Ağustos 25, 2020

15. Aşkın Her Hali

ile payelll

 

 

 

Seni Seviyorum Duru 

           Benimle Evlenir misin?

Ali Rüzgâr Asilkan 

Bir anda üzerine dönen gözleri görmek istemiyordu. Yinede fark etmemesi imkansızdı. Yanında durduğu ailesi, arkadaşları hepsi ona dönmüştü. Bilen, bilmeyenden daha şaşkındı. 

Buna nasıl cesaret edebildiğine hala

inanamıyorlardı. Bu nasıl bir delilikti? Bu nasıl bir pervasızlıktı? Sorumsuzca davranmıştı ama Ali Rüzgâr Asilkan ne zaman doğru biri olmuştu ki? Hiç bir zaman! Üzerine dönen bakışlara dönmesi gerekiyordu. En korktuğu kişi hiç şüphesiz Karahan’dı. Başını yavaşça onlara çevirdi. Gözlerini ürkek bir edayla kaldırdı. 

İlk gördüğü kişi gülümseyen Nazlı olmuştu. Niye hiç şaşırmış gibi durmuyordu. “Bence çok hoş bir jest.” dedi Nazlı. Kocasının kolunun altına sokulurken. Nazlı’ya kocaman gözleriyle bakarken abisinin sesine döndü. “Bana söyleyebilirdin.” dedi Karahan. 

Nefeslerini tutan kızlar, birbirlerine göz ucuyla bakıyorlardı. Duru abisinin ne demek istediğini  tam olarak anlayamamıştı. Şoktan çıkıp şoka giriyordu. “Neyi söyleseydim abi, anlayamadım?” Cümlenin sonuna doğru sesi kısılmıştı. Gözlerini kaçırdı abisinden. 

Ensesinde bir ürperti hissetti. Rüzgâr’ın sesi tüm sistemlerini yakmaya başlamıştı. 

“Beni diyor, sevdiğini söyleyebilirdin.” diyen Rüzgâr ellerini cebine sokmuş gayet ciddi bir tavırla arkasında duruyordu. 

Ensesine değen buz gibi hava ve döktüğü boncuk boncuk sıcak ter damlaları sırtına doğru akarken yerini buza çeviriyordu. 

Korku filmi fragmanı izleniyor olsaydı aynen kızların hali bu olurdu. Sessiz ve gergin bir bekleyiş içindeydiler. Fragmanda olsa sonunu çok merak ediyorlardı. 

Duru yavaş yavaş arkasına döndü. Gözlerinde korkudan başka ışıltılar yoktu. Kalbini kan revan eden adam abisinin karşısında şimdi onu resmen eş istiyordu. Rüzgâr’ı ilk defa bu kadar ciddi bakarken, dururken görüyordu. İkili göz teması kuruduğunda Rüzgâr, bakışlarıyla ona güven aşılarken Duru, sonunu bekleyen idam mahkumu gibiydi. 

Ali Rüzgar’ın aklı Karahan’la yaptığı konuşmaya gitmişti. 

Sahil yolunda buluştuğu Karahan’la arabanın kaportasına yaslanmışlardı. Karahan merakla Rüzgâr’ın ne söyleyeceğini bekliyordu. “Evet seni dinliyorum.” dedi. 

Kollarını göğsünde bağlayan Rüzgâr, Karahan’a dönmüştü. “Kız kardeşin Duru.” dedi. Açık ve net biçimde. 

Karahan’ın kararan bulutlu bakışları Rüzgâr’ın yüzünde gezindi. “Ne olmuş Duru’ya? derken sesi sertleşmeye başlamıştı. Kararan göz bebekleri de buna dahildi. 

“Ben onu gördüm. İlk otelde. Sonra başka bir yerde daha sonra başka bir yerde.” 

Kanı fokurdamaya başlayan Karahan, lafın nereye varacağını bilmiyordu. Ama dinlemesi gerektiğini söyleyen bir Nazlı vardı içinde. 

“Sadede gel.” dedi sert sesiyle. Ama Rüzgâr hiç aldırmadı. 

“Kabul ediyorum ki ilk başta onu diğerleri gibi sandım. Basit biri, kalbimizden değilde gözümüzün önünden geçen birileri gibi.” dediğinde Karahan sözünü sert bir şekilde kesti. Yaslandıgı yerden doğruldu. 

“Aklından bile geçirme! Benim kardeşlerim o dediklerin gibi değil.” dedi. Hiddeti dışarıdan belli oluyordu. Ama Rüzgar buna da aldırmadı. 

“Sakin ol. Ben, benziyor demedim. Yada öyle de demedim.” 

Karahan yönünü denize çevirdi. Yüzü bir beton kadar sert görünüyordu. Ellerini cebine sokan Ali Rüzgâr da Karahan gibi denize çevirdi bedenini. 

“Öyle biri değil. Olamazda. O başka biri, benim daha önce hiç rastlamadığım, varlığından hep şüphe duyduğum biri. Gerçek olduğunu onunla öğrendim.” 

Karahan derin bir nefes alıp bu konuşmanın sonuna kadar sabredemeyeceğini hissetti. 

“Tek bir cümle, ne istediğini söyle Asilkan. Ben çok sabırlı biri değilim. Hele ki ailem söz konusuyken beni tanıyamazsın.” 

Bilmiyordu Ali Rüzgâr, ailenin ne olduğunu. Bilse, Karahan’ın ne demek istediğini anlardı. Cesaret iki kişide gizliydi. Biri çok bilen, biri  hiç bilmeyen. Karahan bilen, Rüzgâr bilmeyen taraftı. 

“Onu seviyorum.” dedi, Karahan, abi tarafına bir yumruk yemişti. 

“Ya o seni seviyor mu?” 

“Bilmiyorum.” deyip başını iki yana salladı Rüzgâr. “Ne seviyorum diyor ne sevmiyorum.” 

Kardeşinin bunu neden kendinden sakladığını düşünüyordu Karahan. Oysa Duru ile ilişkileri hep güvene dayalıydı. İki büyük kardeş olarak hep birbirlerine açık olmuşlardı. Ama neden Ali Rüzgâr’ı sakladığını bilmiyordu. Evet Kendisi zor bir abi olabilirdi ama aşka ve sevene daima anlayışlı olmuştu. Kendiside aşık bir adamdı. Sevenin halinden anlamayacak biri değildi. Duru abisinden çok korkan biride değildi. Nil en çok korkandı. Ama Duru’nun kendine has bir ‘ben işimi bilirim’ edası vardı. 

“Ciddi bir ilişkimi bu?” 

Ortada bir ilişki olduğu yoktu. Ama Karahan’a bunu açıklayamazdı. Hele başlarına gelenleri söylese… Ölse yine söyleyemezdi. Bu bilinmeyen, Karahan duymadan mezar olacaktı. 

“Henüz bir ilişki yok. Ama onu seviyorum. Onunda boş olduğunu düşünmüyorum. Ciddi dediğin evlilikse çok ciddiyim. Teklifim hazır.” dedi Rüzgâr. 

Rüzgâr’a dönen Karahan’ın yüzü hala sertti. Kara kurşun misali gözlerini Rüzgâr’ın cesur bakışlarına çevirdi. 

“Teklifini yap. Ederse düşüneceğim. Etmezse sen düşün. Göreceğim, seni seviyorsa sorun etmem. Ama tersiyse de sana teşekkür ederim.” dedi Karahan. 

Teşekkür kısmını anlamadı Ali Rüzgâr. Kaşlarını çattı. “Teşekkür ne için?” diye sordu. 

“Benim karşıma çıkıp bunu açık açık söylediğin için. Ben duysaydım; şu anda denizin dibinde olurdun. Ayağında betonla.” Karahan’ın kararlı bakışları buna yapacağına en büyük delildi. 

Bulunduğu ortama geri döndü Rüzgâr. Bu kadını seviyordu. Ucunda ölüm bile olsa bu değişmeyecek tek şeydi. Bir gün oluşan yanlış anlamayı düzeltecek hatası neyse kendini affettirecekti. Nasıl olacağını bilmiyordu. Ama bu fikrini değiştirmiyordu. 

“Rüzgâr.” diye mırıldandı Duru, bakışlarını kaçırırken. Bulunduğu yer araf gibiydi. Bir adım aşk, bir adım uçurum. Aşkta uçurumdan ibadetti. Uçurumda aşktan… Düşse tutacak kişi abisi değildi. Tutunsa tutunduğu adam, adam değildi. Sevmek! Sana zarar veren insanlara yasaklanmalıydı. İnsan, kendine acı ve aşkı aynı  anda veren birini asla sevmemeliydi. Önüne geçilen bir duygu olmalıydı, Aşk. Değildi ne yazık ki. Burada bu kadar insanın içinde yaptığı yapacağı en büyük deliliğe demir atmıştı. Duru’nun gücü o demiri kaldırmaya yetecek miydi peki? Ali Rüzgâr bunu hesap etmemişti. Yada yaptığı hesap Duru’nun gerçeği bilmiyor olmasıyla mı çakışıyordu? 

“Neden yaptın bunu? Doğru değil bu yaptığın.” dedi Duru. 

Taze çiftler ve eski eşliler hala dikkatle onları izliyordu. Bu onlar için gerçek bir şoktu. Kimsenin de gitmeye niyeti yoktu. 

Ali Rüzgâr yerinde kıpırdandı. Bakışları hala sevdiği kızın üzerindeydi. Abisi burdaydı ve ona elle tutulur bir delil vermesi gerekiyordu. Onu yanında tutmak ve etrafında olmak için tek bir cümleye ihtiyacı vardı. 

“Sen doğru olansın. Gerisi önemli değil.” dedi Rüzgâr.  

Bedenini ateş basıyordu. Terler birbiri ardına iniyordu. Dizlerinin takati kalmamıştı. Ayakta zor duruyordu. Bu deli adam abisinin önünde neler söylüyordu. Ve kendisi ne diyeceğini tam olarak düşünemiyordu. Hayır derse Ali Rüzgâr yerle bir olacaktı. İstediği buydu ama gönlü bir türlü el vermiyordu. Evet derse kendi sonunu iple çekiyor olacaktı. Daha kısır bir döngüye girecekti. Ve bunun sonunda kurtuluşu imansız hale gelecekti. Abisine bunu açıklayamazdı. Ne diyecekti. ‘Ben o an’a kapıldım. Aslında sevmiyordum’ mu diyecekti? Aslı ile göz göze geldi Duru. Aslı onun kalbini okuyordu. Bunca aşka göz ve gönül sahipliği yapandı Aslı; Kimin ne düşündüğünü tahmin etmesi hiç zor değildi. Usulca gözlerini kapatıp açtı Aslı. Bu ona bir mesajdı. Duru, abisine döndü. Karışık bakıyordu. Okunmuyor, anlaşılmıyordu. Ne demişti Rüzgâr ona da böyle sakin duruyordu. Gerçeği söylemedigini biliyordu. Eğer tersi olsaydı Rüzgâr şu an yoğun bakımda olurdu. O da  hayatta kalmak için bir şansı varsa. 

“Ona bir cevap ver Duru.” dedi Karahan. 

İçinden kopup gelen bir çığlık vardı. Dışarı çıkamıyordu. Yine içinde boğulup kalıyordu. 

Rüzgâr’a dönmeden Aslı’ya göz attı. Ona sakin ol devam et, diyordu. 

Kendini toplayabildigi kadar dikleşti yerinde. Nefesini tazeledi. Ali Rüzgâr’a bakıp zorla gülümsedi. “Hayır.” dedi üstüne basa basa. “Demiyorum.” derken  dudakları yukarı kıvrıldı Duru’nun. Çünkü karşısındaki adamın ani ruh geçişleri hoşuna gitmişti. 

“Ama evette demiyorum.” 

Rüzgar kaşlarını çatıp baktı. “Anlamadım.” 

Nihat boğazını temizler gibi ses çıkarttı ilgiyi üzerine çekmek için. “Anlayamazsın çok uğraşma. Sana beni ikna et diyor.” dedi. 

Nil’den bir dirsek darbesi yemişti. Karahan, Nil’e bakıp güldü. “Ah benim zavallı damadım, dedim ben sana alma dert olur sana. Bak ilk günden yedin dayağı.” dediğinde o da Nazlı’dan bir dirsek darbesi yediğinde Nihat’ın kahkahası etrafa yayıldı. Nihat karısının elini tutup dudaklarına götürüp öptü. “Hiç sorun değil.” dedi Nil’in gözlerine bakarak. 

Fırat konuşmaya dahil olmak istedi. “Hadi Duru, bak bu çılgınlığı abin bile yapmadı. Bu bir işaret olabilir mi?” 

Karahan yerinde homurdandı. Nazlı elini ağzına kapatıp gülmeye başladı. “Evet Duru hadi.” dedi Nazlı.

İlk dakikada Rüzgâr’ı benimseyen ailesine bakıp içinden gözyaşı döktü. Ama dışarı eğreti bir gülüş sundu Duru. 

Beklenti içinde olan adama döndü. Bu yaptığını yanlız kaldıklarında ödeyecekti Rüzgâr. 

“Nihat doğru söylüyor. Beni ikna etmelisin. Böyle bir karar için çok erken.”  

Rüzgâr gülümseyerek bir adım attığında Karahan’ın sesiyle olduğu yerde kaldı. 

“Aklından  bile geçirme Ali Rüzgâr Asilkan. Kardeşime bir metreden fazla yaklaşmak yasak. Elini de tutma, hiç  hoşlanmam. Benden gizli bir yere gitmekte yasak. Dokunmak, o hepten yasak. Ayrıca iki sene sözüm var. Duru seni kabul etse bile iki yıl beklemek zorundasın. Nihat bekledi, sende beklersin. Benden kız almak kolay değil. Bunu net anlaman lazım. Anlaşılmayan bir şey var mı?” deyip tek kaşı havada sözünü bitirdi Karahan. 

Nazlı ağzı bir karış açık kocasına bakıyordu. Kendi yediği naneli şekerleri buradaki herkes biliyordu. İş onun kardeşine gelince mi müslüman oluyordu bu adam? Gözlerini kısıp kocasına çemkirdi. 

“Bana bak Karahan alır çocukları yalıya gider bir ay dönmem, görürsün gününü. Ben de kardeşim, benimde abim var. Beni konuşturma burada şimdi.” 

Yiğit’in attığı kahkaha ortamı tamamen kasmıştı. Karahan uyuz uyuz bakıyordu. Nazlı’sına döndü. “Benimle ne ilgisi var Nazlı’m?” dedi, gayet hoş bir sesle. 

Nazlı, Duru ile Rüzgâr’a döndü. “Gidin dans edin, benden size izin. Bende bir Kara Atabey’im. Ben Atabey soyunun mahidevranıyım. Bir sarayda kral varsa kraliçe esastır.” 

Aslı uzunca bir “uuuu ” çekti. “Yürü be Nazlı, bende Demirkan sarayının mahidevranıyım. Bende varım.” dediğinde kızların hepsi gülmeye başlamıştı. Buna Ali Rüzgâr da dahildi. İlk dakikada bu insanların iç yüzünü görmüştü. Kesinlikle emindi. Bu insanlar sevmeyi biliyordu. 

Yiğit ellerini havaya kaldırdı. “Benim için sorun yok. Aslı benim başımın tacı. O ne derse o.” 

Karahan ters bakan trip atan Nazlı’yı kolunun altına çekti. Nazlı onu itsede çokta inat etmedi. Yiğit’e bakıp, “Seninki taçsa benimki gönlüme ilaç Demirkan. Havan kime?” Karısının güneş sarısı saçlarından öperken sıkıca da sarmıştı Nazlı’yı. 

Rüzgâr her an farklı bir boyuta girdiğini hissetti. Bunlar gerçekti degil mi? Duru’nun bahsettiği güzel seven adamlar bunlardı.

Bir gün Duru’yla bu adamlar gibi olmak için canını bile verirdi. Buna tam da bu anda karar vermişti. Duru’nun, onlar güzel seven adamlar, sözünü şimdi çok ama çok iyi anlıyordu. 

Duru, “Bizi biraz yanlız bırakır mısınız?” dedi Rüzgâr’a bakarak. 

Asya titrer gibi yaptı. “Evet üşüdüm ben. Gidelim.” dedi. Ama son on dakikadır kıçından ter yürüyordu. Hepsinin hemde. 

Karahan Rüzgâr’a ters bir bakış attı. “Bende söz bir kez söylenir Asilkan, ona göre.” dedi yanından geçip giderken. Rüzgâr sadece başını salladı. 

Etrafına göz attı Duru. Tek tük insanlar vardı. Daha ileri gitmek için adım attı. “Böyle geçelim mi?” 

İtiraz eder mi hiç Rüzgâr? “Hay hay.” 

Kimsenin olmadığı bir yere geldiklerinde etrafına hiç göz atmadan ayakkabısının ucuyla Rüzgâr’ın dizine tekmeyi attı. Rüzgâr acıyla elini dizine götürürken yüzünü buruşturdu. 

“Anladım beni çok seviyorsun.” diye mırıldandı Rüzgâr. 

Gözlerinden kıvılcım çıkan Duru iki elini yanına yumruk yaptı. 

“Kes şunu, sen ne bencil ne dengesiz birisin. Bunu nasıl yaparsın? Burada bin kişi var. Yarın tüm gazetelere manşet olacağım.” 

Dizinin acısını yok sayıp doğruldu. Yok bu kadın  böyle meydan okumamalıydı. O zaman daha cazip geliyordu gözüne adamın. 

“Eee… Ne var bunda? Tüm dünya duysun işte, kimse bakmasın sana. Yarından itibaren, yok hatta bu geceden itibaren her kes şöyle diyecek. ‘Duru Atabey Ali Rüzgâr Asilkan ile beraber… yakında evleniyorlar. Çiftimize mutluluklar diliyoruz.’ diyecekler. Benim için onurdur sevgilim.” 

Duru’nun daha fazla sinirlenmesine neden olmuştu. Dişlerini sıkarak konuştu. “Sen… Sen aptalsın. Abime ne dedin? Adamı kendi tarafına çekmek için ona ne söyledin? Şimdi senin yüzünden bana kızacak. Bela mısın sen be adam? Ne kastın var canıma?” 

“Karşısına çıktım, ben kardeşini seviyorum dedim.” 

“O da boynuna mı sarıldı?” diye alaya aldı Duru. 

“Tabiki hayır. Ben söylediğim için bana kızmadı.” 

“Evet çünkü bana kızacak. Bunların, herşeyin tek sorumlusu sensin Ali Rüzgâr.” 

Rüzgâr kaşlarını çattı. “Her şey mi?” 

Ağzından kaçırdıgı lafı anında tersine çevirdi Duru. 

“Her şey evet. Sen başıma bela oldun. Bir düş yakamdan. Her yerde karışıma çıktın. Ne sandın aklını başından mı alırım? Kendime yâr mı ederim?” Her kelimesi Rüzgâr’ın kalbine inen çekiç darbesiydi. Camdan kalbi her darbede kırılıyor tuzla buz ediyordu kadının sözleri. Bunu kendi istememişti ama  böyle olacağını bilmiyordu. Asla da bilemezdi Rüzgâr. Kaderin bir tekmesi gibiydi Duru.

Duru’nun sinirden gerilen yüzüne kendi kırık kalbiyle baktı. Yüzü kalbinin aynası gibiydi. Aşkını saklayamadığı gibi üzüntüsünüde saklayamıyordu. 

“Beni sevmiyorsun.” diye mırıldandı. Kırıkları ses tonundan dökülüyordu. 

Kendisini zanlı bilen kadının sözleri kırmıştı Rüzgâr’ı ve Duru’nun vicdan yapmasına neden olmuştu. Zaten nefretten anlamayan biriydi Duru, sevdiği adamın karşısında bu şekilde duruşu ona da dokunmuştu. 

Sinirle katılaşan kasları, kalbindeki aşkla kavga  haline girdi. Ellerini yüzüne kapattı. Derin bir nefes aldı. Ve kavgayı aşkı kazandı. Ellerini yüzünden çekti. Gözleri ay ışığı altında parlıyordu. Rüzgâr gözlerinin dolu dolu olduğunu fark etmişti. 

“İstemedim. Kendime bu kötülüğü yapmayı ben hiç istemedim.” diye mırıldandı Duru. Ali Rüzgâr yavaşça yanına yaklaştı. Ürkütmekten korktuğu ceylan misali… 

Dokunmakla dokunmamak arasında bocaladı. Elleri ondan izin istemiyordu. Ait olacağı tek kadına doğru kendi gidiyordu. Beyin ve kalp yollarını ayırmış gibiydi. Rüzgâr hangisine itaat ettiğini dahi bilmiyordu. 

Omuzlarından yumuşak bir dokunuşla tutup kendine çekti Duru’yu. İçinde volkan kaynayan Duru, hiç itiraz etmedi. Gidecekti ve gittiğinde aklında kalacak ona yetecek bir anı istemişti. Artık hangi anı, gerçeğin yerini tutacak bilmiyordu. Bazen istemek ve yapmak insana iyi geliyordu. Kalbinden kalkan göçmen kuşlar gidip Ali Rüzgâr’ın vadisinde nefeslenmişlerdi. Bundan sonraki sonsuz istikametleri bu vadi olacaktı. Onlara ömür boyu yetecek bir aşk vardı o vadide. 

Göğsüne yasladığı kızı, sertçe bastırdı. Canına katar gibi. Bu duygular, başkaydı. O gece bile bunlara yakın olan bir his olmamıştı. Aşkla sarılan kadın başkaydı. Duru’dan gelen her his ayrı bir rota oluşturuyordu. Artık kalbinin ve hayatının dümeni bu kadının ellerindeydi. Bu zevki ona vermek Rüzgâr için onurdu. Aşktı. 

İçinden geleni yapmak bu kadar zor olamazdı. Ama şimdi istiyordu. Belki bir daha fırsatı olmayacaktı Duru’nun. Kollarını Rüzgâr’a doladı. Onun, onu sıktığı kadar. Gücü yettiği kadar. İçinden geldiği kadar. İçinden ağlamak geliyordu ama onuda es geçmeye karar verdi. Zaten her şey mahvolmuştu. Bu gecenin bir farkı olsun istemişti. 

Kendine dolanan kollarla içinde daha coşkulu bir çığlık yükseldi Rüzgâr’ın. Gülümsedi. 

“Biliyordum.” diye mırıldandı kızın kulağına. 

“Çok biliyorsun sen. İşin hep bilmek zaten.” 

“Lütfen az bileyim. Tek bildiğim sen ol. Başka bilgim olmasın. Sahi ben neyi biliyordum?” 

Başını yasladığı yerden kaldırıp Rüzgâr’a baktı. Yüzünde küçük bir erkek çocuğunun yaramaz bakışları vardı ay ışığından seçebildigi kadarıyla. “Çok şımarık birisin.” 

Kızın nefesine doğru yaklaştı. Ölüp gittiği tene. Ruhunu aşkla dolduran kadına. “Sana özel bu şımarıklık. Yoksa ben hiç şımartılmadım. Sendeki sevgi,” içine bir nefes çekti Rüzgâr. “Sevgili, seni görünce beni çok sevmeni istiyorum. O yüzden böyleyim. Sevginle şımart istiyorum beni.” 

Rüzgâr’ın muhtaç olduğu sevgiyi verecek en son kadındı Duru, bunuda es geçti. 

“Ben, biri nasıl şımartılır bilmiyorum ama.” diye fısıldadı Duru. 

“Öperek başlayabilirsin.” 

Yüzünü yana çevirdi. O kadarda değildi. Yada o kadar mıydı? Sağlıklı düşünemiyordu. 

Alnını Duru’nun yan profiline yasladı Rüzgâr. Gülümsediği nefsinden anlaşılıyordu. “Zor kadınlar güzel sever mi?” 

Adamın çekim alanı evreni sarmıştı. Birde sorduğu soruyla dizlerinin bağını çözüyordu kadının. 

“Deli adamlar nasıl sever peki?” Sorusuna soruyla yanıt verdi Duru. 

Rüzgâr kıza iyice sokuldu. Dudaklarını kadının yanağında gezdirmeye başladı. “Deli eden sensin. Seni deli gibi sevmek çok güzel olacak.”  Fısıldadı kızın kulağına. İstem dışı gözlerini yumdu Duru. Bedeni kasılıyor anında tekrar gevşiyordu. Kendini gülümserken buldu. Tanıyıp bildiği tüm kadınların en değerli özelliği aşklarıydı. Büyük aşkları. Bu büyük aşkların nereden geldiğini anladı Duru. Kalplerindeki güçten geliyordu. Severken güçlerini kullanmayı biliyorlardı. Şu an kendinin yaptığı gibiydi. Severken, sevdiğinin kollarındayken dahi güçlüydü onlar. Kendide  bugün o gruba dahil olmuştu. 

“Yani şu an deli gibi sevmiyorsun ama sonra olacak öyle mi o dediğin?” dedi Duru. 

Rüzgâr gözlerini kapatıp açtı. ‘Kadınlar’ dedi içinden. ‘Ne kadar seversen sev hep daha yok mu?’ diyen varlıklar. 

“Ölüyorum kızım senin için. Bunun şimdisi sonrası mı var?” İçinde bulunduğu ruh hali kahkaha atmasına neden olmuştu Duru’nun. Yüzünü Rüzgâr’a çevirdi. 

“Şimdi beni bırakta kardeşimin düğününe şahitlik edeyim olmaz mı?” 

Kızın sırtında bulunan ve usul usul gezinen elleriyle daha sıkı sardı. “Olmaz. Ben daha istediğimi duyamadım. Eğer söylemezsen düğünü burada geçiririz.” 

Gözleri kısılan Duru, Rüzgâr’a hırsla baktı. “Bu ısrarcı halini sevmiyorum.” 

“Hmm… Bende ama nedense sana yapınca hoşuma gidiyor. Bir de senin bu kaçışların beni daha fazla sana çekiyor. Hani bil diye söylüyorum. Bilmem anlatabildim mi?” 

Gururunu hiçe sayarak bu geceye imzasını atan Duru, Rüzgâr’a en büyük bir jesti yaptı. Kollarını adamın  boynuna sarıp kendine çekti. Hali hazırda ölmeye niyetli biri vardı karşısında. Nefesini adamın dudaklarına doğru götürdü. 

“O zaman, azıcık seveyim de geri bas.” diyerek Rüzgâr’ın dudağının kenarına masumane bir öpücük bırakıp hızla kollarından çıktı. Arkasını dönüp bakmadan saraya doğru yürüdü. Yüzünde kendiliginde oluşan bir gülüş vardı.  

Kolları öylece havada asılı kalmıştı Rüzgâr’ın. Kaşları havada ağzı bir karış açık. Aptal halini hatırlayıp toparlandı. “Ah ulan ne gerisi tam gaz ileri. Kurtuluşun yok. Aşksın Duru…” diye bağırdı ardından. “Aşkın her halisin sen.” 

….