Ağustos 24, 2020

5. Bırakma Beni

ile payelll

 

Muğla’dan döneli on beş koca gün olmuştu. Karahan bu on beş gün içerisinde Ankara’daki oteli ziyaret etmişti. Oradan Antalya’ya geçmişti. Bugün döneceğini Ela’dan öğrenmişti Nazlı.

Aralarında geçen telefon görüşmeleri sadece iş üzerine oluyordu. Karahan bir nefes alıp bekliyordu ama Nazlı telefonu kapatıyordu.

Beş güne kadar Aslı ve Yiğit geldiğinde Demirkan holdinge artık uğramayacaktı. Ama yine finans işi elinin altında kontrol halinde olacaktı. İki iş onu yormuyordu. Dahası iyi geliyordu. Çalışırken her şeyi bir süreliğine unutuyordu. Kendi kendine kaldığı zaman aklı kara sevdasından başka bir yere uğramıyordu. Kara sevdası çıkmaz sokak olup onu kalbini unuttuğu adama götürüyordu. Kalbi ondaydı ne kadar inkar etse ne kadar öfkesiyle kapatmaya çalışsa da kalbi ne yazık ki hala ondaydı.

Ama Karahan olunca sanki daha mı kolay oluyordu bu iş? Oldukça yorulduğunu hissetmişti son günlerde. Yerinden kalkıp odadaki ikili koltuğa uzandı. Topuklu ayakkabı giymek ne kadar hoş olsa da ayakları tam tersini söylüyordu. Saatine baktı. Akşam sekiz olmuştu. “Off” dedi. “Yine kaçırdım ikizlerin uyku saati gelmiş. Hayatta yetişemem.”

Kararan havanın ve yorgunluğun verdiği ağırlığa daha fazla dayanamadı. Uykuya teslim oldu Nazlı.

Alnına değen ateşle uyandı. Kesinlikle ateşten bir parçaydı. Ne olduğunu anlayamadı. Gözlerini aralayıp bakınca karşısında kara kaplı defterini gördü. Hani şu kapattıkça rüzgarın savurup geri açtığı. Alnında hissettiği ateş… Öpmüş müydü? Evet, kesinlikle öpüştü yoksa ne Nazlı’yı bu kadar yakabilirdi ki.

Öpüldüğünü yok saymak istedi. Tartışamayacak kadar uyku sersemiydi. Yine de “Yapma şunu,” diyerek yattığı yerden doğruldu. Karahan onun kalktığı yere bıraktı kendini “Neyi?” dedi. Sanki az önce masum güzelliğine dayanamayıp öpen o değilmiş gibi. On beş gündür görmediği kızı öyle özlemişti ki öpmese olmazdı. Ve Nazlı ona itiraz edecek halde bile değilse bu fırsatı asla kaçırmazdı. 

Elleriyle saçlarını düzeltti Nazlı. Bugün ensesinde güzel bir topuz yapmıştı. Kenarlardan firar eden bukleleri düzeltti. Uyurken bozulmuş olabilirdi. Şu an nasıl görünüyordu, bilmiyordu. 

“Ne zaman geldin?” diye sorarak konuyu değiştirmek istedi Nazlı. 

Elini alnına koyan Karahan “Yarım saat oluyor sanırım,” deyince Nazlı saatine baktı. Dokuz olmuştu saat. Bir saattir burada uyuyordu. Ne zamandır buradaydı peki Karahan, onu mu izlemişti?

Telaşla ayağa kalktı. “Eve gitmeliyim,” derken çantasını toplamaya başladı. “Sen neden eve gitmedin? Burada işin yoktu,” diye sordu Karahan’a. 

Karahan’dan cevap gelmeyince ona döndü. Gözleri kapalı eli başında duruyordu. Pek iyi görünmüyordu. Çantasını yerine bıraktı. Karahan’a doğru yürüdü. “Karahan,” dedi, ama ses yoktu. Endişelenmesi gerekiyor muydu? Evet söz konusu Karahan ise gerekiyordu. 

İyice yaklaşıp tekrar seslendi. “Karahan iyi misin?”

“Uzak dur Nazlı, sanırım hastayım ve sana bulaşmasını istemiyorum.” 

“Beni öperken aklın neredeydi? Çoktan bulaşmış olmasın.” 

Gözlerini zorla açtı Karahan, endişe ve merakla karşısında duran sarı saçlı güzele baktı. “Öptüm, ama sen öyle güzel uyuyordun ki engel olamadım.

Ona karşılık vermeden gözlerini devirdi. Elini Karahan’ın alnına dayadı. Karahan onun soğuk elini sıcak teninde hissedince rahatlama ile başını arkaya doğru bıraktı. 

“Sen yanıyorsun.” 

“Evet senin ateşinden oluyor hep bunlar.” Gerçekten yorgun hissediyordu, belki ateşle sayıklıyordu. 

“Ateşin var Karahan ve sen şu an ateşten dolayı saçmalıyorsun,” deyip elini çekti. 

“Ama bu çok saçma, boyuna posuna bak. Sana gülerler deve gibisin seni bir kaç mikrop yıkamaz. Beni kandırmıyorsun değil mi? Gelirken tebeşir tozu falan içmedin ya?” 

Karahan zorla gülümsedi. “Hiç aklıma gelmemişti.” Bedenini koltuğa tamamen uzattı. “Bir Ankara’nın kuru ayazı ve bir Antalya’nın sıcak havası derken bu hale geldim sanırım,” dedi, üzerindeki kabana sıkıca sarıldı. 

Söyledikleri Nazlı’nın aklına yatmıştı. Daha önce Karahan’ı öksürürken bile görmemişti. O yüzden inanması zordu. ‘Ne yani sekiz senede yaşlandı mı bu adam’ diye saçmalayan iç sesine ‘ne yaşlanması daha bir… ‘ diye Karahan’ı övecekken tuttu kendini adam hastaydı o ne düşünüyordu.

“Eve neden gitmedin? Kızlar sana bakardı.” 

“Duru ve Nil evde değil. Ruken de babasının yanında.” 

Babası… Babasına baba demiyor muydu? Bunu sonra soracaktı. “Gidip otelin doktorunu bulayım,” diyerek çıktı odadan ama doktor çıkmıştı çoktan. Aklına gelen Yağız’a ne kadar iyi gelecekti bilemedi. Ondan yardım istemesi gerektiğini düşünerek aradı. Bu koca adamı hastaneye gitmeye ikna edemeyeceğini biliyordu ve doktor olan gelinlerin biri balayında biri nöbetteydi. Şuan tek seçenek Yağız’dı.

“Söyle güzel kız,” diyerek açtı Yağız telefonu, bu adama aşık olmayı isterdi. Dili bal gibiydi. 

“Ne yapıyorsun Yağız, neredesin?” 

“Evdeyim, bu gece nöbetim yoktu kendimi eve attım.” 

Kendi odasının kapısını aralayıp Karahan’a baktı. Hâlâ bıraktığı yerde ve şekilde duruyordu. Kapıyı usulca geri çekti.

“Yağız ben oteldeyim, buraya gelebilir misin? Doktor çantanla birlikte.” 

“Gelirim tabii ki, hayırdır?” 

“Karahan sanırım grip olmuş. Ateşi de var.” Derken kapıdan tekrar baktı. “Uyuya kaldı. ”

Bir an sessizlik oldu. Yağız ne diyeceğini bilemedi. “Tamam canım geliyorum. Kalın giyinmesin.” Sonuçta O kızdan hoşlanıyordu ve Karahan onun sevdiği adamdı.

Telefonu kapatıp pantolonunun cebine soktu Nazlı. Kapıyı açıp içeri girdi. Karahan’ın yanına doğru gidip önünde eğildi. 

Evet, hastaydı ve kötü görünüyordu. Onu hiç böyle görmemişti. İçinin ezildiğini hissetti. ‘Ah be Karahan sen bana nasıl yerleştin böyle? Ne gidiyorsun ne geliyorsun… Ne saçmalıyorsun Nazlı?’ Gelse kabul edeceksin sanki.’ Kendi içinde verdiği savaşı elini Karahan’ın saçlarında gezdirirken kaybetti. 

Aşkın engellenemez çekimiydi bu. Karahan da demişti engel olunmuyordu. Aklın başka yöne kalbin başka yöne gidişiydi. Ve kalp istediğini alıyordu. Akıl mı? Kalp mi? Kör soru gün yüzüne çıkıyordu.

Gözlerini açan Karahan hasta olmasa bu durumu değerlendirerek aleyhine çevirebilirdi ama şu an kolunu bile kaldırmıyordu. 

Nazlı elini hemen çekti. “Hadi kalk seni bir odaya çıkarayım. Doktor gelecek birazdan.”  Elini tekrar alnına dayadı. Hâlâ ve daha fazla ateşi vardı.

“Benim odam var.” 

Tek kaşı yukarı kalkan Nazlı, “Öyle mi, ne yapıyorsun sen burada ve o odada?” Şuan hastalığı umurunda değildi. Kıskanç kadın her yerde her daim aklını adamına yoran kadındı. Karahan’ın dudakları yukarı kıvrılır gibi oldu. 

“Tavana bakıp seni hayal ediyorum.”

Öperdi belki. Severdi bu adamı hem de hasta haliyle… “Evet evet, kesin öyledir. Hadi kalk bakalım. Kaderde sana annelik yapmakta varmış.” Karahan’ın elinden çekti. Zorla doğruldu Karahan. “Elimi bırakma.” Hasta da olsa ona elini her zaman uzatmıyordu Nazlı bu fırsat kaçmazdı.

“Tövbe estağfurullah. Karahan sadece grip oldun. Kendine fırsat çıkarma.” 

Odaya çıkardığı Karahan’ın yatağının örtüsünü açıp yatmasına yardım etti. Üzerindeki montu çıkardı Nazlı. Karahan hastaydı ama Nazlı değildi. İçindeki ses ona kaç buradan diyordu. Kaç, aynı acıları yaşama. Sevmiyor seni. Sevmedi. Sevebilir sahip çıkabilirdi, ama yapmadı. 

Nazlı kendine seslendi. ‘Kaçmadım mı? Gitmedim mi? Hem de dünyanın öbür ucuna ama kaçamadığım tek yer bu adamın kalbi. Gidemediğim tek diyar yine bu adamın taş kalbi. O beni sevmese kaç yazar… Ben onu çok sevdim. Hak etmediği kadar çok sevdim. Ölene kadar sürecek ilacı olmayan hastalık gibi sevdim.’

Kalbi kendiyle dalga geçiyordu. Kurulan setler bir bir yıkılıyor, yerini daha kalabalık bir enkaza çeviriyor Nazlı o enkazın altında kalıyor ve daha acınası bir hale geliyordu.

Karahan’ın üzerini örttüğü esnada kapı çalındı. Yağız gelmiş olmalıydı. Hemen kapıyı açtı.

“Hoş geldin,” diyerek Yağız’ı içeri aldı. 

Genç doktor aklının ucundan bile geçmeyecek şeyi yaparak hoş duygular hissettiği kızın sevdiği adamı iyileştirmeye gelmişti. Yol boyunca gitmek istemediği yere sürmüştü arabasını.

Nazlı onun için önemliydi. Bir kere kalbi güzeldi. Yüzü güzeldi. Yağız’a iyi geliyordu. Aşığım diyemese de Nazlı onun için önemliydi. O ne isterse yapardı. 

“Eczaneye uğradım. Ona lazım olan ilaçları almam gerekiyordu. Üzgünüm geç kaldım,” derken çantasını açıp içinden eşyalarını çıkardı.

Karahan gözlerini araladığında karşısında Nazlı ile genç sarışın ve yakışıklı doktoru görünce gözlerini daha fazla açtı.

“Sen kimsin?” 

Yağız Karahan’a baktı. Gergindi ama o bir doktordu. İşini bilen bir doktor.

“Doktor Yağız. Karahan Bey, sizi muayene edeceğim.” İşini yapmaya başladı.

‘Yağız, hangi Yağız? ‘bu hasta aklı yerine gelemeye başlamıştı. Nazlı’nın telefonuna adının yanına kalp koyarak kaydettiği Yağız! Nazlı’ya dikti  tüm yorgunluğuna rağmen öfkeli gözlerini.

“Yağız benim arkadaşım, doktordur kendisi, seninle ilgilenecek,” dedi Nazlı. Adamın gözlerindeki soruyu görüyordu. O kalp işaretini, Yağız kalp cerrahı olduğu için eğlencesine koymuştu. Ama Karahan’ın  kıskançlığı telefonuna mal olmuştu. Bu inat adam gözleriyle sorduğu sorunun cevabını almadan ölüyor olsa Yağız’a muayene için izin vermezdi. Kıskançlıktan süründürmek vardı ama yine de kıyamamış ve itiraf etmişti işte.

Karahan gözlerini kapatıp gülümsedi. “Biliyordum,” diye mırıldandı.

“Kes sesini Karahan.” 

Yağız ikisi arasındaki konuşmayı böldü. Zaten anlamıyordu ve burada olmak istemiyordu.

“Nazlı, müsaade eder misin?” 

Kısaca dışarı çık ya da ortadan kaybol diyordu. 

“Tamam.”

Geç olmuştu ve Nazlı’nın evi araması gerekiyordu. Dışarı çıktı. Aras’ın numarasını çevirdi.

“Neredesin Nazlı?” 

“İyiyim Aras sen nasılsın?” 

“Neredesin?” diyerek lafının üzerine bastı Aras.

“Oteldeyim, işim bitmedi. Küçük bir sorun çıktı. Çok geç dönebilirim. Haber vermek için aradım. Ayrıca merak ediyorsan sen neden beni aramıyorsun?” 

Arayamazdı çünkü Aslı ve Zeynep’ten kesin emir vardı. Nazlı rahat bırakılacaktı. Aranmayacaktı. Hiçbir şey sorulmayacak, kimse hiçbir işe karışmayacaktı.

“Tamam, gelmemi ister misin? Karahan dönmedi sanırım.” En azından ağız arayabilirdi.

“Hayır gerek yok. Karahan döndü. Anneme söylersin. Zeynep’i telefona verir misin?” 

Aras’a kalsa oteli basar Nazlı’yı eve götürürdü. Ama telefonu karısına uzattı. Zeynepzede biriydi Aras hatta Aslızede çifte afet…

Zeynep anlamış gibi yerinden kalktı. Bir kaç metre uzağa geçti. “Evet tatlım.” 

“Zeynep çaktırma lütfen.” 

“Evet canım bende sana diyecektim o kuaför işini çok iyi yapıyor.” 

Nazlı kahkaha attı. “Benim yengelerim birer dahi de neyse ben oteldeyim. Bu gece dönmeyebilirim. Karahan hasta Yağız içeride onu muayene ediyor. Aras’a ve anneme uyku ilacı falan verebilirsin.” 

“Tamam şekerim, dediğin gibi olsun. Yarın o kuaföre gidip bakalım. Sen kendine dikkat et. Hava soğuk sıkı giyin. Üzerini sakın çıkarma.”

Gözleri büyüyen Nazlı, “Oha be kızım. Yok daha neler,” diye cırladı.

“Oldu canım, hadi kapatıyorum ben.” 

Nazlı kapanan telefona baktı. Telefona bakarak gülen insanlar var ya onlardan biriydi şu an. “Bu kızlar kaçık. Ama akıllı ve tatlı kaçık.” 

İçeri girip yanlarına geçti. Karahan gömleğini çıkarmıştı. Hemen Yağız’a döndü Nazlı. “Ateşi için iğne yaptım. Bütün gün bir şey yememiş. Tansiyonu çok düşük. Önce bir şeyler yesin,” diyerek kendine merakla bakan Nazlı’ya durumu anlattı Yağız. Elindeki ilaçları komodinin üzerine bıraktı. “Bu ilaçları alsın. Taze meyve suyu da içerse onun için iyi olur. Yarına daha iyi hisseder.”

Nazlı minnetle baktı. “Çok iyisin Yağız, teşekkür ederiz. Ben seni geçireyim.”

Yağız Karahan’a bakıp, “Geçmiş olsun,” dedi ve kapıya yöneldi.

Arkadaşıyla arkadaşı olabilirdi ama şimdilik, başını güçsüzce salladı ve teşekkür etti.

Bu adam böyle gözünün önünde çıplak mı yatacaktı? O kasları gözüne gözüne sokar gibi. Fazla çekiciydi? Evet fazlasıyla öyleydi. Onun kollarında kendi değil de başka biri geldi gözünün önüne, darmadağın yatakta başka bir kadınlar… düşünceleri odanın ve yatağın üzerinde gezinmişti.

“Bakma öyle bu adam senin.”

Kızın bakışlarını önce dikkatlice bedenini süzmüş sonra beğeniyle patlamış ve sonra oda ve yatağa bakınca öfkeyle kısılmıştı. Karahan Nazlı’yı gözlerinden okurdu kelimelere gerek yoktu.

Başını çevirdi. Aklındakiler dilinden dökülmüş olamazdı. Hayır dökülmemişti. Karahan’ın eski huyu idi. Nazlı’nın bir bakışından ne düşündüğünü anlardı.

“Ya ya kesin öyledir. Sende rahiptin zaten.” 

“Yorma beni güzelim, başım çok ağrıyor.” Güçsüz başını yastığa bıraktı. “Sanırım uykum da geliyor.” 

“Hayır uyuma! Yemeğini ye ilacını iç sonra yat zıbar.” Karahan ne derse desin Nazlı kolay ikna olmayacaktı.

“Ağzına biber süreceğim.” 

“Senden korksaydım burada olmazdım. Ayrıca da bir teşekkür et. Sana bir doktorluğum eksikti o da oldu.” 

“Üşüyorum Nazlı,” diyerek yatağın içine girdi. Nazlı panikle hemen yanına gidip örtüyü açtı. “Hayır örtme.” Karahan gözlerini kapatıp Nazlı’ya teslim oldu. 

Yemeğini yedikten ve ilacını aldıktan sonra iğnenin etkisiyle ateşi düşmüştü. Pek kendinde değildi. Elini alnına koydu Nazlı. “Ateşin düşmüş.”

“Emin misin iyi bak? Benim ateşim var.” Karahan’ı yatakta boylu boyunca yatarken görmek komikti. Gülümsedi. “Çok vicdansız bir kadınsın.” Karahan elini başının altına alıp yan dönmüştü. “Hadi oradan sende… Ben tipine baktım da iri yarı adamsın ama bir kaç mikroba devrildin.” Elini ağzına kapatıp güldü. “Çok affedersin.” 

Karahan elini başına götürdü. “Başım ağrıyor, masaj yapar mısın? Nazlı’nın bu gece kaçacak yeri yoktu. Zaten kendi kaşınmıştı. Ayrıca bu adam her başı ağrıdığında masaj mı istiyordu o burada değilken kimler masaj yapmıştı. Bir an kıskançlıkla aklının kabardığını hissedince kendini frenledi.

Ellerini havaya açtı. “Allah’ım sen büyüksün! Kullan beni. Kullan vicdanımı.” Sesli dile getirdiği sözlere gülümsedi Karahan.

Karahan’a doğru yürüdü. Yatağın başlığına sırtını yasladı. Ortaya bir yastık koydu. “Başını buraya koyarsan iyi olur.” Karahan muzipçe baktı. Yastığı ortadan çekip başını Nazlı’nın dizlerine bıraktı. “Bence burası daha rahat,” diyerek bir de güzel yerleşti. Şaşkınlıkla baka kalan Nazlı, “fırsatçı, “dedi.

Gözlerini kapatıp bedenini gevşetti Karahan, “İstediğini söyleyebilirsin güzelim. Hadi başla.” 

Elinin atındaki adamı boğma ve sevme isteği birbirine karışan Nazlı. “Emrin olur,” dedi. Karahan için eksik bir şey vardı. Uzun kolunu uzatıp Nazlı’nın saçındaki topuz çubuğunu çekti. Tokanın diğer parçasıyla beraber Nazlı’nın uzun saçları Karahan’ın alnına döküldü. 

Derin soluk bıraktı Nazlı. “İleri gidiyorsun. Bu beni rahatsız ediyor. Ya rahat dur ya da ben giderim.”

“Olur, sen gidersen bende Zehra’yı çağırırım. Eminim benimle ilgilenmek isteyecektir.” Bunca sene bu kadına var olan güzelliğine güzellik katarken yanında var olan kıskançlığına da kıskançlık katmıştı. Karahan bunu kullanmaktan çekinmiyor ona göre aşk için her yol mübahtı.

Duydukları kanındaki sinir seviyesini artırmıştı. Karahan’ın başını iki eliyle kaldırıp bir saniye içinde yerinden kalktı. “Bana bak sen beni ne ile tehdit ediyorsun? Olur, ben gideyim. Belki Zehra gelir de senin ateşini de düşürür.” 

Aynı anda odadaki çantasını almak için koltuğa doğru ilerledi. Karahan gülme isteğiyle baş ediyordu çünkü kıskanç bir Nazlı çok sevilesi oluyordu.

Nazlı daha koltuğa varamadan Karahan iki adımda Nazlı’ya yetişti. Kolundan tutup kendine çevirdi. 

“Nazlı sadece şakaydı.” 

Kolunu çekiyordu ama onun tutuşu çok sertti. “Şakalarını kendine sakla, bırak kolumu.” 

“Özür dilerim. Bu kadar kızacağını tahmin edemedim. Sonuçta sen beni sevmiyorsun değil mi?” dedi tek kaşını kaldırıp.

Nazlı’nın içinde kabaran bir öfke vardı. İçeri başka dışarı başka vuruyordu. “Bak! Hastasın diye buradayım. Yoksa sana bayılmıyorum.” Parmağını Karahan’a salladı. “Ben senin eski sevgilinim ve bir kadınım. Bir kadını bu şekilde kışkırtma! Yoksa olan sana olur.” 

İki kaşı birden havaya kalktı Karahan’ın. “Ne olur bana?” 

Karahan’a uzanabildiği kadar uzandı. Dibine girip adamın kara gözlerine dik dik baktı. “Yazık olur sana.” 

O hırçın dilini koparmak, o minik dudakları ısırmak vardı. O ufacık beden Karahan’a kara anlar yaşatıyordu. Nazlı bundan haberdar bile değildi. 

“Bana yazık Nazlı, bak hastayım. Ama sen dilinle bile beni yoruyorsun.” 

Kolunu çekti. Bu sefer kurtulmuştu Nazlı. “Karahan ben gideyim. Sen dinlen bu şekilde olmuyor. İkimizin olduğu yer toz duman. Ben Fatih’i ararım.” Çantasına yöneldi Nazlı.

“Hayır gitme! Ve giderim kelimesini sana yasaklıyorum. Gidemezsin.” 

Elindeki çantayı koltuğa fırlattı Nazlı. İçinde yükselen öfke artık taşıyordu. Karşısına geçip bir elini beline diğerini saçlarına daldırdı. 

“Hep aynı yerdeyiz. Derdin ne senin? Sıkıldım artık. Niye görmek istemiyorsun?” 

Yatağın uç kısmına oturdu Karahan. Başı cidden ağrıyordu. İri bir bedene sahip olabilirdi ama nihayetinde insandı ve halsiz kalmıştı. Şu an kesinlikle kavga etmek istemiyordu. Başını ellerinin arasına alıp ayak uçlarına baktı. “Başım diyorum Nazlı. Beni böyle bırakma.” 

Karşısındaki adamın çaresizliğine yüreği burkulmuştu. Az önce öfkesiyle küle çevireceği adam sevdiği adamdı ve kıyamıyordu. ‘Ölürüm de gitmem’ diyemiyordu. Bunu söyleyen sadece kalbiydi. Seni ölürüm de bırakmam diyebilse her şey biterdi ve acılar yeniden başlardı. Bu duygu değişimleri onu da yormuştu.

Hiç bir acı, onun şu halini görmek gibi de değildi. Çaresizdi.

‘Lanet olsundu içimdeki Karahan sevgisine’… Kendine söylediği şeye gülmek istiyordu. Ama şu an yeri değildi. Az önceki olanları yok sayıp koluna dokundu. Başını kaldırıp baktı Karahan.

“Tamam, bu gecelik ateşkes ilan ediyorum. Hadi yerine geç ben de şu kopmayasıca başına bir şeyler yapayım.” dedi bıkkın bir ifadeyle.

Karahan yerinden kalkıp yatağın sol tarafına uzandı. Gözleri isyan ediyordu artık. Yatağın diğer ucuna Nazlı oturdu. Annesi onu böyle görseydi; Son on beş yıldır sakladığı terliği sandıktan çıkarır ve Nazlı’ya Allah yarattı demez dalardı. Aklına gelince gülümsedi. 

Karahan’ın başı Nazlı’nın dizlerindeydi. Tek gözünü açıp baktı. “Hayırdır,” dedi Karahan.

Nazlı parmaklarını Karahan’ın alnında yavaş hareketlerle gezdiriyordu. “Annem beni böyle görse başıma ne gelir acaba diye düşünüyordum.” 

Gözünü geri kapatıp bedenini gevşetti. Burası Karahan’a bir ömür yeterdi. Hiç kimse de umurunda değildi. Neriman hanımın görüşlerini az çok biliyordu.

“Merak etme namusunu temizlerim, alırım seni.”

“Oldu, bende sana varırım zaten… Bu kadar yeterli başını yastığına koy ve uyu.” Karahan onu daha fazla zorlamak istemedi. Ki zaten feci halde uykusu vardı. Ama Nazlı onun odasındayken nasıl uyuyacaktı? 

Yataktan kalkmak için hamle yapan Nazlı’nın elini tuttu. Nazlı soru dolu bakışlarını çevirdi. “Ne?”

“Burada uyu.” 

Elini hızla çekti Nazlı. “Yok daha neler…”

Karahan onu ve onun sivri dilini daha fazla çekmemek için. Nazlı’yı tek çekişte kollarına aldı. Şok geçiren Nazlı daha bir harf bile çıkaramamıştı dudaklarından. Sıkıca sarıldı Karahan. Nazlı debeleniyordu. Ama Karahan’a gücü yetmeyeceği kesindi. Sonunda pes edip durdu. “Bu yaptığın yanlış, bırak beni!”

Karahan Nazlı’nın güneş sarısı saçlarının üzerinden öptü. Özlemişti çok ama çok özlemişti. Onu sarılmayı… kokusunu ayrı…

Bu kadın küçücük bedeniyle Karahan’ın feleğini şaşırtan tek kadındı ve hâlâ Karahan’ındı. Sekiz yılın ardından duyduğu sözlerle Karahan’ın kollarında cansız kalan bedenine can arıyordu. Ve yine her yol ona çıkıyordu.

“Bir yanlış kaç doğru eder Aşk-ı Naz?”