Eylül 25, 2020

15. Her Köşede

ile payelll

 

 

 

 

Kitabı kapatıp önündeki sehpaya gelişigüzel fırlattı. Yüzünü buruşturmuş ve yana çevirmişti. Sesle gözlerini açan Ruken uzandığı çimlerin üzerinden gülümsedi. “Ne oldu paşam beğenmedin mi?”

“Vedat’la tanışmak, bu kitabı tartışmak istiyorum Ruken.”

 Eteklerini savurup gelip yanına, kolunun altında girdi adamın. “Neden?”

 “Çok şey…”

 “Romantik adam Tunahan, neden sevmedin şimdi? Sende hoş adamsın, kıskanmıyorsun ya?”

 “Neyini kıskanacağım,” derken elini havada savurdu. “Tuna Balat’ı yakmış hah, seni başkasına verseler ben İstanbul’u yakardım. İş mi yani aman da aman ne adammış…”

 “Ya?” dedi, elini Oğuzhan’ın kısa sakallarına sürterek çenesindeki gamzeyi okşadı. “İstanbul’u yakar mısın gerçekten?”

 Yüzünü çevirip tatlı kadına kalbi ağızında baktı. Bir başkasına yar olacak olur muydu onun kadını. “Ülke yanar ülke!”

 “O kadar kıymetli miyim?” Ruken’in gözleri aç bakıyordu. Her söze her tavıra aç, doymaz doyurulmaz hüzünle karışık.

 “Ama ben sana anlatamıyorum, bak iki ay olacak neredeyse. Daha nasıl anlatsam biliyorum ama alan dar.”

 Anlıyordu anlamasına ama sürekli hissetmek, duymak görmek istiyordu. “İyi geliyor,” diyebildi.

 “Ah, adı güzel kadın… Seni gören duyan zannederki kimsesiz sevgisiz büyüdü. Bu açlığın nereden geliyor bir çözemedim, bir onu çözemedim.”

 Kadın olmanın arkasına saklandı, annesinin boşluğunu kimse dolduramadı, diyemedi. “Kadınım ben, isterim.”

 “İstediğini alacaksın o zaman.” Küçük dudaklara kapanacaktı ki, telefonunun sesi tüm ambiyansı bozdu. Ruken uzanıp sehpanın üzerindeki telefonu ona uzattı. “Haldun arıyor, yine bir yerden dikizliyor bizi. Ben gidip atıştırmalık bir şeyler hazırlayacağım.”

 Ruken’in eve girişini izlerken açtı telefonu. “Evet,” dedi, duymakta acele edeceği şeyler için.

 “Yüz yüze mi konuşsak Oğuzhan?”

 “Gerek yok, anlat.” Arkadaşının soluğunu alıp verdiğini işitti ve daha çok merak etmeye başladı.

 “Hazal Arman yıllar önce annesiz ve babasız kalmış. Annesi Emel Arman, babası Servet Arman. Annesi bir uçak kazasında hayatını kaybetmiş babası da intihar etmiş. Devasa bir servetin tek sahibi hemen hemen.”

 “Eee?” dedi hiç alakası olmadığına karar vererek.

 “Emel Arman, eşini aldatmış bir adamla. Servet Bey’de bunu kaldıramayıp intihar etmiş, Hazal o zaman üç yaşındaymış.”

 “Hâlâ konuya giremedin Haldun?”

 “Geleceğim yer seni üzecek diye korkuyorum.”

 Bir süre sessiz kalıp onu neyin üzeceğini düşündü ama aklına tek bir şey bile gelmiyordu. “Anlat!” dedi net sesiyle.

 “Emel Arman ve baban Engin Kara aynı uçakta hayatlarını kaybetmiş. Geçmişe gidince gördük ki, Emel Arman’ın Servet Bey’i aldattığı kişi baban!”

 Babasını uçak kazasında kaybettiğini biliyordu. Trajik bir hikaye olduğunu da. Annesi ona ‘biz ayrılmaya karar vermiştik ama uçak kazasında vefat etti,’ demişti. Babası, annesini aldatmıştı ve o kadınla giderken hayatlarından olmuştu.

 “Oğuzhan?”

 “Buradayım, ama hâlâ anlamış değilim,” derken karışık zihni derin bir yorgunluk ve üzüntü yaşıyordu. Annesi ona babasını kötülemek istememiş, gerçeği tam yirmi beş yıldır gizlemişti ve şimdi kapatıldığı bu evde, değer verdiği bir kadının da hayatına sızan bir kadındı o adamın kızı.

 “O kısmını bizde anlamadık. Neden seni araştırıyor olduğunu düşünmelisin, geçmişe gitmelisin ne bileyim annene sormalısın. Bilmiyor olduğunu sanıyorum.”

 “Hayır, bilmiyordum. Annem söz etmedi hem de hiç.”

 “Burnuna pis kokular geliyor, bu kadının senden bir alacağı düşüncesi mi var? Geçmişin intikamı falan mı?”

 “Tanımıyorum, tanışmak da istemiyorum. Ama illaki benimle konuşacak bir şeyi varsa; kapımız açık, görelim.”

 

 

 

 

İstanbul…

 

 Şimdilik aralarında olanları gizli yaşamaya karar vermişlerdi, bundan da oldukça mumdular. Kenan artık geceleri dışarı çıkmıyor, Hazal’ın da gitmesine engel oluyordu. Hazal’ın bundan şikayetçi olmadığı bir gerçekti.

 Aralarındaki ilişkiyi bilen Hilal ve Aslı’ydı. Hazal fazlaca göz önünde biriydi ve Ruken faktörü camiada hâlâ Kenan’la anılıyordu. Birkaç haftaya sığan ilişkilerindeki gidişat Kenan için eşsiz kategorisinde yer alıyordu ama Hazal kendini hâlâ rahat hissedemiyordu. Ona göre sanki Ruken’in hayali aralarında dolanıyordu. Kenan hiç ondan bahsetmese bile.

 Hazal biliyordu ki, Ruken geri her neredeyse geri döndüğünde yüz yüze gelecek, belki de aynı ortamı paylaşacaklardı ve bu kadar anlayışlı olacak mıydı, hiçbir fikri yoktu.

 Kenan’ın avucuna günler önce bıraktığı anahtarla açtı kapıyı. İş çıkışı evine uğrayıp ona gelmek istemişti. Onu görmeden, çok şey vaat eden yeşil gözlerine bakmadan gün geceyi bulmuyordu. Ve ne halasına, teyzesine ne de dedesine Kenan’dan bahsetmemişti.

 Kapıyı kapatıp ayakkabılarını girişte çıkardı. Kenan’ın zevkle döşediği evindeki yumuşacık halılara basıp geçti. Tam bir erkek eviydi ama çok sıcaktı. Tertemiz ve düzenliydi. Salona girip çantasını geniş kolçağa bıraktı. “Kenan,” diye seslendi.

 “Burda,” diyen ses ensesindeki tüm tüyleri havaya kaldırdı. Belinden geçen ellerin sıkıca dolanışıyla gülümsedi. “Hoş geldin prens, prensini mi özledin?”

 “Kraliçeye ne oldu, oysa ben kralımı özlemiştim?”

“Sıfatlar âşka tabiidir, fark eder mi?”

 Kenan’a dönerken ellerini onun göğsüne yasladı. “Etmez tabii.”

 Kenan onun o çakmak mavisi gözlerindeki tedirginliği, kendini rahat bırakamayışını seziyordu ama nedenini çözemiyordu. Öne doğru bir adım atıp, Hazal’ı kolunun altına alarak koltuğa oturmasını sağladı. Bacalarını altında toplayıp hoşlanmaktan çok öteye geçtiği adama sokuldu. Gözlerini kapatıp günün tüm yorgunluğunu ve stresini atarcasına nefes alıp verdi.

 “Sende bir şey var ve bana söylemekten kaçınıyorsun.” Ayaklarını orta sehpaya uzatıp yerinden biraz aşağı kaydı. “Duymak istiyorum.”’

 Hazal söylemek istiyor muydu veya konuşsa ne tepki alırdı? Bunları tartamıyordu, ama içinde nereye kadar tutacaktı? “Seni üzmek, şu güzel anları bozmak istemiyorum.”

 Elleri kızıl saçları okşadı. Rengine hayrandı, doğallığına âşıktı. Hazal çok ama çok güzel bir kadındı. “Aksine, söylemediğin için anı yaşayamıyorsun, hadi anlat erkeğine.”

 Gülümseyerek elinin tersini adamın göğsüne vurdu. “Erkeğim?”

 “Değil miyim? Alınırım bak, sonra peşimden koşarsın.” Kenan da gülümsedi, tepesine bir öpücük kondurdu.

 “Erkeğim değilsin.”

 “Olmaya yeminliyim ama sen önce konuş.”

 Doğrulup dizleri üzerinde ona bakarken yüz yüze geldiler. Kenan merakla bekliyordu ama Hazal sözcükleri bir araya getirmekte zorluk çekiyordu.

 “Ben çok rahat bir kadın değilim,” diyerek söze girdi.

 “Öyle olduğunu düşünmedim, özelsin.”

 “Hayır, öyle değil, yani ben… Sen başka hiç tanımadığım bir kadınla bir şeyler yaşamış olsan bu kadar umursamazdım ve o kişi senin için çok değerli konumunu almasa…”

 Dikkatle onu dinlerken konuya vakıf olmuştu. “Hazal, sen hâlâ orada mısın?”

 “Ben oradan çıkamıyorum Kenan. Ruken her neredeyse dönecek ve seninle, senin yanında onunla yüz yüze gelmek beni neden geriyor?”

 “Doğal olarak gerilebilirsin ama ben sana onunla görüşmeni söylemedim. O kadar rahat biri bende değilim. Sevgilimi onun gözüne sokacak hiç değilim.”

 “Peki,” derken evin içini turladı bakışları. “Anlaman gereken bir şey var, ben birlikte olduğumuz olacağımız her an onu her gördüğümde seni deli gibi kıskanacağım.”

 Kenan sırıttı. “Neden? Ben sana bu hakkı verecek miyim?”

 “Senin bir şey vermen gerekmiyor. Ben biliyorum ki o senin on yıllık geçmişin. Ben ona baktıkça benim olan adamla neler yaşadığını düşünüp delireceğim.”

 Kenan yan dönerek kolunu, koltuğun sırtına verip elini başına yasladı. “Eee?”

 “E’si bu, Ruken’in sendeki yerini kabul ediyorum ama benim onu kabullenmek için çok uzun zamana ve hatta onun hayatında birini görmeye ihtiyacım var yoksa biz bu konuda asla uzlaşamayacağız. Onunda senin bana olan hislerini -umarım daha fazlasını- hissedeceği bir adam çıkıp gelene kadar beni bu konuda zorlama!”

 “Bu konuda sana hak veriyorum.” Kenan kayarak Hazal’a yaklaştı. “Umarım çok mutlu olacağı biriyle tanışır. Seni zorlayacağımı nereden çıkardın?”

 Sözleri güven verdikçe içindeki tutku depreşiyordu kadının. Kenan, Ruken için dürüst konuşuyordu. Bu, etrafında görmediği erkeklerdendi. “Öyle hissettim. Ona olan kıskançlığım asla son bulmayacak gibiyim.”

 “Ben ona dokunmadım Hazal. Aramızda masum bir şeyler vardı.”

 “Nasıl?” Sözleri öznelerine ayırıyordu ama hiç inandırıcı değildi. “Şaka yapıyorsun?”

“Hayır, yapmıyorum. Biz küçük, çocuk denecek yaşta tanıştık. Aramızda zannettiğin gibi bir şey hiç olmadı. Buna seviniyorum ve ayrıca bir kadınla birlikte olmak demek onunla aynı yatağı paylaşmak demek değil, benim için. Olması gerektiğinde olabilir. Bu konuda bir kıskançlık yapmana gerek yok, yıllar yıllar önce ayrıldık. Kolkola çok gezdik kabul, sevgiliyken yapmadığımız her şeyi arkadaşken yaptık ama bunların içinde öpüşmek bile yoktu. Onu tanısan benden daha çok seversin. Onunda seni seveceğini biliyorum. Sevgi dolu bir kalbi var. Ama…” dedi şaşkın kadına biraz daha yaklaşıp.

“Ama, deme ne olur. Arkasından hep bir şey gelir.” Dizleri üzerine çöktü yorgunca. Duyduklarının hafifletici ağırlığın yaşıyordu.

“Onun kalbi sevgi dolu ama seninkinde aşk var. Lütfen bu ayrımı unutma.” Hazal’ın elini tutup kalbinin üzerine yasladı. “Benimki senin için deliriyor.” Dudaklarına uzandı. “Geberiyorum.”

 Kadının gülümseyen dudakları, çöldeki serap gibiydi. Gözlerini kısmış, pembe teni iç çekerek izledi. “Evlenmeden önce kuralım var, ama sende yoksa beni kollarına alabilirsin,”’dedi Kenan.

Hazal’ın kahkahasıyla bembeyaz gerdana sokuldu. Sıcacık, ateş gibi tenin çekiciliği nefesini kesiyordu. “Evlenmeyi hiç düşünmediğim için, kural koymak da aklıma gelmedi,” dedi Hazal, elini, boynunda olan adamın yüzüne kapatırken.

“Şu, kafasını kırdığımla aranda bir şey mi geçti yoksa?” Kadını belinden tutup kucağına çekti. “Öyle ağızı dolu dolu benim benim diyordu. Bak yine doluyorum Hazal.”

“Sen ona ne bakıyorsun? Anlamıyor kaç senedir onu istemediğimi, hiçbir şey geçmedi aramızda.”

Keyifle sırıtıp, kızıl saçların önüne gelenlerini geriye taradı eliyle. “Başka sevgili? Söz olay çıkarmam, anlat hadi.”

 “Bende inandım, senin başka erkeklere bakışın bile olay çıkaracak gibi, buna ben inanmam.”

 Gülümsedi Kenan  “Soruma cevap istiyorum. İş arkadaşı falansa görüşmek yasak değil ama mesafeli.”

 Yüzünü buruşturup, yana çevirdi. “Hazal Arman’ın sevgilisi olmak yürek istiyordu ama o yürek kimsede yoktu çünkü Hazal’ın dedesi bu konuda çok katı.”

 “Dedeni çok sevdim.” Kahkahası Hazal’ıda gülümsetti. “Dedem seni sevecek mi peki?”

 “Ah…” dedi başını koltuğa devirdi. “Paranda gözüm yok. Ben zengin bir adamım.”

 “Biliyorum, ama bunu dedemin de bilmesi gerekiyor. Sadece bu da değil, dedem beni çok mutlu edecek birini istiyor yüz tane bile sevgilim olsa onun onayını almak zorundayım.”

 “Deden beni sevmezse ne olacak?” Yeşil gözlerindeki dalga Karadeniz misali kabarıyordu.

 “Sever, sevecek! Ben seviyorsam o da sevecek, ama sen dedemin istediği bir adamsın.”

 “Bunu anlamanın bir yolu var o da tanışmak. Annemle babama haber vereceğim gelsinler Trabzon’dan.”

 “Hayır, acelen ne?”

 “Sen beni anlamadın sanırım. Biz seninle eğlenmiyoruz. Dedenle randevu ayarla, yemek yiyelim.”

 “Yeriz acele etme. Dedem şu sözlerini duysa düğün hazırlıklarına başlardı. Ama…” dedi, saçlarında elleri dolaşan adama yaklaştı. “Ya biz önce eğlensek, olmaz mı? Senin bu deli hâllerin beni deli ediyor, iflah olmaz çekiciliğin başımı döndürüyor. Ben bunca seni mi beklemişim? Bir çılgın!”

 “Damarıma oynuyorsun, kucağımda dünyanın en güzel kadını bana bunları söylerken, ben nasıl bekleyeceğim?”

 “Tamam, ben kalkayım bir de öyle düşün.” Kalkmaya yeltenen kadına izin vermeyip gerisin geri çekti. “Otur kız, nereye daha öpmedim bile.”

 Hazal’ın gönlünü hoş eden gülüşünü nefesiyle kapattı. Kollarındaki kadından aldığı hislerin haddi hesabı yoktu ve Kenan biliyordu, eksilmeyecek artacak bir aşka sürükleniyordu.

 

 

 

 

Ankara…

 

 

Tarih Temmuz sonlarında, yazın en sıcak günlerindeydi ama hayat sanki Ruken için bahardan ibaretti. Tek özlemi ailesi, arkadaşları ve düzeniydi. Ama Oğuzhan her açığını öyle güzel kapatıyordu ki, Ruken’in delice özlemi en aza iniyordu.

 Her güzel şeyin bir sonu var mıydı, bilinmezdi ama artık projede sona geliyor olmaları Ruken’in özlemlerine yenilerini ekleyeceğini işaret ediyordu. Bu evi, onu özleyecekti. Oturduğu yerden ışıkların her pencereden sızdığı evi izliyordu.

 Ömrü boyunca unutmayacağı kadar çok anı sığdırmıştı bu küçük eve. Hayatının bazen en zor, bazen özlemenin verdiği çılgın arzuyu, bir adamın gidişini başka bir adamın her yerine sızışının gerçekleştiği en değişik zamanlar…

 En çok bir hafta sonra yollar ayrılacak, her şey son bulacaktı. Gitmesi gereken bir evi, işi ve bambaşka bir hayatı vardı. Kalbinin sancısını hissettikçe üzerine basıyor, hissetmemek için düşüncelerini öteliyordu.

 Oğuzhan için neydi? Oğuzhan onda neydi? Bu iki sorular iç dünyasını ele geçiriyordu. O çok farklı, kibar, nazik, centilmen ve çekici bir erkekti. O Ruken’in kendini sorgusuz sualsiz teslim ettiği tek erkekti. Her sözüyle, bakışıyla kalbini zorlamadan açan adamdı. Ama bilmiyordu, o evden çıkmadıkça bilemeyecekti Oğuzhan onda gerçekten ne? Aşk mı? Alışkanlık mı?

 Oğuzhan dışarı çıktığında eskisi kadar cazip gelecek miydi, Ruken ona. İki aydır gördüğü tek kadın kendisiydi. Ruken’in de Oğuzhan’dı. Kafası allak bullaktı. Canı yanıyordu ama sona yaklaşıyorlardı…

 Yanağına aldığı öpücükle yana döndü. Ela gözleri parlıyordu ve Ruken’i içine çekiyordu.

 “Yine nereye daldın?” Günlerdir dalıp giden kadının dudaklarından çıkacak basit bir cümle için bekliyordu ama Ruken inatla susuyordu. Anlamaya çalışmak istemiyordu, anlarsa her şeyin yaydan çıkacak olacağına emindi.

 “Yakında işimiz bitecek ve ben bu evi çok özleyeceğim. Ne çok şey sığdırdık, değil mi?”

 Bakışları evin etrafında gezindi. “Haklısın, bu eve gelirken bunların birini bile düşünmemiştim.”

 “Keşke üs evi olmasaydı, satın alırdım.”

 Oğuzhan gülümsedi. “Gelmek istersen söylemen yeterli, ara sıra gelebiliriz.”

 Burukça gülümseyerek başını Oğuzhan’ın omzuna bıraktı. Son bir haftayı bozmak istemiyordu. İçinden geldiği gibi yaşamak, Oğuzhan’ı her saniye hissetmek istiyordu.

 “Yanarım da şu havuza bir kez giremedim, ona yanarım. Yaz bitecek ama ben ne havuz ne deniz göremedim bu yıl.”

 “Havuza girmek istiyordun da neden girmedin?”

 “Yanında mayo getirmedim ve tepemde evlatlarımızla pek mümkün olmadı. Zaten birime malzeme olduk. S-400 aşkına diye nara atıyorlarmış, Haldun geçen gece söyledi.”

 “Boşboğaz diyorum bana kızıyorsun.”

 “Ya çok tatlı Haldun, nasıl keyifli biri eğleniyorum onunlayken.”

 Bedeniyle Ruken’e dönerken, kıskanç adamın çatık kaşlarına dudaklarını bastırdı. Kaşlarının ortasından öpen kadını daha nasıl sevecekti, aklı almıyordu.

 “En yakın arkadaşın o senin, saçma kıskançlıklara girme lütfen.”

 “Benimleyken eğlenmiyor musun?”

 Alınmış gibi bakıyordu, belki de içten içe alınmıştı. “Seninleyken dünyanın başka bir kavramını buluyorum, sen hepsinden daha tatlısın, özelsin ve çok güzel adamsın. Ama çok alıngansın.”

 “Değildim, ya da fark edemedim bu zamana kadar. Bana neler yaptığını görüyor musun?”

 “Gönlünü ben kırıp ben alacaksam, sorun olduğunu düşünmüyorum. Çok sevimli oluyorsun o karizmatik suratın düşünce.” Sakalların üzerinden yanağına bir öpücük kondurup, koluna girdi.

 “Kırma gönlümü.”

 Oğuzhan’ın sözleriyle gözlerini kapatıp başını omuzuna yasladı tekrar. Bir şey diyemiyordu, kıracaktı belki de.

 “Herkes kırsın, sen kırma yoksa kimse beni zapt edemez. Sen bile…”

 Sessiz kalmayı tercih etti. Oğuzhan onun sessizliğinin üzerine başka söz etmek istemedi. Düşünüyordu belki de, yapmayacaktı aklındakini. “Havuz mu demiştin?”

 “Hı hı,” diyen kadının elinden tutup ayağa kalırdı. “Nereye?”

 “Havuza gireceğiz.” Havuzun kenarına kadar getirip yüz yüze döndüler. “Hayır, çıplak falan giremem, bu hoş değil.”

 “Tepemizde bu kadar çocuğumuz varken, buna asla izin vermem.” Geri çekilip Ruken’e baktı. O fırfırlı, lacivert elbisesi vardı üzerinde. “Yapacak bir şey yok.”

 Gülüşüyle etrafına bakındı. “Böyle mi?”

 Tişörtünü başından çıkartıp kenara fırlattı. “Evet,” derken elini tutup kendine yaklaştırdı. Ruken kollarını adamın boynuna dolarken dudaklarına uzandı. “Üç deyince.”

 “Üç.” Kadının dudaklarını kavrayıp bedenlerini suya devirdiler. Sert suya çarpınca ayrılıp havuzun yüzüne çıktılar. Aylardır yüzmeyen Ruken için su o kadar tatlıydı ki, tüm gece içinde kalabilirdi. Saçlarını geriye tararken nefes alıp kahkaha attı. “Daha önce neden yapmadık, nasıl özlemişim.”

 “Girmek istediğini söylememiştin ki.” Sözleri bitince suyun altına dalıp Ruken’in dibinden tekrar yüzeye çıktı. “Islak bir Ruken…” Ruken’in tüm hücreleri rüzgarda kalmışçasına titredi. Adamın sol omuzunda parlayan dövmenin üzerine bıraktı elini. Orada, bir dalın ucunda görmek isterdi adını. Yapar mıydı Oğuzhan?

“Öp beni,” derken çoktan ona sokulmuştu Ruken.

Başını eğerek Ruken’in dudaklarına gülümsedi. “Bu evden çıkana kadar her köşede öpeceğim, her köşede benim olacaksın!”

Tutkunun suyu yakacak gücünde asıldı sevdiği tene. Sonrası Oğuzhan için ateşlerde yanacak kadar acı olacaktı. Ruken’in ateşi onu yakacak, onun yokluğu Ruken’in en büyük pişmanlığı olacaktı.