Ağustos 28, 2020

5. Gülistan

ile payelll

 

 

 

&

Arabasını park ettikten sonra sırtını aracına verip güneş gözlüğünü taktı. Öğle güneşinin tepesine vurması kızı bunaltmıştı. Eliyle kumral uzun saçlarını ensesinden çekerek tek omzu üzerinde topladı. Stüdyoya girmek için nedense Fatih’i beklemek istemişti. Eline telefonunu alıp numarası üzerine dokunduğu anda mavinin en can alıcı tonunu üzerinde taşıyan BMW X6 hemen yanında durdu. 

Aracın şoförüne bakmaktan ziyade rengine vurulan Hare’nin bakarken dibi düşmüş, hülyalı gözlerle inceliyordu. Açılan kapıdan çıkan Fatih’e kısa bir bakış atıp mavinin bu gecemsi tonuyla aşk yaşamaya devam etti. 

Kızı aracını aşkla izlerken görmek hoşuna gitmişti. Kapıyı kapatarak Hare’nin yanına gelip hala arabasını süzmekle yetinen kızın kulağına fısıldadı. “Çok mu beğendin?” Hare’den yayılan kadınsı parfüm kokusundan da nasibini almıştı. Hare arabaya bakarak başını salladı.

“Bayıldım.” Dedikten sonra yasladığı yerden doğruldu. ‘He Hare hiç araba görmedin sanki!’ Kendini bir anda tekrar topladı. “Rengi çok hoşuma gitti.” Diyerek iyice sıvadı. 

“Anlıyorum.” Fatih’in yukarı kavislenen dudakları bir an çok çekici göründü Hare’ye.

“Ukalalık yapma da yürü… saat kaç oldu.” Çantasını koluna atarak önden devam etti. Hare’nin endamına hayran hayran bakan Fatih’te başını sağa sola sallayıp kızı takip etti. 

“Baştan söyleyeyim; ben yoruldum, bunu sevmedim, ben bunu giymem vs sözler, bugün sana yasak! Çekimler bitinceye kadar kuzu kuzu söz dinleyeceksin.” Gerekli olan bilgileri kısaca veren Hare elbetteki Fatih’in kendini veya başkasını dinleyeceğini pek sanmıyordu. 

“Kaç saat sürer? Akşama randevum var!” Diyerek saatine bakan Fatih’e kısık bakışlarla gözlerini dikti Hare. “Randevunu iptal et istersen, çok uzun sürebilir. Yazık olur sonra kıza…” 

Etrafına bakınan Fatih, ‘kıza’ sözcüğüyle Hare’ye döndü. Kaşlarını şaşkınca birleştirip, ‘kız’ diye yineledi. Kayıtsız görünen Hare elini havada salladı. “Randevum var dedin ya…” 

Akşam altı gibi yetimhaneye gidecek olan Fatih, Hare’nin bir kız düşüncesine hiç anlam veremedi. “Hmm evet ama kız değil kızlar olacak doğru cevap.” 

“Yuh, kaç kızla birliktesin sen?” istemsizce yüzünü buruşturdu Hare. 

“Üç, beş, on hatta senide on birinci yapacağım. Akşam sende benimle geliyorsun.” 

Hare horoz gibi kabarıp Fatih’i ibikleyeceği anda makyöz gelerek ikisini aynı yöne çekiştirdi. Hayatında ilk defa makyaj yaptıran Fatih az sonra kusabilirdi. Yüzüne sürülen pudranın tozu burnuna ağzına giriyordu sanki. 

Çekimleri yapacak olan fotoğrafçı ikisinin arasında durup aynanın önündeki makyaj masasına kalçasını dayadı. Kimi beklediğini bilmeden stres içinde geçirdiği dakikalar Hare ve Fatih’i görünce toz bulutu gibi dağılmıştı. Dalında uzman olan Ayhan bey otuzlu yaşların sonlarındaydı. Bugüne kadar camiada pek çok ünlü ile çalışmış yegane isimlerden biriydi. 

“Çok güzel bir çekim olacak, hissediyorum. Sizden sadece benim direktiflerimi harfiyen yerine getirmenizi istiyorum. Gerisi bende… beni ne kadar dinlerseniz o kadar güzel ve kolay olacak.” Hare’ye dönen Ayhan, “Senin tasarımlarına baktım az önce Hare, bayıldım. Yeteneğin kadar güzel oluşun ilgimi çekti doğrusu.” 

“Teşekkür ederim Ayhan.” Diyerek kısaca geçiştirdi Hare. Ama Fatih için pek öyle değildi. Oturduğu yerden kalkıp Ayhan’a bir tane patlatmak istedi. ‘Sana ne güzel oluşundan’ diye içinden geçirmekle yetindi. Kendisine dönen adama düz bir bakış attı. “Fatih, mesleğin, yada nerede çalışıyorsun?” Diye sordu. 

Adama tekrar bakmadan cevap verdi. “Özel danışman.” 

“Senin fark edilmemiş olman açıkçası benim için büyük fırsat.” Adam kısa saçlarının arasında gezdirdi elini. Fatih anlamamıştı. 

“Nasıl bir fırsat?” 

“Bu fizikle ve bu yüzle manken olmamış olman ve bunun yanında bu sektörde bir tek fotonun bile bulunmamış olması… senin ilk resimlerini ben çekeceğim.” 

Makyajı biten Fatih doğruldu. Aynada kendine baktı. Eski hali daha güzeldi. Ayhan’a döndü. “O halde daha şanslısınız, bu ilk ve son çekimim.” 

“Benden sonra tekliflerin ardı kesilmez Fatih.” 

“Ben manken değilim. Olmak gibi de bir niyetim yok! Sadece, Azra Akman ablam sayılır onu kırmamak adına kabul ettim.” 

Adam başını eğerek, “Peki sen öyle diyorsan.” Dedi. “Önce tek çekimler, Fatih senden başlayalım.” Diyerek makinasının başına doğru ilerledi. 

Makyajı hala devam eden Hare Fatih’e el salladı. “Bol şans…” 

Fatih’e giydirdikleri gömlek ve pantolonlar, takım elbiseler, tişörtler ile onlarca defa verdiği pozlardan genç adama artık gına gelmek üzereydi. Ciddi manada sıkılmıştı. Hare, biten makyajı ve giydiği siyah mini minnacık, göğsü ve kollarında bant misali ahenk katılmış elbise ve uzun buğday rengi bacaklarını ben buradayım dedirten siyah topuklu ayakkabıyla kenarda meyve suyunu yudumlayarak Fatih’in her halini gözlem altında tutuyordu. 

Sonuna kadar kabul etti. Adam ne giydiyse, rüzgarına kapılıp gidilecek, alabora olunacak birine dönüşmüştü. Pek çok kadının bu adamın kolları arasında can vermek isteyeceğine kanaat getirdi. Fatih tam anlamıyla can yakan bir erkekti. Bir ara gözlerini kısarak tişörtten fırlayan kaslarına göz dikti. ‘Hiç belli olmuyordu. Adam taş gibiymiş.’ Düşüncesiyle keyiflendi. ‘Her kadın ölsün. O bana yazıyor.’ İçinden bir kahkaha patlattı. Yüzünde de sevimli bir gülümseme oluştu. 

Ayhan’ın, “Tamam bitti. Hare gelsin.” Sesiyle ayağa kalkan Hare ettiğini aşağı çekti. Beyaz gömleğin üzerine giydiği siyah pantolon ve yeleğiyle kendine doğru gelen ve tekin olmayan bakışlarıyla, ful yakışıklı adamı izledi. 

“O ne? 

“Ne ne?” etrafına bakındı Hare. 

“Üzerinde ki ne Hare? Gecelik falan mı? Bununla çektireceğin resimler kaç erkeğin hayalini süsleyecek?”

Kıskanılmak!!! Kaşları havalandı. Yarım bir gülüş peyda oldu yüzünde. Yan dönerek Fatih’e bir adım attı. Elini adamın kıravatına götürdü. Kıravatı düzeltir gibi yaparken Fatih kızın kendine bu şekilde yakınına gelmesinin hiç sırası olmadığını düşündü. 

“Ne olmuş Fatih? Elbise işte, hem sana ne canım. Elbise benim beden benim.” 

Dişlerini sıkarak gözlerini kapatan Fatih bu kızın bu dengesiz tavırlarına ifrit oluyordu. Bir defol git Fatih, derken, şimdi üzerine oynuyordu. Gözlerini açarak Hare’nin yakasında duran bileğinden tuttu. Yüzleri birbirine çok yakın derecede eğildi Fatih.

“Yemin ederim elimde kalacaksın. Ama bu kalış nasıl bir kalış olur orasını sen düşün!” Göz deviren Hare’nin dili diken toplarken, nazik bir boğaz temizleme sesiyle ikisi de sola döndü. 

Genç bir erkek ve genç bir bayan iki metre ilerde kendilerine bakıyordu. Hare kadını görür görmez tanımıştı. Tasarımcı Cansu ve Hamit.

Uzun boyuyla ve irilice bedeniyle kadın her yerden fark ediliyordu. Uzun siyah saçları duruşuna çekici bir hava veriyordu. Kalın ama biçimli bacaklarını açıkta bırakan eteği ve varla yok arası olan ince dantel buluzundan dışarı fırlayacak olan göğüslerini fark etmemek için kör olmak lâzımdı. Beyaz tenini açan kırmızı renge ise hiç değinmedi Hare. 

Fatih’i göz hapsine alarak yanlarına gelen kadınla adamı izlediler. Kadın elini Fatih’e uzattı. “Cansu, üzerinizdeki kıyafetin tasarımcısı.” Fatih kibarca Cansu’nun elini sıktıktan sonra yanındaki adama döndü. 

“Bende aynı şirketin tasarımcısıyım, Hamit.” 

“Memnun oldum. Tebrik ederim ben beğendim açıkçası.” Cansu’nun kendisine bakma gereği bile duymadığını anlayan Hare Hamit’e elini uzattı. 

“Nasılsın Hamit?” 

“Teşekkür ederim Hare, sen de çok iyi görünüyorsun.” 

Fatih’i ayakta soyan Cansu’yu ayakta çıtır çıtır yeme isteğiyle dolmuştu Hare. 

“Azra, ben hallettim derken açıkçası aklım kalmıştı. Yanılmışım. Artık Azra’nın zevklerine hayran biriyim. Fatih bey sizin gibi birini beklemiyordum.” Diyerek adamı baştan ayağa tekrar süzdü. “Sanki sizi düşünerek tasarlamışım.” Fatih kadının gözleri hariç başka hiç bir uvzuyla bağlantı kurmandan konuştu. Otel gibi bir yerde çalışıyordu. Cansu gibi binlerce kadınla tanışmıştı. Kadınları obje gibi görmüyordu. “Teşekkür ederim Cansu hanım.” Dedi. 

Cansu tüm çekiciliğini ele alıp sağ elini Fatih’in üzerindeki yeleğin sözde bozulan yerini düzeltir gibi yaparak adamın göğsüne dokundu. Fatih bunu görmezden gelebilirdi ama Hare gelemedi. 

Elini uzatıp Fatih üzerinde duran kızın bileğini kibarca itti. Fatih’in önüne geçti. “Sana da Merhaba Cansu, bende buradayım fark etmemek için kör olman gerekiyor.” Dedi. 

Fatih içindeki gülme isteğini bastırdı. Cansu’nun yaptığı hoşuna gitmemişti ama Hare’nin yaptığı egosuna takla attırmaya yetmişti. 

Cansu Hare’nin araya girmesiyle bir adım geriledi. Havada kalan elini saçına götürdü. “Gördüm seni şekerim aşk olsun.” Diyerek toparlamaya çalıştı. 

Ayhan bey, “Hare seni bekliyoruz…” dediğinde mecbur gitmek zorunda kalmıştı. Fatih’i kıskandığını bir gece önce kendine itiraf etmişti. Yinede onunla göz göze gelmek istemediği için yanından geçip yerine ilerledi. 

Sahneye ilerleyen kızın ardından bakarken içinden ‘siktir’ çekti. Kızın sadece poposu kapalıydı. Ne varsa ortadaydı. Ve bu adam onun bu şekilde onlarca resmini çekecekti. Etrafta dolanan bir çok erkeğinde gözlerine bayram ziyafeti sunuyordu Hare. ‘Bir daha asla izin vermeyeceğim!’ Diyen Fatih’in iç sesi bunda oldukça kararlıydı. 

Az önce Hare’nin kalktığı koltuğa Fatih oturmuştu. Yalnız oluşunu minnet bilen Cansu da Fatih’in yanına getirttiği sandalyeye oturdu. Yanına oturan kadını görmeyecek kadar Hare’ye odaklanmıştı Fatih. 

Fotoğraf makinasının ardından ara ara bakarak konutlar veren Ayhan’ı bir kaşık suda boğma isteği oldukça ağır basıyordu. 

“Çok güzelsin Hare, iki elini de saçlarına daldır ve bana şuh bir bakış at, hadi güzelim.” Hare Ayhan ne derse harfiyen yerine getirirken Fatih’in katil olma isteği kat kat artıyordu. Arada göz göze geliyorlardı. 

“Çok güzel Hare, şimdi gülümse…” 

Öfke damarlarında hızla yol alırken bunu neden hissettiğini sorgulamadı. O evleneceği kadındı net! Evleneceği kadını başka erkekler arasında bu şekilde görmektense ölmeyi yada öldürmeyi tercih ederdi. Kesinlikle oyuna gelmişti. 

“N’aber kardeş?” 

Azra’nın sesiyle ve hissettiği gerginlikle ayağa fırladı. “Abla senin alacağın olsun.” Diye fısıldadı. Fatih’e yan bir bakış atıp Cansu’ya elini uzattı Azra. 

“Cansu nasılsın?” 

“Ah modelimi görünce daha iyi oldum Azra. Zevkine hayran kaldım söylemeden geçemeyeceğim.” Hem konuşan hemde hala Hare’yi inceleyen Fatih’i içli içli süzmekte olan Cansu’ya göz devirdi Azra. 

Bu kadın ne zaman uslanacaktı. Fatih’ten iyice uzaklaştı. Cansu’ya eğildi. “Pençelerini çek! Yoksa ben parçalarım Cansu. Sonra can suyu ararsın kendine…” 

Burun kıvıran Cansu Azra’yı duymazdan gelmeyi tercih etti. “Çok yakışıklı çekemiyorum.” 

“Ben seni uyardım Cansu.” 

“Hatırlamaya çalışacağım şekerim.” 

İki adımda Fatih’in yanına gelen Azra nereye dikkatle baktığına döndü. Dudağının kenarı yukarı kalkmıştı. ‘Bana kalmaz belki, Hare seni parçalar Cansuuuu.’ Diye içinden geçirdi. 

“Ne oldu Fatih?” 

“Abla şuna bakar mısın? Girdiği hallere sen beni oyuna getirdin. Bilseydim ne kendim girerdim bu işe ne de onu sokardım.” 

‘Vah vah olmuş bu, ateş bacayı yakmış ya lan.” Azra iç sesine gülerken dışarıdan boğazını temizledi. “Çekim böyle oluyor ablacım. Hare bunları biliyordu. Hem o kabul ediyor şikayetçide değil, sana ne oluyor kuzum?” 

Azra’nın sorusuyla ablasına döndü. Kendi biliyordu ki bu kıza kafayı takmıştı evlenecekti ama başka bilen yoktu. “Yani kız aileden ya onun için dedim. Abisi görünce delirecek.” 

“Hı hı kesin delirecek, ama sen bunları düşünme ben o kısmı hallederim.” 

Hare’nin tek çekimleri bittiğinde Fatih’te bittiğini hissetti. Ayhan bey ikili çekimlere geçmek üzere ikisininde giyinmesini bekledi. Hare bir köşeden üzerinde beyaz ve yine minicik olan elbise ile Fatih’in karşına çıktığında Fatih bıkkın bir nefes bıraktı. 

“İyi bari üstü kapalı.” Dediğine Hare kahkaha attı. Arkasını döndü. “Birde böyle bak.” 

Uyluk kemiğine kadar açık olan elbisenin tek kapalı yeni göğüsleriydi. Elini alnına götürüp ovaladı. “Sende bunu elbise diye giy Hare. Kapatacağım o açıkta kalan yerlerini yaz bunu.” 

Hare omuz silkip yürüdü. “Hadi be sende kapatacakmış.” 

Spotların altında buluşan ikili Ayhan dan komut bekliyordu. Fatih kıza göz ucuyla bakıp, “ya sabır” diye mırıldandı. Hare kırık bir gülüşle saçını havalandırdı. “Ne var? Sen Cansu’nun karşısında yakanı bağrını açarken iyiydi.” 

“Ben mi istedim Hare delirtme beni. Bu işe beni siz soktunuz. Hem bana ne Cansu dan. İlgimi çekmiyor.” Çekim olacak dekorun önünde spot ışıkların altında sessizce birbirlerini ditmekle meşgullerdi. 

“Çekmesin zaten ilgini zihnini… her yeri estetik.” 

Kaşlarını çattı Fatih. “Nasıl yani?” 

Cansu’yu göz hapsine alan Hare kollarını göğsünde birleştirdi. “Kalça kaldırma, dudak şişirme, göğüs silikon,” Fatih’te başını Cansu’ya çevirmek için hareket ettiğinde Hare cırladı.

“Sen bakma!” 

Başını Cansu’ya çevirmeden gelen emirle gözlerini kocaman açarak Hare’ye döndü. 

“Ne..? Her yeri çakma işte. Kadın dediğin orjinal olur.” Ellerini iki yana açtı Hare. “Benim gibi! Fabrika çıkışıyım. Her yerim orjinal. Kahretsin yine çok güzelim.” Saçını eliyle düzeltip beline iki eliyle yukardan aşağı indirerek gösterdi. 

Fatih’in yüzünde çekici bir gülüş belirdi. Tek kaşını kaldırdı. “Fabrika çıkışı!” Diye kızın sözünü tekrar etti. Buradan bakire olduğunu çıkarabilir miydi? Bir ihtimal çıkarabilirdi. 

Adamın imali bakışıyla ne demek istediğini ve ağzından çıkan cümlenin nereye gittiğini anlayınca gözlerini kıstı. “Terbiyesiz!” 

Fatih kahkaha atarken Ayhan beyin sesi duyuldu. Son çekimler hadi göreyim sizi… Hare koltuğun sırt kısmına otur, Fatih sende Hare’nin ayaklarının önüne… Ve gömleğini çıkartır mısın? Bugün Fatih’in iyi günüydü. Ne denirse yapıyordu. Yanında Hare’nin olması bunu kolaylaştırıyordu. 

Gömleğini çıkartıp asistan kızlardan birine uzattı. Hare’ye döndüğünde kızın kendisini görünce yutkunmasını içten bir kahkahayla izledi. 

‘Anam o ney? Hepsi senin mi Fatih? O kaslar… O baklavalar… yandım anam.’

‘Kabul ettik taş gibi adam. Hare yarısı senin yarısı benim.’ Diyen iç sesine tekme tokat girebilirdi. Bu adam paylaşılır mıydı? 

“bi kak siktirgit tepemden, yarısı onunmuş.’ 

Kahkaha atan iç sesi, ‘lan manyak, dozu fazla mı kaçırdın bugün? Bemde senim, kendinden mi kıskanıyorsun?” 

“Hare?” 

Fatih’in sesiyle baklavalardan gözlerini yavaşça yeşil gözlere çıkardı. “Hı efendim.” 

Kendisini istemeyen ama bakışlarıyla yiyen kıza karizmatik gülüşüyle baktı. ‘Gel dokun bana, hisset.’ Demek için deli oldu. 

“Çekim.” 

‘Hangi çekim? Benim sana olansa valla bildiğin çekiliyorum.’

“Çekim.” Diyerek silkelenen Hare, “Evet çekim.” Gözlerini adamın baklavalarından alarak Ayhan beye çevirdi. Ayhan da kimdi ya…. Fatih’e yıllarca baksa yeterdi. 

Hare toparlanıp yerini alırken Fatih’te yere oturdu. “Bir ayaklarıma kapanmadığın vardı o da oldu tam oldu Kırımlı.” 

“Bunun çekim olduğuna dua etsen, yoksa…” Derken burnunun ucunda duran bacakları işaret etti. “Bunların yeri kesinlikle burası değil.” 

“AllahAllah Neresiymiş yeri?” 

Başını kaldıran Fatih kızın yüreğini hoplatan gülüşüyle göz kırptı. Hare’nin ağzı şaşkınlıkla açılıp tekrar kapandı. “Pislik.” 

Ayhan, “Evet Fatih kollarını Hare’nin bacaklarına dola.” Dedi. 

O neden, diye itiraz edecek gibi oldu Hare. Ve bunun bir çekim olduğunu kendine sessizce söyledi. Fatih’in fısıltıyla çıkan sesinden, “zevkle.” Dediğini duymuştu. 

Fatih’in kolları Hare’nin bacaklarıyla buluşunca vücuduna çiviler saplanıyorcasına irkildi Hare. Elleri altında kaskatı kesilen kızın hali ilk an için dikkatinden kaçmamış ama daha sonra kıza ilettiği etkiyi anlayarak işini iyi yapmak adına dokunmaktan çekinmedi. Kızın onda uyandırdığı hisleri düşünmenin yeri burası değildi. 

Ayhan elinde fotoğraf makinasıyla onların etrafında tam tur dönerek resimleri tamamlamaya çalışıyordu. “Fatih koltuğa otur ve sen Hare Fatih’in göğsüne yaslan.” 

Şekilden şekile giren ikili artık pes etme noktasına gelmişlerdi. Yorulmanın yanı sıra birde yakın temas çekimleri ikisini de bunaltmıştı. Koltuğa oturan Fatih’in çıplak göğsüne uzandı Hare. Dokunmak için can attığı, iç sesine bile defol çektiği yere parmaklarını değdirince, elini de kalbinin hizasına bırakınca nefesini tuttu. ‘Ah yarabbi bana burda ölmeyi nasip etme.’ diyerek soluğunu bıraktı. Elinin altında ki kalbin sahibine bakmak için başını kaldırdı. 

Fatih’in ecel terleri döktüğünü fark ederse Hare’nin dilinden kurtulamayacağını biliyordu. Çıplak göğsüne uzanan kızın ipek gibi saçları tenine değdikçe akli başından gidiyordu. Bu çekim bir an önce bitmeliydi. Yoksa Fatih kızı kendine çekip ‘Allah sevelim diye yarattı.’ diyerek kızın dudaklarına dalacaktı. 

“Evet çok güzel, müthişsiniz. Kariyerime sizinle altın madalya bile ekleyebilirim.” Ayhan bey yılladır yaptığı profesyonelligine bir yenisini daha eklemişti. Karşısında duran ikili kesinlikle büyüleyiciydi. 

Azra kenarda gülen gözlerle izlerken yanındaki Cansu kıskançlıktan ölecekti. “Azra, bunların arasında bir şey var mı?” Diye sordu Cansu.

Azra hiç Cansu’ya dönmeden sorusuna soruyla yanıt verdi. “Şekerim oradan bakınca yok gibi mi duruyor?” 

Gözleri ikili üzerinde kısıldı. “Benim için hiç sorun değil şekerim.” Diye vurguladı. Azra bu kadının bu tutumunu devam ettirmesi halinde Hare’nin onu kendinden önce parçalayacağına emindi. “Gazan mübarek olsun. Şekerim.” Diyerek güldü. 

“Fatih biraz doğrul, Hare kollarını Fatih’in omzuna bırak. Fatih bana ciddi bak. Hare sende bebeğim en seksi bakışını bana atıyorsun. O dudaklar biraz da öne çıksın.” 

“Ağzını kırarım Hare düzgün bak şu adama elimde kalacak.” Dişlerini sıkarak yanında ki kıza fısıldadı Fatih. 

Gülme istediğini bastırıp kalçasını da arkaya doğru uzattı Hare. “Ağzımı kıramazsın! Ayrıca da bakarım sende bana karışamazsın.” Dudaklarını öne doğru uzatıp bakışlarını keskinleştirdi. “Böyle iyimi Ayhan.” 

Ayhan’ın mükemmel diye bağırması Fatih için son noktaydı. Yeterdi. Bu.İş.Burda.Biterdi. 

“O ağzına yapacağım şeylerden sonra evden çıkamayacaksın Asilkan.” Dedikten ve çekilen son pozun ardından ellerini havaya kaldırdı.

“Yeter!” 

Kaşları çatılan Ayhan elinde makina ile kalakaldı. “Son bir kıyafet kaldı Fatih yoruldun sanırım.” Dedi. 

Ayağa kalkıp minicik eteğiyle düşmesin diye kızın elinden tuttu. Koltuktan inmek için ayağını yere bıraktı Hare. “Hadi ama Fatih son bir tane daha…” Fatih’e şirine tarafıyla bakıp gülümsedi. “Anlaşmamız var unutma! Onlar ne derse o.” 

Fatih Hare’yi dinlerken kesin ve kararlıydı, bu iş burada bitmişti. Yanlarına gelen Azra, “Ne oldu Fatih?” Diye sordu. 

“Abla çok sıkıldım. Bitsin artık.” Diyebildi. Hare’nin ateşi başıma vurdu, yetmedi buradaki tüm hemcinslerimi büyüledi, diyemedi. 

“Ya abla biz katolog cekiminde degil miyiz?” 

“Evet, öyle…” 

“Peki benim gömleğim neden yok? Murat abi haklıymış. Bende bunu düşüneceğim.” Hare’ye baktı. “Sen de evlenince bu işleri bırakıyorsun!” 

İki kadınında kaşları havaya kalkmıştı. Ama en çok Azra’nın şaşkınlığı yüzüne vurmuştu. 

“Ben karımın, kadınımın bütün gün çıplak erkeklerle aynı ortamda kalmasına izin vermem!” 

“Evlenince!” Azra takılı kaldığı sözcüğü söyledi. 

Öfkeyle itiraf etmişse ne olmuştu ki, “Evet evlenince.” Dedi. 

“Abla ben bunu tırmalarım, parçalarım.” Tırnaklarını dışarı çıkarmaya hazırlanan Hare’yi Azra durdurdu. 

“Başka zamana sakla. Fatih son kıyafet, açıksa bile ben kapatırım. Git giyin ve itiraz etme! Hare sende hadi.” Ayhan’a elini kaldırıp ‘sorun yok’ işareti yaptı. Birbirlerini yiyerek giden ikilinin ardından baktı. 

“Aslı gel gör aşk neyledi. Yaktı buraları kor eyledi.” Pantolonunun cebindeki telefonu çıkarıp AZA grubuna yazmaya başladı. 

Azra; dikkat dikkat 

Aslı; Upsss

Zeynep; Hopp

Azra; Fatih kalp Hare… 

Aslı; başını masaya vuran emoji 

Zeynep; sıçtık! Bez koştur Karahan… 

Kızlara ayrıntıları yazarken Fatih ve Hare giyinmiş olarak döndüler. Ceketinin yakasını düzelten Fatih, kıza baktı. “Şükür etek kısa ama neyse en azından kapalı oranı yüksek.” Dedi. 

“Kes sesini! Küstah sende. Buradan bir çıkalım Fatih o baby feys yüzüne tırnaklarımı takacağım.” 

“Benim elimde armut toplardı zaten.” 

Telefonu cebine atarak ayağa kalktı Azra. “Tamam hadi bitirelim şu işi.” İkisini yalnız bırakıp kenara izlemeye geçti. 

“Hare kollarını Fatih’in göğsüne bırak, Fatih sende Hare’ye sarıl.” Ayhan dan aldıkları direktif sonucunda istenileni yapınca Fatih gülümsedi. “Bana bunlarla gelin işte, biraz daha sokul,” Hare’yi hızlı hareketiyle kendine iyice yasladı. 

“Yavaş biraz, salon maçosu,” 

“Şşş sessiz ol. Kollarının tadını çıkar seksi ve ateşli’m.” 

“Bana bakın!” Ayhan’a bakarak verdikleri pozdan sonra, başını kaldırıp Fatih’e baktı. Ceketinin yakasından tutarak adamı kendine çekti. Onlarca insanın içinde bu verdikleri poz değildi. 

“Seni ateşimde yakar, susuz bırakırım, ağzını topla.” 

Kıza çok yakın duran Fatih’in dudakları zevkle yukarı kıvrıldı. Göz temasını kesmeden fısıltıyla konuştu Fatih. “Seninle yanacaksam, suya ihtiyacım olacağını sanmıyorum.” 

“Sakın bozmayın, çekiyorum.” 

Azra’nın gözlerinin gördüğü gerçekle kalbine oturan gerçekler arasında gelişecek olaylara, ‘Ya rabbim sen bizi koru,” cümlesi döküldü dudaklarından. 

Üzerlerini değişerek döndüklerinde, Cansu ve Azra’yı beklerken buldular. Saatine baktığında çok şaşırdı Fatih. Saat öğlen bir gibi geldiği yerden akşamın altısında ayrılıyordu. Geç kalmak istemiyordu. Çocuklar onu bekliyordu. 

“Çok teşekkür ederim Fatih, harika bir iş çıkardın.” Elini uzattığında Fatih’te tereddütsüz karışlık verdi. “Önemli değil.” Diyerek kısa bir bakışın ardından Azra’ya döndü. 

“Abla çok acil çıkmamız gerekiyor.” 

“Çıkın ben bilgisayardan resimlere bakacağım, ikiniz beraber mi gidiyorsunuz?” 

“Hayır.” 

“Evet.” 

Cansu’nun sinsi gülüşünü yakalayan Hare yaptığına pişman oldu. “Yani evet ama nereye gideceğimiz hakkında bir fikrim yok.” 

“Abla geç kalıyoruz, kusura bakma.” Dedikten sonra Hare’nin elini hızla ellerinin arasına alarak stüdyodan çıkışa doğru ilerledi. 

Hare şaşkın ve kızgındı ama Cansu’nun yanında belli etmedi. Arkalarından kıskanç gözlerle izleyen Cansu’ya dönen Azra, “Al şekerim bu da sana kapak olsun.” Kıza arkasını dönerek Ayhan’ın yanına yürüdü. 

“Kapakları severim Azracım. Biri kapanır biri açılır.” Diyerek tek kaşı havada olan Cansu Fatih’e kafayı takmıştı. Kancayı da takacağı anı kollayacaktı. 

Gün ışığına kavuşunca elini hızla geri çekti Hare. Geri dönüp bakan Fatih göz devirdi. Ellerini belinin iki yanına yerleştiren kıza bakıp, “Off tatlı derdim, bak geç kalıyoruz.” Dedi. 

“Ben senin randevuna neden geliyorum lan. Git kızı kendi başına kaldır.” Bir kızla hatta bir kaç kızla buluşacağı aklına gelmişti. 

Gülümseyen Fatih, “lan mı? Kaldır mı?” Diye sordu. 

Arabasına doğru bir kaç adım atan kızın kolundan tuttu. “Hare benimle geliyorsun.” Diyerek kendi aracına çekiştirdi. 

“Sen beni anlamadın galiba, gelmiyorum.” 

Kızın kolunu bırakarak gözlerine odaklandı.

“Hayatımda bir kız yok.” 

“Hı hı bir kaç kız var. Utanmadan birde bana yürüyorsun.” 

“Hare sana uçabilirim bile, sandığın gibi bir yere gitmiyoruz. Oradan bakınca kişiliksiz biri gibi mi görünüyorum?” 

Adamın yüz hatlarını dikkatle inceledi. “Değil gibisin, ama sen söyledin kız ve kızlar diye…” 

“Hadi bin arabaya,” 

Ayakta iki saniye sağa sola sallanan kız en sonunda pes etti. “İyi… ama beni kandırıyorsan kafanı kırarım.” 

“Seni kandırıyorum, ben x aşkımla kenarda otururken sende bizi izleyeceksin, var mı böyle bir olay?” 

“Kes! Ukala.” Arabaya binip kapıyı sertçe çekti. Direksiyona kurulan Fatih gaza bastı. 

Kırk beş dakikadır yolda olmalarına rağmen köprüyü henüz geçmek üzereydiler. Ufak tefek atışmalar dışında Hare sessiz kalarak üzerinden yorgunluğu atmaya çalışıyordu. Fatih bir ara oteli arayıp Hare’nin arabasını almalarını söylemişti. 

“Ya aslında iyi oldu. Baya yorulmuşum, araç kullanacak durumda da hiç değilmişim.” Diye itiraf etti. 

“Kiymetimi bil, bak rahatça oturuyorsun.” 

“Aman hemende kabarır hindi gibi, az mütevazı olsana…” 

“Olurum, zamanı var.” 

“Di’mi Cansu gibilerine anca kibarlığın, ban gelince şekil A.” Diyerek eliyle adamı işaret etti. 

“Hiç zorlama güzelim, onun gibi kadınları iyi tanıyorum. İşim olmaz.” 

Kaşları havalan Hare bu söylemlerden şunu çıkarttı; Fatih’in hayatından pek çok kadın gelip geçmişti. 

“Çok derken, sanırım listen kabarık.” Göz ucuyla baktığı adamdan sinirlerine dokunacak bir çıkış bekledi. 

Aniden sessizleşen Fatih aklında kıza ne cevap vereceğini düşündü. “Listem boş! Buna inan yada inanma sandığın gibi biri değilim. Hayatımda kimse gelip kalmadı.” 

Aklında son cümleyi evirip çevirmeye başladı Hare. Kimse gelip kalmadı. Öyleyse biri yada birileri geçmişti. Aracı durduğunu anlayınca etrafına göz attı. Demir sürgülü kapının üstünde yazana baktı. 

Emrullah Turanlı çocuk yuvası

Şaşkınlığını gizleme gereği duymadı. Kırk yıl düşünse böyle bir yere geleceğini tahmin edemezdi. Ağzı açık hala tabelaya bakan kızı gülümseyerek izliyordu Fatih. 

“Burası yetimhane!” 

“Evet.” Açılan kapıdan aracını yetimhane bahçesine soktuğunda, günün cumartesi aylardan Haziran olmasıyla çocuklar bahçede diledikleri gibi koşturuyorlardı. Şaşkınlığını üzerinden atıp Fatih’e döndü. “Bu muydu kız da kız dediğin? Allah bildiği yapsın seni.” 

“Hayrla amin güzel kız, hadi bakalım inelim.” 

İlk defa bir yetimhaneye gelen Hare ne ile karşılaşacağını bilmiyordu. Çocukların ruh halleri, heleki bozuk ruh halleri kaldıracağı bir şey değildi. Özellikle kız çocukları… 

Umuyordu ki ağlamadan buradan ayrılabilirdi. Çocukları çok ama çok sevmesi içinde saklayamadığı duygusuydu. Çocukları çok seven biri olarak, anne olmaktan ölesiye korkuyordu. 

Derya Asilkan gibi bir annenin kızı olmaktan utanıyordu. İçinde annesine karşı beslediği kırık dökük evlatlık hisleri dışında kesinlikle annesine hissettiği bir aşk yoktu… hiç olmamıştı. 

Doğurmakla anne olunmayacağımı annesinde görmüştü. Derya Asilkan bu dünyaya anne olmak için gelen son kadın dahi olamazdı. Aylardır ortada yoktu… ve bir kez bile kendisini aramamıştı. Hare zaten beklemiyordu. Yine de aklına gelmiyor değildi. Bir kadındı ve anaç tarafı vardı. Dilinden dahi silinmeye yüz tutmuş kelimeydi, anne. 

“Hare?” 

Daldığı düşüncelerden Fatih’in sesiyle ayrıldı. Usulca buluşan gözlerden buğulu olan Fatih olması gerekirken Hare ağlamak üzere olandı. Kızın yanına gidip yanlış gördüğünü teyid etmek istedi ama biraz daha seslenmese ağlayacaktı. 

“Neyin var?” En içten davranışıyla ve sesiyle kızın yüreğine kadar inmişti. Ağlayan bir Hare’ye kimse neyin var diye sormazdı. Çünkü kimse göremezdi. O sadece yatağında sessizce ağlardı. 

Nefesini tazeledikten sonra saçlarına gitti eli. Saçlar, bir kadının boşver, ne önemi var, her neyse demesinin en kolay yoluydu. 

“Birden hüzün sardı. Yetimhanelere gitmeyi herkes çok ister ama cesaret eden az bulunur. Ne ile karşılaşacağımı bilmiyorum, hayat hikayeleri ve hüzünlü bakışlar…” 

Fatih tebessümle karşılık verdi. Hiç bu şekilde düşünmemişti. Dili dikenli, ters, aksi gibi görünen kızın kalbinde dokunulmamış sevgi dolu yerler varmış, diye düşündü. “O halde sana tüyo, her an gülümse ve temastan kaçınma,” Hare başını usulca salladı. 

Fatih’i tanıyan çocuklardan bir tanesi var gücüyle bağırdı. “Fatih abi geldiiii…” Adı İbrahim olan çocuğun sesini duyan diğer çocuklar Fatih ile Hare’nin etrafını sarmaya başladı. Çocukların saçlarına elini daldırıp karıştıran Fatih’i pür dikkat izleyen Hare gülümsedi. 

“Naber İbrahim?” 

Gözleri ışıl ışıl parlayan İbrahim Hare’ye kısa bir bakış atıp Fatih abisine döndü. “İyiyim Fatih abi,” Parmağını kaldırıp Hare’yi işaret etti. “Bu abla kim?” 

Kız çocukları Hare’ye utangaç bakışlarla izliyorlardı. Güzelliğine ve giyimine kaçamak bakışlar atıp tekrar başlarını eğiyorlardı. Sevimli küçük yaramazları dinlemeyi tercih eden Fatih yüzünde gülüşüyle gelecek soruları bekledi. Fatih’in kendisini tanıştırmasını bekliyordu Hare. Fatih’ten ses çıkmayınca kendi konuşmak istedi. 

“Ben…” 

Kızlardan adı Buse olan kız, “Abla çok güzelsin.” Dediğinde sözünü tamamlayamayan Hare gülümsedi. 

“Fatih abi sevgilin mi?” İbrahim’in sorusuna ağzı kulağında gülümsedi. Hare’ye baktığında kızın hiçte gülmediğini aksine yüzünü buruşturduğunu görünce İbrahim’e döndü.

“Şey… nasıl desem,” elini ensesine götürerek yüzüne sevimli bir tavırdı takındı Fatih. Çocuklara bu tür şeylerin nasıl söylendiğini bilmiyordu. Aslında söylenecek adı konmuş bir şeyde yoktu ama Fatih aklına koymuştu ya bu yeterliydi. 

“Arkadaşız çocuklar, adım Hare hadi bana isimlerinizi tek tek söyleyin.” Fatih’e bakarak kurduğu cümleleri çocuklara bakarak bitirdi. 

“Tamam siz tanışın,” Hare’ye döndü. “Benim içeride biraz işim var. Arabanın bagajında çocuklar için bir şeyler var sen halledersin Hare.” 

Çocuklar birden sevinç çığlığı atmaya başladı. Fatih ayda bir kez kesin uğrardı ve asla eli boş gelmezdi. Her ay Karahan, Yiğit ve Rüzgâr’ın bağışlarını elden kendisi teslim ederdi. 

“Tamam.” Diyen Hare çocuklarla birlikte aracın arka kısmına ilerledi. İçinden abur cubur alamamış olsa bari,’ diye geçirdi. Kapağı açınca mavi ve pembe paketli kutuları görünce dudaklarını vay be, anlamında büktü. 

Bagaj kısmına kalçasını dayadı. Kendisine umutla bakan kızlı erkekli guruba hüzünlü gözlerle baktı. Tahminen beş ile on, on bir yaşları arasında olduğunu düşündüğü çocukların asıl yerleri anne ve babalarının yanıydı. Kimin başına ne geldiğini elbette bilemezdi. Yetimhaneye bırakılan her çocuğun kendine has öyküsü vardı. Gözleri tekrar dolarken Fatih’e onu buraya getirdiği için minnet duygusu besledi. 

“Evet bebeler sıraya giriyoruz, kızlar tek sıra erkekler tek sıra…” Hemen hizaya geçen çocukların emir almaya çok alışkın olduklarını da fark etti. İçinden hata yaptığını düşündü.

“Vazgeçtim bozun sırayı koşun bana ilk gelen kazanır.” Bir elinde mavi diğerinde pembe olan kuruları havaya kaldırdı. Çocuklar ilk şoku atlatınca deli gibi bağırıp, “Ben… ben…. ben….” diyerek Hare’ye koşmaya başladılar. 

Çocukların tatlı hallerine kahkaha atarak hediyelerini verdi. Sayılarını tam olarak bilmiyordu ama anlaşılan Fatih biliyordu. Araçta tek bir kutu bile kalmamıştı. Hediyesini alan paketi öyle sevinçle açıyorduki Hare yine ağlamak istemişti. Aklına çok eski bir anısı misafir olmuştu. Annesinden yada babasından hiç hediye almamıştı. Dedesi ve babaannesi o boşluğu doldurmaya çalışmışlardı. Anne babanın boşluğu ne kadar dolarsa… ve aklında buna benzer pek çok acı hatıra… 

Ağladığını hissetmedi, gözleri buğulanıncaya kadar. Göz kapaklarını sıkıca bastırdığında yanaklarından süzülen sıcak sıvıyı bir elin silmesi bugüne geri döndürdü kızı. 

Çocukları izleyen Hare’nin yanına geldiğinde kızın kendisini görmeyen gözlerden dökülen yaşlara çok bir anlam verememişti ama bu ağlayan bir Hare’yi göğsüne basma isteğine engel değildi. Kızın, asla bu denli duygusal olacağını düşünmemişti. İki eliyle kızın yüzünü avucu içine aldı. Baş parmaklarıyla tek damlaları sildi. Yavaşça uyanan kızın kendine çevrilen bulutlu gözleriyle buluştu gözleri. 

“Neden ağlıyorsun?” 

İçimde bir çocuk var Fatih, hala küçülüp sevilmek istiyor, diyemezdi. İki elini kaldırıp yüzündeki elleri indirdi. Kendi eliyle göz altlarını sildi. Dikkatle ve sessizce izleyen adama hiç bakmadı. “Çocuklar beni fazla etkiledi.” 

“Bu kadar etkileneceğin aklıma gelmezdi, üzgünüm.” 

Çocuklarda olan bakışları Fatih’e kaydı. En son kim, ne zaman biri Hare ile bu kadar ilgilenmişti? Cevap hiç bir zaman hiç bir kimse. Abisi Rüzgâr kendini ailesinden sıyırıp ayrı eve çıktığında ilk tam yanlızlığına düşmüştü. Abisinin de kendine göre haklı sebepleri olduğunu düşündü her zaman. Rüzgâr sevğisini hiç eksik etmemişti ama varlığı çokça eksik kalmıştı. 

“Her neyse gidiyor muyuz?” demekle yetindi. 

“Bilmem, gitmek istiyorsan gidelim ama ben buraya gelince çocuklarla hep maç yaparım, yinede gidelim dersen gidebiliriz.” 

Çocukların keyfini bozmak istemedi ama burada durup izlemekte işine gelmedi. “Kalalım ama bir şartım var.” 

Fatih gülümseyerek ellerini cebine soktu. “Ee… şartlı güzel neymiş söyle bakalım?” 

Kendisine sürekli bir lakap takmasına artık aldırış etmiyordu Hare. “Maç yerine başka bir oyun oynarız.” Dedi. 

Kaşlarını çattı Fatih, “ne gibi?” 

İngiltere de yıllarca yaşamış biri olarak dile fazla hakimdi. Fakat Fatih’in bilip bilmediği hakkında bir fikri yoktu. 

“Do you know English” ingilizce biliyor musun, dedikten sonra adamın cevabını bekledi. Yüzünü daha sola çevirip pis pis sırıtan adama bakmak oldukça keyifli gelmişti ona. Fatih her haliyle başka biriydi. Başkalarında itici diye adlandırdığı şeyler Fatih’e yakışıyordu. 

En son kızda kalan gözleriyle tek kaşını havaya kaldıran adama aynı şekilde karışlık verdi. 

“Taking me weekly ” (Beni hafife alma) 

” I didn’t take” (Almadım) Diyen Hare işi biraz daha kızıştırmak adına adım attı. “Fransızca?” 

“tu essi belle” (Çok güzelsin) 

Gözleri kısılan Hare hızını alamadı.

“İtalyanca?” 

Dudakları yukarı kavislenen Fatih. “come stai andondoa mangiare stanotte” (Bu gece yemeğe ne dersin) dediğinde Hare elini havaya kaldırdı. 

“Avucunu yalarsın.” Diye bağırdı. 

“Ama daha almanca vardı. Sonra portekizce, çince çabuk vazgeçtin.” 

“Ukalasın Fatih.” 

“Ah hadi ama Hare, on sekiz yaşından beri otelde çalışıyorum. Son on yılın yedisini Karahan Atabey’in asistanı olarak geçirdim. Üç yıldır özel danışmanım. Bunları bilmem gayet normal.” 

“İyi aman hadi git çocukları topla oyun oynayacağız.” Diyerek bahçenin içinde olan bankın olduğu yere doğru ilerleyip oturdu. Güneş batmış ve mükemmel bir yaz akşamını daha ardında getiriyordu. Buradan sonra evine gidecek ve yine mutsuz, yalnız Hare olacaktı. 

Fatih’e gelip Hare’nin yanına oturdu. Çocuklar da etrafını sarınca merakla bekleye başladılar. 

Sarı saçlı ela gözlü güzel kız sevinçle atıldı. “Ne oynanacağız?” 

“İngilizce dersi az çok alıyor olduğunuzu düşünüyorum, doğru mu?” 

“Evet, hiç sevmiyorum.” Diyen İbrahim’e gülümsedi Hare. 

“Tamam o zaman, kızlar benim yanıma, erkekler Fatih’in önünde tek sıra olun.” 

Fatih’te ne oynayacaklarını bilmiyordu. Sessizce izlemeyi seçti. Kendine dönen kızın öpülesi dudaklarıydı ilk fark ettiği. Ve yine ilk fark ettiği Hare’yi öpmek istemesiydi. 

“Basit kelimeler soracağız en çok bilen kazanır.” 

Aklındaki düşünceleri iteleyerek, “Tamam.” Dedi. 

“Peki, soruyorum. En hızlı ve doğru cevap veren kazanacak.” Heyecanla bekleyen çocuklara ilk olarak, “Hello” diye sordu. 

Öndeki erkek çocuk elini havaya kaldırıp,

“Merhaba” diye bağırdı. 

Fatih çocuğa ‘çak’ diyerek elini uzattı. Sırasını savan çocuklar arkaya geçti. İkinci seferde Fatih sordu. 

“green” 

Kız çocuğu zıpladı. “Yeşil.” 

Çocuklar oyunu o kadar sevmişti-ki hava kararmaya başladığında yemek saatleri gelmişti. Hare ve Fatih bile bırakmak istememişlerdi. Akşam yemeğini de çocuklarla birlikte yemiş, onların gülüşüyle, sevinçleriyle, bitmek bilmez enerjileriyle şarj olan Hare olmuştu. Bir ara, ingilizce ‘kulak’ sorduğunda dilinin ucundaki kelimeyi getiremeyen ama kıvranan çocuğa o kadar gülmüştüki gözünden yaş gelmişti. Hare gülmüştü, Fatih vurulmuştu. Bunu fark edemeyecek kadar yosun tutan kalbi Fatih’i sadece kandırmıştı. Huzurun ta kendisi Hare olarak tanıştıran kalbine sadece eyvallah çekmişti. 

Yetimhaneden ayrıldıktan sonra bir süre ne kadar eğlendiğini tekrar gözden geçiren Hare kendi kendine gülmeye başladı. Gülüşü dahi gülme isteği uyandırmıştı genç adamda. 

“En son ne zaman bi kadar eğlendim, hiç bilmiyorum. Teşekkür ederim.” 

“Rica ederim.” 

“Sık gelir misin buraya?” 

“Ayda bir kez kesin gelirim. Bazen de kendimi kötü hissedersem.” 

Kaşları havaya kalktı kızın. “İlginç…” 

“Nedir o ilginç olan” 

“Kendini kötü hissettiğinde yetimhaneye gelmen tabiki, benim aklıma hiç gelmezdi.” 

Kendisi hakkındaki gerçeği söylediğinde Hare’nin nasıl tepki vereceğini bilmiyordu. Bu günün Fatih’i olsada hala meçhul bir ailesi ve nedensiz bir terk edilişi vardı. Belki bir hayat kadının babası belli olmayan çocuğuydu. Belki annesini öldüren bir babası vardı. Belki tam tersi… 

Bir süre sessiz kalmış ve içindekileri tartmıştı. Belki de Hare ne olduğu nereden geldiği belli olmayan Fatih’i isteyeceği varsa bile istemeyecekti. 

Adamın sessizliğe gömüldüğünü görünce yorgun olan beynini daha fazla zorlamadı. Başı biraz dönüyordu. Hafiften de ağrımaya başlamıştı. Hapını en son sabah almıştı. Bir an önce eve gitmek istiyordu. Aracın sahil yoluna saptığını görünce elinde olmayan dürtüyle gerildi. “Nereye?” 

Araba kayaların dibinde durdu. Kıza hiç bakmadan arabanın kapısını açtı. “Hadi gel.” Dedi. 

Hare içinden ya sabır çekip kapıya asıldı. Kaportaya bedenini yaslayan Fatih’in yanına aynı şekilde durdu. Denizin tuzlu ve serin havası başına bir nebze iyi gelmişti. Gözlerini kapattı ve derin bir kaç nefes aldı. 

“Ben o yetimhanede büyüdüm.” 

Gözleri anında açıldı. Sözler kulaklarından beynine hücum etti. Doğrulup adamın karşısına geçti. Ama soramadı. ‘Ciddi misin? Gerçekten mi? Hadi be?” kelimeler çıkmadı ağzından. 

Kızın meltemde uçuşan saçlarına baktı Fatih. Sonra büyüyen gözlerine, şaşırdığı her halinden belliydi. Demekki daha önce hiç kimseden duymamıştı. 

“Evet doğru duydun. On iki yaşıma kadar orada kaldım. Daha sonra başka bir yere naklim oldu. Ben kim olduğumu, nereden geldiğimi bilmiyorum. Hayatta anne yada baba ya da başka bir yakınım varmı hiç bir bilgim yok. Beni bırakan kişinin sadece adı Fatih Kırımlı dendiği bilgisi var. Gerisi yok.” Diyerek ayak ucuna baktı. “Kimliğimde anne adım, Sena, baba adım Kartal. Bu isimler değişti tabi… Daha önce başka isimler vardı. Karahan Atabey gibi biriyle karşılaşmak benim bu hayattaki en büyük şansım. Bu aileyi bana o verdi. Beni araştıran biri yetimhanede büyüdüğümü asla bilemez. Tüm kayıtlarda bu isimler var ve hayatta değiller.” Başını kaldırıp genç kızın yine dolan gözlerine baktı. Ne çok dolup taşmıştı bugün. 

“Ben gördüğünün aksine meçhul biriyim.” 

Bir dakika süren sessiz konuşma gerçekleşti. Fatih’in yaralı bakışları, Hare’nin kendine benzettiği… 

“Ben… bilmiyordum.” Diye fısıldadı. 

“Aslında etrafında kim varsa biliyor, sanırım sen duymamışsın.” 

Elleriyle yüzünü temizleyen kıza baktı. Onu istiyordu ama gurur yapacak biri değildi. İstemezse şimdi anlayabilirdi. 

“Olabilir, hayat bu. Kime ne getirdiği belli olmuyor. Ailelerimizi biz seçemiyoruz, öyle olsa asla üzülmezdik. Herkesin bir kaderi var ve herkes kaderini yaşıyor.” Kollarını göğsünde birleştirdi Hare. Başını kaldırıp baktı. “Sen Fatih’sin.” Dedi. 

İstediği cesareti almıştı kızdan. Başta korktuğunu kabul etti. Eğer yanından kaçsaydı, peşinden gidecek cesareti yoktu. Elini uzatıp kızın bağlı duran kollarından kendine çekti. 

Kendisine dokunmasına alışmış, artık itilesi görmeyen bedeni kıza ihanet etti. Kollarını yinede çözmedi. Oturduğu yere bacaklarının arasına doğru çektiği kızın yüzünü ellerinin arasına aldı. “Seni. İstiyorum. Seninle. Huzur. Bulmak. İstiyorum.” 

Bu sözü çoğu kez duymuştu. Hepsine bir def çekmişti. Lakin bu işteyiş ilk defa içine işlemişti. “Benim kendime hayrım yok, vazgeç!” 

Fatih gülümsedi. Aklına Hz. Mevlana’nın cümleleri geldi. “Mevlanayı bilir misin?” Hare başını evet anlamında salladı. 

“Onun bir sözü var!” 

“Nedir?” 

Kıza nefesiyle birlikte tenini yaklaştırdığında hissettiği şeye anlam vermedi. Üzerinde de durmadı Fatih.

Hare kalbini delip geçecek olan çarpıntıya yabancıydı. Yalancı duygulara hapsettiği gerçekle ten tene olma yolundaydı. 

“Sen düşünceden ibaretsin. Gül düşünür gülistan olursun. Diken düşünür dikenlik olursun.” Başını eğerek sokulacağı tene yürüdü. 

“Gülistan” kızın saçlarına dalan elleri, kendine yasladığı bedenin ateşinde kavruldu. 

&