Ağustos 25, 2020

1. Sen İstedin

ile payelll

 

 

İnsanın eski sevgilisiyle ne işi olurdu? Duru oturduğu yerden kendine kızdı. Kerem’e kanmayıp ‘bir kahve içelim’ teklifini reddedecekti. Kısa bir süre de olsa bu adamın sevgilisi olması birden canını sıkmıştı. Ee karpuz değildi ki yoklayıp alasın. Yakışıklı suratına bakıp kanmıştı işte. Abisinin avukatı olması da sık sık karşılaşmalarına neden olmuştu. Oluyordu. Allah’tan Abisi Karahan’ın kısa süreli macerasından haberi olmamıştı. 

Telefon konuşması bitmeyen Kerem Duru’nun sıkıldığını fark edince ahizeye elini yerleştirdi. Ayağa kalkıp gülümsedi. “Çok kısa canım hemen geliyorum.” Duru başını aşağı yukarı salladı. Elindeki çay kaşığıyla büyük çay fincanını karıştırmaya başladı. Aslında çay bitmişti. Bir an önce gitmek istiyordu. “Ondan uzak dur” diyen sesle kaşık elinden gürültüyle fincanın içine düştü. Başını hızla çevirdi. Sarışın güzeli genç bir kadın. Kehribar rengi gözleriyle içine işler gibi bakıyordu. “Anlamadım.” 

Genç kadın Duru’ya yaklaştı. Elindeki telefonu havaya kaldırdı. Duru ülkenin tanınan müzik grubundaydı. Asya ve kardeşi Nil ile birlikte şarkı söylüyorlardı. Kısa sürede de ünlü olmuşlardı. Bu genç kadının da hayranlarından biri olduğunu düşündü. “Kerem den uzak dur. Fazla vaktim yok. Ben onun eski sevgilisiyim.” Duru gözlerini devirdi. “Ne bu kıskançlık oyunu mu? Bil diye söylüyorum o benim sevgilim değil.” 

Genç kadın telefonda bir kaç yere dokunup ekrana bir resim getirdi. Dışarından bakıldığında öz çekim yapıyorlarmış gibi hava veriyordu genç kadın. Duru ekranda gördüğü ve yanında duran kadının dayak yemiş halini görünce iyice şaşırdı ve bunu gizlemedi. “Ne oldu sana?” dedi hafifçe dönerek. 

“Bunu bana Kerem yaptı. Adım Sevilay Çetin. Cast ajans mankeniyim. Beni çok fazla ekranlarda göremezsin daha o kadar ünlü olamadım. Ama araştır diye söylüyorum. Sevilay Çetin. Ona güvenme! Asla! Uzak dur!” arkasından yaklaşan ayak seslerini duyunca hiç dönmeden sesini değiştirip yüksek sesle teşekkür etti ve koşar adım ayrıldı cafeden. 

Kerem telefon konuşmasını Duru’nun yanına gelirken bitirmiş ve cebine atmıştı. Uzaktan gördüğü kadını birine benzetemedi. Önemsemedi. Duru ünlü biriydi. “Kim di o?” dedi gülümseyerek yerine oturdu. 

Duru üzerindeki şok ifadesini atmak için masadaki sudan bir yudum aldı. “Hiç canım bir hayran, resim istedi. Kerem benim kalkmam gerekiyor.” Sözü bitmeden yerinden kalkmıştı. Kerem de onunla birlikte ayaklandı. “Çok özür diliyorum Duru. Olmadı bu. Bir akşam yine bir şeyler yapalım mı? Söz telefonu mu kapatacağım.” 

Duru çantasını koluna taktı ama bedeninden geçen ürpertiye engel olamadı. “Çok acelem var Kerem. Konuşuruz yine.” Kaçar gibi çıktığı cafeden arkasına bile bakmamıştı. Kerem’i öylece bırakmıştı. Belki kadın yalan söylüyordu. Belki de doğru… 

Kerem kadar centilmen birinin bunu yapabileceğini ummuyordu. Ama ummadık taşın baş yardığını da bilecek kadar tecrübesi vardı. Arabasına bindi ama bir süre çalıştırmadı. Sakinleşmeyi bekledi. “Ya doğruysa” diye mırıldandı. “Benim de sevgilimdi” dedi elini direksiyona vurup. 

Kızlarla birlikte her zaman gittikleri cafede ve her zaman oturdukları masada Duru’nun anlattıklarını öfkeyle dinliyorlardı. Ruken elinde tabletiyle ablasının verdiği ismi en ince detayına kadar inceliyordu. “Polise şikayet etmiş. İkisi de medyatik olmadığı için gün yüzüne çıkmamış. Kadının kendi sitesinde yazıyor. Fakat, Kerem’in adı yazmıyor. Sadece bir adam, biri gibi sözler var.” 

Aslı, Zeynep, Azra Duru’nun kız kardeşi Nil. Aslı’nın kız kardeşi Asya da olmak üzere masada tam takımlardı. 

Aslı, “İyice bak Ruken. Sen ona bak, ben Şahin Abimi arayacağım.” Ayağa kalkıp sakin köşeye geçti Aslı. Şahin Balta Aslı ve Asya’nın teyzesinin oğluydu ve bir komiserdi. Kızlar uzaklaşan Aslı’nın arkasından bakıp birbirlerine döndüler. 

Zeynep, “Ucuz yırtmış olabilirsin Duru. Dünya da manyak mı yok? Sen ne kadar iyi eğitimli ahlak sahibi biri olursan ol. Erkek manyaksa bunun hiç bir önemi olmuyor.” dedi. 

Azra başını salladı arkadaşını onaylarcasına. “Haklı. Ne çekiyor bu kadınlar bu mallardan?! Kadına şiddet bir erkeğe be kazandırıyor ki? Sünepeler… oh istemediğin bir şey olduğunda çak bir tane eli ve şeyi kopasıca.” 

“Kırk yıl düşünsem aklıma gelmez Azra. Sende tanıyorsun,” dedi Duru üzgün bakışlarıyla. Erkeğin görevi kadını dövmek değil sevmekti. O etrafındaki erkeklerden bunu öğrenmişti. 

“Biliyorum canım ama belli olmuyor işte,” diye yanıtladı Azra. 

Aslı yerine oturduğunda kızlara döndü. “On dakikaya gelecek haber. İnşAllah doğru değildir,” dedi gözlerini kısarak. “Hadım olasıca.” 

Kızlardan çıkan kıkırtılarla kendi de güldü. “Gülmeyin ya. Bugün ona yarın başkasına. Psikopat pislik. Kadına şiddete dayanamıyorum. Ortalık bacak arası beyinsiz ile dolu. Allah bu aklı kullanalım diye veriyor ama yok beyinler boş.” 

Haber geldiğinde rutin sohbetlerine dönmüşlerdi. Kulağındaki telefona odaklanan Aslı’yı izliyorlardı kızlarda. “Sağ ol Abim. Görüşürüz.” Telefonu kapatıp masanın üzerine bıraktı. “Doğruymuş. Kerem adına şikayette bulunmuş. Kerem nezarette kalmış bir gece. Nasıl yaptıysa şikayet geri alınmış. Üzerini de kapatmış bir şekilde bir gecede olmuş bitmiş haber yayılmamış.” 

Duru derin bir nefes çekti ve ardına yaslandı. “Yazıklar olsun. Erkeğim diye dolaşıyor ortalıkta.” 

Zeynep, “Uzak dur, ararsa cevap verme,” dedi. 

“Bence cevap versin. Artık olmayacağını, istemediğini söylesin,” diyen Azra’ya kızlar da hak vermişti. Duru da bunu yapacak ve yaklaşmayacaktı. Korktuğundan değildi elbette. Ama kötü olaylar yaşamak istemiyordu. Ve zaten Kerem’e karşı en ufak bir hissi de yoktu. Olsaydı bile ardına bakmadan kaçardı. Dünya zalimin zulmü için en uygun yerdi…

Aklında bir kadın vardı. Büyüleyen kahve rengi gözleri, uzun kestane saçları… Çalışırken aklından çıkmayan, boş vakitlerinde sürekli ekranını süsleyen. Kadınları her erkek kadar severdi Ali Rüzgâr Asilkan. Fakat Duru Atabey rüyalarını bile süslüyordu. Yüz yüze hiç görmediği bir kadını arzuluyordu. Etkilenmişti. Sadece ekranda gördüğü bir kadından deli gibi hoşlanıyordu. 

Hoşlanmak! Onun deyiminde sadece bir kadından alabilecekleriyle sınırlıydı. Güzelliğinin arkasında nasıl biri olduğunu bilmiyordu. İlgileniyor muydu? Karışıktı. Hayallerini dolduran kadının nasıl biri olduğunu da merak ediyordu. Bunu fark edince de kendine kızıyordu. Kadınlara değer vermek sadece kız kardeşi ve babaannesiyle sınırlıydı. 

Nişanlısı Müge den nefret ediyordu. Dedesinin zoruyla nişanlanmıştı. Müge’nin umrunda bile değildi Rüzgâr onu seviyor mu sevmiyor mu? O sadece Asilkan olmak için deliriyordu. Rüzgar onunla asla evlenmeyecekti. Bunu en başında aklına koymuştu. Dedesinin eski bir dostunun torunu olması Hilmi beyin için yeterliydi. 

Nişan gecesinden sonra Rüzgâr hayatına eskisi gibi devam etmişti. Müge’yi  aramıyor hatta görmek bile istemiyordu. Bunu Müge’ye  söylüyordu da. Müge aldatıldığını biliyor, görüyor ama görmezden geliyordu. Müge  için önemli olan tek şey Asilkan olmaktı. Zenginlik, şan, şöhret onun için vazgeçilmezdi. Camiada Ali Rüzgâr Asilkan’ın karısı olarak bilinmek ona yetecekti. 

Kadınlara olan inancı annesiyle birlikte tarih olmuştu. Hala genç ve güzel olan annesi bir oğlu olduğunu bile hatırlamıyordu. Hiç bir zaman da hatırlamamıştı. Annesi onu sevmiyordu. Hiç sevmemişti. Evlenmek ve çocuk sahibi olmak asla istemediği bir şeydi. 

Babası yıllar önce trafik kazasında hayata veda etmişti. Rüzgar babasının huzur bulduğuna seviniyordu. Annesi yıllar boyunca tek bir gün huzur vermemişti babasına. Önündeki kötü örnekler onun sevgiye olan inancını mihraba çevirmişti. Rüzgar sadece anı yaşıyor ve bundan hiç şikayetçi olmuyordu. 

Ekranda oynattığı klibi dikkatle izliyordu. Yanındaki gurup arkadaşlarını gözü görmüyor o sadece Duru’yu izliyordu. “Sen nasıl bir şeysin?” diye mırıldandı kendi kendine. Cevabı yine kendi vermişti. “Çok tatlısın Duru. Umarım telefonlarını dinlediğim için beni affedersin.” 

Ali Rüzgâr Asilkan büyük bir Bilişim şirketinin tek sahibiydi. Onun işi teknoliji üzerine ne varsa onları üretmekti. Duru’nun telefonlarını dinlemesi sadece takip amaçlıydı. Karşısına çıkacağı anı kollayacaktı. En uygun anı…

Öfkeden barut fıçısı gibiydi. Kerem hiç durmadan arıyor ve buluşma, bir yemek, bir kahve içelim diye sürekli rahatsız ediyordu. Duru her seferinde ona olmayacağını, istemediğini söylüyordu. Kerem arsızca espiriler yaparak ortamı yumuşatmaya uğraşıyor Duru gibi narin birini de kolayca susturabiliyordu. 

“Bu akşam. Tek bir kahve Kerem.” Yüz yüze konuşmanın daha mantıklı olacağına kanaat getirmişti sonunda. Telefonda laftan anlamıyordu. “Rezervasyon yaptırayım. Adresi mesaj atarım.” Ağzı kulağına varan Kerem telfonu kapatınca kızlarla olan gruplarına yazdı Duru. 

Tek başına gitmesine şiddetle karşı çıkmıştı kızlar. 

ASLI; Her nereye gidilecekse biz de geleceğiz Duru.” 

ZEYNEP; Aslı haklı. O hep haklı zaten neyse bu ayrı bir konu. Evet bizde geleceğiz.” 

AZRA; Bizi tanır ama.” 

Nİl; Kılık değiştiririz.” 

RUKEN; Ben sarışın olmam baştan diyeyim. Çok çirkin oluyorum.” 

ASYA; Ben kızıl olurum.” 

ASLI; Akşam altıda AZENAS’ta buluşalım. Oradan geçeriz. Bu arada ben mor saç istiyorum. Bir şey yapmaya kalkarsa Kerem’e takacağım.” 

Mert Akahan, Ali Rüzgâr Asilkan’ın can dostu. Dinlediği konuşmanın ardından ilgisini çekeceğini düşündüğü bilgileri Rüzgâr’a vermek için hızlı adımlarla Rüzgâr’ın odasına geldi. Kapıyı hızla açıp içeri girdiğinde dosyalara gömülen arkadaşının şaşkın gözleriyle karşılaştı. 

“Hayırdır?” diyerek doğruldu Rüzgâr. Mert kapıyı kapatıp masaya yaklaştı. “Az önce bir telefon görüşmesi oldu. Akşam Kerem ile buluşacak.” 

Rüzgâr’ın suratı değişti. Kahve rengi bakışları koyulaştı. Kerem’in nasıl bir it olduğunu biliyordu. Duru’nun etrafında kim varsa onların nasıl biri olduğunu çok iyi biliyordu. 

“Nerede?” 

“Duru’ya söylemedi. Bende onun telefonuna sızdım. Akşam bir otelin restoranında bir yer bir de oda ayırdı.” 

Rüzgâr’ın kısılan gözleri dehşetle açıldı. “Şerefsiz.” diye mırıldandı ağzının içinde. Duru’nun Kerem’i istemediğini biliyordu. Telefon konuşmaları hep bu yöndeydi. “Benim düşündüğümü sende düşünüyor musun?” dedi Mert. 

Rüzgâr ağaya kalkıp ellerini cebine soktu. Ağır ağır başını salladı. “Adam aklına koymuş anlaşılan. Onların masasına yakın bir masa ayırt. Hangi oda ise yanında bir de oda. O katın kamerasını gir kayıt olmasın. Ne olacağını bilmiyoruz. Reklâm olmayalım.” 

Kızlar masanın etrafını doldurmuştu. Birbirlerine bakıp bakıp küçük kahkahalar atıyorlardı. Ruken’e taktıkları sarı peruk gerçekten de ona yakışmamıştı. Kolları göğsünde bağlı sureti beş karış oturan kızın hali oldukça gülünesiydi. “Yeter kızım ne surat yaptın… Sen doğal halinle zaten güzelsin bugün de çirkin ol.” Azra’ya bakıp omuz silkti Ruken. “Küçüğüm diye ezin beni ezin. Ama ben büyürüm o zaman soracağım size.” 

Aslı elini kızın peruğunda gezdirdi. “Oy benim sarı papatyam tripte mi atarmış? Yerim seni lolitam. Kız pek iç gıdıklayıcı oldun. Etrafa çok bakınma olay çıkmasın.” 

Ruken gözlerini kırpıştırdı. “İç gıdıklayıcı ne demek?” Başını kitaptan kaldırmayan ve erkeklerle hiç alakası olmayan geleceğin en parlak Bilgisayar mühendislerinden biri olacak olan bu kızın bilmemesi normaldi. En azından kızlar yadırgamamışlardı. “E şey o canım. Böyle sende bir akım oluyor. Sonra karşı cinse ulaşıyor ve adamın…” 

Azra, elini yumruk yaparak ağzına kapattı. “Öh hö Aslı. Detaya gerek var mı?” 

“Ay ne var, yaşı on dokuz olacak. Küçülsünde kundağa girsin.” Ruken’e geri döndü. “Biraz büyü sende. Yok mu kızım senin erkek arkadaşın falan?” 

“Yok. Olursa, Abim onu öldürecekmiş öyle dedi. Önce okul bitecekmiş. Sonra master yapacakmışım. Sonra abim bana şirket açacakmış. Otuz yaşıma gelince bakacakmış.” 

Nİl göz devirirken diğer kızlar gözleri büyüyerek dinlemişti. “Ulan Karahan.” Aslı kendi kendine Karahan’a itinalı küfürler sarf etti. “Neyse… Sonra biz bir bakalım bu işe. Kendi de aziz sanki. Kıza öğrettiği şeylere bak. Hey Allah’ım,” derken Kerem’in masaya yaklaştığını gördüğünde kızları da uyardı. Hep birlikte ve dikkatle izlemeye başladılar. Biri önüne bakarken diğeri bakıyordu. Dideri önüne bakarken bir diğeri… Duru’yu bir an olsun göz hapsinden ayırmıyorlardı. 

“Bir fincan çay Kerem. Bir fincanı kaç dakika da içersem o kadar buradayım,” dedi adamın kurnaz gözlerine bakarak. 

“Sen öyle diyorsan öyle olsun.” Kerem oturduğu yerden kalktı. Starbucks tarzı olan bölüme yaklaştı. Genç kıza, “Bir fincan kahve ve bir fincan çay’ dedi. Genç kız hemen arka tarafa geçerek istenilenleri hazırlamaya başladı. 

Sıkıntıdan patlamak üzere olan Duru başını çevirip kızların olduğu tarafa baktı. Kızlardan zafer işareti aldığında gülümsedi. Gerçekten, iyi dostların varsa hayat daha çekilir hale geliyordu. İyi dost, denizin en gizli köşesinde, istiridyenin sakladığı inci gibiydi. 

İçi biraz ferahlamış şekilde önüne dönerken yan masada bulunan adamın kahverengi gözlerine takıldı. Adamın bakışları ruhunda kelebek etkisi bırakmıştı. Kısacık bir bakışın ruhuna büyük bir esinti hatta fırtına getireceğini hücreleri hissetmişti. Adamın yukarı kıvrılan dudaklarıyla galeyana gelen benliği adama naifçe gülümsemişti. Yaptığı hatanın farkına geç varmıştı. Ucuz bir kadın gibi görünmüştü. Kendine kızarak sertleştirdiği yüz ifadesiyle önüne döndü. 

Kerem kızın uzattığı içeceklere baktı. Genç kız işine geri döndüğünde etrafına hızlıca bakındı ve iki parmağı arasındaki ilacı hiç kimseye fark ettirmeden Duru’nun çayına attı. Haince gülümsedi. İçecekleri daha fazla soğutmadan masaya geri döndü. Çayı kızın önüne bırakıp yerine geçti. 

Duru için deli oluyordu. Ama kızın kendine hiç pas vermemesi daha da istekli hale getirmişti Kerem’i. Duru ile birlikte olmayı aklına koymuştu bir kere…

Çaydan bir yudum aldı ve Kerem’e baktı. “Ne istiyorsun?” 

“Seni,” dedi Kerem. 

“Sana olmayacağını söyledim. Buraya kadar da yüzüne söylemek için geldim.” 

“Yapma Duru. Bir daha deneyebiliriz. Senden fazlasıyla hoşlanıyorum.” 

Duru yüzünü buruşturdu. “Asıl sen yapma Kerem. Bir ilişki iki kişiliktir. Benim de seni istiyor olmam gerekmiyor mu?” 

“Bu şekilde kestirip atarsan olur mu? Biraz zaman geçirip birbirimizi anlayabiliriz.” 

“Kerem neden bu ısrar? Sen yakışıklı ve mevki sahibi birisin. Eminim etrafında da seni isteyecek bir çok kadın vardır.” 

Duru’nun yalancı iltifatı Kerem’i gülümsetmişti. “Ben seni istiyorum Duru.” 

“Ama ben seni istemiyorum Kerem.” Duru’nun sert sesi yan masaya kadar gitmişti. Sesini yükselttiğini farkettiğinde etrafta gezinen gözleri ilk yan masadaki adama çarpmıştı. İkinci kez rezil olmanın öfkesiyle çayının kalanı da hızla içti. “Çayım bitti. Sen de burada bittin Kerem. Israr edecek olursan sonuçlarına da sen katlanırsın.” Fısıltıyla söylediği sözlere Kerem çarpıkca gülümseyerek cevap verdi. Bir kaç dakika içinde bambaşka biri haline gelecekti Duru. Daha asansöre binmeden etkisini göstereceğini biliyordu Kerem. 

Yavaşça kalktı masadan. Kızlarla göz göze geldi. Lavaboya gidecekti. Kerem buradan ayrılınca kızlarla birlikte biraz daha oturacaklardı. Çıkışa ilerlediğinde Ali Rüzgâr da yerinden kalktı. Mert’e doğru eğilip fısıldadı. “Ben kızın peşindeyim. Bu pislik kalkarsa engel ol. Kızın peşinden gidebilir. Duru otelden ayrılınca kapıda buluşuruz.”

Mert sessizce ‘tamam’ dedi. Rüzgâr da Duru’nun peşinden ilerledi. Asansör tarafına gidecek sandığı kızın lavabolar tarafına geçmesiyle kendi de o tarafa yürüdü. Bayanlara ait bölüme girdiğinde Rüzgâr az ilerde beklemeye başladı. 

Çantasını siyah granit taşın üzerine bırakıp elini suyun altına tuttu. Boğulacağını sanmıştı. Erkekler bu kadar ısrarcı olduklarında mide bulandırıyordu. Fiziki yapıları kadınlardan güçlü olması istediklerini alacakları anlamına gelmiyordu. 

Az önce içeride boğulacağını hissetmişti ama şimdi gidip Kerem ile bir kaç saat daha oturabilir ona onu istemediğini defalarca söyleyebilirdi. Hatta ısrar ederse suratına bir tane patlayabilirdi de. İçinde aniden oluşan adrenalin patlaması, tüm kötü hisleri almış yerine dünyayı ele geçirebilecekmiş hissine neden oluyordu. 

Kendini sorgulaması söz konusu değildi. Sinir sistemi kendini imha ediyordu. Bir an da hayatının ötesinde ve berisinde hiç bir şeyin önemli olmadığını düşündü. Kendine aynada baktı. “Çok güzelim.” İçinden bu geçiyordu. Kendine gülümsedi. Kızları unutmuştu çoktan. Telefonu da çalmamıştı zaten. Evet. Birden aklına geldi. Kerem gidince arayacaklardı. Demek ki hala masadaydı. Kendine omuz silkti. Burada Kerem’in gitmesini beklemeyecekti. 

Kapının birde  açılmasıyla hiç korkmadı. Kalbi fazlasıyla hızlı atıyordu ama o bunu da fark etmiyordu. Dönmedi. Aynada kendine bakan az önce içeride gördüğü kahve gözleri gördü yine. Gülümsedi. Bu sefer kendini ayıplamadı. Adamın çekici aurası etrafını sarmıştı. Döndü. Kalçasını taşa dayadı. Ellerini de tutunmak için taşın kenarlarına bıraktı. “Kimsin sen?” dedi engel olamadığı gülüşüyle. 

“Adım önemli mi?” dedi Rüzgâr. İçeride uzun süre kalan kızı merak ederek girmişti içeri.

Duru adamı baştan ayağa, Rüzgâr’ın aklını başından alan gülüşüyle süzdü. “Bu güzel vücud  için evet önemli.” 

Kadınlar tuvaletinde oldukları bir tek Rüzgâr’ın umurundaydı. Duru bundan hiç şikayetçi değildi. Rüzgâr’ın aklını karıştırmıştı. Resimlerden ve ekrandan gördüğü ince kadına hiç benzemiyordu. Daha çok eskort bir kızı anımsatıyordu. 

“Ali Rüzgâr Asilkan.” 

“Ooo baya havalıymış.” 

“Senin kadar havalı olamam. Şimdi dışarı çıkalım mı?” 

“Çıkalım.” 

Çantasını orada taş tezgahın üzerinde bırakmıştı. Unutmuştu. Rüzgâr da görmemişti. Siyah taş zemin üzerinde siyah küçük bir çantaydı. Duru’nun şuan dünya umrunda değildi. Çantası hiç değildi. 

Arkasında olan adamın erkeksi kokusu burnuna dolduğunda gözlerini kapatıp derin enfes aldı. Bedeninden geçen ürpertiyi sevmişti. Lavabonun kapısını çeken Rüzgâr’a döndü. Rüzgâr Duru’nun bakışlarına kaşlarını çattı. Kız onu yemek ister gibi bakıyordu. Pekala Rüzgâr da bunu istiyordu ama bu kadar kolay olmasını beklemiyordu. 

Kızın kollarını boynuna dolamasıyla daha çok şaşırdı. Ama kızın çekiciliği öylesine fazlaydı ki aklından hemen sildi ne varsa. Uzun süredir hayalini kurduğu kadın kollarındaydı. 

“Öpsene beni,” dedi adamın dudaklarına bakarak. Rüzgâr Duru’nun bu hâline gülümsedi.  Boynundaki ellerini indirdi. “Gel,” dedi elinden tutup asansöre doğru götürdü. Önünden geçtikleri yemek salonundan gürültüler geliyordu. Rüzgâr umursamadı. Duru Rüzgâr ne tarafa çekerse o yöne istekle gidiyordu. 

Kapıyı açıp kızı eliyle içeri davet etti. Duru bir saniye bile düşünmedi. Adamı ayakta soyan bakışlarla içeri girdi. Rüzgâr kapıyı kapatarak Duru’nun karşısında durdu. “Ünlü şarkıcı Duru Atabey,” dedi uzun süredir bu anın hayalini kuruyordu. Buraya gelirken aklında böyle bir şey yoktu. Anlaşılan kader ağları ondan önce örmüştü. 

“Evet benim. Ama boşver şimdi.” Kollarını tekrar Rüzgâr’ın boynuna doladı. Bu sefer Rüzgâr da kendini bıraktı. Ellerini kızın beline ve sırtına yerleştirildiğinde kadından aldığı akım bedenini sarmıştı. Bu kadına olan istediğinin öyle basit bir şey olmadığını fark etti. Ama aklına takılan şey; ilk defa gördüğü bir adamın kollarına bu şekilde atılmasıydı. Duru basit bir kadın mıydı? Öyle veya değildi. Hiç önemi yoktu. 

“Benim olur musun?” diye sordu dudaklara sokulurken Rüzgâr. Tereddütsüz yaklaştı Duru. “Olmazsam ölürüm.” dedi. 

Nefesler buluşmadan hemen önce konuştu Rüzgâr. “Sen istedin.”

….