Eylül 10, 2020

30. Beni Aşkına İnandır

ile payelll

 

 

“Başka birini seviyor.” 

Karahan işittiği sözlere saçma bir gülüş sundu. “Daha neler… Bunu nasıl düşünürsün?” 

“Ben düşünmüyorum o kendisi söyledi.” 

Kaşlarını en derinden hiç farkında olmadan çattı Karahan. “Ne zaman, nerede?” 

“Önemli mi?” dedi Hare ağlaması şiddettini artırırken. “Bana bir kaç ay önce bunu söylesen sana inanırdım ama bugün buna inanmamı bekleme. Sen yanlış anlamış olabilir misin?” dedi Karahan. 

“Bir kaç ay önce mi?” diye sordu Hare. O kadar yakın bir zaman da yaşanmıştı yani?  Evlilikleri başladığında o da başka birine mi aşıktı? 

“Lafın gelişi öyle. Sen bana anlat önce ne biliyorsun.” 

Teslim olan kadın ellerini Abisinin elinden alıp yüzünü silmeye çalıştı. “Ben uyurken… Yani benim uyuduğumu sanıyordu. Tam uyanmak üzereydim ve onu duydum. Bana o kadını anlatıyordu. Onu nasıl sevdiğini… onu bir çırpıda unutamadığını.” 

‘Vay gerizekalı,’ diye içinden geçiren Karahan olayın tamamen bir yanlış anlaşılmadan ibaret olduğunu anlayınca rahatladı. “O öyle değil. Şimdi ben sana işin doğrusunu anlatacağım. Kulaklarını aç beni iyi dinle.” 

Hare şaşkın bir suratla Abisine bakıyordu. Elbette Fatih ile ilgili herşeyi bilen birisiydi ama dediklerinden ne çıkardığını merak etmişti. Ne anlatacaktı Karahan ona?

“Fatih’in o adı kadın olan ve şu an hayatta olmayan kadını sevmesi mümkün değil. Aklı başında hiç bir erkek kendine ihanet eden bir kadını sevemez.” 

“Nasıl?” dedi Hare yerinde kıpırdadı. “Yaşamıyor mu?” 

“Yaşamıyor ama aramızdan gitmiş değil baksana hala bize zarar verebiliyor,” dedi Karahan. 

“Neden öldü?” diye sordu merak konusu evre atlayan Hare. 

Kardeşinin gözlerinin içine baktı Karahan. Yaparken hiç düşünmemişti. Sonra çok pişman olmuştu. Ela’yı öldürdüğüne değildi pişmanlığı, katil olduğunaydı. Ama yinede şu düşünceden kendini alamadı; bugün, şu saatte en doğru şeyi yaptığına inandı. “Onu ben öldürdüm!” 

Donup kalan kardeşinin girdiği şoktan çıkmasını beklemedi. Ona söz hakkı vermeden en başından olayı anlatmaya başladı. Anlatırken bir kez daha yaşadı. Nazlı’yı kaybettiği korkusu bir kez daha sardı ruhunu. Utanmadı. Gocunmadı. Katil olmaktan bir tek Allah’a sığındı o. Bugün olsa yine yapardı. Dünya onun için Nazlı etrafında dönüyordu. Nazlı’nın olmadığı bir dünya dönse Karahan için neye yarardı?

“Ben… Ben inanamıyorum,” diyebildi en sonunda. 

“İnan güzelim. Anladığım kadarıyla sen yanlış bir yerde uyandın. O günlerce senin başında bekledi. Bir gün bir dakika o hastaneden çıkmadı. Seninle uzun saatler konuşuyordu ama bunları anlatacağı benim hiç aklıma gelmemişti. Arabayı ağaca çarpmış  şekilde bulduğumuz da kendini parçaladı. Ameliyathanenin kapısında yerde oturup ağladı. Başka birini seven bir adamın yapacağı şeyler mi bunlar?

 Başını usulca sağa sola salladı. “Aptal sözü o kadından kalma değil mi?” diye sordu Hare. Kocasının o sözü duyduğunda nasıl etkilendiğini biliyordu. 

“Evet. ‘Fatih mi? O bir aptal,’ dediği günden bu güne Fatih o sözün etkisinden çıkamadı.”

Ellerini yüzüne kapatan Hare hemen sonra saçlarını ileriye attı. “Ben ne yaptım?” diye mırıldandı. 

“İkinizde delisiniz. Sen kör müsün? Adamın sana bakarken gözleri ay ışığına dönüyor. Kim öylesine bir kadına sana olduğu kadar destek olur? Gizlice buraya gelir… Bütün gün başımın etini yedi Hare de Hare diye…”

Karahan’ın gizlice, sözcülüğüyle Hare utanmıştı. Az önce hırsla fark etmemişti ama kocası Abisinin evine gizlice girerek kendi odasına gelmişti. 

“Kusura bakma ama hata onda. Bende değil.” dedi Hare burnunu havaya dikip. 

“Hoş geldin Hare Kara,” diyerek gülümsedi Karahan. Hare omuz silkti Abisine. 

“Yarın bu işi halledin. Yazık, Fatih aklını kaçıracak.” 

“Olmaz. Aylardır evliyiz ben ona güvenin alasını sundum ama o bana bunu anlatmadı. Benden sakladı. Sorduğum halde bana söylemedi. Çekecek cezasını.” 

Karahan başını sağa sola salladı. Ayağa kalktı. Kardeşinin saçlarına dudaklarını bastırıp öptü. “Ne haliniz varsa görün o zaman. Sonunda mutluluk olacaksa biraz çekmekten zarar gelmez.” 

Tek kelime daha etmedi Abisine. Adamın çıktığı oda sessizliğe gömülünce başını yastığa bıraktı. “İnanmıyorum ben. Onu sevmiyor olması beni sevdiğini göstermiyor. Bir kere bile duymadım.” diye kendi kendine konuşup ışığı kapattı. Sabah olmak üzereydi. Eskiye nazaran kalbi daha  ferahtı. Yorgun düşen bedeni onu uykunun kollarına taşıdı. Uyurken yüzüne dağılan aptal bir sırıtışı fark edemedi. 

Bir kaç saatlik uykudan sonra güneşin doğuşuyla odasına indi. Otelde kalmak ona iyi gelmiyordu ama eve gitmeye cesareti de yoktu. Kravatını gevşetip koltuğuna oturdu. Aklında olanı bulmak için çekmecelerini kurcalamaya başladı. En alt çekmeceyi açtığında aradığını gördü. “Gel bakalım sana neler yapabiliyoruz,” dedi kendi kendine. 

Azra’nın bir süre önce Hare’ye çizdiği gelinliğin yarım haliydi. Uzunca bir süre çizime baktığında eteğinin kısa oluşuna gözlerini kıstı. Kıskançlık damarı şaha kalkınca gelinliğin eteğine uzun bir kuyruk ekledi ilk önce. Kaleme olan sevdasını, karısının gelinliğini tamamlamak icin kullanacağı ölse aklına gelmezdi. Kalemi kağıdın üzerinde ustaca ileri geri hareket ettirirken de ne çizdiğine özen gösteriyordu. “Çok güzel sırtını kalın dantellerle kapattık. Etekler sade ve beyaz, süt beyaz olsun.” Dosyanın altına minicik notlarını düşüyordu aynı zamanda. “Gel gelelim ön kısmına. Açık olmaz ama dur şuradan görseli süsleyebilirim sanki,” diyerek hem konuşup hemde çizimi bitirdiğinde saat dokuz olmuştu. Merve’nin odaya hışımla girmesi üzerine bir an boş bulunup yerinden sıçradı. 

Odanın boş olduğunu zanneden Merve patronunu gördüğünde şaşkınlıkla açıldı gözleri. “Afedersiniz Fatih bey. Burada olduğunuzu bilmiyordum.” 

“Önemi yok Merve bana bir kahve ister misin?” derken iki saattir üzerinde çalıştığı kağıda gülümseyerek bakıyordu. 

“Hemen efendim,” diyen genç kız odadan çıktığında arkasına yaslandı Fatih. Çizerken biraz aklı dağılmıştı ama tüm gece düşündüğü seyler bir anda yine koşarak gelip zihnini işgal altına almıştı. Aklına gelmeyen şeyin başına gelmiş olması bile ihtimal vermediği bir şeydi. Nereden bilecekti Hare Ela’yı? Hayatında başka kadın mı olmuştu? Hare bir şekilde Ela’yı öğrenmişti. Geçmişe gittiğinde kazanın olduğu sabah nasıl da mutlu olduklarını hatırladı. Hiç bir sorun olmadığını… Geriye pek bir şey kalmıyordu anlaması için. 

Hare uyandığında başlayan meçhul olayın tek faili kendisiydi. Hare sonsuza kadar sussa bir gün bile aklına gelmezdi. Ona Ela’yı anlatırken uyandığı aklına gelmişti. Daha fazla üzerinde düşünmesine gerek kalmamıştı. Olan belliydi. ‘Çıktığımız yolda sen bana ihanet ettin!’ Yüreğine oturmuştu. ‘Haklı,’ dedi içinden. ‘Yalan söylemedim ama doğruyu da söylemedim.’ 

Yerinden kalktı. Bahçeye açılan kapıyı açtığında içeri hafif bir meltem doldu. Sabah esintisi içini rahatlatmıştı. ‘Her dediğinde sonuna kadar haklısın. Sana seni sevdiğimi bile söylemedim. Kim olsa yerinde, aynı şeyi düşünürdü.’ dedi içinden. 

“Günaydın.” 

Abisine çevirdi başını. Sorgulayıcı bakışları görmezden geldi. “Çok uyumadım.” 

“Normal. Gece benden çıktığında saat baya geçti.” Karahan’ın dudağının kenarı yukarı kıvrılmıştı. 

Fatih omuz silkti. “Karımı görmeye gelmiştim,” dedi umursamazca. 

“Çözdün mü?” diye sordu Karahan. 

Fatih başını aşağı yukarı salladı. “Fazlasıyla. Bariz bir şey demedi ama zor olmadı. Sen biliyor muydun?” 

“Hayır. Gece sen gidince odasına gittim. Kimden bahsettiğini bile bilmiyordu. Aklında sadece ‘başkasını sevdiğin’ vardı. Hala ikna olmuş degil ama biraz hafiflemiş olabilir.” 

“Hata bende ona daha önce söylemeliydim. Gereksiz bir yerde hiç olmadık şekilde öğrenmesi…” deyip yine başını sağa sola salladı. “Zor günlerin içinde olması da cabası… Ona ne anlattın?” 

“Her şeyi…” 

Fatih Abisine çevirdi bedenini. “Ama,” dedi. 

“Ama çok fazla ikna olmadı.” 

“Olacak! Başka şansı yok. Edeceğim.” 

“Zor olacak.” 

“İmkansız değil. Bir de başka bir şey daha var.” 

Meraklı bakışlar sundu Karahan. “Ne?” 

“Ben ona söylemedim ama o da bana bir şey söylemedi. Resmen evcilik oynamışız. Eksik kalmışız. Bütünüz zannederken…” 

Karahan omuz silkti. “Aklınız neredeydi şimdiye kadar, diye soramıyorum kılavuz olarak beni seçme. Hatasız doğru yolu bulamıyor insan. Ben en çetin örneğiyim. Ama kaybetmek her zaman öldürmez. İçindeki ateşlerden doğarsın.” 

“O zaman yakar geçerim,” dedi Fatih kendinden emin tavrıyla. 

“Meydan senin.” 

 

Odasından çıkmak istemiyordu ama anlaşılan kızların onu yalnız bırakmaya hiç niyeti yoktu. Haberi alan Aslı takımı toplayıp Atabey Malikanesini tabiri caizse basmıştı. 

Bahçeye resmen yayılmışlardı. Çimlerin üzerine kendini atan Aslı ellerini başının altına almış güneşin tadını alıyordu. “Anneeee,” diye feryad eden küçük Zeynep’in sesiyle başını kaldırdı. Koşarak yanına gelen küçük kız çocuğu annesini üzerine uzandı. “Anne Rasim den koru beni,” dedi. Aslı kızını göğsüne sardı yan dönüp öpücüklere boğdu kızını. “Ne yaptın yine küçük çakal,” dedi. 

Zeynep annesinin koynunda kıkırdadı. “Dondurmasına tükürdüm.” Aslı’nın gözleri büyüdü. “Neden yaptın? Hiç hoş değil bu yaptığın.” 

“Bana ne o da benim saçımı çekti. Hem sen de yapıyorsun. Zeynep yengeme diyorsun hep ‘kızıl kafana tüküreyim Zeynep’ diyorsun.” 

Hare kendini tutamadı. Kahkahası bahçeyi sarmıştı. “Tarih tekerrürden ibaret,” dedi kahkahasının arasından. 

Aslı göz devirdi. “Sen benim dediklerimi yapma annecim. Ben anneyim sen çocuksun. Anlaştık mı?” 

Zeynep yalancı bir baş sallamanın ardından annesinin koynundan kalkıp bahçenin diğer kösesinde oynayan Aslınaz’ın yanına gitti. 

Aslı ayağa kalktı. Hare’nin başında elleri belinde dikildi. Tek kaşını havaya kaldırdı. Diğer kızlar da pür dikkat onları izliyordu. “Dökül bakalım. Keyfin yerinde bakıyorum da.” 

Hare güneş gözlüğünü taktı. Burnunu havaya dikti. “Ne döküleceğim?” 

“Ebenin hörekesi Hare. Ya sen başla ya ben,” dedi Aslı. 

“Sen mi? Sen de biliyordun öyle mi? Ne o hepsiniz mi biliyordunuz? Bendeki de soru… tabii ki biliyorsunuz. Ama biriniz bile tek bir kelime etmediniz.” dedi kollarını göğsünde bağlayıp. 

Azra oturduğu yerden kalkıp Aslı’nın yanına geldi. Dirseğini Aslı’nın omzuna koydu. Zeynep’te gelerek aynı işlemi gerçekleştirdi. 

Hare, “Aman korktum Voltran oluştu,” dedi yüzünü çevirip. 

“Bizde esas olan bir şey var Hare,” dedi Azra. Zeynep tamamladı Azra’nın cümlesini. “Asla bozucu değil, sonuna kadar yapıcıyız. Ve ser verir sevdiklerimiz için sır vermeyiz.” 

Azra devam etti. “Sevdik mi olay orada biter bizim için. Yare yardım eder destek oluruz. Baktık olay bizden çıktı.” 

“Görmeyiz, duymayız ve bilmeyiz,” dedi Aslı.  

Nefesini dışarı salan Hare gözlüğünü tepesine kaldırdı. “Anladık,” dedi suratsız haliyle. 

“Bilmeden etmeden adamı terk ettin. Sebebe bak! Beni sevmiyor… Peki bir şey soracağım Hare, sen ona söyledin mi? Seni seviyorum dedin mi?” dedi Aslı. 

“Ben mi diyeceğim? Ben kadınım bir kere.” 

“Al işte Fatih bunu geri almasa yeri var.” dedi Azra. Hare’nin ağzı kocaman açıldı. 

“Pampiş bu iş olmaz. Oğlumuza başka kısmet bulalım biz iyisi mi,” dedi Zeynep. Hare’nin açılan ağzına bir de büyüyen gözleri eşlik etti. 

Nil, Ruken, Asya ve Nazlı kenarda ellerini ağızlarına kapatmış sessizce izliyordu. Aslı ve çetesinin klasik kıskançlık kamçısıydı bunlar. 

“Ne kısmeti be?” dedi Hare. 

Azra elini havada salladı. “Başka kadın canım. E sen boşayacaksın adamı.” 

Zeynep devam etti. “Kızzzz Fatih’in baby face suratı ölmemeli. Adamin soyu devam etmeli. Of  ne oğullar çıkar ondan. Boy boy. Bunu mu bekleyecek?” dedi eliyle Hare’yi gösterip. 

Salıncakta topladığı ayaklarını yere indirdi Hare. Gözlerini kısıp kızlara doğru bir adım atıp işaret parmağını salladı. “Gebertirim sizi. Elimden kimse alamaz. Kocama dokunan kadının ellerini koparırım. Gözlerini oyarım eline veririm. Üreme organlarını söker çocuğu olmayanlara hediye ederim.” dedi öfkeyle. Fatih ve başka bir kadın… Gözlerinin önüne en yakın örnek Cansu gelmişti. Gözlerini kapatıp dişlerini sıktı. 

“Kimseye vermem Fatih’i.” 

“Bende öyle tahmin etmiştim,” diyen yabancı sese döndü başlar. 

Hare, kayınvalidesini karşısında yarım ağız sırıtırken görünce içini utanç ateşi basmıştı. Daha hiç mi hiç tanımadığı kadının duydukları utanmasına neden olmuştu. Arza, Aslı ve Zeynep kaşları havada çarpık gülüşleriyle Hare’ye bakıyordu. 

“Bu Kara kardeşlerin de bir huyu var, doğruyu söyleyince bir tarafları yemiyor,” dedi Aslı. 

Hare elini ayağını nereye koyacağını şaşırmıştı. Aslı’ya diktiği sert gözlerini çekmek zorunda kaldı. Nazlı koşarak Nisa’ya sarıldı. Arkadasında duran Aybüke ve Ayperi’ye de sırayla sarıldı kızlar. Sıra Hare’ye gelince toplamaya çalıştığı iç dünyasına direnip Nisa’ya ve kızlara sarılıp, “hoş geldiniz,” dedi. 

Nisa, Hare’yi salıncağa oturtup yanına çöktü. Gelinin elini eli arasına aldı. Hare ona uyuyordu. “Güzel gelinim nasılsın?” dedi güler yüzüyle. 

“Daha iyiyim teşekkür ederim,” diyebildi Hare. 

“Olmadı bu, iyiyim Anne diyebilirsin. Biliyorum yaran taze ama bende senin annenim. Hem de Fatih gibi yıllar sonra bulduğum evladımın sevdiği kadının bana anne demesi beni çok mutlu eder.” 

O beni sevmiyor, diyecekti ama diyemiyordu kadına. Kadının samimi hali ve henüz yeni başlayan yakınlaşma ona engel oluyordu. 

Sessiz kalan Hare’nin içinden geçenleri biliyordu Nisa. Oğlu ile buraya gelmeden önce konuşmuştu. “Onun seni sevdiğinden  nasıl şüphe edersin?” 

Hare gözlerini kaldırıp kadına baktı. Ama bir şey diyemiyordu. Nisa her şeyi okuyordu gelinin bakışlarından. “Bu Nisa neler gördü neler yaşadı bilsen… Ben hayatımı aşka kurban verdim. Asla pişman olmadım. Hep güldük mü? Hayır. Bazen tartıştık, üzüldük. Ama hiç bir zaman sevmekten vazgeçmedik. Aşk bir kez bir yüreğe konmuşsa geçmiş olsun. Ölene kadar misafir kalır kalbinde. Benim oğlumun babası Sait. O beni öyle sevdi ki ben ona yetemem diye korktum. Babam beni sana yar etmez dedim ona. O bana birlikte ölürüz o zaman dedi. Böyle bir adamın oğlu o. Sen onu bıraksan o seni bırakır mı şimdi sen söyle?” 

“Bırakırsa Cansu’ya yar olacak,” dedi Azra yandan bir sırıtışla.  Hare göz devirip dişlerini sıktı. “Azra abla…” dedi devamını sen anla diyemiyorum dercesine. 

“Cansu kim?” diye sordu Ayperi. 

“Abine hasta bir kadın,” dedi Nazlı. 

“Nazlı abla…” dedi Hare bu sefer. 

“Off Azra abla, Nazlı abla. Söylesene kızım Fatih’ten boşanacak mısın boşanmayacak mısın?” dedi Aslı sıkılmış sesiyle. 

Sabri tükenen Hare ayağa fırladı. “Boşamıyorum lan var mı? Nikah benim koca benim.” Kaynanasının kahkahasıyla yerinde kıpırdadı. “Allah cezanızı vermesin rezil ettiniz beni,” diye homurdandı pis pis sırıtan kızlara. 

 

Hiç bir şey olmamış gibi davranan ailesine gücenmiyordu. Biliyordu ki onlar iyi olmaları için uğraş veriyorlardı. Akşam yemeğine kalan Nisa ve kızlarına Ferid ve Sait’te eşlik edince tam bir aile yemeği olmuştu. Ortalarda bir tek Fatih görünmüyordu. Sait’in Hare’ye olan tatlı yaklaşımına genç kadın minnet duymuştu. Kızlar Hare etrafında dönüyor. Hiç durmadan da ‘yenge’ diyorlardı. 

Hare buna alışkın değildi ama içini, büyük ölçüde kocasının ailesine yakın olma hissi kaplamıştı. Bu hoşuna gitmişti. Özel hissettiriyordu. Hepsi saygılı insanlardı. Sevilesi bir havaları vardı. Kocasını boşamayacaktı ama affetmiş değildi. Hala çok kızgındı. Kızgınlığına birazda kıskançlık karışmıştı. 

Kendisinin, en başta Mert’e olan hislerini Fatih’in Ela’ya olan hisleriyle kıyaslıyordu. Mert’e hiç bir zaman aşık olmamıştı. Bunu çok önce kavramıştı. Çocukça bir hisse kapılıp adına Aşk demişti ama aşkın öyle değilde böyle yaşandığını sonunda kavramıştı. 

Fakat, Fatih ile Ela’nın aşkı kendisiyle kıyaslı bile değildi. Onlar yaşamıştı. Yıllarca pek çok şeyi paylaşmışlardı. Anlatılanlardan bunu çıkarmıştı Hare. Hala kocasının Ela’ya karşı en ufak bir his beslediği düşüncesiyle midesi kasılmıştı. Hala giden bir kadının sözüyle yerle bir oluyordu karışısında. İnanması çok zor olacaktı. 

Ağzına attığı yemeğini yutmaya uğraş verirken evin zil sesi adeta kalbinde çalmıştı. Gelenin kim olduğunu tahmin etmesi zor değildi. Masada bir tek Fatih yoktu. Yemeğini yutmak iyice zorlaşınca suyuna uzandı. 

“Afiyet olsun,” diyen sesle boşta kalıp suyu genzine kaçırınca yanında oturan Ferid’e malzeme oldu. “Bu aşktan bende istiyorum. Sesi bile yetiyor,” diye fısıldayan Ferid’e göz devirdi Hare. 

“Trafiğe takıldım üzgünüm,” diyen Fatih etrafındaki herkes kadar umursamaz bir eda ile gelip Hare’nin karşına oturdu. Kısık gözlerini kocasına çeviren Hare tek kaşı havada olan ‘seni takmıyorum ben ne istersem o’ bakışları atan adama ters ters baktı. 

“Nasılsın karıcığım,” diye hitap ettiğinde ise dişlerini sıktı Hare. 

Koskoca ailenin içinde birbirlerine girerlerse hiç kimse şaşırmayacaktı. “Seni görene kadar iyiydim.” dedi Hare. 

Fatih’in dudağının kenarı yukarı kıvrıldı. “İyi iyi özüne dönüyorsun.” dedi hiç kimseden çekinmeden. 

Babası, onun babası ve annesi bu masada olmayacaktı da Hare soracaktı özü. Masadan kalkamıyordu. Mecburen katlanacaktı. “Özüme dönersem görürsün Hare’yi.” dedi minimum sesle. 

Masada tartışmayı Fatih’te uygun görmediği için sessiz kaldı ama bakışlarıyla karısını delirtmeyi biliyordu. Annesiyle Hurinur halasını sohbet ederken gördüğünde gülümsedi Fatih. 

Karahan ile göz göze geldiklerinde birbirlerine aynı şeyi işaret ettiler. Fatih halasını işaret edince Karahan göz kırptı. Sait’e döndü Karahan. “Sait Abi, Kadir Abi nerede? O neden aramıza katılmadı?” diye sorduğunda halası ile göz göze geldi Karahan. 

Asla yalan söyleyemeyen Sait bir an bocaladı ama doğru cümleleri buldu en sonunda. “Gelmek isterdi ama sanırım bizi aşan bir konu. O yüzden ısrar etmedim.” dedi. 

“İsabet olmuş,” diye mırıldandı Hurinur. 

“Bende diyorum Hare kime çekmiş. Al yeğenini vur halasına,” dedi Turgut Kara. 

“Baba!” 

“Abi!” 

Turgut Kara kızı ve kardeşi arasında gezinen gözlerini Sait’e çevirdi. “Tekrar ara Sait, benim ısrar ettiğimi ekle kahveye bekliyoruz.” 

Sait itiraz etmeden yerinden kalkıp salondan dışarı çıktı. 

“Çok uzatmayın sizde!” dedi Turgut Kara kızı ve damadına. 

“Olur.” dedi Fatih. 

“Olmaz.” dedi Hare. 

“Olur dedim mi olur,” dedi Fatih tekrar. 

“Allah aşkına deme yahu. Bir imzalık baskın var üzerimde çizerim üzerini tarihe gömülürsün.” 

Sırtını sandalyesine veren Fatih’in iki kaşı da havaya kalktı. “Allah aşkına deme yahu. Tarih anca bizi yazar Hare. Sen daha kavramayadın ama ben sana öğreteceğim.” 

Sait’in odaya geri dönmesiyle Hare dilinin ucuna gelenleri yutmak zorunda kaldı. Babasından çekinmiyordu, en azından Sait’ten daha fazla çekiniyordu. Nisa’ya az biraz alışmıştı. Karahan zaten hiç umurunda değildi. 

Yerine oturan Sait, “birazdan gelecegini söyledi,” dediğinde Hurinur yerinde rahatsızca kıpırdandı. 

Karı kocanın sert bakışlarıyla ve ailenin hoş sohbetiyle geçen yemeğin üzerine büyükler kahve içmek için solana geçtiğinde masada gençler kalmıştı. Peşinden gelecegini bildiği adam yüzünden masadan kalmak istemiyordu Hare. 

Karahan ikisi arasında gezdirdiği gözlerini karısına çevirdi. “Ne kadar bize benziyorlar değil mi Nazlı?” dedi. 

“Ya sorma Karam, tıpkısının aynısı ama ben daha inatçıydım hatırlatırım,” dedi Nazlı. 

Hare çenesini havaya dikti. “Daha bir şey görmedin Nazlı abla peşin hükümlü olma lütfen,” dedi kocasının kısık gözlerine bakarak. 

“Sonuç?” dedi Fatih. 

Göz ucuyla kocasına baktı Hare. “Ne sonucu?” diye sordu. 

“Bakınız… Gidemezsin adlı resital. Evli mutlu üç çocuklu.” Karısının sinirle kasılan yüz hatlarına dudağının kenarını yukarı kıvırıp gülümsedi. 

Masadan hızla kalktı Hare. Ellerini masaya verip kocasına doğru eğildi. “Sürüneceksin Fatih! İnim inim inleyeceksin de ben yinede sana dönmeyeceğim.” dedi dişleri arasından. 

Fatih’te ayağa kalkıp karısı gibi yaparak eğildi. “Sana dön diyeceğimi kim söyledi? Senin keyfini mi bekleyeceğim.” dedi onu kızdırmak istiyordu. İçini dökmesini herşeyi açığa çıkarmasını. Kaldı ki dönmesini gerçekten beklemiyordu. Vakti geldiğinde yapacagını biliyordu. Hare inattı ama Fatih engel tanımazdı. 

Kocasının sözleriyle kurşun yemiş gibi oldu ama hissettirmedi. Daha da öfkeye kapıldı. “Demiştim sana bıkarsın diye. Geldigimiz nokta.” dedi ellerini iki yana açarak. 

“Kim bıktı ben mi? Bırakıp giden sensin! Hiç mi tanımadın beni?” 

“Tanıdım ben seni. Dürüst Fatih  Kırımlı. Yalan söylemez. Yalanı affetmez ama ihanet eden bir kadını da asla unutmaz. Söylesene beni onunla hiç kıyasladın mı?” 

Herkes susmuş gözler iki insan üzerinde gidip gelirken kimsenin engel olmaya niyeti yok gibiydi. Eteklerindeki taşları dökmeye ikisininde ihtiyacı vardı. 

Fatih gözlerini kapatıp omuzlarını düşürdü. “Saçmalama.” diyebildi. 

“Benden saklamamış olsan evet saçmalıyorum derdim ama ben doğruları söylüyorum.” Sandalyesini iterek yemek odasından hızla çıktı ve üst kata odasına koşar adımlarla ulaşmaya çalıştı. Kapıyı hırsla kapatacağı anda bir el ona izin vermedi. 

Gözlerinin yeşili ton değiştiren Fatih’i gördüğünde ürkmedi. Kendi de en az onun kadar öfkeliydi. “Defol Fatih,” dedi sesini fazla yükseltmeden. Evde fazlaca insan vardı ve daha fazla rezil olmak istemiyordu. 

Fatih odaya girip kapıyı gürültüyle kapattı. Onun pek umrunda değildi. Kollarını göğsünde bağlayan Hare kocasına dik dik baktı. Ellerini beline yerleştiren Farih bir kısık gözleriyle burnundan soluyordu. “Senden saklamadım,” dedi ama sesi sertti. Karısının ona zerre kadar inanmıyor oluşu canını yakıyordu. Fatih, henüz bir kelime bile etmemişti. Ona hiç bir şey anlatmamıştı ama  Hare bir şekilde her şeyi biliyordu artık. 

“Yok şimdi Allah’ın var güzel sakladın. Hiç fark etmedim. Aslında ettim ama altından böyle bir şey çıkacağı ölsem aklıma gelmezdi.” dedi Hare bir çırpıda. 

“Ne çıktı altından? Ben,” dedi parmağını kendi göğsüne bastırıp, “Benim hala onu sevdiğimi mi düşünüyorsun?” 

“Ben düşünmesem ne olacak Fatih? Sen, ben uyurken söyledin. Ben duydum.” dedi Hare yükselen sesiyle. 

“Ben sana sadece anlatıyordum ama sen en olmayacak yerde uyandın. Daha bitirmemiştim. O bana yalan söyledi. Sırtımdan vurdu. Çok sevdiğim insanların canına kast etti. Kendini şeytana sattı. Benimle oynadı. Beni kandırdı. Daha sayayım mı?” 

“Sayma istemiyorum. Beni o ilgilendirmiyor. Bir insan kaç kere sever? Kaç kez aşık olur? Sen sevgiyi tattığın kadında kalmışsın. Bana neyi savunuyorsun?” 

“Hiç bir şeyi savunmuyorum. Sana anlatmaya çalışıyorum. O gitti ve bitti! Bunu anlamalısın.” 

Bedenini gevşetti Hare. Sesini alçalttı. “Sen onda kalmışsın. Şimdi neyin derdindesin?” dedi sakinleşen ses tonuyla. 

Fatih sabırla nefes aldı. Gözlerini kapatıp elini alnına koyup ovaladı. Elini tekrar beline yerleştirdi. “O benden gitti. Ben ondan nefret ettim. Bir insan nefretle sevebilir mi?” 

“Nefretin de bir duygu olduğunu unutma! Kendin bile bilmiyorsun neyi kime hissettiğini.” 

Hare’ye bir adım attı. “Yemin ederim biliyorum,” dedi Hare bir adım geriledi. “Yaklaşma bana.” 

“Onu sevmiyorum, seninle hiç kıyaslamadım. İkiniz bambaşka insanlarsınız. Gece ile gündüz gibisiniz. Senden aldığım hiç bir şeyi onda tatmadım. Sen duruşunla bile her erkeği dize getirecek bir kadınsın. Ama o değildi.” 

Hare ellerini kulaklarına kapattı. “Anlatma bana onu,” dedi. Fatih bir adım daha attı karısına. “Onu sana anlatamam. Onun bende bıraktığı enkazı temizleyen kadınsın sen.” 

Ellerini kulaklarından çekti Hare. Gözleri dolmuştu. “Temizleyemedim. Başaramadım. Sana inanmıyorum. Yaşadığın basit üç günlük bir ilişki değil. Hoşlanma değil. Sen onunla yıllar geçirdin. Benimle bir kaç ay.” 

Aradaki mesafeyi kapattı Fatih ama karısına dokunmadı. Tepeden baktığı kadınla göz göze geldi. “Seninle geçirdiğim bir günü hiç kimseye değişmem.” dedi fısıltı gibi sesiyle. 

“Neden sana inanamıyorum ben?” dedi kocasına kaldırdığı nemli gözleriyle. “Benden sakladığın için seni affedemiyorum.” 

“Edersin. Sadece inat etme yeter. Ben seni çokta güzel inandırırım.” 

Hare bir adım geriye çıktı. Gözlerini kıstı. “Yemezler… Ne o öyle bir öperim geçer ayakları? Hadi bas git.” dedi adamın yanından hızla geçip odanın ortasına yürüdü. 

Çarpık bir gülüş takınan Fatih kızın kırılma noktasına yaklaştığını hissetti. “Onu yeme bunu yeme Hare, pardon ben seni nasıl ikna edeceğim?” 

“Etme beni ikna falan. Olmak istediğimi söylemedim. Ne halin varsa görebilirsin.” 

“Demek öyle. Beni başka kadınların kollarına mı atıyorsun sen şimdi?” dedi Hare’nin bu konudan nefret ettiğini bile bile damarına bastı. 

Kocasına döndü Hare. Bir gün içinde iki defa tongaya düşmezdi. “Hı hı buyur önden. Sıkıyorsa yap hadi. Sana inat bende gider ilk bulduğum a…”

“Sus!” diye bağıran adama tek kaşını kaldırdı. “Ne oldu canım, beğenmedin mi?” 

“Yakışmıyor sana. Böyle şeyler söyleme.” 

“Sana yakışıyor yani. Kendini bilmen ne kadar hoş. Git artık lütfen.” dedi arkasını dönerek. 

“Nereye gideyim? Git demek kolay değil mi? Ben daha kaza gününden bu yana evimize bile girmedim.  O sabah nasıl birlikte çıktıysak öyle döneceğiz.” dedi usulca Hare’nin yanına ulaştı.  

Arkasındaki adamın varlığı kendini delicesine hissettiriyordu. Sözleri kalbine iyi geliyordu. Aklında dolanan şüphelere derman oluyordu. Ellerini saçlarına götürüp geriye itti. 

“Hazır değilim.” dedi yüzünü dönmediği adama. “Olur muyum? Bilmiyorum. Belki seni yanlış anladım. Belki kıskançlığım gözümü kör etti ama bu yolu bana sen açtın. Ben senden hiç bir şey saklamadım ya da söylemekte esirgeme yapmadım. Benden bir tek şey esirgedin ve bizi buraya getirdi. Seni suçlamıyorum ama içinden de çıkamıyorum.” dedi yavaşça arkasına döndü. 

Gözleri parlayan sevdiği adama verecek olumlu bir cevabı yoktu ama bu görmediği kükreyen Fatih’i idare edebilirdi. “Neden dönmemi istiyorsun?” dedi gözlerini çekmeden. 

“Neden mi?” dedi şaşkınlıkla Fatih. “Bu kadar çırpınmam sana hiç mi bir şey ifade etmiyor?” 

“Sen benim için her zaman çırpındın. Ne anlamamı bekliyorsun?” 

Fatih gülümseyerek başını sağa sola salladı. Durdu ve karısına baktı. “Bana diyorsun ama asıl aptal sensin,” dedi. Hare kocasının ağzından çıkan sözle kaşlarını havalandırdı. Söylemişti. Kendi isteyerek söylemişti ve hiç etkilenmemişti. “Sen.” diyebildi. 

Hare’yi kolundan yakaladığı gibi kendine çekti. Ne cevap verdi ne konuşmasına izin verdi. Kadının dudaklarına kendininkileri kapattı. İki eliyle ve kollarıyla kadını belinden sıkıca kavradı. Kendine sertçe bastırdı. Bir kadını öpmekle aşık olduğunu kandını öpmenin arasındaki farkı anlatırcasına sokuldu. Kendi tenine hakim olabilirdi ama ruhuna hakim olmazdı. Ne Hare ne Fatih… 

Ruhları birbirine doğru koşuyordu. Kendini aşkla öpen adamın özlediği dokunuşundaki farkı hissediyordu Hare. Kendini ona sarmaktan alıkoyamıyordu. Adamın boynuna doladığı kollarını daha sıkı sarmak için uğraşıyordu. 

Nasıl bırakacaktı bu adamı? Deli gibi severken hemde. Fatih onu sevmese içi yana yana giderdi. Arkasına bile bakamazdı. Kalbinde olmadığı bir adamın hayatında olmayacağını yeni fark ediyordu. Oysa evlenirken ‘Aşk yok’ diye kefen biçmişlerdi sevdaya. Anlaşıyor olmanın yetmeyeceğini bilmeden girdikleri yolda aşksız sadece nefes alacaklarını yeni fark ediyorlardı. 

Gevşettiği kollarının arasında ayakları yere bastı Hare’nin. Onca sözün ardından deli gibi öptüğü adama git diyecekti şimdi. Bir dokunuş neyi değiştirecekti? O hala alacağını almamıştı. Alnını adamın göğsüne yasladı. 

Fatih’in elleri hala kadının sırtında baskısını azaltmandan geziniyordu. Kendine sıkıca sarma bir daha bırakmama hissiyle boğuşuyordu. İnatçı karısını nasıl ikna edeceğini bilmiyordu ama bildiği onu asla bırakmayacağıydı. 

“Beni bununla kandırmazsın.” dedi başını kaldırmadan. “İşin çok zor.” 

Fatih elinin birini Hare’nin saçlarına daldırdı. Parmak uçlarıyla aralarından gezindi. Dudaklarını, aklını çelen kokunun hakim olduğu saçlarına bastırdı. “Hiç birşey yokluğun kadar zor olamaz.” 

İçinden, ‘Sen bir de bana sor,’ diye geçiren Hare başını yasladığı yerden kaldırdı. Kendini geri çekmeye çalıştı ama baskısı artan kollar buna izin vermedi. Göz devirip nefesini yineledi. “Bırak beni Fatih yoksa avazım çıktığı kadar bağırırım. Tüm evi başına toplarım.” 

“Hayır, önce beni tatmin edecek güzel sözler söyle bende bırakayım.” 

“Öyle mi?” dedi Hare aklına geleni dilinden esirgemeyecek Fatih’in neler yapacağını görecekti. “İnandır beni,” dedi çenesini havaya kaldırıp. 

Kaşlarını birleştirdi Fatih. Pek anlamış değildi. “Neye?” 

“Çok basit bir şey söyledim.” 

“Ama ben anlamadım.” 

İşaret parmağını adamın göğsüne bastırdı. Gözlerine baka baka tane tane konuştu. 

“Beni aşkına inandır!