Ağustos 28, 2020

4. Ya Sen ya da Sen

ile payelll

 

 

“Bu geceyi benimle geçirmek istemez misin?” 

Fatih’le bir gece geçirmek! Kızgın kumlardan ateşlere yürümek gibi mi? Ateşlerde yanıp okyanuslarda serinlemek gibi mi? O bir erkek ben bir kadın! Üzerimde bıraktığı etki aklımın hiç bir köşesine sığmıyor. Neden bütün bedenim ürperdi? Bana bu sözü kullanacak adamın ben…!” Kolunu hırsla çekti. Arkasına dönerek yumruk yaptığı elleriyle Fatih’e vurmaya başladı. 

“Seni gebertirim Fatih! Parçalara ayırırım.” Kızın yumruk darbelerinden kurtulmak için bileklerini tutsada ayakları gayet iyi iş görüyordu. Elleri kıskaca giren Hare sivri uçlu ayakkabısıyla, karşısında ki küstah adamın dizine birkaç kez salladı. 

Fatih yaptığı şakadan oldukça memnundu. Kızın bu halleri hem takdirini kazanmış hemde zaten istediği çılgın Hare’yi elde etmişti. Fatih gülümsesede Hare hırsla çırpınıyor, çırpındıkça adama vurmak için Fatih’ten kurtulmaya çalışıyordu. Ayak üstü debelenen ikiliden Fatih keyfi tam anlamıyla yerine gelen Hare ise kulaklarından duman çıkan taraftı. 

“Ama Hare eğlenceli olabilirdi. Bir düşün derim bak!” 

“Senin eğlencene edeyim ben Fatih. Beynini patlatacağım, bırak ellerimi!” 

“Savaşırken de acayip seksi oluyormuşsun bunuda öğrenmiş oldum.” 

Kan iyice damarlarına hücum etmişti. Bu adam ne dediğini bilmiyordu. “Dengesiz!” Diye bağırdı Hare. 

“Suç benim mi? Dengemi bozuyorsun.” 

“Sen beni bir bırak bek ben nerelerini bozacağım.” Yorulan ve bilekleri acımaya başlayan kız durdu. Böyle kolay kurtulamazdı. Gözleri kısıldı. Fatih’in dikkatinden kaçmadı. Ne zaman böyle baksa ardından bir şeyler geliyordu. 

“Tamam bırak gideceğim.” 

Yemedim ama… diye düşünen Fatih temkinli bir şekilde kızı bıraktı. Yarım metre mesafeyle duran ikili birbirlerine baktılar. Hare sırayla bileklerini ovdu. Minik bir adım attı. Fatih’in burnuna kadar girdi. Ellerini kaldırıp Fatih’in omuzlarına bıraktı. 

“Anladım ben!” 

“Neyi anladın tatlı kız?” 

“Sen beni gerçekten istiyorsun.” 

“Bunu zaten belli ediyorum.” 

“Yok bu gece kesin emin oldum. Fatih sen benim için ölüyorsun.” 

Dizini hazır vaziyete getirdi Hare. Tam yerine isabet ettirebilirse buradan ağzı kulaklarında gidebilirdi. Ama Hare hamlesini gerçekleştiremeden Fatih omzundaki elleri indirip kızı olabildiği en hızlı biçimde ters çevirdi. Hare’nin sırtı Fatih’in göğsüyle buluştu. 

Dişlerini sıkarak başını adamın omzuna vurdu Hare. “Aggghh senden nefret ediyorum.” Diye tısladı. 

“Bu iyi bir şey seksi belam. En azından bir duygu besliyorsun.” 

“Bırak!” 

Kızın başına çenesini yasladı Fatih. Derin nefesler aldı. Hare’ye olan isteği hiç bu kadar kendini göstermemişti. Bunun nedenini bu kadar yakın olmalarına bağladı.

“Sadece şaka yapmıştım. Senin gibi özel bir kadına bu şekilde davranmam! Ben hiç bir kadına bu şekilde davranmam.” 

“Sağol ya içim ferahladı. Bırak artık beni!” 

“Uslu duracak mısın?” 

“Garanti vermiyorum.” 

Gülümseyerek, kızın göğüs hizasında sıkıca duran kollarını çözdü. Kısıldığı kapandan hızla çıktı. Eliyle saçlarını düzeltti. Acayip derecede yorulduğunu hissetti. Debelenmekten kasları ağrımıştı. Nefes tazeledi. Fatih’e baktı. 

“Delisin sen. Bana bunu neden yapıyorsun? Seninle tanışalı uzun zaman oldu. Bu değişimin aramızdaki tatlı sert arkadaşlığa zarar veriyor. Tamam seninle can ciğer dost olmayacağız ama bunlarla, bu yaptıklarınla aramıza set çekiyorsun. Ben seni her gördüğümde laf sokmak istiyorum. Sonra sen de bana öyle davran istiyorum. Ama sen işin boyutunu degistiyorsun ki değiştirdin.” 

Kızın sakince kurduğu cümleleri mantıklı bulmuştu. Arkasını dönerek iki adım ötesinde olan koltuğa yöneldi. Hare Fatih’i izliyordu. 

“Gel otur…” 

Geldiğine pişman değildi ama konu buraya nasıl gelmişti. Onlar bu evreye nasıl geçmişti, ışık hızında gelişen şeylere başını sallayıp o da ilerleyip Fatih’in yanına oturdu. 

Yan döndü. Bu şekilde Hare’yi dikkatle inceleyebilirdi. Hare, Fatih’e kısa bakışlar atarak önüne bakıyordu. 

“Biz seninle hiç arkadaş olmadık. Birbirini tanıdığını düşünen iki insandan başka neyiz Hare? Sadece arkadaş çevremizin bizi bir araya getirdiği kadarız. Sen her zaman bir kadındın ben de her zaman bir erkek.” 

“Ne yani, sen bana her zaman erkek gözüyle mi baktın?” Sorusunu sorarken Fatih’e döndü. 

“Kısmen,” 

“Neden? Sadece birbirini tanıyan iki insan olamaz mıydık?”

“Olabilirdik; ama olmadık. Bazı şeyler bizim elimizde değil-dir. Buna birini güzel bulmak, ilgilenmek hoşuna gitmekte dahil.” 

Hare’nin kaşları aniden birleşti. “Sen bana aşık falan değilsin di’mi?” 

Fatih buna kahkaha atmak istemişti; ama kızı tekrar kızdırmak istemediği için önüne dönerek boğazını temizledi. “Aşka inancım kalsaydı, olabilirdi.” Başını kıza döndürdü. Hafifçe gülümsedi. “Hayır değilim.” 

Aşka inancım kaysaydı! Sözcükler Fatih’in daha önce bir deneyimi olduğunu ve inancını bir şekilde kaybettiğini açık ve net izah ediyordu Hare’ye. Takılmadı. Herkesin bir yarası vardı. 

“Çok güzel bende değilim. Ve şu inanç konusunda sana katılıyorum. Aramızda aşk olmadığına ve olmayacağını göre eski halimize dönebiliriz. Bende artık gitmeliyim. Oldukça geç oldu.” Ayağa kalkmak için bedenini havaya kaldıran kızın tekrar bileğinden tuttu. Hızla başı adamdan tarafa döndü. 

Fatih’in ciddi bakışlarıyla karşılaştı. Artık adamı tanımaya başlıyordu. Ana uygun konuşma şekli ile gözlerinin ne anlama geldiğini biliyordu. Usulca kalktığı yere geri oturdu. 

“Açık konuşmamı ister misin?” Diye sordu Fatih. 

Artık ciddi manada sıkılmaya başlamıştı Hare. 

“Lütfen…” genç adamın iki dudağına odaklandı. Neler saçmayacağını merak ediyordu. 

“Hare, ben aşk aramıyorum. Benim basit ilişkilerim hiç olmadı. Ben huzurlu olabilecegim, mutluluk içinde yaşayabileceğim bir insan arıyorum.” 

Hare’nin ağzı şaşkınlıkla açıldı. Elini kendi göğsüne bastırdı. “Beni mi buldun?” Dedikten sonra kahkaha attı. Kızın gülen ağzına bakan Fatih hiç istifini bozmadı. 

“Hmmm. Her yere baktım. İlgimi senin kadar çeken, güzelliğiyle gözlerimi kamaştıran, dikenli diliyle bile bana keyif veren, genç, zeki ve temiz aile kızı bulamadım.” 

Gülmeyi kesip Fatih’e döndü. “Her şey tamam da temiz aile kızı nedir?” 

Dudaklarını büktü Fatih. “Bilmiyorum öyle diyorlar.” Dedi. 

“Peki, yalnız ben ne aşk ne mantık ilişkisi düşünmüyorum. Yani canım,” ayağa kalkıp çantasını aldı. “Eline hiç bir şey geçmeyecek. Yol yakınken vazgeç!” Geldiği yöne hızlı adımlarıyla ulaşıp evden çıktı. 

Dirseklerini dizlerine koyarak başını ellerinin arasına aldı. Zor bir gün geçirmişti. Sabahtan bu yana olanlar film şeridi gibi gözlerinin önünden gelip geçti. Kendisini bu kadar zorlayan, bu derece istek duymasını arzu etmesini sağlayan başka bir kadınla tanışsaydı; onunla bu yola girmek isterdi. Ama şimdi anlıyordu ki hayatında bir kadına yer olacaksa bu kadın Hare Asilkan dan başkası olmayacaktı. 

“Ya sen yada sen!” 

&

Hare sabah otele uğramıştı; ama işini kısa sürede halledip kaçmak! Resmen kaçmak için depar atmıştı. Nazlı’ya dahi uğramadan kaçar ayak çıkmıştı otelden. 

Dün ve dün gece olanlar fazla gelmişti. Niyetinin kötü olmadığını öğrendiğine seviniyordu. Sonuçta o bir erkekti ve uzun süredir tanışıyorlardı. Fatih’in isteği kadınlık gururuna iyi gelmişti ama kalbine zerre uğramamıştı. 

Dünkü hengâmmın içinde aklından uçup giden Mert ve Yağmur çifti için mutluluklar diliyordu. İyiki evine gidip tek başına sabah etmemişti. Hoş başına gelene hala şaşkındı. Fatih’in Gözleri önün de şekilden şekile girdiğini pek unutacağını sanmıyordu. 

Ne olduğunu merak ediyordu. Ama belliki kendini hiç ilgilendirmeyen bir konuydu. Günlük hayatında Mert’i ve Yağmur’u görmese kendini daha iyi hissediyordu. Görünce gönül gözleri kan ağlıyordu. Kalbi bir kutuya sıkışmış gibi oluyordu. 

Deli gibi çalışmayı kendine reva görmüştü. Aklı işle meşgul olunca üzüntüsü de yok oluyordu. Katolog çekimleri için kendisine verilen adresi Fatih’e vermesi gerekince telefonla arasında bocaladı. “İyisi mi mesaj atayım.” 

Fatih’in numarasının mesaj bölümüne girerek yazdı. 

Hare; Ihlamur sokak no 27 beşiktaş 

Yazıp yolladı. Telefonu masaya bırakıp çizimine terkar döndü. Beş dakika sonra gelen mesajın sesiyle irkildi. Hemen eline alıp açtı. 

Fatih; Akşam ne giyeceksin? 

Alık balık misali mesaja bakıyordu. “Densiz” diye mırıldandı. 

Hare; yaz geldi Fatih, içim yanıyor bilemezsin… çıplak olmaya yakın birşeyler giyeceğim. 

Telefonu elinden bırakmadan gelecek olan cevabı yüzünde sırıtışla bekledi. “Adama uzak dur diyorum birde üzerime çekiyorum. Manyak mıyım neyim.” İlginin içten içe hoşuna gittiğini kabul edemiyordu. Yabancıydı ilgiye…

“Bana uyar… bana demeliydin yalnız dün gece ateşine çare bulabilirdim.” 

Telefonu öfkeyle masaya vurdu. Ne yapıyor ediyor üste çıkıyor pis!” Diyerek işine geri döndü. Cevap cevabı getiriyordu. 

&

Sınırlı sayıda gelen yakın çevreleriyle sakince başlayan doğum günü çocukların ortalarda koşturmasıyla renkleniyordu. Bahçeye kurulan minik piste tüm müzik enstrumanlarını kurmuşlardı. Uzun zamandır şarkı söyleyemeyen kızlar için bulunmaz nimet olmuştu. 

Hare’nin ve Fatih’in de katılıyla tam takım hazırladı. Sahnede ki kardeşine ve arkadaşlarına geçmişe yol alan gözleriyle bakıyordu Aslı. 

Aile hayatına kavuşalı tam beş yıl olmuştu. Yirmi beş yaşında hayatı tepe takla atmıştı. Son beş yılı hayatının en değerli yıllarıydı. Alışkın olduğu dokunuşları belinde hissedince, kendine güven veren adamın göğsüne yaslandı.

“Ne düşünüyorsun?” 

“Yakın geçmişi… hatırlarsın evlendiğimiz ilk yıl benim doğum günümü yine böyle kutlamıştık.” 

“Hatırlıyorum elbette, unutmam ne mümkün.” 

“O halde benim için çal.” 

Aslı kollardan çıkarak kocasına döndü. “Ama ödül isterim.” Diyen kocasına çatık kaşlarla baktı. “Pardon aşkım ama bugün benim doğum günüm ödülü de ben sana değil, sen bana vereceksin. Hem ne ödülü bir duyayım ne istiyorsun?” 

Yiğit’in dudakları yukarı kıvrıldı. Aslı’yi eğilip dudağının kenarından öptü. “Seni istiyorum.” Dedikten sonra ceketini çıkarmaya uğraşan adamı görünce ağzı şaşkınlıkla açıldı. 

“Ne yapıyorsun sen be?” Etrafına bakındı. Soyunmaya başlayan kocasına baktı Aslı etraf insan kaynıyordu.

“Çal demedin mi Aslı. Sahneye gideceğim.” 

“Haa öyle…” tövbe estağfurullah Aslı kendine gel!” Komutuyla kocasına çaktırmadı. 

Sahnede yerlerini alan beyler Aras, Fırat, Murat ve Yiğit gömleğin kollarını kıvırdılar. Aslı’nın ikizlere hamile kaldığı ilk aylara dek gelen doğum gününde söyledikleri parçayı terkar seslendiren Fırat yerini aldı. Mabel Matiz’in Aşk yok olmaktır, şarkısıyla ortalığı eğlenceli aynı zamanda da aşk fırtınasına çevirdiler. 

Kızların hepsi Aslı’nın etrafına toplandı. O günün anısını bilen sadece Azra ve Zeynep’ti. Zeynep, Aslı’ ya omuz attı. “Ne günlerdi ama…” 

Azra iç geçirdi. “Ahh ah aşkımı ilk gördüğüm gündü.” 

Aslı ağzı kulağında kocasını izliyordu. Aşk yok olmak’tı evet ama aşkın içinde yok olmaktı. “Hayatımda başıma gelen en güzel şey aşk!” Diye mırıldandı. 

Asya, “ne gündü? Biz niye bilmiyoruz?” Diye sorduğunda Azra arkasına döndü. “Sen daha doğmamıştın bebegim.” Dedi. 

Hare elini ağzına kapatarak kahkaha attı. “Azra abla senin şu çıkışların bambaşka…” 

Burun kıvıran Asya, Aslı’ ya sokuldu. Kollarını kardeşinin boynuna doladı. Birbirinin aynısı iki kadın aşkla kocalarını dinleyip izlediler. 

Sahneden inen beyler eşlerinin yanına geldiler. Yiğit karısını kendine çekti. Aslı’nın sırtı kocasının göğsüyle buluştu. “Beğendin mi?” 

Aslı başını Yiğit’i görecek kadar kaldırdı. Yüzünde tatminkar gülüşüyle hala kocasını kendine aşık ediyordu. “Daha çok beğendim. İlkinden başkaydı.” 

Yiğit karısını iyice sıktı. Kendine resmen yapıştırdı. “Çünkü seni her gün daha fazla seviyorum Aslı’m.” 

Asya’nın sevinç çığlığı ile kesmek zorunda kaldılar. Asya hem çığlık atıyor hem de kocasına sarılıyordu. Aslı kardeşini mutlu gözlerle izledi. Kocasından kopan Asya Aslı’ya doğru koştu. 

Gözleri çakmak çakmak heyecanla anlatmaya başladı. “Abla ben tatile gidiyorum. Hemde nereye?” Fırat karısının yanına gelip kolunu omzuna doladı. “Hindistan, Bosna Hersek ve Roma…” diyerek Aslı’ya sarıldı Asya. 

Aslı da kardeşine sarıldı. “Çok sevindim Asya hep görmek istediğin yerlerdi.” 

Aslı dan ayrılan Asya kocasının sinesine sokuldu. “Çok mutluyum çok! Çok teşekkür ederim Fırat.” Karısının saçlarından öptü Fırat.

“Hayatıma kattığın güzelikler için ben teşekkür ederim karıcım.” 

Kocasına dönen Aslı ellerini beline yerleştirdi. Tek kaşı havaya kalkan Yiğit ardından ne gelecek biliyordu. Karısını normal biri olarak rüyasında görse ‘bu Aslı değil’ diyerek elinin tersiyle itelerdi. 

“Yiğit?” 

“Aslı’m?” 

“Hani benim hediyem.” Kaşını havaya kaldıran Aslı kocasına dikkatle baktı. 

“Senin hediyen karıcım, bir bilete yada bahçeye sığamayacak kadar büyük olduğundan şiddetle kaçındım buraya getirmekte. Ondan dolayı düşünceme tabi oldum. Beğeneceğini ummakla beraber beğenmeme ihtimalinde aklımdan geçti tabiki ama yined…” sabrı sonuna gelen Aslı kocasının ne saçmaladığını bilemedi. “Kes!” 

Asya kahkaha atarken gurubun diğer üyeleride Aslı’yı kabarmış hindi gibi görünce etraflarına toplandılar. 

Karahan, “Ne oluyor burada?” Diye sorunca Asya hiç düşünmeden, “Karahan, Yiğit ablama hediye almış ama sanki almamış. Koyacak kutu bulamamış yada bulmuş.” 

Kaşlarını, Karahan gibi etrafta bulanan herkes çatmıştı. Anlamamışlardı ki Aslı da anlamamıştı. Şımarık gülüşüyle Yiğit Aslı’yı gözleriyle yiyordu. Aslı da altta kalmıyor, ‘Sen hele bana bir hediye almamış ol bak ben sana neler ediyorum.’ Bakışları yolluyordu. 

Nazlı, “yok hayatta inanmam almıştır abim.” Diyerek elini havada savurdu. Karahan ağzını buruşturdu. “Abisi almıştır… En Fazla ne alabilir ki? Kadınlara hediye seçmek zor olmasa gerek.” Kaşları havaya kalkan Nazlı kocasına döndü. 

“Hayırdır Karahan, kaç kadına hediye seçtin? Tecrübe konuşuyor sanki?” 

Göz deviren Karahan, kadınların çark misali dönen akıllarını içinden tebrik etti. “Benim hayatımda seninle beraber beş kadın var Nazlı’m.” Karısının kulağına eğildi. “Bu güvensiz tavrını soracağım eve gidince…” diye fısıldadı. Elini ağzına kapatan Nazlı sesli sesli öksürdü. 

“Ne saçmalıyorsun Yiğit?

Başını iki yana salladı. Karısı tam bir tatlı cadıydı. Onsuz bir ömrü hayal bile edemiyordu. Kırk yaşını yirmiye çeviren kadındı. Uzanıp karısının elini tuttu. “Gel bakalım Aşkım.” Aslı itiraz etmeden kocasıyla evin dış tarafına yol aldılar. Gurupta kim varsa onları takip etti. Siyah bir örtünün altına gizlenen büyük ama gerçekten büyük olan hediyeye başlarını kaldırıp ağrıları bir karış açık baktılar. 

“Bu ne lan?” Diyen Azra kocasının beline dolanan eliyle sıkıldıktan sonra sustu. Duru, “Yiğit bu hediye mi? Bunu evin neresine koyacak?” Diye sordu. Karanlıktan faydalanan Rüzgâr karısının boynundan öptü. “Bence eve giremez. Girse evde olurdu.” Dedi. 

Karahan bile şaşırmıştı. “Ne var örtünün altında?” 

Kocasına dönen Aslı sabrının son kırıntısını da tüketti. “Aç şunu!” 

Eliyle birlikte hareket eden Yiğit, “Hay hay” dedi. “Rüzgâr yardım eder misin? 

Rüzgâr karısını bırakıp örtünün sol tarafına geçti. Yiğit’le yani anda örtüyü çekti. Çok basit olmamıştı. Lakin çokta zor da değildi. 

Örtünün altından çıkan beyaz araç tam olarak küçük çaplı bir tıra beziyordu. 

“Bu ne? Yiğit’ten beklenen performans karısına tır almış.” Diyen Karahan karısının sert bakışlarına tutulunca sustu. 

Dili tutulan Aslı ağzı açık tıra bakıyordu. “Yiğit bu tır mı? Sen bana tır mı aldın?” Şaşkın bakışlarını kendine gülümseyen kocasına çevirdi. 

“Evet Aşkım sana tır aldım.” 

“Hmmm.” Rüzgâr incelemeye başladı tırı. “Bundan sonra Aslıca işleri bu tırdan mı yürütecek. Floryada ki ev ne olacak?” Duru dan yedigi dirsek darbesiyle Rüzgâr da sustu. 

“Ben buna binip nereye gideceğim Yiğit şantiyelerde tuğlamı taşıyacağım?” Diye Aslı az sonra ağlayacaktı. 

“Evet Aslı hatta için de kazma kürekte var! Baktın senin işler ters gitti, öldürüp gömersin.” 

Burnundan soluyan Aslı ellerini beline yerleştirdi. “Çabuk bana bunu açıkla yoksa ilk gömecegim sen olacaksın.” 

Arkadan duyulan, “uuuuu” seslerini Aslı elini havaya kaldırıp kesti. “Kesin be!” Ve susan susana…

Karısına yaklaşıp kolunu tek omzuna doladı Yiğit. “Hastanede çalışmak istemediğini seni tanıyan herkes biliyor. Artık çalışmak istediğini de ben biliyorum. Bu tırın içinde senin doktorluga geti dönüşün var! Bununla altını çiziyorum bak, İstanbul içerisinde istediğin her yere gidip mesken kurabilir ve yeniden doktor Aslı olabilirsin.” Sözleri bitince karısına baktı. 

Gözleri dolan kadını alıp yüreğine sokmak, asla ağlama ama asla.” Demek istedi. Bunun yerine kendine sıkıca sarılan karısını daha sıkı sardı. 

“Sakın ağlama Aslı. Alırım elinden tırı.” 

Geri çekilip elinin tersiyle düşen bir kaç damlayı sildi. “Ağlamıyorum aşkım gözüme tır kaçtı.” Dediğinde arkasından sesizce kıkırdayanları hiç umursamadı. 

Ama kahkaha atan kocasını şimdi burda öpmek istedi. Kimden çekinecekti ki hızla kocasının gülen dudaklarına yapıştı. Yiğit şokla elleri havada kaldı. Minicik bir buseyi alıp kalbine koydu Aslı. Yiğit ise yarım kalan heyecanını cebine attı. Gece hasılatı kesecekti. 

“Owww” diye yükselen sesler hiç umrunda değildi Aslı’nın. “Seni niye seviyorum bilmiyorsun.” 

“Bilmemem mümkün değil karıcım, ama sen yinede söyle…” 

“Yiğit sen! Sen… beni gerçekten tanıyansın. Eğer bana mücevher alsaydın sadece köşede dururdu. Ama ben bununla ruhumu bulabilirim.” 

Yiğit başını önüne eğerek sözlerine katıldı. “Ben seninle cenneti bulmuşum. Sende bu araçla ruhunu ara ama hep benim yanımda kal. Mutlu yıllar karıcım.” Diyerek kollarını açtı. Karısına uzattığı kollarıyla sıkıca sarıldılar. 

“Off içim şişti.” Diye mırıldanan Karahan’ı bir tek karısı duymuştu. Gözlerini kocasına uyarı niteliğinde çıkardı Nazlı. 

Geri çekildi. “Peki ya bakanlıktan izin,” Aslı’nın meraklı gözlerinin içlerisinde oynaşan yeşilleri çizgileri takip etti Yiğit. Saatine bakmak için kolunu büktü. “Az sonra bu…” sözünü tamamlayamadan Aslı’nın aşina olduğu ses duyuldu. Hışımla ardına döndü. 

Emekli olmaya çok az zaman kaldığı beyazlayan saçlarından ve yüz hatlarından belli olan Hamdi hocasını gördü. 

Hamdi bey ağır adımlarla yanına geldi. “Geç kaldım üzgünüm.” Dedi. 

Yiğit, “Tam vaktinde geldiniz Hamdi bey, Aslı da şimdi sizi soruyordu.” Dedi. 

Hocasına elini uzattı Aslı. Bazen Aslı da şaşırabiliyormuş, Yiğit gizli işler konusunda karısıyla başabaş yol almıştı. Aslı bunların hiç birini aklının ucuna bile getirmezdi, getirmemişti. 

“Hoş geldiniz hocam.” 

“Hoş buldum Aslı. Baktık senin döneceğin yok, dedik biz gidelim.” 

“Rica ederim hocam evimin kapıları size her zaman açık.”

Beş yıldır mesleğine ara vermişti Aslı. Zamanın nasıl geçtiğini bile hatırlamıyordu. Çocuklar, üzerine birde büyüklerin derdi aşkı derken geçmişti zaman. Bağımlı çalışmayı oldu olası sevmemişti zaten. O Aslı idi. Kafa nereye eserse Aslı oraya gitmek isterdi. Randevularına yetişmek için canla başla evden fırlayan bir doktor olamadı. 

Yiğit, “Hamdi bey, Aslı tamda izin belgesini soruyordu.” Dedi. 

Hamdi bey elinde tuttuğu iki ayrı dosyadan birini Aslı’ya uzattı. “Al bakalım sağlık bakanlığından izin belgen.” Aslı titreyen eliyle uzanıp dosyayı aldı. Diğer dosyayı da bel hizasına kaldırdı Hamdi bey. 

“Bu da bir dostumun göz hastanesiyle anlaşman, Yiğit bey bir yıllık ücreti takdim etti.” 

Aslı başını kocasına çevirdi. Ya huyundan ya suyundan Yiğit Aslı’yı alt etmişti. 

“Beni mahçup etmeyeceğini biliyorum Aslı. Sen benim en değerli öğrencilerim arasında oldun her zaman. İstediğin yerde, istediğin gün tura çıkabilirsin. Tabi gittiğin yerlerde belediye ile senkronize çalışacaksın. Anlaşmalı olduğun hastane sana haftada iki gün bir asistan ayarlayacak. Şimdi imzala bakalım.” Cebinden çıkardığı kalemi Aslı’ya uzattı Hamdi bey. Aslı kalemi eline alınca Hamdi bey sırtını döndü. 

“O kadar yıl eğittim sizi imzanı omzuma çok görmezsin herhalde…” Aslı kocaman gözleriyle bir hocasına bir kaleme bakıyordu. 

“Estafurullah hocam lütfen,” 

“Hadi Aslı imzala daha pasta yiyeyeceğim.” 

Hocasının emir kipi taşıyan ses tonuyla kalemi sıkıca tuttu. Bu sesi çok iyi tanıyordu. Emir demiri döverdi. “Peki hocam.” Diyerek dosyayı hocasının sırtına yasladı. Gerekli yerleri bulup imzasını attı. Dosyayı geri çekip elinde sıkıca tuttu. 

Hamdi bey ceketinin yakalarını düzelterek döndü. “Stabil günler dilerim Aslı. Pek huyun değil ama neyse…” Diyerek önden yürüdü.

Ahali küçük sesleriyle kahkaha atmaya başladı. 

“Aslı ve stabil?” Duru hem söylüyor hemde kahkaha atıyordu. 

“Son soru Aşkım.” 

“Emret sultanım.” 

“Benim ehliyetim B sınıfı bilmem anlatabildim mi?” 

“Ben diyorum hep karım çok zeki kadın diye… onunda çaresi var sultanım.” Etrafına bakınan Yiğit’i taklit eden gurupta başını sağa sola çevirdi. Ne aradıklarını bilmiyor olsalarda esnemenin bile bulaşıcı olduğu insanlık namına bakınıyorlardı. 

İki parmağını ağzına götüren Yiğit, çaldığı ıslıkla sessizliği delip geçti. Bir kaç saniye geçer geçmez kırklı yaşlarında başı türbanlı orta boylu balık etli bir kadın çıkageldi. 

“Kenarda bekliyordum Yiğit bey kusura bakmayın.” 

“Önemli değil Meliha abla, eşim Aslı.” Diyerek Aslı’yı tanıştırdı. Kadın ilk önce elini uzatmak ile uzatmamak arasında bocaladı. Yiğit’i tanıyordu ama zengin ve güzel eşinin nasıl biri olduğunu bilmiyordu.

Aslı güler yüzüyle elini uzatınca gerginliği dağıldı kadının. Minnetle elini sıktı. “Meliha.” 

“Meliha abla bizim şantiyelerden birinde uzun zamandır kamyon şöförüydü. Artık senin beyaz kelebeğinin şöförlüğünü yapacak.” 

“Çok memnun oldum. Hoş geliniz.” Aslı’yı kolunun altına alan Yiğit, Meliha ablasına döndü. “Karım sana emanet abla…” 

Kadın başını önüne eğip kaldırdı. “Canınız canımdır Yiğit bey. Allah’tan takdir gelmesin yoksa kulunu başımla taşırım.” 

“Hiç şüphem yok abla. Hadi içeri gel annemle, çocuklarımla tanış… Aras yol göster ablama.” 

Meliha hanımı Aras’a devreden Yiğit diğerlerinin de gitmesiyle karısıyla başbaşa kaldı. “Beğendin mi?” 

Gözleri tekrar dolmaya başlayan Aslı’nın sesi de titriyordu. “Çokkk. Yiğit seni çok seviyorum. İyiki varsın.” Dedikten sonra kısa kestiği öpücüğü devam ettirmek adına kocasına resmen atladı. Kalbinde küçücük bir Aslı’yı hala görebilen tek insan şüphesiz Yiğit’ti.

Sesten ve kalabalıktan rahatsız olan Hare eve girmeye ve kendine rahat sessiz bir mekan bulmaya karar verdi. Fatih’in kendini izlediğinden habersizdi. 

Köşe başı Mert ve Yağmur’u görmek ona iyi gelmiyordu. Çekip gitse Aslı’ya ayıp olacaktı. Kalsa kendine eza… ikinci kata çıktığında odadan gelen bebek seslerine gülümsedi. Bu gece bu evde bir sürü bebek vardı. Sesin geldiği yöne doğru ilerledi. Kapısını açıp başını içeri uzattı. Neriman hanım ve iki bakıcı bebekler ve Aslı’nın dört yaşındaki ikizleriyle oyun oynuyorlardı. 

Hare’yi gören Neriman hanım tebessüm etti. “Gel kızım.” 

Hare içeri girip kapıyı kapattı. Bakıcının kucağında duran Poyraz halasını görür görmez ellerini çırpmaya başlamıştı. 

“Halasının bitanesi… Neriman teyze bu beni nasıl tanıyor? Beni görünce al beni diye çırpınıyor.” 

“Biz eskiler kan çekiyor deriz. Halasın sen senin kanından.” 

Aslınaz paytak adımlarını hızlandırıp Hare’nin bacağına yapıştı. “Haya…” 

“Bu neyin çekimi peki? Beni ne zaman görse hala diyor.” Diyerek eğilip Aslınaz’ı öptü. 

“Ya seni halalarıyla karıştırıyor, yada duymuş öylesine söylüyor. Sonuçta bir aile olarak sık görüyor seni.” 

“Doğru.” Diye yanıtladı Hare. 

Odadaki bakıcılara göz attı Hare. İkiside genç sayılacak yaştaydı. Otuzdan fazla olamazlardı. Giyimleri oldukça kapalı ve duruşları saygılıydı. Biri Azra’nın diğeri diğeri Nazlı’nın yardımcısıydı. 

“Sen yeğeninle vakit geçir Hare, ben Azra’yı odasına götürüp yatırayım. Bugün saatleri şaştı.” 

“Tamam Neriman teyze.” 

Oldukça büyük olan odanın oyun odası olduğunu yeni fark etti Hare. Odamın her yeri oyuncak doluydu. Nazlı’nın üçüzleriyle bakıcısı ilgileniyordu. Azra’nın uyuyan küçük kızının bakıcısı da Nil’in bebeğini kucağına almış dolaştırıyordu. Aslı’nın ikizleri kendi hallerinde oynuyordu. Kucağında tuttuğu Poyraz’ı havaya kaldırıp koltuk altından gıdıkladı. Gülücükler saçan Poyraz halinden çok memnundu. 

Hare de onunla keyife gelmişti. Odanın kapısında Fatih’in gülen bakışlarıyla karşılaşıncaya kadar. 

Duvara yaslanmış kolları göğsünde bağlı adamın oldukça yakışıklı olduğu gözünden kaçmadı. Kısa bir süre adamı süzdüğünde gözlerini hızla çekip kendine kızdı. Sanki ilk defa görüyordu. 

Ellerini cebine attı Fatih. Bakıcı kızların delici bakışları arasında gelip Hare’nin oturduğu ikili koltuğun boş olan tarafına oturdu. 

“Senden rahat yok mu?” Kısık sesle konuşmuştu. Kızların duymasını istememişti.

Kızın kulağına doğru eğildi. “Sanırım yok.” Dedikten sonra kızı yanağından öptü. 

Öptü! Vallahi billahi öptü! Öfkeden derin nefes alıp gözlerini birbirine sıkıca bastırdı. Aynı hızla geri açtı. 

“Ne bu cürret!? Seni boğarım. Nasıl öpersin beni?” Resmen Fatih’in suratına öfke kustu. Sesini çıkarıp bağıramıyordu. Hem iki bakıcı hemde çocuklar vardı. 

Hare’nin öfkeli halini çok sevdiğine karar verdi. Kızın öfkesi öyle böyle değildi. Hali bir erkeği bastan çıkarmak için fazlasıyla yeterliydi, üstelik doğal haliydi. 

“Şşş sessiz ol. Burada yalnız değiliz.” 

Dişlerini sıkarak tısladı. “Değiliz de ne diye dokunuyorsun mendebur.” 

Mendebur kelimesine gülmek hemde katıla katıla gülmemek istemişti. “Hare?” 

Hare, ya sabır çekerek ters yöne döndü. 

“Ne var?” 

“Bu gece çok güzelsin.” 

“İyi ne güzel işte bakta iç geçir,” kendine itiraf edemese de hoşuna girmişti. Hangi kadın güzel olduğu söylendiğinde hoşuna gitmezdi. Hemde Fatih gibi görsel şov yaparmışcasına gezen bir adam tarafından. Hare her ne kadar duvar örmeye uğraşıyor olsada Fatih set falan tanımıyor, yıkıp geçiyordu. 

“Geçirmiyorum dersem yalan olur. Hem sen neden buradasın? Aşağıda herkes eğleniyor.” 

“Yeğenimi göresim geldi.” Diyerek geliştirmek istedi. Aşağı inmek istemiyordu. “Sende gidip eğlen neden buradasın?” 

“Partileri sevmiyorum.” 

“Neden?” 

“Çünkü kalabalık oluyor. Ben kalabalık ortamları da sevmiyorum.” 

Çok kalabalık, yüksek seslerin hiç kesilmediği huzurun olmadığı bir yerde büyüdüm. Yetimhanede… diyemiyordu. 

Kucağındaki Poyraz ile ilgilenirken gözü bakıcı kızlardan birine kaydı. Yanındaki adama hülyalı bakışlarını yakalamıştı. Fatih’e bakıyordu genç kız. Hemde yiyecek gibiydi. Kaşlarını çatıp Fatih’e döndü. 

Eğer kıza bakarken yakalarsa, ‘seninle ciddi düşünüyorum’ demeyen ama belli eden adamın dilini koparacaktı. Ama Fatih sadece kendisine bakıyordu. Çatık kaşlarla gördüğü kıza o da aynısını yansıttı. “Ne oldu?” 

“Hiç.” Ayağa kalkıp yeğenini öptü. Fatih’e bakan kıza Poyraz’ı uzattı. “Al bakalım bakıcısı senin işin bu sonuçta degilmi?” 

Bakıcı kız utançla bebeği kucağına aldı. “Tabiki efendim.” Diye mırıldandı. Arkasını dönüp eteğini düzeltti. Kendine bakan adama kaçak bakış atıp, “Hadi kalk gidiyoruz.” Dedi. 

Şaşkın gözlerle kızı süzdü. Ayağa kalkıp ceketini ilikledi. Dengesizdi bu kız net! Nereye bile sorma gereği duymadı. “Gidelim.” 

Odadan dışarı çıkınca ne yaptığını idrak eden Hare Fatih’in kapıyı kapamasını izledi. Kıskandın! Tokadı inmişti kızın yüzüne. Hissettiği ikileme inanamadı. Elini alnına götürüp ovaladı. Fatih’in kendini izlediğini hatta yanında olduğunu iki saniyeliğine unutmuştu. 

Kızın alnındaki eli tuttu Fatih. Endişelenmişti. “Neyin var?” Adamın sesiyle bakışlarını ağır ağır ona döndürdü. Neden? Ne için? Bir bakışı mı kıskandım? Ben… bunu neden yaptım? Ben isteyerek yapmadım gerçekten. Böyle bir anda içimde gelişiverdi. 

Kızın konuşur gibi bakan gözleri Fatih’i iyice endişelendirmişti. Hare’nin eli hala Fatih’in elinin içinde duruyordu. “Ben… iyiyim yoruldum sanırım.” Elini ağır hareketle aldı Fatih’ten. 

“Eve bırakmamı ister misin?” 

Elini kaldırıp, “yok hayır aşağı ineceğim Aslı’ya ayıp olur. Sen git ben birazdan gelirim.” Kızın düşünceli ve garip haline hiç üstelemedi. 

“Beş dakika sonra seni aşağıda görmezsem geri gelirim. Rengin soldu bir anda iyi olduğuna emin misin?” 

“Git lütfen geleceğim.” 

“Peki.” Dedikten sonra ağır adımlarla kızı yalnız bıraktı. Ne olduğunu hiç anlamamıştı. Yalnız bırakmak istememişti ama zorlamakta bir yere kadardı. 

Hare Fatih’in gidişiyle üst katta olan banyolardan birine girdi. Ellerini musluğun altına tutarak ıslatıp ensesini ve boynunu soğuk suyla nemlendirdi. Aynadaki gerçekten solmuş yüzüne baktı. 

“Kadın adamı neden kıskanır?” İçindeki Hare’ye sordu. İç sesiyle konuşmaktan nefret ediyordu. Ve her nasıl oluyorsa hep karmakarışık zamanlarda ortaya çıkıyordu. 

“Ne dememi bekliyorsun? Ondan hoşlanmaya başladın. Ve o kızdan kıskandın!” İç sesinin kendini ifşa etmesiyle başını tavana doğru kaldırdı. “Saçmalama!” 

“Kabul etmiyorsun, peki… o halde sana kur yapmasına çok fena alıştın bencilleşiyor, sadece seninle ilgilensin istiyor olabilirsin.” 

“Bu daha iyi… ya Mert! İçimde başka biri varken onun ilgisi beni neden etkiliyor.” Başını önüne eğerek elleriyle mermer tezgahı kavradı. 

“Mert aşağıda ve karısıyla! Ne zaman anlayacaksın ondan sana sap olmaz! Mert senin için saplantı. On beş yaşındaki bir öğrencinin öğretmenine aşık olduğunu zannetmesi gibi onu saplantı haline getirdin! Sen o aptal aşk fikrine tutundun ve hiç bırakmadın. Hayatına yön vermek zorundasın ve Fatih bunun için ölesiye gonüllü.” 

Elleriyle mermerden sıkıca tutunuyordu. Mert’in içinde bir saplantı olmasını kabul etmek istemiyordu. Bir saplantı için yıllarca acı çekmiş olmaktan korkuyordu. Evet Mert bir saplantıydı, diye kabul edecek olursa pişmanlığını ve aptallığını kaldıramayacağını hissediyordu. Aşktı veya saplantıydı. Adını bilmeden, koyamadan içinde yok olamaz mıydı? 

“Yirmi yedi yaşındayız. Artık kendimiz için bir şeyler yapalım. İlk önce uyuşturucuyu bırakalım mı?” 

Ellerini hızla çekti. Sanki ateşe dokunmuştu. “Hayır. Unut onu! Bırakmak istemiyorum.” İç sesine dış sesiyle yanıt vermişti. Deli gibi kendi kendine konuştuğunu fark edince elleri saçlarına gitti. Derin bir nefes alıp hızla kapıyı açıp çıktı. 

Gecenin sonuna yaklaşırken Zeynep, Azra ve Aslı bir köşeye çekilmişlerdi. Üzerinde konuşup karara varacakları konu gelip kapıya dayanmıştı. 

Azra, “Hoş olmayacak hatta yıkımlar söz konusu bunu uzun zamandır konuşuyoruz, demek sonuna geldik.” Başını yere egip ayakkabısının ucuyla zemini irdeliyordu. 

Kızıl saçlarını eliyle kabartıp ardına attı Zeynep. “Yapacak bir şey yok! Kızların ılımlı yaklaşacağını düşünüyor olsamda Karahan’ın tepkisini kestiremiyorum. Birde durmadan Hare ile Fatih arabuluculuğu yapıyor. Onun gibi biri için resmen intihar, cinayet sebebi…” 

“Banada geliyor. Ne yap et aralarını bul diyor. Bende doğal hallerine bırak diyorum.” Aslı soluğunu tazeledi. “En yakın zamanda bu işi çözüyoruz. Konuştuğumuz gibi… Bu gece eşlerimiz ile konuşuyoruz.” Bahçenin diğer köşesinde Duru ve Nil ile sohbet eden Hare’ye takıldı bakışları. 

“Hiç onun tarafından bakmıyoruz olaya. Yada bakıyor ama kısa kesiyoruz. Bir yanda Karahan ve üç kardeşi üzerine babası. Onun ise sadece Rüzgâr abisi var. Kişinin Karahan tarafından çok olması etkinin de o yönde olacağına götürüyor bizi. Halbuki en çok Hare yara alacak.” 

Aslı’nın baktığı yöne döndü kızlar. “Hâlâ çözmüş değilim Aslı.” 

“Neyi çözemedin?” Azra’ya döndü Aslı. 

“Bilemiyorum. Biraz tuhaf bir kız. Tamam çok iyi biri ama garip halleri var. Bir anı diğer anına benzemiyor. Bazen çok neşeli, bazen aşırı agresif. Bazen ne neşeli ne agresif. Sessizce odasında oturuyor.” 

Zeynep çenesini elleriyle sardı. “Psikolojik olabilir. Annesi belli baba bildiği adam belli. Hem bu kız yirmi yedi yaşında bu güne kadar başına ne geldi bilmiyoruz.” 

Azra, ” ailesiyle ilgili tek kelime etmiyor. Varsa yoksa abisi ve Poyraz. Daha ağzından anne baba duymadım. Kendiyle ilgili birde sadece İngiltere de ki okuldan bahsediyor. Oradan bir tek arkadaşının adını bile duymadım.” 

Aslı dudaklarını büktü. “Acaba biliyor mu?” 

Zeynep yerinde doğruldu. “Biliyor olsa bu kadar iyi oyuncu olabilir mi? Abisi ve kardeşleri arasında dolanıyor.” 

Aslı avuç içini alnına vurdu. “Ulan Derya’nın kafasını duvara az vurdum. Belki de sadece babasının başka bir adam olduğunu biliyor olabilir. Bu kadar iyi oyuncu da olabilir. Halleri garipmiş. Bir insan neden durduk yere garip haller sergilesin ki? Asabi olsun. Üç değişik halinden bahsediyorsun Azra. Düşünün biraz bu kız bir şey biliyor ve herkesten saklıyor.” 

Kızların üçüde ciğerlerine az gelen nefesi tazeledi. “Bir de Mert olayı var!” 

“O konu sadece bizim hissettiğimiz bir şey. Henüz ortaya dökülen bir şey yok.” Dedi Aslı. 

“Aslında var!” Azra sıkıntıyla eğlenen insanları arkasına aldı. Tam tur kızlara döndü. 

“Geçen gün Mert ile Yağmur’un kapısını dinliyordu. Her ne duyduysa odasına öfke ve üzüntü karışık haliyle hızla gitti. Ben aslında ne yaptığını anlamadım önce. Onun gidişinin hemen ardından odadan Mert çıktı.” 

Zeynep dilini damağına vurdu. “Çok boktan iş! Bu ne ya? Anne baba ayrı dert başında gelecek kardeşler birde üzerine Mert’e olan gizli aşkı.” Dedi. 

“Ama kaçıyor Mert’ten. Bakın bu gece bir metre bile yaklaşmadı.” Diyen Aslı kızı göz hapsine aldı tekrar. 

“Evet iş yerinde de öyle, Mert çok sık uğruyor ve Hare bunun çoğuna şahit oluyor. Yinede yönünü değiştirip yaklaşmıyor. Acısıyla yaşayacak kadar asil.” 

Aslı’nın gözleri büyüdü ve Azra’yı buldu. “Kızın peki bu Fatih nereye oynuyor. Bu çocuğun kalbi bir acıyı daha kaldırır mı?” 

Zeynep, “Kaldırır veya kaldırmaz! Unutma bizim yaşanacak hiç bir şeye engel olamadığımız gerçekler var! Kimse yaşamadan yolunu bulamıyor.” Dedi. 

Aslı iki saniye gözlerini sıkıca kapatıp açtı. “Hayır.” Parmağını kızlara uzattı Aslı. “Sen ve sen! Sevdiğiniz adamı başkasına verir miydiniz? Cevap vermeden önce şunları eklemek istiyorum. Mert ve Yağmur evli ama değil gibiler. Mert yalnız yaşıyor. Bir kadının bu erkeği elde etmesi ne kadar zor? Dolu bir kalbe bile girip kendine aşık edebilir. Her kadın bu güce sahiptir. Hadi tamam mutlu olsun istedi uzak durdu. Burada bu şekilde mutlu mesut gülebilir misiniz?” 

Kızlar birbirlerine baktılar. Akılları karışmıştı. İki seçenekte de uyan ufak taşlar vardı. Boşuna değildi ya eşini yada sevgilisini seven adamlar bir anda başkasını da sevebiliyordu, ve yahut sevdiğini zannediyordu. Kadının ahlaksızca kullandığı bir dil olsada kesinlikle başarılı bir sistemdi. 

Kızların sessiz kalışıyla istediği cevabı almıştı Aslı. “Bende öyle düşündüm. Aklınız karıştı. Tıpkı Hare’nin aklının karışık olduğu gibi. Mert’e hissettiği gerçek aşk olsa ya elde ederdi. Yada buraya hatta bu ülkeye ayak dahi basmazdı.” Yerinde doğruldu. Öne doğru bir adım attı. 

“Topu tüfeği hazırlayın cepheye gidiyoruz.”

&