Ağustos 25, 2020

5. Mutlu Oluruz Çok mu Zor?

ile payelll

 

 

Duru geçirdiği zor gecenin ardından sabaha kadar uyumamıştı. Aklında dönen düşüncelerle sağa sola dönerek sabah etmişti. Sabaha kadar Rüzgâr’ın yüzü aklından hayalinden çıkmamıştı. Hep aynı soruyu soruyordu kendine. ‘Neden?’

Aşk veya sevgiye bağlamıyordu. Tutku yada arzu gibi şeyleri düşündüğünde midesi bulanıyordu. Düşündükçe de içinden çıkamıyordu. Kendine bu kötülüğü kim yapmıştı? 

Sabaha karşı dalmıştı uykuya. Artık bitkin düşmüştü. Şu an saatin kaç olduğunu bilmiyordu. Ama yüzünde gezinen üç çift minik elin darbelerine dayanamayıp açtı gözlerini. Nazlı ve Halası Hurinur, üçüzleri Kadının üzerine yatırmışlardı. Gülmeler eşliğinde Duru’nun uyanmasını bekliyorlardı. 

Duru, araladığı gözlerini bebekler üzerinde gezdirdi. Mutlu olmak için bir sebepti bu üç güzel bebek. Üçünü de kollarıyla sardı. Üç Aylık olan bebekler artık daha kolay seviliyordu. Kendi çaplarında yaptıkları şirinlikler insanı mutlu ediyordu. 

“Halasının balları.” Kaan, Duru’nun gözlerine tırnaklarını sokmakla uğraşırken. Karan, halasının dudaklarını inceliyordu. Aslınaz, fıldır fıldır gözleriyle halasının başına vurup duruyordu. Gece zor geçmişti ama bu bebekleri görüp mutlu olmayan biri olamazdı. Hepsini tek tek öptü. 

Nazlı güzel yüzüne yakışan, güneş kadar sıcak gülümsemesiyle Duru’nun yanına uzanıp Aslınaz’ı yanına aldı. “Ne uyudun kızım. Saat öğlen bir,” dediğinde Duru inanamadı. “Ciddi misin? Gece uyuyamadım. Dolandım durdum yatağın içinde. Sabaha karşı dalmışım.”

Nazlı, “Neden uyuyamadın ki?” diye sordu. Duru, saklaması gerekenleri aklına getirince, “Uykum kaçtı. Kahve içmiştim, dokunuyor aslında,” diye geveledi. 

Hurinur hala, “Halam, sen kahve içer miydin?” Duru’nun kahve sevmediğini bilenlerdendi. “Kızlar içiyordu, hala bende içeyim dedim.” 

Nazlı, “O, kızlara söyle beni hiç akıllarına getirmesinler zaten. Bensiz yapar oldunuz planları,” derken yüzünü asmıştı. Cidden bozuluyordu. Bebekler dünyaya geldiginden bu yana-ki önceki zorlu hamilelik döneminde de oldukça ayrı kalmıştı- pek bir sosyal hayatı kalmamıştı. 

“Daha neler Nazlı? Herkes işinde gücünde. Arada sırada işte. Bebekler biraz büyüyünce kaldığın yerden devam edersin,” diyerek sıyırmak istedi. “Aslı organize etmişti.  Kızlarla sahneye çıktık dün gece. Bence ona sor, seni niye çağırmamış?” Aslı’nın başına yıktığı Nazlı, anında gözlerini kısmıştı. 

“Soracağım elbette, çıbanın başı zaten o, deli gelin.” dedi Nazlı. 

Duru elinde olmadan gülümsedi. “Bir çıbanı bu kadar seveceğim aklımın ucundan geçmezdi.” dediğinde hepsi gülmüştü. 

“Canım görümcem kız ben seni unutur muyum, hiç? Seni evereceğim diye anamdan emdiğim süt burnumdan geldi derdim ama ben annemin sütünü de içmedim ki,” dedi Aslı, Nazlı’ya. 

“Kes Aslı, kes, yağlama yapma. Sattın beni Karahan’a oh işin gıcır annem de bakıyor bebeklere Aslı dünyanın çivisini çaka dursun. Ne halt yiyorsun sen, çabuk söyle?” dedi Nazlı. 

Aslı dudaklarını sağa sola kıvırdı. Körle yatan şaşı kalkar. Aslı ile yaşayan Aslı’ya benzerdi. Anladı çakal,” diye içinden geçirdi Aslı. “Canım ne yiyelim kahvaltıda işte zeytin peynir kavurma, pastırma.”

“Sus Aslı, sus! Sen ne pastırma yersin ne kavurma. Bak şimdi iyice işkillendim. Sen yine bir şeyler peşindesin.”

Aslı gözlerini devirdi. ‘Bu kadar iyimi eğittim ben bunları?’ diye düşünemeden edemedi. “He yavrum yakında toplu nikah var. Onların peşindeyim. Belediye başlatmış. Bende dedim masraf olmasın, evlenin gitsinler.” 

“Ne nikahı ne toplusu?” Nazlı’nın  ilgisini çekecek bir şey bulmuştu sonunda Aslı. 

“Duru sana anlatsın. Akşama bebekleri babasının ayağına yatır, Cafeye gel ayrıntıları konuşalım. Öptüm şekerim.” Telefonu kapatıp derin bir nefes bıraktı. “Ay bu kızlara az akıl vermeli, sonra benim üzerimde kullanıyorlar ayol.” diye söylendi. 

Mert ve Rüzgar toplantı odasında baş başa çalışıyorlardı. Mert’in telefonu bozdu sessizliği. Başını bilgisayardan kaldırıp telefona uzandı. 

Bir kaç kelimenin ardından kapatıp Rüzgâr’a döndü. “Akşam Cafede  rezervasyon yatırmışlar.” dedi. 

Rüzgar kaşlarını çatıp, “Kim?” diye sordu. 

“Duru ve arkadaşları.” 

Çatılan kaşlar aniden havalandı. Duru’nun adı bile kafiydi Rüzgâr’ın ilgisini çekmeye. “İyi. Böceği yerleştirsinler. Bir de kamera kayıtlarına bakabildin mi?” diyerek arkasına yaslandı Rüzgâr.

“Bugün halledeceğim. Böcekte yerine takılır merak etme.” Arkadaşına kaçak bakışlar attı Mert. 

“Sor hadi. Yavru kedi gibi bakıyorsun.” 

“Kızı, kafana fazla takmaya başladın Rüzgâr. Bir de ilginç yöntemler deniyoruz. Bu işin bir sonu olacak mı?”

Rüzgâr, elini çenesine götürüp oraya sabitledi. “Bilmiyorum. Ama bildiğim bir şey var. Oda bu kız beni kendine çekiyor. Onu fazla düşünür oldum. Dün geceki hali de aklımı iyice karıştırdı. Sanki bir çıkmak sokaktayım ne yöne dönsem o çıkıyor ama yine de yolu bulamıyorum.” 

“Yanlış yoldasın gibi hissediyorum. Karşısına çıkıp konuşmak varken dinlemek çok saçma.”

“Olabilir, içimde ki Duru’ya gem vuramıyorum. Dün gece karşısına çıktım sen de biliyorsun ama bana yabancı gibi davrandı. Bu iş çok karışık neresinden tutacağımı bilemiyorum. Saçmalamam ondan.” 

Uzun uzadıya baktığı Rüzgâr dan çekti gözlerini Mert. “Aşık oluyorsun.” 

Yüzünü buruşturan Rüzgar’ın, aşkın kazığını yemiş biri olarak bu söz hiç hoşuna gitmemişti. Yine de Duru’ya aşık olursa ne olacağını bilmiyordu. Aşka inanmayan biri değildi. Kötü de olsa geçmişte bir aşk yaşamıştı. Bu, aşka olan değil, kadınlara olan inancını zedelemişti. Kadınlar sevilesi varlıklardı. Ama tapılası değildi artık Rüzgar için. Duru’ya karşı ne hissettiğini tam olarak bilmese de ona doğru çekildiğinin pek tabi farkındaydı. Duru’nun farkı da buydu onun için. Çünkü yıllardır onu kendine çeken bir kadın girmemişti hayatına.

“Sanmam, belkide çok güzel olması dışında çekilmez biridir. Tahammül edilemez bir yapısı vardır. Müge gibi alışveriş delisi de olabilir. Belki çok ve boş konuşuyordur. Belki sevmekten aciz biridir. Belki oda benim kadar kötüdür. Tanımıyorum. Bende bıraktığı etkiler bunların dışında olan şeylerdi şimdiye kadar. Halâda değişmiş sayılmaz. Değişmeyen şeyse onu istiyorum. Deneyebiliriz. Yaşamadan da bilemeyiz değil mi? Şimdilik belkilere dayalıyız. Belki o benden bıkar usanır belki ben ondan.” 

“Ya bıkmazsan? Ya seversen ya oda seni severse? Ya saydığın şeyler yoksa yada varsa ve sen onları bile seversen ne olacak hiç düşündün mü?” dedi Mert. Leptopu kapatıp Rüzgâr’a döndü.

Koltuğunu İstanbulu ayaklar altına alan görüntüye çevirdi. Başını koltuğuna yasladı. Şehrin kalabalık ama vazgeçilmez güzelliğine bakarak mırıldandı. “Düşündüm ve bir sonuca vardım.” 

Merakla izledi Mert Rüzgâr’ı. Açıkçası ilgisini çekmişti vereceği cevap. “Sonuç nedir?”

“Mutlu oluruz, çok mu zor.” dedi Rüzgar. 

Akşam yedi de oval masa tam takım hali hazırda yemeklerine başlamışlardı. Nazlı arkasına yaslandı. “Oh be, hayat varmış. Bebekler beni baya hayattan koparmış.” dedi. 

Aslı, “Ne sandın, öyle oluyor maalesef,” dedi. Nazlı çemkirdi. “Yapma ya, seninkileri atıp kaçıyordun anneme, hala da öyle, maalesefmiş.”

“Ay sen ne kıskanç görümcesin be. Ne yapayım yani benim çocuklarımsa onun da torunları Anneciğim seve seve bakıyor.”  Aslı, burnunu havaya dikip görümcesine göz kırptı. 

Nazlı suratını buruşturdu. “Düşmüş iyi kaynanaya konuş Aslı, konuş.” 

Asya, “Ay benim kaynanam çok uzak, Antalya da. Benim kızıma kim bakacak?” dediğinde Zeynep hemen atladı. “Kızın mı? Kız olacağını nerden biliyorsun saftirik?”

Asya omuz silkti. “Öyle hissediyorum benim ilk çocuğum kız olacak. Adını da Gül koyacagım. Aslı babamın adını koydu. Bende annemin adını koymak istiyorum.” 

Aslı tebessüm ederken, Azra mırıldandı. “Rasim ve Gül ister misiniz tarih tekerrür etsin?”

“Kız kardeşimin kızını almayacağım da kimi alacağım? İsterim tabii ki,” dedi Aslı. Asya biraz düşündü. “Bilemiyorum Aslı senden nasıl kaynana olur. Biraz düşünmem lazım.” dediğinde masada şiddetli kahkahalar yükseldi. 

“Ben kaynanalığı, kaynanamdan öğreniyorum bacım, korkma sen.” dedi Aslı. 

Nazlı, “Evet düğünlere gelelim artık. Tam tarih ne? Ve Karahan buna ne diyecek?” dedi. Tam olarak beklenen olay buydu. Karahan dan, Nil’i nasıl alacağız?”

Duru, başından beri sesiz kalmıştı konuşmalara. Ama burda katılmak istedi. “Ondan kolay ne var Nazlı, o iş sende.” 

Nazlı, Duru’ya baktı. “Abini bilmiyor musun Duru? Söz konusu kız kardeşleri olunca adam yüz seksen derece dönüyor.” 

Duru yutkundu. Gözlerini kaçırdı. Abisi bilse Ali Rüzgar Asilkan’ı ve yaşadığı şeyleri ne yapardı Allah bilirdi. Dileği hiç bir zaman bilmemesiydi. Bir saniyeliğine göz göze gelen kızlar hemen Nazlı’ya döndüler. Nil, çatalını bırakıp, “Of” dedi. 

“Tabii siz bilmiyorsunuz. Nihat’la artık tartışmaya başladık bu konuda. Adamı bir yıldır oyalıyorum. Geçen gün bana ‘sen beni sevmiyorsun’ dedi. ‘Sevsen abinle konuşurdun’ da dedi. Ne diyeceğimi bilemedim. Biri Abim biri sevdiğim adam. Arada kaldım hemde çok pis arada kaldım.” 

________

Rüzgâr, Mert’in odasına kurduğu düzenekle kulağındaki kulaklıktan kızların her bir kelimesini sırıtarak dinliyordu. Cafenin kamera sisteminede giren Mert kızları görsel olarakta görmesini sağlamıştı. Ve şu ana kadar adının geçmemesi hoşuna gitmemişti. Ama şu son duyduğu Karahan’ın kız kardeşleri lafı tek kaşının havaya kalkmasına neden olmuştu. Karahan’ı az çok tanıyordu ama aile hayatı nedir ne değildir birşey bilmiyordu. Nasıl bir Abi idi? Kardeşiyle birlikte olduğunu elbette bilemezdi ama bilseydi neler yapardı? Diğer kız kardeşini nişanlısına bir yıldır vermediğine göre çok basit biri değildi, Karahan ve Abiliği.

____________

Aslı, “Nihat haklı, ben olsam aynı şeyi düşünürdüm. Yıllarca uzaktan sev, gel nişanlan yine uzaktan sev. Zor, çok zor. Birde bunun erkek olma özelliği var, yazık adama.” dedi. 

*

Rüzgar ın dudakları yukarı kıvrıldı. “Bak bak neler de biliyorlar.” diye mırıldandı. 

*

Nil’in gözleri büyüdü. “Deşerim yemin ederim.” diye çıkıştı. Zeynep, “Deşmen neyi değiştirir bebeğim? Kabul edilmeyen bir mevzu bu, kadınlar ve erkekler bu konuda farklılar. Nihat seni bekliyorsa-ki bekliyor bu onun adam gibi adam olduğunu gösterir. Ona acı, ayrıca kendine de acı bu uzaklık sağlam ilişkiyi çürütecek yoksa,” dedi. Nil gözlerini kapatıp başını arkaya attı. 

*

Dehşete düşen Rüzgâr, kızların derin bilgilerini dinledikçe yüzü şekilden şekile giriyordu. “Akıllı kızlar.” 

*

Duru, kardeşinin omzuna kolunu atıp başını kendi omzuna yatırdı. “Nazlı ile ikimiz bu gece konuşalım.” dedi Nazlı da başını sallayıp onayladı. 

“Bu kadar güzel bir aşka yazık olmasın. İnsan oğlu yanlışa düşer. Nihat’ın sabrını zorlamayalım.” diye de ekledi Duru konuşmasına. 

*

Rüzgar elini ekrandaki görüntüye götürdü. Duru’nun görseli üzerinde gezdirmeye başladı. “Ne kadar güzel bir Aşkmış? Bizimki daha büyük ve daha güzel olamaz mı?” 

*

Aslı, “Valla aynen öyle, güzel seven adamlar bu konuda yanlış yapmazlar. O, yüzden evet bu gece bu sorunu halledelim. Bizde yarın gelip Karahan dan zevkle düğün tarihini alırız. Ay oda versin yani, kendi alırken iyiydi. Hemde evlenmeden girdi kızın koynuna. Bak kardeşi korkudan öpemiyor bile.” dediğinde, Nazlı yüzünü elleriyle kapattı. “Edepsiz kadın, Edepsiz gelin.” 

*

Rüzgar kahkaha atmamak için dudaklarını ısırdı. “Vay vay Karahan Atabey, yanlız bu kızlar çok eğlenceliymiş.” 

*

Aslı omuz silkti. Nil’e döndü. “Kalk kız sende git Nihat’ın yanına. Adamı kapacaklar haberin yok. Git öp kokla canım de cicim de. Ama Abim deme lütfen o iş ablanla yengen de.” dedi. 

Azra, “iyi bari bende gideyim. Benim adamım da öpülmek koklanmak ister belki… Bugün görmedim, özledim aşkımı.” diyerek çantasına uzandı. Nil de ayaga kalkmıştı. “Haklısınız ablalarım,” diyebildi. Nazlı da kalktı. “Bende gideyim. Gece ararım sizleri, bebişlerimi özledim.” 

Yemekler bitmişti. Artık evlere dağılma vaktiydi. Azra, ayaga kalktıgında kısa botunun bağcıklarının açılmış olduğunu gördü. Sandalyesine tekrar oturup açılan bağcıkları bağlamak için başını ayağına doğru eğdi. Parmaklarını bağcıklar üzerinde dolandırmaya başladı. 

“Bana hatırlatın bir daha bağcıklı ayakkabı almayayım. İki de bir açılıyor. Çocuk gibi sürekli bağcıkla uğraşıyorum.” diye de söyleniyordu. 

Söylene söylene bağcıklarını bağlarken masanın altından küçük cansız bir ışığın yanıp söndüğünü fark edince başını masanın altına çevirdi. Kocaman açılan gözleriyle tekrar ayağına dönüp bağcıklarla oyalanmaya başladı. Küçük minik siyah bir aletten çıkan güçsüz kırmızı bir ışık. ‘Bu nedir?’ diye düşündü. Etrafına çaktırmamaya özen gösterip tekrar başını masanın altına çevirdi. Jeton, Azra’nın beyninde sesli bir şekilde düşmüştü. 

Aniden dogruldu.”Ay aman ben vazgeçtim bir kahve içelim. Murat, az daha beklesin.” deyip yerine geri oturdu. Gitmeye hazır olan Nazlı, “Siz benim yerime de için. Beni kocam beni bekler,” dedi. Duru’ya döndü Nazlı. “Bekliyorum, geç kalma Abin ile görüşelim.” 

Duru, “Geliyorum birazdan.” diye karışlık verdi. Nazlı, “Elinin içini öpüp kızlara salladı. “Görüşürüz canlarım,” dedikten sonra evine ve çocuklarına gitmek icin ayrıldı. 

Nazlı’nın gitmesinin üzerine Nil de ayaklandı. “Ben de gidip aşkımı bulayım, evdedir.” Asya da ayaga kalktı. “Bende kendi aşkımın yerine geçeyim.” dediğinde kızlar onları da el sallayıp yolladılar. Aslı kahveleri söylerken Azra eline telefonunu aldı. “Aşkıma mesaj atayım, beni beklesin.”😂😂😂

İki saniyede Aslı ya yazdığı mesajın ardından Murat’ı aradı. Aklındaki izlenme ihtimaline karşı Aslı telefonuna bakarken Azra’nın meşgul olması gerektiğiydi. 

“Aşkım,” diyerek Murat’la konuşmaya başladı Azra. Aslı masanın üzerinde ışığı yanıp sönen telefonu eline alıp kilidini açtı. Ekrandaki mesajın başında ‘Azra’ yazısına kaşlarını çattı. Azra’ya göz attı. Azra da ona iki gözünede kapatıp açarak yine sessizce anlaşma yaptılar. 

Azra; Masanın altında dinleme cihazı gibi bir şey var. Çaktırma kamera da olabilir. 

Gözleri kocaman açılan Aslı. Mesajın aynısını masadaki Zeynep ve Duru’ya yolladı. Aslı telefonu masaya bıraktı. Taşlar yerine oturmaya başlamıştı. Zeynep eline telefonunu aldığında, Aslı, “Sende evi arasana çocuklar ne yapmış bir sor anneme.” Zeynep, Aslı’yı dinlerken ekrandaki mesajı okumakla meşguldü. İki kaşını havaya kaldırdı Zeynep. Göz kontağı bile kurmadı hiç biriyle. Azra Murat’la konuşurken oda annesini aradı. 

Duru’nun telefonu masada değildi. Çantasında olmalıydı. Aslı birşeyler uydurmak için saksıya su döktü. Cana gelsin diye. “Duru sende Abini ara beklesin seni.” dediğinde Duru, Aslı’ya çevirdi yüzünü. “Uyumaz Abim, birazdan gideceğim zaten.” dedi. Aslı gözlerini kapatıp açtı. “Ara sen canım işimiz şansa kalmasın.” 

Duru çantasından telefonunu çıkarıp kilidi açtığında ekranda yazılı olan isme baktı. Aslı’ya göz ucuyla baktı. Aslı dudaklarıyla sus işareti yaptı. Duru ekrana tıklayıp açtı. Ve aynı mesajı gördüğünde istemsizce başını salladı. “Arayalım bakalım uyumasın madem öyle.” 

Telefonda görüşmeler bitince herkes masaya bıraktı onları. Duru’nun  çayı kızların kahvesi gelmişti. Birbirlerine kısa bakışlar atıp sustular. Aslı bir yerden girmesi gerektiğini biliyordu. Ve dinlenme olasılığı ile can alıcı darbeyi vurdu.

“Kerem arıyor mu?” diye sordu Duru’ya. Duru da zekasını konuşturmaya başladı. “Evet hiç durmadan hemde.” dedi aslında adam sır olmuştu. Ne arıyor ne de yaşadığını belli eden bir girişimde bulunuyordu. 

Zeynep, “Aslında elimizde Kerem gibi biri var. Yakışıklı genç zengin.” diye devam ederken Azra araya girdi. “Ve Duru için ölüyor.” 

*

Rüzgâr aynen tekrar etti. “Elimizde Kerem gibi biri var. Ne için lazım bu adam.” diye kendi kendine sordu. 

*

Aslı, Duru’ya bakıp, “Canım biliyoruz kolay değil başına gelen. Ama hiç görmediğin birini nasıl buluruz. Bence seni bu şekilde kabullenecek tek kişi Kerem.” Dinleyen kişinin kim olduğunu bilmiyorlardı ama yem olarak Kerem’in adını vermişlerdi. 

*

Rüzgâr, işittiği sözlere sinir kat sayısını aşmıştı. İçinden şu anda bu leptopu ikiye bölmek geçiyordu. Hiç sorun değil yapardı. Ama bu konuşma bitince. “Benim olanı başkasına vermek, mahvederim sizi.” diye mırıldandı. Dişlerinin arasından. 

Bunun bir oyun olduğunu biliyordu Duru. Yinede sözler içini yakmıştı. Yüzünü buruşturdu. Kim izliyorsa veya dinliyorsa; bu ona ufak bir yemdi. Kerem ise gaza gelip yaklaşacak,  Rüzgâr ise yine kendini bir şekilde ifşa edecekti. 

“Ne gelmiş başıma? Bir gün olacaktı. Hatırlamıyor olmam şans. Gayet iyiyim. Bir kadınım ve istediğim biriyle istediğim her şeyi yapmakta özgürüm.” dediğinde kızlar Duru’yu ayakta alkışlamak istemişti. Ama bunu sonraya sakladılar. 

Azra, “Haklısın canım. Tabiki özgürsün.” dedi. 

Zeynep, “O halde Kerem’e bir şans vereceksin.” dedi. 

Aslı, “Çok yakışıklı biri, bence de vermelisin. Abinin de tanıdığı biri evlenmen kolay olur.”

*

Rüzgar yumruğunu masaya sertçe vurdu. Masanın üzerindeki küçük eşyalar havaya kalktı. Ve ve birkaçı yan döndü. 

“Hele bir dene bak ben neler yapıyorum.”

*

Duru gülümsedi. “Eski sevgilim zaten. Neden yeniden olmasın. Belli mi olur. Bakarsın kocam olur.” Çayından bir yudum alıp ayaga kalktı. “Abim bekliyor sonra görüşürüz.”  Aslı onu durdurdu. “Yarın Fırat’ın yerine gidelim. Kerem’i de çağır.” 

“Olur, gidelim. Koşa koşa geleceğine yemin edebilirim.”

‘Bakalım koşa koşa giden kim olacak’ diye de geçirdi içinden Duru. 

Duru, cafeden çıkar çıkmaz. Elindeki leptopu ikiye ayıran Rüzgar odanın bir köşesine fırlattı. İçeri dalış yapan Mert gürültünün nerden çıktığını bulmak için etrafına bakındı. Yerde iki parça yatan leptopu görünce gözlerini devirdi. 

“Ne oldu?” 

Ellerini cebine sokmuş burnundan kısa ama sert nefesler alan Rüzgâr’ın suratı betondan parça gibiydi. 

“Hiç umrunda değil. Kiminle ne yaşamış. Hatırlamıyor bile. Ben kendi kendimi yiyorum. Ağlıyor diyorum. Geceleri uyku bile uyuyamıyorum. Ama onun hiç umrunda değil. Kerem ile evlenmeyi düşünüyor.” Kendi işaret parmağını yine kendi göğsüne bastırdı. “Ben hayattayken başkasıyla evlenecek. Bende buna izin vereceğim.” 

Karşısındaki, Rüzgâr tanıdık değildi Mert için. Neyin kıskançlığıydı bu hiç anlamamıştı. Arkadaşını bu kadar kızmış hatta kendini kaybedip eşyalara zarar verirken hiç görmemişti. Nur tarafından aldatıldığını öğrendiğinde bile saatlerce susmuştu. 

“Sen kimsin pardon?” diyerek yanan ateşi eşeleyip kıvılcımlara odun yerine çıra attı Mert. 

Mert’e dönen sert bakışlar. Kurşun olsa deler geçerdi. Ona Duru’nun bakire olduğunu üzeri kapalı anlatmaya çalışmıştı. Gerçi bu Duru’ya göre hiç sorun değildi. Öyle veya değil. Evet şimdilik hiç bir şeyi değildi. Ama olmak için deli olduğu bir gerçekti. Sebep aramıyor, bir sonuca bağlanmak istemiyordu. Tek istediği Duru idi. İçinde kabaran öfkenin sebebini bilmiyordu. Bilmekte istemiyordu. Durup düşünmek hiç ona göre değildi. Her zaman anı yaşamış biriydi Rüzgâr.

Başını aşağı yukarı salladı. Gözlerini kısıp baktı Mert’e “Görelim bakalım kimmişim.” dedi. 

Bakışlarını dışarı çevirdi. Her şey bir yana dedi içinden. Gözlerini kapatıp başını cam duvara dayadı. ‘Hatırlamıyor. Biraz bile anımsamıyor. Benim onda hissettiğim hiç bir şeyi hatırlamıyor. Ve bana verdiği hisleride bilmiyor. Keşke beni bilseydin. Bu bakar canım yanmazdı.’ dedi içinden. Dişlerini sıkarak başını kaldırıp cama hafifçe vurdu. Gözleri hala kapalıydı. “Sen bana ne yaptın?” diye mırıldandı. Derin bir nefes bıraktı. Başını kaldırıp içinde Duru olan şehre baktı. 

“Ne yaptın da ben sende tutuklu kaldım.”