Ağustos 24, 2020

8. Baldan Tatlı Karım

ile payelll

 

 

İçindeki uslu Aslı ellerini önünde birleştirmiş gözlerinden kalpler çıkarıyordu. ‘Ay Aşkım ya…’ deyiverdi. Ama diğer sert Aslı kollarını göğsünde bağlamıştı. Suratını asmış, uslu Aslı’ya burun kıvırıyordu. ‘Zevkle yapılanındanmış. Erkek kaşarı sende.’ dediğinde içinden geçen seslerle gözlerini kırpıştırdı Aslı. Elini boğazına götürüp ovaladı önüne dönerken. ‘Bir susun be’ diye çemkirdi içindeki seslere. 

“Otur yemeğini ye Yiğit.” Tepesinde ayakta bekleyen ve onu az sonra yatağa atacakmış gibi bakan adam yüzünden kan yüzüne hücum etmişti. Az önce hiddetle ayağa kalkan Yiğit usulca yerine oturdu. Gözleri karısının üzerinde biraz da sakinlemiş haliyle çayından bir yudum aldı. 

“Ne oldu karıcım? İnsafa mı geliyorsun, yoksa bana mı öyle geliyor?” 

Kollarını masanın üzerinde birleştirip kocasına baktı. Beklediği hareketleri sergilemişti Yiğit. ‘Tamam hadi gidelim, iğneyse iğne sen umrumda bile değilsin’ deseydi Aslı bu sefer kesin boşardı adamı. 

“Sadece bir sınavdı Yiğit.” diye mırıldandı.  Şaşıran adama gülümsedi. “Ne sıvanı?” 

“Beni bu kadar istiyor olman gözlerimi yaşarttı ama hala ikna edemedi.” dedi Aslı yemeğine dönerken. Yiğit göz devirip nefes bıraktı. “Sorun değil. Bir gün ikna olacaksın.” dedi umursuzca yemeğine döndü o da. 

Aslı omzunu silkti. Bu, umrunda değil, mesajıydı. Ve Yiğit’i delirtmek tam da böyle bir şeydi. “Bir şeyi açıklığa kavuşturalım Aslı.” 

“Nedir o?” 

“Sen benim istediğim kadınsın da galiba ben senin istediğin adam değilim.” Çatalın ucundaki zeytin ile eli havada kaldı Aslı’nın. Başını Yiğit’e yavaşça döndürdü.  “Bunu nereden çıkardın?” 

‘Elinin köründen çıkardı Aslı.’ dedi Uslu Aslı. ‘Ne bekliyordun? Adamı bu kadar itersen aklına başka ne gelir?’ Sert Aslı’ya baktı uslu olan. Başını havaya kaldırmış ıslık çalıyordu. İşine gelmemişti bu soru onun. 

“Bir yerden çıkarmama gerek mi var? Sen her halinle bana gösteriyorsun.” Çatalını tabağına bıraktı Aslı. “Yok öyle bir şey. Evlenirken de demiştim sana. Ben doğru düzgün bir evlilik istiyorum sadece.” 

Yiğit kadına doğru eğildi. “İstiyorsan bir çaban olsa iyi olur.” dedi. 

Bakışlarını adam üzerinde sabitledi. Buna kızmıştı. Hatta az sonra kafasına masada ne varsa yiyebilirdi Yiğit. “Sen beni tehdit mi ediyorsun? Çaba göstermezsem ne olacak? Beni kapıya mı atacaksın?” 

Hiç alakası olmayan bir şey demişti Aslı. Yiğit’in kastı tamamen farklıydı. Aslı kendinden fazlasıyla etkilenen bir kadındı ve Yiğit onu yola getirmek için sıcacık yöntemler kullanacaktı. “Saçmalama Aslı, daha neler…” 

“Yok yok altında bir şey var söyle de kurtul  yoksa ben seni burada parçalara ayıracağım.” Hiddetlenen kadına şaşkın gözlerle baktı. “Ne olacak altında?” 

“Sen söyle ne var? Neden öyle söyledin?” 

“Aslı…” Derin nefesini sesli bir şekilde ciğerlerine dolayan Yiğit tamamen yanlış anlaşılmanın verdiği rahatsızlıkla gözlerini kapatıp açtı. 

“Beni tehdit edemezsin! Anlaşarak evlendik seninle. Senin koynuna girmeyeceğimi defalarca söyledim. Ne o, sabrın buraya kadar mıydı?” Sesini yükselten Aslı’nın içindeki kızlarda şaha kalkmıştı. 

Suratsız olan ‘Aslanım benim… yürü be’ diye tezahürat yaparken diğeri omuzlarını indirmiş bekliyordu mahsun mahsun. ‘Ne saçmaladın be kızım’ demeyi de ihmal etmemişti. 

“Bağırma Aslı.” Yiğit hızla ayağa kalktı. Masanın üzerinde duran telefonunu ve tabletini aldı. “Anlaşılan ters tarafından kalktın. Bu konuşma burada bitmiştir Aslı.” 

Aslı da ellerini masaya dayayıp kalktı. Gözlerinin yeşili en koyu tona bürünmüştü. Yiğit’in ‘yoksa’ içeren konuşması içinde uyuyan hırçın kadını uyandırmıştı. Bir başkasından duysa; parmağını havada, daire şeklinde sallar yüzüne de sinsi bir gülüş yerleştirir ‘Çokta tın’ der geçerdi. Ama bu sevdiği adamdan gelince yaralamıştı. 

“Bu acıttı Yiğit. Bir şey bitti evet ama başlamadan biz bittik. Boşanıyoruz!” 

Parmağını havaya kaldırdı Yiğit. “Çok bek….” 

Devasa ve antika masa ters tarafa olacak şekilde yan yattığında odanın içinde kulakları sağır eden kırılma sesleri ve tüyleri diken diken kaldıran uğultuyla birlikte Aslı’nın saçlarını savuran rüzgar esti. 

Eve bir bomba düştüğünü, uçak çarptığını veya bir geminin yalıya girdiğini düşündü Yiğit. Sesi ilk duyduğu anda Aslı’yı bileğinden tutup masadan uzağa çekmişti. Kadını kolları arasına alarak sıkıca saran adam gözlerini kapatmıştı. 

Aslı, iliklerine kadar korkuyu hissetmiş ve yine tek sığınağı olan adamın himayesine girmişti. Az önceki öfkesinin yerinde ciddi manada yeller esiyordu. Bir anda üşüdüğünü hissetti. Bir dakikayı aşmayan sesler ve rüzgarın etkisi geçtiğinde ilk gözlerini açan Yiğit olmuştu. Başını kaldırmak isteyen Aslı’nın başını yeniden göğsüne gömdü. Ne olmuşsa ilk kendisi bakmak istemişti. “Kaldırma.” dedi titreyen kadına. Aslı itaat etti. 

Yiğit başını yavaşça çevirdi. Ne göreceğini bilmiyordu ama merak ve endişe sarmıştı iç dünyasını. Evin hizmetlileri çarptı ilk gözüne ilk olarak. Biri genç diğeri orta yaşlı iki kadın kocaman gözlerle bakıyordu. 

Masa yan yatmıştı. Uzunlamasına, iki bacağı birden kırılmıştı. Veya çıkmıştı. Masanın üzerinde ne kadar porselen ve cam eşyalar varsa hepsi paramparça olmuştu. Bakışları büyük camlara ilişti. Ne acıktı ne kırılmış. “Peki o rüzgar neyin nesiydi?” diye belli belirsiz mırıldandı. Ama Aslı duymuştu. Yiğit kollarını gevşetirken Aslı, adamın omzundan kenara başını uzattı. Her yer cam ve porselen kırıklarıyla dolmuştu. O da kocası gibi pencerelere baktı. “Ya rüzgar?” dedi dağılan ortalığa bakarak. 

Cevapsız sorusundan aniden sıyrıldı. İki eliyle adamı göğsünden itti. Çalışan kadınları görmüştü ama umursamadı. Kapıya doğru hızlı hızlı yürüdü. “Yaptır şu masayı.” dedi evin çıkışına yürürken. 

Elleriyle yüzünü sıvazladı. “Aklımı koru yarabbi…” dedi alenen kendine bakan kadınlar şu an aklında bile değildi. Aslı’nın yürüdüğü yolu takip etti. Kadınlara da gülümsedi. “İyi günler hanımlar, size kolay gelsin. Birazdan birileri gelir halleder siz ortalığı toparlayın.” Cümleleri bitene kadar o da kapıyı bulmuştu. 

Cafeye girdiğinde kızları görmüş ve hızlı hızlı masaya yaklaşmıştı. Çantasını ahşap koltuk tarzındaki konforlu sandalyeye resmen çaktı. Kızlar irkilirken yerine sertçe oturdu. “Aşk mı gurur mu?” diye sordu sabahki tehdit içerikli konuşma tüm gün içine oturmuştu. 

“Yerine göre şekerim. Gurursuz kadın yoktur. Yapıcı kadın vardır. Aşkta savaşmak gurursuz yapmaz.” dedi Zeynep. 

“Bence gurur; Aşkın kibirli yanıdır. Kibire kapılmamak lazım. Tabii neye göre olduğu önemli.” dedi Azra. 

“Dökül, ne oldu?” diyen Zeynep’ten komut beklermişcesine anlatmaya başladı Aslı. Sabah olan bitenleri, Yiğit’in sözlerini kızara aktardı. 

Ağzını büktü. “Çabam olsa iyi olurmuş.” dedi hala öfkesi geçmiş değildi. 

“Kızım ne celallendin sen de? Ucu açık bir cümle. Yiğit birini, kaldı ki seni tehdit edecek adam mı?” dedi Azra, pek aklına yatmamıştı. 

“Kız haklı evet tehdit içeriyor ama ne tehditi? Seni evliliğe bile zorlamayan adam seni ne diye tehdit etsin?” Zeynep arkadaşına yanlış yapmışsın dercesine bakış attı. 

“Ne fark eder? Dedi mi, dedi? Ben anlamam arkadaş beni tehdit etti.” diye çıkıştı Aslı. 

Azra gözlerini devirdi. “Hayırdır Aslı regl döneminde misin? PSM mi oldun ne oldum?” 

İkisi de değildi. Aslı çıkmazdaydı. “Belirsizlik canımı sıkmaya başladı.” Başını elleri arasına aldı. “Ne ileri ne geri ortada kaldım. Hiç açık vermiyor.” 

“Sanki sen veriyorsun.” dedi Zeynep. “Aslı, kocan full ekstra yakışıklı bir adam. Sandığımız gibi de çıkmadı. En başından beri kibar, anlayışlı sen ne bekliyorsun?” 

“Risk alamam. Kaybedecek çok fazla şeyim var. Para benim umrumda bile değil.  İki yıl sonra sevdiğim adamdan bir bebekle gözyaşı dökmek istemiyorum.” Saçlarını geriye atarak bıkkınca ardına yaslandı. 

“Risk almazsan da kazanamazsın. Evlisin sen artık. Omunla ister birlikte ol ister olma. Ev-li-sin! Bitecekse bile onu yaşamalısın. Hiç bir şey olmadan biterse de çok pişman olacaksın. Keşkelere sığınacaksan.” 

“Azra burada da haklı canım.” dedi Zeynep. “Yapacağın şey net.” 

“Neymiş o?” 

“Koyver gitsin.” Zeynep’in sözleri gülmelerine neden olmuştu. 

“Ara sor neredeymiş? Gelsin yemek yeyin,” dedi Azra. 

“Evet ara.” 

Zeynep’ten de onay alınca telefonuna asıldı. “Aklıma yatmadı ya neyse… yine de zor olacak. Hala kızgınım.” 

Henüz tuşlara dokunmamıştı ki telefonu çalmaya başlamıştı. “O arıyor.” dedi Aslı. 

“Aç hadi. Hadi gururdan da yırttın.” diyerek kahkaha attı Zeynep. 

“Evet.” dedi. Başka bir söze gerek görmeden. “Kızlarla birlikteyim, Cafedeyiz. Olur. Konum atarım.” 

Saçları arasına bırakılan öpücükle irkildi. Arkasını döndüğünde Yiğit’in yakışıklı suratına efsunlu havası katan gamzesi de kendini belli etmişti. “İyi akşamlar hanımlar.” dedi suratındaki sırıtmayla Aslı’nın yanına oturdu. 

Yiğit ile beraber gelen Murat’ta fırsatı kaçırmadı. Azra’nın yanına oturdu. Kıza doğru eğildi. “Nasılsın Azra?” 

“İyilik Murat, sen?” diye tamamen dostane bir yaklaşım sundu Azra. “Bende iyiyim.” dedi Murat. 

Kocasına yandan bakış atan Aslı gülümsüyor falan değildi. Hala sabahki tartışmanın izlerini taşıyordu. Yiğit kolunu kadının omzuna doladı. Kendine doğru çekti. Aslı gelmek istemedi ama o çekti ve Aslı inat edemedi daha fazla. “Kıpırdanma.” diye fısıldadı Yiğit. “Kes sesini sana hala fazlasıyla öfkeliyim.” 

Yiğit ona aldırmadı. Aslı’yı deli gibi seviyordu. Onu bırakmazdı. Kendini bırakmasına da asla izin vermezdi. Ne gerekiyorsa yapardı. Hayatı boyunca Aslı’nın inadına tutulsa bile beklerdi. Gönlünün sultanıydı Aslı. 

“Sana bir haberim var Aslı.” dedi yemeğine devam ederken. 

‘Belgeleri hazırladı kesin’ diyen sert Aslı tırnaklarını inceliyordu. Hiç umrunda gibi görünmüyordu ama diğer naif Aslı’nın dudakları titremişti. ‘Çok beklersin’ diye diğerine laf attı. İçindeki cadılar kavgaya tutulurken kocasına baktı. “Ne?” dedi merakla. 

“Annem geliyor.” Aslı’nın gözleri yerinden çıkacak dereceye kadar açıldı. “Nasıl? Annen kim senin?”

“Neriman Doğan,” dedi Yiğit karısına hiç bakmadan. “Yarın gece burada olacak.” 

Hiç bilmediği bir kayınvalide… kimdi ki o kadın? Nasıl biriydi? Ne yer ne içer, huyu suyu neydi? Bilmediği kayınvalidenin derdi sarmıştı onu birden. Sorularını eve sakladı. 

“Kardeşlerin?” dedi. 

“Onlar daha sonra gelecek.” 

Aslı anladığını belli edercesine başını sallarken kızlarla göz göze geldi. İkisi de tedirgindi ama ‘sakin’ işareti veren kızlara gözlerini kapatmakla yetindi. 

 

Eve girdiklerinde olağan salon konuşmasının gerçekleşeceğini bilen Yiğit Aslı’yı takip etti. Ellerini beline yerleştiren Aslı’ya gülümsedi. “Bu savaşçı haline aşık olabilirim Aslı.” dedi. 

“Olsan iyi edersin, zira aşağısı beni bozar seni oyar.” dedi ve esas konuya geldi. “Annenin gelecegini daha önce de söyleyebilirdin.” 

“Ne fark eder? Zaten bugün gelişti. Çok sıkılmış Amerika da bıktım dönüyorum, dedi. Rahatsız mı oldun?” 

Kocasının annesiydi, ne diyebilirdi ki? “Hayır tabii ki, sadece tanımıyorum tedirgin oldum.” dedi dürüstçe. “Benim annem gibiyse yandık.” 

“Ayşe’yi suya götürüp susuz getirir benim annem.” 

“Nasıl biri biraz tüyo ver.” 

“Kocaman tırnakları var, ojeli. Her gün ayrı renk takılır. Yüzünde tek hayat çizgisi bulamazsın. Her yeri estetik. Saçlarını söylemiyorum bile… sadece Paris’ten giyinir. Dominant bir kadın olması bir yana, azıcıkta kavgayı sever. Konken, briç gibi kumar oyunlarında kimse eline su dökemez. Su gibi alkol alır. Tüm gün uyur. Gece yine gider oynar. Eve de sabaha karşı gelir.” 

Gözlerini kısan Aslı inanmak istemememişti. “Yalancı mısın, acaba?” 

“Evet.” 

Aslı elini yumruk yaparak Yiğit’in omzuna vurdu. Yalancı bir acıyla yüzünü buruşturdu Yiğit. “Gelince görürsün Aslı. İyi geceler.” Arkasına bakmadan kaçan adamın ardından dişlerini sıktı. 

“Daha karın bile değilim. Bir de gelin olacağım şimdi. Ah Yiğit çok adisin çok,” diye bağırdı arkasından. Adamın keyifle kahkaha atan sesine, hırsa gelip çocuk gibi tepindi yerinde. 

Telefonunu kapatıp kendini bekleyen şöförüne gülümsedi. “Veli anahtarı bana ver.” dedi. Şöförü azad etti. Bu gece olacaklar için heyecanlıydı. Saatine baktığında öğlen üzeri dörde geldiğini gördü. Aslı’ya gidene kadar onun çıkış saatine denk gelebilirdi. 

Hastanenin otoparkına bıraktı aracını. Bu sefer beklemek yerine ona sürpriz yapacaktı. Bastığı yeri yakan karizmasıyla yürüyor, genelde de kadınlar tarafından inceleniyordu. Ama çalışanlar biliyordu ki, O Aslı’nın eşi Yiğit Demirkan’dı. 

Aslı’yı bulmak ne mümkündü. Büyük hastanenin girintili çıkıntılı dönemeçleri aklını karıştırmıştı. Zeynep’i aramayı akıl etti ama yanından geçen hemşireyi durdurdu ilk olarak. 

“Doktor Aslı Demirkan hangi katta?” diye sordu. Genç ve güzel hemşire adamın çekiçi suratına kısa bir bakış atıp, “bu katta çalışıyor ama şu an üst katta, yeni doğan servisinde.” 

“Teşekkür ederim.” deyip asansöre yöneldi. Üst kata çıktığında da bir görevliye sordu. Kendine verilen tarife göre devam edip Aslı’ya zorda olsa ulaşmıştı. Karısını, yeni doğan odasında bulmayı aklından bile geçirmeyen Yiğit yüzünde, dünyanın en harika manzarasını izliyormuş gibi görünen ifadesiyle başını yan yatırıp izlemeye başladı. Zeynep ile birlikte başında hem konuşup hemde sevdikleri bebeğe baktı. Pek yeni doğan bir bebeğe benzemiyordu sanki. “Kaç tane yeni doğan bebek gördün?” Kendine sorduğu soruyla ve kapıdan çıkan başka bir bebek hemşiresinin ufacık bir aralık bıraktığı kapıdan Aslı’nın sesini duydu. 

“Görmesem inanmam! Beş buçuk kilo bebek mi olur?”

“Normal doğum bir de. Annenin de maşAllah’ı var. Toprak verimli olunca çekirdek de iri oluyor.” 

Aslı hafif bir kahkaha attı. “Erkek bir de. Bu büyüyünce ne canlar yakacak acaba. Baksana şunun güzelliğine.” Hülyalı gözlerle izlediği bebeği Zeynep kucağına alıp Aslı’nın kollarına bırakmak için yaklaştı. “Deneme yapıyoruz Aslı. Bakalım yakışacak mı?” deyip göz kırptı arkadaşına. 

“Ahh  kendimi anne olarak düşünemiyorum. Annemi baz alırsak kesinlikle beceremem. Hem ne yakışması sende doktor hanım. Bebek bu aksesuar mı?” 

“Aman Aslı al hadi.” Zeynep bebeği Aslı’nın kollarına bırakıp geri çekildi. “Genç çıtır bir anne olacaksın. Çok yakıştı.” 

“Evet babası da kart bir zampara olacak kesin.” 

Yiğit’in yüzü beyaza dönmüştü. Gözleri büyümüş ağzı hafifçe açılmıştı. ‘Kart zampara dedi’ diyen iç sesiyle birlikte şaşkındı. 

“Ama çok yakışıklı, pis serseri.” Bebeğe bakarak dediği sözleri Zeynep’e bakarak tamamladı. “Oğlum olsa ona benzer mi dersin.” 

“Benzemezse ayıp eder.” 

Son sözlerle biraz olsun kalbi ferahlayan Yiğit bu seramoninin bitmesi adına camı tıklattı. Kart zamparayı soracaktı elbet. Kart mı, değil mi öğrenirdi Aslı. 

Kızlar cama döndüklerinde Yiğit’in alttan bakan kısık gözleriyle karşılaştı. Birbirlerine dönen arkadaşlar daha fazla bir şey demedi. Aslı bebeği yerine yatırıp kapıya yürüdü. Zeynep’te bebeğe son bir bakış atıp Aslı’yı takip etti. 

Kapıya elini atınca açık olduğunu anlayan Aslı, Yiğit’in neden öyle baktığını da çözmüştü. Gözlerini devirip arkasındaki kıza kapının açık olduğunu işaret ettiğinde Zeynep’te farklı olarak gözlerini kocaman açtı. 

“Hoş geldin Yiğit,” dedi Zeynep. 

“Çok hoş buldum baldız.” derken karısına bakıyordu. “Bebekte ne yakışmıştı kucağına.”

“E… şey benim gitmem gerekiyor. Sonra görüşelim.” diyen Zeynep koşar adım cevap beklemeden resmen kaçtı. 

“Niye geldin?” 

“Ben iyiyim tatlım sen neler yaptın?” 

“Of Yiğit.” dedi Aslı gözlerini kaçırarak. 

“Seni almaya gelmiştim. Havaalanına birlikte gideriz diye düşünmüştüm. Ama kart zampara damgası yiyeceğimi tahmin edemedim Aslı.” 

“Değil misin? Ben söyleyince mi ağrına gitti?” 

“Değilim. En azından zampara değilim. Kart, hiç degilim.” Bugünü tartışmayla bitirmek en son istediği bile değildi Yiğit’in. “Her neyse baldan tatlı karım.” deyip kolunu kadının omzuna dolayıp kendine çekti. Geldiği yöne doğru yürümesini sağladı. “Baldan tatlı, ben,” dedi Aslı adamın ani değişimine şaşırmıştı. 

“Kendine haksızlık ediyorsun Aslı. Bazıları sessiz sakin, suya sabuna dokunmayan, hiç bir şeye itiraz etmeyen, sorunları yoksayan veya basit geçişlerle gelişi güzel kadınlar sevebilir. Hayatlarına dahil edebilir, bundan da hiç şikayet etmeyebilir. Kötü bir niyetle demiyorum; her erkeğin ruhunu okşayan bir kadın vardır. Su kısacık zaman da ben anladım ki; beni senden başkası çekemez ve paklamaz.” 

Yürüyordu ama Yiğit’in onu yönlendirmesine dayanıp önüne bakmak yerine kocasına bakıyordu. Upuzun cümleleri nasıl kurmuştu o? İtiraf… teslim olmak… neydi bu şimdi. “Ne dedin sen ya?” diyebildi. 

Yiğit’in ufak bir gülüşüyle dudağının kenarına, hastanenin orta yerinde hiçte masum olmayan öpücükle ödüllendirildi. Gözleri büyüyerek etrafını tararken bir kaç kişinin meraklı bakışlarını da görmüştü. “N’apıyorsun Yiğit?” diye fısıldadı. 

“Karımı öpüyorum, suç mu?” Kadının cümlelerinin bittiği yerde başlayan göz devirmeler ve sessiz kalışlar aslında ne halin varsa gör, demekten öte değildi. “Uçağın inmesine dört saat var. Önce yemek yiyelim, daha sonra da birlikte yürüyüş yaparız.” 

Gözlerini düşünerek yuvalarında döndürdü Aslı. “Olur. Bekle üzerimi değişip geliyorum. Saatim de dolalı çok oldu zaten.” Giyinme odasına gitmek için Yiğit’i olduğu yerde bırakıp beş adım attı ve durdu. ‘Onu burada mı bırakacaksın?’ İçindeki uslu kızın yalvaran gözlerini gördüğün de kendi kendine acıyacaktı neredeyse. ‘Bence bırak. Belki sağdan soldan ayar ettiği kadın olur. Yol yakın hala.’ diyen suratsız ve sert Aslı’nın sözleriyle hızla arkasına döndü. 

Ellerini cebine atmış kendine bakan adamın yanına üç adımda vardı. Beş adımda uzaklaşıp üç adımda uçmuştu. Yiğit’in cebinde olan elini çekiştirdi. “Burada bekleme, benimle gel.” 

“Neden?” diye sordu Yiğit kadının aklından ne geçtiğini tahmin etmek istedi ama bilemedi. 

Hastanede bir CEO’nun salına salına gezmesi ve üzerine de fazla çekici olması Aslı gibi kıskanç bir kadının damarını attırmaya kafiydi. Ama bunu ona söylemek istemedi. “Hiç canım, tekrar buraya gelmeyeceğim sonuçta.” Mantıklı gelen sözlerle elini tuttuğu kadının onu yönlendirmesine izin verdi. 

Uçağın inmesine bir saat gibi zaman kalmıştı. Açılan trafik nedeniyle dert etmiyordu Yiğit. Buz gibi havada sahilde oturmak ne kadar mantıklıydı ikiside bilmiyordu ama ruhlarına iyi geldiği de kesindi. 

Kaçıncı çaylarını içtiklerini unuttular. Yiğit, eski aile anılarını anlatmış kimi zaman hüzünlenmiş kimi zaman da Aslı’yı kahkahalara boğmuştu. 

“Her şeyi anlattın ama dedem ile nasıl tanıştığını anlatmadın.” 

Bakışlarını koyu lacivertle bürünen, arada ay ışığının yansımasıyla parlayan dalgalara çevirdi Yiğit. “Zor bir günde tanıdım onu. O gün kaybedişlerim ve kazanılmışlarımın günü. İkisinin arasında kaldım hep.” dedi. 

“Anlamadım ki.” dedi Aslı. 

“O gün Rasim Demirkan hayatıma girdi. Sen hayatıma girdin ama babam o gün dünyadan ayrıldı.” Sesinde hüzün ve özlem vardı Yiğit’in. Yerinden biraz daha, kocasına doğru kaydı. Bedenini ona yasladı. “Özür dilerim.” diye mırıldandı masumca. 

“Özür dileyecek durum değil. Herkesin hayatında böyle günler olur. Acısı geçiyor ama özlem hiç bitmiyor. Bir süre sonra ona da alışıyorsun.” 

“Evet haklısın. Ben sadece dedemi kaybettim. Onu özlüyorum. Biliyor musun Yiğit; Ben bu dünya da sevgiyi ondan öğrendim. Annem ile babam Allah’a emanet, malum.” 

Yiğit, dilinin ucuna gelenleri yutmak zorunda kaldı. Gerçeği ona söylemek istedi ama çıkmıyordu iki dudağının arasından. En iyisinin planladığı gibi olmasıydı. “Rasim baba yüreği sevgiyle dolu biriydi. Bana babalık yaptı.” diye geçiştirmek istedi. 

“Evet öyle. Ama bir şeye takıldım.” Yüzünü kocasına çevirdi. “O gün ben nasıl senin hayatına giriyorum onu anlamadım. Bir de ben senin hayatında ne arıyorum Yiğit?” 

Yiğit tebessüm etti. Hiç bir şey kaçmıyordu bu kadından da. “Rasim baba ile tanıştığım gün, senin doğduğun gündü de o yüzden.” 

Kendiliğinden açılan gözleriyle bir kaç saniyelik şok belirtisi göstermişti Aslı. “Nasıl?” dedi belli belirsiz. 

“Öyle işte. Senin doğduğun gün gördüm seni. On yaşındaydım. Rasim baba göstermişti. Çok uzun hikaye Aslı. Bir ara anlatırım. Gidelim artık hem üşüdün baksana.” Başını şaşkın kadına yaklaştırıp buz kesmiş burnunun ucuna dudaklarını bastırdı Yiğit. “Evet üşümüşsün.” Aslı’nın elindeki bardağı aldı. Kendi bardağıyla birlikte bankın üzerine bıraktı. Sessiz kadının şaşkınlık içinde olduğunu görüyordu. Bu onu gülümsetmişti. Elinden tutup kaldırdı. Bir adım atıp Aslı’ya döndü. Gecenin ayazında içini ısıtan parlak hareleri seviyordu Yiğit. Belki… belki doğduğu günden beri… 

“Adını da ben taktım bu arada.” deyip buz tutmuş dudaklardan hızlı bir öpücük kaptı ve kaçtı. Önüne dönüp yürümeye Aslı’yı da ardından çekmeye devam etti. “Oldukça uzun bir hikaye sanırım. Duymak için deli oluyorum.” diyebildi Aslı. Beklediği hatta aklının ucundan bile geçirmediği şeylerdi duydukları. 

“Çok uzun Aslı, çok.”