Eylül 8, 2020

22. Ne Sevgilisi? Kocayım Ben

ile payelll

 

 

“Nasılsın Cellat Kadir?” 

Ortalığı yarıp kalyon açan sessizlik… Boş bakışlar… Anlamsız bir durum… orada bulunan insanlar için en çokta Hurinur için iç yakan bir sessizlik… 

Onu tanımaması imkansızdı. Defalarca gördüğü yüzdü Kadir. Ne uzamış sakallar ne de bir lens onu gizleyememişti.

“İndir silahını Kara Turgut! Silahım yok.” 

Dişlerini sıktı Turgut Kara. Silahın ucunu adamın başına bastırdı. “Sana güvenmek için bir nedenim yok. Bir dakikan var. Tek bir cümle ile anlat yoksa gerçekten ölürsün. Leşini de Yakup’a teslim ederim.” 

Hurinur ayağa kalktı. Karahan ve kızlarda. “Abi ne Kadir’i ne oluyor?” dedi kaybetmeye yakın olan sesiyle. 

“Baba!” dedi Karahan. Turgut Kara hiç birine bakmadı. Kısık gözleri Kadir’in üzerindeydi. “Elli saniye!” dedi sert sesiyle. 

Kadir gözlerini kapatıp derin bir nefes eşliğinde açtı. Başındaki şapkayı çıkarıp masaya bıraktı. Boynundaki fuları da. Gözlerinde lensleri el çabukluğuyla çıkarıp attı. Hurinur kocaman açılmış gözleriyle baktı. “Allah’ım.” dedi ayakta sendeleyince Karahan halasını tutup yerine oturttu. Kendi de en az halası kadar şaşkındı. Aslı, Nazlı ve Zeynep ağızları bir karış açık sessizce izliyordu. Kadir gözlerini Hurinur’a çevirdi. “Özür dilerim.” dedi. Kadının dolan gözleriyle içinde bir yerde merhamet kırıntıları kendini ateşe verdi. 

“Kimsin sen?” diye çıkıştı Karahan. Başka bir sözcük aklına gelmiyordu. 

“Son yirmi!” diye bağırdı Turgut Kara. Arkasına yaslandı Kadir. Bu gece buradan çıkış yoktu. Gerçeği anlatmazsa Turgut Kara’nın kendisini vuracağını biliyordu. 

“Fatih Kırımlı’nın büyük dayısıyım!” 

Turgut Kara’nın eli titredi. Karahan kalktığı yere çöktü. “Yalan söyleme Kadir. Yemin ederim bu gece buradan cesedin çıkar.” Başını Tuğut’a kaldırdı. “Dışarıda bir ekip aracı var. Tek bir silah sesiyle içeri girerler…” dedi gerisini sen anla bakışı atıp. Sessizce yerlerine çöken kızlara baktı Kadir. 

“Ben Fatih’in anneannesinin kardeşiyim. Beni dinleyeceksiniz. Devlet için çalışıyorum. Tehlikeli değilim.” dedi. 

Turgut Kara’nın da aklı karışmıştı. “Karahan ara üzerini.” demesiyle Ayağa kalkan Kadir’in üzerini aradı Karahan ama her hangi bir şey bulamadı. Elindeki silahı indirmedi. Kızlara döndü. “Bu tarafa geçin!” Kızlar Hurinur’un tarafına geçti. Kadir masanın bir tarafında tek başına kaldı. Hurinur’a bakamıyordu. Göz ucuyla bir kez baktığında donmuş gibi duran kadını görmüş ve yüreği kavrulmuştu. Hiç affetmeyecekti. Geç bulduğunu çabuk kaybetmişti. Aşkın acısını yüreğinde hissettiğinde burukça gülümsedi. Bunu da yaşamıştı ya, artık ölse de gam yemezdi. 

Ayakta ve elinde silah ile bekleyen Turgut Kara bir kez daha bağırdı. “Anlat!” 

“Leyla.” dedi. “Yakup Şahkıran’ın karısı benim kız kardeşim.”

Uzun bir süre sayılacak zaman diliminde, kah başını önüne eğip kah cesurca bakışlarla her şeyi anlatmıştı Kadir. Kimse soru sormadı. Yorum da bulunmadı. Hurinur da dahil anlatılan şeylerin dehşetiyle yerlerine çivilenmiş gibiydiler. Karahan başını önüne eğmiş birbirine doladığı parmaklarıyla yavaş, anlamsız hareketler yapıyordu. Fatih onun canından canıydı ve başına gelmiş olan şeylere inanamıyordu. Üzülmüştü. Derinden bir sızlama yavaşça yukarı çıkıp boğazına oturmuştu. 

“Senin onu bulduğun gün ben oradaydım.” Karahan başını hızla kaldırıp artık şaşırmaması gerektiğine karar vermiş ifadesiyle baktı adama. 

“Benden önce davrandın. Sen olmasaydın ben yanıma alacak bir şekilde gizleyecektim. Ama seninle tanışması benim için büyük bir ödüldü. Ona benim veremeyeceğim tertemiz bir hayat verdin. Hep takipteydim. Ona bildiğin ne varsa öğrettin. Sayende bugün mükemmel bir insan oldu.” 

Karahan Kadir’e başını salladı. “O hep mükemmeldi. Ben hiç bir şey yapmadım. Özünde pırıl pırıl bir kalbi vardı zaten.” 

“Babası…” dedi Kadir. “Her yanıyla ona benziyor.” 

“Neredeler?” diye sordu Nazlı. Kadir Nazlı’ya döndü. “Buradalar. Kardeşleri, annesi, babası uzaktan bir kez gördüler evinin önünde, Hare ile birlikteydi.” 

“Ne olacak peki? Bu şekilde bir yere varamazsınız. Ne kadar süreceği belli bile değil. Kaldı ki dedesi dediğimiz adam psikopat ya Fatih’e zarar vermeyi başarırsa. Ya engel olamazsak.” dedi Aslı sessizliğini bozup. 

“Operasyon sessizce ve uzun zamana dayalıydı. Bu şekilde organize edildi ama Fatih’in resimleri etrafı süsleyince Yakup tanıdı. Şimdi bu şekle göre ayarlama yapılıyor. Fatih korunma altında.” 

“Ya benim kızım?” oturduğu yerden kalkmış ve Kadir’in yakalarına yapışmıştı Turgut Kara. Kadir anlamamış soru dolu gözlerle bakmıştı adama. “Kızlarınla bir alakası yok.” 

Dişlerini sıkan Turgut Kadir’i sarstı. “Hare benim kızım, öz kızım! Ben bilmem dayı baba, Fatih bizim oğlumuz. İkisinden birinin tırnağı kırılırsa yapacaklarımı bilirsin.” deyip adamın yakasını sertçe bıraktı. 

Yeni edindiği bilgiyi içine sindirip nefesini tazeledi. Bu bilgi ona ulaşmamıştı. “Bunu bilmiyordum ama senin veya başkasının Hare benim yeğenimin karısı! Elimden geleni yapıyorum. Şunu da unutma ben olmasam da Yakup öğrenecekti.” 

Adamın meydan okuyan tavrıyla ayağa kalktı. Kadir’i de yakasından tutup ayağa kaldırdı. Kendini korumayan Kadir Turgut Kara’nın haklı öfkesinin geçmesini bekliyordu. “Yemin ediyorum Kadir çocuklarımdan birinin başına bir şey gelirse yakarım, seni de o adi adamı da!” 

Karahan babasının koluna dokundu. “Baba yeter!” Turgut adamı silkeleyip bıraktı. Hurinur’a döndü Kadir’in bakışları. Göz göze geldiler. Kadının gözleri kan çanağı gibiydi. Kendini sıkmıştı. Hiç konuşmamış, sessizce beklemişti. Yitip giden bir mutluluğa canı yanmıştı. İnandığı adamın ihanetine, yalanlarına ve kullanıldığına inanmamak istedikçe adamın ağzından çıkan her sözcükle bir hançer darbesi yemişti. Kendine bir adım atan adamı fark edince ayağa kalktı. “Aslı beni eve bırak!” deyip masanın etrafını dolandı. 

“Tamam.” diyen Aslı da kadının ardından hızlı adımlarla çıktı. 

“Bir de kardeşim. Varlığın sorun Kadir. Kaybettin. Bu iş bittiğinde seni görmek istemiyorum. Gerçekten ölür müsün bilmem ama bizden uzak duracaksın!” 

Turgut Kara’nın sözleriyle çenesini havaya dikti. “Ben Fatih’in dayısıyım. Bu iş bittiğinde beni görmeye alışırsan iyi edersin. Hurinur ile aramızdaki konu seni ilgilendirmez!” Turgut Kara adama atacağı yumruğu hazırlamış savuracakken Karahan kolundan tuttu. Kadir’e baktı. “Git artık.” dedi. Kadir keskin bir bakışın ardından AZA’dan çıktı. 

Turgut Kara ve Zeynep’te ard arda ayrıldılar. Zeynep anahtarı Nazl’ya vermişti. Karahan sandalyesine oturdu. Nazlı da usulca yanına çöktü. Çöküş yaşayan kocasına kıyamıyordu. Sorunların biri bitiyor diğeri ardından geliyordu. “Karam.” dedi mırıltı gibi sesiyle. 

“Hangisine üzüleceğimi bilemedim Nazlı. Neye üzülmeliyim? Fatih’in bir bebekken başına gelenlere mi yoksa başına geleceklere mi?” 

“Hiç birine Karahan. Sen Fatih’in başına gelen en iyi şeysin. O da bizim için öyle. Buna sevinmeye ne dersin. Kader getirdi onu bize. Bunların hiç biri olmasa Fatih için en iyisi olurdu elbette. Ama olmuş ve kader onu sana kardeş diye getirmiş. Kendini üzme! Daha ona sahip çıkmamız gereken kritik zamanlar var. Onun bize ihtiyacı var!” 

Bir kadın! Her erkeğin bir kadına ihtiyacı vardı. Lakin her erkeğin kendini iyi tanıyan, iyi hissettiren bir kadına ihtiyacı vardı. Nazlı tam da böyle bir kadındı. Kolunu kaldırıp karısına sarıldı. Güneş sarısı saçlarına dudaklarını bastırdı. “İyi ki sen varsın.” 

 

Evden birlikte çıkarak otoparka arabalarının yanına doğru ilerliyorlardı. “Film bitmeden uyuya kaldım. Ne oldu bana anlamadım birden bir ağırlık çöktü üzerime.” Ağzının içinde homurdanan adama baktı ama bir şey anlamadı. “Neler kaçırdığını bir bilsen.” diye gevelemişti Fatih. 

“Ne dedim sen?” 

“Şey dedim canım; buldun rahat kollarımı suçu üzerine çöken ağırlığa atma şimdi.” Gülümseyerek karısına döndü. “E o da var şimdi. Ne yalan söyleyeyim beşikteki bebek kadar huzurluydum.” Yeşil gözleri sabah güneşinde ışıl ışıl parlıyordu. Kocasının gözleri de aynı şekildeydi ve birbirlerini görüyorlardı göz bebeklerinde. 

“Dünyaya benim için gelmiş gibisin.” İçinden geçenleri Fatih’e söylemekte hiç sakınca görmüyordu. Yirmi yedi yıldır kimse ona kocası kadar iyi gelmemişti. 

“Sabahın bu saatinde bu güzel cümleyi hak edecek ne yapmış olabileceğimi merak ettim doğrusu.” Karısının uzun saçlarından bir tutam alıp parmağına doladı. 

“Buradasın, yanımda! Yeterli mi?” 

“Abartıyorsun.” 

“Kendini küçümsüyorsun. Beni bir illetten kurtardın, bu yadsınamaz.” 

“Önce sen istedin. Ben sana yardım ettim. Sen istemesen ben ne yapabilirdim ki?” 

“İstememe neden oldun. Yoksa ölünceye kadar kullanırdım. Hayata dair bir amacım yoktu. Yalnız bir kadın olarak bir köşede ölürdüm.” Haresiz bir dünya düşündü Fatih. Nefessiz kalmak gibiydi. Bir gideni daha kaldıracak gücü yoktu. Hele Hare’yi asla! “İyisin değil mi?” diye sordu. Yanındayken aklı kalmıyordu tabii ki. Ama yanında olmayınca aklı her an onunla meşgul oluyordu. 

“İyiyim. Arasıra aklıma geliyor.” 

“O zaman ne yapacağını biliyorsun.” 

“Evet. Ya yanına geleceğim ya da aklıma seni getireceğim.” 

“Aferin kız.” deyip işaret parmağını kadının burunun ucuna dokundurup çekti. “Yeni bağımlılığın benim. Ayrıca o zehirden daha fazla işe yaradığımı düşünüyorum.” ‘Hain’ dercesine bakışıyla kocasına yandan baktı. “Çok iddialı oldu.” 

“İddia değil karıcığım bunlar gerçekler. Yoksa yanılıyor muyum?” 

Dudakları sağa sola kıvırdı Hare. “Yanılıyor sayılmazsın tabii. Sonuçta alışmışlığım var.” 

“Alışmış?” dedi kaşları havada Fatih. “Neye alıştın?” Kocasının belden aşağı vurmaya başladığını fark edip U dönüşü yaptı. “Sana alıştım.” 

Düz bakışlara dönüştü adamın az önceki sorusuyla gelen hınzır bakışları. “Bana alışmanı istemiyorum.” 

Yere düşen buz kütlesi gibi dağıldı Hare. Kırık gözlerini adamdan çekti. “Bunu anlamadım.” dedi. 

Karısının cesur hallerine inat hemen kırılan bir kalbi olduğunu pek tabii biliyordu Fatih. Ama Hare hala öğrenememişti kocasının ardından gelecek olan sözlerini. ” Alışkanlıklar bir başka alışkanlıkla yer değişebiliyor. Beni hiç bir alışkanlığına değişme! Alışmaktansa aşık olmanı tercih ederim.” 

İşittiği sözler ile yere dökülen buz kütlesi geri çekim misali kendini topladı ve bu sefer erimeye başladı. Bu da başka bir dağılımdı. Gözlerini kapatıp içinden gelen samimi bir gülüş ile açtı. “Kalbime indirecektin. Senin bu ucu açık cümlelerin…” deyip başını sağa sola salladı. “Ismarlama aşk mı olur?” 

Fatih omuz silkti. “Ben bilmem sen bilirsin. Ne demek istediğimi anladın sen.” Hare çenesini havaya kaldırdı. “Anlamadım canım. Sen bana bir ara anlatırsın. Gidelim mi artık?” Var mıydı öyle aşk isteyen adama kolay kolay aşkını ilan etmek. Önce kendisi bir görmeliydi. Gerçi yaşadıkları heyecanın bir adı kesinlikle aşk olmalıydı. Ama kadın tarafını kullanacak, nazlanacak ve  itiraf etmeyecekti. 

“Gidelim. Ben bırakayım seni.” dedi yanında durduğu aracını işaret edip. “Arabama ihtiyacım var. Akşam yedi gibi bir yemek var otelde.” 

“Otel?” dedi Fatih gözlerini kısıp. 

“AŞK-I NAZ da. Koreli ortaklarımız ile yemek yiyeceğiz.  Yemeği Azra abla organize etti. Zaten oteldeler şuan.” Saatine baktı Hare. “Az önce giriş yapmış olmaları gerekiyor.” deyip kocasına döndü. “Henüz ortak değiliz tabii yemekte imzalanacak anlaşma. Ama her hangi bir pürüz kalmadı.” 

“İyi o zaman akşama sen geleceksin.” Uzanıp kadını dudağının kenarından öptü. Aracının kapısını açtığında Hare’nin çalan telefonuyla durup döndü. Çantasından telefonunu çıkarırken, “Git sen.” diyen karısına başını salladı. Binip kapıyı çektiğinde camdan gözetlediği kadının telefona korkulu gözlerle bakmasıyla kapıyı açıp çıktı. “Ne? Kim arıyor?” 

Elleri titreyen Hare başını zorla kocasına kaldırdı. “O arıyor.” diyebildi. Telefon kızın elinde durmadan çalıyordu. Fatih elinden alıp baktı. Bu Hare’ye uyuşturucu satan adamın numarasıydı. Hare den aldığında Şahin den rica etmiş araştırma yapmıştı. Adamın, adam yaralama, uyuşturucu kullanma gibi suçları dışında kayıtlarda bir şey yoktu. Adresini Şahin vermişti ama bir daha aramayınca Fatih üstelememişti. 

Telefonu Hare’ye uzattı. “Aç ve geleceğini söyle!” dedi Hare titreyen ellerini havaya kaldırdı. “Fatih yapamam. Ellerim titriyor!” dedi bacakları da kendini serbest bırakmaya başlamıştı. Telefonu cebine attı. Zaten sonunda sununda susmuştu. Kadının titreyen ellerini iki eliyle kavradı. “Sakin ol güzelim. Sana hiç bir şey yapamaz. Ben varım! Biliyorsun ki seni asla yalnız bırakmayacağım.” Kadının ellerini iki eli arasında birleştirip açık olan araç kapısındaki şoför koltuğuna oturmasını sağladı. Ellerini bırakıp yüzünü iki eli arasına aldığı karısının alnına dudaklarını bastırıp geri çekildi. 

“Kendine gel. Bir telefon sadece. Öyle olmasa bile sana kimse zarar veremez! Derin nefes al ve bana bak.” Hare kocasının dediklerini yapmış verdiği suyu içmişti. Bir anda o adamın aradığını gördüğünde aklına gelen aldığı günler ve hissettiği uçuk saatleri anımsamıştı. Bir tarafı inatla direnirken diğer tarafı yak gemileri al bir tane diyordu. Kocasını olan inancı daha ağır basıyor ve onunla geçirdiği bir ayı bir kaç extaziye değişmek istemiyordu. Arada kaldığı için bedeni kendini boşaltma hissiyle iradesi dışında hareket ediyordu. 

Üzgün bakan Fatih’e utangaç bakışlar attı. “Özür dilerim korkuttum.” dedi. Karısının bu haline göz devirdi Fatih. Cebinden çıkarttığı telefonu uzattı. “Al şunu ara, yolda olduğunu söyle.” Korkmaktan ziyade içinde hissettiği endişesi sadece onu bu şekilde gördüğü içindi. Onu bu hale getiren adamın bir yerlerini kırmadan da canı rahat edecek gibi değildi. Gözlerini indirerek telefonu alan karısına da canı yanınca önünde eğilip dudaklarına sakinleştirici bir dokunuş bıraktı. Karısının başını iki eli arasına aldı. “Özür dileme. Seni korkmuş gördüğümde…” deyip sustu. Kendine bakan mahmur yeşil taneleri çok seviyordu ve bu şekilde bakmalarını istemiyordu.

“Kıyamıyorum ben sana. Bakma öyle…” demesiyle sarıldı kadına. Kendini kocasına bırakan Hare kendini toplamak için adamın çekici kokusundan faydalandı. 

Geri çekildi Fatih. “Ara hadi…” telefonun ekranına elleri bir nebze de olsa cesaretle dokundu ve kulağına götürdü. Diğer taraftan gelen iğrenç sesle dişlerini sıktı. 

“Ne var?” 

“Çok ihmal ettin beni tatlı kız. Aramadım diye unuttu mu sandın? Seni nasıl unutabilirim.” Kahkahasıyla telefonu kendinden uzaklaştırdı Hare. Kocasının bakışları altında geriliyordu. Fatih adamın her kelimesini duyuyor ve daha çok bileniyordu. Arkasını dönüp uzaklaştı. Elini ensesine götürüp oraya sıktı. Onun karısına, kadına bir başka adam neler söylüyordu. Kendini sakinleştirmek için derin nefesler aldı. 

“Sana peşimi bırak demiştim.” 

“Bende seni dinlemiştim zaten. Geleceksin ve malları alacaksın. Her zamanki yerde bekliyorum. Bu son çağrı kendini ana haber bültenlerine malzeme etmek istemiyorsan…” deyip telefonu suratına kapatan adama dişlerini sıktı. Hare’ye döndü Fatih. 

“Kapattı. Her zaman aldığım yerde bekleyecekmiş.” 

“Hadi gidiyoruz.” Hare’nin elinden tutup arabanın diğer tarafına geçmesine yardım edip kapısını kapattı. Kendi koltuğuna geçinceye kadar aklından geçen en güzel yumruklarla adama neler yapacağını hayal etti. 

…. 

Uzunca sayılacak bir yol gelmişlerdi. İstanbul’un diğer yakası ve virane bir semtti. Fatih buraları elbette biliyordu. Ve bu kısımların ne işlerle uğraştıklarını da biliyordu. Hırsızlık başta olmak üzere bir çok kirli işin bu semtte döndüğü ve Hare’nin de buraya sık sık geldiğini düşününce aklını kaçıracak gibi oldu. 

“Tek başına buralara nasıl cesaret ettin? Ah Hare, ya başına bir şey gelseydi.” 

“Nasıl bir cesaret bilmiyorum. İhtiyacın uyuşturucu olunca gözün pek nereye geldiğini görmüyor. Arabadan inmedim hiç. O parasını ben bana lazım olanları alır giderdim.” 

Burnumdan içeri sıkıntılı bir nefes aldı. “Nerede?” Hare kocasına yaklaşıp kolunu tuttu. “Fatih sana bir şey yaparsa ya. Ben korkuyorum. Sen hiç inmesen.” dedi bir umut kabul etmeyeceğini bildiği halde şansını denemek istemişti. 

“Bana hiç bir şey olmayacak. Arabadan inme iki dakika bile sürmeyecek sadece konuşacağım.” derken karısına dönüp sakinlikle cevap vermiş ve yanağına da minik bir buse kondurmuştu. “Hadi ara ‘Ben geldim’  de çıksın ortaya. Hare ikiletmeden aradı ve yaklaştığını söyledi. Telefonu kapatıp arabayı sakladıkları köşe başında beklemeye başladılar. Beş dakika sonra elini kolunu sallaya sallaya tam anlamıyla serseri olduğu kılık kıyafetinden de belli olan adam göründü. Yol kenarındaki ağacın altına gelip durdu ve omzunu dayayıp elindeki telefonla oynamaya başladı. 

“Adı ne?” 

“Artuk.” 

“Ben inince benim yerime otur. Buralar tekin yerler değil. Her köşeden bir pislik çıkabilir.” Hare yutkunarak, “Tamam.” dedi. 

Fatih kravatı ve ceketini çıkarıp arka koltuğa bıraktı. Bu şekilde fazlasıyla dikkat çekiyordu. Gömleğinin kollarını da katlayıp araçtan indi. Hare hızla şoför koltuğunda yerini alırken gözlerini bir an olsun kocasından çekmedi. 

Elleri cebinde yolun kenarındaki kırık dökük kaldırıma çıktı. Yavaş adımlarla ilerledi. Artuk elindeki telefona dalmıştı. Fatih gelip ağacın diğer yanına omzunu yaslayınca Artuk yanındaki kıpırtıya  başını eğdi. Tek kaşı havada adamın ne ‘ne ayaksın?” bakışlarına sırıttı. 

Adama ‘öylesine’ ağız burun hareketi yapınca Artuk önüne döndü. İki saniye sürmüştü Fatih’i tanıması. Bilbordlarda Hare’nin yanında olan adamla şuan yanında olan adam aynı kişiydi. Hızla döndüğünde ilk yumruğu yemişti. Artuk’un yakasına yapışıp düşmesine engel oldu. “Benim karıma,” dedi telefondaki sözler aklından çıkmıyordu. “Tatlı kız.” Adamın kafasına başını içindeki nefretle geçirdiğinde yere düşmesi için yakasını bıraktı. 

Acıyla inleyen adamın yanına diz çöktü. Elini çabuk tutmalıydı. Şuan için  etrafta kimse yoktu ama her an bir grup halinde gelebilirlerdi. “Bir daha Hare’yi ararsan gelir bu işi bitiririm. Elin ağzın rahat dursun. Senin pisliğin kadar benim gücüm var. Bir köşede cesedini bulurlar.” 

İki elini de başına kapatan Artuk acıdan kavruluyordu. “Kafa mı kırdın lan!” diye bağırdı. 

“Canın çıkmadı hala ona dua et ve dediklerimi aklından çıkarma! Bir daha aramayacaksın. Bir daha benim karıma iyi kötü bir laf edersen dilini koparırım.” Sıktığı dişleri arasından adama kısık gözlerle baktı. Zorla gözlerini açan Artuk başını tamam anlamında salladı. 

Adamı yerde bırakıp ayağa kalktı ve arabaya doğru gideceği sırada Hare aracı önünde durdurdu. 

Yanından geçen arabaya yerde yan dönerek baktı Artuk. Yere düşen telefonunu aradı gözleri. Zonklayan başıyla doğruldu ve Fatih’e ağza alınmayacak küfürler savurdu. Köşesi kırılan telefonuna içi sızladı ve bir kaç küfür daha etti. “Daha yeni aldım lan ben bunu.” Kendi kendine hayıflanırken ekranda bir bok anladığı işi illada yapmasını isteyen adamın numarasını görünce hızla açtı. “Buyur abi. Kafamı dağıttı sizin adam. Hayır abi kız yoktu. Aslında vardı. Kızma abi. Beni bir güzel benzetti kız da arabayı önüne çekip aldı gitti. Ben anlam…” suratına kapanan telefonla baş başa kalınca ekrana baktı. Yediği dayak üzerine bir de büyük başların tiribiyle elindeki telefonu yere atacakken durdu. Hâlâ iş görüyordu. 

“Ulan neyin içine düştüm ben.” Kendi kendine sorduğu soruya arkasından biri cevap verdi. Ensesinden yakalandı Artuk, yaklayan kulağına fısıldadı. “Bak Allah’ın işine yine mi sen lan?” diyen Fatih’in peşinden ayrılmayan ekiplerden birindeki polis memuruydu. Artuk’un cebine elini atar atmaz hap dolu minik poşet eline gelmişti. “Bugün iyi bir gün.” deyip kimse görmeden ekip otosuna sürükledi Artuk’u. Bu bölgeye polis bile zor giriyordu. Artuk’un arkadaşı gibi yanında yürüyen polis aslında adamın beline silahını sertçe bastırıyordu.

 

Semtten yeni çıkmışlardı ki Hare ellerine baktı. “Ellerim titriyor.” demesiyle direksiyon hakimiyeti bir kez sendeledi.  Fatih direksiyona elini koydu ve ona yönlendirmeye yardım etti. “Kenara çek.” 

Dörtlüleri yakıp aracı kenara çekip durdurdu. Başını arkaya sertçe bıraktı ve ellerini yüzüne kapattı. “Benim yüzünden ne hale geldin.” Yüzünde olan ellerinden dolayı sesi boğuk çıkmıştı. Fatih kapısını açıp çıktı. Hare’nin  tarafına dolanıp kapısını açtığı kadını dışarı çıkardı. Gözleri dolmuş olan kadına bakınca gülümsedi. “Sabah sabah iyi geldi aslında. Var mı başka dövülecek? Hak eden olsun ama…”

Hare de burukça gülümsedi. “Şakaya vurmaya çalışma. Kendimi kötü hissediyorum. Sen ki Karahan Atabey’in örnek yetiştirdiği nazik birisin. Ama az önce adamın kafasını kırdın.” 

Bakışları alev alan Fatih karısına uzunca bir süre baktı. “Ben ondan çok şey öğrendim. Ama iki şey çok net!” 

“İki şey… Nedir onlar?” 

“Birincisi; Sevdiğin kadını ister uzak ister yakın olsun can alacak kadar korumak.” 

Anlamadı Hare. Soru dolu bakışlar adamın yüzünde gezindi. Tek anladığı sevdiği kadındı. Ama sanki diğerini sorması şartmış gibi hissetti. “Nasıl yani?” 

“Öyle yani…” dedi Fatih içindeki zor durumdan çıkmak için gülümsedi. “Bazen çok garip konuşuyorsun ve ben seni anlamıyorum. Ama bana anlatacağın bir gün olacak gibi hissediyorum.” 

“Konuşmaya değmeyecek bir konu. O yüzden bekleme. Konuşmak istemiyorum.” 

“Hayır, ben merak ediyorum. Bunu kendim de öğrenebilirim Aslı’ya sormam yeterli.” Tek kaşı havada başkasının biliyor olmasını tarttı Hare. Fatih’in bakışlarındaki gerilimden Aslı veya diğer kızların da biliyor olma ihtimalini fark etti. “Ama senden öğrenmek istiyorum.” dedi yerinden kıpırdayan adamı köşeye sıkıştırmış olmasıyla konuyu değiştirdi. “Her neyse ikincisi neydi?” 

“O da bende kalsın, yeri gelirse söylerim.” 

Hare ‘ya sabır’ diye mırıldandı başını yana çevirip. “İyi öyle olsun. Ellerini havaya kaldırdı. Titremesi geçmişti. Bu adam onu sözcükleriyle yönetiyordu. Hücrelerine bile itaat ettiriyordu. Ellerini tuttu Fatih, “İyisin. Geçmiş.” dedi. 

“Sayende beni seven adam.” Kocaman gülüşüyle kocasına göz kırptı. “Ben öyle bir şey demedim.” 

“Hı hı demedin.” Aracın diğer tarafına dolanan kadın kocasından aldığı sözle kalbi tekmeler atarken onu kızdırmaya devam etti. “Zaten benden başka koruduğun kadın varda ona dedin. Hadi beni AZENAS’a bırak. Geç kaldım zaten.” deyip koltuğuna kurulan kadının mutlu ifadesiyle gülümseyip başını sağa sola salladı.

“Ben neler söyledim de sen uyuyordun be güzelim.” dediğini karısı duymadı. 

Hare’yi şirkete bırakıp otele döndüğüne öğlen olmuştu. Sabah yapacağı bütün işler Nihat ve Karahan tarafından üstlenilmişti. Karahan odasında sağa sola volta atarak sadece dün geceyi düşünüyordu. Fatih’in gelmemesiyle stresi iki misline çıkmıştı. Kapısı açılınca başını çevirdi Karahan. Bedeniyle odayı dolduran Fatih’i gördüğünde nedensiz bir nefes bıraktı. Korkuyordu ve belli edememek yoruyordu.

“Hare nerede?” diye sordu içinden gelen ani bir dürtüyle. 

“AZENAS’ta. Beni görmek istemişsin. Acil bir şey mi var?” Odanın ortasına kadar gelip abisine baktı. Adamın gergin haline kaşlarını çattı. “Abi..?” dedi soru doku bakışlar eşliğinde. 

“Hayır bir şey yok. Sabah gelmedin merak ettim. Bir de…” dedi Fatih’e yalan söylemek ağrına gidiyordu. Ona her zaman dürüst olmayı aşılamıştı ve şimdi kendisi yalan söyleyecekti. Bazı yalanlar sevdiklerini korumaktan geçiyordu ve Karahan bunu en iyi bilendi. Doğruluğu tartışılır olsa da bazen ne olması gerekiyorsa o oluyordu. Masanın alt çekmecesinden çıkardığı tabancayı masaya bıraktı. “Bazı tehditler alıyorum. Nihat’a da söyledim. Bu senin ve yanından ayırma!” dedi. 

Fatih’in çatık kaşları ve şaşkın bakışları masanın üzerindeki silahın üzerindeydi. “Nasıl tehdit? Ne için? Polise başvurmadın mı?” 

Karahan göğsünü şişiren nefesiyle genç adama baktı. Çok zordu yalan söylemek. Fatih onu nasıl affedecekti bilmiyordu. “Baş vurdum. Bana gelen telefon numarasını verdim araştırma yapıyorlar. Al bunu ve yanından ayırma. Kullanmayı biliyorsun nasıl olsa.” 

Askerlik döneminde silahlara olan tutkusuyla tanışmıştı Fatih. Ama bunu günlük hayatına taşımamıştı. Her ne kadar kendini korumak için elde edilen bir nesne olsa da soğuk duruşuyla can alma özelliği olan bu tehlikeli aletlere sevğisini askerlikte bırakmıştı. “Biliyorum ama kullanmayı sevmediğimi de sen biliyorsun.” diyebildi. 

“Kullanmak için fırsatın olmaması en büyük isteğim. Herkesin canı birilerine lazım, seninki de bize lazım. Al ve beline tak ve yanından bir süre ayırma. Hare’ye de göstermezsen iyi olur.” 

O nasıl olacaktı bilmiyordu ama “Tamam.” dedi. “Ya sen?” 

“Beni düşünme! Ben ayarladım her şeyi. Hadi işlerine bak sen Merve yana döne seni arıyordu.” Koltuğuna oturup önündeki ne olduğunu bilmediği dosyaları önüne çekip çalışmaya başladı Karahan. 

Kafası iyice karışan Fatih sessizce odadan ayrıldı. Kendi odasına girdiğinde düşünmeye başladı ama neyi ne için düşüneceği hakkında bile karışmıştı. Aklına gelen bir kaç saat önce kafasını kırdığı adamın yapmış olabileceğiydi ama onu hemen eledi aklından. Yumruk atmayı, kendini korumayı bile denememiş birinden böyle bir çıkış beklemedi. Ayrıca adam Karahan ile Hare arasındaki bağı bilmiyordu. Telefonuna gelen bildirim sesiyle mesajı açıp baktığında Hare den gelen kısa mesaja gülümsedi. 

“Söyledin bir kere…” 

 

Şirkette üzerini değişmiş zarif bir elbise giymişti. Bu onun ilk ortaklı yemeği olacaktı. Tek sıkıntısı korece bilmiyor olmasıydı ki ingilizcesi gayet yerindeydi. Umuyordu ki ortakları da biliyordu. Azra kendinden önce gelip karşılama faslını gerçekleştirmişti. Şirketteki isleri halledip soluğu otelde almıştı ama önce kocasını görebilirdi. 

Gece mavisi düz diz üstü ve hafif göğüs dekoltesi olan elbisesi içinde kendini iyi hissediyordu. Saçlarına hiç bir şey yapmamış düz haliyle sırtına dökmüştü. Zaten güzel bir kadınken göz alıcı olmak çok kolaydı. Bir kaç dokunuş yetiyordu. Kocasının odasından henüz çıkan Merve ile burun buruna geldi. Bu kızı seviyordu. Eğreti bir duruşu yoktu. Kızın zekası gözlerinden dışarı fışkırıyordu. Güzel bir kadın olması Hare’yi etkilemiyordu. Kendisi yokken de Merve vardı ve Fatih’in sadece asistanıydı. 

“Hoş geldiniz Hare hanım.” 

“Hoş buldum Mervecim Fatih içeride mi?” 

“Evet. Buyurun.” diyen genç kız müsaade isteyip hızlı adımlarla yanından ayrıldı. Elini saçlarına götürüp zaten düzgün olan yerleri eliyle tekrar düzeltti. Bu kadar hoş olmuşken kocasına görünenden olmazdı. 

Kapıyı açıp başını içeri uzattı. Koltuğunu ters çevirmiş önünde uzayan yeşillikler içindeki bahçeyi izleyen kocası onu fark etmemişti. Kapıyı usulca kapatıp topuklarını yere değdirmeden ayak uçlarında ilerledi. Aslında sesi algılaması gerekiyordu ama anlaşılan Fatih’in zihni şuan oldukça yoğundu. Omuzlarından başlayıp ellerini adamın göğsünde buluşturdugunda Fatih istemsiz yerinden sıçramıştı. Başını hızla döndürdüğünde karısının şaşkın bakışlarıyla karşılaştı ve toparlamak için gülümsedi. “Duymadım geldiğini.” 

“Belli oluyor. İyi misin?” dedi eğilip adamın yangına dudaklarını bastırdı. “Şimdi daha iyiyim.” dediğinde kadının kokusu dolmuştu ciğerlerine. 

“Benden önce bir şeyler vardı o halde.” Ellerini adamdan çekip göğsünde bağladı Hare. Koltuğunu karısına çevirdiğinde kadını tepeden tırnağa gözleriyle talan etti. ‘Etek çok kısa değil.’ diyen iç sesi üst tarafa bakmasını söylediğinde ayağa kalktı oturduğu yerden bir şey göremiyordu. Askıların açıkta bıraktığı ince omuzlardan direk çatala kaydı bakışları. Kaşları birleşti. “Bu ne?” diye sordu. 

Hare başını eğip adamı  çenesiyle işaret ettiği yere bakıp kocasına döndü. “Ne ne?” 

“Alttan uzatsan üstten çalıyorsun. Bir de modacısın, çizim mi yarım kalmış?” dedi elleri cebinde başı dik. O göğüsler onundu ve başkalarının görmesini istemiyordu. 

“Abartma açık bile değil.” dedi Hare göz devirip. “Ciddi misin?” diyen adam işaret parmağını uzatıp açık olan çatala bastırdı. “Bu ne, gölgesi mi? Kimdi bu misafirler? Niye bu kadar şık ve güzel oldun sorabilir miyim? Hayır bana olsan sorun yokta,” deyip kendine gülerek bakan kadına kaşlarını çattı. “Erkek miydi bunlar?” Aklına yeni gelen düşünceyle gözleri karardı. Hare’nin başını yavaşça evet anlamında sallamasıyla kıstı gözlerini. 

“Adamlarla başbaşa yemek yemeyeceğim.” 

“Yok bir de yeseydin.” 

“Kalabalık bir ortamda iş yemeği.” 

“Tenha da mı olacaktı sanki.” 

“Sen beni kıskanıyorsun.” 

“Hayır! Ben karımı korumaya çalışıyorum.” 

“Anlıyorum.” Başını keyifle aşağı yukarı sallayan kadın gözlerini kocasından çekti.

“Ortaklarımdan neden koruyorsun?” 

“Erkek değil mi?” 

“Evet.” 

“Konu kapandı.” Karısına ters bir bakış atıp koltuğuna oturdu. ‘Bu kadar güzel ol, git başkasıyla yemek ye hemde elin Korelisi. Bu adamlar bahsedildiği gibi renkli ve büyük gözlere sahip kadınlardan gerçekten hoşlanıyor olabilirler miydi’ diyen iç sesiyle öfkesi ikiye katlandı. Hare yanı başında kahkaha atmamak için dudağının kenarını ısırmakla meşguldü. 

‘Bak sen Fatih efendi bizi kıskanırmış da kabul etmezmiş. Göster kızım kendini.’ Hare’nin de kendi iç sesiyle sürdürdüğü konuşma yerinden kımıldamasıyla kesildi. “Neyse canım önce seni göreyim demiştim. Sana bir öpücük borcum olsun, rujumun bozulmasını istemiyorum.” dedi saçını eliyle tek omzuna toplayıp. 

Kıskançlık her yerini sararken bir de karısının sözleriyle başını ağır çekimde ona çevirdi.

“Borcun olsun öyle mi? Tahsilat çetin geçecek desene…” dedi sert çıkan sesiyle. 

Odanın kapısına doğru ilerledi ve o yürüdükçe elbisenin dar kesimleriyle şekillenen ince beden adamın gözlerini öfkeyle kapatmasına neden oldu. “En çetin şartlar da bile çekinme sevgilim. Ben hep buradayım ve seni bekliyor olacağım.” Arkasını dönerek tatlı gülüşüyle kocasına göz kırptı. 

Gözleri kısılmış halde karısına öylece bakmıştı. Kapanan kapıyla irkildi masanın üzerindeki kalemi eline alıp kapıya fırlattı. Demir kalemin çıkardığı ses umrunda bile değildi. “Sevgilim miş! Ne sevgilisi lan kocayım ben. Ama dur bekle sen…” deyip başını aşağı yukarı salladı. 

Kapıyı kapatır kapatmaz ardından atılan her ne ise sesi duyunca tuttuğu kahkahasını serbest bıraktı Hare. Kocası duymaması için sesini alçaltmayı ihmâl etmedi. 

“Hayırdır kardeşim?” Abisini görünce boğazını temizledi. Kendine gülmek için neden arayan bakışlar atarak bakan Karahan abisiyle toparlandı. “Hiç abi ne olsun. Fatih’in yanına uğradım da yemek var ona katılacağım.” dedi. 

“Bunun için gülüyor olamazsın.” 

“A evet… ben geç kalıyorum. Sonra görüşürüz.” deyip koşar adım uzaklaştı. Merakına yenik düşen Karahan Fatih’in kapısına baktı. Hiç düşünmeden kolu çevirip girdi. “Çık dışarı Merve!” sert çıkan hatta ilk defa duyduğu sert ses tonuyla kaşları havalandı Karahan’ın. 

“Sakin ol, benim.” 

Koltuğunu çevirince abisini gören gözleri devrildi. ‘Allah Allah, biri öfkeli diğeri kahkaha atıyor. Hayırdır inşAllah’ diye düşünen Karahan Fatih’e yürüdü. “Ne oldu sana?” 

“Hiç!” dedi düz bir sesle. 

“Ha bende yedim Fatih kavga mı ettiniz diye soracağım ama karın kahkaha atıyordu kapıda. Bana bak üzüyor mu seni yoksa? Söyle ben hallederim.” Abisine bakan Fatih duyduğuna mı gülse yoksa içindeki öfkeye mi uysa bilemedi.

“Görmedin mi halini?”  

“Gördüm baya güzel olmuştu.” dedi Karahan saf saf. 

“Güzel kardeşin burada Koreli ortaklarıyla yemek yiyecek.” Kaşları havalanan Karahan bir kaç saniye boş baktı. “Ha sen kıskandın.” dedi şaşkın haliyle.

Ayağa kalktı öfkeyle. “Hayır ne alakası var?!” dedi ellerini cebine atarak camdan dışarıya baktı. Karahan dudaklarını birbirine bastırdı. ‘Aşık değilmiş, serseri.’ diye düşünüp boğazını temizledi. 

“Evet ne alakası var bende boş bulundum da öyle dedim. E iyi gel bizde yemeğe çıkalım. Acıktım birden.” Oltaya yem taktı ve Fatih’in yemesini bekledi. 

Hızla kendine dönen adamla bir kez daha şaşırdı. Bu kadar çabuk muydu? “Evet evet bende acıktım yiyelim.” 

 

“Çok şıksın.” 

“Saol ablacım. Hare masaya gelmişti ama henüz misafirler ortada yoktu. “Sen de öylesin.” diye yanıtladı Azra’yı. 

“Çok iyi olacak Hare. Heyecan bastı beni. Büyüyoruz kızım. Hazır giyimde bile önde olacağız.” Azra’nın mutluluğu her halinden belli oluyordu. 

“Olacağız tabii ki.” 

Çantasından çıkardığı küçük dosyayı Hare’ye uzattı Azra. “Bu senin için, üzerinde biraz çalış diye yarım bıraktım.” Hare heyecanla alıp açtı dosyayı. Çizim yarımdı. Yüzündeki gülümseme silindi ve Azra’ya döndü. “Bu gelinlik.” 

“Evet senin için.” Dosyayı kapatıp Azra’ya uzattı. “Bunu istemiyorum.” dedi. Azra dosyayı almadı. Havada kalan dosyayı indirmedi Hare. 

“Benimle oynama! Neden giymek istemediğini biliyorum ve bunu kendine yapmana izin verecek değilim. Hayallerini geçmişin yıkıntılarında ezme!” 

Hare derin bir nefes almak için gözlerini kapattığında elindeki dosya havalandı. “Ben bakayım Abla.” Kocasının sesiyle gözlerini ışık hızıyla açtı Hare. “Fatih hayır!” demesine kalmadan çoktan dosyayı açmıştı Fatih. “Güzel de biraz sansür lazım.” dedi Hare’ye ters bakıp. Önüne dönüp kollarını göğsünde bağladı Hare. Kendini takan yoktu ki laf etseydi. 

Azra gülümsedi. “Sende kalsın kardeş evde bakarsınız. Karının alacağı yok.” dedi. Masaya yaklaşan grubu gören Azra ayağa kalktı. “Toz ol Fatih misafirlerimiz geliyor.” dedi Azra. 

Fatih kısık ve kıskanç bakışlarını gelen adamlara yöneltti. Biri kadın iki erkek… Koreli zamparalar, diye aklından geçirip sessizce yan masaya abisinin yanına ilerledi. Hare yüzünün halini değiştirip gülümseme yerleştirdi. Kıvrak ingilizcesiyle ve gülümseyen suratıyla adamların elini sıktılar. Grupla gelen Azra’nın sekreteride sıkıntılı yüzüyle Azra’nın yanına geçti. Kızın yüzündeki sıkıntıyı ilk anda fark eden Azra Türkçe fısıldadı. “Hayırdır Seval?” 

Seval ezilerek kadına eğildi. “Azra hanım bu adamlar çok şey…” Azra kaşlarını çattı. “Ney?” 

“Çapkın. Gözleriyle yediler beni. Hava alanından bu yana fark geldi.  Korece konuştular ve her konuşmalarında beni bakışlarıyla yiyorlardı.” dedi. “Korece bilmiyorum ki anlayayım.” 

“Tamam sakin ol. Bir imza sonra herkes kendi ülkesine. Taciz etmediler değil mi?” 

“Yok ama bekledim şöyle bir Osmanlı tokadı atayım.” deyip sıkıntılı bir nefes saldı Seval. “İyi düşünmüşsün de bir tokat için kötü bir istek. Otur yanıma sen.” deyip muhabbete dalan Hare’ye göz attı. Ardında avcı gibi bekleyen Fatih’i görünce içinden dua etti. “Sorunsuz Yarabbim.” 

Adamların arkasında oturan Fatih ve onun karşısında oturan Karahan havadan sudan sohbet açıyordu ama Fatih’in gözü kulağı arkasındaydı. Karahan oldukça eğleniyordu. Kıskanç Fatih’i gördükçe içi kaynıyor ama gülemiyordu. 

Adamlardan biri bay Kim min kyung Hare’ye döndü ve Korece bilip bilmediğini sordu. Hare’nin hayır demesi üzerine tatminkar bir gülüş ile gülümseyip ingilizce devam etti konuşmaya. Otuzlu yaşlarının sonunda olan adam yaşına nazaran çok genç görünüyordu ve ülkesinde ileri derecede çapkın bir adamdı. İşleri kadın giyim üzerine olan adamın da uzmanlık alanı kadınlardı. Hare ve Azra kadar güzel kadınlarda görmesi gezdiği yerlerde karşına çıkıyordu. Hare’yi gözüne kestirmişti. Yeşil gözlerine baktıkça kendini hazır hissediyordu. 

Adamların bakışlarından huylanan Hare Azra’ya fısıldadı. “Bunlar neden böyle bakıyor. Kendimi çıplak gibi hissediyorum.” 

Azra topluluğa gülümsedi. “Sorma çok şeylermiş.” dedi. “Ney?” diye sordu Hare. 

“Çapkın. Seval’i delirtmişler. Hare’nin ağzı bir karış açılınca hemen topladı kendini. Kocasına göz attı sırtı dönük olması bir şanstı. Bir kıskançlık görmüştü ama derecesini bilmiyordu Hare. 

Uzayıp giden yemekte en sıkılan kişi Fatih olmuştu. Hare’nin hafif kahkahaları kulağına doldukça yerinde duramıyordu. “Ya aslanım çalışan kadın olayı böyle oluyor. Allah’tan Nazlı yanımda çok direndi Demirkan Holdingde çalışacağım diye ama izin vermedim.” Karahan Fatih’in damarına basıp neler yapacağını test ediyordu ve çok eğleniyordu. “Adamlar da baya iyiymiş. Koreli erkekler Türk kadınlarını çok çekici buluyormuş bir yerde okumuştum. Tabii Türk kadınları da öyle. Ne varsa artık…”

Zaten içinde katran kazanları kaynamış alev almıştı bir de Abisi de üzerine benzin döküyordu. Ama bunun farkında değildi ve öfkesi artıyordu. Bacakları ritim tutuyordu ellerini sabit tutamıyordu. Kendi halinden haberi olmayacak kadar geçmişti iç dünyası. 

İlk önce imza atan Kim min kyung dosyayı yanındaki ortağına uzattı. Kağıtlar elden ele gezerken yanındaki da sekreterine vermişti. O da Azra’ya uzatmıştı. Kim min kyung arkadaşı olan ortağına yaklaştı. Korece bilmeyen insanlardan çekinmeden konuşmaya başladı. 

“Yeşil gözlü benim. Böylesini hiç görmedim. Şimdiden ısınmaya başladım.” 

Fatih hışımla ayağa kalktı. Daha ne bekleyecekti ki? “Ulan ben seni öldürmez miyim?! Benim karıma!” diye bağırdı. Hare ve imza atmak için kalemi eline alan Azra’nın gözleri kocaman açıldı. “Fatih hayır!” diye ayağa fırladı Hare. 

Adam arkasında duyduğu sandalye ve bağıran adamın sesine döndü. Gördüğüyle ayağa kalktı. İnce olan göz yapısı dehşetle büyüdü. Saatlerdir içinde kaynayan kıskançlıkla adamın düz beyaz suratına var gücüyle yumruğunu  geçirdi. “Nasıl ısındın mı?” dedi öfkeyle. Adamın bedeni masaya uzanırken ne var yok yere saçıldı. Masada herkes ayağa kalkarken Karahan kollarını göğsünde bağlamış yüzünde sırıtışla izliyordu. ‘Sınavı geçtin aslan parçası.’ dedi kendi kendine… yemek salonu birden hareketlenmişti. Ama Karahan buna aldırmadı. 

“Ne yaptın sen?!” diye bağırdı Hare. 

“Gitti anlaşma.” deyip sandalyesine çöktü Azra. 

“Ne yapmışım? Bu çekirge gözlü adamın sana neler dediğini bilmiyor musun?” 

Kalkmaya çalışan adamı ensesinden tutup havaya kaldırdı. Hare yanlarına koştu ama Abisi kımıldamıyordu bile. “Abi!” diye bağırdı. Karahan yavaşça başını kardeşine döndürdü. “Abicim?” 

“Kalksana ya, engel olsana.” Kocasının koluna sarıldı. “Fatih bırak!” 

Karahan zevkle yükseltti sesini. “Adam karısını kıskanmış, ben ne yapabilirim ki?” deyip omuz silkti. Hare göz devirdi. “Klavuzu Karahan olan.” diye cırladı Abisine. 

Adamla yüz yüze bakan Fatih dişlerini sıktı. Anladığı dilden korece konuştu. “O yeşil gözlü kadın benim karım. Biz Türk erkekleri çok kıskanç adamlarız bunu unutma! Kadınımıza göz koyanı affetmeyiz. Senin ısınan yerlerimi azgına vermediğime dua et!” dedi ve bu günkü ikici kafa darbesini adama indirdiği gibi yakasını bıraktı. 

Yere yuvarlanan adama dehşete düşmüş gözlerle baktı Hare. Kocası az önce korece mi konuşmuştu? Başını kocasına çevirip ters ters baktı. 

Rahatlamış bir şekilde ceketinin yakasını düzeltti. Karısına baktı. Öfkeyle kabaran yeşil taneler için daha fazlasını bile yapardı. “Sabahki birinci olayın ikincisi de bu canım. Anladın mı?” 

Yer de iki seksen yatan adama baktı. Ona yardım etmek için çırpınan arkadaşına ve sekretere gözlerini kapatıp omuzlarını indirdi. Abisine çevirdi bedenini. “Bunlar hep senin suçun! Öğrete öğrete bunu mu öğrettin?” 

Karahan şaşkınlıkla ne öğretmiş olabileceğini düşündü. “Ben ne öğretmişim ki?” 

“Kadın nasıl kıskanılır, ne olacak?” Öfkeyle bağırdı Hare. Kaşları havaya kalkan Karahan gülümsedi. “Ha o olay.” 

“Kıskanmadım!” dedi Fatih. 

“Yok tabii kıskanmadın bu yerde yatan da somon balığı.” diye söylenip ayağa kalktı Azra. “Seval ambulans çağır.” Adamın yanına eğilip ingilizce konuşmaya başladı. “Yok anlaşma falan sen istesen ben istemiyorum. Bir de benim kocamı görecektin bak kırılmayan kemiğin kalıyor muydu?” Adam boş boş baktı Azra’ya korece yanındakilere bir şeyler söyledi. Azra ayağa kalktı. “Ne diyor bu?” 

Fatih kendine yöneltilen soruyla başını kaldırdı. “Polis istiyor.” dedi. 

Hare kocasına gözleri kısık baktı. Bu nasıl bir kıskançlıktı, diye düşünen kadın Cansu’yu parçaladığı günü unutmuş gibiydi. 

“Eh Fatih görüşeceğiz.” 

&