Eylül 6, 2020

20. Hıdır idi Yunus idi

ile payelll

 

 

Elindeki siyah kar maskesine bakıyordu. Yanında duran abisine dün yaşadığı şeyleri anlatırken biraz olsun ferahladığını hissetti. “Çok benziyordu. Kime olduğunu bir rüyaya bağlamak biraz kaçıkça ama dünden bu yana içinden çıkamadım.” dedi eve döndüklerinde Hare ile resmi tekrardan uzun süre incelemişlerdi. 

Karahan eliyle çenesini sıvazladı. Elbetteki Fatih’in geçmişini araştırmış ama eline hiç bir şey geçmemişti. O zamanda çok değişik bir olayın içinde olduğunu anlamıştı, şimdi de anlıyordu. Yetimhane de her şey açıktır, nettir. Kimseye bilgi verilmez ama gücü olan o bilgiye ulaşırdı. Karahan ulaşamayınca anlamıştı ki Fatih öylesine biri değildi. Bunu dert etmemiş ve her zaman olduğu gibi Fatih’e sahip çıkmıştı. 

“İsim ne demiştin?” 

“Meriç, yani öyle duydum. Yanına gelen kişi de  müvekkillerimiz dedi. Buradan da avukat olduğunu çıkardım.” 

“Tamam. Şu günü bir atlatalım bulacağız.” deyip Fatih’in omzuna elini koyup sıktı. Genç adamın tedirginliğini anlıyordu. Kim olsa aynı şeyi hissederdi. 

Karahan, cebinde titreyen cep telefonu fark edip alıp baktı. “Aslı,” deyip kulağına götürdü. 

“Karahan son kez söylüyorum. O kulaklığı tak!” diye cırlayan Aslı’nın sesiyle yüzünü buruşturdu. “Tamam  Sherlock Holmes Aslı.” deyip kapattığı telefonu cebine attı. 

Kulaklığı kulağına yerleştirdi. Minik düğmeye bastı. Fatih’e aynı işlemi gerçekleştirdi. “Yemin ediyorum bıktım. Gidip boş bir adaya yerleşeceğim. Nazlı ve çocuklar bana yeter.” diye söylenen Karahan’ın sesi Aslı’ya ulaştığında Aslı kıkırdadı. “Tsunami olur gelir bulurum seni Karahan. Boşuna eziyet çekme.” diyen kadının sesiyle  maskesi yüzünün yarısında kaldı. Ağzının içinde homurdandığı sözleri Aslı seçememişti. 

Kulaklığı çıkarıp Hilal’e döndü. “Yeterince köpürdü mü?” 

Hilal dilini damağına vurup çenesini yukarı kaldırdı. “Sen ne diyorsun, lav akıtıyordu lav.” dedi. 

Azra, “Ne yaptın?” diye sordu. 

“Dün gece yemeğe çağırdım. Abimle ikisini tabii… sonra ayarladığımız hattan abime gelen mesajlar sayesinde abim zevkten dört köşe olurken Ceren fark etti. ‘Sen ne sırıtıyorsun?’ diye sordu. Abim alel acele telefonu cebine atıp Ceren’e bakmadan ‘hiç’ dedi. Ceren daha çok köpürdü. Bir iki dakika geçmeden telefona yeni mesaj gelince abim açıp baktı. Gülüşü iyice raydan çıkınca kırmızı görmüş boğa gibi Ceren telefona sarıldı. Abim boş bulundu. Ceren telefonu çoktan almıştı. Mesajları tek tek açıp bakmaya başladı. Abim istiyor ama vermiyordu. Biz de Kemal ile numaradan engel olmaya çalıştık. Mesajlar bitince Ceren abime öyle bir baktı ki gözleriyle öldürecek zannettim. Tabii sonunda telefonu abimin kafasında kırmasaydı iyiydi ama neyse…” 

Duru, “Ne yazıyordu mesajlarda?” diye sordu. 

Hilal, “Aşkım seni çok özledim. Yemekten çıkınca bana gel. Sabahlar olmasın.” dedi. Hare cık cık eti. “Bir kadına bu yapılır mı? Cinayet sebebi. Kafasında telefon kırıldığına dua etmeli Şahin abi.” dedi. 

Hilal ellerini beline yerleştirip Hare’ye döndü. “Ay o da yıllardır kurudu kaldı. Adam pesinde pervane. Yemeyenin malını yerler güzelim.” dedi. 

Hare yerine sindi. “Tamam ya, niye bana bağırıyorsun?” 

Aslı gülümserken Nazlı araya girdi. “Şahin’in haberi var değil mi? Yaptığı normal değil. Bende kırarım, ne o öyle birine sevdalı diğerine leylalı?” 

Aslı, “Var var merak etme.” dedi. 

Kızların hepsinin üzerinde şık gece elbiseleri vardı. Bir villa kiralamış ve üs olarak kullanamaya karar vermişlerdi. Rüzgâr evin her köşesine kamera yerleştirmiş ve bir odaya monitör koymuştu. Erkeklerin hepsinde kulaklık ve kar maskeleri vardı. İdare kısmı Aslı’nın elinin altındaydı. 

Emniyet ile birlikte yürüttükleri ‘Karakolda Ayna Var’ operasyonunda bir çok poliste onlara yardım etmiş ve ediyordu. Şahin’e giden tüm mesajlar aslında emniyetteki biri tarafından gönderiliyordu. Adam baya eğlenmişti bu dahice görevi yerine getirirken. Ceren telefon numarasını alabilse bile kimseye ulaşamazdı. Az sonra buraya gelecek olan ekipte işe dahildi. 

Nil, “Ceren birini vurmasın?” dedi. 

Aslı çenesini yukarı kaldırıp cıkladı. “O iş de tamam.”” dedi. 

“Nasıl tamam?” diye soran Nazlı’ya Zeynep cevap verdi. “Silahı bozuk, atamaz. Biraz zor oldu ama Şahin halletti.” dedi. 

Ruken oturup durduğu yerden günün sorusunu yöneltti. “Beylik silahı bir polisin iç organı gibidir. Nasıl bozdu ki?” 

Hilal, “Dün gece bana geldiler ya, çocuklar ile oynarken rahatsız oluyor görmelerini istemiyor. O yüzden çantasına atıp çocukların ulaşamayacağı bir yere koyuyor. E ben Ceren’i oyalarken Şahin abim halletti. Dün geceden bu saate fark edemez. Abim bu işi bilir zaten söylememe bile gerek yok.” dedi. 

Herkes tatmin olmuş ifade ile baş eğdiler. Aslı ellerini dizlerine vurdu. “Hadi başlayalım.” deyip ekiplerin yaklaştığını fark etti. 

Yerine oturup kulaklığını taktı. “Kemal, Yiğit yerlerinize. Karahan ve Rüzgâr sizde ön kapı girişinde bekliyorsunuz? Kenan sen üst kata, camdan bakacaksın unutma ara ara elindeki silahı havaya sık.” 

“Sen iste ablacım…” diyen Kenan çoktan merdivenleri tırmanmaya başlamıştı. Karahan ardından sinirle baktı. “Bu çocuğu niye sevmiyorum ben?” 

“Seversin Karahan. Öyle seversin ki?” diye mırıldandı Rüzgâr. Karahan ne dediğini anlamamıştı.

Ve Aslı her birini tek tek duyuyordu. Ruken’e Allah’tan sabır diledi. “Fatih oğlum sen de kendine bir köşe bul. Ön camlardan birine koguşlan.” 

“Çoktan aldım yerimi.” 

Aslı her birini monitörden izliyordu. Ve Karahan’ın bitmek bilmez homurdanmalarını… “Nazlı Allah sana sabır versin, kocan çok gıcık.” dediğinde Karahan öfkeyle tısladı. “Bende aynı şeyi Yiğit için diliyorum. Karısı, tam bir cadaloz.” 

“He canım he. Nazlı ile sözleşme imzalarken ağzın kulağındaydı. Neredeyse secde edecektin.” Aslı aklına gelen bir soruyla devam etti. “Yiğit Aşkım biz buna verdiğimiz parayı aldık mı? Yok vermediyse kızımızı geri alalım.” dedi. 

Yiğit kahkaha attı. “İstemez karıcığım. Kız da onun olsun, parada. Karahan’sız Nazlı hiç çekilmiyor be sultanım. Çok suratsız oluyor. Ama fazlasıyla kazandık. Merak etme.” dedi. Nazlı Aslı’nın sözlerinden başka bir şey duymuyordu. Ama mevzunun onun etrafında döndüğünü de anlamıştı.

Aslı kendini dürten Nazlı’ya öfkeyle geri döndü. “Sana diyorum değil mi beni dürtme diye.”  

“Sus sende. Çenen düştü. Ne uğraşıyorsun kocamla?” dedi elleri belinde olan Nazlı. Aslı göz devirip monitöre geri döndü. “Yiğit haklısın. Körle yatan şaşı kalkar. Artık kardeşinde bir gıcık. Karahan, kız sende kalsın. İade kabul etmiyoruz.” dediğin de Nazlı dişlerini sıkıp inledi. 

Karahan’ın dudakları yukarı kıvrıldı. “Karımı vereceğime canımı veririm. O hata bir kez olur.” dedi. 

Aslı da gülümsemişti ama belli etmedi. “Zaten sendeki bu aşk olmasa çekilecek adam değilsin. Neyse kızımız emin ellerde.” dedi gülüşü yüzüne yayılırken. 

Siren sesleriyle herkes sustu ve yerlerinde beklemeye başladılar. Karahan itiraf edemese de bulunduğu yerden de memnundu. Aslı’nın çılgın dünyasına adım atmıştı ve bu sefer iş çevrilen değil çeviren taraftaydı. 

Üç ekip otosu ve komiserlerin bulunduğu sivil araç evin biraz ilerisine park edildi. Ceren dün geceden bu yana hissettiği kıskançlık krizinden bir türlü sıyrılamamıştı. Arabadan hızla indi. Şöför koltuğunda oturan adamın başka bir kadına meyletlesi onda Şahin’i öldürme isteği uyandırıyordu. Tüm gece uyumamıştı ve sabahında Şahin’in yüzüne hiç bakmamıştı. Ne demekti başka bir kadın? Kendine bunu izah edemiyordu. Kızıyor, bağırıyor en sonunda hak verecek gibi oluyor ama anında dönüyordu. Katmerlenmiş bir aşktı onlarınki. Altı yanmış, bütünleşmiş ne kadar kazırsan kazı çıkmayan iz bırakan türdendi. 

Emniyete gelen ihbar üzerine aradıkları bir katilin bu evde saklanıyor olduğu yönündeydi. Altında bir şey arayamazdı. Ve gücü de yoktu. Etrafına toplanan polislere emir vermeye başladı. “Evin etrafını sarın. Tetikte kalın ve ben demeden ateş açmayın.” Suratı sirke satıyordu ve burada olmaktan şuan hiç mutlu değildi. Kendini bir yere kapatıp canı çıkıncaya kadar ağlamak istiyordu. Yanına gelen adama dönmedi. 

“Kaç kişi var içeride bilmiyoruz. Kendi başına hareket etme.” diyen adamın sesiyle dişlerini sıkıp Şahin’e döndü. “Sen bana işimi mi öğreniyorsun? Sen dağda it kovalarken, ben de buralarda katil avlıyordum. Unuttun galiba. Ben başkomiserim, sen komiser. Bana emir veremezsin.” 

Şahin ustaca yönettiği yüz ifadesiyle baktı Ceren’e. “Ben sana komiser olarak değil. Sevdiğin adam olarak emir veriyorum. Sen de bu emre uyacaksın.” dedi. 

Ceren elini yumruk yapıp adamın omzuna geçirdi. Şahin sadece yerinden kımıldadı. “Seni sevseydim peşinden gelirdim. Ama ben kendi yolumu seçtim. Ve seni terk ettim. Kendini çok büyütme.” dedi bu güne kadar ki en hırçın haliyle. 

“Sen beni sevmediğin için terk etmedin. Sen inadına yenildin. Ve inat ettiğin şeye bile inat ettin. Sonunda da bize yazık ettin.” 

“İyiki de etmişim. Bak bugün elin kadınlarıyla fingirdiyorsun. Beni aldatman çok kolaymış.” 

Şahin inanmaz yüzüyle baktı. “Gerçekten böyle mi düşünüyorsun?” 

“Yok aslında senin bir rahip olacak kadar kendine hakim olduğunu düşünüyorum da çamur at izi kalsın yapıyorum.” Yüzünü eve çevirdi. “Defol git başımdan.” 

“Peki sen istedin.” diyen Şahin’in yanına genç bir memur geldi. “Kalabalıklar komiserim. Üst katta biri var. Alt katta da bir kişi var. Daha fazlası da olabilir diye düşündük.” 

Şahin eve bakıp kaşlarını çattı. “Ver!” genç memur aracın içinden aldığı mikrofonu Şahin’e verdi. “Beş dakikanız var. Eğer teslim olmazsanız içeri gireceğiz.” dedi. 

Aslı, “Kenan kır camı havaya ateş aç. Korkma genç elindeki kuru sıkı.” dediğinde Kenan cevap vermeden üç el silah sesi duyulunca Ceren silahına sarılıp eğildi. Genç memur da yere çökmüştü. Ama Şahin ayakta dikiliyordu. Ceren gözlerini kırpıştırıp Şahin’e baktı. 

“Anladık boyun uzun, kendini korusana.” diye bağırdı. Ettiği tüm acı sözlere rağmen hatta içinde hissettiği kırgınlığa rağmen kıyamıyordu. 

“Ben eve girebileceğim bir yer var mı bakacağım.” deyip yan tarafa doğru silahını eline alarak sözde dikkatle ilerledi. Ceren ardından baktı. İçinden sayıp sövüyordu. “Bende diğer tarafa bakacağım. Sen burada kal!” dediği genç memurun yanında ayrıldı. 

Şahin evin arka tarafına geçince görünmez olmuştu. Evim arka kapısına hızlı adımlarla ilerledi. Kapıyı açan Yiğit maskesini kaldırıp gülümsedi. “Hoş geldin esir, geç içeri.” dedi. 

Şahin yüzünde sırıtışıyla koşar adım içeri girince onları gözetleyen polis bir dakika kadar bekleyip telsizi eline aldı ve “Şahin komiserim içeri girdi.” dedi. 

Ceren sıkıntıyla göz devirmişti. Bir el silah sesiyle yüreğinden vurulduğunu hissetti. 

“Kahretsin. Gerizekalı adam.  Bok vardı kahramanlık yapacak.” Telsizi kaldırıp emirlerini sıralamaya başladı. “Destek ekip çağırın hemen. Benden izinsiz tek bir kurşun sıkarsanız o kurşunları size yediririm, duydunuz mu?” 

Kısa bir cızırtının ardından gelen, “Anlaşıldı.” Sözüyle telsizini beline takıp evin etrafını dolandı. 

Evi baştan aşağı inceledi. Girebileceği bir yer olmalıydı. Mutlaka olmalıydı. Evin arka tarafına sinsice yaklaştı. Büyük villanın her yeri zaten pencereydi. Camı kırsa sesten fark edilmesi çok kolaydı. Sessizce içeri sızması gerekiyordu. Tül perdenin izin verdiği kadarıyla görüyordu odanın içini ve kimse görünmüyordu. Büyük cam kapıyı zorladı ama kilitliydi. Gözleriyle içeriyi inceleyerek ilerleyip küçük pencerelerin olduğu tarafa geçti. İki kanatlı pencereden birini itti ama o da kapalıydı. Küfürlerin en alası olanlarından seçmişti ve hem Şahin’e hemde az sonra benzeteceği adamlara sırayla gönderiyordu. Diğer kanatın önüne geldiğinde aralık olan perdeden kimseyi görememenin sevinciyle itti pencereyi. Küçük bir klik sesiyle pencere açılınca gözleri sevinçle büyüdü. Usulca içeri sızdı. 

Odanın kapısnı açtığında karşısında sandalyede bağlı olan Şahin’i gördüğünde nefes alamadığını hissetti. Minik bir aralıktan baktığı kapıdan Şahin de ona bakıyordu. Ağzı bantlıydı ve gitmesini istediğini belki etmek için başını salladı. 

Ceren ona aldırmadı. Etrafta kimsenin olup olmadığını görebildiği yere kadar inceledi ve etrafta hiç kimse yoktu. Kapıyı biraz daha açtı. Yine kimseyi göremedi. Kolunu uzatıp silahını öne çıkardı. 

Şahin gelmemesi için başını salladı ama Ceren aldırmadı. Kapıdan ilk önce silahı çıktı. Ardından bedenini çıkardı. Sol yanındaki boşlukta hareket hissettiğinde durdu. Düz bir duvar değildi. Sol yanında boş alan olduğuna emindi. Sırtını duvara dayadı. Silahını kulağı hizasına çekip bekledi. Şahin ile göz göze geldi. Ondan çektiği gözlerini sol yanına uzattı. Yapabilirdi. O bir polisti ve eğitimi tamdı. 

Nefeslerini tutan kızlar izledikleri görüntüyü gerçeğe çokça yakın olarak izliyordu. Ceren de ki cesarete hayran kalmışlardı. Lakin bir polis olarak mı oradaydı yoksa aşık bir kadın olarak mı birazdan anlaşılacaktı. 

Aslı, “Kemal hazır mısın?” dedi. 

Kemal, “Hazırım,” dedi. 

“Sırtını döner dönmez…” diyen Aslı Kemal’in ‘tamam’ demesiyle arkasına yaslandı. 

Ceren olduğu yerde daha fazla bekleyemeyeceğini bildiği için hızla soluna dönerek silahını doğrulttu. Elleri havaya kalkan Karahan’ın görünmeyen yüzü değişmişti. Kemal’in tetiğe basmasıyla Ceren minicik bir acıyla sırtını gerdi. Ayakta sendeledi. Kendini kaybetmeden tetiğe basmak istedi ama Karahan eline vurdu. Silah evin parke taşlarına gürültüyle düştü. Ceren ağzını oynattı bir şey söyleyecek gibi oldu ama gözleri yuvaları içinde yuvarlanıp kayboldu. 

Aslı, “Karahan kızı tut!” diye bağırdı ama Karahan çoktan o işe girişmişti. Aslı başını arkaya atıp derin nefes aldı. Yerinden kalktı ve kızlarla birlikte aşağı indi. Salonun ortasında toplandılar. Koltuğa uzatılan baygın kızın haline baktılar. Bayıltmak için kullandıkları uyuşturucunun etkisi uzun süreli değildi.  Zeynep, “Bu seferki doz çok azdı. Yarım saati geçmez bağlayalım.” dedi. 

Şahin’in elleri hala bağlıydı. Fatih elinde bir bıçakla gelip ipleri kesti. Ayağındaki ipler kalmıştı. Ağzındaki bandı kendi çıkardı Şahin. “Eğer barışmaya yanaşmazsa yandık Aslı. Sittin sene affetmez artık.” dedi. 

“Bana güven abi, seven hiç bir kadın buna dayanamaz. Eğer dayanıyorsa bence sen ondan vazgeç!” dedi Aslı. Aklın almadığı konu; vazgeçmekti. Ve Şahin buna hazır değildi. Kalbi vazgeçecek olsaydı çok önceleri başarırdı. 

Ceren’i Şahin’in karşısına bir sandalyeye oturtup sıkıca bağladılar. Kızlar yerine geri dönerken beyler de maskelerini tekrar taktılar. Salonun ortasında on dakika kadar volta attılar. Ceren kendine gelmeye başladığında kuru sıkı ama dışarıdan gerçeğin ta kendisi olan silahları bellerinden ellerine aldılar. 

Ceren gözlerini ardına kadar açtığında başını sallayıp ne olduğunu nerde olduğunu hatırlamaya başladı. Üzerinde hala uyku hali vardı. Ama beyni ısrarla kendine gelmesini söylüyordu. Etrafına bakındı. Beş erkeğin siyahlar içindeki haline gördü. Bir tek gözleri görünen adamları seçmesi mümkün değildi. 

Seslerini değiştirerek konuşmaları konusunda Aslı defalarca uyarmıştı. 

Aslı, “Bir tek Fatih konuşacak! Kimse konuşmasın. Çok gerekirse sesinize bir halt edin. Sizi tanırsa biteriz.” dedi. 

Fatih sözlerin bitiminde elindeki silahı Ceren’e doğrulttu. Ceren onu tanıyordu ama sesini çıkarabileceğini sanmıyordu. Yine de boğazını temizleyip kalınlaştırdığı  ses tonuyla konuşmaya başladı. “Bağırma! Ağzını kapatırız yoksa.” dedi. 

“Sen bana bir baksana, ben polisim. Ne diye bağıracağım?” ağzını yamultup konuştu Ceren. “İmdat kurtarın beni…” yüzünü eski haline getirip tükürürcesine baktı. “Falan mı bekliyorsun.” deyip ellerini çekiştirdi. “Siz beni bir bırakın, ben size göstereyim nasıl anırılır.” 

Güzel giren lafı ekarte etmek için Fatih bir adım attı ve bağırdı. “Konuşma! Polismiş. Ne oldu buradasın ve bağlısın. İstediklerimiz olana kadar da buradasınız. Şansımıza bakın ki iyi balıklar düştü oltaya.” 

Ceren göz devirip Şahin’e baktı. “Onun niye ağzı kapalı? Açın lan adamın ağzını.” 

Fatih Şahin’e bakıp, “Olur.”dediği anda bandı hızla çekti. Muhtemelen Şahin’in canı yanmıştı. Bunu adamın kendine dönen ters bakışlarından anlıyordu. 

“Sana gelme dedim. Aferin Ceren, çok iyi yaptın.” diye bağırdı Şahin. 

“Bağırma bana. Ne yapsaydım? Seni kurtarayım da sevgilinin koynuna yollayım dedim di. Ah eşek kafam niye uğraşıyorsam geber gitsin.” 

İkili arasında göz gezdirdi Fatih. Gülmemek büyük bir çaba gerektiriyordu ama neyseki başarıyordu. “Evli misiniz siz?” diye sordu. 

“Kim ben!? Bununla… Allah korumuş beni.” diyen Ceren esir haline hiç aldırmıyordu. Kıskançlık almış başını gitmişti. Zaten Şahin’i başka kadınla düşünmek ölmekten beterdi. 

“Eski sevgilim, daha doğrusu uzatmalı…” dedi Şahin. 

Fatih silahı havada salladı. “Kadınlar ve onların dertleri… Zaten bu kadınla evlenmiş olsan çenesiyle öldürürdü seni. İyi etmişsin,” dedi. 

Ceren’in gözleri büyüdü. “Senin ağzına s…..” Şahin’in “Öh hö” sesiyle durdu Ceren. 

“Ceren kendine gel sen bir kadınsın.” diyen Şahin’e tiksintiyle baktı. “Benden başka kadınlar da var. Sen onlara git. Uçkur düşkünü Peze…” Yine sözünü tamamlayamadı. Şahin’in “Ceren” diye bağırmasıyla sustu. 

“Abi bunun ağzı da bozuk. Sen iyi etmişsin. Boşver alemde kadın mı yok. Ohoooo genç adamsın. Yakışıklı desen öylesin. Kala kala buna mı kaldın. Karta kaçmış bu, bunun çocuğu da olmaz bak ben deyim sana….” Fatih’in sözleriyle Ceren sinirden mora döndü. 

Bağlı olduğu sandalyeyi sarmaya başladı. “Çözün lan beni. Hepimiz pezevenksiniz. Erkek değil misiniz? Sizi alacak kadınlara acıyorum. Adi köpekler. Ama suç sizi koynuna alan aşuftelerde. Sizden bir bok olmaz. Ay Yarabbim sizden bir de çocuk yapar bu beyinsiz kadınlar. Sonra dünya da neden bu kadar çok it var.” 

Ceren küfürlerini sıralarken kızlar ellerini ağızlarına kapatmış dehşetle açılan gözlerle monitöre bakıyorlardı. Azra, “Oha! Bize ne dedi.” dedi. 

“Aşufte dedi.” diye mırıldandı Ruken. 

Nil, kardeşine dönüp öfkeyle cırladı. “Tekrar  ermesene! Duyduk.” 

Ruken suratını astı. “Ağzıma biber de sürseydin abla.” dedi. Nil ter ters bakmakla kaldı. 

Aşağıda beyler kendilerini parçalıyorlardı. Kahkaha atarak hatta karınlarını tutarak gülmek istiyorlardı ama yerlerinde kıpırdanıp boğaz temizlemekle yetindiler. 

“Yeter lan!” diye bağırdı Fatih. Şahin’e döndü. “Abi sen bu kadını seviyor musun? Sıkayım kafasına sevmiyorsan.” 

Şahin tepkisizce Ceren’e bakıyordu. Onun o öfkeyle kabaran gözleri Karadeniz’in hırçın dalgaları gibiydi. “Seviyorum. Hep sevdim. Ölene kadar da seveceğim.” 

“Bok seviyorsun. O yüzden mi başka kadınlarla aşna fişne peşindesin. Bana ben erkeğim dersen….” deyip Fatih’e baktı. “Seni bu zibidi öldürmezse ben öldürürüm.” 

Fatih silahı Ceren’e salladı. “Sen bu adamı sevmiyor musun?” 

“Ne seveceğim lan ben onu.” deyip pis pis baktı Ceren. 

Fatih, Şahin’e ulaşıp silahın ucunu Şahin’in başına dayadı. “O zaman bu adamın yaşaması gerekmiyor.” deyip horozu indirdi. 

Ceren’in gözleri büyüdü. Ardından küçüldü. “Sık ulan! Sıkmazsan adam değilsin! Zaten adam değilsin orası ayrı konu.” dedi Ceren. Hayır sıkma diye bağıracak olsa bu adamlar onu mu dinleyecekti? Peki sık demişti, şimdi dinleyecekler miydi?” 

Fatih göz devirdi. Ne inatçı kadındı. Bir de karısına inatçı diyordu. Hare, eli ayağı öpülesiydi Ceren’in yanında. 

Aslı, monitörün başın da öylece bakıyordu. Kal gelmişti hem ona hem kızlara. Bu kadar da olmazdı. Bu neyin hırsıydı? Hilal, “dozu fazla mı yükledik? Kıskançlıktan gözü döndü.” diye mırıldandı.

“Senin kadar şaşkınım.” diyen Aslı hala boş boş ekrana bakıyordu. Aslı işine geri döndü. 

“Fatih, silahı Ceren’in başına daya ve doğaçlama yürü.” dedi Aslı. 

Şahin’in yanından ayrılan Fatih iki metrelik mesafeyi kat edip Ceren’in yanına geldi. Silâhı kadının başına dayadı. “Onu niye vurayım, senin gibi sevgiden anlamaz, kıymet bilmezi vururum.” 

“Ben mi anlamıyorum? Ben mi kıymet bilmiyorum. Ulan şerefsiz sen ne biliyorsun? Ben bu kazmayı tam yirmi senedir bekliyorum. Ama o ne yaptı? Yosmanın birine bastı gitti.” Fatih hala ‘serefisiz’ lafında takılı kalmıştı. 

Ceren, Şahin’e döndü. “Buradan sağ kurtulursam, önüme ilk çıkan adamla evleneceğim.” dedi Şahin’in gözlerinin içine acıyla baka baka. 

Şahin tepkisiz izliyordu. Buradan çıktığında ve sonrasında evleneceği tek kişi kendisiydi. Bunun bilincinde olmanın mutluluğu kanında geziyor olsa da Ceren’in bu şekilde üzmek hiç istemezdi. Fakat bazı şeyleri anlaması için kayıplar lazımdı ve Ceren şu an da kaybettiğine hem yanıyor hemde diş biliyordu. 

“O mesajları bana bir arkadaşım gönderdi. Sen de tanırsın, emniyetten İsmet.” dedi Şahin. Yiğit arkasındaki ipleri keserken. Ceren şok olmuş gözlerle izliyordu. İsmet ne alakaydı ve neden onu çözüyorlardı? Yiğitten bıçağı alan Şahin ayaklarındaki ipleri de kesti. Ayağa kalkmadı.

“Hepsi bir oyundu ama anladım ki sen beni beklemekle sevmeyi birbirine karıştırmışsın. Kafama sıktıracak kadar nefret ettiğini bilseydim, bu oyuna hiç kalkışmazdım.” deyip ayağa kalktı ve arkasını dönerek yıkılmış bir şekilde evin ana kapısına doğru ilerledi. 

Üst katta izleyen kadınların hepsi şok olmuştu. Oysa Şahin’in repliği bu değildi ki. 

Azra, “Aslı bir şey yap o kapıdan çıkanı bir daha tövbe billah barıştırmayız.” diyerek Aslı’yı sarstı. 

Aslı bir kez yutkundu. Beynindeki çarklar çatır çatır dönmeye başlamıştı. “Kemal, Şahin’i vur!” demesiyle Kemal belindeki uyuşturucuyu alıp Şahin’e hedef aldı. 

Ceren film izler gibi izliyor ama anlam vermekte oldukça zorlanıyordu. Şahin’in bedeni yere yıkılmadan Yiğit ve Karahan iki kolundan tutmuştu. 

“Lan ne oluyor? Siz kimsiniz? Ne ayaksınız siz? Şahin…” diye küçülen gözleri dolmaya başladığında Aslı dan gelen ikinci emir, “Ceren’i de vur!” oldu. 

Uzun uzadıya, bugün baya bir uyku çeken Ceren sonunda ayılmaya başlamıştı. Elini başına götüren ve gözlerini açmakta zorlansa da sonunda açmayı başarmıştı. Tepesinde zebellah gibi dikilen, eğilmiş kendisine bakan kızları görünce çığlık attı. 

Kulaklarını tıkayıp yüzlerini buruşturan kızlar odanın içine dağıldılar. “Kes bağırmayı!” diye uyaran ve sesiyle de sert olan Aslı eli belinde doğrularak baktı. “Ne oluyor?” 

“Elinin körü oluyor. Bir çuval incir berbat oldu. Ulan size harcadığım emeği, çalıştırdığım saksıyı heba ettiniz. Ama dur sen, bitti mi? Bitmedi!” diye avazınca bağıran Aslı Ceren’in şapşal suratını görmezden gelerek, “Tutun ve soyun.” dedi. 

Yaka paça Ceren’i ele geçirdiler. Kadın polisti ve  kendini koruma yöntemleri gelişmişti. Fakat ne amaçla üzerine çullanan kadınları durdurması gerektiğine de bir türlü anlam veremiyordu. 

“Kızım siz kafayı mı yediniz? Durun lan bir.” deyip kızları kendinden biraz uzaklaştırdı. 

Hilal, “Ya isteğinle soyunursun ya da biz soyarız Ceren. Hiç olmadı bu kıyafetle evlenirsin.” dedi. 

Gözleri fal taşı gibi açıldı Ceren’in. “Ne evlenmesi?” diyebildi. 

“Tabii ki Şahin ile sen! Her şey bir oyundu ama sen ne nemrut çıktın ya. Kıskançlıktan gözün döndü. Adamı ‘vurun’ dedin. Ya gerçek olsalardı. Bugün Şahin ölmüş olacaktı. Yok başka kız falan. Hepini biz uydurduk. Katil de yok ya da dur var aslında. Sen az önce Şahin’i kalbinden vurdun! O her şeyi biliyordu ve sen ondan vazgeçtiğin için oyunu yarıda kesti. Neden? Çünkü sen dağ gibi adamın, çünkü sen seni yıllardır bekleyen adamın, çünkü sen senin için meslek değiştiren adamın aşkına ihanet ettin. Gözden çıkardın.” dedi sesi tüm evi inletiyordu Aslı’nın. 

Ceren renkten renge bürünürken suçlu gibi başını öne eğdi. Kıskançlıktan adamı az daha öldürtecekti. 

“Şimdi! Git giyin ya da bu evden arkana bakmadan çık git! Bir daha da Şahin’i nah görürsün.” deyip arkasını döndü. 

Gevşettigi yüz ifadesiyle arkasından gelecek tek bir sözü bekledi. Gözü yana kaymıştı. Ama Ceren onu göremiyordu. Odanın içinde çıt çıkmıyor, herkes bekliyordu. Ceren hayır demiş olsa bile Aslı onu soyar o gelinliği yine de giydirir ve o nikah masasına oturturdu. 

Gerçekten de adamı gözden çıkarmıştı. Şahin’in giderken attığı bakış yüreğine dokunmuştu ama onu başka birine vermektense ya ölmeyi ya da ölü görmeyi tercih eder, bir ömür de acısıyla yaşardı. Ama yine de ellere vermezdi. O hatayı bir kez yapmıştı. Şahin’in etrafında olmasına tekrar alışmıştı. Sonrasını hiç düşünmemişti. 

“Ne sandın? Ben olmayacaksam başkasına yar edeceğimi falan mı? Ölmesini tercih ederim.” deyip kollarını göğsünde bağladı Ceren. 

Aslı hızla arkasına döndü. “Yemin ederim teyzem haklı. Sen abimin başına belasın.” dedi. 

“Bende teyzeni sevmiyorum, ona ilet. Ama oğlu beni seviyor.” deyip Aslı’ya göz kırptı. Kollarını çözdü. “Evet, ne giyiyorum?” Kızlar anında ayaklandılar. Biri çorap, diğeri ayakkabı bir diğeri elinde tarak, makyaj çantası, maşa, ve Azra elindeki gelinliği havaya kaldırdı. “Ben çizdim.” dedi gülümseyerek. 

Bir an da odanın içinde hareketlenme başlamıştı. Aslı ve Hilal birbirine göz kırptı. Hilal, “Durun!” diye bağırdı. Herkes bir anda durup kızlara baktı. Aslı arkasını dönüp karton kutudan bir paket çıkardı ve havada salladı.

“Ayol gelinliğin içine Victoria’s secret giymeden olur mu? Adamın gözleri bayram etsin.” dediğinde Ceren’in gözleri büyüdü ama daha fazla büyütmeye fırsat bulamadan üzerinde gördü Victoria’s secret’e…

….

“Beni sevmiyor neden evleneyim?” Şahin’i ikna etmek için dil döken adamlar artık pes etmek üzereydi. 

“Ne demek seviyor? Kör müsün kıskançlığından  yaptı ne yaptıysa…” Ayakta olan Yiğit son cümlelerini sarf etmişti. 

“Vurun dedi Yiğit. İnsan sevdiği adamı öldürün der mi?” 

Odanın kapısı ardına kadar açıldı. Aslı’nın dışarı fırlamaya hazır göz bebekleriyle karşılaştı Şahin. “Evlenmiyor musun?” 

Şahin ayağa kalktı. “Evlenmiyorum!” dedi. 

“İyi sen bilirsin. Ceren hazır gelinliğini giydi. Damat sen olmayacaksın madem bende başka birini bulurum. Zaten kız gelinlik ile terk edilince sana inat dışarıdan bir komiseri oturtur masaya…” 

Şahin’in gözleri kısıldı. Yapar mıydı? Aslı yapmasa, Ceren kesin yapardı. “Oynuyorsun Aslı.” 

İki elini havaya açtı Aslı. “Oyun bitti. Game over Şahin Balta.” deyip hızla kapıyı açtığı hızla çekip çıktı. 

“Tutun şunu!” 

Fatih, Karahan ve Rüzgâr gülümserken Yiğit ‘ya sabır’ çekip Aslı’nın peşinden koştu. 

Yiğit kapıyı çekip çıkınca Aslı durdu ve kocasına  döndü. Sinsi gülüşüyle, “Yedi mi?” diye sordu. Yanına gelen Yiğit kolunu karısının omzuna attı. “En acılısından tatlım.” dedi. Karı koca hazırda kimse yokken minicik bir öpücük paylaşıp nöbet yerlerine geri döndüler. 

Ceren’in işi Şahin den daha uzun süreliydi ama kızlar on elden çok çabuk bitirmiş ve ortaya müthiş bir gelin çıkarmışlardı. Ceren her ne kadar belli etmek istemiyor olsa da yüzünü talan eden heyecan gölgeleriyle ve sağa sola durmadan hareket edişiyle gün gibi ortaya seriyordu halini. 

“Bana bakın Şahin istiyor mu bana söylemediniz. Beni adama zorla mı vereceksiniz?” 

Kızların hepsi göz devirdi. Nazlı hariç, “Evet istemiyor seni ama biz seni zorla koynuna sokacak bir de bebek yaptıracağız. Oyunumuzun bir parçası… Manyak manyak konuşma be!” dedi. 

Elleri belinde olan gelin, “Ben beklerim sizden. Siz ne çiyan çıktınız. İll fırsatta bunun acısını almak için içeri tıkacağım sizi. Elime düşersiniz nasıl olsa.” dedi. 

Odadaki herkes bir ağızdan, “Allah korusun.” diye inledi. Ceren pis pis gülümsedi.

“Göreceğiz…” 

Aslı odanın kapısını açınca kızlar ona döndü. Odanın ortasına gelince Ceren’i baştan ayağa süzüp ıslık çaldı. “Vay anam vay önceki murat 124, sonraki Pagani Zonda C12 F. Kaporta sağlammış.” dedi. 

Ceren gözlerini kıstı. “Temizdir ayrıca… galeriden çıkışı henüz yapılıyor. Fabrika çıkışı yani…” dedi öfkeyle. 

“Senin bu halini görünce aklıma hep Perran Kutman’ın hababam sınıfı filminde Hürrem hoca geliyor aklıma, iyi mi?” dedi Aslı. 

Odanın içinde kıkırtılar yükselmişti. O filmi elbette Ceren de biliyordu. “Aslı.” Dişlerini sıkarak inleyen Ceren’e göz ucuyla baktı Aslı. 

“Ne ya? Yalan mı? Azgın bakire ve öfkeli Ceren. Neyse Şahin ‘Open’ kapılar açılıyor.” deyip tatlı tatlı kirpiklerini kırpıştırdı Aslı. Kızlar kahkahayı basınca Ceren de gülmeye başladı.

“Manyaksın kızın sen.” 

Kiraladıkları villanın büyük salonunda volta atan Şahin kırğınlığıyla baş etmeye çalışıyordu. Öte yandan da Ceren’i nikahına almanın heyecanı bambaşkaydı. Çok beklemişti bu günü. Geleceğinden şüphe ederek…

Kadınların kahkahalar atarak aşağıya inmeye başladıklarında başlar onlara döndü. Merdivenden inen ve kocaları yanlarında olanlar eşlerinin yanına varıp kolları altına girdiler. En son, Ceren kalbi ağzında Zeynep ve Azra’nın yardımıyla aşağı indi. 

Şahin ömrü boyunca bir meleği beklemişti. Beyazlar içinde, derin dekoltesi, makyajı saçlarıyla peri kızı gibi görünen kadından bakışlarını çekemedi. 

Ceren adamın kendine hayran bakışlarını yakalamış ve heyecanı iki katına çıkmıştı. Göğsünü şişiren derin nefesiyle gelip Şahin’in karşısında durdu. Cesur bakmak istiyordu ama bedeni eriyor gibiydi. Yine de toz kondurmadı. 

“Başına bela alıyorsun.” dedi. 

“Bunda haklısın.” dedi Şahin. 

Ceren’in gözleri kısıldı. İçinden kendine telkinler verdi. Başkasına gideceğine ölmesini istediği adamı kimseye veremezdi. “Halâ şansın var.” 

Şahin gözlerini kapatıp açtı. Ceren demek aşk demekti. Onsuz bir geleceği olmamıştı. Bundan sonra da olmazdı. “Senden başka şansım, hiç olmadı.” Kolunu Ceren’e uzattı. Ceren’in gözlerinden dışarı fırlayan kalpleri odanın içindeki herkes görüyordu. Adamın uzattığı kola girmişti. Tıpkı on beş yıl önce ilk nikâhlarındaki gibiydi. Göz göze gelen ikili o eski hatırayı birbirlerine sessizce anımsattılar. 

Hare birbirlerini seven bu iki insanın bakışlarına resmen erimişti. Ve ilk defa bir şey fark etti. Severek evlenmek farklıydı. Kendiside zorla evlenmemişti ama bu şekilde de olmamıştı. Kocasına kaydı bakışları. Fatih kendine dönen karısını fark etmiş ve dönmüştü. 

“Ne oldu?” diye sordu karısına biraz hüzün bulutu yüklenmiş yeşil gözlerine bakıp.

“Onlar birbirlerini çok seviyor baksana…” dediğinde salon boşalmak üzereydi ve ikisi kalmıştı. Fatih giden çiftin ardından baktı. “Evet.” dedi. “Anlatmak istediğin bu değil sanırım.” 

Başını iki yana salladı Hare. “Biz böyle evlenmedik, birden eksiklik hissettim.” dedi. 

Fatih’in kaşları havalandı. “Biz de evlendiğimiz gün mutluyduk.” 

“Tabii ki mutluyduk. Halâ da mutluyuz fazlası olacağına da eminim. Aldırma bana, kadınca bir his sadece. Hadi gidelim.” diyerek arkasını dönüp adım attı ama Fatih kolundan tutup durdurdu. Önüne geçti. “Biliyorum düğün istemiyorsun ama bak ailelerimizin bizim için istediği böyle güzel bir gün var. Bana kalırsa bu ikimiz içinde çok önemli. Hare, sen gelinlik bile giymedin. Yollar sonra çok üzüleceksin. Keşke diyeceksin.” 

“Haklısın.” dedi Hare. “Düğün önemliymiş ama gelinlik istemiyorum. Yine sade bir elbise giyebilirim. Evet düğün yapalım.” dedi gülümseyerek. 

“Sen gelinlik giyeceksin! Bu takıntını anlamıyorum.” 

“Anlama canım sende. Bir şeyi de anlama. Anlayışlı koca da ayrı dertmiş. Hadi nikah başlayacak.” 

Karısını kolunun altına çekip bahçeye doğru yürüdüler. “Çıkışta eve gidiyoruz ve sen bana şu gelinliğe ‘hayır’ demeni izah ediyorsun.” 

“Hayır.” 

“Evet.” 

….

Nikâha gelen emniyet mensupları eşliğinde hoş ve kalabalık nikah sona ermişti. Davetlileri ev sahibi gibi karşılayan ve veda eden Aslı ve Yiğit olmuştu. Hava kararmaya yüz tutmuştu. Güneş batmak için dakikalar ile yarışıyordu. Vakti zamanında Duru ile nikahlarını kıyan imam efendiyi getirmek de Rüzgâr’ın bir diğer görevi olmuş, imam efendi de kırmayıp gelmiş Ceren ve Şahin’in de nikahlarını kıymıştı. 

“Evet… Arabanız hazır… AŞK-I NAZ da sizin için kral dairesi hazırladık. Odanızda pasaport ve uçak biletleriniz de hazır. Yarın öğlen Dubai’ye uçuyorsunuz. İzinleriniz alındı. Tam on beş gün. Ama korkmayın İstanbul bize emanet.” dedi Aslı. 

Ceren ağzı bir karış açık Aslı’yı dinlemişti ve sonunda gelen sözlerle kahkaha attı. “Geldiğimiz de taş üstünde taş kalmayacak desene sen şuna.” 

Şahin ile ara da göz göze geliyor ama tek kelime etmiyorlardı. Herkes de bunun farkındaydı. Evliliklerinin ilk gününden kavga edecekler korkusu hepsinin içindeydi. 

“Biz gidelim o zaman.” deyip ayağa kalktı Şahin. Ceren de ona eşlik etti. 

“İyi, araba bekliyor. Biz de buraları toplayıp çıkalım.” Aslı konuşmasını bitirince hepsi tek tek tebrik edip sarıldı yeni çifte. 

Şahin ve Ceren el ele bahçeyi terk ederken grupta etrafı toplamaya başlamıştı. Karahan, “İnşAllah otelde birbirlerini öldürmezler.” dedi. 

Nazlı kocasına kınayan bakışlar attı. “O nasıl söz Karam? Oteli mi düşünüyorsun, onları mı?” 

“Her ikisini de güzelim.” 

“Hiç sanmıyorum, onlar bulur bir yolunu barışır.” dedi Aslı. Demesiyle pişman olması Ceren’in sesiyle gerçekleşti. Hepsi elindeki işi bırakıp birbirlerine baktılar ve koşmaya başladılar. Villanın önüne geldiklerinde tartışan karı kocayı görünce donup kaldılar. 

“Tam on beş yıl gerizeklı adam.” diye bağırdı Ceren. 

“Ne olmuş? Biraz daha bekleseydik de yirmiyi tamamlasa mıydık?” dedi Şahin. 

Aslı yerinde silkelendi. “Lan yeter be! Sizin gibisini de görmedim.” diye bağırdı. 

Ceren ile Şahin başlarını kendilerini izleyenlere döndüler. Birbirlerine göz atıp gülümsediler. Yüzlerindeki gülümsemeye gözleri dışarı çıkan insanlar şaşkındı. 

Azra, “Hepsi deli arkadaş.” diye söylendi. 

“İnatçıyız ama aptal değiliz.” dedi Ceren. 

Hare kocasının bir anda kaskatı kesildiğini hissetti. Bu sözü sevmediğini biliyordu ama nedenini bilmiyordu. Elini kocasının eli içine yerleştirdi. Eline bakan Fatih parmakları arasındaki eli sıktı. Bur gün geçecekti, Fatih’in inancı elindeki kalbinden geliyordu.

Şahin kendine çektiği karısının saçlarına öpücük kondurdu. “Biz de size bir oyun edelim dedik.” 

“İyi halt ettiniz. Kalbime iniyordu.” dedi Hilal eli kalbinin üzerinde. 

Aslı aklına gelen düşünceyle onlara doğru yürüdü. “Ya bir şey soracağım. Siz niye ayrılmıştınız?” 

Ceren’in, “Aslı teşekkür ederiz ama bu bizim ikinci evliliğimiz.” demesiyle hepsi, “Ne?” diye bağırdı. 

“Nasıl ya?” diye sordu Aslı. 

Şahin, “Yıllar önce resmi nikah kıymıştık, sırf benim yanıma atanması için. Kimseye söylememiştik. Ben o zaman Şırnak’ta görev yapıyordum. Ama Ceren, benim onun istediği yere atanmamı istedi. Damardaki kan Karadeniz kanı olunca o dedi Hızır ben dedim Yunis… Çok gençtik ve aşkın neresinden tutsak elimizde kalmıştı. Ayrıldık ve sessizce boşandık.” dedi.  

Uzun bir sessizlik… 

Aslı elini havada salladı. 

“Si….” diyemedi. Kocasının, “öh hö” demesiyle yerinde kıpırdadı. “Kaybolun gidin gözüm görmesin.” 

&