikisini de yapacağım Aslı. Adres!?”

 

“Ha diyorsun ki, tamam. Anlaşma olacak. Öyle mi?”

 

“Öyle karıcığım, öyle. Adres?!”

 

“Tam duyamadım kocacığım, bir daha tane tane yaz.”

 

“Tamam Aslı. Karahan’la ortak olacağım. Nazlı’yı da başına geçireceğim. Ama önce seninle işimizi halledelim, değil mi sultanım? Toplantının ortasında bana ettiğini sana sormaz mıyım Aslı…”

 

“Adresi atıyorum. Anahtarı alırsın. İçim hakikaten yandı be adam çabuk gel.”

 

Adresin gelmesiyle dınk diye yerinden kalkan adama bakan şaşkın yüzleri dahi görmüyordu Yiğit. “Toplantıya bensiz devam edin. Acil çıkmam gerekti.” Arkasına bile bakmadan kendini arabada buldu. Bir dizi sürekli ritim tutuyordu. Şoför yavaş gidiyordu sanki.

 

Adres burnunun dibi sayılacak bir yerdeydi. Aslı bunu da bilerek yapmıştı. Yine ve yine alt edemediği kadının varlığıyla mest oldu. Bu işi artık bırakıyordu. Aslı’nın kocası, erkeği olmak ona yetecekti. Aslı her haliyle bir kadındı. Fazlası, çok zeki bir kadındı. Her erkeğin isteyeceği türden ve onun olandı.

 

“Bundan sonra Aslı ne derse o!” diye mırıldandığında araba durmuştu. Kendini arabadan atar atmaz iki adım atıp geri döndü. “Sen bekleme,” dediği şoförü, “Peki efendim,” dedi ve uzaklaşmak için araca binmişti.

 

Yiğit anahtarı alır almaz kata çıkmak için asansöre bindi. Asansör de yavaştı sanki. Yok her şey bir olmuş Yiğit’in libidosuna savaş açmıştı. Asansör çalışmasa yirmi katı koşarak çıkabilecek kıvama getirmişti Aslı.

 

Kartı kapıya okutur okutmaz açılan kapıdan içeri sızdı. Hayır daldı. Kapıyı kapatır kapatmaz ceketini çıkarıp görmediği bir yere fırlattı. Kravatını boynundan sökercesine çıkarıp yine görmediği bir köseye savurdu.

 

“Aslı,” diye bağırdı. Etrafına göz attı ama görünürde olamazdı. Banyo! Oda kapılarını taramaya başlayan gözlerine ayakları da eşlik etti.

 

Aslı yüzündeki sinsi gülüşünü hemen silmişti. Arzulu ve özlem barındıran şuh bakışını kuşanmıştı. Kocasını banyo kapısında gördüğünde elini uzattı ona. “Ağaç oldum ama hâlâ yanıyorum Yiğit.”

 

Gözleri kısılmış adamın bakışlarından akan şehveti gördüğünde ne kadar da doğru bir karar verdiğini anlamış ve kendini bir kez daha tebrik etmişti Aslı.

 

“Beni de yaktın kendini de ama söneriz. Bu yangınla zor söneriz ama…” diyen adam gömleğinin düğmelerini bir bir hızla açmaya başlamıştı. Ortaya çıkan baklavaları ve sert kol kaslarını içi eriyerek izleyen Aslı yutkundu. “Bu gece sönmez bu yangın.”

 

Gömleğinden kurtulmuştu ve eli kemerine gitmişti Yiğit’in. Adamı baştan çıkaracakken ki başarmış olması iyi bir şeydi ama kendi de olacağından fazla etkilenmişti. Kocası güzeldi belki. Belki aşkı büyüktü… Ve o bir kadındı. Gözleri aşkla kendini kapatırken Yiğit’te nefesiyle kadının aklını başından almıştı.

 

Su sıcacıktı ama bulundukları yerde büyük çaplı bir yangın kendini hiç sönmemeye hazırlamıştı. Yiğit’in dokunduğu yerlerde alevler yükseliyordu. Doyacak gibi değildi. Duymayacağına ant içti.

 

Aslı hem bedeni hem de zekasıyla ikisini de yakmıştı.

 

 

Bir hafta sonra….

 

Zeynep ve Aras dönmüştü. Olanı biteni ona anlattıklarında Aras’a dönüp, “Sana demiştim. Kızlar bir halt karıştırıyor, dönelim demiştim Aras.” diyerek Aras’ın canına okumuştu.

 

Nazlı, Azra ve Asya’nın tek bir kelime ve olay atlamadan anlattıkları kavgayı Aras ve Zeynep kahkahalarla dinlemişti.

 

Ve bugün toplantı gerçekleşecekti. Anlaşma imzalanacak ve Demirkan şirketleri Atabey otelleriyle ortak olacaktı. Nazlı’nın hiç bir şeyden haberi yoktu. Onu ikna etme işini yine Aslı üstlenmişti çünkü bu onun planıydı.

 

İş kadını gibi giyinmişti. Kocası Aslı’yı koyu yeşil etek ceket takımın içinde gördüğünde her zamanki gözleri dönmüştü. Bir ara toplantıyı iptal ederek geçen seferki eve gitmeyi teklif etmişti karısına. Evi satın aldığını Aslı’ya söylediğinde Aslı ona göz devirmişti. Yiğit öylesi harika bir gecenin bir anısı olarak ve gelecekti yeni anılar için hazırda bulundurmak istemişti.

 

Yiğit, şimdi toplantı odasına kadını ayakta soyup masada şehvetle coşmuş hayallerinden çıkarmaya çalışıyordu kendini. “Bir yemeğe ne dersiniz Aslı hanım?” dedi göz kırpıp.

 

Kıvır kıvır saçlarını elinin tersiyle arkasına attı Aslı. O günden beri Yiğit başka bir Yiğit olmuştu. Kendine bir ara fazlasıyla kızmıştı. Planın bu kadar basit ve kendinde saklı olduğunu geç fark etmişti. “Bilemiyorum, kocam çok kıskanç biri. Size güvenmiyorum, ne bileyim beni köşede sıkıştırmayacağınızı?”

 

Kahkaha attı Yiğit. “Evet haklısın. Yanımda çalışırsan seni her gördüğümde öpmek isteyebilirim. İşe odaklanamam sonra da batarız.”

 

Aslı kocasının yakasından tutup kendine çekti. “Sen beni öp gerisini boş ver.”

 

Kapı tıklanınca geri çekildiler. Nazlı, “Abı toplantıya geçiyoruz.” dediğinde karı koca göz göze geldi.

 

Yiğit, “Siz geçin, geliyoruz.” dedi.

 

Nazlı, “Tamam,” deyip kapıyı çekti.

 

“Umarım Nazlı için iyisi olur. Sayende belki de yıllardır omzuma binen yükten ve vicdan azabından kurtulurum Aslı’m.” dedi. Üzgündü.

 

“Umarım canım. Umut var, hala birbirlerini çok seviyorlar.” Kocasının koluna girdi. “Hadi bakalım. Sonumuz hayr olsun.”

 

Toplantıda Aras, Murat, Nazlı ve sevimli Aslında iki avukat daha olması gerekiyordu. Ama Yiğit istememişti. En ufak bir tartışmaya kimsenin şahit olmasını istemiyordu. Aras uluslararası hukuk mezunu olduğu için bu görev onundu. Başta Aras karşı çıkmıştı ama Yiğit ona izah etmişti. “Seni Zeynep’ten ayırsam beni affeder miydin?” diye sormuştu. Ve Aras’ın üzerine söyleyecek sözü kalmamıştı.

 

Odada bir tek Nazlı dışında herkes biliyordu.

 

Nazlı, “Ne ortaklığı bu benim neden haberim yok? İstediğiniz miktar milyon dolar beyler. Bu parayı çıkarmak benim bir ayımı alır. ” diyerek hem sorusunu hemde fikrini dile getirdi.

 

Yiğit, “Meblağ önemli değil. Buna gücümüz fazlasıyla yetiyor. Sadece yurt dışındaki hesaplarla bile kapatabiliriz açığı ve…” dedi Nazlı’yı göz hapsine aldı. “Bu işi senin yürütmeni istiyoruz.”

 

Şaşkınlıktan afalladı Nazlı, “Hangi işi abi ve neden ben yürütüyorum?”

 

Çalan telefona bakan Aras tek kelime edip kapattı. “Ortağımız gelmiş.”

 

Aslı hiç bir konuşmaya dahil olmuyordu. Zaten iş anladığı bir şey değildi. Ama kalbi gümbür gümbür atıyordu. Derin nefes alıp kocasına baktı. Yiğit uzanıp elini tuttu. Sıkıca sardı ince parmakları gözleriyle sakin ol diyordu.

 

Sekreter eşliğinde büyük toplantı odasına giren Karahan ı görünce ayakta olan Nazlı’nın başı döner gibi olunca elini masaya koydu. Bir iki saniye göz göze geldiler. Sekreter ardından kapıyı kapatıp çıkmıştı.

 

Nazlı abisine döndü. “Biri bana açıklama yapsın! Neler oluyor burada?” Dizlerinin bağı çözüluyordu. Kendini yavaşça koltuğuna bıraktı. Nazlı’daki hal herkesin dikkatini çekmişti. Karahan, Aras, Murat ve Yiğit’le el sıkıştıktan sonra Nazlı’nın karşısına oturdu.

 

Nazlı rüya görür gibiydi. Hayır rüyasında bile abisi ve Karahan’ı aynı masada görmemişti. Hâlâ şaşkındı. Anlam vermeye çalışıyordu. Ama nafile bir çabaydı. Anlam veremiyordu.

 

“Abi ne oluyor?” diye sordu. Bakışları Karahan’ın üzerindeydi.

 

Arkasına yaslandı ve kardeşine baktı Yiğit. “Atabey otelleriyle ortak oluyoruz.”

 

Gözleri abisine sonra da yanında oturan Aslı’nın üzerinde gezindi. “Neden ?”

 

Aras cevap verdi. “Otel işine girmeye karar verdik. Bunun içinde eski dostumuz olan Karahan’dan iyisini düşünemedik.”

 

Aslı sesizce koltuğunda herkesi göz hapsine almıştı. İçinden bildiği tüm duaları ediyordu.

 

Baskıları yine Karahan’a kaydı. “Oyun mu bu? Dalga mı geçiyorsunuz benimle?” Sesi sertleşmeye başlamıştı ve titriyordu.

 

Murat, “Hayır oyun değil. Bildiğin ortak oluyoruz. Bütün otellerinin yüzde kırk dokuzuna ortak olacağız.” diye yanıtladı.

 

Nazlı ayaga kalktı. “Nedir bu! Geçmişin hesabını mı kapatıyorsunuz? Kim dedi size, kimden aldınız bu hakkı? Ben bu işte yokum!” diyerek önündeki dosyaları Karahan’a fırlattı. Karahan başını yana çevirip hissiz görünmeye çalıştı. Arkasını dönüp tek adım attığında Yiğit’in sesiyle çakılı kaldı.

 

“Otur yerine Nazlı!”

 

Yiğit’in sesi öfkeli çıkmıştı. Nazlı abisinden oldu olası korkardı. Sevgiden mi? Saygıdan mı? Bunu kendi bile bilmiyordu. Babası yoktu ve abisi baba figürüne bürünmüş bir adamdı onun gözünde.

 

“Abi.” diyerek döndü.

 

“Otur ve konuşalım kardeşim. Geçmiş hesabı yapmıyoruz. Eğer yapacak olsak şu an ben Karahan’ın önünde diz çöküyor olurdum.”

 

Yerine otururken kaşlarını çattı Nazlı. Anlamamıştı. Neden diz çöksündü ki abisi….

 

“Neden böyle söyledin?”

 

“Her neyse… Konumuz bu değil.” deyip  konuşmayı başka yöne çekti Yiğit.

 

Geldiğinden beri konuşmayan Karahan Yiğit’in kendi için söylediği sözlere şaşkınlıkla baktı. Tek olsalardı muhtemel bunu konuşabilirlerdi. Bu şekilde düşünmesi hoşuna gitsede yine de söylememisini tercih ederdi.

 

Aras elindeki dosyaları son kez kontrol etmeye başladı. Bir kısmını abisinin bir kısmını Aslı’nın bir kısmını da Karahan’ın önüne bıraktı.

 

Nazlı yoktu sanki. Konu başlamadan bitmişti. Nazlı tek kelime edemiyor, engel olamıyordu. Her şey Nazlı’nın dışında gelişiyordu. Şaşkın şaşkın atılan imzalara bakıyordu. Yiğit tek kaşını kaldırıp Karahan’a döndü “Ben paramı katlamadan batayım deme sakın.”

 

Karahan kırık bir gülümsemeyle baktı. “Çok beklersin. Ben bu işte iyiyim.”

 

Yiğit’in dudakları yukarı kıvrıldı. “Hâlâ  kendini beğenmiş bir adamsın, yıllar bunu silememiş.”

 

“Sende hala açık sözlüsün. Seni de değiştirmemiş yıllar.”

 

Az sonra korku filmi yayına girecekti. Nazlı şu an fragman izliyordu. Yıllarca adını bile anmasını yasaklayan abisi şu anda can düşmanıyla sohbet edip geçmişi yad ediyorlardı.

 

İmzalar bitince Yiğit, Nazlı’ya döndü. “Otel işi senin Nazlı. Bundan sonra otellerimizi sen yöneteceksin.” Karahan’ı işaret ederek, “Karahan’la beraber,” diye de altını çizdi.

 

“Abi sen iyi misin?” diye sordu Nazlı.

 

“Hem de çok iyiyim. Üzerimden yük kalkmış gibi oldum.”

 

“Ben bu işi kabul etmiyorum.” derken Karahan’a baktı. Kaşları havaya kalkan Karahan, “Sorun yok! Var mı şirkette daha üst düzey daha anlaşılır bir bayan eleman. Erkeklerle anlaşamıyorum da.” dedi Nazlı’nın gözlerine bakarak.

 

Ağzı bir karış açık kalan Nazlı’nın sinir ve kıskançlık damarı şaha kalkmaya başlamıştı.

 

Aslı ayaga kalktı. “Nazlı sen benimle biraz dışarı gelir misin?” dedi. Tepesinde baykuş misali bekliyordu. Nazlı ilk şoku atlatınca gözlerini kısıp baktı Aslı’ya. Bakışları, senin işin bunlar bakışlarıydı. “Geleyim tabii ki.” diyerek kalkıp dışarı çıktı. Aslı kapıyı kapatınca sesini kısık tuttu.

 

“Bu senin işin değil mi?” diyerek parmağını Aslı’ya salladı.

 

Buklesini omzuna atan Aslı, “Herhalde ayol böyle zekice fikirler başka kimde var?” dedi.

 

Dişlerini sıktı Nazlı. Gözelerini kapatıp şakın olmaya çalışarak açtı. “Kim dedi sana böyle bir şeyi yap diye? Ben istiyorum muyum, sordun mu?”

 

Aslı ciddi haline bürünüp yerinde doğruldu.  “Bak canım; Sen kendine izin vermiyorsun. Ölü gibi yaşıyorsun. Gençlik kayıp gidiyor elinden Nazlı. Daha kaç yıl bu şekilde yaşayacaksın. Sendeki gurur ne biliyor musun? Aptallık. Evet, Karahan’ı savunmuyorum. Sekiz yıl ne bok yemeye sessiz kalmış bilmiyorum ama sen onu seviyorsun.”

 

“Seviyor olabilirim ama bu sevgi bana ait. O hakkını kaybetti. Şimdi hiç bir şey olmamış gibi beni onun kucağına bırakıyorsunuz. Ben nasıl unutacağım olanları? Nasıl hiç bir şey yok gibi davranacağım. Ben bunu istiyor muyum?”

 

“İstiyorsun. Geberiyorsun Karahan diye. Sen kimi kandırıyorsun Nazlı… O seni sevmese neden bu işe girme gereği duysun? Bize ihtiyacı mı var? Seni geri istiyor anlasana.”

 

“O beni terk etti!”

 

“Belki öyle olması gerekiyordu. Belki mecburdu. Sen … sen hiç mi merak etmedin neden, diye. Hiç mi bir şey aramadın altında. Benim başıma gelse ne yapardım biliyor musun? Adamın canını sökerdim sebebini öğrenmek için. O seni terk etti ama sen de gittin. Meraksız Malahat.”

 

 

Elini saçlarına götüren Nazlı sıkıntılı bir ruh haline girdi. Oysa az önce çok sinirliydi. Aslı onun bam teline basmıştı. Evet, bunların hiç birini dememiş düşünmemişti. Terk edilmişliğin acısını köküne kadar yaşamıştı. Bir kez bile altında bir neden aramamıştı. Ama bu onun umrunda bile değildi. Karahan gittiği gün çok şey değişmişti.

 

“Aslı bu neyi değiştirir? Neden onu yine hayatıma soktun? Artı Aras ve abimi nasıl ikna ettin?”

 

“Abin kısmını geç, onu hayatına soktum çünkü artık bir milim de olsa hayatına yön vermek zorundasın. Seviyorsan sahip çıkacaksın. Sevmiyorsan da bunu kabul ettiğin gün ortaklık son bulacak. Her şey senin elinde.”

 

“O beni sevmiyor. Zorla kendimi sevdiremem.”

 

Tek kaşını kaldırdı Aslı. “Emin misin?  Sen beni dinlemiyor musun? Onun bu ortaklığa ihtiyacı yok. Kabul ettiyse sebebi ben değilim Nazlı saksıyı çalıştır.”

 

Bir kaç saniye Aslı’nın sözlerini beyninde döndürdü Nazlı. “Ne yani beni seviyor mu? O yüzden mi ortak oldu?”

 

“Ne sandın…” Kollarını göğsünde bağladı Aslı. “Hem bence senin alınacak bir intikamın var. Sana bunca yıl acıdan başka bir şey vermedi.” Elini Nazlı’nın omzuna koyup gözlerine baktı. “İntikamını al! Onu deli et! Geçen sekiz yılı burnundan getir. Nazlı diye can çekişsin. Ölürken bile senin adını sayıklasın.”

 

Karahan ve ölmek Nazlı’nın yüreğine ateş düşmüştü. “Deme kızım öyle ne ölmesi.”

 

 

Hafifçe gülümsedi Aslı “Ha bide göster ama elletme.” diyip göz kırptı.

 

Nazlı’nın beyaz teni pembe oldu anında ellerini yüzüne kapattı.”Ne biçim konuşuyorsun sen?”

 

 

Kahakaha atmak istesede bunu yapmadı Aslı. Allah’ım benden zeki kul yaratmadın ya şükürler olsun sana, diye geçirdi içinden. “Şimdi içeri giriyoruz ve sen kabul ettiğini söylüyorsun anlaştık mı?” Her şey şu an Nazlı’nın vereceği cevaba bağlıydı. Aslı onun her halini dikkatle inceliyordu.

 

Ellerini beline yerleştirdi Nazlı, Aslı’ya baktı bir süre.  “Sen diyorsun ki Karahan’ın canına oku.”

 

“Aynen öyle diyorum.”

 

“Sonra pişman olacağım biliyorum ama tamam, kabul ediyorum.” dedi Nazlı. Aslı’da tuttuğu nefesi bıraktı.

 

Kapının koluna asılıp çıktığına nazaran sakinlikle yerlerine oturdular. Aslı otururken kocasına göz kırptı. “Kabul ediyorum.” diyince tüm erkeklerin kaşları havalandı. Hepsi Aslı’ya baktı ardından da Nazlı’ya.

 

Aras şoktan çıkıp dosyaları uzattı. “Şunların altına imzanı at bundan sonra sen Atabey otellerinin yasal isletmecisisin.”

 

Nazlı Karahan’la tek göz teması bile kurmadan tüm dosyaları imzaladı. Aras’a geri verdi.

 

“Annem kafanızı kıracak. Ben de karşınıza geçip hem gülecek hem de kahvemi içeceğim.”

 

Aslı, “O iş oldu canım dert etme sen, annemin haberi var.” Nazlı hayatında bugün şaşırdığı kadar şaşkınlık yaşadığı bir gün daha hatırlayamadı. “Yemin ederim şu an abime çok acıdım. Sen dehşet birisin.”

 

Aslı küçük bir kahkaha atarak kocasına sokuldu. “Bende abini seviyorum canım.”

 

Karahan dosyalarını alarak ayaga kalktı. İçinde bir coşku çağlayan misali akıyordu ama belli edemiyordu. “Hepimize hayırlı olsun. Nazlı hanım işe ne zaman isterse o zaman başlayabilir. Ben genelde İstanbul’dayım ama ayda bir İzmir, Antalya, Mersin, Ankara ve birkaç ilde daha olan otelleri denetlemeye gidiyorum. Bundan sonra paylaşım yapabiliriz. Birimiz Ankara’ya gidiyorsa digerimiz başka ile geçebilir. Bu benim içinde çok iyi oldu. Biraz kendime vakit ayırabilirim artık.”

 

“Göreceğiz…” diyen Nazlı’ya döndü Karahan’ın bakışları. Aslı bunu beklemiyordu. İçinden ‘Aman Allah’ım elimi attığım kızların içinden başla kızlar çıkıyor’ diye geçirdi.

 

Herkes ayağa kalktı. Nazlı sarı saçlarını savura savura çıktı odadan. Murat ve Aras’ta ardından . Odada üçü kalmıştı.

 

Karahan, Aslı’ya baktı. “Onu nasıl ikna ettin?”

 

“Çok kolay oldu aslında ama başına bela zinciri sarmış olabilirim. Bundan sonra temkinli olmanda fayda var. Dünyayı burnundan getirmeye yemin etti.”

 

Dudakları yukarı kıvrıldı Karahan’ın. Yiğit’in yok sayarak konuştu. “Ondan bana bela olmaz bundan emin olabilirsin.”

 

İçten içe Karahan’ın sözleri Yiğit’in içine su serpiyordu. Artık yıllar önceki Karahan değildi. Babasının soy adını bile taşımıyordu. Annesinden kalan üç beş kuruşla bu günlere gelmişti. Ve tek bir kara lekesi bile yoktu. En güzeli babasıyla bağı yoktu. Hâlâ biraz kardeşi için korksa da kimsenin hayatına müdahale etmemesi gerektiğini Aslı tepesine vura vura öğretmişti.

 

Karısını kolunun altına çekti Yiğit. “Beni pişman etme de ne halt edersen et ve bir abi olarak kardeşime güvenim sonsuz. Ama sana bazı konularda güvenmiyorum. Ne demek istediğimi anladığını umuyorum.”

 

Tabii ki anlamıştı. Bunun açıklaması, kardeşime dokunma, öpme, uzaktan hallet işini, demekten başka ne olabilirdi ki… “İşine bak Yiğit. Bizi de rahat bırak.” dedi.

 

Yiğit cevap vermeden araya girdi Aslı. “Evet Karabey bana bir sözün vardı. Yerine getirmelisin. Buradan çıkıp onu halletmeye gitmeliyim.”

 

Bir kaç gün önce kocasının izniyle Karahan’la telefon görüşmesi yapmıştı Aslı. Ona Nazlı kabul ederse kendisinden bir isteği olduğunu söylemişti. Karahan’ın başında uçan aşk rüzgarından dolayı neye tamam dediğini bilmiyordu ama kabul demişti. Aklında sadece Nazlı vardı.

 

“Hadi söyle bakalım dahi yenge.”

 

“Biz Asya’ya albüm çıkarması için destek olduk. Ve sende şimdi cici bir abi olup Duru ve Nil’e izin veriyorsun. Grup olarak albüm çıkaracaklar.”

 

Kaşlarını catıp baktı Karahan cidden söz verdiğinde aklı nerdeydi… “Olmaz!” dedi.

 

Aslı başını usulca salladı. “Olur enişte, olur.” dedi ve noktayı koymuş oldu.

 

 

Holdingden ayrılıp soluğu kızların onu beklediği restorana ulaştı. Heyecandan ve stresten çok feci açıkmıştı. Daha yaklaşmadan Asya’yı arayıp yemeğini sipariş vermesini istemişti.

 

Duru, Nil ve Asya sohbet ederek yemek yiyorlardı. Onlara üzücü haberi vermek zorundaydı. “Afiyet olsun kızlar.” diyerek asık suratla yerine oturdu. Peşinden de yemeği geldi.

 

Kızlar teşekkür ederken Asya çoktan Aslı’nın koluna yapışmıştı bile. “Anlat artık, izin verdi mi?”

 

Çatalına peçetesiyle bir güzel ve ağırdan silmeye başladı Aslı. Odak noktası çataldı şu an. “Dışarıda yemek yemek tam bir işkence.”

 

Duru huyunu suyunu bilemediği Aslı’yı inceledi. Nil’de öyle yapıyordu. Asya tekrar sordu. “Çatalın ham maddesine indin Aslı konuş sana kızım.” diyince Aslı gözlerini kızların üzerinde gezdirdi.

 

“Sizce izin vermiş olabilir mi?” diye sordu.

 

Duru suratını buruşturdu. “Elbette vermemiştir.”

 

“Zaten izin verse devrim olurdu. Bizim hayaller çöpe… Asya sen yoluna bak.” diyerek arkasına yaslandı.

 

Asya’da üzülmüştü. “Olmadı ki ama şimdi.”

 

Aslı tuttuğu kahkahasını bıraktı. Duru ve Nil anlamasada Asya’nın gözleri büyüdü. “Seni hain yalan söyledin.”

 

“Yok ya şaka yapayım dedim di.”

 

Duru oturduğu yerde dikleşti. “Nasıl izin verdi mi ?” dedi şaşkınlıkla.

 

“Benden kaçar mı? diyerek göz kırptı Aslı.

 

“Azıcık umudum vardı. Ciddi misin Aslı.” diye yine bir umutsuzlukla debelendi Nil.

 

“Ciddiyim, artık Yiğit’in sizin için tuttuğu menajerle sıkı bir çalışma içerisine gireceksiniz. En fazla üç ay sonra meşhursunuz.” dedi ve yemeğini yemeye başladı.

 

Asya için Duru ve Nil kadar şaşırtıcı değildi bu durum. Ama Duru ve Nil açık ağız Aslı’yı izliyordu. Kendine gelen Nil, “Nasıl başardın?” sordu.

 

“Biraz tehdit biraz şantaj, büyük ölçekli dil dökme bu kadar yani.” dedi Aslı.

 

Nil gözleriyle ağzını farkında olmadan açmıştı. “Abime mi?”

 

Duru’da ondan farklı değildi. “Tehdit ve şantaj mı, abime hem de?”

 

“Evet, aynen duyduğunuz gibi.” dedi Aslı.

 

“Eminsin yani Karahan Atabey’den bahsediyorsun…” dedi Duru şaşkınlıkla.

 

“Evet, Karahan’ın yanından geliyorum. Erkeklerin zayıf noktaları vardır, ben de onu kullandım. Hem merak etmeyin onun başına öyle bir çorap ördüm ki, sizi bundan sonra gördüğünde hatırlayacak.”

 

Şaşkın kızlara bakıp güldü. “Hadi ayılın artık. Yakında ünlü birer şarkıcı olacaksınız.” Kızların erkeksi giyimlerine baktı. “Bu tiple olmaz ama o işi de Azra halledecek.”

 

Nil istemsizce kendi üzerindeki yırtık kota ve deri ceketine bakındı. “Tipimizde ne var ki?”

 

“Biraz kadına benzemeniz gerekiyor, yanı bence. Çok güzelsiniz ama erkeksi havanızla hiç çekici değilsiniz. Azra sizden birer peri çıkaracak.” İkisine de göz kırpıp gülümsedi.

 

“Azra ne iş yapıyor ki güzellik uzmanı mı?” diye sordu Duru.

 

Asya, “AZENAS markası bizzat Azra’nın.” dedi.

 

“Bana kızmayın! Sadece görsellik önemli bu işte. sonra orada burada rüküş diye haberleriniz çıkar. Hem Azra’da bu işte uzman artık. Size sevmeyeceginiz bir şey giydirmez. Yakışmayanı hayatta giydirmez.”

 

Şaşkın ama mutlu olan kızlar yemeklerini yine aynı şaşkınlıkla yediler. Aslı onlara yapılması gereken ne varsa anlattı. Buraya gelmeden önce menajerle görüştüğünü atlayarak.