Kasım 13, 2020

24. Benim Kadınım

ile payelll

“Atla bakalım.” Ruken iki kolunu da açtı. Leyla’yı özenle giydirmişti, artık gitme vaktiydi. Küçük kız Ruken’e bakarken eriyordu. Sabah uyandığında onu yanında bulmasıyla çığlık atmıştı. Geç uykuya dalmış olan babasını yerinden sıçratmıştı. Ruken gözlerini açmadan gülümsemişti. 

 

Oğuzhan kadınlarına bakarak gülümsüyordu. Leyla inanılmaz bir hızla Ruken’e alışıyordu. Kızının, Ruken’in kollarına uçmasını izlerken kocaman gülümsedi. 

 

İncecik kollarını Ruken’in boynuna dolayıp bacaklarını kadının karnına sardı. “Bize geleceksin, değil mi?” 

 

Emin değildi Ruken ama Leyla’yı üzmek istemiyordu. Nihan Hanım ondan kaçıyor gibiydi ve şimdi evlerine gitmekten çekince duyuyordu. “Sen babanla gitsen, ben sonra gelsem? Evime gidip üzerimi değiştirsem, olmaz mı?” 

 

“Olmaz,” dedi baba ve kız aynı anda. 

 

Oğuzhan’a göz devirip Leyla’ya gülümsedi. “O zaman çok kısa kalacağım, daha sonra gitmem gereken bir yer var. Akşama söz yine gelirim, uyurken bana masal okursun.” 

 

Leyla kıkırdadı. “Sen bana okuyacaksın akıllım ama ben masal sevmem.”

 

“Sen okumayı biliyorsun,” derken küçük kızın burnunu parmaklarıyla sıkıştırıp serbest bıraktı. “Nasıl öğrendin diye sormuyorum bile Leyla, baban bir dahi çocuğu da deha olacak.” 

 

“Bana diyene bakınız,” derken kapıyı açtı Oğuzhan. “Annesi de bir deha ve Leyla okumayı kendisi öğrendi, adını yazmayı öğreniyordu bir baktık alfabeyi çözmüş.” 

 

Açılan kapıdan kucağında Leyla’yla çıktı. “Şaşırmadım. Yerimize yetiştirmemiz gereken insanlar olacaktı.” 

 

Asansörün tuşuna basan Sümeyra’ya yandan baktı. Bir süre gıcık gideceği belliydi. Sümeyra da bunu hissediyordu. 

 

Asansöre birlikte binip, aracın arkasına yerleştiler. Yol boyunca Ruken’in kucağında inmemişti Leyla. Sürekli konuşuyordu ve o konuşurken Ruken onun kurduğu cümlelere hayran oluyordu, cevaplara verdiği anlık tepkileri daha çok yetişkin bir insanı anımsatıyordu. 

 

Kendi oturduğu siteye giden yoldan aldığı bakışlarını Oğuzhan’a çevirdi. “Bu yol?” 

 

Oğuzhan gülümseyerek göz kırptığında Ruken’in dişleri birbirine değdi, gözleri kısıldı. “Sen benim oturduğum yerde mi oturuyorsun?” 

 

“Bir sokak arkandayım.” 

 

“A!” diye bağırdı Leyla, edilen hiçbir sözü kaçırmıyordu. “Aynı yerde mi evlerimiz?” 

 

Oğuzhan dudaklarını birleştirip başka söz etmedi. Gelecekte onu daha büyük bir sıkıntı bekliyordu, ona göre her yer her yol Ruken’di ama kolay olmayacak gibi bir hisse kapılmıştı. 

 

Ruken, Leyla’nın yanında bir şey diyemediği için küçük kıza dönüp gülümsedi. “Ya evet, canım. Bana yürüyerek bile gelebilirsin.” 

 

“Anneler babalarla yaşamıyor mu?” diye sorarken gözleri kocaman açıldı. “Öyle olması gerekiyordu.” 

 

Ruken onun şaşkın tepkisine gülümsedi. “Sonra bunları konuşacağız, tamam mı?” 

 

“Tamam,” dedi ama kollarını sımsıkı sardı Ruken’in boynuna. Ruken’in kurşun bakışları Oğuzhan üzerindeydi. 

 

En az kendi evi kadar görkemli yapıdan içeri girip asansöre ilerledi. Leyla onun kucağından bir an olsun inmiyordu. Ev, kendi evinden üç kat daha büyüktü. Ev üç cephesini camların kapladığı bir yapıydı, kendi evi iki katlıydı ama bu ev dört kattan oluşuyordu. Leyla’nın odasına, Oğuzhan’ın yönlendirmesiyle girdi. 

 

Bir duvar yerden tavana bebekti. Mor tüllerin süslediği prenses yatağına ilerleyip Leyla’yı kucağından indirdi. Saçlarını geriye toplayıp küçük suratını elleri arasına aldı. “Şimdi yemeğini yiyecek ve yatağından hiç çıkmayacaksın, anlaştık mı?” 

 

Zeki bakışlarıyla başını salladı. “Yemeğimi bitirene kadar benimle kalacak mısın?” Solgun yüzü daha çok üzgündü Leyla’nın. 

 

“Kalacağım ama sonra gideceğim. Akşam yine geleceğim. Sonraki akşamlar da geleceğim, ben çalışıyorum, gündüz evde değilim ama akşamları mutlaka geleceğim. Üzerini değiştirelim, sen dinlen. Bana kıyafetlerinin yerini gösterecek misin?” 

Yataktan zıplayarak indi, dolabının önüne geçip sürgüyü çekti. “Burada,” derken gülümsüyordu. 

 

Gözüne kestirdiği pijamaları alıp Leyla’ya döndü. “Banyoya git ben de geliyorum.” 

 

Leyla banyoya uçarak girerken Ruken, Oğuzhan’ın dibine kadar girdi. “Şu işim bitsin sonra senin banyonu göreceğim, umarım küvet vardır çünkü seni orada boğacağım.” 

 

Boynunu sağa sola yatırıp esnetti, ela gözlerini kısarak indirdi. “Bekliyorum.” Odadan çıkarken Ruken onun pişkin tavrına dişlerini sıktı. Banyoya geçip Leyla’ya kısa bir duş aldırıp saçlarını kuruttu. Anneliğe yabancı değildi çünkü bir düzine yeğeni vardı ve ablalarından Nazlı’dan çok şey öğrenmişti. Üçüzlerle çok gece uykusuz kalmışlıkları vardı, alışkındı. 

 

Yemeğini yedirip, ilaçlarını verdiği Leyla’nın yanağına kocaman bir öpücük kondurup akşam geleceğini tekrar ederek uykuya gönderip çıktı odadan. Elindeki tepsiyle olduğu yerde durdu bir süre. Neler yapıyordu? Neredeydi? Bu akış başını döndürüyordu ve Nihan Hanım’ı hâlâ görmemişti. Tahmininden çok daha çetin bir kayınvalideyle burun burunaydı. 

 

“Uyudu mu?” 

 

Oğuzhan’a dönerken tepsiyi koridordaki konsolun üzerine bıraktı. “Annen nerede, neden göremiyorum?” 

 

“Annem evde değil.” Ruken’in yüzüne bakamıyor oluşu, oğluna ettiği sitem sözleriyle ortadan kaybolmayı tercih etmişti Nihan. 

 

“Annen benden hoşlanmıyor sanırım?” 

 

“Sorun o değil.” 

 

“Bir sorun var yani?” Saçları nemli, sabun kokularının yayıldığı adama yaklaştı. “Bunca zaman benim iki adım ötemde oturuyordun ve bana bunu söylemedin. Bana geldiğinde siteye nasıl girdiğini bile sorgulamadım. Adam diplomat bozuntusu bir ajan dedim, ülkeler arası kimlik gösterip geçiyor, siteye girmesinde ne zorluk var ki diye düşündüm. Sen beni daha ne kadar aptal yerine koyacaksın?”

 

Ruken’in arkasına dolanıp sırtından iteklemeye başladı. “Şu sondaki oda benim odam, orada istediğin kadar bağırabilirsin.”

 

“Salona inmeyi tercih ederim,” diyerek arkasını döndü ama elinden tutan adam onu odaya çoktan yaklaştırmıştı. Kapıyı açarak içeri çekti, karşısına geçip tepeden baktı. 

 

“Ben bu evi İstanbul’a ilk geldiğim gün aldım Ruken.” 

 

“Ben de onu diyorum, sen nesin, kimsin? Kulüpte beni görüyorsun, ne giydiğime dikkat ediyorsun, benim ödül törenimi izliyorsun. Evimin dibinde ev alıyorsun, benimle bir projeye imza atıyorsun, seninle aynı evde iki ay yaşadım ben, birden kızına anne oluyorum.” 

 

Hafif sert sesini yine de yükseltemiyordu. Odalar arasında mesafe vardı ama Leyla’nın duymasını istemiyordu. Sözleri beyninde yankı buluyordu, bu sözlerinin tamamını birleştirmesi, karşısındaki adamda ilk kez kocaman bir soru işaretine neden oluyordu. 

 

“Oğuzhan Kara’yım.” Ruken’in öfkeli kahve gözleri hiç tekin değildi ama devam edecekti. “Ben bir Kara’yım.” 

 

Suskunluğu birkaç saniye sürdü, gözleri kısılıp başını geriye çekti. Ağızı dolu dolu ‘ben bir Kara’yım, diyen adamdan ne çıkaracağını düşündü. “Ne demek istiyorsun?” Sesi fısıltı kadar usul çıkmıştı. 

 

“Kim olduğumun seninle bir ilgisi yok, gerçekten. Evet, seni ödül töreninde izledim, çok beğendim yalan söylemedim ama öncesinde seni tanıyordum. Seni tanımam o kadar zor değildi, biz aynı işe gönül verdik, seni tanımam sorun olamaz.” 

 

Ruken duyduğu cümleleri birleştirmeye uğraşıyordu, neye çarptığını anlamak için deliriyordu. 

 

Ruken’in daha fazlasını bekleyen bakışlarıyla odasının içinde gözlerini gezdirip kadına döndü. “Döndüm ve seni tanımak istedim, sevgilin varmış yokmuş ilgilenmedim ama seni de baştan çıkarmadım. Her şey kendiliğinden oldu, seninle çalışacağımı her şeyimin üzerine yemin ederim ki bilmiyordum, döndüğümde öğrendim.” 

 

Ruken bir adım geriye çıktı. “Hasta mısın sen? Saplantı haline mi getirdin beni?” 

 

Bir adım daha yaklaştı Oğuzhan, yüzü hiç bu kadar tedirgin bir hâl almamıştı. Şimdi gerçekten korkuyordu, kendini anlatamazsa Ruken onu harcayacaktı. “Hayır, hayır öyle düşünme! Çıldırdın mı? Asla öyle bir şey yok. Bendeki seni, sen var ettin, saplantı falan değil.” 

 

Bir adım daha geriye çıktı. “Anlattıkların başka bir açıklamaya yer vermiyor Oğuzhan, korkutuyorsun beni.” 

 

Ruken’in üzerine gitmekten vazgeçip durdu. “Arıyı senin yaptığını öğrendiğimde merak ettim, öyle başladı ama saplantı değil. Seni merak etmemin başka bir nedeni daha vardı, neden hiç basit değildi ve ben seni tanımak istedim.”

 

Daha fazla karışıyordu, her an çıkmaza giriyordu. “Bilmece gibi konuşmayı bırak!” Elleri iki yanına sertçe açılmıştı. “Ben neyi atladım?” 

 

Derin soluğunu alıp verirken gözlerini anlık kapatıp açarak ela gözlerini endişe içinde bekleyen kadına çevirdi. “Ben…” dedi, sözlerin devamı onları nereye götürecek bilemedi. “Benim babam senin babanın kuzeni, amca çocukları, abin benim kuzenim dolayısıyla sen de ve hayatta kalan son beş Kara erkeğinden biriyim.” 

 

 

Ruken’in hızla büyüyen gözleri, tutulan nefesi, bir adım geriye çıkışıyla sırtı camlara değdi. Oğuzhan’ın sözcükleri aklında yer ediniyordu. Karşısındaki adam onun kanından geliyordu ve bunu aylardır ondan gizliyordu. Yüreğinin ortasında açılan delikten hüsran sızıyordu. Kandırılmıştı. 

 

“Sen benim kuzenimsin!” Sesi kendine bile yabancıydı. Kederden duvarları yıkılıyordu. 

 

“Sayılırım ama o kadar yakın değiliz, büyük büyük dedemiz aynı kişi. Bu bizi kuzen adı altına saklamaz.” 

 

“Bunca zaman benden sakladın.” Gözleri doluyordu, kırılmış kalbin sancısı gözlerine hücum ediyordu. “Kandırdın beni.” Neden bu yalana ihtiyaç duyduğunu bile anlamamıştı.

 

İki adımda yanına ulaşıp kadının başını elleri arasına aldı. “Öyle düşünme, niyetim o değildi. Sen çok hoş bir kadındın ve ben seni hiçbir bağ olmadan tanımak istedim.” 

 

“Beni kandırdın,” diyerek başını iki yana sallarken gözyaşlarını serbest bırakmıştı. 

 

Islak gözlerine, alnına dudaklarını bastırdı ecele bir şekilde. Onu aksine nasıl inandıracağını bilemiyordu. “Yemin ederim öyle yapmak istemedim. Karşına geçip ‘Merhaba, ben senin akrabanım’ demek çok saçma gelmişti. Seni tanımak istedim, sadece seni. Aramızdakilerin gelişmesini istedim ama her şey kendi çözüldü. Buraya geleceğimiz isteğim olsa da planım değildi.”

 

 

Oğuzhan’ın sözleri ona hiçbir şey anlatmıyordu, açıklamıyordu. Onu tatmin etmiyor, aksine daha çok acıtıyordu. İterek uzaklaştırdı Oğuzhan’ı. “Çok eğlendin mi beni kandırırken, nasıl iyi anlattım mı sana ailemi? İçlerine girdiğinde yabancılık çekmeyeceğin kadar anlatabildim mi?” 

 

“Saçmalama Ruken!” Sesi sert çıkmıştı, niyeti asla bu olmamıştı. “Ben sizin içinize girecek olsaydım bunu yıllar önce yapardım. Abin ve baban benim varlığımı unutmuş olabilir ama ben sizi çok uzun yıllardır tanıyorum. Ben, benim kanımdan olan bir kadının başarısını beğendim, merak ettim, tanımak istedim.” 

 

“Tanıdın mı? Nasıl iyi miydi Ruken? Çok eğlendirdi mi seni, yatağını da ısıttı, hoşuna gitti mi?” İster istemez yükseltmişti sesi ve Leyla aklına geldi. “Beni kendine mecbur ettin,” dedi, yıkılmış sesiyle ve yüzüyle. “Beni kızınla kendine mecbur ettin değil mi? Bu oyunlarından biriydi.” 

 

İki elini havaya kaldırıp sertçe çıkıştı. “Ona seni anlatmadım, bunu sen de biliyorsun. Anla artık her şey kendi gelişti. Oyun oynamadım, oynamıyorum.” 

 

Ruken ona inanmıyordu, söylediği hiçbir şeye inanmıyordu. Bir anda tüm gerçekleri yerle bir olmuştu. “Sana inanmıyorum.” 

 

“İnanacaksın!” Kendinden emin yaklaşıp kadının dibine kadar girdi. Üstten bakarak fısıldadı. “Başka bir şey yok, hepsi bu ve benim nazarımda bu hiçbir şeyi değiştirmeyecek.” 

 

“Sen öyle zannet, girdiğin hızla çıkartırım seni hayatımdan.” Kalbi acıya acıya yaklaştı. “Aklın durur!” 

 

“Öyle zannetmesi gereken biri varsa o da sensin. Ben sana oyun oynamadım ama gerekirse en güzelini oynarım.” Başını eğerek yaklaştı, Ruken’in dudaklarına odaklandı. Hırsından gerilmiş dudakların anlaması gerekenler vardı, Oğuzhan’ındı ve onun kalacaktı. “İçimdeki manyakla oynama Ruken, kızmakta haklısın başım üstünde yerin var, dünyayı bana zindan edebilirsin ama bir adım uzağa gidemezsin.” 

 

“Hastasın sen hasta.” İki eliyle önünden itekleyerek uzaklaştırdı. Kapıya doğru adımlarken geri döndü. “Sana hissettiğim ne varsa kan içinde, yaktın attın sana olan güvenimi.” Gözleri dolu dolu öne bir adım atıp işaret parmağını kaldırdı. “Sözlerinin birine bile inanamıyorum. Bitti!”

 

Hırsla döndüğünde bileğinden yakalayıp kendine serçe çevirdi. Ya inanacaktı ya da inanacaktı. Bitecek hiçbir şey yoktu. O kızının annesi, kendisinin de ebedi sevgilisiydi. Bileğini çekiştiren kadının iki bileğini birden kavrayıp hareket alanını kısıtladı. Dolu gözleri şimdi tek tek incilerini döküyordu. Bu kadar kırılacağını asla tahmin etmemişti, içi ezilirken dik durması gerektiğini biliyordu. 

 

“Şimdi kırgın ve kızgınsın, bu derece kırılacağını düşünmemiştim. Ben bu kararı alırken belki de o evden yine iki yabancı olarak ayrılacaktık, istekler gerçeklere gebe değildir Ruken. İstedim diye benimle olmadın, biz birbirimizi istedik.” 

 

“Tam iki ay!” diye bağırdı. “Bir gün olsun düşünmedin bana açıklamayı. Her an her saniye bile bile oynadın benimle, ben sana nasıl inanayım sevgili kuzenim? Çok geç!” dedi bileklerini kurtardı. “Gelmeyeceğim. Leyla’yı Selim’le gönderirsin.” 

 

Kapıdan çıkıp asansöre binmek yerine merdivenleri tek tek inmeye başladı. Çantası girişte kalmıştı, onu alıp bu evi sonsuza kadar terk etmek istiyordu. Arkasından gelen ayak sesleriyle daha sert basıyordu zemine. Gözyaşları indikçe elinin tersiyle siliyordu. İnanılmaz bir acı yakıyordu yüreğini, tam ortasından alev alev. 

 

Çantasını alıp çıkışa aynı hızla ilerledi. Kapıyı açıp çıktı. Bahçe kapısına yaklaştığında korumaların açmasıyla kendini evin dışında buldu. 

 

“Ruken,” diyen sese dönmedi. Evi bir alt sokaktaydı, köşeyi dönerek evinin olduğu sokağa girecekti. “Gelme!” diye bağırdı dönmeden. 

 

Köşeyi döneceği anda topuğu yan döndü, sağına eğildiğinde derin bir acıyı tüm bedeninde hissetti. Yanındaki evin duvarına tutunurken çığlık atmamak için dudağını ısırdı. Gözyaşları şimdi daha hızlı akıyordu, dudaklarından kaçan hıçkırıkla yere çöktü. Gelmiş geçmiş tüm acıları bir anda üzerine yıkılmış gibi hissediyordu, paramparçaydı. 

 

“Ruken,” diyen kederli sesle birkaç kez hıçkırdı. Yanına eğilen adamın bir eli ayağına, diğeri saçlarına ilişmişti. “Dokunma bana!” diyerek itti Oğuzhan’ı ama adam bir milim bile kıpırdamadı. 

 

“Çek ellerini!” 

 

İşittiği başka bir sesle gözlerini kapattı Ruken. O ses acı ve en kuvvetli volkanın haykırışı gibiydi. “Abi,” diyerek tekrar hıçkırdı. 

 

Oğuzhan, tanışması gereken adamla, en olmadık anda yüz yüze geldi. Bugün yanlış anlaşılmalar günüydü. Ellerini çekmemişti, çekmeye yeltenmemişti. Başını kaldırıp baktı Karahan’a, kendisi ne kadar hüsranla bakıyorsa Karahan da o kadar öfkeli bakıyordu. 

 

Ruken’e elini uzattığında hızla abisinin elini kavradı. Karahan’ın yukarı güçlü çekimiyle kendini abisine sarılırken buldu.  Sürekli ağlıyor, abisine daha sıkı sarılıyordu.

 

Oğuzhan ağır ağır doğruldu. Söyleyecek sözleri çoktu ama hiçbirinin sırası değildi. Gözlerinin içine bakan kara öfkeli bakışlara karşı sert bir ifade takındı. İki adam da birbirine bakıyordu, her ikisi de öfkeli ve sert görünüyordu. Karahan, kardeşlerinin tek bir damla gözyaşına dayanamazken karşısındaki adam en değerlisini ağlatıyordu. 

 

“Gözüm seni görmesin Oğuzhan Kara.” 

 

Ruken duyduğu sözlerle kaskatı kesildi. Abisi biliyordu, ne kadarını biliyordu? Kendi aptallığına bir kez daha içi yandı. 

 

“Beni daha çok göreceksin Karahan Kara.” 

 

Ruken ikinci bir kasılmanın bedenini istila ettiğini hissetti. Abisi tekin bir adam değildi ama Oğuzhan da değildi. Burada oluşacak en ufak şeye asla müdahale edemezdi. 

 

Karahan parmağını kaldırıp sert bir dille söyledi. “Gebertirim seni, cesedini bile bulamazlar.” 

 

“Aynı şeyler senin içinde geçerli, o senin kardeşinse benim de kadınım! Onu benden kimse alamaz! Anladın mı?” 

 

Kadınım sözcüğü Ruken’i yerin dibine sokarken, abisinin bu sözle delireceği gerçeği zihninde çarptı. “Abi,” dedi yalvarır gibi. 

 

Karahan, Ruken’in belinde olan elini bastırdı. Ruken o baskıyı derisinin altında hissediyordu. “Senin ecelin gelmiş, cami duvarına bekliyorum.” 

 

“Geleceğimden şüphen olmasın, sevgili kuzenim.” Sert sesi, kaskatı suretiyle Ruken’e son bir bakış atarak arkasını dönüp evine yürüdü. Yapabileceği şeyler şuan için sakıncalıydı. Eceline bile yürüyecek olsa gözünü kırpmadan koşardı, ucunda Ruken vardı, gerisi yalandı.