Ağustos 25, 2020

2. Kim Bilir… Kader

ile payelll

 

 

Yüreğinin ortasında kocaman bir taş asılıydı günlerdir. Ne yapsa kalkmıyordu. Nefes alışları bile acı hissi veriyordu. Elinden gelecek olan bir şey yoktu. Bir daha baştan başlamak istemiyordu. Acının hafifleyeceğini düşünüyordu. Zaman gerekiyordu belki de. 

Ablaları sürekli yanına gelip gidiyordu. Babasının göğsünde bile ağlamıştı bir süre. Ama abisini görmemişti. Yanına uğramıyordu. Akşam yemeklerine inmiyordu. Odasından dışarı üç gündür adım atmamıştı. Dünya dönmeyi kesmiş bile olabilirdi. Acıyla geçen her an, zamanı yavaşlatıyordu âdeta. 

Sürekli ağlıyordu ve sürekli düşünüyordu. Çok seviyor olmaları aşklarında değişimi göstermiyordu. Yaman bir duyguydu aşk. Acıtıyordu, yakıyordu yok ediyordu. Ama biliyordu ki, öldürmüyordu. Kocaman bir kadındı. Etrafında gerçek bir ilişkinin nasıl olduğunu anlatan onlarca insan vardı. Kenan onlardan biri değildi. İleride daha çok üzülmekten ise bugün inceldiği yerden koparmak en akıllıcasıydı.

Kapının sesini duydu ama dönüp bakmadı. ‘Gir’ bile demedi. Yatağına kıvrılmış, ince ince ağlıyordu. Ağırlığın yatağa ulaşmasıyla abisinin geldiğini fark ederek doğruldu. Sırtını yatak başlığına verip dizlerini kendine çekti. Nutuk kaldıracak havada değildi. Yalnız kalmak istiyordu.

Karahan kardeşinin bitmiş haline bakıp kederli soluğunu serbest bıraktı. “Kendine neler yaptığını göremiyorsun.”

Ruken’in çenesi kasıldı. Ağlamak istiyordu yine. “Bu ara pek umursamıyorum. Ama toplarım, değil mi?”

“Değil, Ruken.”

Abisine kaldırdı bakışlarını. Karahan hiçbir kardeşine kıyamazdı ama Ruken’e asla. Beş yaşında annesiz kalmıştı Ruken. Anne diye ablalarıyla yol almıştı. O küçük kızın ‘annem nerede’ sorularını unutamıyordu Karahan. “Toplayamazsın. Hep dağınık kalır.”

“Toplamak zorundayım abi.” Sesi titreyen kardeşini elinden tutup göğsüne sardı. Saçlarını usul usul okşamaya başladı. Gözyaşları serbest kalan Ruken içinden geldiği gibi ağlamaya devam etti.

“Olmuyor abi, zorlamanın bir anlamı yok. Geçecek biliyorum.”

“Geçene kadar bitersin. Yok olursun. Yaşayan ölüye dönersin. Ben öyle bir Ruken istemiyorum. Ben kardeşimi mutlu görmek istiyorum. Senin bir damla gözyaşına ben ortalığı ateşe vermeye bile hazırken, sen kendini nasıl bu hale getirirsin?”

“Yapacak bir şeyim kalmadı. O çok iyi bir adam ama hayattaki amaçlarımız ayrı yönlere gidiyor. Bakış açılarımız ters istikamette. İleride daha çok üzüleceğimi hissediyorum.”

“Ya pişman olursan?” Karahan pişmanlığın en alâsını yaşamış bir adam olarak Ruken’i yanlış yoldan döndürmeye çalışıyordu ama Ruken de en az kendisi kadar inatçıydı. “Kenan’ı sevmem bilirsin ama ne kadar dürüst bir adam olduğunu da bilirim. Mert, gözü pek.” Sözleri düğümlendi Karahan’ın. “O gidiyor Ruken ve sen şimdi durdurmazsan her şey için çok geç olabilir.”

Haberi yoktu. Üç gündür tek bir kelime bile konuşmamışlardı. Kimse de ona gidiyor dememişti. İçindeki yangının daha da alevlendiğini hissedince kocaman bir hıçkırık odayı doldurdu ama en çok Karahan’ın yüreğini duman etti.

Abisinden koparak yüzünü sildi. Nefes aldı verdi. Karahan yıkılmış bakışlarını çekti kardeşinden. Dayanamıyordu. Sevda çok zalimdi ve o, bunu en iyi bilen insandı. 

“Onu durdurmam hiçbir işe yaramayacak. O benim onunla gitmemi istiyor, ben burada kalmak. Bir şeyler oturmuyor abi. Hep ayakta bekleyen bir şeyler var. Sanki her en bitecekmiş gibi. İkimiz, biz olamıyoruz. Ona dur dersem ne değişecek?”

“Ruken,” dedi, az sonra diyeceklerinden bir gün pişman olmayacağına emindi. Aşk kadir kıymet bilende güzeldi. “Ya şimdi git onu durdur, hayatını  istediğin yerde sürdür ya da sonsuza kadar kapat bu defteri. Bir gün bana gelir de ben onu çok seviyorum, yapamıyorum dersen… kolay olmayacak. Belki de asla olmayacak. Beni anlıyor musun?”

Ruken’in göz bebekleri titredi. Geleceğe bir Kenan beklemiyordu. Ayrılırken de bir gün döneceğiz dememişti. Kararını vermek zorundaydı. Ya ailesi ya Kenan diyeceği bir gün olmamalıydı.

“Sonsuza kadar arkadaşım olarak kalması için elimden geleni yapacağım. Söz veriyorum.” Sesi titredi ama söyledi.

Karahan kardeşinin alnına dudaklarını bastırdı. Ellerini kadının omuzlarına koyarak sıktı. “Ben diyeceğimi dedim. O hâlde sende kendine gel. Şimdi elini yüzünü yıkıyorsun ve bizimle akşam yemeği yiyorsun. Aksi takdirde seni zorla çıkartırım bu odadan. Odaya kapanıp ağlamak bir Kara kadını için yanlış bir hareket. Benim kardeşlerim her zaman ayakta kalmayı bilir, bilmeli. Toparlamak için yalnız kalmaya değil, aile olmaya ihtiyacımız var. İnsan yalnız kaldıkça kurmaya başlar. Hiç olmayacak şeylerin bir süre sonra varmış gibi üzüntüsünü yaşar. Sen bir Kara’sın. Sen bizim göz bebeğimizsin. Hayatın bize neler getireceğini bilemeyiz ama o güne kadar dik durmak zorundayız. Ruken… hayat cesurlara şans tanır, unutma!”

Burukça gülümsedi. “Ben bir Kara’yım. Haklısın.”

“Annem olsaydı tam olarak şöyle söylerdi,” dedi Karahan, gülümsedi. “Sevgili Kara’larım, sizi çok seviyorum. Sizde kendinizi benim sizi sevdiğim kadar sevin.”

“Evet, bunu söylemiştin daha önce. Annem haklı.” Yataktan kalkarak banyosuna yürüdü. Daha iyi hissediyordu ve daha iyi olacaktı. İnanıyordu. “Sen in abi, ben birazdan geliyorum.”

Karahan yataktan kalktığında omuzlarının ağırlıklarla dolu olduğunu hissetti. Sanmıyordu geçsin, bitsin, hiç olmamış gibi olsun ama madem öyle istiyorlardı, elinden bir şey gelmiyordu. Gelmiş olsa Aslı onun yerine zevkle yerine getirirdi. Kapıdan çıkarken Aslı ile olan konuşmaları aşağı ininceye kadar aklında dolandı durdu.

“Bir şey yapmayacak mısın Aslı?” diye sormuştu Karahan. Karşılıklı AZA’da oturuyorlardı. Kardeşinin çaresizliğine göz kapatamamış, soluğu Aslı’nın yanında almıştı en nihayetinde.

Kollarını göğsünde birleştirmiş olan Aslı, deniz manzarasına bakıyordu. “Yapacak bir şey olsaydı emin ol yapardım. Ben birbirinden vazgeçmek isteyenlere ne yapabilirim Karahan?”

“Kenan’ı tırnağım kadar sevmiyorum Aslı, ama kardeşimi seviyorum. O da Kenan’ı seviyor. Bu ikisi birbirini seviyor. Senin olayın bu değil mi? Birbirini seven insanlara yardım etmek.”

“Birinden biri inat etmiyor Karahan. Her ikiside  kararlı. Ruken ve Kenan vazgeçiyor. İkisinden biri dese ki bana ben onsuz yapamam, tamam. Elimden geleni ardına koymayayım ama yok. Yok işte, yok.”

“O zaman birinden birine bunun yanlış olduğunu anlat. Biri vazgeçerse diğeri yola gelebilir. Bak, kardeşimi yurtdışına göndermek istemiyorum ama eğer öyle mutlu olacaksa ben buna da razıyım.”

Aslı Karahan’a döndü. Masaya eğildi. O da üzgündü ama elinden gelen bir şey yoktu. “İstemiyor Karahan. Ruken buradan gitmek istemiyor. Kenan da burada kalmak istemiyor. Anla artık! Bitiyorlar. Sen ve Nazlı gibi değil bu ayrılık. Duru ve Rüzgar gibi de değil. Kaçan yok, kovalanan da yok. İstemeyerek giden yok, peşinden giden yok.”

Kederli soluğuyla arkasına yaslandı Karahan. “Bunlar acı çeker Aslı. Bu iki toy acının ne olduğunu bilmiyor. Özlemenin ne olduğunu bilmiyor.”

 

“Öğrensinler o hâlde. Dönerse bizimdir hesabı yapacağız.”

 

Karahan bir süre Aslı’yı süzdü. Üzgün olduğu her halinden belli oluyordu. Sesi bile hüsranla doluydu. “Bir gün karşımda durup bana bunları söyleyeceğin aklımın ucundan geçmezdi Aslı. Ne oldu sana?”

 

Ellerini masada birleştirip başını eğdi Aslı. “Kızgınım. Üzgünüm.”

 

“Kime kızgınsın?”

“Her ikisine de. Aşk çocuk oyuncağı değil. Beceremiyorlar, bırak ne hâlleri varsa görsünler. Üzgünüm çünkü her ikisinide çok seviyorum. Ve onlar için elimden hiçbir şey gelmiyor. İşin aslı içimden bir şey yapmak da gelmiyor. Vazgeçmek yok benim lügatımda, biliyorsun. Ama onlar vazgeçiyor, Karahan. Tek taraflı değil, çift taraflı bitiriyorlar. Ben kader değilim, ben kaderin elçisiyim. Kader ne derse ben onu yaparım. Herkes kendi kaderini yaşar. Aşk acısından ölen duydun mu hiç?”

 

“Deliren duydum?”

“O hâlde delirecek kadar çok seven geç kalmasın yoksa aşk ne yapar biliyor musun? Alır rüzgarını açar yelkenini bulur istikametini. Aşk güçlüdür. Diker çenesini, bakar havadan. İnsan evladı aşkla baş edemez. Ama aşkta kendini ezdirmez, yedirmez kıymetini bilmeyene. Ezer, yer, yok eder sonra da  çeker gider.”

Yutkundu Karahan. Aslı’ya olan hayranlığı arttı. Kız kardeş sevgisi kabardı. İkna oldu ve başını aşağı yukarı salladı. “Ne zaman gidiyor?”

 

“Bu gece.”

 

“Nereye gidiyor?”

 

“Önce İtalya. Okulu başlayana kadar biraz dolaşacakmış. Sonra kalıcı olarak İngiltere’de devam edecek hayatına.”

 

“Ne zaman döneceğini söyledi mi?”

 

“Kendisi de bilmiyor.”

 

Karahan ayağa kalktı. Ceketinin düğmelerini ilikledi. “Sana şimdi söylüyorum umarım asla dönmez. Eğer bir gün dönerde Ruken’i geri almaya kalkarsa karşısında beni bulur. Bu sözlerim uydurma değil, diğer sözlerimle karışmasın. Ben vazgeçmiş bir adamım belki ama nedenlerimi biliyorsun. Keyfi bir vazgeçişe geri verilecek kız yok bende. Değil sen tüm dünya ayağa kalksa Kenan’a verilecek kız, bende yok! Gerekirse Ruken dahi karşısında beni bulur ama bu sözümü asla yemeyeceğim. Ne aşk ne kardeşim bu kadar değersiz olamaz. Bunu ona ilet, lütfen.”

Aslı’nın yeşil gözlerindeki hayal kırıklıklarına eğildi Karahan. “Benim ne kadar manyak olduğumu bilmeyenler var. Geçmişe her zaman mazi denmez. Gerekirse kafasına sıkarım. O zaman Kenan mazi olur, Ruken’in kalbinde bir ömür yaşar. Ben, ailem için nefes alıyorum. Nefesimi kesenin, nefesini kurşuna dizerim.”

Karahan’ın her zaman iyi yönünü görse de Aslı, ne türlü bir deli olduğunu da bilirdi. Gözleri hüsranla kapandı. Hiçbir şey diyemedi. Umdu ki Kenan asla dönmesin veya Ruken’in peşinden gitmesin.

Karahan doğruldu. “Görüşürüz Aslı. Gıcık kocana selamlarımı ilet.”

Elleri cebinde rahat tavırlarıyla kafenin kapısına ulaşan Karahan’ı izledi. 

“Umarım bu aşk biter!” 

🖤

Kemal, Hilal ve Aslı, Kenan’ın tüm gelmeyin ısrarlarına rağmen havalimanında yanında duruyordu. Uçağa binmesine çok az bir süre kalmıştı. “Gidin artık.” Kenan’ın ruh hali en az Ruken kadar bitik durumdaydı. Yüzü günlerdir gülmüyordu ama karar verilmişti.

“Gel biraz,” diyerek abisi ve yengesinden uzaklaştırdı Aslı. Kenan neler diyeceğini az çok tahmin ediyordu. Ama artık konuşmak istemiyordu Kenan çünkü çıkışa gitmiyordu hiçbir söz.

“Abla,” dedi. Yapma, konuşma sus der gibiydi.

“Kenan, bugün Karahan ile konuştum. Bana söylediklerini sana iletmemi istedi. Bu senin için son çıkış olabilir.”

“Karahan benim umurumda mı sanıyorsun?”

“Kenan,” dedi üzerine basarak. “Bir gün döner de  Ruken’i geri almaya kalkarsan ve Ruken seni isterse hiçbir şey kolay olmayacak. Aşkın ve kardeşinin bu kadar basit olmamasını da üzerine basa basa anlattı.”

“Ruken ve benim sorunum bu. Bir gün her şey değişirse bile bunu söylemeye hakkı yok. Hayatlarımızı biz yaşıyoruz.”

“Kenan!” Gözlerini kapatıp açan Aslı’yı hiç bu kadar gergin gördüğünü anımsamadı Kenan.

“Abla!”

“Kes sesini. Ya dönme! Ya gitme! Ya da geldiğinde Ruken’den aşk bekleme. Seni öldürür Karahan.”

Kenan’ın bakışları ciddiyetle kısıldı. “Ne demek öldürür?”

“Sen bir şeyi anlamamışsın. Karahan’ın ailesi için yapmayacağı şey olamaz. Ne dediysem o. Şimdi ya kal ya da ona göre davran.”

Yerinde kıpırdandı Kenan. Karahan onu sevmiyordu ama o da Karahan’ı sevmiyordu. Şimdi bir kez daha bilendi. “Kaderin bize ne getireceğini bilmiyoruz. Kararımızı karşılıklı verdik. Onu çok seviyorum ve bu gittiğimde ne hâl alacak bilemem. Döndüğümde de bilemem. Mezar taşıma aşk uğruna öldü yazarsınız. Diyecek başka sözüm yok.”

Son anonsla nefes bıraktı Aslı. Kenan’a sıkıca sarıldı. “Seni seviyorum delibozuk.”

“Ben de seni seviyorum.”

Ardından el salladılar. Kenan gözden kaybolunca birbirlerine döndüler. Üçünün de aklında aynı şeyler dolanıyordu. “Bir gün dönersem diye aşk mı olur?” dedi Hilal. “Bu iş değişik bir hâl aldı.”

“Kenan’ı anlamıyorum,” dedi abisi Kemal, ardından Aslı’ya döndü. “Sen bile tutuldun Aslı.”

“Yapacak bir şey yoktu.”

“Hiç mi?” diye soran kuzenin Hilal’e döndü. Mavi gözleri aynı hüzünleri taşıyordu.

“Onların oyunu sahnelendi, perde kapandı.”

🖤

Ruken kaldı Kenan gitti. İkisinin seçimi birbirlerini getirdikleri yol ayrımında çırpınmaya bıraktı kendini. Ruken anıların taptaze olduğu şehirde bir başına kaldığı gerçeğiyle yüzleşti. Dolaştıkları her yer, oturdukları, buluştukları her mekân yüzüne tokat gibi çarptı.

Baktığı her yerde onu gördü. Gördükçe ağladı, ağladıkça yüreği dağlandı. Ama asla pişman olmadı.

Yabancı bir ülkede uzun zaman elleri cebinde sebepsizce dolaştı Kenan. Her adımda Ruken’i düşündü. Şimdi nerede ne yapıyor soruları zihnini bir kurt gibi kemirdi. Amaçsız olduğunu hissetti. Amacını kaybetmiş bir insanın boşluğuna yuvarlandı. Eli telefona günde onlarca kez gidip geldi. En sonunda bir gün ‘Yarenim’ yazısına tıkladı. Ona taktığı lâkâp bile kalbini hızlandırıyordu.

“Kenan,” dedi cıvıl cıvıl ses. 

Gülümsedi Kenan ama boğazındaki düğümden kurtulamadı. “Özledim seni…” 

“Ben de… Ben de çok özledim. Neredeyim biliyor musun, seninle sürekli kavga ettiğimiz kafe var ya, tam onun önünden geçtim az önce.”

Kahkaha attı Kenan, yarı mutlu yarı hüzünlü. “Kızım insan kavga etmediğimiz bir yerden geçer, nerede  anıyorsun beni, hiç yakıştırmadım sana.”

“Öyle bir yer var mıydı?” diyen Ruken, usul sesle nefesini saldı. 

“AZA!” 

“Ablamdan korkumuzadır o,” diyen Ruken de burukça gülümsemişti ama Kenan bunu görememişti. “Sen neler yapıyorsun?”

“Hiç. Sadece geziyorum. Şehri dolaşıyorum. Yakında İngiltere’ye geçeceğim.”

“İstediğin hayatı yaşıyorsun.”

“Sende öyle. Ruken…” dedi derinden gelen bir nefesle. “Nereye baksam seni görüyorum.”

Yutkundu kadın. Telefonu uzaklaştırıp nefes aldı. Dolan gözlerini kırpıştırdı. “Ben de. Her yerde anımız var. İyi veya kötü hepsi seninle. Fark ettim ki, hepsi güzel anılar.”

“İçinde sen varsın çünkü.”

“Benim için sen, aptal şey.”

“Ben mi aptalım? Sen kibirli ve inatçısın. Seni tanıdığımda gözün açılmamış kuzu gibiydin. Ama genlerinde Kara Kadını hücreleri var. Seni bir pantere çevirdim.”

“Hah,” dedi Ruken. “Ama sen dedin, benim genlerimde var. Sen bir şey yapmadın ki, ben olacağıma vardım.”

“Yine inat ediyorsun.”

“Yine kavga ediyoruz.”

“Ama ben bunu bile özlemişim.” Gülümsedi Kenan.

“Canım ne zaman sıkılsa seni arayıp kavga edebilir miyim?”

“Canın ne zaman isterse ara beni. Ne zaman özlersen, ne zaman aklına düşersem. Saçma sapan şeyler yaz bana. Fotoğraf gönder. Ama iyi ol. Mutlu ol.”

“Sen de. Seni hâlâ çok seviyorum. Ama bir gün bendeki senden kurtulacağım. O zaman seni çok başka seveceğim. İnsan olarak, bir erkek olarak benim için çok değerlisin.”

“Ah,” dedi uzun bir solukla. Gökyüzüne bakıp gözlerini yumdu Kenan. “Ben de seni seviyorum, hâlâ.” Gülümsedi ve nefesi Ruken’e kadar ulaştı. “Bir gün senden kurtulacağım ama seni yine de çok seveceğim.”

Her gün aradılar birbirlerini. Her gün neler yaptıklarını anlattılar birbirlerine. Ruken hayatının değişime uğradığını, hayal bile etmediği bir dünyaya geçtiğini anlattı Kenan’a.

Kenan okulunu, edindiği arkadaşlarını gelişen çevresini anlattı. Her konuşmada kavga edecek bir şey mutlaka buldular. Bu kavgaların tek farkı sonunda gülümsüyor olmalarıydı.

Aylar sonra günlük aramalar günaşırı olmaya başladı. Daha sonra üç günde bire, derken haftada bire kadar indi. Paylaştıkları şeyler azaldı. Fikir ayrılıklarının araları dolmaya başladı. Birbirlerini daha iyi anlamaya başladıklarını hissettiler.

Altı ay sonra Kenan çıkıp geldi ve ilk işi Ruken ile akşam yemeği yemek oldu. Sıkıca sarılıp özlem gidermeye çalıştılar. Saatlerce sohbet ettiler. Eskiye hiç dönmediler. Belki üzerini kapattılar belki de depreştirmek istemediler. Ama konuşmadılar.

Aylar sonra da Ruken gitti İngiltere’ye. Kenan onu günlerce gezdirip arkadaşlarıyla tanıştırdı. Sokaklarda kolkola girip omuz omuza, saatler sabahı vurana dek sürdü dolaşmaları. Güneşin doğuşunu izlediler ilk kez. Ruken başını Kenan’ın omzuna yasladı. Kenan onun saçlarına buseler kondurdu.

Her ikisi içinde hayat akıyordu. Bazen birlikte çoğu zaman ayrı ama zaman gelip geçiyordu. Büyüyor, olgunlaşıyorlardı. Fikirler oturuyor, kalıcı hâllerine  bürünüyordu.

Bir gün Ruken ona şunları söyledi;

“Fark ettin mi?”

“Neyi?” diye sordu Kenan. 

“Sevgili değiliz ve çok iyi anlaşıyoruz.”

“Ettim. Sonra da hayret ettim. Sen sandığımdan daha asil bir kadınmışsın.”

“Sende öyle. Biz birbirimizi anlamak istememişiz Kenan.”

“Görebiliyorum, ama şimdi. Hatadan döneceğimiz günü bekleyecek miyiz?”

“Kim bilir… kader.”