Eylül 10, 2020

29. Bana İhanet Ettin

ile payelll

 

 

 

Haresiz eve gitmek mi? Aklına bile getirmedi. Otele kaç trafik ihlali ile geldiğini bilmiyordu. Sinirleri harap olmuştu. Oysa Hare’nin şu an ona çok ihtiyacı vardı ama o ne yapmıştı? Fatih’i terk etmişti. Neden terk edildiğinde dair en ufak bir fikri yoktu. En kötüsü de buydu. Neden? Neden? Neden? Aynı kelime beyin hücrelerini yakarken cevapsız kalışı küle çeviriyordu Fatih’i. 

Odasına çıktığı gibi üzerindeki ceketi hırsla çıkarıp gözünün görmediği bir yöne fırlattı. Kravatını da aynı şekilde… Yatağın ucuna sert biçimde kendini bırakıp başını elleri arasına aldı. Daha şimdiden deli gibi özlemeye başladığı karısının derdinin ne olduğunu bulacaktı. 

Haresiz geçecek bir güne bile tahammülü yokken onsuz bir hayatı nasıl düşünebilirdi? Uyumalıydı. Ama nasıldı? Yoksa aklını kaçıracak hiç olmadığı biri gibi davranmaya başlayacaktı. Gidecek karısını sırtına vuracak evine götürecek ve bir maganda gibi davranacaktı. Aşırı derecede sinirliydi şu an. “Ulan ben bakmaya kıyamıyorum kadın beni terk etti.” 

Hırsla ayağa fırladı. Gömleğinin düğmelerini açmak yerine boydan boya koparıp attı üzerinden. Tenini kavuran sıcak suyun onu gevşetmesini bekledi. Bedeni biraz olsun yorgun olduğu sinyallerini verdiğinde yatağına uzandı. Bu odanın içinde bile o vardı. Onunla yaşadığı aşk dolu anlar. “Ah be Hare yaptın yine Kara’lığını. Boşanacakmış. O biraz sıkar güzelim.” Aşkına olan inancı nirvana yapmıştı. Ne mümkündü ki onu bırakacak. Fatih böyle bir şeye asla izin vermezdi. 

Her geçen saniye daha çok özlüyordu. Hare’nin şu an ne yapıyor olduğunu düşünerek uykuya daldı. Saatler ve saatler sonra… 

 

Yitip giden bebeğine mi? Ardından ruhuyla bile göçüp giden annesine mi? Yoksa omzunda ağlayacak yegane insan olan kocasına mı döküyordu göz yaşlarını o da bilmiyordu. Hepi topu on beş güne sığan kayıpların onu getirdiği yer uçurum kenarı gibiydi. Hayatında tutunacak dal bırakmamıştı. Bazıları kendi gitmişti. Kalbinin de gitmesine izin vermişti. 

Sabah gözlerini açmadan hissettiği şey yumuşak dudakların ıslak öpücükleriydi. Nerede ve ne halde olduğunu unutmuştu. Uyku sersemiydi ve gözlerini açmak istemiyordu. “Haya,” diyen sesle gözlerini hızla açtığında Aslınaz’ı yatağının içinde örtünün altına girmiş halde gördü. Yeşil gözleriyle ve başaklar gibi sarı teniyle gelecegin püskülü belası olacağına emindi Hare. Kızın güzelliği annesini bile katlamıştı. Sarı kumral karışımı saçları iki yandan bağlanmıştı. Ve öyle tatlı gülümsemiyordu ki Hare dayanamadı. 

“Halam,” diyerek küçük kızı kollarına sardığında rüyadasında gördüğü kızı aklına gelmişti. Burnunun sızladığını hissedince içine girdiği halden çıkarak yatakta doğruldu. Fatih’in ona öğrettiği yegane şey ‘güçlü’ olmaktı. 

Aslınaz halasının kucağına tırmandı. “Buydasın aycam nerede?” diye soran daha üç yaşını doldurmamış küçük kızın bunları nasıl düşünüp sorabildiğine hayret etti. “Amcanın biraz işi vardı bende size geldim. Özledin mi beni?” diyerek geçiştirmek istedi eğer Aslınaz yerseydi. 

“Hı,” dedi küçük kız. “Aycamın işi bitmesin sen bizimle kay oluy mu?” diye aklınca halasına gitme demek istemişti. 

Hare aldırmadı ve gülümsedi. Hayatında olan ve bitenden küçücük bir kızın istekleriyle ne ilgisi olabilirdi. Halasını çok seven hatta enteresan bir şekilde seven Aslınaz’ı sımsıkı sardı. “Olur halacım kalırım.” 

Kapının açıldığını fark edince başını çeviren Hare Nazlı’yı görünce gülümsedi. “Gelsene Nazlı abla,” diyen kadının arkasından Abisini görünce neden şaşırmadı o da bilmiyordu. Bir Karahan klasiğiydi ve Hare çokta yabancı değildi. 

“Ezipte geçseydin Karam.” diye söylendi Nazlı. Karahan karısına aşk dolu gözleriyle baktığında Nazlı oracıkta eriyebilirdi. “Aşk olsun güzelim. Seni nasıl ezerim. Azıcık acele etmiş olabilirim.” 

Kapıdan içeri Duru girdiğinde, “Kendisi çok acelecidir Nazlı. Annem hep söylerdi. Doğuma üç hafta kala doğmuş.” diyerek gelip Hare’nin yanı başına oturdu. “Nasılsın ablacım?” Hare’nin yanağına kocaman bir öpücük bıraktıktan sonra sıkıca sarıldı. 

Geri çekildi. “Sana Poyraz’ı getirecektim ama Bekir dede gözünün önünden ayırmıyor. Gerile gerile, ‘Küçük ağam bu benim’ diyor.” dediğinde hepsi gülmeye başlamıştı ki odaya Nil girdi. “Bensiz başladınız ha alacağınız olsun,” deyip Emirhan’ı Aslınaz’ı boşalttığı Hare’nin kucağına bıraktı. “Al ben sana Prens getirdim teyzesi. Bizde ağalık yok ama krallık var.” Hare’yi yanağından öpen Nil, “İyi gördüm seni ablacım,” dedi. 

Hare gözlerini devirdi. “Bir hafta büyüksün Nil ne ablası Allah aşkına,” dedi. 

Nil elini havada salladı. “Teyyy  teyyy Asya’nın Aslı’ya abla dediği bir dünyada yaşıyorsun kızım sen havan kime?” 

Karahan kolunun altına çektiği karısıyla önündeki manzarayı doyumsuz bir zevkle izliyordu. Aklının diğer ucundaki ise otelde kendini yemekle meşguldü ama çözülmeyecek bir şey olduğunu sanmıyordu Karahan. Bu iş nasıl ve neden olmuştu bilmiyordu ama iki deliyi birleştirirken baya eğlenecekti. 

“Bu evde bir öğrenci var ama düşünen yok. Bu muhabbeti kaçıracağım Allah’ım neden okul var ki?” diye içeri giren Ruken de ablaları gibi Hare’ye sabah öpücüğü verdi. “Abla,” dedi Hare’ye kadının kaşları havaya kalktı. Ruken den ilk defa duyuyordu. 

“Efendim,” diyebildi safça. 

“Ben okula gidiyorum sen bunları kov buradan. Bensiz dedikodu yapmayın. Hadi ben kaçtım.” Geldiği hızla odadan çıkan Ruken’in arından Turgut Kara girdi odaya. Bir elinde Kaan diğer elinde Karan ile birlikte. 

“Bunların halası değil misin kızım sen. Bunlarda seni özlemiş.” Kızının saçlarına baba şefkatiyle dudaklarını bastırdı Turgut Kara. 

“Ve son olarak ben,” diyen Rüzgâr da odaya girince Hare kendini tutamayıp kucağındaki bebekle kahkaha attı. Bir tek kocası yoktu bir yanı buruktu ama ilk defa kalabalık bir ailede gözlerini açmıştı. Gelen ya ablam ya abla ya kardeşim ya kızım demişti. Kardeşlerinin gülümsemesi yüreklerini biraz burkmuş çokça da mutlu etmişti Kara ailesini. 

Hepsi biliyordu ki Hare’nin içi kan ağlıyordu. 

“Hadi kahvaltıya…” diyen. Nazlı kocasıyla birlikte dışarı çıktı. Ardından gelen babalarıyla üçü çember oluşturdu. “Bütün gece düşündüm ama Fatih’i terk etmesini gerektirecek bir sebep bulamadım,” dedi Karahan. 

“Al benden de o kadar Karahan.” Nazlı kolları göğsünde bağlı kocasına baktı. 

“Bir şey kaçırıyoruz gözden. Bizim bilmediğimiz ama onun bildiği. Ya da tam tersi bizim bildiğimiz ama onun bilmediği. Bir kadın en ihtiyacı olduğu zamanda neden sevdiği adamı terk eder?” dedi Turgut Kara. 

“Tabii ki iki şey baba. Biri yalan ikincisi başka bir kadın,” dedi Nazlı. 

“Fatih ne yalan söyler ne başka bir kadına el sürer. Bu ikisi ihtimal dahilinde bile değil.” dedi Karahan. 

“Orası öyle,” diyerek katıldı hem Turgut bey hemde Nazlı. 

 

Odasında kah oturuyor kah ayağa kalkıp sağa sola dönüp duruyordu. Abisinin gelmesini dört gözle bekliyordu. “Öğleden sonra iki buçukta efendim.” 

“Ne iki buçukta?” diyerek ayıldı Fatih. Merve son beş dakikadır başında konuşuyordu ama Fatih ne duydu ne duymadı bilmiyordu. Merve’nin kalemi havada kaldı. Defterini indirip işaret parmağıyla gözlüğünü itekledi. “Kardeşiniz olarak soruyorum Fatih bey. Sorun nedir?” 

Merve den ilk defa işittiği sözlere boş boş baktı Fatih. Başıyla birlikte koltuğunu da bahçeyi önüne seren camlara çevirdi. “Hare yok Merve yeterli mi?” Kendiside ilk samimi itirafını çok görmedi uzun süredir yanında çalışan genç kıza. 

“Yeterli efendim. Toplantıya Nazlı hanımla ben girerim. Size dosyaları getiririm imza atarsınız. İhtiyacınız olursa ben dışardayım.” 

Merve kapı koluna asıldığında aynı anda kapıyı kendine çekmişti. Fakat gücünün yarısı boşa gitmiş kapı sanki kendiliğinden açılıyormuş gibi kolaylıkla eline gelmişti. Boşlukta bir an sendeledi. “Dikkat et,” diyen el bileğinden tutunca kendini çabuk toparladı. 

Ferid genç kızın bileğinden tutmuş ve düşmesine engel olmuştu. Ama Merve’nin çakır gözlerinden çıkan öfke ile usulca bıraktı kızı. Olduğu yerde toparlanan genç kız, “Teşekkür ederim,” dedikten sonra Ferid’in yanından geçip çıktı. 

Robot gibi davranan kızın ardından baktıktan sonra kapıyı kapatarak abisine doğru yürüdü. Fatih kardeşine kısa bir bakış attıktan sonra koltuğunu tekrar bahçe manzarasına çevirdi. “Annem mi yolladı seni?” 

“Üzerine bastın. Sesini beğenmemişte ‘sen  nasıl kardeşsin git bak Abine’ dedi.” Masanın etrafını dolanıp geniş camın önünde durdu Ferid. “Her ne varsa çözülecektir. Kendini harap etme.” 

“O her ne ise onun yüzünden zaman onsuz akıyor ve ben bundan nefret etmeye başladım.” 

“Abicim kadınlar söz konusu… Biraz kafasını toplayınca düzelecektir.” 

“Düzelecek! Başka yolu yok. Ama ben oturup onun keyfini bekleyecek değilim.” 

“E yani… Annemle babamın kaçışlarını düşününce senin babamdan aşağı olmadığını hatta ondan bir kaç tabak fazla olduğunu düşünüyorum.” dedi Ferid. 

Annesi ve babasıyla ilgili hiç bir şey bilmediğini anımsadı. Başka zaman olsa bunun üzüntüsünü hissederdi ama şimdi sadece bir merak sarmıştı Fatih’i. “Duymak için sabırsızlanıyorum.” 

“Gizlice evlenip balayı adı altında kılık değiştirip adaya kaçmışlar. Bir haftalığına gitmişler ama Yakup Şahkıran üçüncü günde sobelemiş.” dediğinde Fatih gözlerini kapatıp başını sağa sola salladı ve güldü. “Bu kadar benzemesek iyiydi.” diye mırıldandı. 

Ferid’de gülümsedi. “Tabii önce babam ardından babasından annem şiddete maruz kalmış. Annemin dediğine göre Nihan yengemin yardımıyla evden tekrar babama kaçmış. Aklında seni bizden almak vardı ki bir daha dokunmamış. Sonrası malum…” 

“Bende diyordum Karahan beni hala neden aramadı?” diyen Aslı son giden hastasının ardından dışarı çıkıp temiz hava aldı. 

“Ancak fırsat buldum. Otelde durum vahim evde ki hepten vahim. Güçlü durmaya çalışan Hare. Topukları tepesine değecek kadar çırpınan Fatih var elimde.” 

“Sen demiyor muydun bunlar kolay oldu? Al bak kardeşin evinde seninle yaşıyor.” dedi Aslı. 

“Evet bedeni benim evde, ruhu kocasının yanında. Ne yapayım ben Hare’yi? Bunlar kolay oldu derken ayrılmaları istediğim son şey bile değildi Aslı.” 

“Biliyorum Karahan.” Ayağının ucunu yere sürterek daireler çizen Aslı aklında olanın başına gelmiş olabileceğini tartıyordu. “Aklında ne var peki?” 

“Hiç bir şey Aslı. Nazlı ile de konuştuk. Nazlı ‘yalan ve başka bir kadın’ ihtimali olabileceğini söyledi. Pek akla yatkın değil. Fatih’ten bahsediyoruz.” 

“Nazlı doğru söylüyor olabilir.” 

Bir ara sesi kesilen Karahan aklında nasıl ve ne şekilde olabileceğini tartıyordu. “Anlamadım ki.” 

“Yani dolaylı yollardan Karahan. Fatih Hare’ye Ela’yı anlattı mı bilmiyoruz.” dedi Aslı aklında bundan başka bir şey yoktu. Hare’nin bir şekilde bu konuyla bağlantılı olduğunu düşünüyordu. Kocasına bakarken gözleri parlayan bir kadının durup dururken onu terk etmesi akla hayale sığmıyordu. Sığsa bile Fatih gibi ince birinden her hangi bir hata kolaylıkla gelmezdi. 

“Ela mı? Ben… ben bilmiyorum Aslı. Hiç konuşmadık Fatih’le bu konuyu. Benim de aklıma bir iki kez geldi fakat iyi anlaşıyorlardı üzerine kondurmadım mevzuyu.” dedi Karahan kırışan aklıyla. 

“Kazadan önce öğrenmiş olabilir. Bilemiyorum evde bir şey bulmuş ya da eskiye dair bir hatıra falan gibi. Tabii eğer hala saklıyorsa Fatih. Ama dediğim gibi bundan başka bir şey gelmedi aklıma.” 

“Benim de gelmiyor ama bu da gelmemişti. Biraz kendini toplasın ilk işim Hare ile konuşmak olacak. Fatih eğer böyle bir hata yapmışsa biraz daha özlesin karısını.” 

“Dinime küfreden müslüman olsa. Özleseymiş. Hayır seni bilmesem Karahan, Fatih’e inat olsun diye yapıyorsun diyeceğim.” 

“Ben ne yaptım şimdi?” diye sordu Karahan. 

“Bazen görümceme yazık mı ettim acaba diye düşünüyorum. Adamı neden suçluyorsun şimdi? Ela’nın Fatih’te nasıl bir travma bıraktığını en iyi sen bilirsin. Anlatmamışsa içinden konuşmak gelmemiştir. Diline onun adını dökmemiştir. Aralarına eski bir hatırayı sokmamıştır. Kardeşinin aklına şüphe koymamıştır. Yani  pek çok sebebi olabilir. Karısını özleyen adama eziyet etme! Ucunda da Kardeşin var unutma! Kendi hatalarını da unutma bu arada. Efelik yapma alırım kızı elinden.” 

Karahan yüzünü buruşturdu. Ne çok konuşuyordu bu Aslı. Bazen havadan sudan muhabbet hali çekilirdi ama bu şekilde hiç çekilmiyordu. “Ah Yiğit sevgili kayınbiraderim yazık adama.” 

“Yemedi değil mi? Hadi kapat bana da bildir sonra.” 

 

“Konuşmuyor.” dedi Karahan başında bekleyen Fatih’e. “Biraz sakin ol. Dönüp durma başımı döndürüyorsun.” 

“Aklımı kaçırmak üzereyim Abi, sen beni neden anlamıyorsun?” dedi elini ensesine götürüp sıktı. 

“Yedin bir halt kesin küstü sana diyeceğim ama sen halt yiyecek son adamsın. Bahsi geçen kız benim kardeşim bir Kara birde Karacadağlı adamlar inat. Kanları kaynıyor. Damarlarına basınca böyle al aşağı ederler adamı. Kaldı ki Hare bir kadın! Kadınları kim çözmüşte sen çözeceksin?” 

“Ne yapayım,” diyen Fatih ellerini beline atıp bedenini dikleştirdi. “Öylece bırakayım da boşasın mı beni?” 

“Ağzını kırdırma Fatih. Ne dediğine dikkat et. Ne boşaması?” 

Başını yana çeviren Fatih nefesini saldı. Karahan, adamın çaresiz haline üzülüyordu ama elinden de bir şey gelmiyordu. Aslı ile konuştukları konuyu ona soramıyordu. Belki de o konuyla alakalı değildi ve durup dururken Fatih’e Ela’yı hatırlatmak istemiyordu. Önce kardeşine soracaktı. “Sıkma canını rahat ol. Halledeceğiz. Kadınlar zor insanlar evet ama bir sevimlik canları var.” 

“Az önce Kara da Karacadağlı diyordun. Nasıl olacak o? MaşAllah Hare de iki ailenin ne kadar kötü huyu var hepsini almış.” 

“Cık, sen daha olmamışsın oğlum. O gitti sen de öylece bekleyecek misin? Hayır beklemeyeceksin. Ben, benim zorumla beni bırakıp giden kadının sekiz sene arkasından baktım. Sekiz koca sene gözlerimde yaşattım. Konuşturma beni! Bilmiyorsun sanki.” 

“Bir sekiz yılda ben mi bekleyeyim şimdi anladım?” dedi aklı karışan Fatih. 

“Yok, olmaz. Sende o sabır yok. Git biraz düşün. Kızı dağ başına götürüp nikahı basmayı biliyordun. Şimdi bilmeden ettiğin haltı düzeltip babasının evinden nasıl alırım diye beyin patlat.” 

Karahan’ın gergin hali ve keskin sözleriyle genç adam Abisini inceledi. “Sen bana sinirli misin?” dedi. 

Karahan koltuğuna yaslanıp gözlerini kapattı. Derin nefeslerin ardından açtı. “Değilim. İki taraflı Abi olmak korkunçmuş. Konu sen olmasan yakmıştım çıranı. Sadece üzgünüm. İki kardeşim de üzgün.” dedi sakin ses tonuyla. 

Abisinden çektiği gözlerini odanın içinde gezdirdi. Böyle bir Abi’ye  sahip olduğu için mutluydu. “Tamam ne halt yediysem bulacağım ve bulurken boş durmayacağım.” dedikten sonra odadan çıktı. 

Aklındaki ilk şeyi yapacaktı. Sonuçlarını bilmiyordu ama onu çok özlemişti ve arsızlıksa dibine kadar inecekti. Telefonu cebinden çıkarıp ulaşmak istediği kişinin numarasını çevirdi. 

“Neredesin? İyi dinle beni.” 

 

Saatin çok geç olması onun umrunda bile değildi. Hatta saatin gece yarısını geçmesini dört gözle beklemişti. Kapının önünde bekliyordu. Üzerine giydiği siyah kot ve siyah tişörtle sanki göreve çıkmış TİM ajanı gibiydi. 

Usulca dönen kilidin sesiyle yaslandığı yerden doğruldu. Evin içinden ışık falan gelmiyordu. Karanlık her yeri sarmıştı. Ruken’in elindeki telefon ışığı hariç. 

“EnişteAbi yakalanırsak beni tanımıyorsun tamam mı? diye fısıldadı Ruken. 

“Tanımıyorum Ruken şimdi çekilsen de içeri girsem.” 

Ruken göz devirip kapıyı araladı. Fatih içirdi sızınca kapıyı açtığı sessizlikle kapattı Ruken. Önden, parmak uçlarına basarak ilerledi. Fatih’in de ayağında ki spor ayakkabılar ses çıkarmıyordu. Ruken’i takip etti. Üst kata çıktıklarında Ruken heyecandan titremeye başlamıştı. “Oda koridorun sonunda.” diye fısıldadı. 

“Biliyorum,” diyen Fatih’te fısıldamıştı. “Uyuma sakın. Ben çıkınca kapıyı sessizce kapatırsın,” dedi. 

“Buralardayım. Aşağıda, salonda olacağım.” dedikten sonra geldiği yolu sessizce indi Ruken. Fatih emin adımlarla Hare’nin kapısına yürüdü. Şu anda biri görse diyecek lafı yoktu. Ya da vardı. Karımı görmeye geldim gibi sözler tüketebilirdi. Kapı kolunu çevirdi. ‘Güzel’ dedi içinden. ‘Sessiz kapı kolları ne güzel şey Allah’ım,’ diye devam ettikten sonra bedenini içeri sokup kapıyı kapatınca soluğunu tazeledi. Buradan sonrası en zor olandı. Karanlık odada yataktaki karaltıya baktı. 

‘Ah be kızım. İkimize reva gördüğün şeye bak. Evimizde olmak varken…’ diye iç geçirip başını sağa sola salladı. Ayakkabısının uçlarına basa basa yatağın yanına gelip örtüyü yavaşça kaldırdı. Ayakkabılarını seri bir şekilde çıkarıp yine aynı serilikle yatağa girdi. 

Sırtı dönük olan Hare’nin yanağına elinin tersini yerleştirip okşamaya başladı. Bir gece! Bir kadın bu kadar özlenir miydi? Kokusu burnuna dolunca yüreği sızladı. İmkanı yok bırakmazdı bu kadını. Gerekirse kendine kelepçelerdi ama bırakmazdı. Bırakamazdı… 

Yanağında usulca yürüyen eli hissedince gülümsedi Hare. Uykusu açılır gibi olunca yan dönmeye karar verdi. “Aslınaz,” diyerek döndüğünde siyah bir silüetle karşılaştığında gözleri sonuna kadar açıldı. Yataktan doğrulup bağıracağı anda üzerine tırmanan gölgenin dudaklarını kapatmasıyla karanlıktan gelenin kim olduğunu iliklerine kadar hissetti Hare. 

Adamın özlediği sıcaklığında kendini kaybetti. Bütün bir günü ağlayarak geçirip yorgun düştüğü uykudan hayalini kurduğu adamla uyanmıştı. Nefesi üzerinde dans eden ve kendini de ettiren adamı neden bıraktığı aklına hızla dolarken kendini koparıp başını yana çevirdi. Elleriyle Fatih’in omzunu itekledi ama adam ondan daha güçlüydü. Nefesini tazelemeye uğraşırken fısıldadı. “Gerizekalısın sen aklımı çıkardın,” diyebildi. “Defol git,” diye de ekledi Hare. 

Karısına dokunmanın tüm gün içinde üzerinde olan gerginliği aldığını hissedince gülümsedi Fatih. “Gidemiyorum. Hem nereye gideyim sen buradayken?” diyerek Hare’nin yanağına dudaklılarını bastırıp öpmeye başladı. 

Dokunuşlardan etkilendiğini hiç bir zaman gizlemeyi başaramayan Hare kendini sıktı. Bu şekilde bir nebze olsun kurtulabileceğini sanmıştı. İçinden, ‘o kadına git,’ diye geçirse de bunu ona söylemedi. “Benden uzağa git Fatih. Kalk üzerimden.” 

Hare den hiç uzaklaşmadı. Dudaklarıyla yol çizerek kulağında yaklaştı. “Sen olmadan nefes alamıyorum Hare. İçimde bir yer seni deli gibi özlüyor,” diye fısıldadı. 

Gözlerini sıkıca kapattı Hare. Kalbi ona isyan bayrağı çekiyordu. ‘Al onu,’ diye feryad ediyordu. “Benim seninle işim bitti Fatih. Bırak ve git.” dedi.

“Benim seninle isim  bitmedi. Bitecek gibi de değil. Her ne varsa aklında bana onu açıkla, söyle, anlat, bana bir şey söyle. Hatamı bileyim. Seni kıracak ne yaptım Hare? Dünden beri aklımı oynatmamak için uğraşıyorum.” dedi sakince alnını kadının şakağına dayamıştı. “Beni öyle bir yerde bıraktın ki aklımı senden alamıyorum. Seni deli gibi merak ediyorum. Her saniye nasıl olduğunu düşünmekle geçiyor.”

“Hiç bir şey yapmadın Fatih. Sorunda burada. Benimle bir projeyle ilgilenir gibi ilgilendin. Merak etme beni ben gayet iyiyim.”

Fatih başını kaldırdı. “O da Ne demek?” dedi. 

“O şu demek proje tamamlandı artık sana ihtiyacı kalmadı demek. Merak etme uyuşturucuya başlamayacağım.” 

“Başlayacaksın demedim Hare. Bak, aklında ne var bilmiyorum. Söylemiyorsun da. Ama bu sana seni bırakacağımı düşündürmesin. Nasılsa göreceğim ne var aklında. Ama dua et bu yaptığına değsin yoksa elimden değil Abilerin aşiretin gelse alamazlar.” 

Hare öfkeyle tepindi yerinde. Bağırmamak icin kendini dişlerini sıktı. “Kalk seni… Seni beyinsiz. Ne yapacaksın? Sen bana ne yapabilirsin? Yapacağını yaptıktan sonra daha fazla ne olabilir?” 

Dizleri üzerine doğrulan Fatih kadını bileğinden tutup yatakta oturur vaziyete getirdi ve pek kibar değildi. “Ne yaptım ben sana?” dedi dişlerinin arasından burun buruna geldiği kadına. 

“Çok kötü bir şey yaptın Kırımlı. Çıktığımız yolda bana ihanet ettin. Sana verdiğim her şeyi berbat ettin. Sana geldigimde kırık bir kalbim vardı ve ben onu dünyanın en büyük acısı sanıyordum. Şimdi hissettiğimin yanında onun zerre kadar değeri yok gözümde. Sen asla yalan söylemezsin ama bana dogruyu da söylemedin. Bana asla aşk vaad etmedin ama beni kendine işledin. Ben seni kendime dokurken sen hep başkasında kaldın. Bana vermediğin ne varsa benden aldın. Ben sende kaldım sen başkasında.”  

Ne diyordu Hare? Hiç bir şey anlamamıştı. Anlamak mı istemiyordu yoksa kendide bilemiyordu. “Başkası?” diye mırıldandı. Gevşeyen elleri arasından kayıp giden bileğe bakıyordu. 

“Bu kadarı sana yeter. Git şimdi.” Kendini yatağa bırakıp yan döndü. O ki Cansu’yu bile ölesiye kıskanan bir kadındı. Kocası etrafında dolanan tüm kadınları def edebilirdi. Ama kocasının içinde olan bir kadınla baş edemezdi. Yüreğinin ortadan ikiye ayrıldığını hissediyordu. Acının canını yakmasına engel olamıyordu. Öylece bekleyen adama bakamıyordu. ‘Gitme,” diyemiyordu. ‘Açıkla bana, ben seni seviyorum, sen beni sevmiyor musun? Hiç mi sevmedin beni?’ diye bile soramıyordu. Ve Fatih’in sessizliği ona şunu düşündürüyordu. ‘Ben seni seviyorum’ bile diyemeyen bir adamdı. Sevmiyordu onu açık ve netti. 

Eliyle alnını ovaladı Fatih. Başka bir kadın da neydi? Bilemedi. Aklına getiremedi. “Bu fikre nasıl kapıldın bilmiyorum ama doğru değil. Beni böyle bir şeyle itham edemezsin,” dedi. 

Hare konuşmadı. Sessizce yastığına düşen damlaların sesini sakladı. Sevdiği adamın kendine olan bu yaklaşımı yeni bir şey değildi. Buna anlam yükleyemezdi. Fatih kendine her zaman kibar ve sevecenlikle yaklaşmıştı. 

Yataktan aşağı indi Fatih. Ayakkabılarını eline aldı dalgınca. Kapıya bir adım atıp durdu ve geri döndü. “Aklında dolananlar benim umrumda bile değil. Seni asla sana bırakmayacağım.” dedi kendinden emin bir şekilde. Kapının kapanmasıyla yüzünü yastığa gömdü Hare. Kimsenin duymasını istemediği hıçkırıklarını sakladı. İçinden hep aynı şeyi tekrar ediyordu. ‘Beni sevmiyor.’ 

Odadan çıkmıştı ama ruhu içeride kalmıştı. Elinde ayakkabıları öylesine yürüyordu geniş koridorda. Biri çıkacak ya da görecek korkusu kalmamıştı. Duyduğu cümleler beynine raks ederken kimse umrunda değildi. Sinsice geldiği yolu rahat adımlarla bitirdi. 

Ruken salon kapısında ayakta bekliyordu ve gördüğü Fatih’ten anladığı hiç bir şeyin yolunda gitmediğiydi. Yanından sessizce geçen adama hiç bir şey diyemedi. Ondan önce davranıp kapıyı açtı ve çıkmasını bekledi. Cansız gibi görünen adamın arkasından baktıktan sonra kapıyı sessizce kapattığı anda kulağındaki iki parmağı hissetti. “Boku yedin Ruken,” diyen sesine Karahan, “bencede,” diye cevap verdi. 

“Seni küçük sıçan seni… yardım ve yataklık öyle mi?” dedi Karahan kızı merdivenlere doğru kulağından çekiştirip. 

“Aşk olsun Abi ya ne yardımı? Rica etti kıramadım. Her şey onlar için.” Acıyla bedenini büküp yüzünü buruşturdu. 

Karahan kızın kulağındaki elini indirdi. “İşe yaradı mı bari?” diye sordu ciddi tavrıyla. 

Kulağını ovalayan Ruken buruşturduğu suratıyla, “Yok be nerede… Ablam ne dediyse adam canlı girdi ölü çıktı.”

Çenesini sıvazladı Karahan. Abi kardeş karşı karşıya öylece duruyorlardı. Karahan düşünüyor Ruken de kulağının acısının geçmesini bekliyordu. Gözü Ruken’e kaydı. “Git yat fındık ajanı bir daha olursa benim haberim olacak. Yakarım o çok istediğin Master hayallerini yurt dışı sevdanı kalırsın dibimde.” 

Fal taşı gibi açılan gözlerle Abisine baktıktan sonra merdivenleri uçarak çıktı Ruken. “Emrin olur Abi. Sen büyüksün Abi. Yakma beni Abi.” Giden kızın arkasından bakıp sırıttı. Kendi de merdivenleri düşünceleriyle eze eze çıktı. Odasına gireceği anda Hare’nın hıçkırık sesi yüreğine dolunca ayakları onu kardeşinin kapısına götürdü. Kapıyı bir kez tıklatıp buyur beklemeden indirdi. 

Kızın baş ucundaki abajurun ışığı odayı aydınlatıyordu.  Islak gözleriyle Abisine bakan Hare hemen parmak uçlarıyla gözlerini sildi. Karahan davet beklemeden içeri girip kapıyı kapattı. 

Yatağın etrafını dolanıp kardeşinin yanına oturdu. “Gördüm onu. Buradaydı ve anlaşılan o ki hala düzelen bir şey yok.” 

“Düzenlemeyecek.” dedi kati bir sesle Hare. 

Karahan dizini kırıp yatağa bastırdı. Kardeşinin ellerini elleri arasına aldı. “Hare’m… güzel bacım. Aklında ne var hadi söyle bana?” dedi kendinden az duyulan şefkatli sesiyle. Ve Hare can evinden vuruldu Abisinin sesine. 

“Başka birini seviyor.” 

….