Eylül 14, 2020

31. Güzel Karım

ile payelll

 

 

“Beni aşkına inandır.” dedi kollarını göğsünde bağlayan Hare. 

Adamın bakışları kadının yüzünde sevgiyle dolaştı. Saçma sapan bir gülüş belirdi Fatih’in yüzünde. Hare’nin sırtındaki ellerini bel kemiğinden yukarı işkenceyle omuzlarına çıkardı. İki eliyle kadının yüzünün altından tuttu. Parmaklarıyla okşamaya başladı elinin altındaki teni. 

“Senin bana inanmıyor oluşunun acısını daha sonra çıkaracağım Hare.” dedi yaklaşarak. Hare ilgilenmez haliyle kocasına burun kıvırdı. 

Fatih ilk önce dudaklarını elmacık kemiklerine bastırdı. Çekilmedi. Hare’nin bir dokunuşla nasıl titrediğine şahitlik ediyor ve hissettiği kadının kendine olan aşkı aklını başından alıyordu. Milimlik bir mesafeyle çekildi. Gözlerini kapatan kadının erimeye hazır hali ile başladı. “Güzel karım.” dedi boğuk sesiyle.  Tekrar sokuldu karısına. Kulağına yakın bir bölgeyi hükmü altına aldı. Dokunuşları Hare’nin canını yakıyordu ve derman bulmak için adama sokuluyordu. “Benim eşi benzeri olmayan kadınım…” dedi mesafeyi açmadan diğer tarafına geçip gözlerinin altına dudaklarını bastırıldı. 

“Sen benim her şeyimsin Hare.” dedi kadının dudağının kenarına içinden taşan duyguları gibi aşkla karışık bir öpücük bıraktı. Geri çekilmedi. 

Hare kendini tutmaya çalıştıkça ruhu ona ihanet ediyordu. Kendini adama yaklaştırıyordu. Kendini tamamen bıraksa inleyerek adamın dudaklarına kapanacaktı.  Gözlerini araladı hafifçe. “Kaçak oynuyorsun,” diye mırıldandı zorla. 

Fatih az mesafe geri çekildi. “Ama bu en sevdiğimiz yöntem.” dedi son darbeden önce yerini sağlama almak için yaklaşırken. “Sen… Benim eksik yarım… Beni tamamlayan kadın… Benim tatlı cadım… İnadını sevdiğim… Ruhuna aşık olduğum!” Dudakları birbirlerine değerken fısıltıyla söylenen sözler kadının ruhunu çaldı. Ruhu artık Fatih’in egemenliği altına gitmişti. Teslimiyet hakimiyetini adam kendi kazanmıştı. “Uzatma,” diye fısıldadı öpülmek için can veriyordu. 

Dişlerini kullanıp dudaklarıyla avuçladı kadının tenini. Kollarını çözen Hare adamın boynuna sıkıca sarılıp tutundu. Pek çok kez dokunduğu adama sanki bu ilk dokunuşu gibi gelmiş, dünya ayaklarının altından silinmişti. Vücudunu saran ellerinin varlığıyla kendini bastırdı. 

Bir kaç saniyeye sığan dokunuş Fatih’in hızla çekilmesiyle bölündü. Gözlerinin içine  baktığı kadına tekrar yaklaştı. “Başıma gelen en güzel şeysin.” dedi. Hare gülümsedi. “Az kaldı, inanacağım sanki,” dedi. 

Fatih gülümseyerek başını havaya kaldırdı. Zevkten deliren Hare kocasının bu haline de gülümsedi. Ve hemen ardından yüzünü değiştirip boğazını temizledi. “Aklımı çıkardın manyak adam. Sen bilmiyor musun ben kıskanç bir kadınım? Sana bakan gözlere bile deli olurum sen kalkmış bana eskileri anlatıyorsun? Canım nasıl yandı, insan bir düşünür.” 

Başını indirip yan yatıran Fatih çocuksu bir eda ile dinliyordu karısını. “Uyanacağını düşünemedim. Ben daha hikayenin başındaydım. Sonunda uyanmış olsan bu böyle olmazdı. Sana günlerce bir çok  hatıramızı, hatıralarımı anlattım ama sen en olmadık yerde uyandın.” 

“Şimdi suçlu ben mi oldum.” 

“Tabii ki hayır. Bunu bu şekilde öğrenmen gerekiyormuş böyle oldu.” 

“Yine de aptalsın Fatih,” dedi bir an ne dediğini kavrayamadı. Ve anladığında gözleri büyüdü. “Ağzımdan kaçtı yemin ederim,” diye acele bir açıklama yaptı. 

Fatih’in sırıtmasına iyice şaşırdı. “Etkilenmiyorsun,” dedi çocuksu bir sevinçle. 

“Bırak şimdi bunları.” Kadını kendine bastırıp aradaki boşluğu kapattı. Öpmeye doyamadığı kadına yaklaştı. “Ben gerçek bir aptalım. Sana daha önce söylemeliydim. Özür dilerim.” 

“Yani… Daha önce dinlesem de olurdu.” 

“Onu değil,” dedi Fatih. 

Soru dolu bakışları kocası üzerinde yoğunlaştı. “Neyi?” dedi. 

“Ben bir aptalım Hare bu doğru. Aptallığım şu; Kimseyi sevmediğim gibi seviyorum seni. Hiç aşık olmamış gibi tadıyorum sende olanı. Hayatıma giren tek kadınmışsın sanki… Her derdin altından kalkarım ama sensizliğin…” dedi nefesini tazeleyip, “Sensizliğin altından kalıyorum. Yaptıgım yapmadığım ne varsa affet beni!” 

Gözlerinin içine kadar gülümseyen Hare alacağını almış gönül sofrasını donatmıştı. Ölene kadar bu sofradan hiç eksilmeyecek aşkla yaşardı. Yaşatırdı. “Çok sevilesi bir adamsın Kırımlı. Neyse ki bende seni seviyoru…” cümlesine gerek görmeyen adam kapattı nefesi.

Odadan çıktıklarında birbirlerine gülümsediler. “Bir süre gelmeyeceğim Fatih. Buna alışsan iyi edersin.” 

“Gelme zaten.” dedi Fatih de etrafına bakınarak. Kimse görünmüyordu. 

“Ne?” dedi Hare içeride ‘bana dön’ diye tepinen adamın kalkıpta ‘gelme zaten’ demesine şaşırmıştı. 

“Gelme işte. Hare’nin burnunun ucuna minicik ve aceleci bir öpücük bıraktı. “Ailemle seni istemeye geleceğiz. Zaten Bekir deden bana çok sinirli. Hayır sanki torununu dağa kaldırdım da zorla evlendim.” dedi. Hare kahkaha attı. “Evet öyle yaptın. Ama bunlara ne gerek var? Evlenmişim barklanmışım çocuk bile kaybetmişim ne istemesi?” dedi içini çekerek gülen gözleri söndü bir an da. 

Göğsüne sardı karısını. Saçlarını okşadı ve öptü. “Üzgünüm. Bazı şeylere engel olamadım. Kaderin bir oyunu bu bize. Başka çocuklarımız da olacak. Bu günleri unutacağız.” 

Gözleri dolu dolu geri çekildi Hare. “Onu gördüm biliyor musun? Rüyam da gördüm. Bir kızdı. Yeşil gözleri, altın sarısı saçları vardı.” 

Hare’nin anlattığı kız çocuğu gözlerinin önünde belirince yüreği sızladı. Acısı katlandı. 

“Sana baba, bana anne diyordu bunları bile gördüm. Gelip koynumda uykuya dalmıştı.” Hare dolan gözlerini derin nefesiyle gidermeye çalıştı. 

“Tamam. Yapacak bir şeyimiz yok. Üzme kendini. Lütfen,” dedi Fatih. “Her şey üst üste geldi. Bir süre sonra seninle çok uzun bir tatile çıkacağız. Uzun bir sürede çocuk istemiyorum. Önce kendimize gelelim.” Karısının omzuna doladığı koluyla onu merdivenlere yöneltti. 

“Annemi nasıl buldun?” dedi yüzünde tatlı bir gülüşle. 

“Olması gerektiği gibi. Ve tam tahmin ettiğim gibi de. Ama babana bu kadar benziyor olmana çok şaşırdım. Baban senin otuz yıl sonraki halin.” 

“Aynaya bakıyor gibi oluyorum. Ferid o kadar benzemiyor ama ben…” 

Hare merdiven başında durdurdu kocasını. “Canım ya… iki genç kız abisi olmak nasıl bir duygu?” dedi pis ve imalı bir sırıtma eşliğinde. 

“İyi gibi de,” dedi karısının imalı bakışları ilgisini çekti. “Ne demeye çalışıyorsun?” 

“Hiç,” diyen Hare omuz silkti. “Genç kızlar, çokta güzeller. Burası İstanbul, aşk, erkekler,” diyen kadını Fatih susturdu. “Tamam anladım.” 

“Suratın öyle demiyor ama…” dedi Hare. “Düştü bir an ne oldu Aşkım?” 

Gözleri şahin gibi kısıldı. Dibinde duran kadına yaklaştı. “Ne o Aşkım falan? Burada bu sözleri söyle de ben seni sırtıma atıp götüreyim onu mu istiyorsun?” 

Ellerini teslim olur gibi kaldırdı Hare. “Tamam sustum. Babanı dinledim annenden yaparsın biliyorum, Aşkım.” Ellerini indiren Hare hızla merdivenleri inmeye başladı. Arkasından ‘sen görürsün’ bakışları atan adamı göremedi. Aşağıya inen Hare den gözlerini  çekerek koridorun sonundaki odaya doğru emin adımlarla ilerledi. “Gelmezsen gelme, ben istedim mi görürüm seni,” deyip cebinden çıkardığı gizli kamerayı yerleştirmek için odaya girdi. Kamerayı aldığı an aklına gelince gülümsedi. 

.

“Evet, kamera istiyorum.” Rüzgâr’ın şaşkın haline kararlı duruşuyla karşılık verdi. “Sence ben oradan bakınca sapık bir Abi’ye mi benziyorum?” dedi Rüzgâr. 

“Hiç ilgisi yok Abicim. O benim nikahlı karım. Ufak bir yanlış anlaşma söz konusu o yüzden Karahan Abim de kalıyor. Önünde sonunda dönecek ve ben onu görmeyince nefes alamıyorum. Bilmem anlatabiliyor muyum?” 

“Gider konuşursun bir orta yol bulunur Fatih ne kamerası?” 

Fatih bıkkınlıkla nefes verdi. “Ya sen ver ya ben kendim temin ederim. Şurada bir derdim var Abime gelmişim…” dedi acımsı bir suratla. “Sana Abi diyorum tamam önceden diyordum ama şimdi karımın Abisisin. Sen de geçmedin mi Abi bu yollardan? Acı bana?” 

Rüzgâr karışık bir zihinle elini saçına götürüp kaşıdı. Yüzündeki hayret ifadesi olduğu gibi duruyordu. Sonunda ikna olarak bir kaç çeşit gizli kamerayı masanın üzerine dizmişti. İçlerinden en uygun olanı seçti Fatih. Lamba şeklinde olanı alıp çıkmıştı. 

.

Salona gireceği zaman durdu ve yüzündeki aptal gülümsemeyi silmeye çalıştı. İçeridekilere malzeme olmak istemiyordu. Kadir dayısının gelmiş olduğunu gördüğünde nazikçe, “hoş geldiniz,” dedi. Babasının yanına geçerek oturdu. 

Gözü halasına  kaydığında kadının rahatsız bir şekilde oturduğunu, Nisa annesi ile sohbet ettiğini gördü. Karahan ve Nazlı’nın bakışlarını üzerinde hissediyordu ki Abisinin gözleriyle kesişti. 

“Fatih nerede?” diye sordu Karahan. 

“Bilmiyorum,” diyerek omuz silkti Hare. Karahan’ın bakışları kısıldı. Hare aldırmadı. Babası kolunu uzatıp kızını kendine çekince Hare yerini bulan kedi yavrusu gibi sokuldu babasına. “Öldürmedin değil mi kızım?” diye fısıldadı Turgut Kara. 

“Yok babacım öküz kadar sağlıklı. İner şimdi.” dedi gülümseyerek. “Konuştunuz mu?” diye sordu babası, kızının yüzündeki gülümsemeye delil arayarak. 

“Biraz. Bir süre daha burada kalacağım. Sonra bakacağım.” 

Turgut Kara etrafına dönerek bakışlarını dünürleri üzerinde gezdirdiği esnada Fatih’te gelerek Karahan’ın boş olan yanına oturdu. “Çok şükür kafan falan kopmamış,” dedi Karahan. 

“Ben onun dilini koparacağım Abi. Kafam bana lazım.” dedi karısına göz kırparak. 

“Yavaş lan abartma Abisi var burada.” diyen Karahan’ın aklı karışmıştı. Ne tarafa tükürse kardeşti. 

“Evet kız istemeye ne zaman geliyorsunuz?” Turgut Kara’nın sorusu tüm sohbetleri bıçak gibi kesmişti. 

Ruken tatlısını alel acele ağzına attı ve gözlerini merakla açarak ne olacağını merakla beklemeye başladı. En nihayetinde evlilik sırası ona geliyordu. Heyecanlanmıştı. 

Hare göz devirdi. Fatih bıyık altı gülümsedi. “Baba ne istemesi Allah aşkına. Ben istemiyorum öyle bir şey.” dedi  Hare.  

Karahan, “Ne yani bu zıpır bir tuzlu kahve içemeyecek mi?” dedi. 

Gözleri büyüyen Fatih Abisine döndü. “Ben zıpır…” diye geveledi. Tek kaşını havaya kaldırdı Karahan. “Şu an damat konumundasın sesini çıkarma bende her şeyi söyleyebilirim.” Fatih şimdiden sıkılmıştı kız isteme organizasyonundan. Dertle indirdi omuzlarını. Gözü Hare’ye kaydığında kadının, ‘gör işte,’ bakışlarına teslim oldu. 

Nisa heyecanla atıldı. “Ay inanmıyorum oğluma kız isteyeceğim. Benden mutlusu var mı?” diye şakıdı. 

“Yalnız bir sorunumuz var.” dedi Nazlı kendine dönen gözlerden hedefi babasını buldu. “En son kız istemede Bekir dede neler yapmıştı hatırlatırım.” 

“Evet. Babası ben olsam da iki tane dedesi var ve Hare’nin üzerinde onların hakları daha fazla. Eyvah eyvah,” diye de ekledi Turgut Kara. 

Nisa ve Sait kaşlarını çatarken Ruken kahkaha attı. Yanındaki Ayperi, Aybüke ve Ferid kıza döndü. Ruken kendine şaşkın bakışlara dönüp kısa bir açıklama yaptı. “Adam ortalığı birbirine kattı ya.” deyip bir kahkaha daha attığında olayı hatırlayanlar da gülmüştü. 

Nazlı, Duru’nun istemenme gününde gerçekleşen karmaşayı anlatırken Fatih eliyle yüzünü sıvazladı. Çok çok olsa bir hafta daha izin verirdi babasının yanında kalmasına eğer bu iş uzarsa kafayı yerdi. Karısının sinsi sırıtmasıyla kafasını salladı. Yapacagını da bilirdi ve kimseden de çekinmezdi. 

Gitme vakti geldiğinde Hare’yi burada bırakıyor olması eskisine nazaran koymuyordu. İnatçı karısı ona inanmıştı ya gerisi teferruattı. Kadir, çıkışa ilerlerken Hurinur’a attığı bakış ile kadın yüreğini teslim edecekti. Ona hala biraz kızgındı. Oyuna gelmiş olmasını sindiremiyordu. Kadir’i haklı görse de kırılan kalbine iyi gelmiyordu haklı oluşu. 

Kocasını kapıdan yol eden Hare alacağını odasında aldığı için daha fazla yalnız kalmak istemedi. Adamın ateşi saniyede dereceyi patlatır raddeye çıkıyordu ve kapılmak istemiyordu. Aslında dönerdi. Ama bu evdeki atmosferi o kadar sevmişti ki hiç böylesi sevgi dolu kalabalık, herkesin  ona değer verdiğini gösteren sözler duyarak uyanmamış, bu duyguyu hiç tatmamıştı. Kısa da olsa babası ve kardeşleriyle kalmak istemişti. Ölene kadar kocasıyla olacaktı ve biraz daha baba şefkatini alabilirdi. 

Evden ayrılan ailesinin ardından bakıp Abisine döndü. “Neden gelmediğini anlamadım ama üzerinde de gitmek istemedim.” 

“Ben anladım.” dedi Karahan ayak ucuna bakarak. 

“Öyle mi, nedir sebebi?” 

Başını kaldırdı Karahan. “Daha ilk gün gülmeye başladı. Bu ev ona iyi geliyor. Sanki ilk defa bir ailesi olmuş gibi. O kadar belliki bakışlarından. Herkese özenerek bakıyor. Babamın yanından ayrılmıyor. Ruken ona ‘abla’ dedikçe gözleri parlıyor. O kadar üzülüyorum ki Fatih.” 

Fatih’in de yüreğine oturmuştu. “Bu şekilde düşünmemiştim.” 

“O benim tahmin ettiğimden daha yaralı. Düşündükçe deliriyorum, küçük bir kız çocuğu gibi bazen, bazen bir amazon. Kendini yetiştirmiş olması hepimiz için bir ödül. Onun yerinde başkası olsaydı extazi ile sınırlı olamayacak şeyler yapardı. Rüzgâr’a bile kızamıyorum o da Hare’nin diğer versiyonu.” dedi, acıyı ciğerlerinden atarcasına nefes salarak. 

Düşüncelere dalan Fatih’i baktı. “Kime ne anlatıyorum sen de onlardan birisin. Siz iyi bulmuşsunuz birbirinizi,” dedi memnun bir ifadeyle gülümseyerek. “Kardeşimi sana yazan kaderin kölesi olasım var,” dedi elini Fatih’in omzuna atıp sıktı. 

Kırık dökük iki kaderin yan yana getirdiği iki insandılar ve bir şekilde birbirlerini tamamlamışlardı. “Bir şey soracağım Fatih.” dedi. 

Fatih beklentiyle Abisine baktı. “Onun benim kardeşim olduğunu bilseydin bana rağmen gizlice evlenir miydin?” 

Fatih gülümsedi. Yapar mıydı? Karahan dan gördüğü iyilikleri kenara atarak kardeşini gizlice nikahına alır mıydı? “Evlenirdim.” dedi Karahan’ın gözlerinin kısalmasını izledi. 

“Sana rağmen evlenirdim. Belki o zaman böyle olmazdı. Hayatımız bilinmez de olmazdı belki… açık açık yaşardık.” dedi, Hare’yi o gece buradan götürürken neler yaşadıklarını sadece ikisi biliyordu. Bunu ölene kadar da kimseye anlatmak gibi bir düşüncesi yoktu. “Ben senden öğrendim; içinden çıkamıyorsam, zorlardım. Ama vazgeçmezdim.” 

Adamın omzundan elini çekti Karahan. ‘Bende senin alnından öperdim,’ demedi. “Başka şeyler öğretmeliydim sana. Bilemedim gelip kardeşim üzerinde deneyeceğini.” 

“Kaçır kızı Fatih dediğini hatırlıyorum Abi. Bunu da unutma.” dedi Fatih, Karahan’ın buruşan suratına gülümsedi. Elinin ayasını açarak uzattı. “Alayım,” dedi. 

Karahan ellerini cebine soktu. Tepeden süzdü adamı. “Sen damatların en yüzsüzü çıktın Fatih.” dedikten sonra cebinden çıkardığı anahtarı adamın avucuna bıraktı. Abisinden anahtarı istediği anı hatırladı. 

.

“Ne? Delirdin sen! Olmaz! İstediğin zaman gelebilirsin ama gece gelip kızın odasına girmek nedir?” diyen Karahan’a tek kaşını kaldırmış bakıyordu. 

“Sen dedin meydan senin diye. Bende anahtarı istiyorum. Hoş vermesen de girerim beni uğraştırma.” 

“Ayıp lan… babası var o evde. Birde kalkmış Abisinden ne istiyorsun?” 

“Ne istiyorum? Alt tarafı barışma çabalarım… onu kendi haline mi bırakacağım? Evden çıkmıyor zaten. Sen benden ayrılsın falan mı istiyorsun?” dedi Abisini can evinden vuracağını bile bile. 

Başını gök yüzüne kaldıran Karahan sinirle inleyerek Fatih’e döndü. “Tamam.” Diyerek teslim olan Abisine ben yaparım bakışlarıyla karışlık veriyordu. 

“Sessiz gir eve, çok kalma. Ayıp, babası var bu evde. Tekrar tekrar söyletme.” 

Fatih umursamaz bir tavırla arkasını döndü. “Bende kocasıyım. İç güveysi gelmiyorum. Karımı alana kadar böyle.” dedi arabasına binerken. 

Araba evin bahçesinden ayrılırken Karahan kocaman gülümsedi. Başını havaya kaldırdı. “Ya Rabbim ne sevap işledim acaba,” diyerek başını da sağa sola sallayıp eve yürüdü. 

Bu gece otele gitmek yerine ailesinin evine gelmişti. Fatih içinde ilk olacak bu durum karısını anlamasına da yardım edecekti. Abisinin dediği sözleri daha önce aklına getirmemişti hiç. Onlar evlendikten sonra gelişen bir olaydı ve birlikte yaşamaya başlamışlardı. Zaten kendi ailesi de geleli ne olmuştu ki. 

Gece yarısı olmasına rağmen salondaki koltuklara kurulan ailesine baktı. Onlar içinde bir çatı altında ilk geceleri olan bu durum hepsinde ayrı bir duygu  hissettirmişti. Ayperi bir yanına Aybüke diğer yanına oturdu. Abilerine sokulan genç kızları iki koluyla saran Fatih gerine yaslandı. “Evet kızlar Abiniz biraz rahatladı. Şimdi gelelim size…” dedi. 

Nisa ve Sait çocuklarını bu şekilde görmüşlerdi ya ölseler gam yemezlerdi. 

“Gelelim.” dedi Ayperi. 

“Meslek?” dedi Fatih. 

Aybüke, “Ben geçen yıl bitirdim okulu. Tekstil mühendisiyim,” dedi, “patronum babam.”  

Şaşırmıştı Fatih. Başlarına gelen onca olayın sonucunda geçmişe dair tek bir cümle geçmemişti aralarında. Bu güne kadar neler yapmıştı ailesi hiç bir bilgisi yoktu. Babasına döndü. 

Sait oğlunun merakla bakan gözlerine gülümsedi. “Fas’ta fabrikalarımız var. Hazır giyim üzerine.” dedi Sait kısaca. 

“Ben hala okuyorum. Gerçi buraya gelirken dondurdum. İşletme son sınıftayım. Bu dönemim boşa gitti. Ne kadar kalacağımız belli değildi.” dedi mezun olamaya yaklaşan kızın dramı yüzünden okunuyordu. 

“Bende işletme mezunuyum,” dedi Fatih. 

“Biliyorum. Biliyoruz. Senin hakkında her şeyi biliyoruz. O kadar yabancı dili nasıl öğrendin Abi ya?” dedi Ayperi. 

Fatih kahkaha attı. “Otel de çalışmanın avantajları birde ezberim çok kuvvetli.” dedi Ferid’e döndü.  “Peki sen?” 

“Ekonomi… Lisans yapıyorum.” dedi Ferid. Fatih’in içine düşen kurt ile yüzü düştü. “Gidecek misiniz?” diye sordu ama aksine bir cevap bekledi. 

“Mecburen gideceğiz.” dedi babası. Fatih’in duymaktan korktuğu başına gelmişti. Hüzünle çöktü gözleri. 

“Döneceğiz geri,” dedi annesi yüzünde güller açarak. “Oradaki işleri başında duran müdüre emanet edeceğiz. Sonra gelip burada bir fabrika daha açacağız.” Yerinden kalkan Nisa oğlunun karşında durdu. Ellerini Fatih’in yüzüne yerleştirdi. “Seni bulmuşum bırakır mıyım oğlum? Aklından geçenleri görebiliyorum. Unut onları.” dedi oğlunu öptükten sonra geri çekildi. “Biz babanla gideceğiz. Kardeşlerin sana emanet. Çok olsa bir ay sürer.” 

Arkasını dönerek salonun çıkışına yürüdü. Bir anne otoritesiyle, “herkes odasına marş marş,” dedi ardında içinde bahar çiçekleri açan oğlunu bıraktı. 

Bir ailesi vardı. Hem de dolu dolu, kalabalık. Kimsesizdi oysa. Fakat bu kadın ona bir anne olarak her annenin kullandığı sözü söyleyip iliklerine kadar hissettirmişti o aileyi. Bir kez daha Hare’ye hak verdi. Aile bambaşkaydı…

Tatlı… En azgın kediyi bile mayıştıracak, kabusların ortasında Kevser’den su içerek huzura erecekmiş gibi bir dokunuş hissediyordu. ‘Rüya olması ne kadar da kötü. Uyanınca böyle hissetmeyeceğim ki,’ diye geçirdi uyku ile uyanıklık arasında. 

‘En iyisi biraz daha uzatmak,’ diye düşünüp yan döndü. Dönemeyip engele takılınca ve burnuna dolan erkeksi kokuyu alınca gözlerini açmakta çok aceleci davrandı. İçlerinden ay ışığı fışkıran yeşil taneleri görünce yattığı yerden hızla doğruldu. Doğrularken de, “Ne işin var burada?” diye bağırmayı ihmal edemedi çünkü; çok bilinçli yaptığı bir şey değildi. 

“Bağırma kızım. Saat sabahın sekizi. Evdekileri uyandıracaksın.” 

Başını yastığa düşüren Fatih karısınıda yatağa geri çekti. “Abarttın ama… Rezil olacağız.” Kocasının kollarından çıkmaya çalıştıkça daha sıkı tutulduğu için uzaklaşacağına adama daha da sokuluyordu. “Hiç bir şey olmaz. Rahat dur.” Başını kaldırıp kocasına baktı. “Burası babamın evi canım. Ay ayıp diye bir şey var. Ne oldu sana, senin gibi terbiye görmüş adama?” 

“Sen beni terk edince zıvanadan çıktı.” 

“Çıktığın yere geri girer misin, lütfen?” 

“Olur. Nereden başlayayım?” 

Elleri haylazca kadınını keşfe çıkarken Hare yerinde debelenip kurtulmaya çalıştı. Elini, göğsünde gezen elin üzerine koyup daha fazlasına engel olmaya çalıştı. “Valla Aslınaz bizi basacak. Bıraksana!” 

Fatih boş bulduğu yere dudaklarını bastırıp karısını duymazdan geldi. “Kapıyı kilitledim,” dedi sırıtarak. 

“Yuh! Sana ne demeliyim bilemedim. Kalk şuradan. Hem sen eve nasıl giriyorsun?” 

“Anahtarım var.” 

“Ne? Kim verdi sana anahtarı?” 

“Tabii ki Abin.” Karısının, ardından geleceği sorularını belli eden şaşkın bakışlarının seyrini değiştirmeye karar verdi. “Boş ver şimdi bunları. İyi misin?” 

Annesinin ölümüyle ilgili sorduğu soruyu anlamıştı Hare. Mezar başında tartışıp ayrıldıkları için konuşma fırsatları da olmamıştı. Yatağın içinde gevşeyip gözlerini tavana sabitledi. “İyi gibiyim. Daha iyi olacağım. Hayatım onu özlemek ile geçti. Bundan sonra da pek farklı olmayacak.” 

Elinin biri kadının saçları arasında parmaklarıyla dipleri okşuyordu. Bunu çok seviyordu Fatih. Hare de en çok sevdiği şey saçlarıydı. Onlara dokunmak içine tarifsiz bir huzur yayıyordu. “Seni görmeye geldi. Sen uyuyordun ama o seni gördü.” dedi, o gece yaşanan başka bir şeyi söyleyemeye asla niyeti yoktu. 

Sevinçle parlayan gözlerini kocasına çevirdi. “Gerçekten mi?” diye sorarken bedenini de ona çevirdi. Burnunun ucuna bırakılan bir buse ile kalbi hızlandı. “Gerçekten. Kazanın olduğu ilk gün geldi. Seni gördü.” 

“Yanıma girdi mi?” Merakı katlanarak büyüyen Hare kocasından bilmediği ve duymak icin can attığı şeyler bekledi. “Doktorlar izin vermedi.” demek zorundaydı. 

“Neden canına kıymış olduğuna aklım ermiyor Fatih. Annem kendine tapan bir kadındı. Koca koca çocukları ve torunu var ama annem bir genç kız edasıyla yaşardı.”

Ne demeliydi şimdi? Annen senin cenazene gelmişti. Baban da ona gereğini söyledi. Abin de öyle… “Kader…” diye geveledi Fatih. “Neyse… Eve ne zaman döneceksin?” Konuyu kapatmanın en akıllıca yol olduğuna emindi Fatih. 

“Bilmiyorum. Başımıza bir de isteme çıkarttın. Bu gidişle zor canım.”  Fatih yatağa sırtını verip karısını da göğsüne çekti. “Ben çıkartmadım ama söylenince aklıma yatmıştı. Sonuçta sen bir kadınsın kimse için değil. Senin için istemiştim. Ama sendeki kabile beni korkuttu. Dedelerin…” Sıkıntıyla göğsünü kabartan bir nefes çekti ciğerlerine. “Hare kaçalım bence, yoksa işimiz çok zor.” 

Yüzünü Fatih’in göğsüne gömdüğü gibi kahkahasını bastırmaya çalıştı. Omuzları inip kalkan kadını tebessüm eşliğinde izledi. “Kaçalım deyince kahkaha atan kadın candır.” İki eliyle Hare’yi üzerine çekip boylu boyunca yatırdı. Saçları iki yanlarına dökülüp mis gibi kokusunu da Fatih’e sundu. “Kaçalım bence de.” dedi Hare. 

“Bir an kabul etmeyeceksin sandım.” Kadının dudaklarına doğru uzanırken odanın içinde sabahın sekizinde çınlayan telefonun sesiyle ikiside başını komodinin üzerine çevirdi. “Bu saatte…” dedi Hare telefona uzanmaya çalışırken yana kaydı. 

“Ayşem arıyor. Dedeme bir şey mi oldu!” dedi hızla ilk akla gelen bu olmuştu. Sabahın sekizinde neden aransındı ki? “Aç hadi,” diyen Fatih’te yatakta doğruldu. 

“Ayşem?” dedi ürkerek, kötü bir haber alacakmış gibi sesi titredi. 

“Ayşem ya. Senin yüzünden uykumdan oldum.” diye ciyakladı genç kadın. Üzerinde ki beyaz geceliğin yakasını biraz daha kapattı. Çünkü karşısında ki, Doğan avcıyı andıran keskin bakışlarıyla kızı tek kaşı havada süzüyordu. 

“Ne oldu?” dediğinde biraz rahatlamıştı. Kötü haber bu şekilde verilmezdi sonuçta. 

“Annemler ve teyzemler… Malum onlar için hayat erken bir saatte başlıyor. Ahh,” diye inleyerek yatağa sertçe oturduğunda açılan bacaklarına bakan adama dişlerini sıktı Ayşem. 

“Ya kızım doğru düzgün anlatsana şunu.”  Hare de meraklanmıştı. Pür dikkat kendini izleyen adama bakıyordu arada. 

“Sen bir Kırımlı olarak Atabey malikanesinde neden kalıyorsun? Hadi kocan olacak adam bir katakulli etti ama neden Rüzgâr değil de Karahan’ın yanındasın? Annemler evi ayağa kaldırdı. Anneannem de onlara çanak tuttu. Dedem  onlara bir şey diyemediği gibi savunamıyor da. Sen bilmez misin bizim için bu olanlar pek kabul edilir değil.” 

Hare gözlerini devirdi. “Bu saatte bunun için mi aradın?” dedi bıkkın sesiyle.

Doğan’ın eli Ayşem’in ensesinde gezintiye çıktığında Ayşem ayağa fırladı. “Ebenin.” diye kesik bir cümle firar etti ağzından. Çapkınca bakan Doğan’a kaşlarını çattı Ayşem.

“Niye küfür ettin şimdi anlamadım?” 

“Sana değildi canım. Yanımda bir çakal yavrusu var ona ettim.” 

“Kim?” 

“Sence?” 

Hare bir an kocasına baktı. O da boş bakıyordu. Dudaklarını büktü ve anında gözleri büyüdü. “Aman Allah’ım! Kızım at onu odadan biri basacak şimdi sizi.” 

“Evde kimse kalmadı Aşkım.” dedi Ayşem.

“Bu saatte nereye gittiler ki?” dedi Hare kaşlarını merakla birleştirdi. 

“Atabey malikanesine doğru yürüyorlar. Baskın basanındır Hare, kaldır kıçını ve kocanı ara seni ancak o kurtarır.” 

Ve Hare, elinden düşen telefonla yataktan fırladı.