&

Yüreğinin çarpıntısı kulaklarına vuruyordu. Kulağında sesi algılayan organ daha önce bu kadar şiddetli bir şekilde varlığını belli etmemişti. Patlayacakmış gibi baskı uyguluyordu Hare’ye. 

Dudakları üzerinde tüm varlığıyla hüküm süren adamın kollarında hareketsiz kalmıştı. Bedeni taş kesilme emri almış gibiydi. Nefesini Fatih’in nefesinden tazeleyen kızın gözleri kendiliğinden kapanmıştı. Ne yapacağı hakkında zerre kadar bilgiye sahip olmayışına içerledi. Öpülmenin bu denli heyecana sahip olduğunu bilmezdi. Teninde gezinen dudakların her hareketi bir öncekinden daha fazla ateş saçıyordu. Anın ritmine kapılan kızın dudakları da hareket etmeye başlayınca, Fatih kızı kendine iyice bastırdı. Aralarında set gibi duran Hare’nin kolları, kızın dizlerinin dermanı kesilince tutunma isteğiyle Fatih’in kollarına tutundu. İnce belinden tutan güçlü kollar onun düşmesine asla izin vermezdi ama bunun bilincinde değildi. 

Kendini bir anda geri çekti. Biraz daha devam ederse solunum yetersizliğinden can verebilirdi. Başını adamdan çekti ama bedeni hala ellerindeydi. Ciğerlerine soluk iletirken parmakları dudaklarını kapattı. Başına geleni yeni yeni idrak eden kız gözlerini Fatih’in gözleriyle buluşturdu. 

Kapılmıştı. Fatih’in etkisi altında, sonunda ona kapılmıştı. Çekimdi, titreşimdi, kadındı, erkekti derken ruhuna takla arttırmayı başarmıştı Fatih. Dediğini yapmış ve ilk ateşi öperek harlamıştı. 

“Sonunda dediğini yaptı, yaktı bizi…” İçindeki küçük kız bile anlamıştı. ‘Çaldı’ Diye cevap verdi kendine. 

”Sende istedin atma şimdi.’ 

‘Ama ilk öpücüğümü çaldı.’ 

‘Kalbin hiç öyle atmış mıydı? 

‘Önemi yok, çaldı’ Hare’nin gözleri yine dolmaya başladığında, Fatih gecenin karanlığında ışıldayan parlak gözlere kaşlarını çattı. 

Yanlış bir şeyler vardı, ama neydi? Öpmüştü, yanlış olan neydi? Hayır dememişti demediği gibi birde karşılık vermişti. Hare kendine sokulduğunda bedeninden yayılan akıma kendi de akıl erdirememişti; ama dolan gözler hiç hoşuna gitmemişti. 

“Hare?” Diye fısıldadı. 

Kızın parmakları hâlâ ağzını örtüyordu. Ne diyecekti Fatih’e kızacak mıydı? Kızamadı. Volkana yürümüştü, bile isteye… Adam nereden bilebilirdi ki kendini öpen ilk erkek olduğunu. Bunu ona söyleyerek onun egosuna taç takmayacaktı elbette… 

Elini dudağından çekti. Saçlarını eliyle topladı. Kendisini pür dikkat izleyen Fatih’e döndü. 

“Seninle benden bir halt olmaz! Bunu anlaman lazım önce!” daha devam edecekti ama Fatih kollarını göğsünde birleştirip başını yana eğerek konuşmayı böldü. 

“Ben öyle düşünmüyorum. Ayrıca az önce dolan gözlerinin nedenini merak ediyorum. Benim seninle derdim aşikar, peki senin sorunun ne?” 

Adamdan bir adım geri çekildi. Aynı Fatih gibi yaparak kollarını göğsünde birleştirdi.

“Etkilenmedim. Elektirik alamadım.” Dediğinde içindeki cadaloz ortaya fırladı. 

‘”Sus kız! Allah tependen baksın Hare, yere yarışıp logardan geçecektikte ninjalara dost olacaktık.’  diye bağırdı. 

Hare’nin söylediği sözlere zerre kadar inanmayan Fatih’in dudağının kenarı yukarı kıvrıldı. “Eee, başka?” 

“Bak! Ben sana ancak dert olurum. Kaldı ki ben sana hiç bir şey olmak istemiyorum.” 

“Neden?” 

Adamın yüzüne düz baktı. Kalbimde yıllarca birini sakladım ama o evli. Ben kimseye yar olmam, benden kimseye yar olmaz bir kere. Ben uyuşturucu batağına batmış biriyim. Çocuk doğurmam için bırakmam lazım ama gel gör ki ben bunu istemiyorum. Tek başıma yaşamak ve ölmek için gelmişim dünyaya… zaten bilsen önce sen kaçardın.’ Diyemezdi. 

“Nedeni yok, sevmedim. Öpüşün beni etkilemedi.” Diyerek en acılı yoldan sıyırmaya çalıştı. Ama adamın yaslandığı yerden hızla doğrulup üzerine doğru gelmesine neden olmuştu. “Gelme!” dedi. 

Biraz basite alındığını anlayan adamın gururuna dokunmadı değildi. “Kes sesini!” dedi dişlerinin arasından. 

“AllahAllah senden izin mi alacağım? Başladın yine…” 

Uzun kollara sahip olan Fatih kızı bileğinden yakalayıp serçe kendine çektiğinde Hare adamın sert göğsüne çarptı. “Demek sen beni beğenmedin, öyle mi?” dedi. Sesi gayet sakindi. 

“Öyle demedim, etkilenmedim dedim.” 

Gözleri kısılan Fatih bu sözlerle bu gece yarım yamalak olan uykusunun da dibe ineceğini biliyordu. Bu sözleri bu kız bu gece yedirmezse taşıdığı bedene ihanet ederdi. 

Kızın bileğini usulca bıraktı. “Peki, madem öyle seni eve bırakayım ama bana bir kahve ikram edersin değil mi?” 

“Yok ya! Daha neler…” diye çemkirdi Hare. 

Kızın bileğini tekrar yakaladığı gibi kendine çarptı kızı. Beyin sarsıntısı geçirecekti Hare bir kez daha çarparsa, ‘insan mısın mübarek?’ Diye düşündü Hare. 

“Seni burada öyle bir öperim ki feleğin şaşar, elektirik direğine çarptım zannedersin. Ya kahve ya öpücük, sen seç?” 

Öfkeyle dişlerini sıktı Hare. Manyak mıydı bu adam? Bileğini serçe çekti ve kurtuldu. “İyi gel, son kahven olur inşAllah.” Diyerek arabaya yürüdü. Zafer gülüşüyle şoför koltuğuna geçip gaza bastı. 

Adresi sormasını bekledi Hare ama Fatih’in bildiğini fark etti. Nereden biliyordu, diye akıl yürütmedi. Direk sordu. “Evimi nereden biliyorsun?” 

“Abinin eski evi değil mi?” 

“Evet.” 

“Biliyorum da denemez, aklımda öyle kalmış. Neden tek başına yaşamayı tercih ediyorsun?” 

Hare omuz silkti. “Yıllarca yalnız yaşadım, seviyorum.” Dedi. 

“Senin yerinde olsam abimden bir metre uzaklaşmazdım, aile önemli hemde benim gibi biri için fazla önemli.” 

“Herkesin kendi hayatı var, benimle ilgilenmelerini istemem.” Diyerek büyük bir yalan söyledi Hare. Oysa çok isterdi. Evde kahkahaların uçuştuğu bir aileyi kim istemezdi.

“Senden çok farklı değilim anlayacağın. Zaten pek ailem de yok. Babaannem ve dedem tabi birde diğer dedem ama ben onlara da uzağım. Sana boşuna deniyorum bizden bir baltaya sap olmaz diye.” Bakışlarını şehrin gece görüntüsüne çevirdi. 

“Sen… değişiksin. Hem kalabalık bir aileye sahipsin hemde yalnız kalmaktan hoşlanıyorsun. Pek anlamadım ama bunu aşabiliriz.” Adamın kendi kendine planlar kurup kararlar almasına deli oluyordu. Ne derse desin ikna da olmuyordu. 

“Fatih, vallahi sinirimi bozuyorsun! Ne demek aşabiliriz!? Aşma ya, sana ne… ben sana neden anlatamıyorum derdimi?” 

“Sen bana derdini söylemedin ki güzelim. Hayatında biri mi var?” 

Kollarını kendine sarıp önüne döndü. “Yok! Ne fark eder?” 

“Çok şey fark eder. Bu reddedişinin altında bir neden arıyorum. Tamam zorla yar edecek değilim seni; ama bu derece katı olman aklıma nedenler sıralıyor.” 

Hare’nin içinden çıkamadığı tonlarca yükü vardı. Bunların neresinden tutsa elinde patlardı. Bu kadar derdin arasında, hayatının merkezine oturacak bir eş yada sevgili ona çok imkansız geliyordu. Başaramazdı. Düşüncesi bu yöndeydi. 

“Fatih zorlama ne beni, ne kendini… olmaz diyorsam olmaz!” 

Fatih’in aklına bir şey geliyordu ama bunun gerçek olmamasını tercih ederdi. Yalnız kıza bunu nasıl soracaktı, işte onu bilmiyordu. Şimdi tam plan üzeri bunu düz sorarak kendini tehlikeye sokmak istemedi. 

Rezidansın otoparkına aracını park edince önce Hare indi. Kendisi de inerek önden yürüyen kıza yetişti. “Beni zehirlemezsin inşAllah.” 

“Kahretsin rezidanslarda farede olmuyor ki evde fare zehiri bulundurayım. Neyse bu seferlik kurtuldun.” Asansöre binen ikili sırtlarını cam duvarlara vererek birbirlerine baktılar. “Deli gibi yoruldum bugün. Kahve içmek istemen bahane, bilmiyorum zannetme!” 

Kaşları gülüşüyle havalanan Fatih ellerini cebine soktu. “Neden kabul ettin, etmeseydin?”

Göz deviren Hare hiç adama bakmadı. Kapı açılınca ilk dışarı çıkan o oldu. “Tehdit etmeseydin, neden ettin?” 

Gülümsemesi iyice büyüdü Fatih’in, konuşmadı. Çantasından çıkardığı kartla kapıyı açtı. İçeri girer girmez açılan ışıklarla iki adım attığında arkasındaki adamın hareket etmediğini fark edince döndü. 

Fatih kapının önünde girmekle gitmek arasında kalmıştı. Sebebini kendi de bilememişti. Zorla davet ettirmişti kendini. Bütün gün Hare oldukça zorlamıştı erkeksi tarafını, buraya gelmenin bir an kötü bir fikir olduğunu düşündü. 

“Kırmızı halım yok Fatih, içeri gel.” Diyerek arkasını dönüp ilerleyen kızı izledi. 

“Kendine mukayyet ol Fatih” diye mırıldandı. Sadece kendisi duymuştu. 

Hare salona geldiğinde çantasını koltuğun kenarına bıraktı. Ayağındaki topuklu ayakkabıları çıkarınca oturma isteği ağır bastı. Salonun ortasına gelince boydan boya duvara camın önüne yürüdü. Şehir gerçekten muazzam görünüyordu. 

Küçük ve sevimli görünen eve göz gezdirdi.

“Evin güzelmiş…”

Eğilmiş ayağını ovalayan kız, “Teşekkür ederim.” Dedi. 

Kenarda çıkarılmış uzun topuklu ayakkabılar gözüne çarpınca Hare’nin ne yaptığını daha iyi anlamıştı. Ağır adımlarla koltuğa doğru ilerleyip Hare’nin yanına oturdu. Kahve falan içmeyecekti tabiki… 

Buraya gelmeyi istemesi, Hare’ye eziyetlerin en can alıcı darbesini yapmaktı ve etki nasıl olur göstermekti. Avını gözüne kestirmişti. Sahne hazırdı. Fatih çoktan hazırdı. Hare’ye dokunmaktan çok hoşlanıyordu. Kendinin bile bilmediği bir dürtü kıza onu itiyordu. 

“Canınız yana yana bu eziyeti neden yapıyorsunuz, hiç anlamıyorum.” Tek elini uzatıp Hare’nin dizleri altından geçirdi. Kendine doğru çevirip çekerken Hare’nin sırtı kolçakla buluştu. “Başlama yine…” dedi sert sesiyle. Pozisyon tam olarak şuydu; Kızın uzun ve eteğinin açıkta bıraktığı bacakları Fatih’in kucağındaydı. Bacaklarını çekmek istedi ama Fatih buna izin vermedi. 

Göz göze gelen ikili bir süre sessizce bakıştı. Gözlerini ilk çeken Hare oldu. “Zorlama beni! Avcı gibisin ama ben ceylan değilim, bunu anlamak zor değil.” 

“Bana anlayacağım şeyler söylemiyorsun, nedenlerini merak etmiyor değilim. Yinede bu bize engel değil sanırım.” Yerinden biraz ileri kayarak kızın ayakları hizasına geldi. Ürkek ceylan gibi değildi bu kız. Aksine içinde başka bir kadın taşıyordu. Henüz cesur mu, yoksa öyle mi görünmek istiyor anlamış değildi Fatih. 

“Tanışmıyoruz Fatih, sen öyle zannediyorsun. Biz birbirimize uygun değiliz.” Hare hâlâ sözleriyle onu kendinden uzaklaştıracağına inanıyordu. Fatih ona bunun pekte olacak gibi olmadığını ısrarla göstermeye çalışıyordu ama Hare anlamak istemiyordu. 

Sağ ayağının uç kısmında yumuşak hareketlerle parmaklarını gezdirmeye başladığında, ayaklarındaki kanın damarlarında rahat dolaşım sağlamasıyla genç kadının bedeninde gevşeme oluştu. Başını arkaya doğru atan ve rahatlama adına çıkardığı sesiyle kora üfledi.

Fatih’e hiç iyi gelmeyen kızın sere serpe yatışı üzerine bir de inlemesi buradan bir an önce kaçması için yeterdi de artardı bile… gitmek istiyor olsaydı eğer. 

“Kes şunu!” 

Kızın çıkışıyla dudakları yukarı kıvrıldı Fatih’in. İşte başlıyordu direnen Hare. 

Diğer ayağına geçerek aynı işlemi uyguladığında Hare den aynı inlemeyi duydu.

“Emin misin?” Diye sordu. 

Hare biraz emin biraz da değildi. Ayakları rahatlaya dursun, rahatsız olan başka organlarıydı. Hisler tecrübeye tabii değildi. Dürtüler isteklere gebeydi. Adamın çekiminden sıkılmıyor olsada kendini kaptırmak sonu olurdu. Yada sonun başlangıcı… 

“Yapma!” 

Baş parmağını ayağının ortasına, çukur kısmı üzerinde tuttu Fatih. Henüz dokundurmamıştı. 

“Daha bir şey yapmadım güzelim.” 

Hare ayağını çekeceği sırada fark ettiki sıkıca tutuluyor. Başını kaldırıp çemkirme yoluna geçtiğinde, adamın baş parmağı ayağının tam ortasında ki hassas bölgeye hafifçe dokunduğunda aklı çıkmıştı. Huylanmasıyla birlikte içine doluşan kelebek etkisiyle başını geriye hızla atarken ağzından küçük bir çığlık çıkmıştı. Ayağını aynı anda çekmek için var gücüyle savaşmıştı; ama Fatih’ten güçlü değildi. 

Kızın geldiği son hâline baktığında içindeki hayvani dürtülere izin veren Fatih tuttuğu bileklere asılıp, kızın kolçağa dayalı sırtını koltukla buluşuncaya kadar aşağı çekti. Hare’nin dizlerinde biten bol eteği bacaklarına kadar açılmıştı. 

Beyninden ve bedeninden geçen duygulara yabancı olan kız nefesini alamadığını hissetti. Hareketsiz kalışının başka bir açıklaması yoktu.

Ayak bileklerinden iki elini hiç çekmeden usulca yukarı çıkarmaya başladı Fatih. Kızın elleri arasında lava dönüşen bedeni ona hayatının en zor anını yaşatıyordu. Vazgeçmedi… 

“Ateşe beraber yürüyeceğiz demiştim sana.” Diye fısıldadı Fatih. 

Ellerini kaldırıp onu itemiyordu. İstemekle itiklemek, bağırmak arasında ince bir çizgideydi Hare. Gözlerini kapattığında nefesini dışarı saldı. Bunlarla bu hisleri veren adamın ilerisinde neler yaşatacağını hayal edemedi. “Bana ve kendine eziyet ediyorsun.” Diye mırıldandı zorla. 

Ellerini eteğin bitiminde çekip tek kolunu kızın yanındaki boşluğa dayayıp koltuktan güç aldı. Boşta kalan elini kızın ince buluzunun beline  dokundurdu. 

“Sen! Eziyete değersin.” Diyerek elini kızın ince belinden yukarı yavaşça göğsüne çıkardı. Eğer kızın göğsüne dokunursa bu işin nasıl sonuç bulacağı belliydi. Es geçti… 

Doğrulup kızı da berberinde çekti. Hare’nin tükenen dermanı adama karşı koymasına engel oluyordu. Koltuğa oturur vaziyete gelip kızı kucağına çekmesiyle ateşinin dudaklarına sokulması saliseye denk geldi. İrkilen kızın ‘ürkek ceylan’ değilim sözü can buldu. 

Öpülmeyi beklemeyen kız içinde bulunduğu yoğun duygulara teslim olarak kollarını adamın boynuna doladı. Kendini daha çok sarmalandığı kollara, dudaklara bastırdığında sırtının her yerinde gezinen eller ona şunları fısıldadı, ‘Aitlik, güven, teslimiyet!’ 

Nefes mesafesi geri çekildiler. İkisininde yeşil gözlerinde başka ışıltılar oynaşıyordu. Direnmeyi bırakan Hare başını arkaya atıp nefesini tazeledi. İndirdiği başını kapalı gözlerle Fatih’in boyun çukuruna yasladı. Kollarını adamın göğsüne yasladı. 

Sona geldiğini,  Hare’nin başını boynuna yaslamasıyla fark etti. Masum bir çocuk gibiydi kız. Sığınacak yer gibiydi omzu. Gücü tükenmiş biriydi. Kızın kalkanlarını kırmıştı. Yüreğine doluşan merhametten doğan kıvılcımı görmedi Fatih. Kalbinin deli gibi atmasını başka şeye yordu. Bir şeyi daha iyice anlamıştı. Hare hayatında olmazsa olmayacak biriydi. Aklından geçenlerle kızı daha sardı. O sardı Hare sokuldu. Hare sokuldu, Fatih kalbinden bir parçayı ona verdi. Fatih verdi Hare tüm içtenliğiyle kabul etti. Lakin direnmekten geri kalmayacaktı kalpler…

“Üzerim ben seni, bilmediklerin beni öldürürken seni sağ bırakmaz.” Dedi yattığı omuzda genç kız. 

Bilmediklerini düşündü Fatih. Ne olabilirdi? 

“İngiltere de bir çocuğun mu var? Yada arkanda bıraktığın biri, başına ne geldi de benden bu şekilde kaçmaya çalışıyorsun.” Elleri kızın saçları arasında gezinirken sormuştu. Aklına bunlar dahilinde başka bir şey gelmiyordu. 

“Ne çocuğum, ne arkamda bıraktığım biri var. Başıma düşündüğün gibi bir şey gelmedi. Bunları bilmen yeterli, en azından şimdilik.” Gerisini nasıl söyleyeceği hakkında hiç bir fikre sahip değildi. Soyleyeceğini de hiç sanmıyordu.

“Benim kolay bir hayatım olmadı. Zorluk görünce dağılan yada kaçan biri de olmadım. Benimle misin Hare?” 

Kızı omuzundan kaldırıp görüş hizasına getirdi. Hare adamın yüz hatlarını inceledi. Dürüst biriydi. Yalansızdı. Biraz küstahtı ama kendi de az cadı değildi. 

“Küstahsın sen!” 

Tek kaşı havaya kalkarken gülümsedi Fatih. 

“Sende inatçısın.” 

“Beni getirdiğin hali baz alırsak, senin kadar değilim.” 

Fatih başını olumlu anlamda salladı. Kızın yeşil gözlerine baktı. “Uğruna savaşacak bir şeyler lazım Hare. Ömrümüzün sonuna kadar yalnız olamayız! Dert, keder her zaman başımıza gelebilir ama bunlar yolumuzdan çeviremez. Yaşamak için neden gerekiyor. Benim nedenim olmanı istiyorum.” 

Olur muydu? Henüz bilmiyordu. Bir şeyler yaşanacaktı ama sonrasını kestiremiyordu Hare. Fatih sonuna kadar haklıydı, onu kabul etti. Sonsuza kadar Mert’in olmayan varlığıyla yaşamayazdı.

“Ya benden bıkarsan? Senden sıkıldım, al dertlerini git dersen?” 

Fatih gülümseyerek kızın bedenini süzdü. “Senin gibi birinden sıkılmak mı? Hiç sanmıyorum.” 

Hare gözlerini kısıp yumruk yaptığı elini adamın göğsüne vurdu. “Pis! Sana şimdi, bedenime sahip olabilirsin ama ruhuma asla demem gerekiyor,” dedi. Fatih kahkaha attı. 

“Ah tatlı kız, bedeninin bana verebileceği tatlar çok kısıtlı. Günün geri kalanı benim olmayan ruhunla geçmez!” kızdan ayırmadığı eliyle belinden tutup tekrar kucağına çekti. “Geleceksen ruhunla gel!” 

“Pençelerini çeksen artık!” 

“Nasıl, böyle mi?” diyerek kıza daha fazla sokuldu. Göz deviren Hare’nin diyecek sözü de kalmamıştı. Zaten ne dese işe yaramıyordu. “Evine gitsene artık.” Dedi. 

“Gideceğim ama önce cevabımı almalıyım.” Hare’nin iki dudağına kilitlendi Fatih. Elleri yerinde duramıyordu. Hare den yayılan akım hep daha fazlasını istemesine sebep oluyordu. 

“Biraz zaman ver…” içinden çıkamadığı konular vardı ve Fatih bunlara tuz biber ekiyordu. Yıllarca kalbinde başka birini taşıyan kadın az önceki kavrulan kadınla aynı kişi değildi. Biri tarafından ki bu, Fatih gibi bir erkek tarafından arzulanmak, hissedilmek ve hissetmek aklını tarumar etmişti. Sağlıklı düşünemiyordu. 

Başını olumlu anlamda salladı Fatih. “Kabul ama senden isteklerim var! Zamanın sonunda bana gelirken hatırlamanı istiyorum.”

Aslan pençeleri çıkmaya hazırlanan kız dik durmaya çalıştı. Hâlâ adamın kucağındaydı.

“Bana tipik erkek istekleri olan, onu giyme! Buraya gitme! Çalışma! Dersen kafanı patlatırım Fatih. Bunlara ben gelemem mümkünse kimsede gelmesin. Hayatınızdaki kadınları köleleştirmek sizde sahiplik hissi oluşturuyor buda ergence hoşunuza gidiyor.” Dedi bir çırpıda… 

Gülmekle ciddi durmak arasında bocaladı genç adam. 

“Etek boyun önemli şimdi. Tabi birde göğüslerin var! Fazla göz alıcılar.” Gözlerini kızın buluzuna dikti. “Benim onlar çek gözlerini…” dedi.

Hare çıkmaya çalıştığı kollarda çırpındı. Rast gele vurmaya başladı adama. “Ulan sen ve senin gibiler baksın diye açmıyoruz,” Fatih kızın kollarını sıkıca tuttu. “Güzel olmak suç mu? Giyerim de açarımda!” Diye bağırdı Hare.

“Güzellik çıplaklık değildir ateşim! Sakin ol! Tabiki saydıkların isteklerime dahil değil. Sen başarılı bir kadınsın, sana neden engel olayım? İstediğin herşeyi yapmakta özgürsün.” Hare çırpınmaktan vazgeçti. “Beni delirtmeden ne istiyorsun söyle, sonra defol git!” 

Kızı sardığı kollarıyla terkar kendine sabitledi. Kaçmak istese bile imkansızdı Hare için. Gözlerinin içine baktı. 

“Bana asla yalan söyleme! Benim kabul etmeyeceğim, öfkeleneceğim bir şey bile olsa asla yalan söyleme! Bana kalbinle bile ihanet etme! Bana düşüncelerinle bile ihanet etme! Hayatta her şeyin bir yolu bulunur ama bende ihanettin yolu yok!” 

Üzerine basa basa söylediği sözler Hare’nin kulaklarından beynine oradan kalbine indiğinde istediği zamanın çok uzun olacağına işaretti. Yinede bir şeyi net olarak anlamamıştı. “İhanetten kastın başka bir erkek mi?” 

“Başka bir erkek de halinde ama bunu sana yakıştırmıyorum. Kastım yalanla gelen her şey…” 

Düşünceli gözlerini Fatih’in kararlı gözlerinden ayırmadı. “Sanırım seninle ilgili bilmediklerim var! Bunu istemenin özel bir sebebi olmalı.” İhanete uğramış olduğunu anlamıştı ama içerik olarak elinde hiç bir şey yoktu. 

“Herkesin hatırlamak istemediği bir geçmişi vardır, benimde var. Şimdilik bunu bilmen yeterli.” Dediğinde Hare tek kaşını havaya kaldırdı. Merak etmişti doğrusu… 

“Olur, aklımda tutarım. Şimdi beni bırakır mısın?” 

“Bırakacağım ama son bir şey daha var.” 

Başını adamın omzuna bir kez vurup kaldırdı kız. “Söyle!” 

“Şimdi sen zaman istedin ya,” 

“Ee, ne olmuş?” 

O zaman çerçevesi içinde öpmek serbest mi?” dedi gülerek. 

Hare başını geriye attı. “Tabiki hayır, uzak dur!” 

“Tamam.” Diyerek kollarını gevşeten Fatih kızın üzerinden kalkmaya çalışmasıyla açılan boşluktan yararlanıp Hare’nin sırtını koltukla buluşturdu. Hare’nin çığlığı Fatih’e melodi gibi geliyordu. Altında çırpınmasıysa adamı daha çok gaza getirmekten başka hiç bir işe yaramıyordu. 

“Ya sen ne tür bir manyak çıktın!? Kalk üzerinden Fatih bak çok kötü olacak!” bağırması adamın umurunda bile değildi. O dudakları istiyordu. Bir kez daha dokunduğunda kızın da kendisini isteyeceğini adı gibi biliyordu. 

“Hare manyağı oldum ben.” Dedi dudağının kenarı yukarı kıvrılırken. 

“Geber emi!” 

“Geberiyorum zaten.” Diyerek açlıkla kıza sokuldu. Beklemediği, ani anlarda gelen öpücükler kızın aklını başından alıp hiç bilmediği topraklara sürüyordu. Çırpınan bedeni aniden duruyor ve teslim oluyordu. Her teslim oluşunda biraz daha var oluşa sürükleniyordu. Kızın elleri Fatih’in saçları arasında yerini alıp kendini ona doğru itiyordu. Başını geri çekmişti ama bedenini geri çekemiyordu Fatih. Alnını nefesini almaya çalışan kızın alnına yasladı. 

“Bana git de! Dur de! Sana bunu yapmak istemiyorum. Benim için özelsin.” Gözleri kapalı halde fısıldadı Fatih. Kalmak ve fazlasını almak için adam öldürebilirdi. Yalnız gerçekten bunu kıza yapmak istemiyordu. 

Tüm günü Fatih ile geçirmişti. Bir yanı kalmasını çok istiyor bir yanı istemiyordu. Bulundukları hal ile önceki arkadaşlıkları aklından film şeridi gibi geçince gülmeye başladı. Başını yasladığı alından çekip gülen kıza gülümseyerek baktı. “Delisin sen” 

“Halimize baksana, akıllı işi olmadığımızı anlarsın zaten.” Diyerek daha çok güldü Hare. Kızın üzerinden doğrulup kalktı. Elini kıza uzatıp onu da kaldırdı. Hâlâ gülümseyen kızın bulaşıcı gülümsemesi yüzünde duruyordu. Eliyle saçlarını düzelten kıza baktı. 

“Git artık istersen, akıl sağlığımız da sıfır… düşüneceğim Kırımlı ama sende düşün! Ben kolay biri değilim. Sana teslim oluyor olmamın bazı şeylerle hiç bir ilgisi olmayacak.” 

Kaçak sözleriyle adamın aklını karıştırıyordu. Fatih ne ile savaşacağını bilmiyordu ve tahmin yürütmek çok sıkıcıydı. Hare kendi isteğiyle geldiğinde bunları aşıp aşamayacak olacaklarını görecekti Fatih. Kızı başıyla onaylayıp ayağa kalktı. Hare de ayağa kalkıp önden yürüdü. Hiç gidesi yoktu ama mecburdu. Kapıyı açan kız deli adamına baktı. “Görüşürüz, tatlı rüyalar.” Dedi. 

“Seni görsem kafi.” Kapıdan çıkıp giderken yüzünde bir tebessüm kalbinde bir çırpınış hissetti. Evine gidip uyuyabiliyor mu deneyecekti. 

& 

Sabah uyandığında yatağında yan dönerek dün gece olanları düşündü. Fatih’in gidişinin ardından salona döndüğünde adamın parfüm kokusunu odanın her yerinde almıştı. Koltuğa kendini sertçe bıraktığında ise koku iyice burnundan ciğerlerine nüfus etmişti. “Kendi gitti kokusunu ardında bıraktı, dengesiz!” diye kendi kendine mırıldanmıştı. 

Az önce yattığı yere, Fatih’in kollarında olduğu koltuğun bölümüne göz attı. Kendini adamın kıskacında hatırlayınca uzun süredir suskun olan iç sesine kulak kabartmıştı. 

‘”Off ne erkek ama… sen hiç böyle bir an yaşadın mı kızım? Bu adam tepilir mi?

‘”Tepilmezde ne yapılır? Bizi tanımıyor ki bilse başımızda ne dertler var ardına bakmadan kaçar gider.” 

Hare düşüncesine yüzünü buruşturdu. Daha fazla düşünmek istemiyordu. Fatih kokusu dolan odadan, boş odasına doğru yürümüştü. 

Şimdi de yatağında tekrar düşüncelere dalmıştı. İç sesi ona rahat vermiyordu.

‘Çok yakışıklı, delice bir çekimi var. O, bana dokununca ben bambaşka birine dönüşüyorum. Sanki… Sanki sihirli değneği varmışta beni dokunduğu an başkalaştırıyor. 

Değişik biri oluyorum sanki… sinirlerim alınmış, dertlerim yokmuş gibi bulutların tepesinde dünyayı izliyorum. Herşey aklımdan silinip gidiyor. Ne varsa unutuyorum. Kadın olduğumu hatırladım dün gece! Birde delice ilgi hissettim. Ben! HARE, en son kim tarafından bu denli ilgi görmüştüm? Hiç kimse…’ içinden konuştu Hare. 

Fatih’in inatçı karakteri ve kendisine uyguladığı yöntemler hoşuna gitmeye başlamıştı. Kaçan kovalanırdı. Hare kaçmaktan bile hoşlanmıştı. 

‘Bir şey net! Aşık değilim! Ama artık Mert’i unutmasam bile önüme, hayatıma bir yön verebileceğime inandırdı beni. Henüz nasıl olacağı hakkında hiç bir fikrim yok. Yada ne kadar  zamana ihtiyacım var. Ya kalbimden gitmezse diye de çok korkuyorum. Fatih yanımdayken, Mert aklıma gelmiyor ama o gidince hemen hatırlıyorum. Daha fazla karışmama neden oluyor. Mert ve ben! Asla’ların bile dibinde imkansızız… 

Mert’i geçsem uyuşturucuya takılırım. Bana ihanet etme, diyen adama bile bile ihanet edemem. Ve kalkıp ona içinde olduğum gerçekleri anlatamam. Benim kadar sorunlu birini neden istiyor anlamıyorum. Dışardan bakıldığında güzel bir kadın olabilirim, ona da bir açıklık getirip ‘geleceksen ruhunla gel’ diyen adam sadece bedenimi istiyor da değildi.’ Rahatsız bir nefes bıraktı. En dertlisinden…

Aklına o anlar gelince kıkırdamaya başladı Hare. Başına ince saten örtüsünü çekti. Utanıyor olması bir yana evde tek başına olduğundan kime yüzünü kapattığını da bilmiyordu. Örtüyü hızla açarak gülmeye devam etti. 

“Allah’ım varlığından şüphe eden gelsin Fatih’e baksın! Taş taş.” Diyerek yataktan kalktı. Durup havaya konuştu. 

“Tövbe ya rabbim, kimse bakmasın, parçalarım.” Dedikten sonra banyoya doğru ilerlerken hala konuşuyordu. 

“O kaslar neydi öyle!? Boy pos endam, yemişim aşkı, adam baştan ayağa tutku!” 

& 

Merve elinde not defteri Fatih’in peşinde akşam etmişti. Masasına gelip oturan Fatih hiç durmadan konuşan mavi gözlü küt siyah saçlarının uçları kırmızı olan kızı izliyordu. Görünüşü afet ama kendi iffetten ibaret olan kızdı Merve. 

Fatih bir kez bile ne kendisine neden  başka bir erkeğe alıcı gözle bakarken görmüştü. “Merve kardeş.” Dedi. 

Merve’nin kalemle dans eden eli durdu. Gözleri ağır ağır Fatih’i buldu. “Anlamadım Fatih bey?” dedi. 

“Bir sus Merve sabahtan bu yana mahvettin beni…” diyerek elini saçına daldırdı Fatih. 

Kalemini defterini indirdi Merve. “İş efendim.” Dedi. 

Fatih başını salladı. Bütün gün aklı Hare ile meşgul olmuştu. Gelir diye beklemişti ama gelmemişti kız. İşler de üst üste binince darma duman olmuştu. Dün gece hayalinden çıkmıyordu. Kendine nasıl hakim olduğuna hala inanamıyordu ki eve girdiğinde pişman olmuştu bıraktığına… 

“Haklısın, bana kahve gönder Merve ve ortalıktan kaybol.” 

“Peki efendim.” Diyen kız ikilemeden odadan çıkarken Karahan girdi odaya. 

Abisini görünce ayağa kalktı Fatih. Karahan eliyle oturmasını işaret edip gelip karşısına oturdu. 

“Bugün biraz sessiz gördüm seni. Hatta biraz da gergin neyin var?” 

Başını yana çevirip odanın içinde gezdirdi Fatih. Karahan dikkatle izliyordu. Abisine bakınca gözlerini çekmedi. “Hare var abi…” dedi. 

Karahan’ın dudakları yukarı kıvrıldı. “İyi güzel. Biraz aç istersen.” Dedi tek kaşı havada. 

“Bir kadın olarak şüphesiz mükemmel biri ama bir şeyler var, söylemiyor.” 

Kaşlarını çattı bu kez Karahan. “Nasıl bir şeyler? Ne olabilirki?” 

“Ardında bıraktığı biri yok! En düşük ihtimal çocuğun mu var diye sordum hepsine hayır dedi.” 

Eliyle çenesini sıvazladı Karahan. Fatih’e döndü. “Bu her neyse sana engel mi? Görüyorum ki aranızda elle tutulur bir şeyler var.” 

Masaya yaklaşıp dirseklerini yasladı Fatih. “Başka biri yoksa ki yok, engel değil. Henüz çözemedim, biraz gizemli biri…” 

Ayağa kalktı ve ceketini düzeltti Karahan. Fatih’te onunla kalktı. “Fethin mübarek olsun Fatih.” Diyerek kapıdan çıktı. Gülümseyerek başını sağa sola salladı Fatih. Abi gibi abiydi, Karahan Atabey. 

Merve’nin cidden ortadan kaybolmasıyla rahat bir nefes alan Fatih, bitimine bir gün kalan defile salonuna göz atmak için asansöre bindi. Buradan da artık evine geçerdi. Hare’yi zorlayacağı kadar zorlamıştı, geri tepmesini istemiyordu ama onu görmek içinde deli oluyordu. 

Düşüncelere daldığı asansörde kapı açılıpta karşısında Hare’yi görünce gözlerini kırptı. Hayal görüyor olamazdı. 

Sessizce gelip gitmeyi planlayan kızın hayalleri suya düşmüştü. Göz devirdi. Hızla kapıdan çıkan Fatih kızın karşısına dikildi. “Demek geldin ve kaçıyordun Ateş’im, ama neden?” Diye sordu, gülümsemesi yüzünde. Gün şimdi anlam bulmaya başlamıştı. 

İlgisiz görünmeye çalışan Hare saçını geriye attı. “Ben geldim diye sana rapor mu verecektim?” 

Başını şımarıkça yana yatırdı Fatih. “Sen beni özlemedin mi?” 

‘”özledik, vallaha o kasları, dudakları özledik.” diyen iç sesine tokat atmak istedi. 

“Neyini özleyeceğim?” dedikten sonra adamı baştan ayağa süzdü.

”’Çarpılacaksın kızımmmmm. Adamın kollarında can veriyordun, oldu ha ne oldu?’

“İyi sen özlemedin ama ben özledim seni…” 

Asansör düğmesine basıp beklemeye başlayan kızın ilgisiz hali canını sıkmak kenara adamı resmen kamçılıyordu. 

“Çok yorgunum Fatih, rahat bırak beni!” 

Açılan asansör kapısından içeri giren Hare’nin peşinden asansöre bindi. Hare 1. Kat düğmesine dokunamadan, Fatih rast gele en üst katlardan birine bastı. 

“Başlıyoruz.” Diyerek kollarını göğsünde bağlayan kızın üzerine doğru küçük iki adım attı. Hare’nin sırtı cam duvarla buluştu. Yinede kayıtsız yüz ifadesiyle bekledi gelecek hamleyi. 

Asansörün meşgul tuşunu icad edene selam etti Fatih. Gökte ararken asansörde bulmuştu Ateşini. Kollarını cam duvara dayadı. Kızı arasına hapsetti. Tek odak noktası kızın sevimli ağzıydı. Başını yan yatıran Hare, Fatih’e gülümsedi. 

“Uzak duramıyorsun, öpmek için deli oluyorsun.” 

“Çok mu belli ediyorum, hay Allah…” 

“hı hı,” diyerek alaya aldı Hare. 

“Sen istemiyor musun? Ah dur hatırladım. Ben seni etkileyemiyordum, değil mi?” 

Hare adamın küstah diline sinir olmuştu. Gözlerini asansör içinde gezdirdi. “Evet, tam da öyleydi.” Dedi. 

“Dün gece pek öyle görünmüyordun.” 

Kollarını çözerek iki eliyle itti Fatih’i. “Bana bak zorla yaptığın şeyden medet mi umuyorsun sen?” 

“Hiçte zorlamadım.” Kızı belinden yakaladığı gibi boy hizasına kaldırdı. “Zorladın işte! Ben istemedim. Bu neyin havası… bırak beni!” 

Gözleri kısılıp avına odaklandı. Konuşarak hem vakit kaybediyor hemde işkence çekiyordu Fatih. 

“Hare?” Diye fısıldadı. 

“Ne?” kızın bağırması isteğini körüklüyordu. 

“Çok güzelsin, beni bilmediğim yerlere sürüyorsun. Ben sana çekiliyorum ve sen bunu görmüyorsun.” 

İşittiği hoş sözlerle hareketsiz kalmıştı kız. Adamın yüzüne düz düz baktı. “Ne yapıyorum ki ben?” diyebildi. 

“Bulursam sana da söylerim.” 

Tüm günün stresi vücudunda toplanmış ve kızın dudaklarından akıp gitmişti. Fatih hissettiği özlemin, dokunduğunda daha fazla olduğunu anlamıştı. İlk anda karşı koysada hemen teslim olan kadına dayanamıyordu. Elleri hep daha fazlasını istiyordu. Ama cesaret edemiyordu. Saçlarının arasında gezen narin eller kan akışını hızlandırıyordu. Ve kız bunu bilinçsiz yapıyordu. İçinden gelen dürtüler sayesinde yolunu buluyordu. Dudaklarını geri çekip dudak kenarına geçti. Oradan boynuna kadar indi. Hare’nin yaptığı şey bilinçsizce ona yol açmaktı. 

Nefesi kendine az gelmeye başladığında, “Dur!” Diye inledi. Fatih durdu ama kızı bırakmadı. Başını kaldırıp dağıttığı kadına baktı. 

“Asansördeyiz,” 

Fatih gülümseyerek, “Olur. Bana gidelim.” Dedi.

Hare bıkkınlıkla başını geriye attı. “Ya sabır, indir beni!” 

Zorla da olsa çekti kollarını. Rahat nefes alan Hare üzerini düzeltti. Meşgul tuşuna tekrar bastı. 

“Ben senden zaman istedim ama sen bana sevgilinmişim gibi davranıyorsun.” 

“Bende sana, zamanı gelinceye kadar öpeceğim demiştim.” 

“E zaman bunun neresinde?” 

“Cehennemin dibinde, boşver tatlım. Sende bu ateş bende bu inat olacağız biz, hadi gel yemeğe gidelim.” 

Ellerini havaya kaldıran Hare, “Pes!” dedi. “Sen acayip bir şeysin. Gidelim ama bana Chateaubriand yedirme! Köfte istiyorum.” Dedi. Açılan kapıdan fırlayan kızın ardından kaşları çatık baktı. “O ne?” Diye sormak zorunda kaldı. Yabancı dile hakim olan kız bir anda hızla çıkarmıştı ağzından. 

Hiç dönmeden bağırdı Hare. “Şateubüryan, bildiğin cağ kebabı?” dediğinde Fatih kızın ardından yürürken kahkaha attı. Hare’ye yetişip kolunu kızın omzuna attı. “Bak anlaşalım, sen köfte ye, sonra bense seni.” Midesine inen dirsek darbesiyle sustu Fatih. Hayat, hayatında bir kadın varsa anlam kazanıyordu, bunu da anlamış oldu Fatih. 

& 

Sabahtan beri otelde olan, sağa sola koşturan Hare’yi boş bulduğu an izlemek için etrafında dolanıyordu Fatih. Zaman istemiş olsada pek boş bıraktığı söylenemezdi. Nerede boşluk bulsa kıza sokuluyor aklını çelmek için elinden geleni ardına bırakmıyordu. Tüm hazırlıkları tamamladığında davetiyeleriyle giriş yapan konuklar yerlerini almaya başlamıştı. 

Bir saattir Hare’yi hiç bir yerde göremiyordu Fatih. Bütün gün kızın öyle hevesle, canla başla didinmesini zevkle izlemişti. Kendine güvenen bir kadındı Hare ve herkese böyle kadın nasip olmuyordu. Ela ile kıyaslamak aklının köşesinden bile geçmiyordu. Hare ile Ela ayrı birer dünyaya aittiler. Aradaki uçurum fark Fatih’e yanlışı en başında yaptığını tokat gibi yüzüne vuruyordu. Ela gibi bir kadında ne aradığını bugün kendi bile bilmiyordu. İhanetini görmezden gelemezdi elbette ama eğer gelecek olsa dahi Hare, Ela’ya açık ara fark atardı. Hare her şeyiyle tam bir kadındı Fatih’in gözünde… 

Kulise açılan uzun koridorun başına geldiğinde   kızı gördü. Baştan ayağa inceledi. Boyundan bağlamalı, göğsü parlak taşlarla bezenmiş aşağı doğru uzun siyah elbisesi içinde alabildiğine göz alıcı kıza, Fatih gözüyle süzdü! Her erkeğin arzu edebileceği bir kadındı evet. 

Ama bir kadın oluşu dışında, Hare yaşamak ve yaşatmak için hep hayatında olması izlenimini veriyordu Fatih’e. Aklının merkezine nasıl birden yerleştiğine çok önem vermiyordu. 

Kızın bir omzuna toplayıp bukle yaptırdığı saçlarıyla, güzelliğinin bir bütün hale gelmesini sağlayan hafif makyajıyla Fatih’in aklını başından alan kırmızı dudaklarına takılı kaldı. Azra’ya heyecanla bir şeyler anlatıyordu. Elleri sürekli hareket halindeydi. 

Azra elini kızın koluna bırakıp, kolunu güven verir gibi sıvazladı. Hare elini kalbinin üzerine koyup başını havaya kaldırdığında Azra da yanından ayrılmıştı. 

Omzunu duvara veren Fatih ayağını da diğer ayağına çapraz yaparak izledi kızı. Yüzünde gülüşü Hare’yi sürekli bu şekilde izleyebilirdi. Hare başını indirdiğinde Fatih ile göz göze geldi. Kendisine tatlı tatlı gülümseyen adama ilk defa en içten gülüşüyle karşılık verdi. Adımlarını Fatih’e doğru attığında uçuşan eteklerine takıldı Fatih. Kızın endamı bile içindeki yaşam isteğini körüklüyordu. Kız ona doğru geliyordu çünkü… 

Gelip karşısında duran kızın gözlerine baktı. Ellerini iki yana açan Hare, “Nasıl olmuşum?” Diye sordu. Bu onun ilk defilesiydi. Heyecandan yerinde duramıyordu. Sürekli konuşma ve gülme isteğiyle dolup taşıyordu. 

“Kelimeler kifayetini kaybetti, açıklayamıyorum.” 

Gülüşü kocaman olan Hare her geçen gün daha çok alıştığı adama içinden geçenleri saklamamaya başlamıştı. “Sende hiç fena değilsin.” Diyerek Fatih’in kravatına uzandı. 

“Fatih ben heyecandan ölmek üzereyim.” 

“Gel seni sakinleştireyim.” Diyerek kızı kendine çekip göğsüne sardı. İtiraz etmedi Hare. Alındığı tende derin ve rahat bir nefes alıp verdi. Nedenler ve sonuçlar gün gün erimeye başlıyordu. Gelişi güzel bir gün doğuyordu, her sabah…

Onları uzaktan izleyen Aslı karma karışıktı. Üzülse miydi, yoksa mutlu mu olmalıydı bilemedi. Bu gecenin sonunda kopacak fırtınanın en uzağında kalmalarını sağlamaktan başka bir fikri yoktu. Arkasını dönerek salona yürüdü. 

“Sonumuz hayır olsun Allah’ım.” 

&