Ağustos 28, 2020

2. Elma Şekeri

ile payelll

 

 

**

Hare, Fatih’in son kelimesini duymuş ama oralı dahi olmamıştı. Ne göreceği umrunda bile değildi. Göz ucuyla baktı kalbinde saklı olan adama. O adam da kendi kalbinde saklı olana bakıyordu. Yutkundu. Nasıl bir yaman çelişkiydi? Neden insan kendine aşık olmayana aşık olurdu?

Neden bu acı bu kadar büyüktü. Mert Akahan’ın asla ve asla kendinin olmayacağını bilen bir kalbi vardı. Ve neden hala onu istiyordu. Arsızdı kalp! İşe yaramazdı. Acıyla gözlerini kapatıp arkasına yaslandı. Bitip yitmeyecegi umrunda değildi. Bir kalbi vardı. Adı Mert’ti. Olmayacak duaya amin demeyecek kadar asil bir yüreğe sahipti. 

Ama bu içindeki kıvranan sevdaya engel değildi. Mert hala ikna edemediği karısı Yağmur’u bir gün ikna edecek ve mutlu olacaktı. Hare de içindeki acıyla yaşamayı zaten öğrenmişti. Bundan sonra da kat be kat öğrenirdi. Başka bir adam! Kalbi bunun mümkün olmadığını söylüyordu. 

Dışarıya yansıttığı Hare’nin aslında içindekiyle hiç bir bağlantısı yoktu. Dışarıdan gülümseyen, konuşan, sevimli olan seksi görünen Hare’nin içi harabe idi. Ve bunu bilen bir Allah’ın kulu yoktu. Bu da daha fazla acı ve acıydı. Gerçekten içinden geldiği hareket ettiği zamanları hatırlıyordu. Tam olarak 14 yıl önce 13 yaşındayken. 

13 yaşındaki Hare’nin içinde gizli olduğunu biliyordu. Gün ışığına kavuşamayacağını da biliyordu. Bebeklerini çöpe attığı gün anlamıştı bunu. Geriye sadece insanların gözünü boyamak kalmıştı. Hare onuda başarmıştı. Görünen Hare güçlü biriydi. Sivri dili, duruşu, bakışı gücün onda olduğunun kanıtıydı. İçindeki Hare ölüyordu!

Yiğit’in sesiyle başını kaldırdı Hare. Bu aileyi çok seviyordu. Bu kadınlara bayılıyordu. Gücün asıl açıklaması bu aileydi. 

“Haftaya yalıda parti veriyoruz.” Dedi. Kolunun altındaki karısının saçlarına öpücük bırakıp kendilerini izleyenlere döndü. 

“Sevgili eşim Aslı ve sevimli baldızımın doğum günü.” 

Beş koca yılı birlikte deviren Aslı ve Yigit’in aşkından zerre eksilen yok iken artan mutlulukları cabasıydı. Aslı kocasına iyice sokuldu. “Kutla kocacım, 30 yaşına basıyorum. Neyini kutlayacaksak.” Dedi. Eskiden olsa parti lafını duyan Aslı çoktan kıyafet aramaya başlardı. Yiğitsiz yaşadığı hızlı hayatı Yiğit’li günleriyle son bulmuştu. Yiğit içinde aynı şey geçerliydi. 

“Şakamaka olduk abla kız.” Diyen Asya’yı da kocası Fırat sarmaladı. “Biz kırk olduk. Sizinki yaş mı?” Dedi Fırat. 

Asya kocasına dönerek gülümsedi. “İstersen seksen ol ama benim ol!” Dediğinde masadan yükselen tezahürat aşklarına aşk katıyordu. 

“O halde bir güzel haberde ben vereyim,” diyen Azra Hare’ye bakıp gülümsedi. Hare de tebessüm etti. 

Dikkat kesilen masa sakinleri Azra’ya bakıyordu. “Biz Hare ile ortak olmaya karar verdik.” Dedi. 

En çok Rüzgâr şaşırmıştı. Gözlerini şaşkınca açarak kardeşine baktı. Aslı ile Zeynep’in haberi vardı. Onlar hiç şaşırmış değillerdi. 

Karahan, “tebrik ederim Hare Azra’nın seninle ortak olması demek başarılı olduğuna kanıttır.” Dedi. 

Hare kocaman gülümsedi. “Çok teşekkür ederim Karahan abi.” Dedikten sonra abisi Rüzgâr’a döndü. “Abim sağolsun.” 

Rüzgâr haberi olmadığına kırılmıştı. Önceden söylemesini isterdi. Bu aralar kardeşini boşladığını kabul etti. Maddi desteğini sonuna kadar sunardı kardeşine suçunu bilerek gülümsedi. “Senin canın sağolsun Hare.” Dedikten sonra göz kırptı Rüzgâr. 

Sırf gıcıklık olsun diye lafa giren Karahan halinden çok keyif alıyordu. “Baktı mebla büyük vermiyor bana gel abisi.” Diyerek başını eğdi. 

Rüzgâr göz devirdi. Karahan’ın öfkesi dinmeyecekti. Umrunda mıydı? Yok daha neler… Rüzgâr almış Duru’yu vız gelir tırıs giderdi hem Karahan hemde cümle alem. ‘Aman Rüzgâr sus’ dercesine bakan Karısına gülümsedi. 

Sessizce dinleyen Fatih’in de takdir ettiği konuydu. Azra dan duyduğunda dudaklarını ‘vay be’ dercesine bükmüştü. Güçlü kadın! Başarılı kadın! Bu fikre Ela dan sonra kapılmıştı. Ela’yı o kadar çok seviyordu ki onun suskun, silik, sönük halleri hiç gözüne batmamıştı. O sadece Ela idi. Oldugu gibi sevmişti onu. Nefretini pekiştirecek çok fazla detayla burun buruna gelmişti daha sonra. Eksik parçaları tek tek yerine koymuştu. Başarı olduğuna inandığı ilk ve tek hatayı canıyla ödemişti Ela. Aklına Ela’nın üşüşmesinden nefret ediyordu. Kalbi sancıyor aklı karma karışık hale geliyordu. Bu da uykusuz bir geceye daha merhaba demekti. 

Zaten uykusunu bölen ya Ela oluyordu. Yada sarı saçlı kadın. Huzurlu bir uykuyu bilmiyordu. Her gece üç saatlik uykuyla sabah ediyordu. Gün ışığı doğunca biraz daha uyuyor ve güne başlıyordu. 

“Tebrik ederim.” Dedi genç kıza. Hare sadece başını sallayarak mırıldandı. “Teşekkür ederim.” Dedi.

*****

Aracında seyir halindeydi. Bu günün diğer günlerden bir farkı yoktu. Hare’yi en son iki gece önce AZA’da görmüştü. Ve iki gecedir beyninde dönüp duran kızın sözleri kendini hiç unutturmamıştı. ‘Bin gönlüm olsa birini vermem sana!’ Sanki Fatih çok meraklıydı kızın gönlüne ama içindeki taşlar kıpırdamıştı bir kere. Kızgınlık mı? Hayır. Kırgınlık! Olabilirdi. 

Basit bir cümle. Klişe bir cümle. Ela dan sonra yıkılan kalbine bıçak gibi saplanan cümle. Az da olsa inancını yerle bir eden cümle. Başını sağa sola sallayıp yüzünü buruşturdu. Her yer her yol neden Ela ya çıkıyordu? Kalbine başka birini almadıkça da hep çıkacak gibiydi. 

Ya başka biri gelirde yine çıkmazsa? Karahan’ın sözleri geldi aklına. ‘Bir gün biri çıkar gelir ve her şeyi baştan yazar.” Sözler aklına gelmesine geliyordu ama inanç! İşte Fatih buna pek inanmıyordu. Otele on beş dakika kalmıştı. Düşünerek tükettiği yollar vakti su gibi alıp götürüyordu. 

Oto yolda yolun sağ tarafına çekilmiş dörtlüleri yakmış kırmızı spor arabayı görünce kaşlarını çattı. Arabasını otuz metre ileri de çalışır halde bırakıp dörtlüleri yaktı. Araçtan çıkmadan bakışları ileriye ilişti. 

“O ne lan!?” 

Hare kaportayı kaldırmış motora doğru eğilmiş bakınıyordu. Ya o bacaklar! Kızın buğday teni güneş gibi ortadaydı. Giydiği minicik etek hiç bir yerini kapamamıştı. 

Gözlerini devirdi Fatih. Yol ortasında kızın haline göz atıp birde etrafına bakındı. Tekrar kıza döndüğünde yanında ot gibi biten adamı fark etti. Ne ara gelmişti? Kimdi bu adam? Ve kızın yanına ne zaman gelmişti. Aracın kapısını sertçe açarak çıktı. Aynı sertlikle kapattı kapıyı. 

Aracı otele yaklaşınca stop edecekken fark edip kenara çeken Hare isyanlardaydı. Ne olmuştu da durmuştu? Oflayarak inip kaportayı açmıştı. Ama ne anlardı o motordan. Ehliyet alırken öğretmiyorlardı ki. En fazla su kabı motor yağı nerede o kadardı. Yıllar geçmiş üzerinden ne hatırlar ne bilirdi. 

Yanın da bir anda biten adamın sesiyle yerinden zıpladı. Karşısında gördüğü adama baktı. Otuzlu yaşlarında olduğu belli olan yakışıklı beyefendi gülümsedi. 

“Sanırım yardıma ihtiyacınız var.” 

Hare adamın hiç tekin olmayan çakır gözlerine bir kez bakıp hiç ilgilenmeden bilmediği motor sistemine bilir edasıyla baktı. “Gerek yok teşekkür ederim.” 

Sabah sabah ağına yakalanan bu güzel kajuyu elinden kaçırmak istemeyen çapkın adam bir adım daha yaklaştı. “Lütfen yardım edebilirim.” 

Hare adama hızla dönerek gerek yok diye bağıracağı sırada o sert sesi ensesinde hissedince sesini yuttu. 

“Geri bas!” Diye kükreyen Fatih’e döndü çapkın bakışlı kadınların aranılan yüzü yakışıklı serseri. Kaşlarını istem dışı çattı. 

“Siz kimsiniz ve neden bağırıyorsun.” Avı elinden kuş olup uçacaktı ve kaptırmak istemiyordu kujusunu. 

Fatih Hare’ye kısa bir bakış attı. Kız tek kaşı havada kendisine bakıyordu. ‘Bu kadar dişi olmasa.’ Diye düşünen Fatih adama geri döndü. 

“Ben bu kadının kocasıyım.” 

Hare kocaman açılan gözleriyle ve ağzıyla bir iki saniye öylece baktı. Karşısında ki adam ellerini havaya kaldırıp şaşkınca, “Çok özür dilerim ben yardım etmek istemiştim.” Dedi. 

“Gerek yok hadi yaylan.” 

Genç çapkın serseri tek bir kelime bile etmeden arkasını dönüp öndeki aracına doğru ilerledi. Sabah sabah deli bozuk bir kocanın hışmına uğrayarak güzel yüzüne zarar veremezdi. Ama Hare’nin biçimli fiziği gözünün önüne gelince iç geçirmişti. 

Aracına binip uzaklaşan adamın arkasından bakmayı kesip Hare’ye döndü. Az önce alık balık gibi şaşıran kız az sonra kendini parçalayacak olan jaguara dönüşmüştü. 

Elini yumruk yaparak genç adama salladı. Kızın elini havada yakaladı Fatih. 

“Seni küstah aptal dengesiz varlık. Ne kocası ne kocası?” Diye kendini parçalayan Hare iki bileğinden birden yakaladı Fatih. 

Bu kızla uğraşmak bambaşka bir haz veriyordu. 

“Üzerinde olmayan eteğinle adamın aklını başından aldın. Sana usulca yürüyordu. Görmemiş olamazsın!” Fatih’in sözleriyle kıpırdamayı kesti Hare. Yüzüne kadınsı bir gülüş yerleştirdi. Çok yakın olduğu adama biraz daha yaklaştı. Fatih bunun ardından bir şey geleceğini anlamıştı. Ona onun bakışıyla ve gülüşüyle karışlık verdi. 

“Olmayan eteğimi sende mi fark ettin? Nasıl yakışmış mı?” 

Dudaklarını büktü Fatih. Gülüşü öylece duruyordu yüzünde. “Çok!” Dedi. Kıza biraz daha yaklaştı. “Çok sexsi görünüyorsun. Elma şekeri gibisin.” 

Gözleri nefretle kısılan Hare karşısında adamında en az kendi kadar manyak bir şey olduğuna tamda burda bu anda kanaat getirmişti. Ne zamandır belden aşağı oynuyordu Fatih? Bilemedi. Ama altta kalanın canı çıksın hesabına yattı. 

“Bir kez ısır istersen.” Diye fısıldadı. Fatih’in değişen yüz hatlarını zevkle izledi. Fatih kızın yüzünü dikkatle inceledi. Cesur! Fazlasıyla cesur! Bir erkeğin kadında aracağı en büyük özellikti cesaret. 

Kızın bileklerini serbest bıraktı. Hare kocaman bir sırıtışla geri çekildi. Ama Fatih kızın üzerine doğru bir adım attı. “Hakkımı daha uygun bir yerde kullanacağımdan zerre şüphen olmasın küçük cadı.” Arabanın kaportasını kapatıp kıza döndü. Hare ona o şansı asla vermeyecekti. Hiç umrunda bile değildi Fatih’in sözleri. 

“Aracını kilitle arabada bekliyorum.” Diyerek arabasına doğru ilerledi. 

İstemese o arabaya Hare’yi kimse bindiremezdi. Ama istiyordu. Arkasından bakıp kahkaha attı. ‘Oyuncak gibi adam. Evir cevir oyna.” Düşüncesi bu yönde olan Hare keyife gelmişti. 

Sesini yükseltip bağırdı. “Geliyorum kocacığım.” Dedi. Ve bir kahkaha daha attı. Kafası yine güzeldi. Oysa kafayı güzel eden hapını bir saat önce almıştı. Hala etkisi geçmemişti anlaşılan. Arabasına doğru giderken Fatih dönüp kıza bakıp gülümsedi. ‘Kesinlikle beladan ibaretsin.” Diye düşündü. 

Hare arabaya binince gaza basıp otelin yolunu tuttu. 

“Otele gidiyordun sanırım.” 

“Hı,” 

“Aracını çektirmelisin.” 

“Hı hı,” 

Fatih gözlerini bir an sıkıca yumdu ve geri açtı. 

“Ya sabır.” Diye mırıldandı. 

“Sabah sabah yem oluyordun.” Diyerek bam teline bastı hı hı de’de görelim şimdi hesabı yaptı. 

“Höst. Bende kendini yedirecek göz var mı? Ağzını topla.” Hare Fatih’e dönerek çemkirmişti. 

Bingo! Fatih içten içe kahkaha attı. 

“Toplamazsam ne yaparsın elma şekeri?” Kıza dönüp göz kırptı. Hare’nin kızgın bakışlarına aldırmadan. 

Kollarını göğsünde bağladı Hare. Koltuğunda yan döndü. “Derdin ne senin Fatih. İçinde birden Hare aşkı mı uyandı? Bu garip hallerin sözlerin. Dikkat et sen bana yürüyorsun!” 

Aşk uyuyan değil Fatih için gömülenden ibaretti. Gömmüş ve çürümeye mahkum olmuştu. Genç bir erkekti. Karışında ki kadında kainatın çok muhteşem olduğuna şüphesiz delildi. Huzurlu ve mutlu olmak için aşka ne ihtiyacı vardı. Kadın olarak sevebilir sonsuz sadakatini sunabilir, saygı duyabilirdi. Ömrümün sonuna kadar bir ölü ile yaşayamazdı. 

Hare ye dönerek karizmatik gülüşünü kıza resmen çarptı. “Aferim otur yüz aldın.” 

Beklemediği cevap karşısında bir an şok olmuştu Hare. Üzerine küstah birde laf sokulması atar damarını ortaya çıkarmaya yetmişti kızın. Lakin Fatih çok yakışıklıydı. Su götürmez bir gerçek varsa her kadını kendine aşık edebilir, etmese bile sahip olabilirdi. Köşeli ve kemikli yüz hatları, kumral teni yeşil gözleriyle lokum gibi adamdı. Fatih kadınların dönüp tekrar baktığı biriydi. Hare hariç! 

Arkasına yaslanıp rahatca cevap verdi Hare. “Bana yürümek yürek ister. Ve senin öyle bir yüreğe sahip olduğunu sanmıyorum.” Dedi. 

Arabaya sert bir fren yapan Fatih olduğu yerde sağlam kalırken Hare az kalsın ön candan çıkacaktı. Ellerini torpido bölümüne dayayarak kurtuldu. Öfkeden kısılan gözleri hızla genç adamı buldu. Doğrulup derin bir nefes aldı. Fatih ciddi bir ifade ile kendisine bakıyordu. 

“Senin fren anlayışın bu mu?” İçinden ettiği küfürleri Fatih duysa şok olurdu. Kızdığında içinden çıkan sulukule kızından bir haberdi. 

Elinin tekini direksiyona verip Hare’ye yaklaştı. 

“Benim fren anlayaşım yok. Yüreğimin yetmeyeceği herhangi bir şeyle karşılaşmadım. Buna sende dahilsin güzel bela.” 

Gözlerini bir saniye kapatıp içindeki sesi dinledi Hare. ‘Sen adama yüreksiz dersen o da sana bunları söyler kabul et hak ettin. Ama altta kalmayalım kızım çünkü hiç şansı yok.’ 

“Ciddi misin? Şaka mı bu? Hare tüm ciddiyetiyle sormuştu. Fatih yerinden milim kıpırdamadan kızın yeşil harelerine bakarak cevap verdi. 

“Hiç olmadığım kadar ciddiyim.” 

Kadınlık gururu diye bir gerçek vardı. Hare her yanında o gururu hissetti. Hoşuna gitmişti. Beğenilmek birde üzerine basarak elde edilmek istenmek gururu zirveye taşımıştı. Ama Fatih için hiç şans yoktu içinde. Yüreği başkası için atarken onunla olsa olsa kadın erkek sınıfında yer alırlardı. Beraberliğe adım atamazlardı. Olmayacak duada vurgun yemişti Hare ve bunu yüreğine anlatamıyor olması kesinlikle aşkın suçuydu. Karşılıksız aşkın suçu! 

Çantasını eline alıp kapı koluna uzandı. Fatih’e yan dönerek gülümsedi. “Yetiyorsa yüreğin, görelim. Ama hiç bir şey kolay olmayacak. Yürüdüğün yolda yanan sen olacaksın.” Kapıyı açarak adımını dışarı attı. İkinci adımını da atacağı esnada Fatih’in sesiyle durdu ama dönmedi. 

“Tek başıma yürümeyi düşünmüyorum. Eğer ateş olacaksa ikimizde yanarız.” Kıpırtısız kalan kıza aldırış etmeden arabanın kapısını açarak çıktı. Hemen yanında biten valeye anahtarı verdi. 

Fatih’in sözleri hoşuna gitmemişti. Dişlerini sıkarak araçtan indi. Kapıyı sertçe kapattı. Kendisine gülümseyen adama baktı. ‘Sakin ol kızım. Öfkelendiğini çaktırma. Hiç bir şey elde edemez biliyorsun.” Fatih’in karşısına geçti. 

“Senin sorunun ne bilmiyorum; ama uzak dur!” Dedikten sonra basamakları çıkmaya başladı. 

“Farzet ki durmuyorum. Ne yapacaksın?” Ardından gelerek kızın durduğu basmakta durdu. Uzun boyuyla Hare’ye üstten baktı. 

“Abine mi söylersin.” Diyen Alaylı Fatih’in tek kaşı havaya kalkmıştı. 

Genç adama bakmak için kaldırdığı başını yana yatırıp dudaklarını büzdü Hare. Yüzündeki çocuksu şekle çarpık gülümsemeyle bakıp kızın dudaklarında kaldı. ‘Fazla dişi’ diye düşündü Fatih. Erkeksi bakış açısı kızı her an farklı yere oturtuyordu. 

“Abime ne gerek var? Ben seni bildiğim bir yöntemle delirtirim. Bak bununla,” dilini dışarı çıkarıp Fatih’i şoka soktu. ‘Ateşli dişi’ dağılan yüzünü saniye farkıyla topladı Fatih. 

“Beni onunla delirtebileceğinden hiç şüphem kalmadı. Artık daha fazla eminim. Yanabiliriz.” Bu sefer şok geçiren Hare olmuştu. 

Çenemle seni kaçırırımdan çıkan sonuç direk gidip artı on sekize bağlanmıştı. Uzak dur dediği adamı resmen üzerine çekmişti. ‘Dilin kopsun Hare.’ 

Fatih karizmatik gülüşüyle merdivenleri çıkmaya başladığında son sözü söyleyememenin acısı ve öfkesi çökmüştü üzerine. 

“Çok beklersin. Sen anca hayalini kur.” Diye mırıldandı. Fatih duymamıştı. 

Geniş camlı kapıdan ilk giren Fatih’i gören Karahan gülümsedi. Fatih’in yüzündeki gülüşünü neye borçluydu bilemedi. Hemen arkasından giren öfkeli Hare’yi görünce gülümsemesi büyüdü Karahan’ın. ‘Fatih iş başında anlaşılan.” Diye düşündü. 

Lobide Nazlı ile fikir alışverişi yapıyorlardı karı koca. Nazlı neye gülümsediğine bakmak için başını çevirince Fatih yanlarına gelmişti. 

“Günaydın ablacım,” Nazlı ya başını eğip gülümsedi. Nazlı kaşlarını havalandırdı. Karahan’a döndü Fatih. “Günaydın abi.” 

İkisi birden, “Günaydın.” Dedi. 

“Bu keyifli halini neye borçluyuz?” Nazlı Fatih’te cevap beklerken yanlarına gelen Hare’yi görünce, “hıı öyle yani.” Diye mırıldandı. 

Hare Nazlı’ya sarılıp günaydın dedikten sonra Karahan’a döndü. “Günaydın Karahan abi.” Dedi. 

“Günaydın hoş geldin Hare.” 

“Hoş buldum. Salona bakmaya geliyordum. Aracım bu yakınlarda arıza yaptı.” 

“Taksiyle mi geldin?” Nazlı’nın sorusunu Fatih cevapladı. 

“Yok abla oto yolda kurtlara yem okurken yakaladım.” Here göz devirip Nazlı’ya baktı. 

Karahan kaşlarını çatıp, “ne kurdu?” Diye sordu. Sorusunun hemen ardından aklına dank eden şeylerle yüzü sertleşti. 

“Kurt falan yoktu abi, sen bakma bu ukalaya.” Hare gözlerini büyütüp Fatih’e baktığında genç adamın onu hiç umursamadığına daha çok öfkelendi. 

İkili arasında ki bakışmayı gülümseyerek izleyen Karahan, “Fatih Hare ile solana gidin. Kontrol edin.” Dedi. 

“Tamam.” Diyen Fatih eliyle Hare ye yol gösterdi. Gözlerini devirmekten başka elinden bir şey gelmeyen Hare Karahan ve Nazlı ya görüşürüz diyerek salona doğru yürüdü. Fatih’te ardından. 

Hare ile Fatih’in ardından baktılar. “Bu kızda bir şey var Nazlı’m.” 

“Ne gibi karam?” Kocasına döndü Nazlı. Karahan hala Hare’nin peşinden bakıyordu. 

“Bilmiyorum. Bana kızların sevecenliğini veriyor. Aslı, Azra, Zeynep gibi ama sanki daha farklı adlandıramıyorum.” 

Nazlı kaşlarını havaya kaldırdı. Aksini düşünmezdi zaten. Tekrar asansöre binen ikiliye çevirdi başını Nazlı. “Sıcak kanlı evet. Tatlı kız. Umarım ikisi için güzel şeyler olur.” 

*

Asansöre binen binmez Hare Fatih’e döndü. Gözlerinden çıkan kıvılcımları, Fatih kollarını göğsünde bağlayıp omzunu asansör duvarına yaslanarak izledi. 

“Allah aşkına dilini içeri çek Hare. Bana hiçte yeri olmayan şeyler düşündürüyor.” 

“Dilim soksun seni Fatih. Ne diye Karahan abinin önünde yem oluyordu diye konuşuyorsun?” 

“Olmuyor muydun?” Diyerek kızı baştan ayağa inceledi Fatih. Adamın gözlerinin üzerinde gezinmesiyle yerinde kıpırdandı. 

“Bakmasana! Asıl sana yem oldum. Ateşin başına mı vurdu?” 

Bu kızın dilinden dökülen her söz Fatih’te bir yerleri ateşe veriyordu zaten. Başına vurmasına ne gerek vardı. Güzel kadınları çekici yapan özellik cesur olmalarıydı. Cesur olmasalar tatlı olurlardı. Ama Hare tam bir zeynaydı. Ateşli zeyna. 

“Bana yem olmazsın! Olsan olsan benim olursun!” Diyen adama kocaman gözlerle baktı Hare. 

Ne olmuştu bu adama? Ne kaçmıştı içine? Birden bambaşka biri olmuştu. Tamam önceden de anlaşamıyorlardı; ama en azından bu tür konuşmalar aralarında hiç geçmiyordu. Ve bu adam kendisine yiyecek gibi bakmıyordu. Oyun mu oynuyordu? Eğlenceliydi aslında. Kalbinde yer edinmese bile, bedeninde hüküm süremese bile eğlenceliydi. Sexsi bir gülüş takındı yüzüne. Hiç bir şekilde ezilemezdi. Her kim olursa olsun altta kalamazdı. Asansörün meşgul tuşuna bastı. Fatih’in kaşları havaya kalktı. Sonra indirip tek kaşını kaldırdı. Ve beklemeye başladı. Bu kızın bu cesur halleri aklını kurcalamaya başlamıştı. Cesur bela, diye düşündü. 

Fatih’e bir adım giderek dibine kadar girdi. İşaret parmağını Fatih’in kulak memesi ucuna bastırdığında genç adamın başı istemsiz milim yana kaydı. Hiç tepkisiz bekledi. Gözleri birbirine meydan okurcasına hiç ayırmadan baktılar. 

Nefesini Fatih’e yakın tutan Hare fısıltılı sesiyle Fatih’e işkencelerin en ballısıyla başlamış oldu. Fatih’in hücrelerini saran istek kızın boğuk arzulu sesiyle katlandı. 

“Çok mu istiyorsun beni?” 

Hare’nin yüzündeki çekici gülümsemeyi gözlerini kısıp sessizce izledi Fatih. Vereceği cevabı uygulamalı olarak anlatabilirdi. Kendisi ne ise Hare on tabak fazla çıkmıştı. 

Kulağının altındaki parmağını bastıra bastıra şah damarının üzerine sürükleyen Hare yaptığından hiç utanmıyorsada içinde büyüyen kıvılcımları da görmezden gelemiyordu. Ne demişti Fatih? ‘Ateş varsa ikimizde yanarız.’ İçinden ‘kahretsin’ diye geçirdi. Ama bozuntuya vermedi. 

Fatih sözleriyle kızı deli ediyordu. Ama Hare dokunuşuyla darma duman hale getiyordu. Şimdi kaşınan kimdi? Kesinlikle Fatih değildi. 

“Ne oldu dilini mi yuttun Kırımlı?” 

Kızın nefesi yüzüne çarpınca gözlerini kapatmak ve derin nefes almak istedi. Bunun Hare’ye artı olarak gideceğini biliyordu. 

Kızın parmağı şah damarından gömleğini ezip geçerek aşağı göğsüne doğru inerken sabrının son demine gelen Fatih Hare’nin bileğinden yakaladığı gibi ters çevirip kızın sırtını aynalı duvara resmen çarptı. Hare’nin iki bileğini birden yakalayıp başının üzerine kaldırıp bastırdı. Duvar ile arasında sıkışan ama hala o gülüşü yüzünden gitmeyen Hare’ye çarpık gülüşüyle baktı. 

Gözleri birbirlerinin gözlerinden hiç ayrılmıyordu. Hiç bir şey yoktu bakışlarda aşk, tutku, sevgi tek bir şey hariçti elbette ‘şehvet’

“Neden bu kadar cesursun?”

‘Degilim aslında öyleymişim gibi davranıyorum.’ Diyemezdi. ‘Hayatta ve ayakta kalmak için böyleyim. İçimdekilerle yaşayabilmek için bu yolu seçtim.’ Diyemezdi. 

Kızın az önce tüm kadınsı yönlerini kullanarak yaptıkları ve cesur bakışlardan geçen kara bulutları salise salise inceledi Fatih. 

Hare’nin ellerini yavaşça serbest bıraktı. Az önce kızın gözlerinde küçük bir kız çocuğu gördüğüne emindi. Ve o küçük kız çocuğu ellerinin serbest kalmasıyla tekrar eski haline döndü. Havada asılı kalan sorular ikisi içinde önem teşkil etmiyordu. Meşgul tuşuna bastı Fatih. 

“Uzak dur!” Farklı yönlere bakıyorlardı. Hare eliyle saçlarını geriye itti. 

“Aklımdan geçiririm, olmadı fazla zorlamam.” Açılan asansör kapısıyla içeri dolan temiz hava ikisi içinde gerekli olanmış gibi derin nefes aldılar. Kapıdan ilk çıkan Hare olmuştu. Fatih ardından giderken derin nefesini tekrar alıp sakinleşmeye çalıştı. Tıpkı Hare’nin yaptığı gibi. 

&

Rüzgâr Aslı’nın karşısında artık son sabır demlerini oynuyordu. Ona güveniyordu. Elini attığı her işi hakkıyla çözebileceğini biliyordu. Bu yüzden başka bir yola başvurmamıştı. Ama artık oyalandığı apaçık ortadaydı. Bir şey vardı. Gizliyorlardı. Ve Rüzgâr artık bunu öğrenmek istiyordu. 

“Bir şey var Aslı! Benden gizliyorsun.” 

Kafasında ne diyeceğini toplamaya çalışan Aslı parmaklarıyla masada ritim tuttu. Kaçacak ne yeri ne de zamanı kalmamıştı. Aslı olarak bunu burada bu şekilde açıklayamazdı. Aslı’nın bir raconu vardı. Düzlük olayı değildi. İnce hesaplarıyla vurgunu tek seferde kansız gerçekleştirirdi. 

“Evet senden gizliyorum.” Dedi. 

Kaşları çatılan Rüzgâr dişlerini sıktı. Belliki duyacağı hiç bir şey hoşuna gitmeyecekti. 

“Sana güveniyorum. Vardır bir bildiğin ama banada acı! Aklımı kaçıracağım.” 

“Duru’ya bahsettin mi?” 

“Uzun zaman önce,” 

Enteresan diye düşündü Aslı. Duru gelip hiç bir şey söylememişti. Neyseee… diye geçiştirdi. 

“Söyle artık.” 

“Söyleceğim ama şimdi değil. Ufak bir ayrıntı bekliyorum. Biraz daha zaman belki bir hafta on gün kadar. Güven bana Rüzgar. Ben kimseyi üzecek bir şeye imzamı atmam.” 

Eliyle alnını ovaladı Rüzgâr. “Biliyorum. Hatta en iyi ben biliyorum ama kardeşimin gerçek babasını bulmak istiyorum. Derya’nın bunu neden yaptığını bilmek, belki Hare’nin olan kardeşi kardeşleri, babası ile tanışmasını istiyorum. Bu onun hakkı.” 

‘He hakkı, Karahan öğrensin nah gösterir sana Hare’yi. Bulduğuna bulacağına pişman olacaksın da haberin yok Ali bey.’ İçindeki yaramaz Aslı’yı elinin tersiyle kışkışladı. 

“Haklısın. Aslında senin bu yaklaşımın çok takdir edilesi. Herkes yapmaz. Peki Hare’nin öğrenmek isteyeceğini düşünüyor musun? Belki kız sadece seni abi bilmek isteyecek. Hem öğrendiği zaman nasıl bir yıkım yaşayacak bunu da en iyi ben bilirim.” 

Hare’nin kendisi kadar güçlü olmadığını biliyordu Aslı. O görkemli Hare kimliğinin ardında küçük bir kız vardı. Tıpkı kendisi gibiydi. Kendisine Aglama Aslı dediği günleri hiç unutamıyordu. Varlığıyla ömrünü dolduran Yiğit olmasa bu gün ki Aslı olabilir miydi? İşte orası muammaydı. Yani Aslı eşittir Yiğit ise, Hare eşittir biriydi. O birinin kim olma olasılığı Karahan için Fatih olsada Hare’nin kız kardeşi olduğunu öğrendiği zaman başını duvarlara vurması mümkündü. Neyseki Fatih’i herkes çok seviyordu. 

Rüzgâr Aslı’ya başını sallamakla yetindi. “Konuşacağız… eğer tanımak isterse asla hayır demeyeceğim. Ben onu her zaman sevdim. O benim canım kanım, babalarımızın ayrı insanlar olması bunu değiştiremez!” Yorgun haline içi giden Aslı derin bir nefes aldı. 

Herkes için zor bir süreç olacaktı. Lakin o Aslı idi. Olay ne kadar içinden çıkılmaz olsada o bir yolunu bulur çıkılır hale gitirirdi. 

“Herşey güzel olacak Rüzgâr, aksini düşünme! Rahat ol. Hare senin kardeşin ama bizimde arkadaşımız ve unutma bizim arkadaşımız olan kişi için yapmayacağımız hiç bir şey yok!” 

“Biliyorum Aslı. Çok iyi biliyorum.” 

&

Odasına geçmek için parlak beyaz zemini dikkatli ve düşünceli bakışlarıyla hiç incelemeden basıp geçiyordu Hare. Aklı asansörde yaşadığı anlar ile dolup boşalıyordu. 

Neden arıyordu kendince. Fatih neden birden bu şekilde üzerine gelmeye başlamıştı. Öncesinde birbirlerini gördüklerinde laf sokan çekilmez ikiliden başka bir şey degillerdi. Hoş halada öyleydiler. Değişen sadece Fatih’in erkeksi halleriydi. 

Hare için tek erkek vardı o da Mert Akahan dan başkası değildi. Evli olan üzerine birde kendisini kız kardeşinden farksız gören adama deli gibi aşıktı. Başını sağa sola salladı. Düşündükçe yüreği sızlıyordu. İkisini yan yana görse ölecek gibi oluyordu. Nefesi kesiliyor kalbi ölmek için daha hızlı atıyordu. 

Boşluk bulursa ağlıyor bulamazsa kullandığı uyuşturucu haplarına daha sıkı sarılıyordu. Haplar onu kısa bir süre de olsa içinde bulunduğu depresif halden kurtarıyordu. Kullanamadığı zaman ölmekten başka bir hisse kapılmıyordu. Başı şiddetle ağrıyor kendini kesecek kadar kendinden nefret ediyordu. 

Neyseki o haplara ulaşabilecek kadar zengindi. İngiltere de alıştığı bu haplara Türkiyede de devam ediyordu. Bir kez bulaşmıştı ve bırakmak hiç istemiyordu. 

Unutması gereken çok fazla kötü hatırası vardı. Hare kendini uyuşturucuya teslim etmişti. Ona göre çok iyi geliyordu o haplar. Bilseki yavaş yavaş ölüyor, yinede içerdi… 

Hayata tutunmak için çok az sebebi vardı. Bazen kimseyi gözü görmüyordu. Yirmi yedi yıllık hayatında elinde olan yegâne şey yanlızlıktı. 

“Hayır Mert.” 

Sesi duyduğu anda adımı havada asılı kaldı. Başını hızla çevirdi. Yağmur’un sesiydi. Telefonda konuştuğunu düşündü. Gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı. ‘Bitmeyen çilem’ diye mırıldandı. 

Azra aylar önce Yağmur’u sırf Mert’i kudurtmak için modeli yapmıştı. Kızın bariz güzelliği de bunda oldukça etkili olmuştu. Yeşil gözlerine yakışan beyaz teni ve düzgün fiziğiyle Yağmur kısa bir eğitimin ardından aranılan yüz olmuştu. 

“Ne hayır Yağmur! Allah aşkına kızım çok özledim seni diyorum.” 

Mert’in sesiyle on ikiden vuruldu. Saplanan sesin yerinden kan aktı. Nesefi kesildi. Sallanan bedenini ayakta tutmak için duvara tutundu. Soğuk duvarla buluştu kızın sırtı. Başını havaya kaldırıp derin derin soludu. 

“Gitsene sen artık, burası iş yeri aşk yuvası değil.” 

Odanın ortasında sıkıntıyla bir sağa bir sola giden adama bakan Yağmur kalçasını masaya dayamış kolları göğsünde bağlamış sakince bekliyordu. 

Mert aniden kızın önünde durdu. Öfkeli gözler umursamaz kadının gözleriyle buluştuğunda daha da öfkeye kapıldı. 

“Ben senin kocanım! Ve sen artık beni dinleyeceksin. Podyuma çıkmanı istemiyorum. Oturup konuşacağız yetti artık. Ne kadar koşsam da sana yetişemiyorum. Benden neden kaçıyorsun? Sana ne yaptım ben? Hep sevdim. Korudum kolladım. Arkanda durdum.” 

“Ne zaman sevdin sen beni? Yıllarca aynı evin içinde yaşadık ben neden hiç görmedim beni sevdiğini? Eve gecenin bir köründe koynundan kalkıp geldiğin kadınların kokusuyla mı sevdin beni? Defol git Mert!!!” 

Asla söylemek istemediği sözler bir anda çıkmıştı Yağmur’un ağzından. Kollarını çözerek arkasını döndü. Ağlamak istemiyordu. Hayatına giren tüm erkekler onu hep ağlamıştı. Babası, üvey babası, üvey erkek kardeşleri…

Hiç bir erkek için ağlamak istemiyordu artık. Yorulmuştu ama kendisini sevdiğini bugün anlayan ve evli oldukları süre zarfında onu aldatan adama verecek hiç bir şeyi yoktu. Yüreği yansada yoktu. 

“Bu fikre nereden nasıl kapıldın bilmiyorum ama ben seni hiç aldatmadım. Eve geç geliyordum evet. Bu seni aldatmış olduğumun değil, sen rahat ol benden çekinme seni zorladığımı düşünme diye idi. Senin yanında olsam kesinlikle sana dokunmadan duramazdım. Ben seni hiç aldatmadım!” Adamın yorgun sesi Yağmur’un içine oturmuştu. 

Doğru söyleyip söylemediğini sağlıklı düşünecek kıvamda değildi. “Git artık.” Diyebildi. 

Tek kelime daha etmeden çıkıp gitti Mert. Hare bütün konuşmayı kelimesi kelimesine duymuştu. Odasına geçerek çantasından çıkardığı extazi den bir tane daha aldı bünyesine. Koltuğuna oturup başını yasladı. 

“Ben bile biliyorum seni hiç aldatmadı Yağmur.”  Diye mırıldandı. Hafifçe dönmeye başlayan başını keyifle arkasına iyice yasladı.

Savaşacak bir nedeni olsaydı, elinden geleni ardına koymazdı. Nedeni yoktu. Birbirini seven iki insan vardı. Mert Yağmur’a deli gibi aşıktı. Yağmur da Mert’e umutsuzluğun dibine vurmuştu. Aradan çekilmek gibi saçma bir fikre kapılmadı. Çünkü zaten aralarına hiç girmemişti. Kenarda sesizce beklemekte değildi onunki. Sadece izliyordu. Biliyordu bir gün Yağmur tabularını yıkacak ve sevdiği adama tüm kapılarını açacaktı. 

“Kader…” diye mırıldandı. “Sadece kader!” 

Hayatına kimseyi sokmamış olduğuna içerledi. Bunca yıl bir umut beklemişti. Son dört aydır boşuna beklemiş olduğunu anlıyordu. ‘Belki…’ dedi. ‘Hayatıma birini almış olsaydım daha kolay olurdu.’ Sonra bu düşüncesini çürüttü. ‘Hayatıma girecek adamı ben seçmiş olsam bile gönlüme girecek adamı seçemeyeceğime göre bile isteye yapmamışım.’

İç sesi yankılandı birden. ‘Ya hayatına giren adam gönlüne girmeyi de başarırsa!” Başını iki yana olumsuz salladı. ‘O kadar şanslı hiç olmadım. Olacağımı da hiç sanmıyorum.’ 

‘Denemeden bilemezsin!” 

‘Kes sesini deneme tahtası değilim. Hayattan beklentim yok! Ölmek için yaşıyorum.” 

‘O zaman sen delillik yapmalısın.” 

‘Olur. İlk karşıma çıkan adamdan bebek sahibi olayım. Bak ne güzel delilik sana.” 

‘Bebek sahibi… iyi fikir düşünsene minicik bir kız çocuğu, kucağında uyuyor.’

Kapalı olan gözlerini hızla açtı. Aklından geçenleri dolu bir masayı örtüsüyle beraber çekip üzerinde ne varsa etrafa saçtı. Masanın boş kalması gibi sildi düşüncelerini. 

Asla çocuk sahibi olmayacaktı. Anne olmayacaktı. Hele bir kız çocuğu asla ama asla doğurmayacaktı. Ayağa kalktı. Eliyle saçını arkasına attı. Hızlı hızlı nefes alıyordu. “İş. Evet iş çalışmalıyım.” Diyerek odasından hızla çıktı. 

Hiç önüne bakmadan tüm hızıyla sağa döndü. Taşa çarpmış olması için buralar da bir kaya olması lazımdı. Kayanın moda evinde ne işi olurdu. Burun kemiği kırılmış olabilirdi. Acıyla gözlerini yumdu. Eli burnuna gitti. Boşta kalan elinden tutan da kimdi. 

Ya yanında kahkaha atan kadın. Ses! Azra. Gözlerini yavaşça açtı. Karşısında yeşil gözlü devi gördü. Fatih!

Eli burnunda göz devirdi. Elinin üzerinde Fatih’in elini hissetti. “İyisin inşAllah. Kırık varsa sorun yok burnuna estetiği yakışabilir.” 

Elinin üzerindeki eli hızla itti. Diğer elinide çekti. “Sen bana koca burunlu mu dedin az önce?” Karşısında çemkiren kadına gülüşüyle yanıt verdi Fatih. 

“Hadi ama biraz uzun sanki.” 

Azra kenarda hala kıkırdıyordu. Hare gözlerini kıstı. “Uzunsa da benim kısaysada benim. Ve benim olan adamın!” Dediğinde Fatih kıstı gözlerini. 

“Demekki şanslıyım.” 

Elini yumruk yapan Hare Fatih’in üzerine doğru bir adım attığında Azra girdi araya. “Yahu  gençler siz hiç güzel söz bilmez misiniz?”

“Abla bu kızın dili dikenli zorlama istersen.” 

Hare yerinde toplandı. Eliyle saçını savurdu. “Dikenlerim sana has Fatih. Güzel sözlerim için can verecek adamlar var!” Yan bakısıyla Fatih’e baktı. 

Dişlerini sikan Fatih kıza doğru eğildi. “Dikkat et canından olmasınlar. Soy adım Atabey değil ama ya huyundan ya suyundan.”

Azra yüksek sesle, “ooww” dedi. Kaşları çatılan Hare Fatih’in ne demek istediğini anlayamadı. Neden canlarından olsunlardı ki? Huy ile su neydi? 

“Ne saçmalıyorsun bilmiyorum ama bende bir Asilkan’ım unutma!” Diye gözlerini çıkardı. 

Rüzgâr’ın kardeşi olmak ayrıcalıktı. İnat mı İnat! Asla pes etmez! Asla vazgeçmez! 

Bu atışmanın sonunun olmadığını bilen Azra olayı bitirmek adına araya girdi. 

“Odama gidelim. Sizinle bir şey konuşmam lazım.” 

Önden yürüdü. Ve bu iki keçinin arkasından gelmesini umut etti. Orada kalıp tartışmayı başa sarabilirlerdi. 

Neyseki olmadı. Azra masasının ardına geçip oturdu. Hare ile Fatih’te karşılıklı oturdu. 

İki elini bağlayıp masanın üzerine koydu Azra. “Çok vaktim yok. Malum Bade evde beni bekler. Size bir teklifim olacak. Kabul etmenizi istiyorum. Azra ablanız size zarar verecek bir şey asla yapmaz.”

İkisi de Azra ya odaklanmış ne teklif edeceğini dikkatle dinliyorlardı. 

“Bir erkek giyim firmasıyla anlaşma yapmak üzereyiz. Hare sen zaten biliyorsun canım.” Hare başını evet anlamında salladı. 

“Bu firma ile bir katalog çekimi olacak. Ne kadar incelediysem gönlüme göre manken bulamadım. Zaten erkek mankenleri incelerken başımda bekleyen kocam hiç birini beğenmedi. Beni seç Azra diye başımın etini yedi.” 

Hare ile Fatih gülmeye başladı. “Gülmeyin be. Benimde aklıma aileden biri olsun diye fikir geldi.” 

Konuşmanın nereye gideceği belli oluyordu ve ikiside yerinde kıpırdadı. Kısa bir bakış attılar birbirlerine. 

“Aslı’yı geçtim Yiğit beni vurur! Zeynep, Duru, Nil, bunları geçiyorum. Hele Nazlı’ya teklif götürsem Nazlı inadından kabul eder Karahan da şirket hisselerimi satın alıp beni batırır. Ruken ve Kenan da var ama Karahan için ha eşi ha kardeşi gazabından korkuyorum. Elimde bir siz varsınız. Katolog çekimleri ellerinizden öper gençler.” Azra sözünü bitirip arkasına yaslanırken Hare ile Fatih ayağa kalktı. Aynı anda aynı kelimeyi söylediler. 

“Asla olmaz!” 

&