Ağustos 25, 2020

14. Seni Seviyorum

ile payelll

 

 

 

Karşısındaki kestane şekerini büyük bir iştahla yiyen Duru’ya bakıyordu. Kendisi hiç sevmezdi. Bu kadar güzel mi? diye düşündü Rüzgâr. Çocukluğunda bir kez tatmış ama hiç beğenmediği için bir daha yememişti. Ama Duru yerken onunda yiyesi gelmişti. Tabağa elini uzatıp kestane şekerinin altındaki minik şeffaf tabaktan tutacaktı ki Duru’nun eline vurmasıyla şaşkınca kıza baktı. 

“Benim onlar çek ellerini, çok istiyorsan kendine de al.” diyen Duru bir tane daha attı ağzına. 

“Ben sevmem ki.” 

“E niye elini uzatıyorsun o zaman?” 

“Çok iştahlı yiyorsun, ben yemeyi mi bilmiyorum diye merak ettim.” 

Elindeki kestane şekerine baktı Duru, olmaz bunu yemeliydi. Hiç bir kuvvet bu şekeri ondan alamazdı. İştahla dudaklarına götürüp ısırdı. 

“Bende sevdiğimi bilmiyordum doğrusu, bir anda canım istedi.” Ama, lokmayı dediğini idrak edince zor yuttu. Göz kapaklarını kaldırıp Rüzgâr’ın yüzünde ağzından kaçırdıgı gerçekle ilgili bir delil aradı. Rüzgâr sadece gülümsüyordu. 

Tabağına baktığında iki tane daha olduğunu gördü. Ne yeri ne de iştahı kalmıştı. Peçeteye elini silip çayına uzandı. 

“Neden bitirmedin?”  

“Doydum.” dedi. Doyduk.

“Sen bana geçen gün İzmir’e konsere gideceğini söylemiştin. Bugün gitmiş olman gerekmiyor muydu? 

Arkasına rahat bir şekilde yaslandı Duru. Kendide memnundu aslında bu durumdan. Ama tazminatı kimin ödeyeceğini hiç bilmiyordu. İlgilenmiyordu. 

“Eniştelerim isyan çıkarttı. Düğüne dört gün kala kıskançlık krizlerine girdiler. Senin anlayacağın yattı. Son konserdi zaten. İki yıl ara veriyoruz.” dedi Duru. Karşısındaki adamın bile hoşuna gittigini görebiliyordu. 

“Nihat ve Fırat çok haklılar. Sanırım bende onlar gibi yapardım. Hatta fazlasını bile yapardım.” Rüzgâr’ı dinlerken ağzı bir karış açık kalmıştı Duru’nun. Bunların hepsi odun diye düşündü. 

“Sen benim işime karşımazsın bir kere. Ben istediğim yere giderim. İstediğim yerde de şarkımı söylerim.” 

Kaşları havalanan Rüzgâr da öne doğru eğilip konuştu. “Yok ya nerede o dünya? Bana da göstersene. Benim kadınım çıkacakta binlerce adama şarkı söyleyecek. Üzerine birde dans edecek. Bende ön sıradan bilet alayım istersen.” 

“Senin kim be, yavaş gel. Al canım istersen tepeden yer ayırt ben çıkarım o şarkıyı da söylerim.” dedi elini masaya koyup. 

“Çıkamazsın.”

“Çıkarım.” 

“Çıkta görelim. Adamlar sizi bölmüş kızım, sizin grup işi yaş. Hangi adam kabul eder? Ederse de adam mı tartışılır. Ama biz etmeyiz.” 

Duru kaşlarını çattı. “Etmeyiz derken, siz kimsiniz?” 

“Nihat, Fırat ve ben.” 

Duru, elini ağzına kapatıp gülmeye başladı. Neye güldüğünü anlamadı Rüzgâr. 

“Ne gülüyorsun?” 

“Siz değil, onlar olacak o. Onlar güzel seven adamlar ama sen değilsin. O listeye girmen bile imkansız.” 

“Girerim. Hemde zirveye çıkarım.” dediğinde Duru gözlerini kısıp baktı. 

“Git işine Rüzgâr. Sen olayı bilmiyorsun. Güzel sevmek ne onuda bilmiyorsun. O adamlar senin bildiğin bardan kadın kaldırıp, gece bir halt etmemiş gibi evine eşine dönen adamlardan değil.” 

Bakışlarıyla meydan okuyan Rüzgâr hızını alamayıp biraz daha yaklaştı. “Nasıl adamlar peki?” 

Sinirle doğrulduğu koltuga geri yaslandı Duru. Düz bakışlarını muhatabına dikti. “Onlar, severler. Zararsız, sorgusuz, sualsiz. Dünyada başka bir kadın yokmuş gibi, gözünün görebilecegi tek kadınmış gibi. Senin gibi gece züppesi değiller.” 

Rüzgâr gülümseyerek koltuğuna sırtını verdi.

“Yiğit’i bilmesem hiç şansım yok derdim. O bir zamanların en hızlı çapkınıydı.” 

“Aynen dediğin gibi bir zamanlar öyleydi. Ama şimdi değil.” 

“E ben neden olamıyorum peki ?” 

Gel anlat şimdi! Vur yüzüne sen hainsin. Kandırdın beni. Yaptığını kim affedecek? Nasıl affedecek? Derin bir nefes alıp Rüzgâr’a baktı. 

“Sende o ışık yok. Göremiyorum. Yaramaz çocuklar gibisin. Hani, bunu yapma tamam mı anneciğim denir çocuğa ama çocuk tamam deyip arkasını dönmeden yine yapar. Sende o çizgi var işte. Ha birde  bende aşk yok. Yeterli mi?” 

Aşk kısmı hariç diğerlerini içinden geldiği, düşündüğü gibi söylemişti. 

“Bana güvenemiyorsun.” derken yüzünü yan tarafa doğru çevirmişti Rüzgâr. ‘Yerinde kim olsa erkeklere güvenmezdi Duru. Tanışmamız sadece bir karmaşaya denk geldi ve bunu aşamıyoruz.’ İç sesiyle can çekişiyordu Rüzgâr. 

“Sadece sana değil ben erkeklere güvenmiyorum.” demekle yetindi Duru. Oysa tek güvenmediği erkek karşısında oturan adamdı.

Neden diye soracak cesareti de yoktu, onu bırakmaya niyeti de. Duru’ya döndü. Duru, onun iç hesaplarla boğuştugunu görebiliyordu. Kendide, içindeki aşkla boğuşuyordu. Aralarında hiç bir fark yoktu. İki üzgün bir güvensiz, iki aşk ömrü boyunca hasret… 

Dün geceki kına gecesisinden sonra, oldukça yorgundu herkes. Yüzlerce misafir ve hiç susmayan müzik resmen beyin hücrelerinden çoğunun ölümüne neden olmuştu. 

Yalının her yeri misafir kaynıyordu. Trabzon’dan gelen akrabalarının çoğunu evinde agırlamak istemişti Aslı. Bir kısmını Hilal almıştı. Bir kısmını Nergiz. Sığmayan da hali hazırdaki eve geçmişlerdi. Beş teyze bir dayı, dede ve anneannesini kimseye vermemişti hem Asya hemde Aslı. Çoğu ilk defa geliyordu. Onları agırlamak şerefti. Ama bu teyzelerde çok acayip bir şeydi. 

Nuray teyze, Fidan teyze, Gülistan teyze, Niğar teyze ve Gülşen teyze. Hepsinin önünde bir miktar göbek mevcuddu. Rahatlık o biçimdi. Yalının üst salonuna serilmiş vaziyetteydiler. Daha düğüne sekiz  saat vardı. Asya’yı Nil’i ve Azra’yı ortalarına almışlardı. 

Nuray teyze, “Bu iş boyle olmaz. Gedun deger gelunları da geturun. Azucuk akil edeceguz.” dediğinde emir demiri keser hesabı yapıp Aslı kızları evlerinden yalıya getirtmişti. Hilal, Zeynep ve Aslı evli mutlu çocuklu olarak ortada üç maymunu oynayan taze gelinleri izleyip gülüyorlardı. 

Nuray teyze, Azra’yı dürttü. “Sen kaç yaşundasun de ba hele?” Azra kendini dürtene göz ucuyla baktı. 

“Yirmi yedi teyze.” 

Fidan teyze, “Uy babanun doni, ha bu kiz evda  kalmuş. Kizum sen adami siki tut kaçmasun daha senu alanda olmaz.” Azra ağzı açık baktı. Aslı’nın kahkahası ortalığı inletmişti. 

Azra Aslı’ya ters ters bakarken, Gülistan teyze konuya dahil oldu. 

“Pekte narun bi şeysun,” diyerek Azra’yı kendine çevirdi. Bilmiş mavi gözlerini Azra’nın ürkek gözlerine dikti. “Adam senu hem edecuk.”  Azra istem dışı irkilip gözlerini yumdu. 

Hilal, Zeynep ve Aslı kenarda gülmekten helak olmak üzereydiler. Hilal, “Uy halam agzuna sagluk da.” diyerek ritmi artırdı. 

Nil ve Asya kenarda sıralarını bekliyorlardı. Nigar ve Gülşen teyzenin tam arasında oturuyorlardı. Nigar teyze Asya’ya döndü. 

“Uy Gül’imin Gül’i kiz bu bel nedur? Adam nereye sarulacak? Vah vah.” diyerek eliyle dizlerine vurdu. Asya safa bağladı.  “Ay teyzem vurma dizine hem niye vahlıyorsun?” diye sordu. 

Nuray teyze kahkahayı bastı. Basarken de yana devrildi. “Ula aynı anasi da.” 

Fidan teyze, “Asli kiz, gece buni kontrul et. Başuna gelecekleru ben bileyrum ama o bilmay.” 

Aslı gözünden akan yaşı sildi. “Ederum teyzem. Aklun kalmasun.” dedi. 

Asya, Nil’in kulağına doğru eğilip sordu. Ne gelecek kız başımıza sen biliyor musun?” 

Nil, gözlerini devirdi. “Gerdek gecesinde olanları söylüyorlar. Bunun neresini anlamadın  Asya?” dedi. Asya, ağzı bir karış açık teyzelerine döndü. “Haaa o mu?” dedi sesli bir şekilde. 

 “Ay siz ne edepsiz bir şey çıktınız. Hem merak etmeyin ben o işi halletim.” dedi Asya rahat rahat.  Salondan beş adet “Uy ah ha.” yükselmişti. Kenardaki evli mutlu çocuklu olanlar yere çökmüştü. Takatleri kalmamıştı. Gülmekten bacakları taşımayacak raddeye gelmişlerdi. 

Nuray teyze ayaga kalktı. “Sen ne dersun, kiz yoksa hamilemisun. Ne pok yedun Asiya. Geturun benim beyligimi furacağum bu kizi.” diye ortaya atladı. Kız kardeşleri hemen koluna yapıştı. Fidan teyze gözlerini kısıp Nuray teyzeye baktı. “Pa pak kiz senin ne poklar yedugunu ben bileyrum. Sıs otur şuraa.” dediğinde Nuray teyze yüzünü buruşturup yerine oturdu. Asya teyzesinin şaha kalkmasıyla yerine sinmişti az önce. 

Gülistan teyze elini böğründe baglayıp “Ha de baa nasil hallettun o işi?” diye sordu. İçlerinde en büyük olan Gülistan teyzeydi. 

Asya sesini çıkarabilmek için boğazını temizledi. “Kitap okudum teyzem ya. Valla o şeyden yemedim.” dedi. Nil’e biraz daha yaklaştı. Korkmakta fayda vardı. 

Teyzeler göz devirdi. Ama kızlar kenarda hala gülüyorlardı. Fidan teyze, “O iş kitapila olir mu? dedi. Asya Nil’in arkasına sokuldu. Ne duyacağını bilmiyordu. “Nasi olir teyzem?” dedi 

Fidan teyze omzunu dikleştirdi. “Kitap senu sever mu? sevmez. Senu öper mu? Öpmez. Önce sevilecesun sonra öpülecesun. Sonr…” 

Hilal boğazını temizler gibi ses çıkarttı. “Öhö öhö halam kafi edep yahu,” dedi ufakta bir cık cık eşliğinde. 

Nuray teyze, “Sen bi sis, yedugun haltu daha unutmaduk. Edepmuş, edepsuz. Bekledun yirmi beş yil. Azdun koyununa girdun Kemal’un. ” dedi. 

Ağzı açık kalan Hilal halalarının altında kalır mıydı? Kalmazdı. Saçını geriye attı. “Aşkumdan öldu bittu feruf. Kandurdu benu da. Çok sevdu benu. Ne sevdaluk çektuk, deduk kavuşak artuk. Uyy sen değul muydun, Cafer enuştemle çay diplerunde alt alta üst üsta. Ha ne oldi. Baa geluncemi musliman oldin?” Gülistan teyze Nuray kardeşine döndü. 

“Bi sıs, Nurey kiz haklu. Az daha kalsaydun karnun burnunda olacağidu.” dedi Gülistan teyze. 

Yüzünü yana çevirdi Nuray teyze. “Hıh sevduk biz. Bunlarinki aşk midur? Sapun köpigu.” 

Gülşen teyze Nil’e döndü. “Ha içlerunda en çirozi budur. De baa adamınin boyi posi nedur? Ezilmeyesun. Kemuklarin sağlam midur?” 

Nil’in gözleri kocaman açıldı. “Bir seksen beş  teyze, çok zayıf değil.” diye mırıldandı. 

Nigar teyze dilini damağına vurup şaklattı. “Yazuk, pekte güzelmişsun. Seninku kaç yildur bekleyi dediydun?” diye sordu. 

Ellerini önünde birleştiren Nil. “Altı yıl.” 

Fidan teyze gözlerini kocaman açtı. “Uy alti yılun acisu nasil geçer? Bittin kizum sen.” dedi bir elini diğerinin içine sertçe bir kaç kez vurup başını sağa sola salladı. 

Nil, Aslı’ya ağlaması gözlerle baktı. 

Bu kadarının yeterli olacağına kanaat getiren Aslı, ellerini çırptı. “Haydin yeter bunlar gelin daha çok işleri var.” Teyzelerine döndü Aslı.  “Siz o konuyu düşünmeyin. Adamlar işlerini bilir.” 

Kızlar hazırda beklermiş gibi aniden ayağa fırlayıp Hilal, Zeynep ve Aslı’nın arkasına geçtiler. Azra, Aslı’nın koluna çimdik attı. Aslı acıyla kolunu tutup Azra’ya döndü. 

“Lan koparırım o elini benden ne istiyorsun?” 

Ellerini beline yerleştirip çenesini kaldırdı Azra. “Sen biliyordun çakal yavrusu, bizi buraya bunalıma sokmak için mi getirttin.” 

Aslı gözlerini tavanda gezdirdi. “E şey… şey… aman canım her neyse işte.” deyip  kızları aşağı doğru iteledi. 

Kapıya yönelen kazıların psikolojileri darma duman olmuştu. Salonda Duru’yu görünce oraya geçtiler. 

Aslı, “Hayırdır canım, senin evde olman gerekmiyor muydu?” diye sordu. Duru’nun yüzü beyaza dönmüştü. Kızlar bu yüz ifadesinden ne olduğunu anlamamamıştılar. 

“Elbisemle ilgili bir sorun çıktı.” dedi salonda Yiğit ve Neriman hanım vardı.  Aslı başka bir şey olduğunu anlayarak dışarı yönlendirdi. Yalının ön bahçesine çıktılar hepsi.

Halka oluşturan kızlar merakla bekliyordu. Zeynep, “Neyin var, bir şey mi oldu?” diye  sordu.

“Midem bulanıyor, hemde çok.” derken elini ağzına kapattı. 

Aslı, “He öyle bende başka bir şey sandım. Onun kolayı var, Zeynep sana bir ilaç versin. Tam iyi olmasanda daha iyi hissedersin.” 

Duru tüm minnetiyle baktı Zeynep’e. Zeynep’te ona güç vermek adına, “Hemen yazayım, yada dur beraber gidelim. Ama bugün pazar nöbetçi eczane bulmamız lazım.” 

Elini ağzından çekip konuştu Duru. “Gidelim ama çabuk lütfen. Taksiyle geldim. Senin arabanı alalım.” 

Zeynep, “Tamam, hemen çantamı alıp geliyorum.” deyip eve doğru yöneldi. Aslı da kızlara döndü. “Hadi gelinler, evinize.” 

Üç gelin olunca ayrı ayrı yerlerden salona doğru yola çıkmadan önce kurdela merasimi izlenmeye değerdi. Karahan, Nil’i beyazlar içinde gördüğünde kalbinin duracağını sanmıştı. Meleklerin nasıl varlıklar olduğunu bilmesede tabiri caizse kardeşi onları andırmıştı gözünde. Yüreğinde garip bir hüzün vardı. Mutlulukla mutsuzluk arası… Artık kardeşiyle beraber yaşamayacaktı. Annesinin ikinci emanetini bir başka adama veriyordu. Onun için çok zordu. Gözünden bile sakındığı kız kardeşleri teker teker gidecekti. Karahan’ın tek tesellisi gittiği yerde mutlu olacağını bilmekti. Nihat bunun için en doğru adamdı. Buna olan inancı hiç bir zaman sarsılmamıştı. Babasının müsadesiyle kurdelasını bağladığı kardeşini evden kendi kolunda çıkarıp Nihat’ın koluna verdi. 

“Bana emanet olanı sana emanet ediyorum. Emanetime iyi bak.” dedi Nihat’a. 

Aşık bir adamın kararlı bakışları vardı Nihat’ta. Sözünü hiç bir zaman sakınmamıştı. Bugünde sakınmayacaktı. 

“Önce Allah’a sonra bana. İçin rahat olsun. Emanetin emanetimdir. Canım pahasına koruyacagım.” 

Karahan gözlerini kıstı. “Aksini düşünme zaten.” dedi Nazlı’nın, “Karahan.” demesiyle konuşma sona erdi. 

Azra’nın kurdelasını babası takmıştı. Antalya’dan düğün için gelen anne baba kızlarının mutluluğuna şahitlik ediyorlardı. İkiside kendi hallerinde yaşayan karı kocaydı. Çok genç değildiler. Azra’nın eski evini dolduran eş dost akrabalar eşliğinde Murat’ın da ailesi gelmişti. Babası Şevket  bey kızını Murat’a teslim etti. Murat, ömrü boyunca seveceği tek kadını babasından alma onuruna sahip olduğundan ayakları yere basmıyordu. 

Azra’ya eğilip, “Seviyorum kızım seni.” diye fısıldadı. Azra’da gülümseyip, “Sevmezsen kafanı kırarım zaten. Seveceksin.” diye şakadan göz belertti. Kahkaha atmamak için dudaklarını birbirine bastırdı Murat. 

“Kırarsın hatun, boynum kıldan ince.” 

“Ha şöyle.” dedi etrafına gülücükler saçan Azra. 

Asya tek abi bildiği Yiğit’in önünde bekliyordu. Kurdelasını bağlayıp evden çıkaracak ve Fırat’a teslim edecekti. Ama evde gözyaşı döken dökeneydi. Dede, annaanne, teyzeler… Zamanında Gül hanımı beyazlar içinde görememiş olmaları nedeniyle hep içlerinde kalmıştı.  Asya’yı gelin olmuş görmek hepsine ağır gelmişti. Ağır bir mutluluk çöreklenmişti yüreklerine. 

Yiğit eline kırmızı kemeri alıp Asya’nın dolu dolu gözlerine baktı. 

“Bu ev her zaman senin. Bunu hiç bir şey değiştiremez. Ben senin her zaman abin olacağım. Başın sıkışmaz ama olur ya bir gün ihtiyacın, ben hep arkandayım bacım.” 

Boğazına oturan yumruyu zorla aşağı itip yutkundu Asya. “Biliyorum. Sen babamın bize bıraktığı en kıymetli olansın.” dedi zorla. 

Kardeşinin zor konuştuğunu fark etti Aslı. Kendide buruk bir sevinç yaşıyordu. Tek başına biriyken birden çıkıp gelen kardeşini hiç gocunmadan bağrına basmıştı. Ve şimdi onu evlenirken görmek her şeye değerdi. Ve ona bir eşten ziyade her şey olan adama minnet borçluydu. Biliyordu ki Fırat onu çok mutlu edecekti. 

Kemerini bağlayıp kolunda dışarı çıkardı Yiğit. Beyaz smokin içinde görünüşüyle pek çok kadını kendine hayran bırakacak yakışıklılıkta olan Fırat’ın koluna verdi Asya’yı. 

Asya’ya aşkla bakan adamı sözüyle kendine çevirdi. 

“Hiç sanma eski dostumsun sana lafım olmaz. Asya benim kardeşim, bunu unutma yeter.” dedi Yiğit. 

Fırat gülümseyip beyazlar içindeki güzelliğe baktı. “Senin kardeşin benim başımın tacı, kardeşini unutsam bile tacımı unutmam.” Asya yüzüne yayılan gülümsemeyle Fırat’ın elini tuttu. 

Arabalara yerleşip Çırağan sarayına doğru üç ayrı adresten üç gelin yola çıktı. 

Nazlı, Karahan, Yiğit, Aslı ve Azra’nın ve Murat’ın aileleri kapıda gelenleri karşılıyorlardı. Rüzgâr Asilkan kolunda genç ve güzel bir kadınla belirdi. Arkasında Mert ve Hare vardı. Karahan ve Yiğit’e elini uzattı Rüzgâr. Aslı yanında getirdiği kadını süzüyordu. Genç biriydi. Çokta hoş ve alımlı. Kadının mavi gözleri altın sarısı saçları ve kıyafeti uyum içindeydi. Baş selamı veren kadın Rüzgâr ile salonun iç kısmına doğru ilerledi. Ama Aslı’nın aklı bu kadının kim oldugundaydı. 

Rezerve edilen masalara garsonlar eşliğinde yerleşen Rüzgâr. Etrafına bakındı. Hayatının kadınını bir türlü göremiyordu. 

Hare abisinin fellik fellik aradığı kişiyi elbette biliyordu. Ama onun emri üzerine bundan kimseye bahsetmiyordu. Yanındaki hatunu neden getirdiğini o dördünden başka bilen yoktu. “Buralardadır.” dedi, Rüzgâr onu duymuyordu bile. Ne giydiğini nasıl göründüğünü çok merak ediyordu. Onun her haliyle güzel olduğunu biliyordu. Ama yeniden ve yeniden görmek istiyordu. 

Konuklar tamamlanınca üç gelinde peş peşe salona girip yerlerini aldılar. Açılış şarkısını Duru ve Kuzey birlikte seslendireceklerdi. Duru uzun ettiğini eliyle tutarak arzı endam ede ede yürüdü sahneye. Sahnenin diğer ucundan ona doğru gelen Kuzey, takım elbisesi  içinde oldukça yakışıklı görünüyordu. Kuzey’le karşı karşıya gelince gülümsedi. Kuzey önünde hafifçe eğilip doğruldu. Elini Duru’ya doğru uzattı. 

Sahnenin en ön masasını özel olarak Rüzgâr’a vermişlerdi. Kimse bunu ne önemsemiş ne de sormuştu. Şimdi kıskanç bir çift göz onları izliyordu. Kuzey gibi yakışıklı birine gülümseyip elini tutuyordu en kıymetlisi olan kadın. Ellerini yumruk yapmış masanın atında tutuyordu. “Bu gece sonumuz hayr olsun.” diye mırıldandı Rüzgâr. 

Duru eğilip teşekkür ettikten sonra Kuzey’in elini tutup konuklara döndüler. Mikrofona uzanıp küçük bir konuşma yapmaya başladı Duru. 

“Sevgili konuklar, aileler… Böyle mutlu bir gecede  bizlerle beraber olduğunuz için hepinize teşekkür ediyoruz. Hepiniz hoş geldiniz. Malumunuz grubun gözde bekarı benim. Bu gece  kızlar yok. Ama yanımda.” derken Kuzey’e döndü. Mütevazi bir gülüş sundu Kuzey. Tekrar konuklara döndü Duru. “Sesini çok beğeneceğiniz biri, Kuzey.” 

Başlayan müzik sesiyle ayaklı mikrofonları iyice önlerine çektiler. Şarkının sözleri başlamadan önce konuklara göz attı Duru. Rüzgâr en ön masada kendisini öldürecek gibi bakıyordu. Ama hiç mi hiç aldırmadı. Umrunda bile değildi. 

Duru’nun ritmine uyduyu müziğin sesiyle seslendirdiği her sözde Kuzey’le göz göze dip dibe gülümseyerek söylediği şarkı, karşıdaki volkan patlamasına yakın adamın kulaklarından dumanlar çıkamaya yetmişti. Kuzey’e her yaklaştığında sıktığı yumruk, parmak bogumlarının beyaza dönmesine neden oluyordu. Dişlerini sıkarak izlediği görsel, kanının her damlasının çekilmesine neden oluyordu. Hele o şarkının sözleri delirmesi için yegane olaydı. Çünkü Kuzey’in gözlerine bakarak söylüyordu. Üzerine birde gülmüyor muydu? 

Şarkı bittiğinde büyük bir alkış tufanı kopmuştu. Ama Rüzgâr yumruklarını bile açmamıştı. Sahneden inip kızların yanına doğru yürüdü Duru. Kuzey’de tebrikleri kabul ediyordu. 

Üzerine giydiği yeşil elbise içinde, Rüzgâr’a göre gelinlerden daha güzeldi. Gözlerini alamıyordu. 

Aslı ile Zeynep’in arasına girdi. Tam Rüzgâr’a karşı durmuştu. Göz göze geldiler. 

Zeynep, “Oww kızım delirdi resmen. Bakışları gördünüz mü?” dedi. Aslı, dudaklarını sağa sola kıvırdı. “Bu adam zaten deli. Damarına basmak bu gece için sakıncalı. Hem yanında biriyle gelmiş. Kim olabilir bilmiyorum. Aslında tanıdık geliyor ama çıkarmadım.” 

Duru kaşlarını çattı. “Nasıl? Kiminle gelmiş, kadın mı?” 

“Evet, hemde güzel bir kadın. Ne o kıskandık mı?” dedi Zeynep Duru’yu inceleyip. 

Çattıgı kaşlarını düzeltti Duru.” Daha neler neyini kıskanacağım onun? Aslı ile Zeynep birbirlerine bakıp güldüler. Aynı anda, “Derse biri kesin kıskandı.” dediler. 

Duru gözlerini devirdi. Elbetteki kıskanmıştı. Kadını da deli gibi merak etmişti. “Kimmiş masalarına gidelim.” diyerek en önden yürüdü. Aslı ile Zeynep ağızları açık baktı. Mecbur Duru’nun peşine düştüler. 

Masaya doğru yaklaşan Duru’yu görünce yüz ifadesini değiştiren Rüzgâr, yanındaki kadının omzuna kolunu attı. Kadın başını kaldırıp Rüzgâr’a baktı. “Ne o?” 

“Ayşem yanaş geliyor.” dedi, Ayşem gülümseyip Rüzgâr’a sokuldu. Masada bulunan Mert ve Hare’de onları gülümseyerek izliyordu. Hare, “Az değilsin Ali Rüzgar Asilkan,” diyerek başını iki yana salladı. 

Kızlar masanın önünde durdular. Duru, gelenleri görmediği için. Hare ve Mert’e elini uzatıp hoşgeldiniz dedi. Onlarda tebessümle kabul edip hoş bulduk dediler. Ali Rüzgâr’a dönen Duru, karşısındaki adamın samimiyetle sarıldığı kadına kıskanç gözlerle baktı. Ama onlara elini uzatmadı. Rüzgâr’a döndü. “Beni arkadaşınla tanıştırmayacak mısın, çakma Romeo?” dediğinde Rüzgâr gülmemek için iç yanağını ısırdı. Ayşem de istemsiz kıkırdadı. 

Söylediğine gülen kadına öfkeyle baktı Duru. Aslı ile Zeynep bile Duru’nun bu denli kıskanç olduğuna yeni şahit oluyorlardı. 

Ayşem’i biraz daha kendine çekti Rüzgar. “Ayşem.” dedi sadece. 

“Hmm Ayşe mi? Ayşem mi?”  Gözleri hala kadının üzerinde geziniyordu. Ayşem’de Duru’yu inceliyordu. 

Genç kadın Rüzgâr’a sokuldu biraz daha. “Ayşem.” dedi. “İsmim Ayşem. Sizinle tanışmak çok büyük şeref Duru hanım.”

Duru eğreti bir gülüş sundu. “Ya evet herkese vermiyorum o şerefi. Ne mutlu size denk geldi.” Aslı ile Zeynep gözlerini kocaman birbirlerine baktılar. 

Kibar Duru birden ortadan kaybolmuştu. Yerine kıskanç bir canavar gelmişti. Kızlar bu sahneyi gözleri büyümüş halde izliyordu. 

Ayşem bozulmak bir yana gülümsedi. “Demek ki ben çok şanslıyım. Bize biraz katılmaz mısınız, şansımız artsın?” 

Rüzgâr Duru’nun bu kıskanç haline aşık olmuştu. Yeniden ve yeniden. Dehşet biri çıkmıştı içinden. Ama bu Duru’yu gözünde daha yüksek bir yere taşımıştı. 

“Teşekkür ederim ama başka misafirlerim de var. Müsaadenizle.” diyerek topuklarının üzerinde döndü. Rüzgâr’a bakmadı. Ama Rüzgâr onun her halini ince ince hafızasına kazıyordu. 

Midesinde oluşan kasılma ile kendini bahçeye attı. Ulu arta yerde başına birşey gelsin istemiyordu. Hele Rüzgâr’ın karşısında hiç. Sabah aldığı ilaç iyi gelmişti ama arada kendini belli ediyordu bebeği. 

Kendine tenha bir köşe bulup orada bir süre derin nefes aldı. Kolundaki şala iyice sarıldı. Soğuktu, hemde bu elbise ile daha soğuk geliyordu hava ona. 

Arkadan beline dolanan kolları fark ettiğinde küçük bir çığlıkla yerinden sıçradı. 

“Bağırma.” diyen Rüzgâr’ın sesiyle tekrar gevşedi. Ve aklı başına gelince elleriyle Rüzgâr’ın ellerinden tutup itti. Karşısına geçip tüm hırsıyla baktı. “Kime sarılıyorsun sen, ne oluyoruz hayırdır?”

Rüzgâr ellerini cebine soktu. Havayı içine çekip gözlerini kapatıp açtı. Duru’ya döndü. 

“Kıskanınca çok güzel oluyormuşsun. Gözümde böyle daha alımlı daha çekici bir hal aldın. Daha beni sar, sarmala diyen bir kadın oluyormuşsun. Bende sarayım dedim.” dedi omuz silkerek. 

Duru kahkaha attı. “Deli misin sen? Daha neler… Paranoyak oldun iyice. Sar beni…” diyerek Rüzgâr’ı taklit etti. 

Rüzgâr tek adımda yanına varıp tek koluyla çekip kızı kendine hapsetti. Burun buruna gelen kıskançlıkta çığır açmak için çabalayan ikilinin nefesleri kesik kesik çıkıyordu. 

“Sen çok inatçısın ama ben senden daha inatçıyım.” dedi Rüzgâr. 

“Çok umrumsun sanki. Sevgilin seni böyle görürse terk eder.” 

Rüzgâr kızın dudaklarına doğru eğildi. Sesizce, ilk defa yaklaşır gibi, özel olduğunu hissettirir gibi nefesine fısıldadı. Duru nefesini tutmuştu. Dizlerinin titrediğini hissetti. O geceden kalanlar bu kadar taze değildi. Yüreği küt küt atıyordu. 

“O benim sevgilim değil.” dedi. Öpmedi. Tenini tenine değdirdi ve öylece kaldı. Kollarındaki kızın titrediğini hissedebiliyordu. Konuşabilseydi kim olduğunu soracaktı. Ama sesine kavuşamayordu Duru. 

“Benim bundan sonraki tek sevgilim sensin.” 

 Duru gözlerini kapatıp açtı. Kendini aniden geri çekti. Rüzgâr da onu serbest bırakmıştı. 

“Bana ne, kimse kim beni ilgilendirmiyor.”

“O yüzden mi amazona dönüştün? Kabul et beni kıskandın. Çünkü beni seviyorsun.” 

Ellerini beline yerleştirip çenesini kaldırdı Duru. “Yavaş gel Ali Rüzgâr Asilkan. Sen benim için sıradan birisin. Seni kıskanmıyorum. Kendini önemseme.”

Daha fazla kalmak istemiyordu. Sinir tepesine çıkmıştı. Bir de kalkmış beni seviyorsun diyordu. Pişkin bir serseri vardı karşısında. Hızla yürüyüp uzaklaştı. 

Kızların yanına varıp burnundan soluya soluya ellerini göğsünde bağladı. 

Aslı, “Tepti değil mi? dedi. 

Zeynep, “Yok sevmiş bu onun suratı.” diye eklemle yaptı arkadaşına. 

“Ha tepti ha sevdi adam severken öldürüyor zaten.” dedi Aslı. 

“Utanmadan beni seviyorsun dedi bana. Neymiş onu kıskanmışım.” 

Aslı, “Sevmiyor musun?” diye sordu. “Bize bari yalan söyleme.” 

Derin bir nefes alıp verdi Duru. Kızlara döndü. “Bir şeyi değiştirmez. Hele bu geceden sonra. Adam bana destan düzüyor ama kolunda başka bir kadınla geliyor. Güvenim zaten yoktu şimdi gömdüm.” dedi sinirle. 

Zeynep elini saçına götürüp geriye attı. “Aman canım kız kuzeniymiş. Hayvan bile bile getirdi. Sırf sen bu hale gelesin diye.” Duru vücudunda gevşeme hissetti. “Kuzeni mi?” 

Aslı, “Evet kuzeni ne oldu. Gevşedin, bir rahatlama geldi sanki.” dedi. 

Ayakta durduğu için yorulduğunu hissetti. Masadaki yerine oturdu. “Zor  yerdeyim. Ne tarafa döneceğimi bilmiyorum. Bildiğim tek şey onun içimde varoluşu.” 

Sağına Zeynep, soluna Aslı sarıldı. Aslı, “Biliyoruz tatlım, üzme kendini.” dedi zoraki bir gülümse eşliğinde. 

Zeynep, “Her şey düzelecek bunu bil.” dediğinde tepelerinde biten adamla ayrıldılar. Duru başını kaldırıp baktı. 

“Dans.” dedi Rüzgâr tek kaşını kaldırıp. Duru’nun kocaman açılan gözleri abisini aradı. 

“Abim var lütfen git.”

Rüzgâr elini uzatıp Duru’nun elini tuttu. Orta hızla onu ayağa kaldırdı. “Yapma bak başımı belaya sokacaksın.” diye mırıldandı Duru. Yüzünü normal tutmaya çalışarak etrafa göz atıyordu. 

“Benim gibi bela var başında daha ne kadar sokabilirim.” Elinden tuttuğu kızı dans pistine sürükledi. Dans etmeye başladılar. Karahan etrafta yoktu. Bu Duru için bir şanstı. 

“Bu gece çok güzelsin.”

“Hmm biliyorum. “ 

“Senin için bir sürpriz hazırladım. Malum bu bizim ilk sevgililer günümüz.” 

Duru gözlerini devirmekle yetindi. 

“Az sonra yapacaklarım. İlerde yapacaklarımın teminatıdır sevgilim.” 

“Sakın Rüzgâr! Abim benide senide yakar.” 

“Hiç umrumda değil.”

“Benim umrumda ama.” 

Ses duyuldu. Gelinler-damatlar ve görmek isteyen konuklar bahçeye lütfen diyen sesle etrafına bakındı. 

Dansı bırakıp bahçeye çıkmak için ilerlediler. Rüzgâr’la arasındaki mesafeyi korudu Duru. 

Kızların yanına geçti. Ruken, Nil, Asya, Azra, Aslı, Zeynep hep beraberlerdi. Eşleride yanlarındaydı. 

Gökyüzüne baktılar. İlk olarak çıkan yazı. 

Asya ve Fırat ömür boyu mutluluklar.

Nil ve Nihat ömür boyu mutluluklar

Azra ve Murat ömür boyu mutluluklar

Hepsi yazıları gülümseyerek izliyordu. Bu çok hoştu. Duru Aslı’ya döndü. “Ama ben yazı yazmalarını istememiştim.” 

 Aslı’nın gözleri parladı. “Hayır.” diye mırıldandı. 

Ardından gelen yazı ve arkasından gelen havai fişekler Ali Rüzgar Asilkan’ın yeni oyunuydu. 

Seni Seviyorum Duru 

      Benimle Evlenir misin?

Ali Rüzgâr Asilkan