Ağustos 24, 2020

6. O İş Bende Ve olacak

ile payelll

 

Duyduğu son cümle ile kalan son gücü de gitmişti Nazlı’nın. Unutmadığı adamdan unutamadığı kelimeler tüm geçmişi ve geleceği birbirine katmıştı. Kasırga olup Nazlı’yı da içine çekmişti. Kalbi mi acıyordu? Bedenindeki bu ağrı tam olarak nereden başlıyor ve nereye gidiyordu? İçinden ağlamak geliyordu. O çok sevdiği sözler şimdi canını acıtıyordu. Aşk-ı Naz… 

Dolan gözlerini kapattı. Ağladığını görmesini istemiyordu. Karahan’ın çıplak teninden yayılan erkeksi kokusu da yüreğindeki yaraya tuz basıyor, daha fazla canını yakıyordu. 

Boğazına oturan yumruyu yutkunarak geçirmeye çalıştı. “Lütfen,” diyebildi. 

Karahan onun bir anda durulan halinden içinde savaş verdiğini tahmin ediyordu. Ama Nazlı’ya bırakırsa o savaşı kaybeder yine Nazlı’nın öfkesi kazanırdı. Kollarını daha sıkı doladı. “Lütfen yok, gitmek dışında senin her söylediğin bana emirdir.” 

Soluk alıp verebilse aklı çalışacaktı. Ama bulunduğu yer aşktan öte bir yerdi. Ciğerlerine dolan hava beynine başka sinyaller yolluyordu. “Peki, burada kalacağım. Ama beni bırak.” 

“Bırakayım da kaç.” 

“Şansını zorlama.” 

“Beni tehdit etme çünkü yeri değil.” 

Pes etmek Nazlı’ya yakışmazdı. Ama şu an bulunduğu yerde yakışmıyordu. “Karahan lütfen beni zorlama.” 

“Uyusana Nazlı’m. Çok uykum geldi ve senin dırdırından uyuyamıyorum.” 

“Geber emi.”

Karahan’ın derin çok derin uykuya teslim olması bir saatini almıştı. Nazlı yanındayken uyumak istememesi çok normaldi. Ama ağrılar içindeki bedeni tam tersini söylüyordu. 

Nazlı gözlerini bir kez olsun uykuya teslim etmemişti. Sabaha karşı çıktı Karahan’ın kollarından. İyi ki konuşması gereken bir durum yoktu. Çünkü konuşacak gücü yoktu. Özlemle karışık öfke kalbini dar etmişti ona.

Sevdiği adamın yanında huzurun ta kendisi vardı. Ama ona onca derdi yaşatan da aynı kişiydi. Nazlı’nın içi karman çorman olmuştu. Usulca indi yataktan. Dolan gözlerini açtığında bir kaç damla indi yanaklarından. Elinin tersiyle sildi. Karahan’ı uyandırmak en son istediği şeydi. Hafifçe burnunu çekti. Yatağın Karahan olan tarafına geçti. Elini yavaşça alnına dayadı. Ateşi yoktu. Elini çekti.

Artık gitme vaktiydi. Koltuğun üzerinde duran eşyalarını eline aldı. Ayakkabılarını da eline alıp parmak uçlarında ayrıldı odadan. Kapı kapandığında gözlerini açan Karahan Nazlı’nın olmadığını fark etti. Yataktan kalktı. Peşinden gitse dert kalsa yine dertti. Başını ellerinin arasına alıp yatağa oturdu. “Ne yapacağım ben seninle Nazlı?” 

Nazlı eve vardığında saat sabahın beş otuzuydu. Annesine yakalanmadan odasına varabilmek mucize olurdu. Namaza kalkmış olmalıydı annesi. Anahtarıyla açtığı kapıdan içeri girip parmak uçlarında odasına yöneldi. Merdiven basamağına attığı ilk adımda annesine yakalandı.

“Nazlı.” 

Arkasını döndü. “Efendim anne.”

Neriman hanım kızını baştan aşağı inceledi. Yüzü solgun. Göz altları çökmüş. Halsiz görünüyordu. Nerede olduğunu bildiği için sorma gereği duymadı. Yanına gitti. 

“İyi misin kızım? Bir tuhaf duruyorsun.” 

Elini alnına koyan Nazlı. “Uykusuzum, yorgunum… Anne ben holdinge gitmeyeceğim bugün. Öğlen çağırır mısın beni? uyumak istiyorum.” 

“Tamam annem, hadi git uyu.” 

 Nazlı rahat adımlarla odasına çıktı.

Neriman hanım, bir anne evlatlarını ne kadar iyi tanırsa öyle tanıyordu. Küçükken anne arkanda gözün mü var beni bakmadan görüyorsun diyen kızıydı. Nazlı’nın bu halinin uykusuzluk ya da yorgunluk olmadığını biliyordu. Öte yandan kızının bir yanlışa düşmeyeceğini de umut ediyordu. Onu o şekilde yetiştirmişti. Ama söz konusu kızı olunca sadece ona güvenmek istemiyordu. Güvenmek istediği biri daha vardı. Karahan Atabey.

Nazlı gözlerini açmak istemiyordu. Ama üzerindeki örtüyü ısrarla çeken kişinin kim olduğunu da merak ediyordu. Asya olabilirdi.

Başı mı ağrıyordu? Üzerindeki ağırlık nedendi? “Kalksana kızım bak ben geldim.” 

Bu ses! Gözlerini sonuna kadar açtı. Yatakta doğruldu. “Aslı.”

Aslı karşısında gördüğü kızı iki saniye inceledi. Parmağını Nazlı’ya çevirdi. “Sakın bana yaklaşma, sen hastasın.” 

Nazlı gözlerini devirdi. Aslı dan ne bekleyebilirdi ki. “Hoş geldin sevgili yengem,” deyip kendini yatağa geri bıraktı. “Başım ağrıyor. Olabilirim. İyi hissetmiyorum.” 

“Hoş buldum canım. Hm. Nereden bulaştı? Bana bak kız öptün mü Karahan’ı yoksa?” 

Başını kaldırabilse Aslı’ya çemkirecekti. Ama halsiz ve de yorgun hissediyordu. “Aslı kes şunu.”

Aslı yanına oturdu. “Bakayım ateşin var mı?” Elini alnına koydu. “Biraz var, doktor şart sana. Sen yat kalkma bugün.” 

“Kalkmıyorum zaten. Telefonumu verir misin? Ela’yı aramalıyım.” Aslı telefonu Nazlı’ya uzatırken sordu. “Ela kim?” 

“Asistanım.” 

Telefonu eline alınca ilk gözüne çarpan Karahan dan dört çağrı, Ela dan da beş çağrı oldugunu gördü. Saate bakınca öğle üzeri iki buçuk olmasına inanamadı. “Nasıl uyudum ben bu kadar?” 

Aslı, “Ben çıkıyorum tatlım. Yine geleceğim,” dedi.

Aslı’ya başını sallayan Nazlı arama tuşuna basmıştı bile. “Nazlı abla neredesin ilk toplantı kaçtı?!” dedi Ela telaşla. 

“Ela ben hastayım. Bugün otele gelmeyeceğim.” 

“Neyin var abla geleyim mi?” 

“Yok canım sağ ol, evde insan çok. Karahan nasıl?”

“O da biraz rahatsız sanki. Suratı da sirke satıyor. Sabahtan beri önüne geleni tersliyor.” 

Nazlı kaşlarını çattı. Neden öyle davranıyor olabilirdi? Kesin yanından kalkıp gittiği içindi. ‘Ah Karahan… Ne yapacağım ben seninle…’ düşünceleriyle kendini yatağa geri bıraktı. Telefonu kapatıp komidinin üzerine gelişi güzel fırlattı. “Adamın koynuna girersen sana da bulaşır aptal Nazlı.” 

Aslı ulaşmak istediği numarayı dokunup kulağına götürdü telefonu. “Bunların bir halt edeceği yok anacım,” diye  de mırıldandı.

“Ne var Aslı?” 

“Ne oluyor yahu?”

Karahan öfkeli soluğunu bıraktı. “Bir şey yok. Ne istiyorsun?” 

Aslı’nın antenler dönmeye başladı ve hiç iyi şeyler çekmiyordu. Az daha böyle devam ederse yayın karıncalanacak ve olan Karahan’a olacaktı. “Önünün körü Karahan. Kızı hasta etmişsin. Hayır nasıl bir mesafe ile yaklaştıysan artık.” 

Karahan’ın aklına dün gece gelince hemen gülümser gibi oldu. Hem de  yanından öylece çekip giden Nazlı’ya öfkesi alevlendi. İnatçı bir kadın sevmişti… 

“Ne yapabilirim?” diye sordu Karahan.

Aslı sırtını duvara dayadı. Saçlarından bir tutam alıp parmaklarının arsında çevirdi. “Yarım saat içinde buraya bir doktorla gelmezsen, daktır Yağız’ımı çağırmayı planlıyorum. Artık sen düşün. Sırtını mı dinler? Kalbini mi?”

Kulağındaki telefondan neden dıt dıt sesi geliyordu? Ekrana bakıp kahkaha  attı. “Ah bu erkekler ne alırlar ne verirler,” deyip çocuklarının yanına gitti.

Karahan bu yaptığına inanamıyordu. Aslı’nın bir cümlesiyle soluğu Demirkan yalısında almıştı. “Ah Aslı ah Yiğit’e acıyorum,” diye söylenmekten kendini alamamıştı. Getirdiği kadın doktor on dakikadır yukarıdaydı. Karahan, Fatih ve Ela ile aşağıda doktorun inmesini bekliyordu. 

Aslı misafirlerine ikram ettiği çaylar içilirken Ela’ya baktı. “Hm. Sen Ela’sın demek.” 

Ela utanarak gülümsedi. “Evet efendim.” 

Aslı kaşlarını çattı. “Efendim yok. Aslı de bana.”

“Şey yaşınızı bilmiyorum. Abla mı desem?” Ela renkten renge giriyordu. 

Aslı gülmemek için dudaklarını ısırdı. Bu nasıl kızdı? Hiç böyle utangaç biriyle tanışmamıştı. İlginç gelmişti Aslı’ya.

“Yirmi yedi yaşındayım.” 

“Ben abla diyeyim beş yaş büyüksünüz benden.” 

Asya cıvıl cıvıl sesiyle Aslı’nın boynuna sarıldı. “O benim ablam bir kere.”

Ela bir Aslı’ya bir Asya’ya baka kaldı. Ela’nın şaşkınlığına güldü kızlar. Fatih de Ela kadar şaşkındı. 

Aslı, “Göründüğü gibi ikiziz,” dedi.

 Fatih, “Daha önce de ikiz gördüm ama bu benzerlik çok şaşırtıcı,” dedi. 

Ela şaşkınlığından sıyrıldı. “İkiz iseniz nasıl abla oluyorsunuz?” 

Asya kahkaha attı. “Dakika farkı şekerim.” Kıza elini uzattı. “Ben Asya.” 

Ela hayatında çok zengin insanlar tanımamıştı. Onlar hep havalı kendilerini beğenmiş olurlar diye düşünürdü. Ama bu aile bir garipti. Kendini zengin hayal ediyordu bazen Ela. Nasıl bir insan olacağını bile kestiremiyordu. Yaşamadan da bilemeyecek gibiydi. 

Doktor aşağı inince Karahan oturduğu yerden kalktı. “Nazlı nasıl Seyhan?” 

Seyhan montunu üzerine giydi. “İyi canım. Bağışıklığı biraz düşük biri sanırım. Onu güçlendirecek şeyleri annesine söyledim. İlaçları da yazdım.” 

Karahan’a uzatılan reçeteyi Fatih havada yakaladı. “Onu ben alayım. Başka bir şey yoksa hemen alıp geliyorum.”

Seyhan, “Yok, hepsi orada yazıyor. Beni de bırak Fatih,” derken Karahan’a göz kırptı. O kırpılan gözü Aslı yakalamıştı. Bir ara kullanırdı. Belki… Gerekirse. 

Fatih, “Ela hadi sende gel,” deyince Ela ayağa fırladı. Fatih Karahan’a döndü. Gözleriyle bile izin alabilen bu tip Aslı’nın dikkatinden kaçmamıştı. Lazım olursa bu çocuğu bir yerde kullanmak zekice olacak diye düşündü. 

Neriman hanım da aşağı inmişti. Misafirleri o yolcu etti. Asya, Aslı ve Karahan da Nazlı’nın odasına çıktılar. Evde Yiğit ve Aras’ın olmaması ne harikaydı. 

Asya kapıyı açıp içeri girdi. Peşinden de Aslı ve Karahan. Nazlı zorla açtığı gözlerine inanamıyordu. Karahan onun odasındaydı. Ve Nazlı’nın hali berbattı. 

Asya, Nazlı’nın yanına oturmaya hazırlanırken Aslı kolundan yakaladı. “Nereye gidiyorsun? Sana da bulaşabilir.” 

Asya, “ama…ama,” diye bakındı arkadaşına. 

“Doğru söylüyor Asya, fazla yaklaşma.”

Kendisine kızgın mı bakıyordu bu adam? Hala siniri geçmemişti anlaşılan. Ne hakla sinirlenmiş olduğunu bile düşünecek halde değildi. “Sen nasılsın?” Kendini düşüneceği yerde sevdiği adamın halini soruyordu.

Gözlerini Nazlı dan çekmeden, “Bizi biraz yalnız bırakır mısınız?” dedi.  Nazlı gözlerini kapattı. Hiç çekecek halde de değildi. 

Aslı, “Sen emret enişte,” deyip Asya’yı çekiştirdi. Nazlı’nın zor çıkan sesinden, “Ne eniştesi Aslı!?” döküldü. 

Odada yalnız kalan ikili birbirlerine baktılar. “Ne istiyorsun Karahan? Hiç çekecek halde değilim.”

Karahan yerinden bir milim bile kımıldamadı. “Neden gittin Nazlı?”

“Ben iyiyim Karahan özür dilemene gerek yok. Senin yüzünden hasta olmadım.” 

“Neden gittin?” Dişlerinin arasından söylemişti Karahan. Gidişi, kollarından çıkıp gidişi diğerleri gibi değildi. Karahan’a her geçen gün daha zor geliyordu. 

Başının dönmesini görmezden gelerek üzerindeki örtüyü hızla çekti. Yatağın ucundaki sabahlığını üzerine geçirip kemerini de bağladı. Ayağa kalkıp önünde durdu. “Bilmek mi istiyorsun? Önce sen bana söyle; Sen neden gittin?” Yüzünün her santiminde gözlerini gezdirdi Nazlı. Bir iz bir işaret elinde tutabileceği bir şeyler arıyordu. Ama adamın suratı eşitti kaya parçası.

“Bırak artık geçmişi. Bırak orada kalsın. Bugün var. Bak sen varsın. Ben varım. Daha ne kadar soracaksın bunu?”

“Neyi bırakayım? Sen neredesin? Ben neredeyim? Neyi unutayım? Beni bırakıp gittiğini mi? Ben sana kaçmıştım aptal adam. Her şeyimi arkamda bırakıp kaçmıştım. Sen ne yaptın!? Beni öylece bıraktın.” Sesi çatallaşmıştı. Gözleri dolu doluydu. Her an akmaya hazırdı.

Karahan öfkeliydi. Ama öfkesi Nazlı’ya değil kendineydi. Bıraktığı her güne lanet etmişti. Yiğit’in sözünü dinlediği güne geri dönse yumruğu suratına indirir kendini etkilemesine asla izin vermezdi. Canını önüne serer ama Nazlı’yı yine de bırakmazdı. Kızın dolmuş ve akmaya hazır gözlerine baktı. Solgun teninde kırmızıya dönmüş burnuna. 

“Anla artık! O zaman öyle gerekiyordu. Bugün olsa asla bırakmazdım seni sorgulama artık. Sana hiçbir şey anlatamayacağım. Sen beni seviyorsun! Bensiz, tıpkı benim olduğum gibi bir hiçsin. Biz birbirimizin olmadan hayat huzur bulmayacak.” 

“Ölene kadar sorgulayacağım. Bana gerçeği söylemen bile hiç bir şeyi değiştirmeyecek. Benim yaşadığım hiç bir acının geri dönüşümü yok.” Karahan dan bir adım geriye çıktı. Hali tükenmek üzereydi. Her aklına geldiğinde o güne geri dönüyordu. Bitmek tükenmek bilmeyen bu acıdan yorgun düşen yüreği daha çok kanıyordu. 

İşaret parmağını Nazlı’nın yüzüne tuttu. Çok öfkeliydi. Nazlı’nın tükenen halini bile göremiyordu.  “Sen bana mecbursun. Sen beni affet ya da etme umrumda bile değil. Sen benimdin, benimsin. Sana dokunacak her erkeğin canını alırım. Senin inadın inat mı benimkinin yanında? O dediğin acının alasını yaşadım ben. Bir tek sen yaşamadın.” Nazlı’yı sabahlığını bağladığı düğümden tutup kendine çekti. Nazlı’nın akan gözyaşları içine oturmuştu. Ama artık anlaması gerekiyordu. Ya Karahan ya Karahan dı.

Burun buruna geldiler. İkiside öfkeli ikiside aşıktı. Aşkın öfkeyle harmanlanmış haliydiler. Nazlı’nın yüzüne fısıldadı. “Tek bir sabah dünyaya gözlerimi seninle açmak istemiştim. Güneş sen gittiğinden beri bana doğmuyor. Ve sen bunu göremeyecek kadar körsün. “ 

Nazlı sertçe yutkundu. Diyeceği şeyler boğazında düğüm düğüm olmuştu. Kelimeler yerine gözlerinden yaşlar dökülüyordu. Kalbine mi aklına mı söz geçirecekti? Yoksa Karahan’a mı? 

Karahan tuttuğu kemeri hızla geri bıraktı. Nazlı bir adım geriye gitti. Kapıdan hızla çıkıp giden adamın arkasından baktı. Kapı çekilince olduğu yere çöktü. Tuttuğu hıçkırıklarını bıraktı. Ellerini yüzüne kapattı. 

“Sadece sana mı güneş doğmuyor… Sen gittiğinden beri Kara benim dünyam.” 

Karahan odadan çıktığında hızla merdivenlerden indi. Evdeki kimseyi görmek istemiyordu. Çıkış kapısına çevirdi yönünü. Aslı onu görmüştü. Ardından “Karahan,” diye seslenmişti ama dönüp bakmadı.

Kapıyı açtığında karşısında gördüğü Yiğit’in ona şaşkın bakışlarına, O öfkeyle yanıt verdi.

Yiğit “Karahan hayırdır, ” dediğinde Aslı yanlarında bitti. “Nazlı rahatsız da onu görmeye geldi canım,” diye açıkladı. 

Yiğit’in gözlerinde oluşan soruların muhattabı Karahan dı. “Ne yaptın kardeşime?” dedi kızgınlıkla.

“O soru öyle değil Yiğit Demirkan. O soru yıllar önce sen bize ne yaptın da bugün böyleyiz?” dedi ve sağ yumruğunu Yiğit’in yüzüne indirdi. 

Aslı’nın attığı çığlık havada süzülürken Yiğit iki adım geriye sendeledi. Elini patlayan dudağına götürüp baktı. Kan vardı. Karşısında kızgın boğa misali duran adama baktı. Hak etmişti, sonuna kadar hak etmişti. Hiç bir şey yapmadı. Ne hakkı vardı ki…

“Üzgünüm… Bilemezdim,” diyebildi. 

Var gücüyle bağırdı Karahan. “Sen üzgünsün ama biz ölüyoruz. Sen karınla mutlusun ama biz değiliz. Senin sözünü dinlediğim güne lanet olsun Yiğit, lanet olsun. Beni etkilediğin, inandırdığın güne lanet olsun.” Son sözlerini söyleyip Yiğit”in yanından geçip gitmişti. 

Aslı kocasına sokuldu. “Üzülme olacak bu iş. Geçmişe dönemeyiz ama gelecegi kurtarabiliriz.” 

“Umarım sevgilim, umarım.” 

“Aşk olsun. Ben varım burada ne umması? Olacak diyorsam olacak. Azeri kardeşlerimiz ne diyordu.” Aslı düşündü bir kaç saniye. “Hah buldum.” 

“O iş məndə və olacaq.”