Ağustos 25, 2020

17. Benim İçin Üzülme

ile payelll

 

 

 

İğne ile bayılttıkları adamı sandalyeye bağlamışlardı. Oflayıp puflayan kızlar uyanmasını bekliyordu. “Çok mu verdik dozu? Bir türlü ayar tutturamıyoruz sanki.” dedi Zeynep Aslı’ya. 

Aslı omuz silkti. “Gebersin diyeceğim ama diyemiyorum. Bu hırttan yeğenimiz olacak. Ayılır birazdan.” Yerinden kalkıp mutfağa geçerek bir bardak su getirdi. Kızların memnun  bakışları altında bardağı Rüzgâr’ın tepesinden aşağı devirdi. 

Rüzgâr hiç kımıldamamıştı. “Evet dozu fazla vermişiz,” deyip güldü Aslı. Yavaş yavaş kendine gelen Rüzgâr başını kaldırmadan gözlerini açmaya çalıştı. Başardığında başını kaldırıp etrafına bakındığında nerede olduğunu ve kendini kaybetmeden neler olduğunu anımsadı. 

“Günaydın Ali bey.” dedi Azra.  

Cevap vermedi Rüzgâr. Ellerini yokladı ama bağlı olduğunu fark etti. Beni çözün, demesi bir işe yaramayacaktı. Omuzlarını indirdi. “Ne yaptığınızı bilmiyorsunuz.” dedi başını tam tur kızlar üzerinde gezdirdi.

“Ah elbette biliyoruz. Sen Duru’yu tuzağına çeken adamsın. İnkar mı edeceksin?” dedi Aslı. 

“İnkar etmeme gerek yok.” dedi Rüzgâr. “Doğruyu söyleyeceğim.” 

Kızların kaşları havalandı. “Ee… konuş bakalım.” dedi Zeynep. 

“Duru nerede?” Rüzgâr’ın merakı sadece Duru  idi. “O neden yok?” 

“O yok Rüzgâr.” dedi Aslı. “Gitti. Senin yüzünden karnında bebeğiyle buralardan gitti.” 

Rüzgâr’ın dudağının ucu havalandı. “Demek doğruydu. Baba olacağım.” dedi gülüşü yüzünde açılırken. 

“Evet hiç göremeyeceğin bir bebeğin olacak. Annesine kurduğun tuzağı bir gün öğrenecek, ve o da seni affetmeyecek.” 

Aslı’ya baktı Rüzgâr. Sözleri onu hiç etkilemiyordu. Duru gitmiş olamazdı. Gitmiş olduğu bir yalan olmalıydı. Tıpkı buraya çekilişi gibi. 

“Nerede Aslı?” 

“Uzakta.” Elini havaya savurdu Aslı. “Çok uzakta. Ve sen asla bulamayacaksın. Biz yaptığın her şeyi biliyoruz. Dinlenen masalar ve telefonlar izlenen biz. Onun gittiği yerler, daha neler vardı? Ha bir de o gece buraya gelen de sendin. Duru seni gördü.” Dudaklarını büktü Aslı. “Aslında o seni hissetti. Arabanı kameralardan bulduk.” 

Rüzgâr’ın kaşları havaya kalkmıştı. “Seni hafife almışım.” dedi. 

“Evet, öyle bir hata yaptın. Bizim için iyiydi.” 

“Duru nerede?” dedi Tekrardan sert bir sesle. 

Öfkeye kapıldı Aslı. Hatası boyundan büyüktü ama cüreti daha büyüktü. 

“Sana ne! Bağırma bana. Duru yok artık. Ve sen şimdi bana her şeyi anlatacaksın.” dedi önüne gelip parmağını adamın yüzüne salladı. “Neden?” 

“Ne neden?” dedi Rüzgâr. 

Dişlerini sıkarak adama eğildi Aslı. “Bu kötülüğü ona neden yaptın Rüzgâr? Adam gibi konuş! Sana yapacaklarıma yeni işkenceler  ekletme bana.” 

“O istedi birlikte olduk. Ben ona hiç bir şey yapmadım. Onu asla zorlamadım.” Aslı dan gözlerini çekmeden konuştu Rüzgâr. 

“Hadi canım, ciddi misin? Ulan beni delirtme! Onun gibi biri neden seni hatta hiç tanımadığı biriyle durduk yere bir gece geçirsin?” 

Rüzgâr hüzünle başını sağa sola salladı. “İnan bunu bende çok düşündüm.” dedi, kızlar alay ettiğini düşünüyordu. 

Aslı Rüzgâr’a doğru bir adım attığında Azra kolunu tuttu. “Sakin… daha bitmedi.” dedi. 

“Baksana neler söylüyor. Şu sopayı yakına getirin. Bu adam çok kaşınıyor.” 

“Gitmesine engel ol Aslı. İnanmıyorum gittiğine. Ben onu üzecek hiç bir şey yapmadım. Benim bir suçum yok.” dedi Rüzgâr sıkılmıştı ve sabrı azalıyordu. Ellerini kolaçan etti açılma ihtimaline karşı ama nafile bir çaba içerisinde olduğunu çabuk anladı. 

“Bende inandım. Sen ve ortağın olacak Kerem birlikte planladınız.” diye bağırdı Aslı. “Hiç utanmadan, Allah’tan korkmadan bir kadına bunu nasıl yapabildiniz?” 

“Yapmadım ben.” 

“Sen güvenilmez birisin Ali Rüzgâr Asilkan. Bu güne kadar sana güvenmemiz için tek bir doğru hareket yapmadın. Şimdi ben, senin bu sözlerine inanacak mıyım sanıyorsun?” 

“Senin inanman benim umrumda bile değil Aslı. Duru bana inanacak, durdur onu!” Yerinde debelenen Rüzgâr kımıldayamıyordu. “Durdur onu, gitmemeli.” Dünden bu yana Duru’nun telefonları kapalıydı ve çoktan gitmiş olacağı korkusu içine tam anlamıyla çöreklenmişti. 

Rüzgâr’ın tedirgin ve korkak bakışlarına uzun sayılacak bir süre baktı Aslı. Ona güvenmiyordu. Güvenmeyecekti de. Elinde ona inanması için tek bir neden bile yoktu. “O gitti. Bir daha dönmeyecek. Ve sen … onu asla ama bulamayacaksın.”  dedi kırık sesiyle. Hala Duru’nun gidişini yüreğine sindirememişti Aslı.  

“Senin yüzünden arkadaşımızdan, kardeşimizden olduk. Sizin yüzünüzden. Önce Duru’nun sonra hepimizin hayatını allak bullak ettiniz. Hiç bilmediği bir yerde anne olacak ve tek başına. Bunların tek sorumlusu en başta sensin.” dedi, elini havaya  kaldırıp tüm gücüyle Rüzgâr’ın suratına indirdi. İçleri buruk, kiminin gözünde yaş ile izlediği görüntü bile onların içini soğutmuyordu. Duru’nun yaşadıklarının yanında bir tokatın hiç değeri yoktu. 

Rüzgâr işittiği sözlerle ve suratına inen tokatla yüzü yana çevrili öylece kaldı. Öfkelenmek istese de yüreği kanıyordu. Gerçekten gitmiş miydi? Ağır çekimle Aslı’ya döndü. 

“Ben ondan hoşlanıyordum, bu doğru. Telefonlarını da dinliyordum, bu da doğru. O gece oradaydım … onun Kerem ile olan konuşmasının ses kaydını dinlediğimde orada olmam gerektiğini düşündüm. Ufak bir araştırma sonunda Kerem’in otelde oda ayırdığını öğrendim, bir o da da ben ayırttım.” Konuşurken yüzü acıyla gerildi ve başını sağa sola salladı Rüzgâr. 

Kızlar gerçeklerin detaylarına sessizce tanıklık ediyordu. 

“Duru’yu aklıma koymuştum, sadece uygun bir ortamda tanışmaktı amacım. Kerem’in bir şeyler karıştığını anlamıştım, daha doğrusu Duru’nun ona karşı bir ilgisi olduğu bile geçmişti aklımdan. Ama Duru masadan kalkınca ben de onun peşinden gittim. Mert, Kerem ile ilgilenecekti ve öylede yaptı. Duru ile hiç konuşmamıştım. Yakın mesafede bile bulunmamıştım daha önce. Nasıl biri olduğunu bile bilemiyordum. Lavabodan çıktığında onu bekliyordum ama sadece tanışmak içindi.” 

Durup nefes aldı. Gözlerini indirdi. Utanmasa, tek başına olsa haline ağlayacak kadar canı yanıyordu Rüzgâr’ın. 

Kızlar gözlerini bile kırpmadan onun iki dudağına kilitlenmişlerdi. İnanmayan bakışlar eşliğinde. 

“O çıktı ve benimle her gün görüştüğü biriymişim gibi samimi bir şekilde konuşmaya başladı. Bilemezdim … onun da digerleri gibi olduğunu düşündüm. O tür kadınlar için birini tanıman gerekmez, o da öyle davranmıştı.

Sonra beni tanımadı. Öfkeye kapıldım, şaşırdım. Mert sürekli ‘bu işin içinde başka bir iş var’ diyordu. Sonunda ben de onun gibi düşündüm. Araştırdım. Cafenin videolarına ulaştığımda gerçeği gördüm. Kerem o gece Duru’ya ne olduğunu hala bilmediğim bir ilaç veya buna benzer bir şey vermişti.” 

Bir anda odayı alkış sesi doldurdu. Aslı Rüzgâr’ı alkışa tutmuştu. Başını kaldıran adam Aslı’ya bakıyordu. Biliyordu; Asla inanmayacaklardı, ama Rüzgâr söylenecekti. Bir gün her şey ortaya çıkacaktı ve bu günleri hepsine hatırlatacaktı. 

“Senin kadar usta bir yalancı da tanıdım ya Rüzgâr; daha gözüm acık gitmez. Sen çocuk mu kandırıyorsun?” 

Rüzgâr gözlerini kapatıp soluğunu bıraktı. “Onu buluncaya kadar söyleyeceklerim bu kadar. Seni ikna etmek gibi bir niyetim yok. Önünde sonunda bulacağım, ucunda ölüm olsa bile.” 

“Birincisi onu bulamayacaksın. İkincisi; hadi buldun diyelim, sana döner mi? Hiç sanmıyorum. Neden diye soracak olursan, sana zerre kadar güvenmiyor, güvenmeyecek.” 

“Göreceğiz Aslı.” dedi Rüzgâr başına kaldırıp meydan okuyan gözlerini dikti kadına. “Bırakın artık beni.” 

“Öyle kolay bırakmam seni.” dedi Aslı Nil’in uzattığı sopayı eline alırken. “Önce bir ders alacaksın, alacaksın ki bir daha hiç bir kadına bu şekilde davranmaman gerektiğini öğreneceksin.” 

Rüzgâr Aslı’nın elindeki kalın merdane biçimindeki tahta parçasına baktı. Aslı’ya çevirdi gözlerini. Korkmuyordu. “Bir gün pişman olacaksın Aslı.” 

Aslı başını sağa sola salladı. “Hiç sanmıyorum.” 

“Ne yaparsan yap. Beni öldürmediğin sürece Duru’yu asla bırakmayacağım.” 

“Öyle bir bırakacaksın ki.” dedi ilk darbeyi adamın bacaklarına indirirken. Peşini bir başka darbeler takip etti. Rüzgâr bir kez bile sesini çıkarmadı. Dişlerini sıkarak gözlerini kapatmaktan başka bir şey yapmadı. 

Rüzgâr acının verdiği iç geçişiyle yarı ayıktı. Başını yana devirmişti. Aslı gözlerindeki yaşları geriye itti. Boğazı düğüm düğümdü. Asla bir insana zarar vereceği aklından geçmezdi. O bir doktordu ve doktorlar hayat kurtarırdı. Ama canı yanmış bir doktor için bunlar hiç gözüne görünmemişti. Üzgündü. Duru adına, bacaklarına indirdiği darbeler ile kendinden geçen adam içinde üzgündü. Kendi içinde üzgündü. 

“Mert’i arayın gelsin alsın.” dedi sopayı bir köşeye fırlatırken. Adımlarını mutfak tarafına çevirdi. Geniş kapıyı açıp arka bahçeye çıkıp denize doğru yürümeye başladı. Azra ve Zeynep’te arkasındaydı. 

Dizlerini kumlara bıraktığında ellerinden destek alarak eğildi. Tuttuğu göz yaşlarını serbest bıraktı. 

Yanında hissettiği kişileri görmesine gerek yoktu. Dostlarının sıcaklıkları çoktan yüreğine inmişti. “Ben bir doktorum, ama bir insanı ne hale getirdim.” dedi hıçkırıkları arasından. 

Azra ve Zeynep’te yere diz çöktüler. “Sen iyi bir doktorsun Aslı. Bu yaptığının mesleğinle bir ilgisi yok.” dedi Azra. 

“Vurdum ona.” dedi ellerini havaya kaldırıp baktı. “Bu ellerin birinin canını yakmaması gerekiyordu. O haklı, ben şimdiden pişmanım. Onu bırakmalıydım.” dedi içini boşaltana kadar sesli ağladı. Kızlar da sessizce onu izledi. Ta ki o sakinleşene kadar. 

Sakinleşip ayağa kalktığında ellerindeki ve üzerindeki kumu silkeledi. “Mert gelinceye kadar buradayız.” dedi eve doğru yürürken. 

Mert aldığı telefonla aklında binlerce soru işaretiyle geldiği eve girdiğinde gördüklerine inanamadı. Mert’in olası hırçın tavrına karşı bir iğnelik sıvı da Zeynep’in elinde bekliyordu. 

Arkadaşına baktığında gözleri büyüyüp küçüldü Mert’in. Koşar adım Rüzgâr’ın yanına giderek ellerini ayaklarını çözmeye başladı. “Siz ne yaptığınızı bilmiyorsunuz. Bunun hesabını  nasıl vereceğinizi şimdiden düşünmeye başlayın.” dedi öfkeyle bağırdı, bir yandan da Rüzgâr’ı kurtarmak için iplerle boğuşuyordu. 

“Senin arkadaşın bir pislik. Hesaba gelince ben yaptım. Adım adresim belli. Beklerim Mert Akahan.” dedi Aslı. 

İpleri çözüp Rüzgâr’ı ayağa dikmek istedi ama Rüzgâr yere basamıyordu. Kendinde olan Rüzgâr Mert’e elini kaldırdı. “Gidelim.” 

“Çok pişman olacaksınız.” dedi Mert, Rüzgâr’ı sırtına atıp kapıdan çıkarken. 

Kendi evlerinde doğru yola çıkan kızların hiç birinin aklında Rüzgâr’ın masum olduğu geçmiyordu. Akıllarının köşesine bile takılmamıştı. İntikam kendilerince alınmıştı ve içleri rahattı. 

..

Bir ay sonra… 

Bir hafta hastanede kalmıştı Rüzgâr. Bacaklarında lif zedelenmesi oluşmuştu. O hastaneyken Mert Duru’yu aramaya başlamıştı, ama hiç bir şey elde edememişti. Hastaneden çıktığından bu yana üç hafta geçmişti aramadığı yer kalmamıştı. Tüm, gemi, uçak hatta tren yolcu listelerini bile taratmıştı. Yılmış değildi. Yıkılmış da değildi. Bulacaktı. Önünde sonunda bulacaktı. 

Odasında ve masasının üzerindeki zarfa baktı. Az önce gelmişti, kurye ile. Kahve rengi zarfı açınca içinden çıkan beyaz zarfın üzerinde Duru’dan Ali Rüzgâr’a yazıyordu. 

Duru’dan gelmişti. Nereden olduğunu elbette üzerinde yazmıyordu ama Aslı gibi biriyle arkadaştı. Mektubun yine İstanbul’dan gönderildiğine emindi. Yazının üzerinde gezdirdi parmaklarını. Buruk bir gülümseme yerleşti yüzüne. Sevdiği kadının inci misali el yazısı olduğunu düşündüğü satırları kalp atışları arşa çıkarken okuyamaya başladı.

Ali Rüzgar Asilkan… Seni bulmak hiç zor olmadı biliyor musun? Tıpkı sevmek gibi. Keşke bunu yapmasaydın. Beni bu kadar küçük düşürüp kendini de benide yakmasaydın. Ve bebeğimizi… Ne kadar zor anlardan geçtiğimi hiç bilme, kendinden nefret etmeni istemiyorum. Benim yıllarca tek bir insan için beslediğim biriktirdiğim her şeyi bir gecede toza dumana karıştırdın. Kendim ve bebeğim için çok üzgünüm. O babasından ben sevdiğim adamdan ayrı bir ömür geçirecegiz. Senin için üzgün müyüm? Sanırım değilim. Sen bunu hak ettin. Vicdanının seni öldürmesine izin verme Rüzgâr. Öylesine biriyim senin için. Önceden de yoktum şimdi de yokum. Olmayacağım da. Hayatını yaşamaya devam et. Ben oğlum veya kızımla çok mutlu olacağıma inanıyorum. Sen! İçimde bir yerleri talan ettin. Yıktın yaktın. Ama başını eğme, seni sevmek benim suçum. Belki bir gün yeniden aşkı bulurum. Sende bul. Adın dilimde son buldu. Kalbimde de biter bir gün. Son bir sözüm var Ali Rüzgar… 

“Benim için üzülme!” 

Elinin içinde buruşturdugu kağıdı köşeye fırlattı. Masanın üzerindeki her şeyi… 

Dosyalar, bilgisayarlar, kalemler, çerçeveler konsolun üzerinde duran ödüllerini. Hepsini paramparça edene kadar durmadı. Çöktüğü duvar dibinde ellerini başının arasına aldı. Küçük bir erkek çocuğuydu şimdi. Şekeri elinden alınan. İsteyip alamadığı için kalbi kırılan… Ve özleyen. 

Ağlamaya başladı. Erkeklerin nasıl ağladığını bilmiyordu. Gözlerinden düşen damlalar yerdeki parlak taşa düşüp kendine yol buluyordu. 

“Benim için üzülme” sözü beyninde dönüyordu. 

“Benim için üzülme!”