Ela Fatih’e doğru eğildi. “Kim bu sevgilisi mi?” diye sordu. Karahan’ın öldürücü bakışlarına yakalandığında Fatih’in arkasına geçti. “Ben yanlış bir şey mi dedim?” diye mırıldandı sevdiği genç adama ama Fatih’ten sus işareti alarak ağzına fermuar çekti.

Birbirlerine sıkıca sarılmış olan Nihat ve Nazlı’ya baktı Karahan. Nihat’ı boğabilir, öldürebilirdi. Aklından geçen tüm işkenceleri onun üzerinde test edebilirdi. Başını çekil anlamında salladı Nihat’a.

Nihat Nazlı’nın duyabileceği bir sesle, “Seninki delirmeden az uzaklaşsan iyi edersin. Daha çok gencim,” dedi.

Nazlı aniden Nihat’tan ayrılıp arkasına baktı. Gözleri karanlık kuyuları andıran adam ona daha karanlık bakıyordu. Nazlı ise Nihat’ı görmenin mutluluğuyla dolup taşıyordu.

Az sonra yapacağı için sonra muhtemelen pişman olacaktı. Nihat’tan ellerini çekerek adamı bıraktığı gibi kendini Karahan’ın kollarına attı. Karahan onu kendine sarmasaydı Nazlı ona ancak sarılabilirdi. Ama şu an Karahan’ın boynuna kollarını dolamıştı. “Teşekkür ederim.”

Sımsıkı sarmıştı Nazlı’yı. Gözlerini kapatıp bedenine dolanan kollarla geçmişe dönmüştü. Aşkın coşkuyla yaşandığı, Nazlı’nın onu her gördüğünde aşkla ona koştuğu yıllara… Karahan içinden Aslı’ya dualar gönderdi. O olmasaydı, onun çılgın kişiliği ve akla zarar fikirleri olmasaydı Nazlı’nın yanından bile geçemezdi. Geçmek için delirdiği ama ufacık bir aralıktan bile sızamayacağını biliyordu. Kızı bıraktığı zaman tüm köprüleri istemeden de olsa yıkmıştı.

Kimin boynuna sarıldığını anlık heyecanın geçmesiyle kavradı Nazlı. Kollarını çözüp Karahan’dan ayrıldı. Aslında kollarında müebbet bile yiyebilirdi. Ama olmazdı. Olamazdı. İçindeki seven hatta çok seven kadına rağmen olmazdı.

Yine de gülümsedi Nazlı. Arkasındaki Nihat’a döndü. “Seni görmek aklıma gelecek son şeydi.”

Nihat yakışıklı suratına daha da cazibe katmıştı. “Sen… Sana ne olmuş böyle Nazlı…”

İki elini beline yerleştirdi Nazlı.” Ne olmuş bana? Kötü mü görünüyorum?” dedi, muzip bir ifadeyle.

“Ne alaka, sen çok güzel bir kadına dönüşmüşsün.” 

Karahan’ın yüksek perdeden çıkan sesi Nazlı’nın tatlı sert sitemine engel oldu. 

“Nihat!!!” diye gürledi.

Nazlı gözlerini kısıp sinirle bakıp Nihat’a döndü. “Bu adamla mı çalışıyorsun?” diye sordu. 

Nihat Karahan’a bakıp yüzünü buruşturur gibi yaptı. “Maalesef… Sen de öyle yapıyorsun.” 

Nazlı dudaklarını büküp konuştu. “Maalesef.”

“Araba nerede?” Katı sesini yine ortama yaydı Karahan. Nihat’ın arkadaşı olması kıskanmaması için bir neden değildi.

Öğlen üzeri yapılan toplantıya katıldıktan sonra bugünkü işleri bitmişti. Nazlı ve Karahan hariç…

Bir aylık bir denetleme yapılacaktı ve bunu ikisi yapacaktı. Asistanlar da belli bir süre yardım edeceklerdi. Akşam yemeğinden sonra başlayacaklardı. Çünkü Nazlı öyle istemişti. Nazlı bir şey istemiş ise Karahan onu emir sayardı. Nazlı’ya giden yolda ne isterse yapacağına yemin etmişti. Elinden geldiği kadar zorlayacaktı evet ama bu ikisinin gelecegini yeniden şekillendirmekten başka bir şey için değildi. Suçluydu. Hatalıydı. Ama bazen hataların geri dönüşleri vardı ve tüm geri dönüşler, pişmanlıklar Nazlı içindi.

Buna en çok şaşıran da Fatih ile Ela idi. Oturdukları masada patronlarını bekleyen iki sevgili tatlı bir muhabbete dalmışlardı. 

“Aşkım sende fark ettin mi?”

Fatih, Ela’nın ela gözlerine dalmıştı. “Neyi canım?” 

“Patronlarımız çok tuhaf davranıyor. Sanki ikisi arasında yüksek gerilim hattı varmış gibi. Sen bir şeyler biliyor musun?”

Fatih boğazını temizleyip önüne döndü. “Ela lütfen. Bu bizim sorunumuz değil.”

Ela gözlerini kısıp baktı. “Sen bir şey biliyorsun?”

“Ela lütfen,” diyerek geçiştirmek istedi Fatih.

“Ela,” diyen sesle yerinden fırladı genç kız.

“Efendim.”  

“Ela, patronun nerede?” dedi Karahan.

“Ne istiyorsun Karahan? Sesine de biraz ayar ver, asistanımı korkutuyorsun,” diyerek geçip masadaki yerini aldı Nazlı. Karahan da Nazlı’nın karşısına geçti.

“Dili biraz uzun, sen mi kesersin ben mi?” dedi Karahan.

Nazlı Ela’ya baktı. Ela’nın öyle bir huyu olduğunu sanmıyordu. Kızın utangaç haline de hala çözüm bulmuş değildi. Nazlı her halükarda güçlü görünen kadınlar olsun istiyordu etrafında.

“İşine bak Karahan.”

Fatih, Karahan’a baş tutan kadına gülümsemişti. Aralarında üç yaş vardı. Ama ona abla demek çok keyifliydi. Abla gibiydi. Karahan ona uzun uzun anlatmıştı Nazlı’yı ama Fatih’in aklında canlanan kesinlikle bu kadın değildi. Yemek boyunca havadan sudan konular konuşmuşlardı. Ela ile Fatih arasındaki her bakışma kaçamağını yakalıyordu Nazlı. Ve her seferinde kendini gülümserken buluyordu.

“Fatih,” dedi Nazlı. Merak ettiği bir konu vardı. 

“Efendim abla.” Fatih’in yeşil gözleri ışıl ışıldı. 

“Siz hiç kavga, tartışma falan etmiyor musunuz?” 

Ela, “Yooo etmiyoruz,” dedi.

“Nasıl yani tüm huylarınız ortak mı?” Karahan sormuştu bunu. Nazlı sorduğunda dikkatini çekmişti. Daha önce ikisini yan yana bile az görürdü.

Fatih, “Pek sayılmaz. Ama bu tartışmak için bir neden değil sanıyorum,” dedi.

“O zaman siz barışma nedir onu da bilmiyorsunuz,” dedi Nazlı.

Ela ile Fatih göz göze geldi. Aynı anda “Yok, bilmiyoruz,” dediler.

Nazlı gülümsedi. “Ne tesadüf bende bilmiyorum. Sanırım karşıma hep anlayışlı adamlar çıktı.”

Elindeki çatalı tabağına bıraktı ve Nazlı’ya döndü Karahan. Kıskanmak için tam vaktiydi. Nazlı onu yok yere öfkelendirmekten zevk alıyordu. Karahan biliyordu ki hayatında kimse olmamıştı yine de kendine engel olamıyordu. “Senin karşına çıkacak adamlar daha doğmadı Nazlı,” dedi. Yüzündeki katılık yine gelmiş çöreklenmişti. 

Karahan’a döndürdü bedenini. Zevk alıyordu. Neden almasındı ki, kudurmuş bir Karahan her şeye değerdi. “Yapma ya, senden izin mi bekliyorlar.”

Karahan gözlerini kısıp Nazlı’ya doğru eğildi. “Beni delirtmeye çalışıyorsun.”

“Bunun için bir nedenim yok bildiğim kadarıyla.” 

“Hâlâ yapıyorsun,” dedi Karahan.

Fatih ve Ela dikkatle izliyorlardı. Anlamsızdı onlara göre, çözmeye çalışıyorlardı.

Dişlerini sıktı Nazlı. “Aynı şeyi sen yapıyorsun. İş yapıyoruz. Ortağız, bitti.”

Nihat uzaktan izlediği çiftin yanlarına gelmişti. “Kırmızı bir şeyler getireyim mi?” dedi Karahan’a bakarak.

“Ne saçmalıyorsun sen?” diye kükredi Karahan. Nazlı önüne döndü. Sürekli bir şeyler ima etmesi çok sinir bozucuydu. 

“Kızgın boğa gibisin de,” dedi Nihat. Nazlı’ya komik gelmişti. Nazlı gülünce Ela da güldü. “Sen hiç değişmemişsin Nihat,” deyip yerinden kalktı Nazlı. “Hadi bana kahve ısmarla seninle biraz muhabbet edelim.”

Nihat kolunu uzattı. “Buyurun Nazlı hanım, kahve sizin köleniz olsun. Nasıl şanslıyım. Böyle güzel bir kadınla kahve içmek benim için onurdur.”

Karahan yerinden kalktı. Burnundan soluyordu. “Fatih!” diye bağırdı. Oysa Fatih karşısında duruyordu. Bu ses tonu asla Fatih’e değildi. 

Genç çocuk ayağa fırladı. “Efendim abi.”

Karahan elindeki peçeteyi masaya fırlattı. “Odama gidiyoruz. Ne de olsa buraya çalışmaya geldik.”

Nazlı içinden kendine alkış tutuyordu. Bunu biraz da Nihat’a borçluydu. Gülmemek için alt dudağını ısırdı. 

Karahan ile Fatih gidince Ela da kalktı. “Ben ne yapayım Nazlı abla?”

“Canım sende onlarla git ben yarım saate geliyorum.”

Ela gidenlerin peşine düştü. 

Nihat onu sakin bir köşeye oturmuştu. Kahveler gelmişti. Havadan sudan bir kaç muhabbetin ardından sordu Nazlı. “Burada çalıştığını bana neden söylemedin? Oysa ben seni ara sıra da olsa arıyordum,” dedi sesi sitem doluydu. 

“Söylememi istemedi. Sen de sormadın ki Nazlı.” Evet çalıştığı yerin adını sormak aklına gelmemişti. “Haklısın. Peki neden Muğla? Sen istanbul için deli divane olurdun. Nasıl koptun o şehirden?” 

Nihat elindeki fincanı tabağına bıraktı. “Senin başına gelen benim başıma da geldi. Ve çareyi gitmekte buldum.”

İşte bu ilginç gelmişti Nazlı’ya. “Nasıl yani?” 

“Arkadaşımın kardeşine aşık oldum.” Genç adamın yüzüne yayılan üzüntü Nazlı’yı da üzmüştü. “Anlaşılan hâlâ aşıksın.” 

Nihat Nazlı’nın yüzüne baktı. Kızın kara gözlerinde şefkatle gezindi. “Sen unuttun mu?” diye sorduğunda Nazlı gözlerini kaçırdı. “Konu ben değilim.” 

“Peki. Evet hâlâ seviyorum. Zaten iki yıldır buradayım. Ama onu çok özledim. Ben kendimi affedemiyorum. Onun karışısına çıkıp söylemeliydim. Dört yıl boyunca gizli kaçamak yaşadık. Yaşayamadık yani. O gitmemi onu unutmamı, bana bir şey olmasını istemediğini söyledi. Kendince bitirmişti.”

Kaşlarını çatıp baktı Nazlı. “Kim?” 

Nihat gülümsedi. “Nil.” 

Şaşkınlıktan ağzı açık kaldı Nazlı’nın. “Karahan’ın kız kardeşi Nil mi?” 

Arkasına yaslandı Nihat. “Ta kendisi.”

Şaşkınlığını üzerinden atan Nazlı, “Karahan biliyor mu?” diye sordu. 

“Hayır bilmiyor. Bilseydi burada olmazdım herhalde . Muhtemelen beni öldürür bir yere gömerdi.”

“Kalpsiz! Kesin yapardı. Beni bir enkaza çevirdiğini hesaba katarsak…”

“Senin ne işin var burada Nazlı?” Ne işim var, diye düşündü Nazlı, içinden geçen aşk gerçeğini bir kenara atıp ‘intikam’ fikrine ikna etti kendini.

Aklına Aslı gelince gülümsedi Nazlı. “Benim çılgın bir yengem var. Yiğit’in karısı. Karahan’ı başıma sardı. Şimdi kendisi tatilde. Aslında seni onunla tanıştırmalıyım. İki günde aranızı yapar. Üçüncü günde düğününüzü…”

“Hadi canım. Nasıl oluyor o?” 

“Vallahi o Aslı’ya has bir durum. Karahan’ı ve abimi aynı masaya oturtup anlaşma imzalattı ise sizinki çocuk oyuncağı onun için.”

“Beni kesin tanıştır o zaman.” 

Nihat’tan ayrıldıktan sonra Karahan’ın odasına girdi. Herkes bir köşede kağıtlarla savaş veriyordu. Nereye otursam diye bakındı. 

Karahan yanındaki koltuğu işaret ederek “Burası,” dedi. Ama Nazlı’ya göz ucuyla bile bakmadı. Kıskançlıktan tavır yapan adamın hali bir çocuğun küsmüş hali kadar sevimli gelmişti Nazlı’ya. İçinden geçenleri kenara itti Nazlı. Onlar raftaydı artık. Toz duman içinde…

Geçip yerine oturdu. “Ne yaptınız?” İyi bir başlangıçtı. Karahan önündeki dosyaları Nazlı’nın önüne bıraktı. “Sen güzel vakit geçirirken biz çalıştık.”

Nazlı’nın öfkeyle başını yana çevirdi. “Fesuphanallah,” deyip dosyaları eline aldı. “Ağzına ayar çek Karahan.”

Bir önündeki kağıda bir patronlarına bakan ikili en son göz göze geliyorlardı. İkisi de, hayır sadece Ela bunlara anlam veremiyordu. Fatih hikayenin bir kısmına vakıftı.

Nazlı’ya dönüp öfkeyle baktı Karahan. “Ben bilmiyorum ağıza ayar çekmeyi sen yapmak ister misin?” Uçaktaki öpücük muhabbetini kastederek. 

Ela önüne döndü. Bu konuşma acayip yerlere gidiyordu. Nazlı utanmadı. Yanlarındaki gençler artık onların pek çok haline şahit oluyorlardı. “İşine bak. Ben tornacı değilim,” deyip Karahan’a yedek parça muamelesi yaptı. Karahan elindeki kalemi masaya fırlattı. 

“Çıkın dışarı!” dediğinde Ela ve Fatih ayağa kalktı. Kovulmayı bekliyorlarmış gibi ayaklandılar.

Nazlı, “Otur Ela,” dedi.

Ela şaşkındı ve her söylenene uyuyordu. Oturmaya yeltenince, “Çık dışarı Ela! ” diye bağırdı Karahan.

Gözlerini devirdi Nazlı. Yazıktı bu gençlere. “Tamam çıkın.” Nazlı Karahan’ın gazabına uğrayacak çıkın tabii…

Fatih ile Ela alelacele dışarı attılar kendilerini. Savaştan kaçan asker misali.

Koltuğunu Nazlı’ya çevirdi. Nazlı’nın koltuğunu da kendine.

“Sabrımla oynuyorsun Nazlı.” 

Nazlı hiç istifini bozmadan, “O zaman oynattırma. Senin derdin ne? Sen ne sanıyorsun, ben seni anlamıyorum.”

Anlamazdı elbette. O şimdi kendine kök söktürmekle meşguldü. Ne bilsindi, Karahan onu koca sekiz seneye rağmen hala deli gibi seviyordu.

“Senin dilin çok uzamış.” Sinirle konuşuyordu. 

“Kesmek haddin değil. Laf olsun diye konuşma!” 

Nazlı’nın koltuğunu kendine çekti. Dip dibeydiler. Öfke kol geziyordu. Aşktan ölecek gibi değil, birbirlerini öldürecek gibiydiler.

“Nazlı’m… İleri gitme!” dedi, dişlerinin arasından. ‘Ne demişti O? Nazlı’m mı?’

“Nazlı’m deme bana, benim adım Nazlı. Bana Nazlı’m diyecek yerde artık değilsin. Sen ileri gitme ben kendimi tutarım.” 

Burun kemerini sıktı Karahan, zordu bu kadın. Çok zordu. Dili yıllar içinde acıyla, öfkeyle bilenmiş bıçak gibi olmuştu. Ve her bir kelimesi Karahan’ın kalbine çizik atıyordu. Sanki acıyı, özlemi bir tek Nazlı çekmişti. Başını kaldırıp kendisine öfkeyle bakan kadının yüzünü inceledi. Güzeldi, çok güzeldi. Yıllar ona daha güzellik katmıştı. Güneş gibiydi. Gülüşü bile ahenkliydi. 

Nazlı’nın yanında gök kuşağının renklerinin başladığı yerde duruyordu. Hani o kimsenin ulaşamadığı gitsen gitsen bulamadığın renkler… Hani gittikçe uzaklaşır bir türlü ulaşamazsın ya… Ama Karahan o renklere Nazlı’nın yanında ulaşıyordu. 

“Bu kadar zor olmamalı,” dedi kısık ve çaresiz bir sesle.

Kaşlarını çattı Nazlı. “Ne?” dedi. Onun aklındaki ile Karahan’ın aklındakiler tamamen zıttı. 

“Hiç,” diyerek koltuğunu masaya çevirdi. Telefonu alıp Fatih’i aradı. “Siz gidip dinlenin biz Nazlı ile halledeceğiz,” deyip kapattı.

Dakika geçmiyordu ki Nazlı’yı sinir edecek bir şey yapmasın. Şimdi ağzını açacak olsa yine kavga kaçınılmaz olacaktı. İçinden çektiği, “Ya sabırla,” dosyalarını alıp ayağa kalktı. Odadaki uzun koltuğa oturdu. Ayakkabılarını çıkarıp koltuğa uzattı bacaklarını. Dosyaları kucağına bıraktı. Mesafe şarttı. Dip dibe olunca olmuyordu. 

Başını sağa sola sallayıp güldü Karahan. “Çok zorsun çok. Ama hak ettim.” Cevap vermedi Nazlı. Her laf başka yöne gidiyordu. 

Saatler sonra biten son kağıtları da diğerleriyle buluşturdu Nazlı. Sırtı tutulmuştu. Oturduğu yerleri bile ağrıyordu. Uykusu gelmişti. Yerinden doğruldu. Karahan’a baktı. Başını koltuğa bırakmıştı. Gözleri kapalıydı. “Olur uyu sen, ben çalışırım,” diye mırıldandı. 

Ayakkabısını giymeden masaya yaklaştı. Elindeki bir top kağıdı masaya güm diye bıraktı. Kirpikleri bile kımıldamadı adamın. “Adama bak oteli yıksalar duymayacak.”

“İki dakika sus,” dedi Karahan, Nazlı yerinden sıçradı. Boş bulunmuştu. Gözlerini yavaşça açıp gökkuşağına baktı Karahan. Yorgun ve uykusuz olduğu için yüzü masumane bir hal almıştı. Ve çok tatlı gözüküyordu. Elinde olmadan güldü. Nazlısı böyle karşısında yıllarca dursa yıllarca bıkmadan izlerdi.

“Git dinlen, yorgun görünüyorsun.” 

Nazlı ayakkabılarını giydi. “Olur, iznini de aldım. Gidip deli gibi uyuyayım. Yarın işimiz yok. Tüm dosyalar bitti. En kısa zamanda bilgisayarımda istiyorum.”

“Olur, emrini verdin. Git artık.” Git artık, git artık!!! Bu iki kelime her ne amaçla söylenirse söylensin, Karahan’dan gelince ağır bir yüke dönüşüyordu. İçine oturan yıllanmış acının bir ilacı olmalıydı. 

“Gittim ben uzun zaman önce, bana bu kelimeyi söyleme!”

Karahan Nazlı’nın ne demek istediğini anladığında yerinde doğrulup kara gözlerine hüznü oturttu. “Nazlı dinlenmen için söyledim.” Nazlı’nın yüzünde oluşan mahzun ifade yüreğine dokunmuştu. 

“İyi geceler,” diyerek çıktı odadan. Her kelime bir çıkmaza sürükleniyordu. Nazlı’yı da karanlıklar prensine…

‘ Gitme’ demek vardı. Sıkıca sarılmak. ‘Sen benden gittin ama ben senden gidemedim. Hayalin yetmiyor gel beraber olalım.’ Diyemiyordu…

Ama bunlar on günde çözülecek şeyler değildi. Yine de zor geliyordu. Yanı başındaki güneşe dokunamamak… Bir doksan boyunda adamı ne yıkar diye sorsalar, Karahan’ın vereceği cevap “Yürek acısı,” olurdu. Yürek acısı…

Nazlı sabahın bu saatinde çalan telefona en kötü beddualarını göndererek açtı. “Nazo,” diye cırlayan sevgili Aslı’dan başkası değildi. 

“Aslı işin yok mu senin? Git sahil kum güneş falan bir şeyler yap.” 

“Ovv bu ne asabiyet? Merak ettim seni nasıl gidiyor?” Yengesi gelişmeleri öğrenmek için aramıştı. “Hayır evlenmiyorum. Hayır affetmedim. Ve hayır affetmeyeceğim.”

Aslı’nın kahkahası kulaklarını delip geçmişti. “Ah tatlım edeceksin. Hem de sürüne sürüne. Aslı bana yardım et diyeceksin.” 

Aslı’da ki özgüven kimsede yoktu. Bu kızın bu halleri akıllara zarardı. “Aslı çok uykum var. Sabaha kadar çalıştım. Azad et beni,” derken bile gözleri kapanıyordu. 

“Tatlım orada saat şu anda öğlen bir, kalk artık. Git ve Karahan’ı bikinili kızlardan koru. Annem söyledi Muğla’da olduğunuzu.” 

Bikinili kızlar!

Karahan! ve ikisi bir arada!

Aklına dolan kötü düşünceler; Karahan esmer güzeli bir çıtırla havuz başında meyve yiyor, beraber havuza giriyorlar.  “Nazlı, orada mısın?” diyen Aslı ile kendine geldi. 

Yüz üstü yatıyorken sırt üstü döndü. “Kapatıyorum Aslı abime selam.” Aslı’nın kahkahası duyuluyordu son tuşa basmadan hemen önce.

Bu nasıl kadın yahu, kocanla tatile çık. Ara görümceni canını sık. Ah bikinili kızlar… Hemen hızla yerinden kalktı. Geniş balkondan aşağı baktı. Havuz başı kalabalık sayılırdı. Bikinili kızlar var mıydı? Tabii ki vardı. Hem de sürüsüne bereket.

“Sana ne kızım sana ne! Ah Aslı yaptın yine yapacağını.” Sesli düşündü. Aklı çorba oldu. Nazlı bikini falan giyemezdi. Güneşe alerjisi vardı bu bir, bir de Neriman sultan gibi bir annesi.

Gözleri aşağıdaki tanıdık görüntüye odaklandı. O ne, O? Karahan degil mi? Yanındaki kim? Hem de yarı çıplak, hem de bikinili. Balkon demirini sıktı. 

“Ah Aslı ah, hepsi senin şom ağzın, hepsi.”