Ağustos 24, 2020

7. Helal Aşkım

ile payelll

 

 

Nöbetten dönen Aslı’nın yapacağı ilk şey kocası evde yokken onun odasını birazcık karıştırmaktı. Haftalar olmuştu evleneli ve odasına hiç girmemişti. Başka kadınlara ait ufacık bir şey bulursa Yiğit’in burnuna sokacaktı. Ve ya delil olarak saklayacaktı başka bir zaman gözüne sokabilirdi. Maksat saman altından su yürütüp kocasını ölçmekti. Ağzı iyi laf yapıyordu ama bakalım faaliyet ne dereceydi? 

Üzerini değiştirip rahat giysiler giydi. Saçını lastik tokayla bağladı. “Yani Aslı bir kamuflaj boyan eksik.” Kendine saya saya kapısını çekerek karşı kapıya vardı. Hiç tereddüt etmeden antika kapı kolunu indirdi. Daha odaya girmeden Yiğit’in baş döndüren parfüm kokusu ciğerlerini sarmıştı. 

Havayı içine çekerek odaya girdi ve kapıyı kapattı. Ellerini beline yerleştirip odanın her köşesine göz attı. Duvardan duvara olan eskitme tarzında dev gardıropu gözüne kestirdi. Ev başlı başına bir antikaydı ve içindeki eşyalar da ona uyumlu olarak modern şekilde döşeliydi. Yiğit’te bu düzeni bozmamıştı. 

Kapakları bir bir açtı. “Hep olur ama… Şimdi buralardan bir kutu çıkar. Kutunun içinden eskilere ait hatıralar…” konuşa konuşa kapakları açıyor ama sadece Yiğit’in birbirine benzeyen takım elbiseleri, gömlekleri çıkıyordu karşına. 

Odanın içinde iki kapı gözüne çarptı. Biri giyinme odasıydı, diğeri banyo. Giyinme odasında yine duvarlar dolapla kaplıydı. Raflara göz attığında ağzı açık kaldı. “Oha lan benim bu kadar ayakkabım yok. Cık cık müsrif adam.” Kemerler, kravatlar başka hiç bir şey yoktu. Banyoya da kısa bir bakış attıktan sonra çekmecelere sıra gelmişti. Nedense aklında büyük kutular içleri dolu dolu hatıralar bekliyordu. 

Komodinlere de göz attı ama yoktu. Ivır zıvır eşyalar vardı sadece. Aynalı büyük etajere yürüdü. “Varsa burada var yoksa hanene bir puan daha atacağım Yiğit. Ya Bismillah,” dedikten sonra çekmeceleri karıştırmaya başladı. Orta çekmecenin en arka tarafına gizlenmiş ufak bir mücevher kutusunu gördüğünde gözlerini kıstı. 

Kutusu çekmeceden çıkarıp ahşap zemine bıraktı. Korkarak açtı kutuyu. Kutunun içinde tek şey vardı. İçindekini gördüğünde gözleri kısıldı. “Nereden tanıyorum ben bu kolyeyi lan?” Kendine sorduğu soruyla kolyeyi havaya kaldırdı. Ucunda puzzle  parçası olan kolyeyi bir yerden tanıyordu ama nereden. Elinin içinde topladı. “Ulan Yiğit yok sana puan falan. Bana bunun hesabını vereceksin. Kimin bu kolye?” Kendine sorduğu soru elbet cevapsızdı. 

Puzzle parçasını da  alarak kutuyu eski yerine bıraktı. Daha sonra yerine bırakabilirdi. Veya bırakmazdı. Bunu sonra düşünecekti. Karıştırılmamış gibi duran odaya göz attıktan sonra çıkıp kendi odasına girdi. 

Mücevher kutularını alıp yatağın üzerine oturdu. Kutuları bir bir açarak kendininkilere benzeyen var mı inceleme başladı. Hepsi dedesinin hediyeleri olan pahalı taşlarla bezeli kolyeler, küpeler, bilezikler yok hiç birine bezemiyordu. 

Büyük kutusunu aldı bu sefer. İçinde günlük hayatında taktığı, çoğu doğum gümlerinde arkadaşlarından gelen hediyeler vardı. Tek tek olamayacaktı. Kutuyu yatağının üzerine ters çevirdi. İcinden çıkan takıları tek tek kutuya yerleştiriyordu. “Bu değil. Bu da değil. Bunu kim almış ya? Bu ne zamandan acaba? Sonunda eline gelen kolye ile aklı durmuştu. Yiğit’in odasından aldığı kolye ile yan yana havaya kaldırdı. 

Kalpli kolyenin içindeki pazzel parçasına ait olan boşluğa Yiğit’in odasından aldığı parçayı yerleştirdi. “Ama bu nasıl olur?” diye mırıldandı şaşkınlıkla. “Kalpli kolye benim. Bu da Yiğit’in odasından çıktı. Aklı başından gitmişti. Ne düşüneceğini bilmiyordu çünkü bu kalpli kolyeyi kimin aldığını, kimden aldığını bilmiyordu. 

Telefonunu alıp kızlarla görüntülü konuşma açtı. İlk önce Zeynep’in pembe tavşanlı göz bandını tepesine çekerken görüntü açıldı. Daha sonra Azra’yı kamerayı kendine sabitlerken. 

“Trafikteyim dinliyorum,” dedi Azra. 

“Evde dinlemeye çalışıyorum. Aslı yeni ayrıldık ya lan rahat ver,” dedi Zeynep. 

Telefonu sabitleyip kolyeyi havaya kaldırdı.  “Bunu bana kim aldı?” diye sordu aceleyle. Kızlar ekrana dikkatle baktılar. 

Zeynep, “ben almadım.” dedi. 

Azra, “Bende. Ama geçen doğum gününde gelmişti. Hatırlıyorum. Birlikte açmıştık kutuları.” dedi gözü yolda. 

“İsim falan yok muydu?” diye sordu Aslı. 

“Sanırım yoktu. Olsaydı hatırladım. Hatta espiri yapmıştım. Parçasını düşürdü falan diye. Neden sordun onu söylesen?” dedi Azra. 

Diğer parçayı ekrana tuttu Aslı. “Bunu Yiğit’in odasında buldum.” 

Zeynep, “kız sen kocanın odasını mı karıştırdın? Aslı hiç yakışıyor mu sana?” dedi yerinde doğrulup ekrana kilitlendi. 

“O kısmı geç Zeynep. Kocam o benim her bir haltı yapabilirim. Bu parça bendeki kolyenin diğer parçası. İç içe geçiyor.” 

“Yuh,” dedi Azra. “O nasıl oluyor?” 

Zeynep, “kolyeyi Yiğit mi almış?” diyerek elini ağzına kapattı. “Ben şok!” 

“Parça bu kolyeye ait kızlar. Bu kolyeyi bana Yiğit almış. Hem de aylar önce ama nasıl fark etmedim. O gece o yoktu nasıl oluyor bende bilmiyorum.” 

“Yok, vardı.” dedi Zeynep. 

Bu sefer Aslı şaşırdı. “Nasıl vardı, ben neden görmedim?” 

“Valla bende bir kez gördüm. Dedenle birlikteydiler. Sonra kayboldu. Bir daha görmedim.” dedi Zeynep. 

Azra, “Aslı,” dedi arabayı kenara çekip durdurdu. Ekrana döndü. “Bunu Yiğit almışsa bu ne demek oluyor?” 

Zeynep, “Yiğit Aslı’ya aşık, Yiğit Aslı’ya aşık,” diyerek telefonu yatağın üzerine bırakıp oynamaya başladı. Aslı kızın kırmızı kafasından bir de sürekli hareket eden ekrandan başka bir şey görmüyordu. 

“Hadi be,” dedi inanmazcasına. 

Azra başını salladı. “Bence de Zeynep haklı. Kızım bu adam seninle öylesine evlenmemiş. Demek ki sana ilgisi vardı. Bu kolye bile net bir şekilde anlatıyor. Kalp sen, boşluk parçası da o. Kalp sende parça onda. Ama bravo gerçekten etkileyici bir fikir.” 

Zeynep, “ilgi ne ya? Adamın aldığı kolyeye bakın. İlgili erkek işimi bu? Bariz Aşk,” dedi.  

Ağzı kulağına ulaşan Aslı kızlara değil kolyelere bakıyordu. “Sersem ya… Ne uğraştırıyor bizi.” 

“Diyene bak! Adama kör kütük aşıksın sen ne diye uğraştırıyorsun?” dedi Zeynep. 

Omuz silkti Aslı, gözleri kolyeler üzerindeydi. Basit gibi görünen kinayenin büyük anlamıyla dolmuştu yüreği. 

Aslı, “Neyse kapatıyorum. Daha sonra konuşuruz. Gelir birazdan.” 

Telefonu kapatıp takılarını topladı. Yerli yerine bıraktı. Diğer kolyenin zincirini çıkartıp kendi kolyesinin ortasına yerleştirdi. Daha önce hiç takmadığını fark etti. Aynada, boynundaki kolyeyi izledi. 

Saçına başına özen gösterip hafifte makyaj yaptı. Kolyeyi ters çevirip ucunu arkasına attı. Şimdilik görünmüyordu. Kalbinde uçuşan kuşlarla odasından çıkıp aşağı indiğinde kocasının da eve giriş yaptığını gördüğünde göz göze geldiler. Kocaman gülümseyerek Yiğit’in yanına hızlı ıdımlarla ulaştı. Karısının yüzündeki gülüşe anlam veremesede bulaşıcı gülümseme ona da misafir olmuştu. 

Aslı uzanarak Yiğit’in yanağına sevgi dolu bir öpücük bıraktı. Gözleri şaşkınlıkla açılan adam öylece kalmıştı. “Hoş geldin,” diyen karısına, “Çok hoş bulduğum kesin. Hayırdır Aslı?” dedi. 

“Yok bir şey canım içimden geldi. Kocama bir hoş geldin demeyeyim mi?” 

“Tabii ki diyebilirsin.” Yiğit daha fazla üstelemedi ama altından ne çıkacak merak etmişti. Durup dururken sevgi çiçekleri gibi etrafa renk saçan karısının ne karıştırdığını tahmin etmeye çalıştı ama başaramadı. 

“Bu akşam dışarıda yiyelim mi yemeği?” dedi Aslı. “Uzun süredir bir yere gitmedik.” 

“Olur.” Aslı’yı baştan ayağa süzdü. “Sen de bir şey var. Gözlerin parlıyor.” 

“Ya sorma Yiğit, bugün kendimi zaptedemiyorum. Kanım kaynıyor. Yemekten sonra da Fırat’ın yerine gidelim. Sen seninkilere haber ver bende kızlara… Eğleniriz biraz olmaz mı?” dedi en tatlı yüz ifadesiyle. 

Yiğit’te gülümsedi. “Olur olur.” demekle yetindi. “Bu halin çok tatlı Aslı.” Karısına uzanıp yanağından narin bir buse kopardı. “Üzerimi değiştireyim.” 

“Bende değiştireyim madem.” 

Mervidenleri birlikte çıkararak konuşmaya başladılar.  “Nereye gidelim?” diye sordu Yiğit. “Çin yemeğine ne dersin?” 

“Ah hayır, Chopstick kullanamıyorum ve bizim kebaplarımız varken onların yosunlarını tercih edemem.” dedi Aslı. 

“Kebap mı?” dedi şaşkınlıkla Yiğit. 

“Evet canım kebap. Urfa olur, Adana olur, İskender olur ama yosun olmaz. Kebap varken Ramen’i yemekte ne demek.” Su içinde yüzen makarna gözlerinin önünde canlanınca yüzü istemsiz buruştu Aslı’nın. 

“Zengin karımın mütevazı zevkleri beni benden alıyor.” diyen Yiğit başını sağa sola sallayarak odasına girdi. 

“Ah kalbim… sen de beni benden alıyorsun adamım,” diyen Aslı da odasına girdi. 

Zeynep’i zorla getirdikleri Fırat’ın yerinde herkes kendi halinde eğleniyordu. Hoş sohbetin hakim olduğu yerde bir tek Zeynep yorgun görünüyordu. Murat kıyıdan köşeden Azra’yı kesmekle meşguldü. Ama genç kadın Murat’ı görmüyordu bile. “Adam seni gözleriyle yiyor Azra,” diye fısıldadı Aslı. 

Azra omuz silkti. “Sevgilim var benim biliyorsun. Hiç ilgimi çekmiyor Murat.” dedi Azra. Aslı burnunu kıvırdı. “Mankenden sevgili mi olur lan. Ha tabi olur anca sevgili olur koca olmaz.” 

“O niyeymiş?” dedi Azra. 

“Adamın her yeri çıplak canım. Kaç genç kızın hayallerini süslüyor Allah bilir. Gözüm hiç tutmuyor o adamı.” 

“Yok ya çok sevimli aslında.” diyen Azra adamın zeytin karası gözlerini düşününce gülümsedi. Gözü Zeynep’e kaymıştı. “Bunun nesi var Aslı?” 

“Bugün hastanede olay vardı. Çok üzüldü.” 

“Ne olayı?” 

“Evet ne olayı?” dedi başını uzatan Yiğit. “Dünyası yıkılmış gibi bir hali var.” 

Kendine bakarak konuşan arkadaşlarına göz devirdi Zeynep. “Ne fısıldaşıyorsunuz?” dedi. 

“Bu halin ne Zeynep?” diye sordu Yiğit. 

“Hiç. Sadece keyfim yok.” demekle yetindi Zeynep. 

“Hastane birbirine girdi bugün.” dedi Aslı. 

Murat ve Fırat’ın da ilgisini çeken olay ile gözler Zeynep’i buldu. 

“Sodasını locanın ortasındaki sehpaya bıraktı Zeynep. “Bir baba ya bir baba… Kızını ne hale getirmişti. Kızın ağzından burnundan kanlar akıyordu. Bize doğru fırlatılınca hocamla benim arkama saklandı, “Kurtarın beni,’ diye yalvardı bize.” dedi dolan gözleriyle Zeynep.  

“Neden, nasıl yani bir baba kızına neden yapar bunu?” diye sordu Fırat. 

“Zeynep söylemeye çekinince Aslı boğazını temizledi. “Kızını sevgilisi ile yakalamış. Lise öğrencisi daha hem kendi hem sevgilisi. Çocukta acildeydi. Yakalamış dediğime de bakmayın yani pastanede çay içiyorlarmış.” 

Yiğit şaşkın bir ifade ile, “Bu mu?” dedi. 

“Bu deyip geçme canım. Öyle kolay, göründüğü gibi olmuyor sanırım. Yani ben de bilmiyorum ama tahmin ediyorum. Babalar için sakinlikle karşılanacak bir durum değil. Ve tabi bu şekilde de yapması gerekmezdi. Adam kudurmuş gibiydi. Hastane polisi zor durdurdu. Kızının yüzüne nasıl bakacak bilmiyorum. Ama o kız hiç unutmayacak bugünki yaşadığı utancı.” dedi Aslı. 

“Evet. Etrafına rezil olmuş genç kız,” dedi Murat. 

“Sadece o olsa iyi.” dedi Zeynep. “Kızını bekaret testine getirmiş bize.” Hepsi açılan gözlerle bir anlık şoka girmişti. Zeynep dolan gözlerinin ucundaki ıslaklıkları sildi. “O kız bakirdeydi bunu  ben bile görebiliyordum. Mahkeme kararı olmadan testi yapamıyoruz. Daha çocuk sayılacak yaşta ama babasına inat yanlış bir şeyler yapacağına eminim. Babasına öyle kötü bakıyordu ki ben bile anladım. Babası yaptığı hatayı anlar mı bilmiyorum.”

“Çok kötü…” dedi Yiğit. “Kızlar babaları için çok değerli olmalı ama bu değer değil. Cehalet!” 

Azra, “Kendine sorsan ne cevizler kırmıştır. Kendi gibi sandıysa zavallı genci,” dedi. 

Sohbetin rengini değiştiren Fırat, Azra’ya işlerin nasıl gittiğini sordu.  Murat kızı pür dikkat dinlerken Aslı kocasının kulağına doğru eğilince Yiğit fark edip yaklaştı. 

“Bekaret çok önemli değil yani öyle mi? Bunu çıkarabilir miyim ‘Cehalet’ kelimesinden?” 

Kaşlarını çatan adam anlamsız bulduğu soruya ne cevap vereceğini bilemedi bir an. “O kelimeyi onun için kullanmamıştım. Yaptığına nazaran demiştim. Sorunu cevapsız bırakabilir miyim?” 

Olmaz anlamında kaşlarını kaldırdı Aslı. “Fikrini merak ettim dogrusu.” 

“Bu çok karışık bir konu Aslı. Evet desem yargılarsın. Hayır desem yine yargılarsın.” 

Kocasına biraz daha sokuldu. Kimsenin duymasını istemiyordu bu konuyu. Zaten sohbete koyu şekilde devam ediyordu arkadaşları. 

“Haklısın her şekilde yargılarım. Yine de merak ediyorum. Sence kadınlar bakire olmak zorunda mı? Yani evlendiklerinde.” 

Gözlerini kısan Yiğit, karısının nereye varmak istediğini bilmiyordu. Hayır derse bir dert, evet derse başka bir dert olacaktı. Kendi fikrini uzun süre önce Aslı’yı sevdiğini anladığı gün değiştirmişti. Tenden daha üstün şeyler vardı. Duygular… 

“Hayır, olmak zorunda değiller,” diye yanıtladı. İçi yana yana. Kıskançlıktan kıvrana kıvrana. 

Öfkeyle gözlerini kıstı Aslı. Şimdi elinde bir kürek olacaktı da Yiğit’in ağzına bir tane vuracaktı. Madem önemli değildi ne diye vasiyetin okunduğu gün olamayacak laflar etmişti. 

İçinden, ‘Al işte bir şeyler geliyor,’ diyen Yiğit konu kapansın diye içeceğine uzandı. Önüne döndü. Belki unuturdu Aslı. Dudaklarını bulan bardağın içindeki meyve kokteylinin bir kısmı ağzında durdu. 

Kulağına değen sıcak nefesle durdu. “Çok gücendim şimdi Aşkım, ama ben bakireyim.” 

İleri geri, ileri geri olmadı. İçecek, nefes almasına engel olunca deli gibi öksürmeye başladı Yiğit. Bardağı elinden kapan Aslı arkasına yaslandı. Kocası can çekişirken pis pis sırıttı. Yiğit’in içeceğini kendi dudaklarına götürdü. “Helal Aşkım helal.” 

Aracın içinde büyük bir sessizlik hüküm sürüyordu. Aslı rahatlamış gibi yüzünde tatminkar ifadesiyle yolu izliyordu. Ama kocası diken üzerinde gibiydi. Bir eli direksiyonda diğer kolunu aracın cam kenarına dayayan Yiğit göz ucuyla karısına ara ara bakıp tekrar yola ve düşüncelerine dönüyordu. 

“Amma kıvrandın ha! Ne diyeceksen desen artık,” dedi Aslı kocasına döndü. 

“Öldürecektin beni.” diye söze girdi Yiğit. “Bunu daha sıcak bir ortamda öğrenmeyi tercih ederdim.” 

Aslı kahkaha attı. “Yok canım ee başka?” dedi. “Bana dediğin sözleri daha unutmadım Yiğit bey.” deyip önüne döndü. 

“Vur Aslı. Her fırsatta yüzüme vur. İyi geliyor sana değil mi?” 

“Hı hı. Ama… Ama Yiğitciğim inan bana daha çok yolun var.” 

“Ne yapmamı istiyorsun Aslı? Bunu nereden bilebilirdim? Sen beni biliyordun ben seni. Ne düşünmemi bekliyordun?” 

“Düşünmeni beklemiyordum ama o sözleri de hak ettiğimi düşünmüyorum. Kendine bakmadan beni, bir kadını ithaf ettiğin şeyler çok saçmaydı.”

Nefesi tükenen Yiğit arabayı evin bahçesine sokup stop ettirdi. Aslı’ya çevirdi bedenini. “Sana onları söylemek istemedim ama sen benim üzerime geldin. Sanki ben dedeni zorlamışım da tüm parasını bana bırakmış gibi sözlerde sana ait. Ben Rasim Demirkan için canımı verirken hem de. Sadece senin gazına geldim.” 

Biraz haklılık payı olduğunu düşünsede altta kalmadı Aslı. “Yine de ağırdı.” dedi. 

“Hayatımız ve geçireceğimiz yıllar boyunca bunu mu öne süreceksin?” dedi Yiğit. 

“Bilmiyorum.” diyerek aracın kapısını açıp çıktı Aslı. Soğuk hava tenine çarpınca montuna sarıldı. Yüzüne çarpan soğuk damlalar dikkatini çekti. Yağmur değildi. Başını gök yüzüne kaldırdı. Az önceki hararetli konuşma olmamış gibi sevinçle şakıdı. “Yiğit kar yağıyor.” 

Arabayı kilitledikten sonra Aslı’nın yanına gelerek başını kaldırdı. “Evet.” dedi Aslı’nın yüzündeki çocuksu sevinci izledi bir süre. 

“Çok tatlısın,” diye mırıldandı. Aslı kocasına baktı. “Evet öyleyim.” Elini Yiğit’in montuna götürüp yakasından tutup kendine çekti. “Ama sen bu ara hiç hoşuma gitmiyorsun Demirkan,” dedi. 

Yiğit göz devirdi. “Aslı…” diye inledi. Aslı elini adamın yakasından çekip eve doğru yürüdü. 

Anahtarıyla açıp girdiğinde kocasıda peşinden girip kapıyı kapattı. Montlarını çıkaran ve birbirlerine hırçın bakışlar atan ikili salona geçti. 

“Bu daha ne kadar sürecek Aslı? Yani ikimiz içinde bir dönüm noktası olmak zorunda. Sürekli önceye mi döneceğiz?” 

Parmağını Yiğit’e salladı Aslı. “Bana ‘artık’ dedin Yiğit. Benim gibi bir kadına peşin hükümlü yaklaştın. Ben kendine saygısı olan bir kadınım ve sen bana ağza alınmayacak laflar ettin. Beni, kendi yatıp kalktığın kadınlarla kıyasladın. Ne kadar üzüldüğüm hakkında bir fikrin var mı?” 

“Söyledim sana… Biraz senin gazına geldim. Biraz da,” dedi ve durdu Yiğit. 

“Ne biraz da? Söylesene hadi. Sana ilgim vardı ama söylemedim. Kıskançlık gözlerimi kör etti. Hoşlandığım kadına hakaret ettim desene! Ama sen sadece gaza geldim diyorsun.” 

Yiğit gözlerini bir kaç kez kırpıştırdı. Bir anda dumur olmuştu. “Nasıl?” dedi şaşkınlıkla. 

“Sana çok kızgınım ve hiç bir şey bunu azaltmıyor. İyi geceler.” Kocasının  şaşkın bakışları eşliğinde yanından ayrıldı. Evet çok kızgındı. Seviyor olması kızgınlığına engel değildi. Kendine hakaret eden adamı önce eşekten düşürecek sonra kendine yar edecekti. Ki Yiğit bu gece uyuyacak gibi görünmemişti gözüne. Odasına girerken hain bir gülüş belirdi yüzünde. Odaya girip kilidi çevirdi. “Hadi gir de göreyim seni yakışıklı surat.” 

 

Gecenin dördü olmuştu. Yiğit yatağında kıvranmakla zamanın geçmeyeceğine karar verince kalkıp her gece kokusunu almak için girdiği Aslı’nın odasına doğru ilerledi. Hala aklının bir köşesinde “ilgin vardı- kıskançlıktan gözün döndü,” sözcükleri dönüyordu. Ama bir taraftan da çok umursamıyordu. İlk zamandan bu güne ilgisini saklamamıştı zaten. Fakat öncesini Aslı’nın nasıl bildigini de ayrıca merak ediyordu. 

Elini kapı koluna koyup indirdiğinde açılmayan kapı ile aklı bir an da durdu. Eli öylece antika kapı kolunda kalmıştı. “Kilitlemiş,” diye mırıldandı. “Biliyordu geceleri geldiğimi.” Kolu kaldırıp sessizce odasına döndü. Kendine ettiği küfürler eşliğinde bir saat daha debelendikten sonra zoraki bir uykuya daldı. 

 

Sabah kahvaltıya inen Aslı kocasını, takım elbiseleri içinde nasıl harika göründüğünü içinden geçire geçire masaya oturdu. “Günaydın,” dedi adamın yüzüne bakmadan. 

Yiğit göz kapaklarını kaldırıp baktı. “Günaydın,” dedi. 

Tabağını dolduran Aslı göz ucuyla baktığı adama az sonra söyleceklerini aklında hazır etti. “Hazırlan canım Kıbrıs’a gidiyoruz.” dedi. 

Yiğit çatalını tabağına bıraktı. “Acaba altından ne çıkacak.” Karsına odaklandı. 

“Aşılama yapacağız.  Çocuk istemiyor muydun? Karar verdim senin bana dokunmanı istemiyorum.” 

Yiğit histerik bir kahkaha attı. “Sen delisin ama ben değilim. Öyle bir şey yapmayacağım.” 

“O zaman baba olmazsın.” diyerek omuz silkti Aslı. 

“Olurum Aslı. Hem de öyle bir olurum ki bir değil bir kaç çocuk daha istersin. Saf bedenini iğnelere mi teslim ediyorsun burada benim gibi bir adam varken? Dur hayır! Yanlış oldu. Kocan varken. Hem de sana ilgi duyan ve seni asla bırakmayacak olan biri. Ben!” 

“Ben kararımı verdim Yiğit. Bana dokunmayacaksın. Senin artığın olacağıma iğne artığı olurum.” 

“Aslı,” dedi dişleri arasından Yiğit. Öfkelenmişti. “Ne artığı? Benim artığım değil kadınım olursun. Şu gereksiz sözü söyleyip durma!” 

Umursamaz takılan Aslı oralı olmadı. “Ben sana diyeceğimi dedim. Ha ama dersen ben baba olmak istemiyorum, sen bilirsin. Ben oldukça genç bir kadınım uzun yıllarım  var anne olmak için. Tabii babası sen olmayan bir çocuğun annesi…” Bu söylediğine kendi bile inanmamıştı. Kendini başka bir adamla düşünemedi bile. 

“Çocuk istiyorum Aslı bunu kafana sok! Benim karımsın ve ölene kadar da öyle kalacaksın. Ölene kadar sana dokunmamı istemiyorsan ikimizde çocuksuz kalırız. Ben iğne aşı bilmem. Bir daha başka birini laf olsun diye bile söylersen yemin ediyorum yapacaklarımdan sen sorumlusun.”

Gözlerini küçülterek dinlediği adama bir kez daha aşık oldu. ‘Kop gel Aşkım’ diye bağıran iç sesine yine içinden kahkaha attı. “Aşılama bence gayet makul. Yapalım canım.” dedi en saçma yere en saçma cümleyi soktu bilerek. 

Öfkeden delirmek üzereydi. Karısının önündeki yiyecekler çarptı gözüne. Hepsi taze ve onun sevdiği gibi ilaçsız ürünlerdi. 

“O çocuk olacak.” 

“Tamam olsun. Aşılama ile işte.” 

Yumruğunu masaya vurarak ayağa kalktı. Parmağını Aslı’ya salladı Yiğit. “Organik çocuk istiyorum Aslı.  Doğal yoldan olanı. İğnesiz ilaçsız!” Korkusuz bakışlarla kendini izleyen kadına eğildi. “Zevkle yapılanından.”