Kapının dış taraflarında kolları göğsünde bağlı, duvara yaslı tek ayağı duvarda olan ve sırıtan Fatih’in bir yandan da içi sızlamıyor değildi. Kapıyla can çekişen karısının sesi az çok geliyordu. Aslı, Azra ve Zeynep koridorun başına kadar gelmiş ama daha fazla yaklaşmamıştı. Ablalarını gören Fatih yerinden doğrulup Ablalarının yanına ulaştı. 

“Ne durum da?” dedi Aslı gözleri kapıda. 

“Kapıyı açmaya çalışıyor. Az sonra arayacak büyük ihtimal.” Cebinde titreyen telefonu almak için hamle yaptı Fatih. “Ve arıyor. Evet o.” 

“Aç ve telaşla geliyor olduğunu söyle.” dedi Azra. 

Odadan çıkamıyordu. Bu ne demekti? Defileyi kaçırmak! Ve neden bu kapı açılmıyordu? Sinirle kapıya tekme attı Hare. “Ne oldu sana neden açılmıyorsun? Abime diyeceğim, sonun gelmiş senin yanlış kişiye çattın.” Kapıya sayıp dururken çantanın içindeki telefonunu çıkarıp kocasını aradığında sinirden tuşları bile bulamıyordu. “Açsana Fatih.” dedi endişeyle ve buruşan yüz hatlarıyla. Halbuki bir kez çapmıştı telefon henüz. 

“Hare neredesin bekliyorum.”

“Fatih ben odada kilitli kaldım. Kapı açılmıyor gel beni kurtar Aşkım.” dedi genç kadın ağlamaklı sesiyle. 

Rol yapamayan Fatih’in kıvranışlarına göz devirdi Aslı. Adamın elinden telefonu çekip aldı. “Ne oldu Hare kocan şok geçiriyor sanırım?” dedi en usta haliyle. 

“Aslı, odada kilitli kaldım.” Etrafına bakındı. “Aslı burası gökdelen tepesi çarşaf bile kurtarmaz beni Aslıııı. Kurtarın beni.” Telefonu kulağından uzaklaştırdı Aslı. “Abisi gibi bu kız. Sıkışınca saçmalamaya başlıyor.” diye fısıldadı. Fatih endişe ile alnını ovaladı ama kızlar profesyonelce bekliyordu. Dudaklarında minicik bir sırıtma eşliğinde. 

Kulağına tekrar yaklaştırdı. “Bir sus Hare, geliyoruz.” deyip kapattığı telefonu Fatih’e uzattı. “Beş dakika bekleyelim.” dedi. 

Kuyruğu yanmış kedi gibi sağa sola dönüyordu Fatih. “Abla yetmez mi? Tek başına içeride atak falan geçirmesin?” dedi. 

“İki dakika oldu Fatih.” dedi Aslı ama adamın endişeleri geçecek gibi görünmedi gözüne. “Tamam. Özel durum söz konusu. Şimdi telaşlıyız, ya ne oldular falan havada uçuyor tamam mı?” dedi Aslı. 

Fatih’in tutarsız bakışlarıyla çıkıştı. “Aşağıdaki hazırlıklar bitene kadar idare et.” dedi. “Karahan kendi jön ama senden dublör bile olmaz Fatih. Hadi kızlar. Üç deyince. Üç!” 

Az önce yanında sakince duran kadınların bir anda yerlerinden ok gibi fırlayıp koşarak ve bağıra çağıra odanın kapısına koşmalarına ağzı açık balık gibi baka kalan Fatih yerinden daha kımıldayamamıştı. 

“Hadisene Fatih.” diye bağırdı Zeynep. Kadının sesiyle silkelenip o da koştu. Kendi kilitlediği kapıdan sözde içeride kilitli kalan karısını kurtaracaktı. 

“Hare,” diye bağırdı Aslı. 

Yatağın üzerine oturmuş, elleri çenesinde oflayan Hare hemen ayağa fırlayıp kapıya koştu. “Aslı! Kapı açılmıyor.” diye bağırdı tekrar. “Fatih nerede?” 

Azra sessiz duran adamı dürttü. “Konuşana,” diye fısıldadı. 

“Buradayım Hare. Tekrar tekrar denemelisin. Az sonra biri gelecek açmak için.”diyebildi Fatih. 

Ellerini saçına götürdü Hare. “Ne beklemesi Fatih. Aşağıda benim defilem var. Kırsana şu kapıyı.” Omuzları inen kadın, “Hadi sevgilim kurtar beni.” dedi bitkince. 

Alnından ter damlayan Fatih eliyle sildi. “Kırılmaz ki canım. Bu kapılar özel yapım.” dedi ve bu doğruydu. “Sabret yetişeceksin.” Ve bu da doğruydu. 

“Ağlarım lan ben,” dedi yılmış sesiyle Hare. “Valla ağlarım.” 

“Ağlarsan pandaya dönersin.” dedi Aslı. “Buradan çıkınca bir de makyajla mı uğraşacaksın. Aglama!” 

Geçen yarım saatin öncesinde Hare’ye sürekli sakin olmasını söyledi Fatih. Sözde çilingir geldiğinde ve on dakikalık oyalanma faslından sonra klik sesiyle açılan kapıdan dışarı resmen uçtu Hare.  Çıkar çıkmaz da kocasına sarılmıştı. Karısını sakinleştirmek için saçlarını usul usul okşayan adam kızlarla göz göze gelmişti. Azra, “Hadi artık başlamak üzere. Geçmiş olsun canım,” dedi.  

“Kendime geleyim Abla hemen geliyorum.” 

“Biz gidiyoruz o zaman.” 

Kızlar Charlie’in meleklerini andıran bir eda ile yan yana ve hızla yürürken birbirlerine bakıp gülümsediler. “Cehennemde yanacağız Aslı.” dedi Zeynep. 

Azra elini havada salladı. “Arkamızdan bir ateş yükselecekti şimdi, poster cuk diye otururdu.” dediğinde Aslı kahkaha attı. 

“O ateş bizim kalbimizde dostum. Biz var oldukça yanacak!” 

On dakika kadar nefesini düzene koyan Hare kocanın yönlendirmesiyle ilerliyordu. Sonsuza kadar o, odada kalacağını sanmıştı bir an. “Bu günü unutacağımı sanmıyorum. Yaşlandım sanki,” dedi. 

“Bende öyle düşünüyorum ama yaşlanmış olman kesinlikle yalan.” Ensesini gördüğü adama gülümsedi. “Abilerim nerede merak etmediler mi beni?” 

“Eee… etmediler çünkü haberleri yok canım.” 

“İyi etmişsin.” diyebildi Hare. Altında bir şey arama gereği görmemişti.  Kalabalığa doğru ilerlediklerinde yeniden heyecan sarmıştı. Işıklandırılan piste baktığında heyecanı katlandı. Fonda hafif ritimli bir müzik çalıyordu ama daha önce duyduğunu anımsamadı. Kendisi seçmişti müzikleri ve bunun kesin o koordinatörün işi olduğunu düşündü. Bu gece başka bir sorun daha istemiyordu. Protokole doğru yaklaşınca ışıkların izin verdiği kadar ailesinin tüm fertlerini gördü. “Dedem mi?” dedi kendi kendine. Sesten dolayı kocası duymamıştı. “Büyükannem de var.” Sesi biraz yüksek çıkınca Fatih ona döndü. “Bu güzel gününe şahitlik etmeye gelmişler. Neden şaşırdın?” dedi hafif bir gülümseme eşliğinde. 

“Haklısın.” derken abilerinin, babasının ve kız kardeşlerinin önünden kocaman gülümseyerek Azra’nın yanında ayrılan yerlere geçti. Kocası oturmayınca başını kaldırdı. “Sen?” 

“İçeride bir işim var. Asla kaçırmam, hemen döneceğim.” dedi eğilip Hare’nin alnından öptü. Hare ‘peki’ anlamı taşıyan baş işaretiyle arkasına yaslanırken rahat bir nefes aldı. “Her şey tamam mı Azra Abla?” 

“Tamam şekerim fazlası var eksiği yok. Arkana yaslan ve tadını çıkar.” 

“Olur da kimler geldi göremedim ki?” 

“Boş ver… gelmeyen kıskançtır. Cansu gelmedi ama meraklanma,” dedi Azra kıza bakıp gülerken. 

“İsabet olmuş.” Kibirle burnunu havaya dikti Hare. Cansu deyince kadının saçları diken diken oluyordu sanki. 

Işıklar söndü. Kalbi ağzında beklemeye başladı. Bilseydi ömrünün en güzel gecesini yaşayacak o kalbi dayanmazdı o heyecana. 

Tüm ışıklar beş saniye kadar sonra etrafı aydınlattı. Ve bir kaç saniye sonra tekrar karanlık sardı etrafı. Yüksek ritimli bir parça eşliğinde mankenler adım atmaya başlamıştı. Pistin ortasına yansıtılan büyük ışıkla iki kişiyi gördüğünde gözlerini kırpmadan izlemeye başladı. Kocasını unutmuştu o an. 

Platformun tamamı ışığa kavuşunca ve kendine doğru yaklaşan kızları gördüğünde gözleri yuvalarına dar gelerek büyüdü. Kardeşi! Ruken ve Merve! Üzerlerindeki açık mor kıyafetler içinde kesinlikle bir mankene benzemiyorlardı. 

“Abla!” dedi katılaşan sesiyle. 

“Sus ve izle.” diye uyardı Azra. 

Gözlerini ayırmadığı sahnedeki kızlara baktı. İkisinin de üzerinde aynı renk ama birbirine yakın modeller vardı. Bir dakika! Bu elbiseleri o çizmişti! Kızların bileklerindeki mor çiçekli kurdela! Başlarındaki aynı renk çiçekli taç! Bu kızlar nedimeydi! 

Aklından, şiddetli hızlarla geçen  düşünceler, içeriyi tarumar ediyordu. Etrafı mor bir toz bulutu sarıyordu. Her yer mor! Ruken önünde durduğunda göz göze geldiği kardeşi ona elinin ayasıyla öpücük attığında, toz bulutu sakince yere sindi ve gerçek netlik kazandı. DÜĞÜN!!!

Göz kapakları aşırı açıklıktan canını yakınca uzun süredir kapanmadığını bas bas bağırdı. Arkasına yaslanırken etrafına bakamadı. Tabii ya… herkes buradaydı. Ve odaya boşuna kapatılmamıştı. Kocası da yanında yoktu. Gözlerini kapatırken nefesini tazeledi. Elini alnına götürüp kısa bir an ovaladı. Sahneye tekrar döndüğünde Ekin ve Meriç’i gördü. Onlarda aynı renk ama farklı model giymişlerdi ve yine aynı bileklik ve taç vardı. Şaşkınlığını atmayı çok istiyordu ama pek başarılı değildi. 

“Tadını çıkar Hare. Sonra bol bol düşünürsün.” dedi Azra. Başını aşağı yukarı salladı. 

Düşündü! Düğün istememişti hiç bir zaman. Eksiklik hissedecek kadar bile zamanı olmamıştı. Çalkantılı geçen bir kaç ay da en son aklına gelen şey, düğündü. ‘Dur bakalım’ dedi iç sesi. ‘Daha neler göreceksin Hare.’ Sakince kollarını göğsünde bağladı. Dudağının kenarına da bir gülümseme taktı. 

Sahneye çıkan kızlar geri dönmüyor, sıralanıp ortayı boş bırakıyordu. Ekin ve Meriç’ten sonra Ayşem ve Ayşem’in kız kardeşi Helin çıktı. Nedime’leri ona öpücük atarken gülümsemesi daha da büyüdü. Sırada kimin olduğunu düşündü. Ablası Duru ve Nil. Kardeşleri Nedime olmuştu. Hemde onun! Hiç birini hayal etmemişti. Bir gün; üç tane kız kardeşi olacaktı ve hatta onlar düğününde Nedime olacaktı. Kardeşlerini çok sevdiğini hissetti. Çok fazla sevdiğini… Kızlar birer inci tanesi gibiydiler.  Hafif rüzgarda uçuşan etekleri ve güzellikleri büyü saçıyordu sanki etrafa. Ayperi ve Aybüke’yi de gördüğünde başını sağa sola sallayıp ufak bir kahkaha savurdu. “Hepsi deli bunların.” diye mırıldandı. 

Ve müzik durdu. Işıklar söndü. ‘Şah damarın geliyor’ dedi içindeki kadın. ‘Şah damarım ne zamandır kalbimde atıyor?’ diye kendine sordu. Ve yine kendi cevapladı. ‘Aşk kitabı on iki bin beş yüz seksen beşinci sayfa. Senin için açtım baktım. Diyorki; beden de aşkın belli bir mekanı yoktur. Bir bakışıyla hızlanan kalp ritmi tüm bedeni etkisi altına alarak hücreleri faaliyete geçirir. Bu yeterli mi?’ diyen küstah iç sesine, ‘kes sesini!’ dedi. İç sesi kahkahalar atarak kösesine çekilirken şimdiden hız kazanan nabzı, kalbi ve ya her hücresiyle gözlerini piste dikti. 

Duydu! Geceyi yaran müzik sesini… Tencere kapak misaliyiz bu hayatta… Gözlerinde kaybolmuşum, zaman durmuş mest olmuşum. Zaten başım dönüyor seni fazla kaçırmışım. Dudağından çok içmişim, sözleri doldurdu içini. Gördü! Smokin içinde sahneye çıkan adamı… tek bir ışığın aydınlattığı adamı… Aşkla parladı gözleri. Ruhu kelebek gibiydi. Bir an kanatlarının var olduğunu hissetti. Gerçek mutluluk muydu bu? Uçtuğunu hissetmek! 

Fatih’in iki kolu üzerine yatırdığı beyaz ve uzun olan şeye dikkat kesildi. Uzun… beyaz… aşkla büyüyen gözleri şefkatle küçüldü. Başını hafifçe yana yatırdı. Bir adam düşündü! Sevdiğine gelinliğini elleriyle getiren… bir adam düşünün sizi bu kadar seven… Ve bir adam düşündü, hayattaki her şeye değen! 

“Senin için çizdi.” diye fısıldadı Azra. “Hayatta ki şansın, Hare.” 

Bir adam ki, kadının gelinliğini elleriyle çizen! İyi bir adam bir kadının hayattaki en büyük şansıydı. 

Elindeki gelinlikle platformun önüne gelip durdu Fatih. Yüzünden okunan mutluluğu ve heyacanıyla ışıltılar saçan adam derin nefes aldı. Karısının göz bebekleriyle buluştu. Gecenin ışıklarıyla gece girilmiş orman misaliydi bakışlar. Ay ışığının yansımasıyla parlayan… 

“Her şey senin için.” dedi kesilen müzikle birbirlerini net duyabiliyorlardı artık. “Hare… Bunu senin için hazırladım.” dedi gelinliği hafifçe havalandırdı. “Sadece senin için.” Gülümseyen, gülüsün bu kadar yakıştığı bir adam daha görmemişti Hare. 

“Benimle evlenir misin?”

İçindeki küçük kız çocuğu ellerini yüzüne kapatmış hıçkıra hıçkıra ağlıyordu. Kara bir bulut sardı içini. Sıktı! İlk diktiği gelinliğini parçaladığında on üç yaşındaydı ve hazin gerçekle yüzleşmişti. İkinci gelinliğini parçaladığı gün, dünyanın sonunun geldiğini hissetmişti. İki döndü arasında kasırgaya tutuldu ruhu. İki görüntü kalbini sıktı. Hızlı çekime dönüştü zihni. İleri sardı, geri sardı. Gözlerinin önünde beyaz parçalar uçuştu. 

Hızlı hızlı nefesler almaya başladığında Azra elini uzatıp sıkıca kadının elini tuttu. Gecenin karanlığında parlayan bir kaç damlayı gördü. Kadına sokuldu. “Korkma! Sen tanıdığım en güçlü kadınsın. Geçmişin gölgesinden kaçmalısın. Ya o seni içine alacak ya da sen ondan sonsuza kadar kurtulacaksın.” 

Göz kapaklarını kapatan Hare’nin gözlerinden bir kaç damla daha yaş düştü.  “Yapabilir miyim?” dedi cılız bir sesle kendine bakan adamın gözlerinden ayrılmadan. 

Arka koktukta oturan ve konuşmayı başından beri dinleyen Aslı başını uzattı aradan bir eliyle kızın omzunu sıktı. “Kalbine sor, Hare.” dedi Aslı. 

Kalbi… Kendine endişe içinde bakan sevdiği adamın gözlerinde can verirdi. Dünya da alınacak nefesti Fatih. Karanlık gecenin yakamozuydu… Tutunacak dalı, alınacak, sarınılacak kaderiydi. Ketum bir hayatın aşk çanlarıydı… sessiz bir senfoninin en yüksek ritmiydi. 

Ellerini koltuğun iki yanına dayayıp destek alarak ayağa kalktı. Tüm ailesi onu izliyordu. Aşkla parlayan adamın gözlerinden geçen kara düşünceleri görüyordu. “Sen ne manyak biri çıktın Fatih.” dedi çatallı sesiyle. 

Fatih’in kaşları şaşkınlıkla havalandı. Karahan’ın kahkahası yankılandı. Nazlı’nın dirsek darbesiyle ayni anda yuttu adam sesini. 

“Ne yaptım, küstah cadı?” dedi Fatih tek kaşını kaldırıp. 

Ellerini beline yerleştirdi Hare. “Söyleseydin giyer gelirdim,” dedi gülümsemesini büyütürken. Kocasının da yüzünde an an büyüyen, gözlerine ulaşan gülüşü kalbini yerinden oynattı. 

Neden konulduğunu şu an idrak ettiği merdivenlere yanaştı. Üç adımda ayağını platforma bastığında Ruken ile Merve iki elinden tutup kocasının karşısına geçmesine yardım ettiler. Sessizce birbirlerine baktılar. “Sen ne güzel adamsın Fatih.” 

“Sen ne güzel bir kadınsın Hare.” 

“Seni hak edecek ne yapmış olabilirim?” 

“Hayatıma girmiş olabilirsin, bu bir sevap.”

Hare başını kalabalığa çevirirken gülüşü kulaklarına varacaktı. “Hepinize ayrı soracağım ailem.” dediğinde kadınların kahkaha seslerine başını sağa sola sallayıp kocasına döndü. İki elini açtı. “Evliyiz zaten. İlk teklifin daha cazipti ayrıca.” dedi gözlerinden çıkan kıvılcımlar kocasına ulaşıyordu. Göz kırptı adama. 

“Onun tekrarını yaparız o kolay.” dedi sırıtarak Fatih. Hare başını sağa sola sallayıp güldü. Ellerimi bir kez daha uzattı. 

Fatih kadına kilitlenmiş öylece bakıyordu. Sarıl falan mı diyordu Hare. ‘Ne’ dercesine baktı. 

“Sen mi giyeceksin Fatih, versene gelinliğimi?” 

Bir anda ayılan Fatih etrafındakilere malzeme olduğunu yükselen kahkaha sesleriyle anlamıştı. Yanındaki kızlara uzattı hemen gelinliği. Ayşem ve Helin birlikte tuttular. Önden yürüdüklerine Hare de kocasına kısa bir bakış atıp kuzenlerinin peşine düştü. Nedime’leri de arkasından ileride. Fatih arkasından baktığı kadınından çektiği gözlerini halka çevirdiğinde hala kendine gülen adamlara el işareti yaptı. ‘Çokta tın’ dermiş gibi. Girişte calan müzik tekrar yükselmişti. 

“Bakta ibret al Yiğit. Hala edilmemiş bir evlenme teklifim var.” diyen Aslı’ya öpücük attı Yiğit. Her evlilik teklifinde başına kalkınan olaya alışmıştı artık adamcağız. Aslı, kocasından aldığı gözlerini Fatih’e çevirdi. “Battı balık yan gider Fatih.” diye bağırdı. İki elinin isaret ve baş parmaklarını kullanarak kalp işareti yaptı Hare’yi işaret ederek. “Konuş canım… sen güzel seven adamların Kralısın.” 

Aslı’ya gülümseyen Fatih hızla arkasını döndü. Pistin sonuna ulaşan Hare’ye doğru bağırdı var gücüyle. “Hareeeeee.” 

Nedime’ler ve Hare eş zamanlı dönmüştü. Sahnenin bir ucunda tek başına duran adama baktı. İki elini havaya açan Fatih beden dilini de kullandı.  

“Aşkımız aleme ibret olsun. Herkes benden öğrensin bir kadın nasıl sevilir. Dünya da senden başka kadın kalmadı benim için, hepsi öldü. Seni çok seviyorum.” 

Nedime’ler Hare’yi dürterken o sadece kocasına bakıyordu. Elinin içini dudaklarına götürüp öptükten sonra kocasına kaldırdı. 

“Ah enişteme bakın…” dedi Helin. “Hare abla nereden buldun bunu?” 

“O beni buldu,” diye mırıldandı Hare. “O benim arayıpta bulacağım bir şansım değildi. Ben hiç şanslı olmadım.”

Müzik sesine karışan alkış ve ıslıklar eşliğinde Hare’nin arkasından giden oğluna baktıkça katıla katıla ağlıyordu Nisa. Kim derdi ki ona yirmi sekiz yıl önce öldü dedikleri oğlunun bugün düğününe katılacak? Babası gibi sevmeyi bilen bir adam olacak… kim derdi bilinmezdi ama o gün deseler karşısındakine delirmiş gibi bakardı. Hayatın en acı sillesi olan evlat acısıyla sınanmış bir kadının döktüğü göz yaşları onun hakkıydı. Mutluluk göz yaşları her Annenin hakkıydı. 

Kapının önünde son yirmi dakikadır bir sağa bir sola dönüyor ve Hare’nin üzerinde nasıl duracağını merak ettiği gelinliği hayalinde canlandırıyordu. Olmuyordu. Görmeliydi. Kapıyı tıklattı. Hatta yumrukladı. Minicik açılan kapıdan Ruken uzattı başını. “Ne oldu enişteAbi?” 

“Bitmedi mi Ruken?” 

“Gelin hazırlıyoruz enişteAbi, boru mu bu?” Fatih göz devirdi. “Komik misin Ruken?” 

Ruken pis pis sırıttı. “Değil miyim?” dedi ardından dudak büküp. 

“Cık, değilsin bacıbaldız.” 

“Aman iyi be. Bekle biraz daha kınaları yeni kurudu. Saçları yapıldı. Beş dakikası var.” 

Fatih kendini tersleyen kıza gözlerini kısıp başını salladı. “Sıra sana da gelecek Ruken.” 

“Geldi valla, seneye inşAllah. Abim beni verir mi sence?” dedi Kenan aklına gelince pembe bulutlar sarıyordu her yeri. Bakışları değişmişti kızın. 

“Verir bekle, geçen gün söyleniyordu bu konu hakkında.” Ruken kapıyı az saha araladı. Gözleri merakla açıldı. “Ne diyordu sahi?” dedi. 

Kollarını göğsünde bağlayıp duvara yaslandı Fatih. “Vermem! Daha yaşı kaç? Hepsi evli çocuklu oldu. Kariyer yapan çıkmadı. Okuyacak o, şirket açacak patronu olacak.” Fatih konuştukça havası inen balon gibi söndü Ruken. “Yapma be.” 

“Sorun yok Ruken, üzülme. Sanki Abim hangi kardeşini isteyerek evlendirdi ki?” 

Kızın gözleri parladı bir an da. “Doğru. Bende kaçarım.” 

“Abartma.” 

“Siz kaçarken iyiydi. Bana gelince mi abartı oldu?” diyen genç kız iki elini beline yerleştirmişti. Gözü kara bakışlarını Fatih’e yöneltmişti. 

“Öyle olmuştu değil mi?” 

“Ha ha. Her neyse canım. Bende evde bir dolaba saklanır kaçtım derim. O da beni vermek zorunda kalır. Ben hayatımda Ablalarım kadar ballı kadınlar görmedim arkadaş. Zaten onlar kaçıp göçmese hepsi evde kalır, karta kaçardı. Benim ne eksiğim var?” 

“Ruken.” dedi Fatih uyarı niteliği taşıyan sesiyle. 

“Sana niye anlatıyorum ki sen de Abimin yamağısın.” Fatih’i tersleyen Ruken hızını alamamıştı. “Bekle burada içeri girme.” dedi parmağını sallayarak. 

Ruken kapıyı kapatarak giderken Fatih de ciddi ciddi kızın halini düşünüyordu. Karahan’ın kızı değil Kenan’a, kimseye vermeye niyeti yoktu ama onun kardeşleri mevzu bahis olunca normal değil de anormal evlilikler de meşhur oldukları gerçeğiyle gülümsedi. 

Kapı tekrar açıldığında hemen doğruldu. Hazır mıydı? Kalbi aşırı hızla atıyordu. Nefesi hızlanmıştı. Gelinlik fobisini yenen, kendine ettiği inattan vazgeçen güzel karısı elleriyle çizdiğini giymişti. Başını kapıdan uzatan Ruken hala sinirli bakışları bünyesinde tutuyordu. “Önce bahşiş.” dedi elini uzatıp. 

“Ucuza kaçacağımı düşünme bacıbaldız. Gel anlaşalım seninle.” 

“Ben alacağımı tahsil edeyim önce. Yemezler EnişteAbi.” 

“Evliliğinde bana güven. Abimizi ben idare ederim desem.” dedi tek kaşını havaya kaldırdı. 

Ruken’in sinirli gözleri umutla açıldı. “Vallaha mı?” 

Gülmesini bastıran adam, “Vallaha,” dedi. 

“Bunu unutma Fatih Abi.” 

“Asla,” dedi Fatih iki elini havaya kaldırıp. 

“Peki.” Kapı ardında kadar açılınca Ruken eliyle ‘gel’ işareti yaptı. 

Gözleri büyük bir arayış içine girmişti. Işıltısını arıyordu. Odanın içine bir adım attığında gözlerimi kamaştı yoksa kalbi mi bilemedi. 

Geniş ve beyaz eteğin iki yanından tutan kadının parmaklarından başlayan desenli bileklerini sarmıştı. 

Usulca kaldırdığı gözleri belden başlayan taşlara gülümsedi. Gözleri buluştu. Hiç bu kadar güzel bakmış mıydı bu kadın? Ağlıyordu da sanki gülümsüyordu da. Toplanan saçlarına verilen şekil… uzun saçlarının kıvır kıvır parçaları başında toplanmıştı. 

Adım adım yaklaştı. Gözlerini hiç çekmedi kadından. Huzura yürüyordu kalbi. Hare hayatına girdiğinden beridir huzurluydu. Yaşanan her şeye rağmen hemde. 

“Cennetteyim ben, sende bana verilen Hurisin.” dedi iki eliyle kadının başından tutarak alnından öptü. Tek kelime etmeden gülümseyen Hare kocasına bakıyordu. Konuşmak için değildi sanki bu gece. Sadece yaşamak içindi. Ne dese içindeki duyguları anlatamazdı belki de. 

Bir kaç santim uzaklaşan Fatih’in bakışları kadının göğsünde takıldı. Gözleri büyürken dili tutuldu. İndi gözleri, ta Hare’nin göbek deliğinin başlangıcına kadar. 

Kocasının hayret bakışlarına kaşlarını çatan kadın başını eğerek kendine baktığında ilgisini çeken bir şey görmemişti. “Çok güzel çizmişsin, bayıldım. Bundan üretmeyeceğim. Sadece bende olacak.” dedi elleri, göğsünden başlayıp beline kadar süründü gelinliğe. 

İşaret parmağını kaldırdı Fatih. Göğüsteki derin oyuğa baktı. İki omuzdan başlayan oyuk göğüste başlayan daralma göbeğine kadar iniyordu. Açıklığı örten tek şey çapraz taşlı iplerdi. 

“Burası bana ait değil.” dedi göz devirip. 

Hare elini taşlar üzerinde gezdirdikten sonra birbirilerine bakarak, “Azra Abla,” dediler.  

“Ama çok güzel olmuş,” diyen Nil kardeşine destek olmuştu. Kıskanç bir adamın karısı olmanın ne anlama geldiğini hepsi iyi bilirdi. 

“Güzel olmaya çok güzel de…” Fatih elini ensesine götürürken bile Hare’nin dekoltesinden çekemedi gözlerini. “Hatta fazla güzel olunca sorun da tam olarak burada başlıyor.” 

Duru, “Abartma Fatih. Bir kez giyecek. Tak koluna karını haydi.” diyerek ağırlığını koyunca  zaten başka bir söze hacet kalmamıştı. Hare eğlendiğini belli eden gülümsesi sayesinde kocasına çakmak çakmak gözleriyle karşılık vermişti. 

Kendini günün insanı olarak harika hissediyordu. Üzerinde taşıdığı gelinliğin bile heyecanı başkaydı. Etrafında dolanan Nedime’leri ise göz dolduruyordu. Kocasıyla ilk dansını yaptıklarında, ilk danslarının düğünlerine nasip olduğuna bile hayret etmişlerdi. “Her işimiz tersten.” diyen kocasının boynuna sarılmış ve adamın kulağına onu ne kadar sevdiğini sessizce haykırmıştı.  

Urfa’dan gelen ailesi, yeni ailesi ve Rüzgâr abisi… herkesin yerinin bambaşka oluşu içini sevgiyle kaynatmıştı. Yüreğinde adeta sevgi kazanları fokurduyordu. 

Rüzgâr abisiyle dans ederken iki kardeş birbirine sıkıca sarılmıştı. Rüzgar’ın mutluluktan dolan gözleri kardeşinin de gözlerinin buğulanmasına neden olmuştu. “Seni bu kadar mutlu görmek dünyalara bedel kardeşim.” dedikten sonra Hare’nin alnından öpen Rüzgâr yerini Karahan’a vermişti. 

“Bir kız kardeşim daha çıkıp gelse,” demekten kendini alamayan Karahan kızın da kahkaha atmasına sebep oldu. “Doyamadın kız kardeşlere Abi,” diyerek Abisine sarılan Hare, Karahan’ın fısıltısıyla hareketsiz kalmıştı. “Doyamadım ki, hepsini eller aldı.” 

İkinci kahkahasını da salmıştı Hare. “Ruken hala seninle.” 

“Ah, evet Ruken. Son gözdem. Bütün damatların acısını onunkinden çıkaracağım.” 

Annesinin yokluğunu hissetmiyordu Hare. Hayatı boyunca yanında olmamıştı Derya. Bir ara aklına gelecek gibi olmuş ama kalabalığın ve güzel günün hatırına aklından çıkıp gitmişti. Vicdanı sızlamıyordu. Annesi kendi sonunu seçmişti ve çocuklarına her zaman uzak olmuştu. Yaşarken yokluğunu yaşatmıştı. Şimdi yokluğunda yaşamasını uman kimse bırakmamıştı. Anne babası hariç…

Bekir ağa belirdi meydanda. Yanında bir davulcu bir de zurnacı… müzik sesini kestiler. Halk oralara döndüğünde Fatih ile Hare birbirlerine baktılar. Fatih’in bundan haberi olmamıştı. Hare’nin çarpık gülüşü ne olacağını bildigini göstermişti ona. “Bu ne? Ben böyle bir şey organize etmedim.” dedi karısına. 

“Bu aslında önceden yapılan bir gelenek. Ama söz konusu biz olunca hal de böyle oldu.” dedi Hare. Bir adamın elinde koştura koştura getirdiği büyük parlak siniye baktılar. “Onda ne var?” diye sordu Fatih bu seferde. 

“Ayakkabı, lokum, parfüm, şeker gibi şeyler. Düğünden üç gün öncesi olur bunlar ve yine malum biz, sevgilim.” deyip kocasına yaslandı Hare. “Bizim oraların adetine göre evlenseydik daha çok işimiz vardı Fatih.” 

“Deden aratmadı.” dedi gülerek. 

Davul ve zurna sesi ortalığı inletirken Karacadağlı aşiretinin erkekleri de öne çıkmıştı. Kadınların attığı zılgıtlar ve davul zurna eşliğinde halay çekmeye başlamışlardı. “Bekir ağanın, “Azıcıkta bizden olsun,” sözüne halk elinden geldiği kadar eşlik etmişti. 

Azra, Zeynep ve Aslı köşede kendilerine gelecek olan sırayı bekliyorlardı ama bir işleri daha vardı ki o en zoru gibiydi. “Gençliğinde ne yakışıklı adam olduğunu düşünüyorum.” dedi Zeynep. 

“İnan ki bende,” diye katıldı Azra. “Şimdi bile çok karizmatik.” 

“Bak bak,” dedi Aslı Hurinur’u işaret ederek. “Adama kaçak kaçak bakıyor. Hırt hala ulan bakacağına alsana koynuna.” 

“Elleşme aplası, alacak.” dedi Azra kahkaha atarak. 

“İster misiniz, yeğenleriyle aynı kaderi yaşasınlar?” diyen Zeynep’e döndü kızlar, meraklı bakışlarıyla. 

“Gerdek lan, gerdek.” diyen Zeynep ile üçüde kahkahayı basmıştı. 

“Durun, Kadir Abi atak yaptı. Hurişe gidiyor.” 

“Ay gerçekten belki bize gerek kalmaz, hallederler,” dedi Azra. 

Bu mutlu günde biraz daha mutlu olmaktan kimseye zarar gelmezdi. Kadir, Hurinur’un yanına yaklaştı. Kadının arkasında durdu ve hafifçe eğildi. “Konuşabilir miyiz, güzel bayan?” diye fısıldadı. 

Hurinur irkilerek arkasını döndüğünde Kadir’in gülen gözleriyle karşılaşınca gözlerini kısıp önüne döndü. “Git başımdan.” 

“Lütfen Hurinur.” dedi tekrar şansını denemek istemişti. Ne inatçı kadındı. Evet bir hata yapmıştı ama isteyerek değildi. Mecburdu. Yoksa neden yalan söylesindi. 

“Kadir.” dedi adama dönerek. “Yeğenlerimiz hatırına geldik şuraya. Zehir etme! Rahat bırak beni.” Önüne donen kadın, sahnelen oyundan kopmuştu artık. Gözleri dolmuş ama Kadir’e göstermemişti. Sindiremiyordu yalanı. Belki yalanı da değil. Yalancı bir aşkı ruhuna sığdıramıyordu. 

Kadir yapacak bir şeyi kalmadığını anlayınca kadından usulca uzaklaştı. Sessiz bir köşede izlemeyi tercih ederken aklında ve gözleri önünde sadece Hurinur vardı. 

“Pişt.” sesiyle eski alışkanlıkları anında nüksedince eli beline gitti ama silah taşımayı bıraktığını boş belinden hatırladı. 

“Kim var?” diye seslendi. 

“Aman vurma bizi,” diyen kızlar ağaçlık alandan çıkıp kendilerini ifşa ettiler.  Kadir kızlara göz attı. “Ne istiyorsunuz?” 

“Az biraz söz dinlemeni,” dedi Aslı adamın karşına geçerken. Kızlar da adamın diğer yanlarını sarmıştı.

“Ne sözü?” Kadir şüpheyle bakıyordu kızlara. 

“Şimdi Kadir Abi; Sen Kadirsin hani. Bilirsin bizde bir Kadir İnanır varya hah işte onun gibi davranmanı istiyoruz.” dedi Aslı. 

Kadir gülümsedi. Ne saçmalıyordu bunlar? “Aslı kızım, sen bu gece boş kaldın da bize mi sarmayı planladın?” dedi Aslı’yı tanıyordu ve yaptığı her işten haberi vardı. 

“Şimdi sana beni nasıl tanıdığını sorardım ama sormayacağım. Evet size sardık. Ama boş sayılmam. Sen Huriş’i istiyor musun? Hele onu de bize.” 

“Çok inatçı.” diyen Kadir’e Azra, “bilmez miyiz?” dedi. 

“Biz Huriş’i buraya getireceğiz.” dedi Zeynep. “Sen de dediklerimizi yaparsan olacak bu iş.” 

Kadir kaşlarını çattı. “Nasıl olacak?” 

“Dedik ya sen Kadirsin. O gidecek sen kovalayacaksın. Bir daha giderse tutacaksın bileğinden ‘gidemezsin, kes sesini, ben olacak diyorsam olacak, bırakmıyorum ne yapacaksın? Evleneceksin ulan benimle! Hadi git de göreyim.” dedi Aslı. Sözlerin sertliği sesine de yansımıştı. Kendine gözleri fal taşı gibi açılan adama bakarken boğazını temizledi. “Ay aman işte sert erkek pozları atacaksın. Güzellikle yanaştın olmadı. Bir de bunu dene. Bu da olmadı kaçırırız tazeciği kapatırız Florya’ya.” 

Kadir kendini tutamadı. Kahkaha attığında kızlar adama burun kıvırdı. Ne demişlerdi şimdi gülecek. Genci ayrı dertti ihtiyari ayrı dert. 

“Tamam. Kabuk ediyorum.” dedi Kadir. Mantıklı görünmüştü. Sert erkek olmak onun işiydi zaten. 

Azra ve Zeynep uzak bir köşeye geçtiler. Aslı derin bir nefes alıp Hurinur’un yanına vardı. Kadının omzunu parmağıyla dürttü. “Kız Huriş az gelsene.”

Hurinur çatık kaşlarıyla baktı kadına. “Neden?” 

“Gel kızım işte gizli bir oyun peşindeyim, bana az yardım et. Azra ve Zeynep görev yerinde.” 

İkna olmayan Hurinur, “Ne işi Aslı?” dedi. 

Aslı göz devirdi. “Gelmezsen gelme ben de gider başkasından isterim yardımı. Gelinle damada bir iyilik edeceksin beni uğraştırıyorsun.” Blöf yaparak arkasını dönünce kadının sesiyle durup döndü. 

“Dur tamam. Ne boklar yiyorsun gene Allah bilir.” 

“Tövbe tövbe,” dedi Aslı kadının az önceki tenhaya götürdü. 

“Anlat.” 

“Az sonra Hare çiçeğini atacak ya,” dedi Aslı. Arkadan Kadir’in gölgesini görünce yönünü değiştirdi konuşmanın. “Sen katılma çiçek atma merasimine. Seni alan almış kızım. Koş koca kadınsın ne çiçeği yani.” 

“Ne saçmalıyorsun Aslı. Kız ben kaç yaşındayım, gelin çiçeğiyle ne işim olur?” 

“Olmaz olur mu?” dedi bir ses. Arkasını dönmeden gözlerini devirdi Hurinur. “Ah Aslı bir ben kalmıştım, değil mi?” 

“Evet Aşkım, hadi size kolay gelsin.” deyip koşar adım arkadaşlarının yanına ulaştı Aslı. 

“Valla artık Kadir bey Abi de iş. Olmadı cidden kapatalım bunları Florya’ya.” dedi Aslı. 

“Dur. Gerek kalamayabilir. Baksana uygulama süper.” dedi Zeynep. Üçününde gözleri çiftin üzerindeydi. 

“Owww” diyen kadınlar yüzlerini buruşturup yana çevirdi. “Çok sert vurdu hatun,” dedi Azra. 

Zeynep, “Oha kızım öptü.” dedi. Üçüde gözleri büyüyerek baktıkları sahneye içleri eriyerek bitirdiler mevzuyu. “Onlar ersin muradına biz gidelim digerlerini kurtarmaya,” diyen Aslı’nın kolundan tuttu Zeynep. “Aslı bunlar nereye gidiyor?” dediğinde Aslı tekrar çifte döndü. “Otların arasına. Söyleyim mi daha?” dedi kıkırdayarak. 

“Ama ben demiştim gerdek diye. Eyvah eyvah depreme neden olmasalar bari.” dedi Zeynep. 

 

Hare’nin elindeki çiçeğe baktı Aslı. Fatih’e döndüğünde birbirlerine göz kırparak anlaştılar. “Hare çiçek seni yordu, at artık istersen sonra size müthiş bir oyun hazırladım. Hep beraber kurtlarımızı dökeceğiz.” dedi Aslı. 

Hare çiçeğini kaldırıp baktı. “Yormadı Aslı, sonra atarım. Erken değil mi?” dediğinde Fatih karısının kulağına doğru bir şeyler fısıldadığında genç kadın kocasına kocaman gözlerle baktı. Fatih işaret parmağını kendi dudağı üzerine koyarak sessiz olmasını istedi. 

“Ay yorulmuşum ben madem öyle.” Hare’ye gülümseyen Aslı. “Sen şu köşeye geç ben kızları toplayıp geliyorum.” AZA üç elden hazırlığa başladı. 

Merve, Ruken, Ayşem, Helin, Ekin, Meriç, Aybüke ve Ayperi yerlerini aldıklarında hepsinde değişik bir heyecan dalgası oluşmuştu. 

Böyle bir sahneyi kaçırmak istemeyen genç bekar beyler de kızlara net gören olmak için kenarda sıraya dizilmişlerdi. 

Kendini düğüne zorla davet ettiren Savcı Necip düğünün başından beri gözlerini alamadığı Aybüke’ye bakmaktan yorulmamıştı. Doğan’ın erkek kardeşi Fikret’te sırada yerini aldı. 

Kolları göğsünde bağlı olan Doğan’a yaslanan Fikret fısıldadı Abisine. “Helin tutarsa kaçırmak farz oldu Abicim. Fena mı berdel yapar sizi de aradan çıkartırız.” 

“Fikret.” dedi Doğan. Kardeşinin Helin Aşkı kendi aşkına baskın çıkacaktı bu gidişle. 

Merve’nin Abi, Mehmet ise esmer güzeli olan Ekin den çekemiyordu bakışlarını. Kadının da bakışını yakaladığında hissettiği garip heyecana kendi bile şaşırmıştı. 

“Sizce kim tutar?” diye sordu Ferid. Merve’yi göz hapsine alarak. O gözler de yanıp kavrulmak istiyordu. Aşkı kafasına takan biri hiç olmamıştı. Ama Abisi bu fikrini değiştirmişti.  Merve de kaybolmak istiyordu sanki. 

Doğan, gözlerini sarı saçlı güzelin üzerinde gezdirdi. “Kim tutarsa sıradaki düğün olacak. Düğüne çağırmayı unutmayın.” dedi. 

Kara gözlü güzeline baktı Kenan. Ne çok seviyordu Ruken’i. Bir de Abisi olmasa iyiydi ama işte bir Karahan vardı bu dünya da. “Abiler yaşım evlilik için fazla küçük o yüzden Ruken tutmasa iyi eder. Yoksa evlenelim diye başımın etini yer. Hayır evlenelim de Abisi olacak adam beni hiç sevmiyor.” 

Fikret başını eğerek Kenan’a baktı. “Kız seni seviyorsa ne bekliyorsun arkadaş? Küçükmüş cebime gireydin. Bak benimki beni sevmiyor.” derken Helin’e çevirdi bakışlarını. “Ah ulan sevda şansını benden yana kullanacağına ondan yana kullansaydın ya. O beni nasıl olsa kapaklardı.” 

Kenan başını kaşıdı. “Haklısın aslında ama ne bileyim ben daha yirmi üç yaşındayım. Okulum yeni bitti.” 

Aralarında muhabbet ederek kızları bekleyen erkeklerin bir de kızlar tarafı vardı. 

“Abla,” dedi Helin. “Seninki fena bakıyor. Bu ara fark ettim çok ateşli bakıyor. Ne yaptın sen buna?” 

Ayşem, Doğan’a dönüp gülümseyerek tek kaşını kaldırdı. “Fitile kibrit çaktım. Yanıyor Allah yanıyor Helin.” Helin ablasına bakarak gözlerini kırpıştırdı. “Ben yokken ne oldu?” 

Ayşem kardeşine dönüp omuz silkti. “Gözlerim yetmedi azıcıkta tenimin tadına baktı. Ama damağında kaldı.” 

Ağzı kocaman açılan kardeşine gülümsedi. “He ondan.” dedi kahkaha atarak. 

“Ekin abla.” Ekin duymadı Aybüke’yi. “Ekin abla.” dedi kız tekrar. Mehmet’ten aldığı gözlerini Aybüke’ye çevirdi alel acele. “Efendim canım.” 

Genç kız gözlerini yere indirdi. “Abla, Savcı bana neden öyle bakıyor?” 

Ekin gülümsedi. “Nasıl bakıyormuş?” 

Utanan genç kız başını kaldırmadan omuz silkti. “Yiyecek gibi, titriyorum sanki o bakınca.” 

“Hmmm,” dedi genç kızı süzerken Ekin. “Belki hoşuna gitmişsindir. Ama senin hoşuna gitmiyorsa ben konuşurum onunla sana öyle bakmaz.” 

Daha fazla utanan Aybüke arkasını dönerek umursamaz bir hava takıldı. Adamın bakışları içini yakıyordu. Nasıl istemezdi ki bu şahane duyguyu. “Bilmiyorum.” diyebildi. 

Kedine göz kırpan Ferid’e göz devirdi Merve. Sevgilisine öpücük yollayan Ruken’e seslendi. “Abin görecek şimdi kanlı bitecek düğün, yapmasana Ruken.” 

“Abimin ilacı yanında canım, beni gözü görmez bu gece. Nazlı ona ‘Karam’ dedi mi bitti eridi adam.” 

“Eh o da doğru. Kızım ne biçim aşklar yaşıyorsunuz siz. Herkes kara sevdalı mübarek. Bana da bu ne olduğu belirsiz göz kırpıp duruyor kıllanıyorum.” 

“Kim?” dedi Ruken etrafına bakarak. 

“Patronumun kardeşi ama kendisi görünüş dışında Fatih beye hiç benzemiyor.” 

“Ferid mi? İyi biri bence, hamurları bir Fatih Abim ile. Bir canavar beklemiyorum. Sen de çok ketumsun Merve. Kimseye fırsat vermiyorsun.” 

“Fırsat verecek biri çıkmadı karşıma. Bunun Ferid olmasını da istemiyorum.” 

Hare, çiçeğini elinde çevirerek kızlara baktı. Yanında duran kocasına döndü. “Çok saçma bir şey bu ama. Çiçeği tutan değil, kaderi gelen evlenir. Ben çiçek falan tutmamıştım.” 

“Ehh,” dedi Fatih başını sağa ve sola yatırarak. “Salla gitsin cadı’m. Belli de olmaz hani.” 

“Sen de haklısın bir yerde. İnanıyoruz sonuçta.” 

“Evet. Aşka da inanıyoruz gelip bizi buluyor. Çiçeğe de inanırız olur biter.” Gözleri ışıl ışıl bakan adama o da aynı şekilde karışlık verdi. “İnandık. Biz aşka gerçekten inandık.” dedi kocasının yanağına dudaklarını bastırıp uzunca sayılacak bir öpücük bıraktı. Fatih, kolları arasına alarak sıkıca sardı kadını. “İnandık. Bizi biz inandıracakken o bizi kendine esir etti. Biz aşka inandık.” 

“Hey,” diye bağıran Ruken’in sesiyle ayrıldılar. “Bazen bu kızı karıştırıyorum Fatih.” dedi kardeşine gülerek bakarken. 

“Nasıl karıştırmak?” 

“Bazen kardeşim gibi, bazen de kardeşin gibi görümce kıvamına geçiyor. O da bilemiyor bence.” 

Büyüyen gülüşleriyle ayrıldılar. Hare ortaya geçerken Fatih’te beylerin yanına geçti. “Çiçek atan benim olduğuna göre hepsinize Allah yardım etsin.” dedi. 

Necip’in kız kardeşine göz koyduğunu bilseydi bunları söyler miydi? O, Fatih’ti aşka inancı olan bir adamdı. Yaşayarak görecekti. 

Arkasını döndü. Çiçeği elinde sabitledi. “Hazır mısınız?” 

“Evet.” Sesleriyle üçe kadar saydı ve çiçeği havaya- arkasına doğru fırlattı. Çığlıklar bitene kadar dönemedi. Gözlerini kapatmıştı Hare. Sessizlik oluştu ve ardından kaybediş nidalarıyla hızla döndü. 

Eli havada kalan kızın şaşkın bakışlarına gülümsedi. Hare’nin bakışları çiçeğin sahibinden çok Doğan’a kaymıştı. 

Elini havadan yavaşça indirdi Ayşem. İlk şoku atlatınca gözlerinin mavisi gecenin rengine bürünerek Doğan’a ulaştı. Suratında engel olamadığı bir gülümsemeyle…

Doğan beklemiyordu ki Ayşem tutsun çiçeği. Gülmek istemiş ama kendini tutmuştu. “Eh sen bizi çağırırsın artık Abi. Kendi düğününe davetli olmadığına göre.” dedi Fikret.  

“Sıradaki düğün kiminmiş, Ayşem?” diye bağırdı Doğan. 

Etraflarındaki kızlar ve beyler gülümserken Ayşem çiçeğini havaya kaldırdı. “Bizimmiş Ağam.” 

Helin kahkahasıyla ortalığı inletirken digerleri de neye güldüğünü bilmedikleri kızın aurasına girerek gülmeye başlamıştı. 

Hare başını iki yana salladı. Bu ikisi kocası ile kendinden çok farklıydı. Çiçeğin bir işe yaramasını umud etti. 

“Hadi oyuna…” Aslı’nın sesiyle yerlerini alamaya başladılar. 

“Erkekler bu tarafa. Ama herkes. Kızlar da bu tarafa.” Aslı oyuna hazırlık yaparken kim varsa ikiye bölmüş kadın erkek karşılıklı yerleştirmişti. Karahan hariç. Oynamak ve Karahan iki kelime aynı cümle içinde bile geçemezdi. Babasıyla kenardan izlemeyi seçmişlerdi. 

“Derya bana bir mektup bırakmış Karahan.” dedi oğluna Turgut Kara. Karahan merakla babasına döndü. “Ne mektubu?” 

“Mektup işte. Orada bir şey yazmıştı. Sen bana minnettar kalacaksın, demişti. Ve ben ona gerçekten minnettarım. Bana ne güzel bir evlat bıraktı. Bilmesem aklımın ucundan bir kızım daha olsun diye geçmezdi. Ama bildim… Hare’ye her baktığımda yaptığının yanlış olduğunu düşünmüyorum. Çünkü sonucu büyük bir mutluluk olarak döndü bana.” 

Kardeşine döndü Karahan. Babasına hak veriyordu. Derya dan hala nefret ediyordu ama bu nefreti yaptığına değildi. Hare’yi sakladığınaydı.  “Çok büyük mutluluk hemde.” demekle yetindi. 

Tarafların bir başına Fatih’i diğer yana da Hare’yi geçirdikten sonra kendi yerine geçti Aslı. Düğün başlayalı daha iki saat bile olmamıştı. Saat daha 22;00’ı bile vurmamıştı. Eğlencenin dibine vurmaya niyetli aile için şölen yeni başlıyordu. 

Erkekler kollarını göğüslerinde bağlayarak kızlara çapkın bakışlar atarken Hare ile Fatih’te meydan okuyan taraflardı. Kim daha iyi olacaktı? Hangi taraf daha iyi oynayacaktı? 

İlk önce kadınların başlaması sonrasında; erkekler de kadınlara karşı oynamaya başlamışlardı. Aslı, Azra ve Zeynep’te kadınları yararak el hareketini yapınca iki topluluk birbirine girmiş şekilde oynamaya başladı. Aslı elleri havada kıvıra kıvıra Fatih’in yanına geldi. “Hazır mısın?” dedi ardından oynadığını belli eden sesler çıkarmayı da ihmal etmedi. “Oh yandan…” 

“Hiç olmadığım kadar.” dedi Fatih. Hare ile göz göze geldiler. Ellerini kollarını sallaya sallaya yanına gelen karısının kulağına eğildi. “Hazır mısın?” diye sordu.  

Hare geri çekilip gülümseyerek başını salladı. Aslı oynar vaziyette yanlarına geldi. “Yiğit arabayı ön kapıda araba getirdi. İşareti alınca üçe kadar bile saymayın.” dedikten sonra uzaklaşmaya başladı. “Oh oh…” 

Azra yakalayıp getirdiği Hare’nin teyzesinden zılgıt çalmasını istedi. Kadın ikiletmeden ortalığı inletirken Zeynep ve Aslı da inleten ıslık sesleriyle ortalık şenlenirken herkes kendi eğlencesine dalmıştı. 

“Abilerim seni vurmazsa, dedelerim vuracak seni Fatih. Niye kendi düzgünümüzden kaçıyoruz?” Elini çekip kurtardı Hare. “Koşamıyorum zaten ayakkabılar yüzünden.” 

Fatih ellerini beline yerleştirdi. “Kalırsak bu düğün bu gece bitmez Hare. Sonunda da dedelerin ve baban ve abilerin zır zır ağlayacaklar. Bir de benim annemi koy üzerine. Saat daha on bile değil.” 

Hare omuz silkti. “Kendi düğünüm ben belki ağlamak ağlatmak istiyorum.” 

“Ben ağlamanı istemiyorsam ne olacak. Kızım çok özledim seni.” dedi sesini düşürüp yüzüne masum bir çocuk ifadesi takarak. 

“Yapma böyle,” dedi Hare parmağını kocasına salladı. “Elinden alan mı var? Sık dişini bir kaç saat daha.” 

“Öyle mi?” dedi Fatih alttan bakarak sertleştirdiği sesiyle. 

“Bakma öyle.” 

“Nasıl?” 

“Aklından neler geçirdiğini görebiliyorum.” 

“İyi madem sorun yok.” Eğilerek Hare’yi tek hamlede omzuna attı. “Ya saçmalamasana be adam. İndir beni.” 

Arabaya doğru yürüyen adamın umrunda bile değildi. Zevkten ölebilirdi. “İlk kaçırmam da tam böyleydi. Tabii sen uyuyordun. O zaman da gönülsüzdün sanıyorum şimdi de. Sonuç ne tatlı cadı’m? Sonuç benim karımsın.” Beyaz ayakkabılarını gördüğü kadının elleri de rahat durmuyordu. “Fatih?” dedi Hare kahkaha atarak. “Ne?” 

“Sanırım sevdim ben bunu.” 

Kocasının kahkahası ile daha da keyiflenen kadın, “Abilerim affedin.” diye bağırdı sesin geldiği yöne doğru. “Ben bu adamı çok seviyorum.” 

Yiğit kollarını göğsünde bağlamış gelen çifte bakarken gülümsedi. Aşkın adama neler yaptıracağını bildiğinden bu ikisininde halini yadırgamamıştı. Hare’yi yere indirip basmasına yardım ettikten sonra Yiğit’e döndü. Yiğit anahtarı uzattı. 

“Size iyi eğlenceler. Ben de gidip Karahan’ın yüzündeki ifadeye şahitlik edeyim.” diyen Yiğit uzaklaşırken yüksek sesle konuşuyordu. “Benim ahımı  aldı o, benim. Kardeşime ettiklerini unutmadım. Unutmuş gibi yapıyorum. Kaçmanızda size yardım etmekten onur duydum gençler. Mor bir Karahan görmeyeli çok oldu.” Yiğit’in kahkahası ortalığı delip geçerken, Hare ile Fatih’te gülümseyerek birbirlerine sarıldılar. Hızla ayrılıp hemen arabaya bindiler. 

Kısa sürede otobana çıkan Fatih rahatlayarak arkasına yaslandı. “Telefonunun arabanın arkasında ve kapalı. Benimki de öyle…” 

“İyi hoş olmuş peki nereye gidiyoruz?” 

Karısına dönerek göz kırptı. “Başladığımız yere.”

….