Ağustos 25, 2020

3. Sağı Solu Duru

ile payelll

 

 

Telefonda Aslı’ ya olanları anlatan Azra, sabah olmasını beklemek zorunda kalmıştı. Saat beşte arasa Yiğit’in ya da  Aras’ın bir şeyler olduğunu anlayacağından adı kadar emindi. 

“Balkona çıkmış uykusu kaçınca, sonra araba sesi duyduğunu ve arabanın evin yanından geçerken karanlık silueti tanıdığını söyledi,” dedi Azra. 

Aslı başını cama dayamış gözleri kapalı şekilde hem düşünüyor hemde Azra’yı dinliyordu. Başını camdan çekip boğaza çevirdi gözlerini. 

“İki ihtimal. Biri gerçekten gördü, diğeri hayal gördü. Psikolojisi darma duman,” dedi Aslı. 

Azra, “ilk ihtimal daha yakın dünden beri daha iyiydi. Ama bugün yine ilk güne dönüş yaptı. Ve Aslı ilk ihtimal gerçekse bu adam hala kızın peşinde ve bu ev artık güvenli değil.”

“Haklısın, ama oradan şimdi ayrılmak onu daha fazla korkutur. İki gün daha dayanalım. Sonra evinde daha güvende olur.”

“Evde nasıl kontrol edeceğiz Aslı? Duru, Nazlı’nın bilmesini istemiyor. Olur da bir gün abisi öğrenirse Nazlı’yı bildiği halde sustuğu için kızacagını ve aralarının kendi yüzünden açılacağını istemediğini söyledi.”

“Ruken ve Nil var. Duru haklı, Nazlı bilmemeli.”

Azra, “Sen gelecek misin bugün?” diye sordu. 

“Zeynep öğleden sonra ki randevularını iptal etti. Bende öyle… geleceğiz.” 

“Tamam siz gelin bende bir Murat’a görüneyim. Başımın etini yedi kaç gündür.”

Telefonu kapatmak üzere olan Azra’yı Aslı’nın aklına gelen düşünce durdurdu. “Azra!” diye bağırdı. 

Azra korkuyla “Ne ?” dedi. 

“Dışarı çıkıp baksana kamera falan var mı?” dediğinde Azra’nın başının üzerindeki lamba yandı. 

“Amanın ben nasıl düşünemedim bunu, kapatma çıkıyorum.” Elinde telefon kendini dışarı attı. 

Oralar genelde yazın kullanılan yerlerdi. Evin önündeki yolda cadde üzeri değildi. Etraftaki tüm evlerin perdeleri bile kapalıydı. 

Direklere dahi baktı Azra. “Burası unutulmuş gibi Aslı. Ben göremedim. Sende bak gelince,” diyerek kapattı telefonu. 

Başı eğik eve geri döndü. Duru uyuyordu. Kızlar da. Kendini salonda ki koltuga attı. Beyninde dönen düşüncelerle uykuya daldı. 

Aslı, Azra’nın telefonu kapatınca Şahin abisini aramayı akıl etti. Onun bu konuda yardımı olabilirdi. 

“Efendim abisi, yine başını nerde nasıl derde soktun?” diye açtı Şahin telefonu. 

Arkadan Ceren’in kahkahasını duymuştu Aslı. Ama şu an pekte gülecek havada değildi. 

“Yok abicim, başım sapa sağlam ve evdeyim.” dedi Aslı. 

Aslı’nın ses tonundan durgun olduğunu anlayan Şahin “Neyin var?” diye sordu. 

“Birini arıyorum. Adı Ali Rüzgâr Asilkan. Tanınmış biri ama bana bilinmeyen şeyler lazım. İnternette bazı bilgileri var benim istediğim biraz farklı. 

“Anladım. İçtiği suyun markasına kadar bilmek istiyorsun. 

“Evet, Abi aynen öyle. Ama bu ikimiz arasında kalırsa çok sevinirim.” 

“Tamam elimden geleni yaparım. “ 

“Sana bir evin adresini atacağım. O evin önünden sabaha karşı beşte hareket eden bir araç var. O aracın sahibini Rüzgar Asilkan olmalı. Birde bir isim daha vereceğim ve bu iki adamın birbirleriyle bir bağlantısı var mı yok mu bilmek istiyorum. Sana zahmet olmazsa tabii…” 

Karmaşık gelen durum Şahin’in kaşlarının çatılmasına neden olmuştu. “Tamam, evin önünde veya çevresinde kamera var mı?”

“Tam bilmiyorum. Ama bir saate gideceğim varsa seni ararım. Ama yoksa yol boyu yada o yoldan geçen tüm arabaların kime ait olduğu benim için çok önemli Abi, yap bana bu iyiliği yaparım senin Ceren ile aranı.” dediğinde Şahin bakışlarını Ceren’e çevirdi. Şimdilik araları çok iyi gibiydi. 

“Karşılık beklediğimi kim söyledi Abim? Hadi kapat bir kaç saat sonra ararım seni.” 

Kollarını göğsünde bağlamıştı. Başını koltuğunun baş kısmına yaslamış. Dün gece ve ondan önceki gecelerde uyuyamadığı uykuyu almaya çalışıyordu Ali Rüzgar. 

Bir kaç dakika dalıyor ama irkilerek tekrar uyanıyordu. Duru’yu düşünmek yeterince eziyet verirken bir de üzerine uykusuz bir beden onu olduğundan daha aksi ve yorgun hale getiriyordu. Sabaha karşı onu görmeye gittiğine inanamıyordu. Bunu yapmaması gerektiğini biliyordu ama yine de yapmıştı. Onu görmek iyi gelir diye düşünmüştü. Hiç öyle olmamıştı. 

İçinden çıkamadığı bu ruh haline anlam veremiyordu. Yada her zamanki gibi anlam yüklemek istemiyordu. Kaçmak onun için en iyi yoldu. Ama bilseydi kaderden kaçış yok; Oturup sonunu beklerdi. 

“Bu haline üzülüyorum dersem yalan olmaz hani.” Mert, karşısındaki koltuga oturdu. Rüzgar gözlerini aralayıp hiç durmadan kendisine destek olan dostuna baktı. Ama hiç sesini çıkarmadı. Konuşmak istemiyordu. İçinden kalkan öfke birine yapışacaktı. Uykusuzluk ve içinde olduğu karmaşa onu gergin bir hale sokmuştu. 

Kollarını çözüp dirseklerini masaya dayadı. Başını ellerinin arasına aldı. Onu dikkatle inceyen Mert durumun vahim olduğunu ciddi ciddi anlamaya başlamıştı. 

“Çok saçma olacak ama neyin var?” dedi Mert. 

“Uykusuzum, gerginim ve aklımda sadece o var.” diyerek samimi bir açıklama yaptı arkadaşına. 

“Seni tanımasam kızdan etkilendiğini düşüneceğim. Ama seni tanıyorum. Bu sendeki suçluluk duygusu,” dedi Mert.

Koltuğuna geri yaslandı Ali Rüzgar. “Sabaha karşı balkona çıktı. Ve ağlıyordu.”

Mert, “Sana ilk günde söyledim; olayın içinde bir bit yeniği var. Ve o her neyse senin başına kalabilir.” 

“Nasıl benim başıma kalabilir?” 

“Duru çoktan fark etmiş olmalı kendine bir şey verildiğini iki tane doktor arkadaşı var hem de yanı başında. Kerem bir şey yaptı ama kız geceyi seninle geçirdi.” Rüzgâr’ın üzüntüyle kısılan gözlerini fark eden arkadaşı, “Onun için üzülüyorsun.” dedi. 

“Bilmiyorum. Bir kadın için üzülmeyi bırakalı uzun yıllar oldu. O duyguyu hatırlamıyorum. ” dedi Rüzgar. Yıllar öncesi… Altı yıl önce çok sevmişti. Delicesine tutkundu. Aldatıldığını öğreninceye kadar. Hala Nur’a karşı kalbinde bir şeyler vardı. Kin, nefret, intikam duyguları değildi bu duygular. Sevgi, aşkta değildi. Birini çok sevdiğinizde gider ya hani işte o boşluk hissi olduğu gibi duruyordu. Ve onu dolduracak başka bir kadın tanımamıştı bu güne kadar. Gözlerini uzaklardan arındırıp Mert’e baktı. 

“Takibi bırakma! Nereye gitse ne konuşsa haberim olsun.”

“Elimden geleni yaparım. Ama sen bir uyku ilacı falan al. Hiç iyi görünmüyorsun.” dediğinde Mert, kapı gürültüyle açıldı. Kapıya dönen başlar. Mini etegi, topuklu ayakkabısıyla kapıda kolları göğsünde bağlı olan Müge’yi gördüler. Müge’nin  gözlerinden alevler çıkıyordu. Sarı saçlarını elinin tersiyle arkasına attı. 

Kızı kapıda gören Rüzgâr gözlerini devirdi. Ve önündeki bilgisayara odaklandı. Müge’yi  her gördüğünde yaptığı şeydi bu. İlgi alanım değilsin mesajı yolluyordu. Ama Müge’nin baz istasyonunun frekansı çekmiyor olaki mesaj hiç yerine ulaşmıyordu. 

Topuklarını vura vura Rüzgar’ın karşısına dikildi. “Neden beni aramıyorsun Rüzgâr? Kaç gündür görüşmüyoruz.” dedi Müge. 

Rüzgar içinden sayıyordu. ‘Galaksiden silinsen ya Müge, bir daha görüşmesek seninle.’

“İşlerim var Müge, görüyorsun meşgulüm.” dedi başını hiç kaldırmadan Müge’nin en uyuz olduğu şeydi bu olay. Canına tak demiş olmalıki leptopun kapağını Rüzgar’ın eline doğru itip kapattı. 

Zaten gergin olan Rüzgar, öfkeyle ayaga kalktı. “Sen ne yaptığını zannediyorsun?” diye kükredi. Hakikaten canına tak diyen Müge başka bir zaman olsa korkardı Rüzgâr’ın bu halinden. Ama bugün o gün değildi. 

“Yüzünü bana çevirmeye çalışıyorum. ”

Ortada öylece seyre dalan Mert gitmesi gerektiğini anlayınca ayaga kalkıp ikisinin de ateşinde yanmamak için sessizce odadan çıktı. 

“Kaç gündür bekliyorum. Rüzgâr bey beni arar da belki bir şeyler yaparız diye. Ama yok beyim başını deve kuşu gibi leptopuna gömmüş. Bana bak Rüzgâr, sen bir haltlar karıştırıyorsan vallahi yakarım çıranı.” Makinalı tüfek gibi konuşan ve hiç susmayan Müge’yi  Rüzgâr’ın yüksek sesi susturdu. 

“Kes sesini! Yakarmış çıramı… Sen kibriti bile ateşleyemezsin. Sana ne Müge sana ne? Sen gidip Milano moda haftası falan katılsana. Paris’te neler var neler yok baksana. Kutupta güneş var mı diye araştırsana. Uzak dur benden.” dedikten sonra koltuğuna çöküp leptopu tekrar açtı. Patlayacak yegane insanı bulmuştu. Müge…

Şimdi biraz daha sakindi. Ama Müge  değildi. Ellerini masaya dayadı. Rüzgâr’a doğru eğildi.

“Sen kendini ne sanıyorsun?” Rüzgar başını hiç kaldırmadan, “Ali Rüzgâr Asilkan. Müge defol git. Ne halt edersen et umrumda bile değilsin. Artık hiç değilsin.”

Müge  şok olmuştu. Bu sözleri hiç beklemiyodu. Bu tür tartışmaları oluyordu. Ama bu sözlere ilk defa şahit oluyordu. “Sen bana bunu nasıl söylersin Rüzgâr?”

Rüzgar hışımla başını kaldırıp Müge’ye  baktı. “Sen kimsin Müge, bana hesap soruyorsun? Seninle nişanlanmak istediğimi hiç sordun mu? Kendi kendine gelin güvey oldun. Sayende ben de bu oldum.” diye bağırdı. 

Müge, Rüzgar’ı baştan ayağa inceledi. Bu Rüzgar’ı ilk defa görüyordu. Tanıdık değildi. 

“Sende bir haller var.” dedi sesini yükseltip parmağını Rüzgar’a salladı. “Bu sözleri yediririm sana. Sen, Ali Rüzgar Asilkan isen bende Müge Devran’ım. Devran şirketlerinin varisi. Aramızdaki farkı sana seve seve öğretirim.” Arkasını dönüp yine topuklarını vura vura kapıyı da kırarcasına çekip çıktı. 

“Öğretirmiş. Senin bana öğreteceğin en iyi şey terk etmen olurdu. Oda bana hediye olurdu zaten.”

Muhtemelen dedesinin yanına gidecek salya sümük ağlayacaktı. Dedesi Hilmi bey arayacak Rüzgâr’a bir güzel fırça atacaktı. Rüzgâr susacak dede en sonunda bıkacaktı. Bu hiç değişmeyendi. “Müge Devran’mış. Silikon güzeli.”

Kendini daha iyi hissediyordu Rüzgar. Biraz içindekileri dışarı vurmak iyi gelmişti. Kaç gündür içinde biriktirdiği şeylere geri dönmesi on beş dakikasını bile almamıştı lakin. Sağı Duru solu Duru. Yakında aldığı nefes bile Duru olacaktı. Yaşamak için Duru’nun herşeyine muhtaç kalacaktı. 

Duru, sabah yaşadığı olaydan sonra korkmaya başlamıştı. Ama kızların varlığı ona çok iyi geliyordu. 

“Canım iyi hatırla yüzünü gördün mü?” diye soran Aslı’ya çevirdi yüzünü. “Görmedim Aslı, sadece sabahın karanlığında arabanın içindeki ışık bana onu hatırlattı.” dedi. 

Telefonu çalınca Aslı konuşmayı kesip açtı. Bu daha önemliydi çünkü Şahin Abisi arıyordu. 

“Evet Abicim” 

“Bacım dediğin demediğin bütün yollar tarandı. Gece on ikiden başlarsak samanlıkta iğne aramak olur. Tam olarak ikiyüz elli adet araç geçmiş civardan. Ama sabah beş civarı bu araç sayısı yirmi beşe düşüyor. Bu da  bir saatlik olan bir durum. Dört otuz beş otuz arası. Ama şöyle-ki üç ayrı yöne giden üç ayrı rakam var. Ve bu üç yoldan ikisi istanbul dışına çıkıyor. Sadece biri istanbul iç kısma dönüş yapıyor.”

Sakince ve dikkatle dinleyen Aslı ilk olarak aklındaki yani istanbul içine dönen 

 yoldaki aracı öğrenmek istemek için konuştu. 

“Abim sen bana istanbul içine dönen aracın  kime ait olduğunu söylesen yeter şimdilik.” 

“Tamam. Araç Asilkan şirketlerine kayıtlı bu senin için yeterli mi?” Aslı soluğunu bıraktı. “Yeterli,” dedi. 

“Bir de diğer adam Kerem Kurt ile detaylı bilgiyi sana verecek başka biri buldum. Adı Cesur Eroğlu.” 

“Neden başka birine yönlendirdin Abi?” 

“Çünkü dediğin iki adam arasında hiç bir bağlantı kuramadım. Ve biliyorum ki sen bir şeyin peşindesin. Seni arayacak kişi özel bir dedektif. Sana her iki şahsında beş göbek serecesini dökecektir.” 

“Keşke beni bu kadar iyi tanımasaydın. Adam ördürsem saklanamam senden,” diyerek güldü Aslı. 

Telefonun karşı tarafında olan Şahin göz ucuyla Ceren’e baktı. “Bir seni tanısam iyiydi ama gel gör ki etrafım Karadeniz kadınlarıyla çevirili.” 

“Anladım Ceren orada. Peki Abicim çok teşekkür ettim. Cesur Eroğlu dan telefon bekleyeceğim. Ceren’e selam söyle.” 

Aslı telefonu kapatıp kızlara olayı anlattı. Duru, “Bulmuş mu?”diye sordu. 

“Evet. Araba Asilkan şirketleri adına kayıtlıymış. Yani adamımız buraya gelmiş. Doğru görmüşsün Duru.” 

“Seni annem mi yolladı Aslı? Önce abim sonra Nil şimdi ben, neden yapıyorsun bu iyilikleri?” dedi Duru. Her şekilde yanında olan bu iyi yürekli kadına. 

Aslı tebessüm edip, “Ben ve kız kardeşim kimsenin bir iyilik yapmadığı için düzeltemedigi iki hayatın kurbanı olduk. Asya babasız ben annesiz büyüdüm. Pek çok sevgiden yoksun kaldık. Bu çok zor bir şey. Bize kimse yardım etmemiş Duru. Biz etmişiz ne kaybederiz. Taş attım da kolum mu yoruldu? Hadi yoruldu, ne olur?” dedi. Asya da gelip Aslı’ya sarıldı. “Ya ikizim. Kız ben seni ne çok seviyorum.”

“Bende ikizim bende,” dedi. 

Zeynep, “Hadi leptopu getirin. Burda net yok ama telefonları bağlayalım.” dediğinde Nil gözlerini sile sile içeri koştu. 

Orta sehpanın üzerine açılan leptopun başına oturdular. “Ruken aç su adamın sayfasını tekrar. Ne kadar varsa hepsini dök ortaya. Ne yapmış ne etmiş bak. En uç habere bile git.” dedi Aslı

Hepsi birlikte oturdular ve sessizce çaylarını yudumlamaya başladılar. Ruken net bağlantısını kurmaya başlamıştı. 

Aslı bir şey soracaktı ama Duru’nun tepkisinden çekindiği için konuşamıyordu. Ama bu Aslı idi. İçinde fazla bir şey tutamazdı. 

“Duru?”

Çayından yudum alan Duru, “Efendim?” dedi çayını bırakıp. Aslı Duru’yu inceledi. “Ya bir şey soracağım ama tepkinden korkuyorum.” 

“Sor bakalım.” 

“Şey… hani sen bu adamla bilmeden akıl sende yokken beraber oldun ya her şeyi hatırlıyor musun?” dedi ürkekçe. 

Duru, çayını eline alıp dudaklarına götürdü. Nil ve Asya da merakla bekliyordu. Bu sorunun cevabını. Zeynep az çok biliyordu cevabı. Duru elindeki çay fincanına bakarak konuştu. 

“Hatırlıyorum, en kötüsü de bu galiba… Onun kim olduğunu bilmiyorum. Bende neler bıraktığını biliyorum. Bende bıraktığı her şeyi hatırlıyorum. Tamam çok üzgünüm. Çok kızgınım. Kime olduğunu bilmeden içimde öfke büyüyor. Kimden nefret edeceğini bilememek bile yıkıyor.”

Aslında aklındakileri tam olarak anlatamıyordu. Biraz utanıyor en çokta kendine bunu yapan adama o odada hissettiklerini kendine yediremiyordu. 

Onun her dokunuşuyla kendinden geçtiğini, öptüğünde dünyanın daha hızlı döndüğünü hatırlıyordu. O ne kadar istekliyse aynı tutkuyla karşılık verdiğini… Her verdiği karşılığı misli misli karşısındakinden geri aldığını da hatırlıyordu. Adamın kulağına fısıldadıgı cümle yankılandı beyninde, “Çok güzelsin külkedisi.”

Başını kaldırıp kızlara büyüyen gözleriyle baktığında kızlar da ona “Ne oldu?” bakışı atmışlardı. 

“Bana bir şey demişti şimdi hatırladım.” dediğinde kızlar dikkat kesildi. 

Zeynep, “Ne dedi?” diye sordu. 

“Külkedisi, çok güzelsin külkedisi.”

Aslı, elini diğer eline şiddette vurdu. “Lafa bak. O masalda prens kızın kim olduğunu bilmiyordu. Bu masalda şerefsiz prens hem biliyor hemde tuzak kuruyor.” dedi.

Zeynep, “Adamımız zeki biri ona şüphe yok. Her erkeğin aklına gelmez. Demekki uzun zamandır senin peşindeydi. Ama biz bunu nasıl fark etmedik.” dedi. Dudak büken kızlar kendi içlerinde düşüncelere daldılar. 

“Ali Rüzgar Asilkan ” dedi Ruken. “Ben adını duydum bu şirketin.” Ekrana bakarak konuşan kıza Nil, “Nereden biliyorsun?” diye sordu. 

“Abla bilişim okuyorum ve adamın bilişim şirketleri var. Geçen sefer fark etmemişim. Çok fazla inceleme fırsatım da olamıştı zaten. Hatta Abim bana bu şirkette staj ayarlayacaktı.” Ruken’in ekrana getirdiği görüntüye baktı Duru. Adamı görür görmez tanıdı. Geri çekilip arkasına yaslandı.

“Bakalım neymiş ne değilmiş.” diyerek tuşlara tıklamaya başladı Ruken.  “Teknokan şirketlerinin tek sahibi ve veliahtı Ali Rüzgâr Asilkan. Hilmi Asilkan dan oğlu Serdar Asilkan’ın devraldığı krallık Serdar Asilkan’ın vefatıyla oğlu Ali Rüzgâr Asilkan’a geçti. Genç Asilkan çapklığıyla nam salmış başarılı  iş adamı, Müge Devran ile iki yıldır nişanlı!” Uzun paragrafın burasında duran Ruken sessizliğe gömüldüğünde etrafındakilerinde onunla aynı sessizliği paylaştığını gördü. Uzunca bir süre kimseden ses çıkmamıştı. 

“Nişanlı mı?” diye mırıldandı Duru. Gözleri doldu. Kendini daha da ucuz biri gibi hissetti. Kimdi şimdi? Bir kadının sevdiği adamla bir geceyi paylaşan basit bir kadın mı? “Nişanlısını benimle aldattı.” 

Aslı elini Duru’nun elinin üzerine koyup sıktı. “Seninle ilgisi yok. Her hangi bir kadın onun için fark etmez. Adam çapkınmış zaten.” dedi. “Kim bilir daha ne naneler yedi.” 

“Devam ediyorum,” dedi Ruken. “Müge Devran ile iki yıldır nişanlılar. Çift birlikte kameralar karşına geçmiyor. Ne zaman evlenecekleri merak konusu.” Zeynep, “Geç burayı, başka bir şey yok mu?” 

Ruken başıyla onay verip haberleri kaydırdı. “Abim ile olan haberler ve bir çok şirketle yaptığı toplantılar falan.” 

“Abim ile ilgili olan haberi bir kez daha oku. Görsellere iyi bakalım. O gece Kerem de oradaydı,” dedi Duru. 

Görsellere bakmak için tıkladığı sosyal medya hesabına tek tek göz atmaya başladılar. Yüzlerce fotoğraf vardı. Bir kaç göz birden tarama yapıyorlardı. “Ah ha?” Azra. “Bu fotoğrafta bakın kim var. Büyüt Ruken şunu.” 

Ruken fotoğrafı büyütürken kızlarda bilgisayara yaklaştılar. “Ablam,” dedi Nil. 

Aslı gözlerini kısıp baktı resme. “Sanki resimde o varmış ama arkadaki sensin Duru. O gece giydiğin kırmızı elbiseyi nasıl unuturuz. Demekki seni orada gördü.” 

Hiddetle ayağa kalktı Duru. “Orada gördü burada gördü. Ne oldu gördü de? Bu yeterli değil. İçinde olduğum hiç bir şeyin açıklaması yok. Köşeye sıkışmış gibiyim. Bu adam benden ne istiyor? Kerem mi? Rüzgâr mı? Yoksa ikisi birden mi bu işin içindeler. Abim duyarsa ikisini de öldürür. Daha yeni evlendi çocukları oldu. Adam tam mutlu olacak birde benim derdimle hayatları mahvolacak.” İçinden geldiği gibi bağırırdı. Söylendi. Sonunda gücü tükenince olduğu yere çöktü. Ağlamaklı sesiyle mırıldandı. “Hayatım mahvoldu.” 

“Hayır! Hiç bir şey olmadı. Topla kendini Duru.” Duru’yu omuzlarından tutup sarstı Aslı. “Kızım hayatta insanın kendine yaptığını başkası yapamaz. Kendine kötülük yapma! Önümüze ne çıkarsa çıksın  her şeyin üstesinden geleceğiz.” 

Odanın içinde yankılanan telefon sesiyle Asya, “Aslı senin ve isim yok,” dediğinde beklediği telefon olduğunu anlayıp hızla alıp açtı Aslı. 

“Efendim?” 

“Aslı Demirkan?” 

“Evet benim.” 

“Ben Cesur Eroğlu. Şahin Komiser…” 

“Ah evet biliyorum. Lütfen sizi dinliyorum.” 

“Peki not almak isterseniz bekleyebilirim.” 

“Not mu? O kadar uzun mu?” diye sordu Aslı şaşkınlıkla. 

“Evet Aslı hanım.” 

Aslı telefona elini koydu. “Ruken oradan bir belge aç adamın dediklerini aynen yaz.” demesiyle Ruken el çabukluğu ile saniyede onay verdi. Aslı diyafonu açıp telefonu ortaya bıraktı. “Buyurun Cesur bey. Yazıyorum.” 

“Kerem Kurt ve Ali Rüzgâr Asilkan arasında hiç bir bağlantı yok. Adamlar birbirlerini ancak bulundukları çevreden tanıyor olabilirler. Kerem Kurt, Ali beyle hiç çalışmamış. Yan yana gelmişlikleri bile yok. Karahan beyin otel açılısı hariç! Telefon sistemlerinde bile bir tek kayıtları mevcud değil. Ali beyin ne olduğu bariz açık bir şekilde belli adamın Teknokan adı altında teknoloji şirketleri var. Kerem Kurt ise kendi çapında bir avukat ve Karahan Atabey’in avukatlığını da yapıyor. Bu arada Karahan beyle akraba olduğunuzu da görüyorum dosyamda. Ali bey için fazla bir sözüm olmayacak onunki bu kadar. Adam çok zengin bir ailenin kızıyla uzatmalı nişanlı. Geliyorum Kerem Kurt’a dikkat ettiyseniz ona hiç bey demedim. Üniversiteye yeni girdiği vakitlerde uyuşturucu kullanmış. Etrafındaki kadınlarla arası çok iyi değilmiş. Bir kaçıyla karakolluk olmuş. Ve hepsi kadına şiddetten. Ama kendi gibi olan çevresi sayesinde dosyalar kapanmış. Hatta biri silinmiş ve silinen dosyada kadın bir ay hastanede yatmış. Tabii bu uzun yıllar önce olmuş bir olay. Şimdilerde hakkında iyi şeyler yazıyor. Avukatlığı söz konusu olursa elinden uçan bile kurtulmuyormuş. Girdiği her davayı kazanıyor sert bir mizaca sahipmiş hakim karşısında. Pek tabii bu da ona oldukça yüklü paralar kazandırmış ve oldukça zengin. Son olarak şunu söylemek istiyorum Aslı hanım; Üç gün önce saat sekiz civarında Duru Atabey, Kerem Kurt ve Ali Rüzgâr Asilkan aynı oteldelermiş. Kerem Kurt o gece Mert Akahan dan dayak yemiş. Tüm geceyi ikisi de karakolda geçirmiş. Mert Akahan kim derseniz? Mert Akahan, Ali beyin şirketlerinin müdürü ve çok yakın dostu. Gittikleri otelde iki ayrı oda tutulmuş. Biri Kerem Kurt adına diğeri Asilkan şirketleri adına fatura edilmiş.

Özür dilerim önünde yazanlar bu sırada gidiyor. Kerem Kurt ile Duru Atabey’in kısa süreli bir gönül alış verişi de olduğu dosyamda yazıyor. Ve Aslı hanım ekranımda dönen bir görüntü var.” 

Şok üzerine şok yaşayan birbirlerine bakmayı bile unutan kızlar telefona bakıyordu. “Ne var o görüntü de Cesur bey?” 

“Otelin Starbucks bölümünde olan bir kamera kaydı. Kerem Kurt iki parmağı arasına sıkıştırdığı bir şeyi fincanda olan içeceğe attı.” 

Kızların gözleri sonuna kadar açıldı. Nefesleri tutuldu. 

Cesur derin enfes aldı. “Son olarak Duru, Ali Rüzgâr, Kerem ve Mert arasında neyi bulmak istediğinizi bilmiyorum. Ama bana bu numaradan ulaşabilirsiniz. Şimdilik bulduklarım bu kadar.” diyen adama cevap vermekte zorlanan Aslı boğazınızdaki yumruyu itmekte bile zorlanmıştı. “Sizi yine arayacağım numaramı kayıt edebilirsiniz. Çok teşekkür ederim. Kamera kaydını sizden almak istiyorum.” 

“Tabii ki. İsterseniz dosyaları da verebilirim. Ama istemem derseniz imha ediyorum.” 

Hiç düşünmeden, “İmha etmeyin sakın. Beni bekleyin onlarla planlarım var.” 

“Peki, iyi akşamlar.” 

Telefondan çıkan kapandı sinyali ile nefeslerini saldılar. Ruken de elini bilgisayardan çekti. 

“Allah belanı versin Kerem.” Gözleri dolu dolu sarf ettiği sözlere hepsi bir ağızdan ‘amin’ dedi. 

“Önce kul bir haklasın da Rabbim işini bilir.” dedi Aslı. Duru parmak uçlarıyla göz altlarını sildi. “Aslı, bana ilacı verdi tüm geceyi benimle geçirecekti. Bu kadar iğrenç bir adam daha tanımadım. Allah’ım…” diye inleyerek ellerini yüzüne kapattığında vücudundaki tüm tüyler bir anda havaya kalktı. Üzerinden şiddetli bir ürperti geçti. Hızla ellerini indirdi ve midesine götürdü. Kerem’e hissettiği iğrençlik duygusu midesinin alabora olmasına neden olmuştu. Elini ağzına kapatarak banyoya koştu. Nil’de arkasından fırladı. 

“Odayı boşuna ayırtmadı Kerem. Niyeti aynen Duru’nun tahmin ettiği gibi olacaktı.” dedi Azra. 

“Ay haklı kız… Digerini tanımıyoruz ama en azından Kerem kadar iğrenç ve kadına şiddet göstermeyen biri olduğunu az çok biliyoruz. Tabii kendini Kerem ile düşününce midesi kalktı kızın,” dedi Zeynep. 

“Ben soracağım ona kadına şiddet neymiş nasıl yapılırmış. Hele şu diğer adamın derdi ne onu bir çözelim sonra Kerem rezilliklerden rüsva beğensin kendine. diyen Aslı’yı hepsi onaylamıştı. 

Elini yüzünü yıkayan ve rahatlayan Duru salona geri döndü. “Kerem verdi bana ilacı. Peki ya diğerinin derdi neydi?” diye sordu. 

Zeynep, “Derdi ne bilmiyorum ama öğrenmek için deli oluyorum şu an,” dedi. 

“Öğreneceğiz.” 

Aslı’ya baktı kızlar. Gözleri yine kısılan kadının aklında Ne olduğunu merakla beklediler. “Sabah gelen akşamda gelir. Akşam gelen yarın gelir. Gelir yani. Her türlü gelir.” 

“Gelince ne olacak? Bize ne varsa anlatacak mı? Hiç sanmıyorum.” dedi Azra. 

“Bir dakika! Ben gelmesini istemiyorum. Mümkünse ne ben onu göreyim ne o beni görsün. Yolda yanımdan geçse tanımazdan gelirim,” dedi Duru. 

Başının üzerinde lambalar yanan Aslı yerinde dikleşti. “Buldum lan. Bu kadar basit. Onu görsen bile tanımıyor gibi yapacaksın.” 

“Nasıl yani?” diye sordu Asya. 

“Karşımıza çıkacağı meçhul. Biz olası şeyler üzerine konuşuyoruz. Belki de çıkmayacak. Evet ilacı Kerem verdi. Rüzgâr da o gece orada bulunan öylesine biriydi ya da Duru’yu takip eden biri bunu zamanla öğreneceğiz. Hadi diyelim karşımıza çıktı. Yapacağımız en iyi şey onu tanımıyor olmak. O, bir gece geçirdiği kaç kadını tanıyor ki biz onu tanıyalım?” dedikten sonra iç düşüncelere dalan kızlar üzerinde göz gezdirdi. 

“Bu onu kamçılamaz mı?” diye soran Duru’ya döndü Aslı. “Belki hayır belki evet. Düşünsene Duru karşına çıktığını. Ne diyeceksin ona? Ya o sana ne diyecek? Bir gece geçirdik diye devamını bekleyecek? Seninle bir ilişki mi isteyecek?” 

Gözlerini kapatan Duru elini kalbinin üzerine koydu. “Delirme Aslı. Başıma bu geldi diye bilmediğim biriyle bir ilişki yaşamam.” dedi gözlerini devirip. 

“İşte olay bu kadar basit. Biz şu Cesur ile bu çemberi daraltırken seninde yapacağın bu olacak. Karşına çıkarsa sen onu tanımıyorsun.” 

“Bir yüzü bir adı. Zaten tanımıyorum ve bunu kabul ediyorum.” dedi Duru. 

“İyi o halde. Toplanın eve dönüyoruz.” 

….