Ağustos 25, 2020

6. Toprağımı Sen At

ile payelll

 

 

Arada da olsa uyuyan Rüzgâr, gecenin çoğunluğunu uyanık geçirmişti. Evinde bu kadar uzun süre kaldığını hatırlamıyordu. Dün akşam duydukları beyninde sabaha kadar dönüp durmuştu. En fazla düşündüğü de Duru’nun hiç bir şey hatırlamıyor olmasıydı. Düşünüyor ama içinden çıkamıyordu. 

Duru kendisi üzerinde bu denli etki bırakmışken o, Duru’nun üzerinde hiç bir etki bırakamamıştı. Şafak sökerken kırmızıya dönen gözlerini günün ilk ışığına çevirdi. 

“İyi madem bizde yeni etkiler bırakırız.” Kendi kendine konuşarak uyuyabilmek için odasına geçti. 

Duru da Rüzgâr’dan farklı değildi. Eve geldiğinde Abisini düğüne ikna etmek için Nazlı ile bayağı dil dökmüşlerdi. Bir saatlik bir konuşmanın ardından artık Karahan pes etmiş, “Burada, bu evde otursunlar.” demişti. 

Göz deviren Nazlı, “Yok artık karam, bizde yalıya yerleşelim o zaman.” dediğinde Karahan kaşlarını çatıp, “hayatta olmaz.” cevabını vermişti. Duru, “Ya Abi bir sen mi kız kardeş veriyorsun? Yiğit ve Aras’ta Nazlı’yı verdi. Yeminle senin yaptığının yarısını yapmadılar.” deyip pes etmesine son sekteyi vurmuştu. 

Elini ensesine götürüp orada biraz oyalanan Karahan karısı ve kız kardeşine bakmış tatminkâr gülüşüyle konuşmuştu. “Tamam o zaman ama evi ben alacağım. Şu iki ev sonra satılık bir ev vardı. Uzağa göndermem. Bu da benim size son sözüm. Yoksa üç beş yıl daha beklerler. Yada sonsuza kadar.” Sonra elleri cebinde ıslık çala çala odasına çıkmıştı. 

Nazlı, Duru’ya bakıp, “Vah sana Duru, daha sırada sen varsın. Bu kazma Karam seni vermez vallahi billahi, ay Ruken’i hele hiç düşünemedim şimdi.” Kocasının kız kardeş sevgisinden hallice olan Nazlı söylene söylene Aslı’ya telefon açmaya çıkmıştı. 

Kendini bitkin hisseden Duru, ayaklarını sürüye  sürüye odasına çıkıp yatağın ucuna oturmuştu.

“Abim bilse tüm hayatımız mahvolur.” deyip üzerini değiştirip yatağına girmişti. Ama dön dön bir türlü uyku tutmamıştı. Sabaha karşı dalmıştı. Saat dokuz olmadan da tekrar uyanmıştı. Saçından bir tutam alıp gözünün önüne getirdi. Parmakları arasında evirip çevirip saç telleriyle konuşmaya başladı. 

“Nasıl bir mantık bu sence? Çevirdiği dalaverenin sebebi nedir? Yada bir sebebe ihtiyacı var mı? Ya da hangisi veya ikisi birden mi?” Cevap alamayacağı saçını bıraktı. Yatağında dönüp durmanın ona hiç bir faydası olmayacağını anlayınca kalkıp hazırlandı.  yeğenlerinin yanına geçti. On dakika kadar onları mıncıklayıp sevdikten sonra aşağı kahvaltıya indi. Babası, Halası, abisi, Nazlı ve Ruken vardı masada onlara günaydın, diyerek gülümseyip yerine geçti. 

“Nil nerede?” Kardeşini görememişti Duru. Herkes burdaydı ama Nil yoktu. Nazlı cevap  verdi Duru’ya. “Uyuyor. Geç geldi sanırım. Asya ile işleri uzun sürmüş olmalı.” dedi. 

Duru’ya imalı ama komik bir bakış atmıştı Nazlı. Duru gülmemek için yanağının iç kısmını ısırdı. “Evet öyle olmalı. Ben erken kaçmak zorunda kaldım.” 

Karahan’ın yüzü sirke küpüne basılmış gibiydi. Oflayıp duruyordu. “Olmaz ama Nazlı’m ben nasıl vereyim Nil’i o adama?” Karahan suratını yana çevirdi. Hiç içinden gelmiyordu düğün. Kardeşinden nasıl ayrılacaktı? Nazlı çatalını tabağa sertçe bıraktı. Elinde olmadan yaptığı bu hareket yüzünden hemen kayınpederine baktı. “Çok affedersin babacığım.” dedi, Turgut bey sorun değil kızım sen devam et  işaretleri yapınca kocasına döndü. 

“Karahan, sen beni delirtmeye mi çalışıyorsun? Benim için sende bir zamanlar o adamdın. Ayrıca Nihat’a laf edip durma o mükemmel biri bunu sende biliyorsun. Bir ay sonra bu düğün olacak!” 

Karahan çocuk gibi kollarını göğsünde bağladı. Nazlı’ya hiç bakmıyordu bile. İstemiyordu işte, Nihat çok iyi biriydi ama sorun Nihat değildi zaten. Sorun Karahan kız kardeşinden ayrılmak istememesiydi. 

Kocasının bu haline kahkahalarla gülmek istemişti Nazlı. Ama hemen bu fikri kafasından attı. Sesini yumuşattı. “Karam herkes kendi yuvasını kurmalı değil mi? Bu kızların hakkı, bu bütün genç kızların hakkı.” 

Hurinur hala Karahan’ın bu despot abi hallerinden hiç haz etmiyordu. “Hırt oğlan bak bu kız kaçarsa hiç şaşırma.” 

Karahan gözlerini kıstı. “Kırarım kemiklerini  Nihat’ın.” Kahkaha atan Halası yeğenine döndü. “He oğlum bulursan kırarsın.” Karahan yüzünü buruşturdu. Kolaydı Karahan’ın kız kardeşini kaçırmak. 

Kollarını çözüp babasına baktı Karahan. “Sen ne düşünüyorsun?” 

“Ver gitsin oğlum. Kız çocuğu yerine yakışır derdi annem. Artık kocası sahip çıkar. Ve emin ol kocası senin kadar müsamaha göstermez. Kadın olmayı o zaman öğrenir.” dedi Turgut bey. Karahan dudağını büküp başını aşağı yukarı salladı. “Kız çocuğu yerine yakışır bunu sevdim.” Arkasına yaslandı. “Nihat’ın şarkı söylemesine izin vereceğini sanmıyorum. Ya da bu kadar aktif olamaz. Zaten şikayetçiyim bu konuda, tamam verdik gitti. Çağır akşam gelsinler.” Nazlı ile Duru birbirine bakıp gülümsediler. Bir şekilde izin çıkmıştı ya gerisi halledilirdi. 

Karahan, “Sen gülme Duru, sıra sana geldi diye heveslenme, seninki iki  yıl bekleyecek. Benim adım da Karahan ise ben sözümü tutarım.” dedi. 

Duru abisinin  gözlerine bakarak dinlediği sözlerin ardından yutkundu. İçinden “Hayır sen asla bilmemelisin.” diye geçirdi. İki sene bekleyeceksin diye verdiği sevgi karışımı koruma iç güdüsüyle yaşadığı olayları bilse taş üstünde taş bırakmazdı Karahan. 

Nazlı sesini sertleştirdi. Kocası ancak bu sesten anlıyordu. “Karahan…” Karahan aşk dolu bakışlarını kız kardeşinden alıp karısına çevirdi. “Söyle imtihanı-ihtilalim.” Nazlı gözlerini kapatıp ardına yaslandı. Bu sözün üzerine de kızılmaz ki hemde ne diyeceğini unutmuştu. 

“Abiciğim ben pek evlenme taraftarı değilim. O yüzden hiç beni tehdit etme boşuna.” 

Karahan yerinden kalkıp ceketini giydi. “Bak onu güzel dedin. Aferim bacım bana bunlarla gel.” Duru’nun saçlarına bıraktığı öpücüğüyle salondan çıktı. 

Akşamı zor eden Rüzgar, günlük takım elbiseni değiştirip yerine daha şık olanı giydi. Aynada kendine göz attı. Kendi haline gülümsedi. “On sekizlik delikanlıya döndüm.” diye mırıldandı. 

Duru’yu görmek ihtimali içinde heyecan dalgası oluşturuyordu. Mert’in ıslık sesiyle uyandı hayallerinden. 

“Vay vay Ali Rüzgar bey bune şıklık.”

“Gönül feth etmeye gidiyoruz Mert.” Arkadaşına gülümseyerek başını yana eğdi Rüzgar. 

“Hmm, seni beğenecek mi bakalım. Belki de hiç tipi değilsin. Bir kez oldu diye yani hiç sanmıyorum.” diyen Mert’e gözlerini devirdi Rüzgar. “Oğlum bi de ağzından iyi bir şey çıksın.” dedi ve ardından durup arkadaşına döndü. 

“Karşımda ki sen olunca çok zor be Rüzgar. ” diyen Mert pis pis sırıtıyordu. 

“Ah seni kendime dost edindiğim güne ne demeliyim ben şimdi.” 

“İyiki dostum olmuşsun dersin çünkü elimde neler olduğunu bilmiyorsun.” dedi Mert.

Rüzgar arkadaşına baktığında hiç bir şey anladığını işaret ediyordu. “Ne?” diyebildi. Mert elindeki diski bilgisayara takarken onu izledi. “Dostum kesinlikle çok pis bir oyunun içine düştün. Sonunun ne olacağını ben bile merak ediyorum.” Konuşarak tuşlarla dans eden Mert istediği klasörü açıp başında şaşkınlıkla bekleyen Rüzgâr’a yerini verdi. “Otur.” 

İtiraz etmeyen Rüzgâr Mert’in boşalttığı kendi koltuğuna oturdu. Ekranda dönen görüntüleri izlemeye başladığında gözleri bir açılıp bir kısılıyordu. Kerem’in çayın içine attığı belli belirsiz nesneyi görmüştü. “Bu!” 

“Bu bence Duru’yu sana getiren…” Mert ne diyeceğini bilemedi bir an düşündü. “Bilemiyorum. İlaç, hap, uyuşturucu yüksek ihtimal. Bunu izledikten sonra bir doktor ile görüştüm. Aklıma ne geliyorsa sordum o da bana yüksek ihtimal ile uyuşturucu grubundan bir şey almış olabileceğini açıkladı.” 

Rüzgâr gözlerini kapatarak başını arkasına attı. Ellerini yüzüne kapattı. Kısa bir an düşündü. Kendisi olmasaydı Kerem ile birlikte olacaktı Duru. Aklına gelen bu gerçekle kanı öfkeyle akışını hızlandırdı. “Öldüreceğim onu. Geberteceğim, kırılmadık kemik bırakırsam adım Rüzgar değil.” 

Ayağa kaktı hızla. “Bul onu bana.” 

“Buldum. Şehir dışına çıkmış. Ankara da şimdi. Sözde bir dava için gitmiş.” 

“Gece uçağı hazırlasınlar.” Derin nefesler aldıktan sonra Kerem’e yapacağı şeyleri düşünmek için zamanı olacağına karar verip Mert’e döndü. “Yerimiz hazır mı?” 

“Evet.”

Akşam yemeğinden sonra çocukları büyüklere bırakıp çıkan ahali soluğu Fırat’ın yerinde almışlardı. Eşler ve nişanlılar olmazsa olmazlardı. Hepsi yanına eşini almış oturuyorlardı. Tek olan Ruken ve Duru’ydu. Abisinin yakasına yapışmıştı Ruken. “Abim beni bırakıp gitme, hep gidiyorsunuz. Ben büyüdüm artık beni de alın.” diye dudak bükünce Karahan dayanamamıştı. 

Aslı, “Evet Karahan aslında size gelecektik. Ama böyle oldu. Burası da evimiz bir nevi zaten.” diye girdi konuya. 

Karahan gülümsedi. “Sorun değil ama sorun olan şu velet.” diyerek Nihat’ı gösterdi. Nihat kısık gözlerle baktı kayınçosuna. 

“Bana biraz daha öyle bakarsa bir yıl daha bekler Aslı benden demesi.” Karahan’ın sözü bitince Aslı Nihat’a döndü. Ama Nihat anında Aslı’ya gülümsemişti. 

“İyice paranoyak oldun Karahan, çocuk gülüyor.”

Yiğit, “Uzattın ama sende ver kızı artık. Yuva kurmak onların hakkı,” dedi. 

Nazlı’yı sıkıntı basmıştı ve taktiğini değiştirmeye karar verdi. “Karam hani anlaşmıştık.” Kocasına gözlerinden kalp fırlatarak konuşmuştu. Karahan olduğu yere aşktan yıkılmadan önce gözlerini Yiğit’e çevirdi. 

Kuzu kuzu dinleyen Nihat, kızı aldıktan sonra konuşacaktı. Karahan’ı inat yoluna iyice sokmanın ona hiç bir şey kazandırmayacagını çok iyi biliyordu. 

“Tek şartım var.” dedi Karahan. 

Herkes pür dikkat ona baktı. Duru ve Nazlı gözlerini devirmişti. Onlar biliyordu çünkü. Adam hem inat hemde Abilikte gıcıklıkta sınır tanımayandı. 

“Benim evimin hemen yanındaki evi satın aldım. Nil’in de üzerine geçirdim. Orda oturacaklar.”

“Benim evim vardı zaten neden böyle bir şeye gerek duydun?” dedi Nihat. Bunu sevmemişti. 

Arkasına yaslanan Karahan, “Yok demedik. Ben kardeşimi yakınımda istiyorum o kadar. Uyarsa buyurun uymazsa sen bilirsin damaaattt,” diye de uzattı sonunu.

Nil’in kendisine yalvaran bakışlarına derin bir soluk bıraktı Nihat. “Sen bilirsin bana hava hoş kayınçooo,” diyerek Karahan’ın dişlerini sıkmasına neden oldu. Karahan’ın Nihat’a sert bakışlarını gören Nazlı konuyu  dağıtmak için, “İyi o zaman başlayalım artık hazırlıklara.” dedi. Kızlara kaş göz işareti yapmayı da ihmal etmedi. Hep bir ağızdan konuya dalan kızlar sayesinde Karahan sinirini unutmuştu. 

Rüzgâr kulübe girdiğinde gözleriyle içeriyi taradı. Tek bir kalabalık grup vardı ve tabii ki onlardı. Gözlerini kısıp tek tek inceledi. Ne güzeldi büyük bir aile. İyi dostlar. Güven veren insanlar…

Aslı yanında oturan Duru’ya eğildi. Kulağına fısıldadı. “Uuu bak kim geldi.” Duru başını kapıya çevirdiğinde Rüzgâr’ın kapıdan giriş yaptığını gördüğünde biraz korku ve onun getirdiği heyecan dalgasıyla yerinden rahatsızca kıpırdadı. 

“Ne işi var burada şimdi?” 

Aslı omzunu kaldırıp indirdi. “Bilmem diyeceğim ama diyemiyorum tabii ki seni arıyor.”

“Bu adam aklımı kurcalıyor Aslı. Masumlar ve suçlular birbirine girdi içimde.” 

“Az sabır dedektif araştırıyor. Onu da bulacağız. Hoş Ne bulacağız daha bilmiyorum ama…” 

“Nasıl daha ne?” 

“Dahası mı var Duru? Rüzgâr’ın Kerem ile bir bağlantısı yok. Dedektif sürekli aynı şeyi söylüyor. Bu olayı çözmek bize düştü.” 

“O nasıl olacak?” 

“Sen onu tanımıyor ayağına devam et bakacağız.” 

“İyi bakalım.” Rüzgâr’ın arkalarındaki locaya geçip oturmalarını izledi gizlice. Fazlasıyla çekiciydi. Bir de bu adamla bir gece yaşamıştı ki aklından gitse rüyalarına geliyordu Rüzgâr. Kalbinde kelebek etkisi yapan adamdan çektiği gözlerini arkadaşlarına çevirdi. Kendini izleyen Aslı’ya yakalanmadığını sanıyordu. 

“Nerede göremiyorum? Arkama dönemem sen bir göz atsana.” diye fısıldadı Aslı Duru’ya. Kör değilken bir de ziyadesiyle Aşk kadını olan Aslı’nın hisleri kolay kolay yanılmazdı ve Duru’nun adama bakışları yolunu arar gibiydi. 

Duru başını sallayıp onayladı. Bir kaç saniye öylece kaldı. Sonra arkasına yaslanır gibi yaparak ardına göz gezdirdi hızlıca. 

Duru ile göz göze gelen Rüzgâr bakışlarını kızın üzerinden çekmek gibi bir girişimde bulunmadı. İki üç saniye kadar gözlerini çekemeyen Duru ve Rüzgar öylece kalmıştı. Ama buna son veren Duru olmuştu. Önüne döndü usulca. Aslı anlamıştı onu gördüğünü. Hiç üzerine gitmek istemediği için başka bir şey  sormadı. 

‘Suçu boyundan büyük ama meydan okumaktan çekinmeyen birisin seni benden üstün kılacak hiç bir meziyetin yok Ali Rüzgar’ diye düşündü Duru.  Rüzgâr’ın aklının neresinde olduğunu merak etti. Neden di bu uğraş? Bugün buradaysa neden daha önce de değildi. Ve neden böyle bir alçaklığı kendisine yapmıştı? Veya yapmış mıydı? Aklı hala almıyor olsada alınacak bir intikamı vardı. Geleceğindeki pek çok güzel güne leke sürmüştü Ali Rüzgar. Bunun bir bedeli olacaktı. Duru aklında dönen düşüncelerden Fırat ayırdı. “Duru yeni bir vokal geldi. Çok güzel sesi var. Senin sesine daha çok yakıştırdım sesini, söylemek ister misin?” dedi. 

Duru gülümsedi. “Olur tabi…” 

Fırat, “Henüz gelmedi ama birazdan burda olur.” dedi. 

Duru, kendini adamın kıskacında kalmış hissediyordu. Sanki adamın gözleri hep onun üzerindeymiş gibi ensesinden bir ürperti gelip geçiyordu. Rüzgâr’ın görüş alanında olmak hiç hoşuna gitmiyordu. Ona bakınca aklında uyanan hatırladıkları hiç mi hiç hoşuna gitmiyordu. Ayaga kalktı Aslı’ya beni idare et bakışı atıp kimseye bir şey demeden lavaboların olduğu yöne doğru yürüdü. İçeri girip aynada kendine görüntüsüne baktı. “Solgun ve mutsuz…” diye mırıldandı. Eline yüzüne su sürmek istiyordu. Ama bu makyajla imkansız gibiydi. Elini ıslatıp boyuna sürdü. Soğuk su iyi gelmişti. Ferahlamıştı. Gözlerini bir kaç kez kapatıp açtı. Derin nefesler aldı. Şimdi çok daha iyiydi.

Üzerindeki kırmızı elbiseye çeki düzen verdi. Abisi ile gideceği bir yere muhakkak diz altı giymesinin şart olduğunu bildiğinden oda aynen öyle yapmıştı. Kapıya yöneldi ve aklındaki tek şey güçlü olmaktı. “Hadi kızım sen yaparsın.” diye kendine komut veriyordu. Kapıyı açıp kendini dışarı attığında bedeninin birine çarptığını elbette anlamıştı. Ama başını kaldırıp karşısında Rüzgâr’ı görmeyi gerçekten beklemiyordu. Rüzgâr’ın kolları düşmesin diye sarıldığı belde hüküm sürmek istermiş gibi daha sıkı bastırdı. Ama Duru nerede ne şekilde olduğunu bir kaç saniyede idrak etti. Gözleri çakmak çakmak yanmıştı. İki elini de Rüzgâr’ın göğsüne bastırıp itti. “Çekilir misiniz!”

Bir adım geri giden Rüzgâr ellerini havaya kaldırdı. “Tamam çektim sadece düşme diye tutmuştum.” Gerçekten de öyle olmuştu. Duru’ya sarılmak planlı olan bir şey degildi.

Duru, Rüzgâr’ı tepeden tırnağa inceldi. Hiç öyle Nuri Alço havası yoktu bu adamda. Ama buna burada karar verecek değildi. Ayrıca karar verilmiş kalem kırılmıştı. Ali Rüzgar Asilkan ne bedenen nede ruhen bir zorlama olmadan ama farklı bir yöntemle kendisine bu kötülüğü yapmıştı. Ve bitmişti.

“Kimsin sen karşıma çıkıp duruyorsun?” dedi öldürücü darbeyi indirerek. 

Rüzgar, gülümseyip ellerini cebine soktu. Gerçekten kendisini hatırlamıyordu. Kerem’i önce bir güzel benzetecek gerekiyorsa mesleğini elinden alacak çok canını sıkarsa onu bu ülkeden bile sürecekti. Duru’ya sevimli sevimli baktı. “Hayranın,” dedi. 

Saçını geriye attı Duru. “Başka, benim hayranım çok bu ülkede ama hiç biri karşıma çıkıp durmuyor.” 

Rüzgar, karşısındaki kızı çözmeye başlıyordu. Evet Duru zeki biriydi. Bunu kabul etti. Erkeklerin kadınlarda aradığı en belirgin özelliklerden biriydi.

“Demek ki ben çok fazla hayranım, onlar sadece hayran.” 

‘Çok hayranmış, serseri, öküz, kazma, yalancı!’ İçinden saymayı bırakıp gülümsedi. “Belli oluyor onu anladım.” Bir adım attı Duru. “Artık gitmeliyim. Az sonra bir şarkı söyleyeceğim lütfen kalın ve dinleyin. Madem çok hayransınız.”

Rüzgar başını eğdi. “Benim için bir zevk.” Duru zorla gülümsedi. Arkasını dönüp uzaklaştı. Ama elini kalbinin üzerine koymuştu. Çok fazla heyecan yapmıştı. Hem kendini kontrol hemde zoraki bir hale getirmek ilk olarak çok zor gelmişti. Aklına yeni gelen bir detayla elleri beline gitti istemsiz Rüzgâr’ın ellerini belinde hissetti o an. Gözlerini kapatıp yüzünü buruşturdu. “Deliriyorum galiba.” 

Gruba geri döndüğünde Aslı, Azra ve Zeynep’in yerinde olmadığını gördüğünde kaşlarını çattı. Yerine otururken tam Yiğit’e soracaktı ki kızlar peş peşe gelip yerlerine oturdular. 

“Neredeydiniz?” diye sordu Aslı’ya. 

“O hırtın olduğu yerde değil olmadığı yerde bile lavaboya tek gidemezsin canım. O hata bir kez olur. İkinciye aptallık denir. Malum bizde aptal değiliz.” dedi Aslı.

“Gördüğünüz mü?

Aslı başını salladı. “Gördük iyi idare ettin. Oltaya gelmesine az kaldı. Ama sen bunu yapabileceğinden emin misin?” diye sordu Aslı. 

Aslında çok emin değildi Duru. Ama kendine bunu yapana da öylece eyvallah çekemezdi. “Çok emin değilim ama elimden geleni yapacağım bunu biliyorsun.” 

Fırat’ın sesine döndüler. “Duru hazır mısın?” 

Neye hazır mıydı? Bir an kavrayamadı. “Ne için?” dedi dağılmış dünyasıyla. 

“Sana dedim ya az önce sesi sana uyan bir vokal  buldum diye. O geldi sahnede.” dedi Fırat. 

Sahneye başını çeviren grup üyeleri kimseyi göremiyorlardı. Asya, “Hani aşkım nerde?” derken başını evire çevire tarıyordu etrafı. 

Duru da merak etmişti. “Bende göremedim. Sadece gitaristler vardı sahnede. Sahne onlara en fazla onbeş metre uzaktı. Fırat kısık olan müziğe minnet ederek seslendi.. “Kuzey.”

Arkası dönük olan Kuzey adının telaffuz edilmesi üzerine döndüğünde bir grup insanın göz hapsine girdiğini görmüştü. Asya, “Erkek miydi? Ben kadın algılamıştım.” dedi. 

Duru, “Bende…” dedi. Fırat gülümseyip Duru’yu eliyle yönlendirdi. “Gel seni tanıştırayım.”

Duru, Fırat’ın yönlendirmesi üzerine sahneye yürüdü. İki basamağı inen Kuzey onların yanına gelmesi üzerine Duru’ya baktı. Duru Atabey ile tanışmak Kuzey için şerefti. Sarı saçlarına ve  mavi gözlerine  uyum sağlayan Kuzey, beyaz tenine yakışan gülümsemesiyle elini uzattı. “Kuzey.” 

Duru da hoş bir gülümsemeyle karşılık verdi. Elini Kuzey’in eline bıraktı. “Duru.”

“Adınızı bilmeyen mi var şeref duydum.”

“Rica ederim.” 

Rüzgar, uzaktan izliyordu. Ve her saniye daha fazla kıskançlık krizine giriyordu. Yerinden kalktı. Bir an önce o gruba girmesi şarttı. Mert’e hiç bakmadan. “Ben şu masayı bir ziyaret edeyim.” dedi. 

Masaya doğru ilerledi. Karahan’ın karşısına geçtiğinde kızların tümünün gözleri kocaman açılmıştı. Bunu beklemiyorlardı. Karahan Rüzgâr’ı görünce ayaga kalktı. Elini uzattı. Yiğit ve Aras’ta kalktı. 

Karahan’ın elini sıkan Rüzgâr tebessüm etti. “Çok güzel bir karşılaşma.”

Yiğit, Murat, Nihat ve Aras’ın da elini sıktı Rüzgâr. Yiğit, “Rüzgâr, seni burda görmek cidden güzel.” dedi. Karahan hemen yanını işaret etti. “Otur lütfen.” 

“Merhaba demek istemiştim. Rahatsızlık vermek istemem. Ailecek gelmişsiniz.” 

“Otur hadi.” diyerek Rüzgâr’ın sözlerini ekarte etti Karahan. 

“Biraz katılabilirim.” Karahan’ın yanındaki boşluğa oturdu. 

Kızlar şok olmuştu. Bu ne cüretti böyle aklından  zoru olmalıydı diye düşünüyorlardı. Hiç bir şey olmamış gibi gelmiş adamlarla sohbet ediyordu. 

“Seni hanımlarla tanıştırayım,” dedi Yiğit. Rüzgar başını olur anlamında eğdi. Yiğit başladı saymaya. “Asya, baldızım.” Rüzgâr Asya’ya bakıp gülümsedi. Ama Asya zoraki bir gülüş sunmuştu. “Zeynep kardeşimin eşi, Azra da baldızım sayılır. Murat’ı biliyorsun ve Azra ile nişanlılar. Ruken Karahan’ın kız kardeşi Nil bir diğer kız kardeşi bir diğer kız kardeşi de sahnede.” dedi. Rüzgâr başını sahneye çevirdiğinde Duru’nun o adamla konuşup güldüğünü gördü. Gözlerini kapatıp kendine sabırlı ol, komutu verdi. Dönüp bakışlarını kızlar üzerinde gezdirdi. 

Nazlı, “Memnun olduk Rüzgar bey. Bende Karahan’ın eşi Nazlı.” dedi kendini tanıtarak. Karahan Nazlı’ya döndü. “Tanıyor, düğünümüze gelmişti. Otelin teknoloji işlerini Rüzgar’ın şirketi yaptı.” dediğinde tüm kızlar birbirlerine göz ucuyla baktı. 

“Öylemi ben hiç hatırlamıyorum. Çok özür dilerim.” dedi Nazlı. 

Aslı, “öhö öhö, bende burdayım.” Rüzgâr’a baktı. “Ben de Aslı Demirkan Yiğit’in eşi. Biz sizi neden görmedik düğünde Rüzgâr bey?”

“Çok kısa kaldım Aslı hanım. Görmemeniz çok normal. Hemde çok kalabalık bir düğündü.” 

Müzik sesi kulakları doldurmaya başlamıştı. Azra ilgiyi Duru’nun üzerine çekmek ve Rüzgar’ın tepkilerini analiz etmek için yerinde kıpırdandı. “Duru’yu dinleyelim bence, başlıyor.” dedi. Herkes sahneye dönünce Rüzgar da dönmüştü.

Birbirlerine çok yakın duran ikiliyi izlemek zevkten çok sinirlendirmişti Rüzgâr’ı. Elinde olmadan sinirleniyordu. Yoksa biliyordu ki Duru üzerinde hiç bir hakkı yoktu. Ama kıskanmaktan kendini alamıyordu. Bir den aklına doldu bu kelime “Kıskanmak!” dedi içinden. Bu sinirin başka bir açıklaması yoktu. Duru’yu herkesten kıskanıyordu. İstemsiz gözlerini kapatırken eli alnına gitmişti. Kendi içinde öyle bir hale gelmişti ki kızların kendisini izlediğinin farkına asla varamazdı. 

Duru işine odaklanmıştı. Ailesinin tarafına bakmıyordu. Buradan inince abisinden ufak çaplı bir fırça o olmazsa ters bir bakış muhakkak alacaktı biliyordu. Ama şimdi şarkısını söylemek istiyordu. Abisi sonraki işti. Birde kendisini izleyen yakışıklıdan bozma bir hain hayranı Ali Rüzgar Asilkan vardı. Kuzey den hoşlanmıştı. Hem yakışıklı hemde çok kibar biriydi. Ve sesini duymak için can atıyordu.

İki ayaklı mikrofonu yan yana koymuşlardı. Parçayı Kuzey seçmişti. Duru da kabul etmişti. Müziğe verilen startla birbirlerine gülümsediler. Duru mikrofona eğildi. “Bu gece burada bana çok fazla hayran biri var bu şarkı onun için.” dedi. Gözlerini bile kırpmadan Duru’yu izleyen ve duydukları çok hoşuna giden Rüzgâr’ın dudakları yukarı kıvrıldı. Kuzey’in eliyle, ‘Lütfen’ demesiyle Duru söylemeye başladı. 

Kuzey 

Öyle sevdim ki ben seni

Tarifi yok hiç bir dilde

Dünyanın en mutlu insanı yaptın beni

En kötü günümde bile

Duru

Öyle sevdim ki ben seni

Tarifi yok hiç bir dilde

Dünyanın en mutlu insanı yaptın beni

En kötü günümde bile

Kuzey 

Seninle biz ikimiz

Mutluluğun resmiyiz

İyi ki hayatımdasın

İki kişilik bir aşıklar şehriyiz

Bir ömür benimle yaşlanır mısın?

Kuzey & Duru 

Kendimi terk ederim seni yarım bırakmam

Dört yolu aşk dolu yolumsun benim

Her saat her dakika her saniye kalbimdesin

Sen gözlerimin son adresisin

Kendimi terk ederim seni yarım bırakmam

Dört yolu aşk dolu yolumsun benim

Her saat her dakika her saniye kalbimdesin

Sen gözlerimin son adresisin

Duru

Aşk dediğin şey biraz kader

Sen de benim kaderim oldun

Yanında uyandığım her sabah

Kollarında bir daha doğdum

Kuzey 

Aşk dediğin şey biraz kader

Sen de benim kaderim oldun

Yanında uyandığım her sabah

Kollarında bir daha doğdum

Seninle biz ikimiz

Mutluluğun resmiyiz

İyi ki hayatımdasın

İki kişilik bir aşıklar şehriyiz

Bir ömür benimle yaşlanır mısın?

Kuzey & Duru 

Kendimi terk ederim seni yarım bırakmam

Dört yolu aşk dolu yolumsun benim

Her saat her dakika her saniye kalbimdesin

Sen gözlerimin son adresisin

Kendimi terk ederim seni yarım bırakmam

Dört yolu aşk dolu yolumsun benim

Her saat her dakika her saniye kalbimdesin

Sen gözlerimin son adresisin.

Şarkıyı beğenmişti beğenmesine ama Duru’nun o adamla göz göze diz dize bakışarak okuması içinde uyanan kıskançlıklara yenisini eklemişti. Sıkıntıyla bir nefes bıraktı Rüzgâr. Yanlış kadına  çatmıştı. Bunu her geçen saniye daha çok hissediyordu. Yanlış kadına bilmeden yapmıştı. Şimdi yapacağı tek şey Duru’nun ruhunu feth emekti. Etrafında başka bir erkeği görmeye tahammülü olmadığını da anladı. Karşısındaki kadının tek fatihiydi. Fethi mecburiydi. Ya olacak, dedi içinden.  Yada olacak.

Duru’nun gelmesini bekledi. Sahneden inen Duru Kuzey’e teşekkür edip masasına doğru ilerledi.

Masaya vardığında abisinin yanında oturan adamı gördüğünde istemsizce gözleri büyüdü. Ama hemen toparlandı.

Karahan Duru’ya bakıp, “İş arkadaşım Ali Rüzgar Asilkan.” diyerek tanıştırdı. Duru elini uzattı. Rüzgar da ayaga kalktı. “Memnun oldum Ali bey.” dedi tanımıyormuş gibi yapmaya devam ederek. 

Rüzgâr gülümsedi. “Rüzgar deyin lütfen.” dediğinde Duru başını olumlu anlamda eğdi. Elini de çekip Aslı’nın yanındaki yerine geri döndü. Rüzgar da beylere dönerek ayağa kalktı. “Görüşmek üzere, teşekkür ederim.” dedi.  Yiğit, “Görüşelim  Rüzgâr, yeni inşaatlar hakkında seninle daha çok işimiz var.” dedi. 

Rüzgâr tebessüm ederek, “Her zaman Yiğit ne zaman istersen ara beni.” diyerek ayrıldı yanlarından. Giderken gizli kaçamak Duru’ya bakış atmayı unutmamıştı. 

Aslı ile Duru aralarında konuşmaya başladı. Bu gece diğer kızlar uzaktı onlara. 

“Yani bilmesem adam sanacağım Duru. Bu ne kibarlık.” dedi Aslı. Duru da ona hak veriyordu. “Haklısın ama bu kibarlık hiç bir şeyi değiştirmiyor.” 

“Seni muhtemelen düğün de görmüş olmalı. Sen sahnedeyken konuştuk biraz. Karahan söyledi. Düğünde bu hıyar da varmış.” dedi  Aslı.

Duru’nun kaşları havaya kalktı. Düğün gününü zihninde taradı. Ama yok hiç hatırlamıyordu. “Hiç görmedim ben düğünde ama…” 

“Çok az kalmış onu da söyledi. Abinle kalmamış Yiğit ile çalışıyormuş aynı zamanda. Bu adam bütün kaleleri feth etmiş beyler çok seviyor gibi geldi bana Rüzgâr’ı.” diyen Aslı’ya yüzünü buruşturup baktı Duru. 

“Bilseler nasıl severler Aslı.”

Aslı gözlerini  tavanda yerde beylerin üzerinde gezdirdi. En son Duru ya gelince bakışları, ” Düşünemedim, iyisi mi hiç bilmesinler.” Duru da onaylar gibi başını aşağı yukarı salladı..

“Peki şimdi amacı nedir sence neden bu masaya  kadar geldi?” 

“Çok açık içimize sızmak istiyor. Ama bunu neden yapıyor işte orası muamma.” 

“Ya yine denerse ve bu diğeri gibi de olmazsa Aslı. Bu konuda korkularım var. Ya yine oyuna gelirsem. Aklım karışıyor böyle düşününce uzak durmak istiyorum. Hala niyetini bilmiyoruz. Ya elinde bana karşı bir şeyler varsa. Belki de zamanını bekliyor kullanmak için.” Duru’nun  korkuları peşini bırakmıyordu. Aklında hep ‘Ya öyleyse…’ düşünceleri kol geziyordu. 

“Yapmaması onun iyiliğine olur. Sanmıyorum diyemem ama içimden bir his yapmayacağını söylüyor. Tabii buna güvenemeyiz. O yüzden sana bir sprey vereceğim. Ve sen onu hep üzerinde taşıyacaksın. Çantada falan değil.” Aslı gözleriyle sütyenini işaret etti. “Orada olacak. Bizde hep bir adım arkanda olacağız. Bunun için birini tutacağız. Seni her adımda biz yokken bile izleyecek. Ve yine sen artık günlük hayatına geri döneceksin.” 

“Ah Aslı ne günlere kaldık. Hayatım bir anda takla attı. Ama bunun hesabı sorulmalı.” Üzgün olduğu yüzünün her miliminden anlaşılıyordu. Aslı Duru’nun elini sıktı. “Sorulacak Duru, şüphen mi var? Biz hep yanındayız. Yanlız değilsin. Üzme kendini.” Duru zoraki bir tebessüm etti. “Biliyorum ve çok şanslıyım.” 

Aslı aklına takılan şeyi Duru’ya söyledi. “Ben korkuyorum Duru.” Kaşlarını çatan kadının kendine bakışlarıyla gözlerini kaçırdı Aslı. 

“Sen mi? Hayatta inanmam sen Karahan Atabey’i kaçıran bir eve kapatan kadınsın. Neden korkuyorsun?” 

“Öyle değil. Ben senden korkuyorum.”  Duru’ya çevirdiği gözleriyle derin derin baktı Aslı. Vereceği cevap çok önemliydi. Ama net olmayacaktı bunu biliyordu. 

“Benden mi nasıl yani?” 

“Gördün. Çok yakışıklı ve çok çekici biri ya ona aşık olursan!” dedi kulağına eğilip. Lafını bitirip geri çekildi. Ve Duru’yu incelemeye başladı. 

Birden yüzü yüksen derece dönmüştü Duru’nun. Şaşkınlık kızgınlık sarmıştı. “Yok artık. İnsan kendine bu kötülüğü yapan adama aşık olur mu?” 

Aslı, kocası Yiğit’ten biliyordu. Yiğit ona böyle bir oyun oynamamıştı elbette. Ama o zamanlar, Yiğit’in ağzından çıkan her söz Aslı’nın yüreğini delip geçmişti. Kendisine orta malı diyen bir adama aşıktı. Birini seveceksen her haliyle seviyordun. Küçük gören aşağılayan, aşktan kaçmak kimin haddineydi. Aslı kaçamamıştı. Elbette Yiğit’te kaçamamıştı. 

“İnan bana daha kötü erkeklere bile aşık olan kadınlar var. Her gün aldatılıp kocasını seven kadınlar… Her gün dayak yiyip deli gibi aşık olanlar bile var. Aşk senin istediğin zaman istediğin insana beslenen bir duygu değil. Kalplerimiz bizim ellerimizde de değil. Allah kime isterse ona veriyor. Bize sevmek ve yaşamak kalıyor.” Haklı olduğunu biliyordu Aslı. Haksız bir gerçekti ama bu böyleydi. 

Duru’nun yüzü allak bullak olmuştu. Bunu hiç düşünmemişti. İçinde kin ve nefret vardı. Evet ama Rüzgar ile geçirdiği bir gece zaten hep aklındaydı. Bunu istesede silemiyordu zihninden. Gözleri arka tarafta olan adama kaydı istemsiz. Boştu yeri çoktan gitmişti. Boşluğa baktı bir kaç saniye boş gözlerle. Aslı’ya döndü. Zor kımıldattıgı dudaklarından çaresizce döktü kelimeleri. “Olur muyum?” 

Şaşkın ruh halini anlamıştı Aslı. Ama bunu birinin ona söylemesi gerekiyordu. “Kader bebeğim kader…” 

….

Uçağın açılan kapsından öfkeyle çıktı. Bindiğinden beridir elleri yumruk halinde dizlerini dövüyordu. Kerem’e yapacakları aklından geçiyor ve yine az geliyordu. Elini kana bulmamak işten bile değildi. Açılan kapıdan arabasına bindiğinde, yanına oturan arkadaşı Mert’i bile gözü görmüyordu. Sessiz geçen yolculuğun ardından Keçiören de bir apartmanın önünde duran arabadan indiğinde gözlerini kan bürümüştü. 

“Sakin ol.” diye uyaran Mert’e bakmadı bile. Kerem’in olduğu dairenin önünde durdular. Saat gecenin ikisiydi. Muhtemel uyuyor olmalıydı. Zile basan Mert bir süre bekledi. Tekrar bastı zile. Geçen dakikalar Rüzgâr’a eziyet gibi geliyordu. Kapıyı kırıp girmek vardı ama apartman oluşu onu durduruyordu. Kapı açılmıştı. Uyku sersemi olan Kerem’i ilk saniye de tişörtünün yakasından tuttuğu gibi başına kendi kafasını olabilecek en sert darbeyi vurmuştu Rüzgâr. Kerem içeri savrulurken Rüzgâr da peşinden girmişti. Arkadan kapıyı kapatan Mert’e sakince arkadaşının ardından girdi eve. 

“Ne oluyor.” Ayağa kalkmaya çalışan Kerem’in yakasından tutup kaldırdı. Acısı taze olan Kerem sersem gibiydi. Karşındaki adamı tanıyordu ama kendisiyle ne işi olduğunu bilmiyordu. 

“Sen söyleyeceksin şerefsiz.” Bir yumruk ile yine yan yatan Kerem elini dudağına gördüğünde kanın sıcaklığını almış Rüzgâr’a bakıyordu. “Evime gelmiş bana vuruyorsun ve ben bilmiyorum. Seninle ne işim olur benim.” 

Rüzgâr ceketini çıkarıp Mert’e uzattı. “Duru desem.” dedi adamın üzerine yürürken. Kerem’in büyüyen gözlerine sabır oldu. “Ne olmuş Duru’ya?” 

Başını tam tur döndürdü Rüzgâr. Kemik seslerini duydu Kerem. “Neden verdin ona o lanet ilacı?” Cevap beklemedi. Yere yatırdığı adamın yüzünü dağıttı önce. Siniri geçmiyordu. Hem vuruyor hem aklındaki soruları bir bir söylüyordu sinirden. Duru’nun o gece onunla olmasının önlerine çektiği setin nedeniydi Kerem. Kendisi olmasa bu pisliğin eline düşecek olması doluyordu zihnine işte o zaman daha çok gözünü nefret bürüyor ve öfkesini almak için daha çok vuruyordu. 

En son konuşmasına izin verdi. Yakasından tutup kaldırdı. “Söyle!” dedi dişleri arasından. 

Ağzından burnundan kan akan Kerem zorla konuştu. “O benim eski sevgilim. Sana ne? Çok eğelendik onunla zamanında. Bir kez daha istedim ama o isteme…” sözü bitmeden bir yumruk daha yedi çenesine Kerem. Alacağını almıştı Rüzgâr. Geriye dönüşü olmayacak şeyler yaşanmıştı. Kerem artık etkisiz bir elemandan ibaret bile değildi. Hala yalan söylüyor oluşuna yemişti son yumruğu. “İstanbul’a geldiğini duyarsam…” dedi dişlerini sıkıp. “Öldürürüm seni. Eğer sözümü yabana atarsan önce seni bitiririm sonra da Karahan’ın önüne atarım seni. O sana benim kadar insani davranmaz.” İtekleyip kurtuldu Kerem den. Ellerindeki kanı silme zahmetine bile girmeden Mert’e döndü. Kamerasıyla çekim yapan Mert kapatıp cebine koydu telefonu. Ceketini uzattı arkadaşına. Sessizce geldikleri evi yine sessizce terk ettiler. 

İki gün içinde hiç karşısına çıkmamıştı. Duru günlük işlerine geri dönmüştü. Artık daha az düşünüyor olması ona iyi geliyordu. Belkide Rüzgâr karşısına hiç çıkmasa unuturdu. Yada unutmuş gibi yapabilirdi. Yeğenlerini seviyor onları hırpalıyordu. Onların o, tatlı sesleri aklında ne var yok alıp gidiyordu. Kızlar düğün hazırlıklarına başlamışlardı. Herkesin bir görevi vardı. Azra üç gelinliği de hazır etme sözü vermişti. Evlerini uzun zaman önce hazırlamış olmaları onlar için bir avantajdı. Asya ile Fırat ev hazırlığına girişmişlerdi sadece. Yalıya çok yakın bir villa almıştı Fırat. Dekorasyonu da Asya’ya teslim etmişti. 

Nil’in evini Karahan dediği gibi almış ve üzerine geçirmişti. Nil de dekorasyon işleriyle uğraşıyordu. İçinden çıkamayınca Nil de Asya da bu işi uzmanına bırakmaya karar vermişlerdi. 

Duru’nun görevi düğün yerini bulmaktı. Bulacağı üç beş yeri kızlar gezip karar vereceklerdi. Üç düğüne yakışır en büyük yeri bulmak işkence olmasa bari demişti Duru. Bir kadını memnun etmek, bir gelini memnun etmek zor iken üç gelini memnun etmek daha da zordu gözünde. 

Beyler beyi sarayından kendini en son Çırağan sarayına atmıştı. Bu da olmazsa, dedi ormana masa sandalye atarız. Arabayı park edip dışarı çıktı. Saraya göz attı. İhtişamına diyecek yoktu. İçine hiç girmemişti daha önce. 

Gözüne çok büyük görünmüştü saray, gülümsedi. “Burası harika.” diye mırıldandı. 

“Bence harika olan sensin.” 

Arkasından gelen sese hızla döndüğünde şaşkındı. Duru’nun arabasına yaşlanmış elleri cebinde takım elbise yerine siyah kot pantolon ve siyah deri mont giymiş. Gülümsemesiyle bile bir kadına takla attıracak olan Rüzgâr’ı gördü. 

İlk anda ürkmüştü. Ya da şaşırmış… İçinden geçen dalgaya isim verememişti Duru. Önüne bakıp montunun önünü kapattı. Başını kaldırıp tekrar Rüzgâr’a baktığında gülüşün yerini derin  bakışların aldığını gördü. 

“Harika olmak suç mu Rüzgâr bey? Ben hiç faydasını görmedim de.” 

Rüzgar, Duru dan işittiği bu sözle içinde bir yerlerin karman çorman olmasına neden olmuştu. Ona bu sözü söyleten kendisiydi biliyordu. İstemeden de olsa nedeni kendisiydi. Yerinden doğrulup Duru’ya doğru iki adım attı. Tam önünde durdu. 

Duru, gerilememek için kendini tuttu. Gerilerse birşeyler bildiğinden şüphelenmeye başlayacaktı. 

Kadına üsten baktı Rüzgar. Duru da başını ona çevirdi. Cevabını merakla bekliyordu. Korktuğunu anlamamasını diliyordu. 

“Sen başlı başına faydasın. Tek suçun çok güzel olmak.” dedi Rüzgar. Duru’nun gözlerinden çıkan kıvılcımlarda yanmak istedi o an.

Duru kulaklarını dolduran güzel sözleri sevmişti. İlginçti ama sevmişti. Sözün kimden geldiğini önemsemedi. İçindeki güzel kadın uyanmıştı. Bugüne kadar bu lafı işittiği olmuştu ama Duru bunu sevmişti. Farkında olmadan gülümsedi. Rüzgar Duru’nun gülümseyen dudağında takılı kaldı. 

“Seni güzel bulmak suçsa müebbet yemek istiyorum ama gülüşünde!” diyen Rüzgâr’a çevirdi bakışlarını Duru. Bu sözü beklemiyordu. Gülüşü yüzünde donmuştu. 

“Ağır gelirim ben sana müebbette ölürsün kurtaranın olmaz. Yanarsın su verenin hiç olmaz.” 

Rüzgar karşısındaki kadının sözleriyle gülümsedi. Kesinlikle zeki bir kadın dedi içinden. 

“Toprağımı da sen at başkası dokunmasın.” 

….