Ağustos 25, 2020

26. Özür Dilerim

ile payelll

 

 

“Bak nasıl da sokuldu kıza. İşini biliyor.” dedi Azra. Yarım saattir röntgenci gibi Duru ile Rüzgâr’ı izleyip keyifle muhabbet ediyorlardı. Zeynep başını uzatıp ikisini görüş alanına aldı. “Bacılarım, Turgut amca ile Derya cadısına ne diyorsunuz?” 

Azra bar koltuğunu çekip karnını tutarak oturdu. “Karışık diyorum. Ve çok ilginç.” 

Aslı, “Paranoya yapmak adetim değil ama benim aklımdan geçen sizinkinden de geçti biliyorum.” diye mırıldandı. Kızlar önlerinde koklaşıp duran ikiliye döndü. Zeynep, “Evet cigerim geçti ama ihtimal çok düşük. Turgut amca karısını aldatacak biri değil.” 

Azra, “Düşünemiyorum. Hare artı abi Rüzgâr artı Hare abi Karahan.” Üzerine bir ürperti gelince olduğu yerde silkelendi. “Yok, gerçek olmasın. Alemde adam mı yok? Sütçü var, tüpçü var.” 

Aslı, “Benim içinde çok minik bir ihtimal. Umarım gerçek değildir.” dedi. Yerlerinden kalkan ikilinin yanına gitmek için ayağa kalktılar. “Gidiyorsunuz demek. Yemek yeseydik.” dedi Aslı. 

Rüzgâr, “Başka zaman Aslı. Çok yorgunum eve gideceğim.” dedi. Duru’da ona katıldı. “Bende onunla gidiyorum.” Gözleri büyüyen kızlar tek kelime etmediler. Rüzgâr kızların şaşırmış halini görünce Duru’ya döndü. “Bence sen eve git. Ben de peşinden geleyim. Poyraz’ı da görmüş olurum.” dediğinde Duru kaşlarını havaya kaldırdı. O değil miydi az önce gel diye yalvaran? “Olur.” dedi sertçe. Arkasını dönüp yürüdü. “Gözüme gözükme Rüzgâr.” diye  bağırdı. 

Rüzgâr ardından gülümseyerek izledi Duru’yu, “Bir saate geliyorum kalbim.” diye cevap verdi kıza. Duru kapıdan hışımla çıkıp giderken kızlar Rüzgâr’a döndü. “Sen az önce onu ektin mi?” diye sordu Aslı. 

Ellerini cebine soktu Rüzgâr. Kızlara bakıp, “Sizinle konuşmam gerekiyor, o yüzden yaptım.” dedi. 

Zeynep, “Ama işini yokuşa sürüyorsun. Valla burnundan getirecek.” dedi. Eliyle masaya oturmayı işaret etti Rüzgâr. Kızlar da el mecbur oturdular. Üçü yan yana. Rüzgâr’da tam karşılarına. 

“Evet seni dinliyoruz, Duru’yu ekecek kadar önemli olan ne?” diye sordu Azra. 

“İlk olarak Hare konusunda yardım istiyorum.” 

“Test sonucu yarın sabah elimizde, onu beklemek istemiyor musun?” diye sordu Zeynep. Başını iki yana salladı Rüzgâr. “Annemin yalan söylediğini hiç sanmıyorum. Bugüne kadar hiç yalan söylediğini görmedim.” dedi. “Test benim için ihtimal. Üç gecedir uyumuyorum. Tek düşündüğüm Hare. Yüzüne bakamıyorum. Bana abi dediğinde içim yanıyor.” 

Aslı, “Babasının başka biri olması bir şeyi değiştirmez Rüzgâr, sen onun abisisin.” dedi. 

“Aksi mümkün değil Aslı. Ama bir gerçek var; Baba başka biri. Bunu öğrenmek ve Hare’ye söylemek zorundayım. Saklamak bana ağır geliyor. Yüzüne bakamam.” 

Aslı, “Haklısın. Bu yalanlar ağır geliyor insana. Kendimden biliyorum.” diyebildi. Rüzgâr Aslı’nın neden bahsettigini az çok biliyordu. Zamanında magazin medyasını  meşgul eden konuydu. 

Zeynep, “Bizden ne istiyorsun?” diye sordu. 

“Sizin aklınızdan geçen şeytanın aklından bile geçmiyordur.” dedi Rüzgâr. “Tabii bu iyi anlamda. Yanlış anlaşılmasın lütfen.” dedi gülümseyerek. 

Aslı kaşlarını çattı. “Sen bize hakaret mi ettin az önce?” 

“Hayır Aslı daha neler… Sadece çok zeki olduğunuzu söylemek istedim.” diyerek açıklama yaptı Rüzgâr. 

Azra, “Annenin kimden hamile kaldığını bilemeyiz Rüzgâr. İp ucu lazım bize. Ufacıkta olsa…” dedi. 

“Elimde hiç bir şey yok. Şimdilik. Eve girip bakacağım, o evde yokken. Eminim bir yerde mutlaka bir iz vardır.” 

“Mantıklı.” dedi Aslı. “Sen o kısmı hallet. Bulamazsan biz kendi yöntemlerimizle hallederiz.” İki elinin parlaklarını birbirine geçirip kollarını esnetti Aslı. “Uzun zamandır aksiyon yok hayatımızda. Sıkılmaya başlamıştık bizde.” diyen kadına gülümsedi Rüzgâr. 

“Şimdi gelelim diğer konuya…” dedi arkasına yaslandı. Gülümsemesi kızların dikkatinden kaçmamıştı. Aslı doğruldu koltuğunda. “Ben  bu gülüşü biliyorum.” dedi. Zeynep’te elini havada salladı. “Olay var a dostlar.” 

Azra kahkaha attı. “Ulan hem yık hem yap rotamızın dümeni kırıldı.” 

Eve gidene kadar Ali Rüzgâr’a tüm sevimli hakaretlerini ardı ardına sıralamıştı. Adeta  burnundan soluyordu. Ama oğlunu görünce tüm siniri toz bulutu gibi dağılmıştı. Kucağında öpüp kokladıgı oğluna bakıp, “O  baban varya tam b…” Minicik bebeğe babasını şikayet ettiğini fark edince sıkıntıyla göz devirdi. “Deliriyorum galiba Poyraz. Baban bende akıl bırakmadı. “Agu.” diye çırpınan oğluna bakıp güldü. “Ama seni es kaza bıraktı.” diyerek Poyraz’ın boyun çukurundan mis kokusunu çekti içine. Kapısı tıklanınca “gel” diye seslendi. 

Kapıdan başını uzatan Rüzgâr’dı. Buraya kadar nasıl girmişti acaba? Gözleri kocaman açıldı Duru’nun. “Sen nasıl geldin buraya, abim..?” diyebildi. Az önce öfkeden deliye dönen kadın nerdeydi? Şimdi korkudan yerinden fırladı. İçeri giren Rüzgâr kapıyı kapattı. 

“Abinle Nazlı evde değilmiş, halan söyledi.” Duru’nun kucağında olan oğluna uzanıp aldı. İçine rahatlık çöken Duru, oğlunu babasına verirken hiç tereddüt etmedi. Poyraz’ı omzuna yatırıp başına minicik bir baba öpücüğü bıraktı Rüzgâr. “Çok özlemişim, görünce daha iyi anladım.” 

Yatak başlığına sırtını verip bacaklarını uzattı Duru. Şimdi beni ektin diye laf çarpsa onun evine gitmek için can attığını düşünecekti Rüzgâr. Duru’nun yanına tek adımda geldi. “Kenara kayar mısın?” 

On santim yerinden kıpırdayan Duru’nun aklından geçen yanına oturması değildi. Sırtını başlıga verip oğlunu iyice göğsü üzerine yatırdı Rüzgâr. Gözlerini odanın içinde gezdirdi. Duru gibiydi. Sevimli ama sade. “Odan tıpkı sen. Seni anlatıyor.” 

Yatağında Rüzgâr’la oturmuş odadan kişilik analizi yaptığına inanamadı. Gerçekten işleri tersten gitmişti. Havayı koklayan Rüzgâr’ı izledi. “Sen gibi kokuyor.” 

Tek kaşını havaya kaldırdı Duru. “Ben gibi.” dedi ona yandan bakarak. 

Başını Duru’ya çevirdi Rüzgâr. Yüzünü yakından izlemek ayrı alemdi. “Seni atlatmak değildi niyetim. Üzgünüm bir işim olduğunu hatırladım.” Önüne döndü Duru. “Önemli değil.” diye mırıldandı. Tabii ki önemliydi aslında, ama üstelemek istemedi. Oğlunu yatağa yatırıp ayağa kalktı. “Gitmeliyim, abinle karşılaşmak benim için değil ama senin için sorun olsun istemiyorum. Yarın akşam seni bir yere götürmek istiyorum.” 

“Nereye?” 

“Sürpriz, gün batarken hazır olur musun?” 

“Ne gibi hazır olayım? Pek anlamadım. Yemeğe mi?” 

“Belki sonra evet, ama önce başka bir yere gideceğiz.” Duru’yu inceledi genç adam. Bakışlarının vücudunda gezdiğini gören Duru “Nereye bakıyorsun sen, çek o gözlerini?” diye çıkıştı. Gülümsedi Rüzgâr. “Öldüreceksin beni, sana bakıyorum.” 

“Bakma lütfen. Aç kurt gibi bakıyorsun.” dedi gözlerini kaçırıp. Ayakta olduğu için Duru’ya doğru eğildi. “Açımdır belki.” 

Duru gözlerini devirip Rüzgâr’a döndü. “Arsız.” 

Kahkaha atmak istemişti Rüzgâr, ama Poyraz’ı korkutmak istemediği için dudaklarını ısırdı. Doğrulup toparlandı hemen. “Yarın saat beşte, gelir seni alırım. Kot pantolon ve deri ceket giymeni istesem.” dedi kendine bakan sevdiğine göz kırptı. Kot pantolon ve deri ceket! Nereye gidilir ki bu kıyafetle? diye düşündü ama aklına bir yer gelmemişti Duru’nun. “Tamam, öyle olsun.” dedi Duru. Oğlunu son kez öptü ve odadan Duru ile beraber çıktı Rüzgâr. 

Saat tam beşte hazırdı. Dediği gibi kot pantolon ve deri ceket giymişti. Saçlarını arkasına salmıştı. Bir kaç bukle eklemişti maşa ile, hafif bir makyajla oldukça güzel göründüğüne karar verince uyuyan oğluna bakıp güldü. Sonra da odadan hızla çıktı. Rüzgâr aşağıda bekliyordu. Halasına oğlunu emenet edip soluğu Rüzgâr’ın yanında aldı. Ama araba yoktu. Son model motosikletle birlikte son model yakışıklı adamı motora yaşlanmış onu bekliyordu. Kaşları havaya kalktı. O da deri mont ve kot pantolon giymişti. Yavaş adımlarla yanına vardı. Motora baktı. “Bu ne? Bana bununla gideceğiz demeyeceksin inşAllah.” dedi. Duru’yu daha kapıda görür görmez güzelliğine bakan Rüzgâr, yanına gelmesiyle burnuna dolan parfüm kokusuyla aklı soruyu algılamadı. “Çok güzelsin, aklımı başımdan alıyorsun.” diye fısıldadı. Duru’ya sokulup yanağından öptü. 

Rüzgâr’ın sözlerine ve kendine yaklaşmasıyla aklı bir durup bir çalışan Duru, boğazını temizledi. İki eliyle Rüzgâr’ı yavaşça itti. “Şimdi git sonra gel, bakarız canısı. Ben daha sen nasıl bir şeysin tam anlayamadım da.” 

Rüzgâr’ın dudakları yukarı kıvrıldı. “Hadi gidelim ve görelim ben nasıl bir şey mişim.” deyip göz kırptı. Motorun arkasınındaki boşluğu  işaret etti. “Atla bakalım.” 

Niyetsiz bakan Duru ikilemde kalmıştı. “Şart mı? Ben daha önce hiç motora binmedim.” 

“Şart! Seveceksin. Hem ben iyi şoförüm, merak etme. Hız yapmadıkça güvendeyiz.” Yedek kaskı Duru’nun başından geçirdi. Bandını kapattı. Hiçte mutlu görünmeyen kıza bakıp gülümsedi. Önce kendi bindi. “Hadi bak sonra isteyeceksin ama ben izin vermeyeceğim.” 

Duru, “Of.” diyerek Rüzgâr’ın arkasında yerini aldı. “Yavaş git, korkarım ben.” 

“Kollarını bana sar, başını sırtıma yasla ve tadını çıkar.” Gaza bastığında Duru irkilerek daha sıkı sarıldı Rüzgâr’a. Korkusu geçtiğinde keyifli hale gelen motor serüveni hoşuna gitmişti Duru’nun. Köprüyü geçtikten sonra şehir içi kalabalıktan çıkmışlardı. Ama hala nereye neden gittikleri büyük soru işaretiydi. Kaç defa sorduysa da cevap olarak ‘sürpriz’ demişti Rüzgâr. 

Trafiğin sıfır olduğu yolda son hız gidiyorlardı. İleride gördüğü kalabalıkla kaşlarını çatmıştı kız. Üç motorsiklet bir araba sağ tarafta üç motorsiklet bir araba sol tarafaydı. Hepsi kot pantolon ve deri ceket giymişlerdi ve başlarında kask vardı. Hepsi iki kişiydi. Kim oldukları seçilmiyordu. Yaklaştıkça iki arabayı tanımıştı Duru. Ama aklı hala, “Ne oluyor?” sorusundaydı. 

Tüm motorlar çalışır vaziyetteydi. Rüzgâr aralarından hızla geçtiğinde onlarda peşine takılmıştı. Altı motor ve iki araba aniden sağ ve sol taraflarını sarmıştı. Arabalar ani manevra ile öne geçmişti. “Sen ne karıştırdın acaba?” diye bağırdı Duru. Sesinin gidip gitmediğinden emin olamadı. Rüzgâr’da hiç ses gelmiyordu. 

Atatürk Olimpiyat stadının etrafında olan düz yola geçiş yaptı önündeki iki araba. Rüzgâr arabaların hemen ardından ve onların ardından da diğer motorlar stadı baştan ayağa motorla kat ettiler. Motorlar daire oluşturup kontak kapattığında motordan ilk inen Duru oldu. Kaskını hızla çıkarıp tek tek inenlere baktı. Rüzgâr’da inip başlığını çıkarıp motora taktı. Duru’nun elindekini de alıp diğerinin yanına bıraktı. 

“Şimdi söyle.” diye çıkıştı ama Rüzgâr sadece gülümsüyordu.Kasklar tek tek çıkmaya başladıgında Duru onlara döndü. Saçlarını geriye savuran Aslı’yı gördü. “Aslı!” dedi. 

“Evet bebek, ben.” dedi Aslı göz kırparak. Araçtan inen Nil, Nihat, Murat ve Azra’yı gördü. Zeynep, Aras, Fırat, Asya, Ruken, Kenan, Hepsi karşısında duruyordu. Duru şaşkın şaşkın onları izliyordu. Hayır, gözleri kendine oyun ediyor olabilir miydi? Karahan ve Nazlı! Hemde kot pantolon ve deri ceket giyen abisi. “Abi!” diye mırıldandı. 

Karahan yüzünü buruşturdu. “Abi ya…” dedi. Nazlı Karahan’a çevirdi bakışlarını. “Karahan kes şunu!” dedi. Karahan, Nazlı’nın ısrarlarına dayanamayıp dahil olmuştu. Daha çok tehdit dese daha yerinde bir tabir olurdu. “Ben bilmem Karahan, ya gelirsin yada bir hafta çocukların odasında yatarım. Sende deli başınla başbaşa yatarsın.” diyerek Karahan’ı en büyük korkusundan vurmuştu. Nazlısız geceler… 

Karahan, Ruken’e döndü. “Geç bu tarafa.” dediğinde Ruken yerinden sıçradı. “Tamam abi.” dedi genç kız alel acele. Kenan’ın yanından ayrılıp Nazlı’nın yanına geçti. Kenan’la aynı motora binmesine izin vermemişti. Aslı ile Nazlı’nın çenesiyle  bir yere kadar dayanabilmişti. Kenan süt dökmüş kedi gibiydi. Çakal Kenan, Karahan’ın yanında masum meleğe dönüşüyordu. Hare’de başındaki kaskı çıkarıp uzun saçlarını Fatih’e doğru savurup yandan bakış attı. Fatih’le göz göze geldi. İki inatçı keçinin meydan okuyan halleri vardı. Hare binmek istememişti. Fatih’te, “Ben seni istiyor muyum?” dediğinde Hare gaza gelip, “Bayılırsın da tipim değilsin.” demişti. Aslı ve Zeynep’in zoruyla adama sarıla sarıla gelmişti buraya kadar. 

Elini Duru’nun sırtına koyarak bir kaç adım yaklaştılar diğerlerine. Duru bunların amacını tahmin edemiyordu. Burada bu şekilde ne yapacaklarını düşünemiyordu. Rüzgâr’a baktı. Çok mu öpülesi bakıyordu? Valla öyleydi. Çok mu sevilesi duruyordu?” Kesinlikle sar beni dercesine… Gülümsedi. 

“Hazır mısın?” dedi kalbini yerinden hoplatan göz kırpmasıyla Rüzgâr. Neye hazır oldugumu bilmiyorum ama…” dedi Duru.

Hava kararmıştı. Altı metre uzaklarında duran üç metre yüksekliğinde altı metre genişliğinde olan beyaz yapay duvara baktı. Duvarın her karesi ışıklandırılmıştı. 

Aslı, “Herkes yerine!” diye bağırdı. Nazlı bir adım attığında Karahan’ın ardından gelmediğini anlayınca geri döndü. “Hadi karam.” 

“Hayır, o işe girmeyeceğim. Burada kalacağım.” dedi, üstüne basa basa söylemişti. Nazlı omuz silkti. “Sen bilirsin.” diyerek beyaz panonun önüne doğru hızla yürüdü Nazlı. 

Yan yana duran Rüzgâr ve Duru gözlerini onlardan bir saniye bile ayırmıyordu. Erkekler sağa kızlar sola dizildiler. İç ceplerinden birer tüp sprey çıkartıp salladılar. Duru elini ağzına götürüp kapatarak güldü. Rüzgâr’a döndü. Zaten kendini hayran hayran izliyordu adam. 

“Sen delisin.” 

Gülüşü hiç olmadığı kadar güzeldi Rüzgâr’ın. “Sadece sana.” dedi. Ve kızı kendine bir kez daha aşık etti. “Bende sana.” Rüzgâr’ın gülüşü iyice yayıldı yüzüne. Kulaklarına dolan, ‘Bende sana’ sözleri Duru’nun sesinden çıkan ve direk kalbine yol alan ilk sözdü. Ve… ve bir kez kada aşık oldu Rüzgâr.

Asya bağırdı. “ilk harf ‘S'” dedi. Fırat karşı taraftan Asya’ya doğru gelip karşılıklı panonun karşısında durdular. Asya kocasına gülümsedi. Karşılığını alıp kocaman ‘S’ çizdi. Fırat’ta yanına  ‘E’ yerlerine dönerken Azra ve Murat karşılıklı durdular. Azra ‘N’ Murat ‘i’ yazdıktan sonra birbirlerine göz kırpıp yerlerine döndüler. Nil ve Nihat gelip ‘S’ ve’E’ yazıp geri döndüler. Sıra Zeynep ve Aras’ taydı. Karşılıklı bakışıp kahkaha attılar. Zeynep, Rüzgâr’a dönüp, “Yazmıyor Ali Rüzgâr.” diye bağırdı. Kısaca bahşiş istiyordu. Duru kahkaha atmıştı. Rüzgâr başını iki yana sallayıp, “Ne istiyorsun?” diye  bağırdı. Başını yana eğen Zeynep çocuk masumluğuyla, “Mutlu olmanızı.” dedi, ‘V’ yi çizdi. Aras’ta ‘İ’ çizip yerlerine döndüler. 

Koşarak birbirlerine yaklaşan Ruken ve Kenan tatlı kaçamak bir bakış attılar birbirlerine. Ruken ‘Y’ harfini yazıp Kenan’a baktı. Sevgilisinin aklını çalan kalbini yerinden oynatan gülüşüyle fısıldadı. “Ben gökyüzüne yazacağım Aşkım,” dediğinde Ruken hazırda olan aklını da Kenan’la orada  bıraktı. Kenan’da ‘O’ harfini yazıp yelerine döndüler. Fatih ve Hare’nin sırası gelmişti. Ama üç harf kalmıştı. Ve cümleyi ikisi tamamlayacaktı. Nazlı elinde telefonla çekim yapmakla meşguldü. Karahan’da kenarda somurtmakla. 

Fatih alayla güldü. “Türkçe biliyorsun inşAllah?” dedi. Hare’de alaylı gülüşüne aynı şekilde karşılık verdi. Hiç cevap vermeden ‘R’ ve ‘U’ çizdi. “Kör değilsin sanırım.” dedi Fatih’e bakıp. Yüzünü buruşturan Fatih yanına, ‘M’ çizerek cümleyi tamamladı. 

Seni Seviyorum 

Aslı kenardan bağırdı. “Fatih bende miyopluk var oğlum, ne yazıyor orada?”

Boş bulunan Fatih Aslı’ya cevap verdi. Ama gözleri Hare’nin üzerindeydi. “Seni seviyorum.” dedi. Hare yutkunurken Aslı kahkaha attı. Fatih ne dediğini anlayınca arkasını dönüp yerine geçti. Hare’de kendi yerine. Yazıyı okumasına gerek yoktu. Ama Duru, “Seni seviyorum.” diye mırıldandı. “Bende seni seviyorum.” dedi Rüzgâr kulağına doğru eğilip. 

Aslı ile Yiğit panonun önüne geçtiler. Ellerinde iki kırmızı renkte sprey boyayla. Seni Seviyorum cümlesinin bir ucuna Aslı diğer yanına Yiğit geçti. Yukarıdan aşağıya doğru kalp çizdiler. Birbirlerine bakarak gülümsediler. “Hâlâ bana bir evlilik teklifi borcun var Demirkan.” dedi Aslı. 

“Borcum borç hatun, elbet öderim.” dedi Yiğit.

Aslı Duru’ya döndü. “Bak bu kalbin içi boş görüyor musun?” Duru’ya söylemişti. 

” Evet.” dedi Duru.

“Bu senin önceki kalbin, aşkı tanımadan önceki…” Elindeki spreyi Rüzgâr’a fırlattı Aslı. Çevik hareketle havada yakaladı Rüzgâr. Duru’ya çapkın bakış atıp panoya yürüdü. Nefesini tutan Duru, gözlerini bile kırpmadan izlemeye başladı. Derin bir nefes alıp kolunu kaldırdı. Tek tek yazdığı harfleri takip etti Duru. Her bir anı aklının en ücra köşesine hapsetmek için bir salise bile kaçırmadı. Ali Rüzgâr elindeki spreyle kalbinden geçenleri yazmaya başladı. 

“Sen ömrüme huzur, gönlüme aşkı getiren kadın! Bu serseriyle evlenir misin?” 

Dönüp Duru’ya aşk dolu gözlerle baktı. Karanlık  akşamda gözlerindeki ışıltı gözyaşıydı. Tekrar önüne döndü. Yiğit’le Aslı’nın çizdiği kalbin içini elimdeki kırmızı boyayla doldurdu ve Duru’ya tekrar döndü. 

Aslı kalbin yanına gelip eliyle çizili kalbi işaret etti. “Bu da senin kalbinin dolu hali. Dolduran da belli.” diyerek Rüzgâr’a baktı. “Evet, o gerçek bir serseri, ama kalbini o çaldı.” 

Kızların gülüşleri ortama ahenk katarken Rüzgâr’ın gördüğü ve duyduğu tek kişi Duru’ydu. “Benimle evlenir misin?” diye tekrar sordu. 

Gözlerinden firar eden bir-kaç damla mutluluk incilerini elinin tersiyle sildi Duru. Arkasında duran abisi aklından silinip gitmişti. Karşısında hem ağlatan hem dibine kadar aşkı hissetiren adamın gülüşüne bile aşıktı. Ve her hâline aşık olması yeni fark ettiği bir gerçekti. 

Önce hızlı iki adım attı. Baktı olmuyor geri kalan adımları koşarak aşmaya karar verdi. Kendisine sarılacağını anlayan Rüzgâr kollarını iki yana açtığında Duru ona ulaşmak üzereydi. Ve kollarını Rüzgâr’ın boynuna dolayıp gülümseyen adamın dudaklarına kapandı. İşte bunu beklemiyordu Rüzgâr. Gülüşü daha da büyümüştü. Masum bir kıpırtı bırakıp geri çekildi Duru. Kolayı herkes yapardı. Zor olandı bu adamı sevmek. Zoru da başarırdı, imkansızı da. “Evet!” diye fısıldadı. Kızlar ellerinde hazır tuttukları fenerleri gök yüzüne bıraktılar. Havada asılı kalan kollarını Duru’ya sardı. Daha önce hiç mi hiç sarılmadıgı kadar sıkı sarıldı. Sevmenin ve sevilmenin anlamını bu gece baştan yazıyordu Rüzgâr’ın kalbi. 

Çekim yapan Nazlı kocasına döndü. Öfkeden çenesi segiriyordu Karahan’ın. Elindeki telefonun duraklat tuşuna bastı. Ve Karahan’a döndü. “Mutlu olman gerekiyor karam. Bu öfke neden?” 

“Çok mutluyum. Serseri olduğu tescilli biri kardeşimi öpüyor ve ben hiç bir şey yapamıyorum. Ondan bu halim.” 

“Onlar kendi yollarını çiziyor. Hepimiz bu yollardan geçtik. Olmuşa ve ölümüşe çare yok. Hem kardeşin adamı öptü. Gülümse kocam.” diyerek sarıldı Nazlı. Karahan’a dokunması adamı sakinleştiriyordu. 

Diğer kenarda işler daha farklıydı. Kenan Ruken’in kulağına fısıldadı. “Rüzgâr hala yaşıyor Ruken. Bende seni öpsem mi? Çok özendirdiler.”  Ruken kocaman gözleriyle Kenan’a baktı. “Buyur öp bende senin tabutunu öperim.” dedi Kenan homurdanarak önüne döndü. Hare yüzüne yayılan gülüşüyle izliyordu abisini ve müstakbel yengesini. Bilseydiki biri abisi biri ablası mutluluktan ağlardı. 

Fatih kolunu Azra’nın omzuna attı. “Ablacım şu şahıs çok sırıttı. Ona da bi koca mı bulsak ne dersin? Çok meyilli geldi bana.” dedi, sesli  söylemişti. Yanındaki Hare, her bir kelimeyi duymuştu. Ölümcül bakışlarının hedefi olan Fatih’e döndü. 

“Evet çok özendim. En yakın zamanda adam gibi bir adamla evlenmeyi düşünüyorum.” Üstüne basa basa söylemişti kız. Sesi sertti, ama Fatih aldırmadı. Azra bıyık altından güldü. Ama dışardan sessiz olduğu gözüküyordu. 

“Adam gibi adam mı? Nerede bulacaksın sen onu, Milano moda haftasında mı?” dedi Fatih.

Hare güldü. “Sen öküz türünün son kalıntısısın. Kocam sen olmayacağını göre herkes adam.” dedi Fatih dumur olurken Hare arkasını dönüp abisinin yanına tebrik etmeye gitti. Azra dudaklarını birleştirip büktü. “Uu çok sertti. İşin zor ablası.” 

Azra’dan kolunu kurtarıp Hare’nin peşinden baktı. “Cadı.” dedi. “O dilini koparacağım. Öküz kalıntısıymış…” diye söylendi genç adam. 

Azra’da gaza basıp devam etti. “Hıı eminim öyledir. Aman aşık olmada Rüzgâr’la başımız derde girmesin.” 

“Girerse girsin.” dedi aniden ve Azra’nın yanından  ayrıldı. Azra kendince mırıldandı. “Saf çocuk, aşık olacaksın yani.” 

Rüzgâr sıkıca sarıldığı kızı bırakmadan kulağına fısıldadı “Her şey için özür dilerim.” 

“Abi bıraksan artık bizde tebrik etsek.” diyen   Hare’nin tatlı sesi bölmüştü fısıltıyla yapılan özrü. Duru hiç halini bozmadan geri çekilip önce Rüzgâr’a sonra Hare’ye gülümsedi. Duru’ya sarıldı Hare tüm samimiyetiyle. “Tebrik ederim yengeciğim.” dedi Hare. Duru Hare’ye bakıp güldü. “Hayır, bana yenge deme lütfen, Duru kafi.” 

“Duru!” Karanlığı yaran ses yankılandı. Kocaman meydanda bu ses havadan daha soğuk gelmişti kulaklarına. Herkes sesin gediği yöne döndü. Karahan’la Nazlı’nın tam arkasındaydı. Hare elinde silahla duran annesini gördüğünde, “Anne.” diye mırıldandı. Ama sesini sadece kendi duymuştu. 

Karahan, Nazlı’ yı kolunun altına çekip yere çöktü. Yiğit Aslı’ya siper oldu. Aras Zeynep’i yere çökertip üzerine kapandı. Kenan Ruken’i, Nihat Nil’i, Murat Azra’yı. Fırat Asya’ya kendilerini siper ederken Fatih Hare’nin üzerine adeta uçmuştu. Kızın başının arkasına elini koymuştu. Yere düşeceklerdi. Başını çarpmasını göz önünde bulundurdu. Saniyelerle yarışmaya başlamıştı aşk. Bir kurşun gelecek ve birini bu hayattan alıp götürecek miydi? Giden aşık kalan kara sevdalı mı olacaktı? Oysa ikiside yaşamak ve mutlu olmak için onca acıya göz yummuşlardı. Silahtan çıkan ses önce kulaklarda yankılandı. Sağır edecek kadar yüksekti. Ve o çıkan kurşun  siper olan ve olunan insanların yüreğine çoktan ulaşmıştı. 

Son anda Duru’yu ters çevirip kurşuna sırtını veren Rüzgâr olmuştu. Kollarında titreyen kadını daha sıkı sarmak istemişti. Ama sol omzundan yayılan ateş yanığı gibi bir acı, gücünü azaltmaya başlamıştı. Düz şekilde olduğu yere çöktü. Duru’da onunla beraber dizlerini yere bıraktı. 

Nazlı’nın elindeki telefonu hızla alıp çevik hareketle arkasını döndü Karahan. En yakın oydu. Telefonu havaya kaldırıp elinde silahla duran kadının suratına fırlattı. Derya acıyla ve yüzüne gelen cismin verdiği şokla arkasına devrildi. Karahan, hızla ayağa kalkıp Derya’ya koşup silahını ayağıyla itekledi kenara.  Yerde elini yüzüne kapatmış kadına iğrenerek baktı. “Nihat!” diye bağırdı. “Fatih! Alın  şunu bagaja tıkın!” 

Fatih Hare’yi, Nihat Nil’i bırakıp koştular. Kızlar ve beyler Duru ile Rüzgâr’ın etrafını sardı. Duru elleriyle Rüzgâr’ın göğsüne dokunuyor kan arıyordu. Göz pınarları çoktan sonuna kadar açılmıştı. “Ali lütfen.. iyiyim de, lütfen lütfen!?” diye mırıldandı acıyla. Yüzünde sevimli gülüşüyle gözleri kapanmak üzere olan Rüzgâr, “İyiyim.” dedi, ama Duru buna karmaşık gülümsemesiyle gözlerini silerek baktı. İki eliyle kızın başını kavrayıp alnından öptü. İyi olduğuna inanmak üzereydi Duru. Üzerine yığılan Rüzgâr’la göz yaşları hızlandı. Yüreğini mahşer yerine çeviren iki kelime ve Rüzgâr’ın omzundan eline bulaşan sıcak sıvıyla gerçeği idrak etti. 

“Özür dilerim.”