Eski odasında, yatağında, ayağındaki bandaja bakıyordu. Birkaç gün evden çıkamayacak olmak azap gibiydi hem de baba evinden. Ruken kendi evini istiyordu ama abisi buna asla izin vermemişti. Diklenme kotasını doldurmuş olması bir yana şahit olduğu olayın henüz etkisi geçmiş değildi, etki etmiş bile değildi. 

 

Ayağı düzelinceye kadar sesini çıkarmamaya karar verdi. Odasının dört bir yanını saran ablalarına bakıyordu. Nazlı da kapıdan girince kadro tamam olmuştu. “Evet, başla.” Nazlı yatağın ucuna oturup Ruken’e döndü. “Abin yanardağ gibi, zor tutuyorum. Bir an önce neler döndüğünü topluca bilmek istiyoruz.” 

 

Ruken neresinden tutacağını bilmediği konunun sıkıntısıyla ellerini kucağında birleştirip yüzünü astı. “Aşık oldum hem de bir yalancıya.” 

 

“Yalancıya aşık olunmaz, aşık olunur o sonra yalancı çıkar,” dedi Duru. “Bunu bizden ne kadar zamandır saklıyorsun Ruken?” Alınmış gibi görünüyordu, sesi de hiç normal değildi. 

 

Ablasına kaçak bir bakış atıp tekrar eline baktı. “Ankara’da tanıştık, proje arkadaşımdı sonra bir anda sevgilim oldu.” 

 

“Bir anda sevgili olunmaz, önünde neler oldu?” dedi Nil, bir ayağı yere ritmik vuruyordu. 

 

“Hiçbir şey, öyle ani gelişti.” Ablaları hiç sakin görünmüyordu, kıvırma yöntemine başvuruyordu. 

 

“Hiçbir şey olmuyorsa nasıl sevgilin oluyor?” diye çıkıştı Hare. “Biz burada bostan korkuluğu muyuz? İnsan gelir ablamız var der iki laf eder. Biz de senin yalnız ve üzgün hâlini konuşup kendi kendimize dertleniyoruz. Hanım almış bohçasını kaçmış sevgiliye.” 

 

Nazlı göz devirip arkasında dikilen görümcelerine döndü. “Şunlara bak şunlara, zannedersin melek. Bir susun da kız konuşsun.” 

 

Abilerinin biricik güneşine tek laf etmeyecek kadar zeki görümceler yüzlerini yana çevirip sessizliklerini takındı. Nazlı da Ruken’e dönerek, “Anlat doğru düzgün.” 

 

Derin bir nefes alarak parmaklarıyla oynamaya devam etti. “İki ay aynı evde yaşadık, bir ay arkadaş gibi takılıp, birbirimizi tanıdık ki zaten başka amacım yoktu. Evde ikimiz vardık, her anı paylaşıyorduk. Ben ondan etkilendiğimi hissettim, bunu ona hissettirdim, konuştum. Daha sonra Kenan geldi, ben onunla konuşacaktım ama o bana Hazal’dan bahsetti ve gitti.” Üstünkörü anlatıma mecburdu. Uzun uzadıya anlatılacak, çay sohbeti değildi. Tekrar nefes aldığında geri kalanını anlattı. Dün gece olanları, Leyla’yı da atlamadı. 

 

“Kuzen mi?” Üç kadının şaşkın sesine Nazlı dahil değildi. Karahan bir süredir kardeşinin peşindeydi ve Nazlı duruma vakıftı. İsmini öğrenen Karahan soluğu Yiğit’in yanında almıştı. Ruken’le Oğuzhan’ın aralarında geçenleri bilmiyordu ama öğrenecekti. 

 

“Kandırdı beni, yalan söyledi.” 

 

Duru’nun gözleri aralandı. “Allah’ım…” diyerek inledi. “Ben Oğuz’u hayal meyal hatırlıyorum. Annesi annemin cenazesine gelmişti ama yanında çocuk yoktu.” 

 

Ruken’in dolan gözlerine bakan ablaları iki yanını sardı. “İnsan akrabasını tanımaz mı?” dedi Ruken hıçkırarak. “Ben aptalım, ben gerçek bir aptalım. Adını bile duymamıştım, insan bir kez bahsetmez mi?” Duru ablasına hitaben konuşuyordu. 

 

“Çok uzun yıllar önceydi Ruken,” dedi Duru. “Annemle çok yakındı annesi, bize çok gelir giderlerdi. Sonra birden gittiler, nedenini bile bilmiyorum. Babasının öldüğünü hatırlıyorum, annesi onu alıp gitmiş olmalı. Çok küçüktüm, hayatımızdan çıkıp bir daha da gelmediler. Babam ve abim daha iyi bilir.”

 

Ruken yanındaki ablası Duru’ya döndü. “Şimdi duyacağım hiçbir şey olanı değiştirmeyecek. Bana iki ay boyunca tek söz etmedi. Kandırdı, yalan söyledi.” 

 

Ruken’in ayağının ucunda oturan Nazlı, kızın üzgün hâline bakıp iç çekti. “Gerçeği saklaması hoş olmamış ama ne bekliyorum ki o da bir Kara erkeği… Ayarları yok bu adamların.” 

 

“Nasıl biri?” diye sordu Nil. “İki ay diyorsun, seni baştan mı çıkardı? Zorladı mı?” 

 

Ruken başını iki yana salladı. “Hiçbirini yapmadı. Öyle biri değil, Oğuzhan benim içimdeki tüm boşlukları doldurdu, kendine hayran bıraktı aşık etti ama yalan söyledi.” 

 

“Yaptığı bir hata tüm doğruları sildi,” diye mırıldandı Hare. “Açıklamasını yapmadı mı?” 

 

“Yaptı, kuzen olduğumuzu söylemek istememiş, onu bir yabancı gibi tanımamı istemiş, aramızda bir şey olmasını istiyormuş, bana söylememe sebebi buymuş.” 

 

“Nasıl yani?” dedi Duru. “Seni tanıyor muymuş?”

 

“Sadece beni değil, yıllardır hepimizin varlığından haberdarmış, yaptığım arının bir benzerini de o yapmış, o zaman beni tanımak istemiş. Ailesinden birinin arıyı yapması ilgisini çekmiş. Ödül törenimi izlemiş, ardından Rose Continet’da beni izlemiş, doğum gününde. Ödül törenini izlediğini söylemişti ama kalanını yeni öğrendim.” 

 

Nazlı gülümsedi, dört kız kardeş ona dönünce küçük bir kahkaha attı. Görümceleri ona şaşkınlıkla bakıyordu. “Karahan geldi aklıma, salak şeyler. Ne kadar seviyorlar gizemi.” 

 

Nazlı’nın gülüşüyle ağlaması hız kazandı. “Kandırdı diyorum Nazlı abla, sen gülüyorsun.”’

 

Nazlı gözlerini kısıp baktı Ruken’e. “Ruken, bana hamile olmadığını söyle.” 

 

Ablalarının ağzı açık kalırken üçü de Ruken’e dönmüştü. Ruken’in bakışları önüne düştü. Hızlıca tarihleri zihninden geçirdi. 

 

“Birlikte mi oldun?” dedi Nil. “Salak, tanımadığın adamla birlikte mi oldun?” 

 

“Ruken!” diye çıkıştı Duru. 

 

“Yuh yuh,” dedi Hare. 

 

“Size ne!” diyerek ellerini havaya açtı. “Size mi soracağım? Allah Allah ya, istedim oldum ayrıca o mükemmel bir erkek tamam mı?” 

 

“Belli belli,” dedi Nazlı. “Çok da cengaver, abine kadınım demiş.” 

 

“Oha,” diye bağırdı üç abla da aynı anda. Nazlı’dan Ruken’e dönen bakışların sahiplerinin nutku tutulmuştu. 

 

“Hem yalancı hem mükemmel, o nasıl oluyor?” diye sordu Duru. 

 

Ruken’in eceli gelmişti, öleceğini hissederek göz devirdi. “Yalancılığını çıkarıp konuştum.” 

 

“Sen bu adamı seviyorsun,” dedi Nazlı. “O da belli ki seni seviyor, kesin hamilesin sen! Kalıbımı basarım, Kara kadınları -Nil hariç ben dahil- çocuk yapmadan evlenemiyor. Zavallı kocam katil olacak, korkuyorum.” 

 

“Hamile değilim, ağızından yel alsın.” 

 

Nazlı ayağa kalktı. “Ben gideyim, kükreyen aslanıma usulünce anlatayım şu işi, bu adam bizim başımızı ağrıtacak sonunda da seni alacak, bunu düşünerek hareket edersen topluca iyiliğimize olur.” 

 

“Dur!” dedi Ruken, sırtını yatak başlığında aldı. Nazlı, abisine ne diyeceğini çok iyi bilirdi, o konuda bir şüphesi yoktu Ruken’in. “Abime Leyla’dan bahseder misin? Buraya getirirler, beni görmek isteyecektir. Dün gece çok hastaydı, merak ederim. Abim olay çıkarmasın.” 

 

“Tamam, merak etme. Küçük bir çocuğa ne diyebilir Karahan?” Havadan öpücük atan Nazlı kapıyı açıp çıktığında Karahan’ı kapının önünde dönerken buldu. 

 

“Ne diyor?” diyen Karahan, meraktan Nazlı’nın gözlerinden içeri girecek gibiydi. Nazlı gülümseyerek kocasının koluna girip merdivenlere yönlendirdi. “Ya bu iki manyak ne yapmış biliyor musun?” 

 

“Yüreğime inecek Nazlı’m.” Karahan’ın sesi bile acı çekiyordu. 

 

“S-400 yapmışlar, o arada da birbirlerine aşık olmuşlar.” 

 

Karahan durup karısına döndü. Gözlerini birkaç kez kırpıştırdı. “Gerçekten mi?” 

 

“Gerçekten, gel anlatacağım.” Kocasının koluna tekrar girip ona kendince anlatırken Karahan’ın öfke ritmi çokça düşmüştü. Sandığı kadar kötü bir şey olmadığını düşündü yine de Oğuzhan’ın ağzıyla burnu yer değiştirecekti. “Kadınım dedi, Nazlı!” diyerek kaşlarını çattı. “Benim kardeşime kadınım dedi.” 

 

“Benimsemiş demek ki Kara’m. Artık nasıl seviyorsa öyle görüyor olmalı.” Nazlı kendi usulünce bildiklerini aktarırken Karahan’ın yüzü şekilden şekile giriyordu. Oğuzhan’a olan öfkesi katlandıkça Nazlı yumuşatma sistemini harekete geçiriyordu. 

 

“Nihat’a ve Nil’e madalya takacağım, ben bıktım bu işten.” Karahan söylenerek salondan çıkarken Nazlı babasının yanına gitmek için arka bahçeye yürüyordu. 

 

 

 

 

Akşam güneşi batarken en üst katta terastan İstanbul’u izliyordu. İnanılmaz ağrıyan kalbine ah edip duruyordu. Gerçeği en önce söylemiş olsa durumun nasıl bir hâl alacağını düşünüyordu. Hata mı etmişti, emin değildi. Bir yabancı olarak sevilmek istemesi başına ne işler açmıştı. Hayattaki tek akrabalarıyla ters düşmesi bir yana sevdiği kadını kırmıştı. Gözlerini hüsranla kapatıp açtı. Ayağını merak ediyordu ama arayamıyordu. Ruken o telefona asla cevap vermezdi. 

 

Kızını kendi götürse olay çıkardı. Ruken’i görmesi gerekiyordu, babasının evinde olduğunu biliyordu. Kendi evinde olsa birçok şansı olabilirdi ama köşeye sıkışmıştı. Sabır dedi içinden, sabır. 

 

“Biz çıkıyoruz,” diyen annesine döndü. Annesi de ona kızgındı ama belli etmiyordu yine Oğuzhan bunu anlayacak kadar tanıyordu annesini. 

 

“Onu da gör, ayağını merak ediyorum.” Arkasını dönen annesinin ardından ilerledi. Aşağıya inip hazır bekleyen kızının yanına diz çöktü. Hâlâ oldukça solgun görünüyordu ama annesine gidecek olmasının mutluluğunu yaşıyordu Leyla. 

 

“Babaannem, annemin hasta olduğunu söyledi, ben gidecekmişim yanına.” 

 

“Görmek istiyorsan?” dedi babası. 

 

“İstiyorum. Onu görüp gelecekmişiz, anne ve babalar aynı evde yaşardı değil mi baba?”

 

“Şimdilik bu şekilde olacağız ama söz o günlerde gelecek. Şimdi anneni gör ve gel.” Kızının yanağına bir buse kondurup kucağına aldı. Arabaya kadar kucağında taşıyıp arka koltuğa oturttu. “Annene benim için bir şey söyle olur mu?” 

 

“Tamam, ne söyleyeceğim?” 

 

“Babam seni almaya gelecekmiş, dersin.” Kocaman gülümsedi kızına, Leyla da babasına gülümseyerek başını salladı. 

 

Giden aracın ardından bakarken kendini bir zavallı gibi hissediyordu. 

 

Araç Atabey Malikanesine girdiğinde Nihan derin bir nefes bıraktı. Göreceği insanlarla kan bağı yoktu ama yürek bağı vardı. Meral Kara öldüğünde çok üzülmüştü, Meral onun olmayan ablası gibiydi; şimdi çocuklarını, torunlarını ve Turgut abisini görecek olması heyecanlandırmış, mutlu etmişti fakat nasıl karşılanacağı hakkında tereddüt yaşıyordu. Bir diğer yandan da oğlunun Meral’in kızını sevmiş olması gerçeği yüreğini ısıtıyordu. 

 

Aracın kapısı açılıp ayağını zemine bastığında gördü abi gibi gördüğü adamı, yaslanmış yıllar çok şey götürmüştü. En kötüsü sevdiği kadını almıştı hayat ondan. 

 

Turgut Kara, Nazlı ona bahsettiğinden bu saate hevesle bekliyordu. Kimin geleceğini bilmiyordu ama içten içe mutlu olmuştu. Ne fark ederdi, Oğuzhan da olabilirdi gelen, Nihan da. İnanmakta zorlanmış olsa da kızının bahtında Oğuzhan olacağını hayal bile edemezdi. Kafası şu an karışıktı ama Nihan’ı görmenin mutluluğunu yaşıyordu. Kollarını açtı kadına, gülümsüyordu. 

 

Nihan gözleri dolu dolu yaklaşıp sıkıca sarıldı. Dolan gözleri birkaç damla olarak indi. “Abi,” derken sesi titriyordu. 

 

“Nihan, inanamıyorum. Hoş geldin.” Turgut Kara da Nihan’dan farklı değildi. Değişik mutlu bir hüzün dolanıyordu başları üzerinde. 

 

Karahan uzaktan izlerken ciğerlerini nefesle doldurup boşalttı. Nihan’ı hatırlıyordu, hem de çok net. Kendine de kızıyordu, bunca yıl aramadığı, sormadığı için. Sonuçta Oğuzhan’ın abisi konumundaydı, sonuçta kanından biriydi. Sırtında hissettiği sıcacık dokunuşla güneşine döndü. 

 

“Hadi Kara’m.” Nazlı buydu, en zor zamanların yardımcısı. Gülümseyerek karısını kolunun altına alıp ilerledi. Babasıyla Nihan’ın yanına ulaşıp elini uzattı. 

 

Nihan, Karahan’a bakarken bile ağlamak istiyordu. Babasının kopyası olan adama gözleri nemli bakıp, “Bir sarılma alırım diye düşünmüştüm,” dediğinde Karahan büyükçe gülümseyip sarıldı. 

 

“Hoş geldin, yenge,” dedi, yıllar öncede bu şekilde hitap ettiği kadına. 

 

Merdivenleri inerek yaklaşan kadınlara kısa bir göz atarak Nazlı’ya sarıldı. “Nazlı,” diyerek tanıttı kendini. 

 

Nihan gülümsedi. “Biliyorum, hep takip ettim.” 

 

Nil hatırlamıyordu, Hare’nin hatırlama şansı zaten yoktu ama Duru tereddüt etmeden sarıldı. Nihan, Duru’nun yüzünü elleri arasına aldı. “Annene bu kadar benzeyeceğini hep biliyordum ama anneniz bakışlarını Ruken’e vermiş, tıpkı onun gibi bakıyor.” 

 

Nil’e sarıldı, sıra Hare’ye geldiğinde Nihan tereddüt etti. Sarıldı ama kime sarıldığını bilmiyordu. 

 

“Benim kızım,” dedi Turgut Kara. Nihan’ın kaşları havalandı. “Senin kızın?” 

 

Hare gülümseyerek kenara çekilmeyi uygun gördü. 

 

“Evet, anlatırım,” dedi Turgut Kara. 

 

Arabanın içinde sıkılan, sıranın kendisine gelmeyeceğini anlayan Leyla atlar gibi zıpladı zemine. “Babaanne beni unuttun.” Babaannesinin bacağına sarılan Leyla’ya bakıyordu ev halkı. 

 

Nihan eğilip küçük kızı kucağına aldı. “Torunum, Leyla.” 

 

Hepsi, uzun sarı saçlı ela gözlü güzel kızı izlerken gülümsüyordu. Karahan yaklaşıp elini uzattı. “Merhaba Leyla, ben amcan Karahan?” 

 

“A,” dedi Leyla. “Benim amcam mı vardı?” Karahan’ın elini yetişkin gibi sıktı. Acı bir gerçeği dan diye vurmuştu ailenin yüzüne. “Annem nerede?” 

 

Masal gibi ortada dönen annesi Ruken’in, bir anda yüzlerine bir gerçek gibi çarpması hepsini bir anlık dondurdu. Toparlanan Duru oldu. “Yukarıda, ayağını incittiği için inemedi. Seni ona götürmemi ister misin?” 

 

“İsterim, sen kimsin?” diyerek indi babaannesinin kucağından. 

 

Duru elini uzattı, Leyla hemen kavradı. “Ben senin halanım, teyzende olabilirim sen hangisini istersen onu söyleyebilirsin. Ruken benim kız kardeşim.” 

 

Elinden tuttuğu kızı evin merdivenlerine ilerletirken anlatıyordu Duru ve hepsi değişik bir atmosferin içinde onları izliyordu. 

 

“Oğlum adına özür dilerim,” diyerek söze girdi Nihan. 

 

“Özür dileyecek bir şey olduğunu düşünmüyorum varsa bile o özür bize ait değil,” dedi Turgut Kara. “Hadi eve girelim, konuşuruz.” 

 

 

Kapısı aralandığında sıkıntıdan ölmek üzereydi, o kimdi boş oturmak kimdi. Bilgisayarı bile yoktu yanında, o olmadan nefes alamazdı ama aklı da yerinde değildi. Kalbinin ortasında yanan ateşten kurtulamıyordu. 

 

“Anne,” diyerek yatağın etrafını dolanıp yanına gelen Leyla’ya gülümsedi, doğrulup sarıldı. “Kızım, gelmiş.” 

 

Duru izlediği görüntüyle şaşkınlığı yaşıyordu. Sanki gerçek bir anne kız profilini izliyordu. Kapıyı çekerek çıktı, inanması güç bir gerçeği yaşamıştı. 

 

Yanına oturttuğu kızın saçlarını geriye taradı. “Ayağımı incittim Leyla, o yüzden gelemedim.” 

 

“Babam söyledi, ne oldu ayağına?” 

 

Baban yüzünden oldu diyemeyeceği için, “Topuklu ayakkabımın topuğu kırıldı,” dedi. “Acımıyor ama geçecek birkaç güne kadar. Sonra kendi evime gideceğim, oraya gelebilmen daha kolay olacak.” 

 

“Olsun, beklerim ben geleceksin nasılsa. Babam sana bir şey söylememi istedi.” 

 

Leyla’ya bakarken zoraki gülümsedi. “Ne dedi?” 

 

“Seni almaya gelecekmiş, öyle söyledi. Aynı evde yaşayacakmışız.” 

 

Gözleri kısılırken zoraki gülümsemesiyle sohbeti değiştirdi. “Kiminle geldin?” 

 

“Babaannemle geldim. Çok uzun boylu biri var aşağıda bana amcanım dedi. Beni getirende bana ben senin halanım teyzende olabilirim, dedi.” 

 

“Doğru demişler, o uzun boylu olan benim abim, seni getiren de benim ablam ve biliyor musun benim senin gibi küçük çok yeğenim var. Hepsi şimdi burada, seni onlarla tanıştıracağım.” 

 

“Ya?” Leyla’nın gözleri parladı. “Neredeler?” 

 

Ruken onun mutlu bakışlarına kahkaha attı. “Sen önce söyle bakalım, ilaçlarını aldın mı?” 

 

“Hepsini içtim.” 

 

“O zaman hadi atla.” Yanında duran koktuk değneğine uzandı Ruken. “Oyun odasında olmaları gerekiyor. Çok büyük kocaman bir oyun odası var, o kadar çok oyuncak var ki çok eğleneceksin.” 

 

Kapıdan çıkacakları anda durdu Ruken. Yeğenlerinin yanında ona anne diyecekti, üçüzler ve Ali Poyraz bunu sorgulayacak yaştaydı. “Ben onlara senin annen olduğumu söylediğimde anlatacaklarımı onaylamanı istiyorum, anlaştık mı?” 

 

Gözlerinden zeka akan Leyla gülümseyerek, “Tamam,” dedi. Merdivenleri zorla inerek salonu es geçti. Oyun odasına yaklaştıkça artan sesi hep sevmişti. Kapıyı açtığında yeğenleri durup onlara dönmüştü. Odanın içi savaş alanını aratmayacak derecede dağınıktı, her yer oyuncak doluyordu ve hepsi bir köşede kendi çapında eğleniyordu. 

 

“Hala,” diyen Aslınaz, Leyla’ya bakıyordu. Leyla ise dokuz çocuğu tek tek gözden geçiriyordu. En küçüğü Hare’nin küçük kızı Masal’dı. Duru’nun oğlu Poyraz kızı Berrak, Nil’in büyük oğlu Emirhan, küçük oğlu Ardahan ve üçüzler… 

 

“Size arkadaş getirdim.” Odaya girip kapıyı kapattı Ruken. “Leyla’ya merhaba demeyecek misiniz?” 

 

Karan yaklaştı önce, ardından Aslınaz. “Merhaba Leyla,” dedi Karan. 

 

Yere oturup Masal’ı kucağına aldı, yeğenlerini etrafına toplayarak masal anlatır gibi bir hikaye uydurdu. “Leyla’nın babasıyla biz arkadaş olduk, Leyla bana anne diyor, ben onun annesi gibi oldum…” diye başlayan cümleler kurdu kendini anlayacak olan yeğenlerine. 

 

En son Aslınaz’ın sözlerine göz devirdi Ruken. Bu kadar çekemezdi adı konulana. Kan bağı olsa anlardı Ruken ama Aslınaz’ı çözemiyordu. 

 

“Anladık hala anladık, Leyla’nın babası sevgilin.” 

 

“Aslınaz!” diyerek uyardı. Hare’ye benzeyen yeşil gözlerini kırpıştırdı Aslınaz. “Peki sustum.” 

 

Kızına bakmaya gelen Hare de oturdu yanlarına. Çocuklar eski oyunlarına dönerken Aslınaz, Leyla’yı çizdiği resmin yanına götürmüştü. Ruken ve Hare onları izlerken gülümsüyordu. “Ne kadar narin bir kız,” dedi Hare. 

 

“Ama çok zeki, onunla konuşurken yetişkin biriyle konuştuğumu hissediyorum. Annesizliğin verdiği bir gücü var, babasından aldığı zekası çok belli.” 

 

“Çok mu zeki?” Kardeşine yandan bakıp sırıttı Hare. “Eh bir füze kodlamak zeka işi tabii.” 

 

“Genetik zeka var Leyla da.” 

 

“Annesi nerede Ruken?” 

 

“Kayıp, babası merak etmiyor nerede, yaşayıp yaşamadığı bile umurunda değil. Leyla’yı hastanede bırakıp gitmiş, bir daha da arayıp sormamış ve bir İtalyan.”

 

“Bu ilk bakışta belli olmuyor ama değişik bir aurası var. İleride çok güzel bir kadın olacak.” 

 

“Babasına çok benziyor, gözleri aynı.” Kalbindeki can kırıkları acıttı, ablasının omuzuna yaslandı. “Sen olsan ne yapardın?” 

 

Dudak büktü Hare, Fatih’in de gizlediği şeyler olmuştu. “Gelişme sonucu etkilemeyecekse kendini üzmenin yersiz olduğunu düşünürdüm ama şimdiki ben düşünürdü bunu. Şu an senin gelişme kısmında takılmış olman gerçeği var. Biliyorsun, Fatih de bana en başta anlatması gerekenleri anlatmamıştı, aldatılmış hissi veriyor. Ama onu sevdiğin gerçeği değişmiyor. Kaybedilmeyecek değerler var, mutlu olacağına inanıyorsan peşinden gideceksin. Bu dünyada ekmeğin yerine koyabileceğin çok şey var, dünya ekmeksiz döner ama aşksız dönmez, onun yerine kimseyi koyamazsın.” 

 

“Bir aşk daha kaybedecek gücüm kalmadı. Kenan muhteşem bir adamdı ama olmadı. Şimdi gözümde gönlümde ondan başkasını istemiyor ama canımı yaktı. Bende durmuş kızına annelik yapıyorum.” 

 

“Hiç gocunuyor gibi değilsin, sen Leyla’yı benimsemişsin.” 

 

Karan’la konuşan Leyla’yı izliyordu. “Onun annesizliği yakıyor beni, kendimi görüyorum.” 

 

Hare derin bir soluk alarak kendi anneli annesiz günlerine döndü kısa bir an. “Bazı annelerin olmaması, olmasından daha hayırlı. Sen ona güzel anne olacaksın.”

 

“Ona anne olabilirim ama babasına bir şey olmayacağım.” Başını kaldırdı ablasının omuzundan. 

 

“Tuttu yine damarın. Mükemmel diyorsun, birlikte oluyorsun, bir aşkı daha kaybedecek gücün yok ama bir şey olmayacağım diyorsun. Bu ne yamam çelişki Ruken?” 

 

Omuz silkerek yeğenlerine döndü, izlemeye doyamadığı çocuklara. “Bana ne! Bu kadar şey oluyor, ben artık onun sevgisinden emin değilim. Saplantı, hastalık da olabilir, normal değil.”

 

“Bunu anlamanın bir yolu var, bekleyeceğiz.” 

 

Kapı açılıp içeriye Nil girdi. Yanlarına diz çökerek sırıttı. “Kalk kız, kayınvaliden seninle konuşmak istiyormuş.” 

 

“O neden ya? Ürküyorum ben o kadından. Cadı gibi bir şey, konuşmak istemiyorum.” 

 

Nil kahkaha atarken arkasından boğaz temizleme sesi geldi. Ruken yutkunarak arkasına dönerken kimi  göreceğini biliyordu. Mahcup bakışları kadının gülen gözleriyle buluşunca utanarak önüne döndü. Nil’e böceğe bakar gibi bakarak Hare’den yardım alıp ayağa kalktı. 

 

Ablaları içeride kalırken kapıyı çekip sesin kesilmesiyle kadına döndü. “Çalışma odasına geçelim,” derken değneğinin yardımıyla rahatça ilerledi. Nihan onu takip edip, açılan kapıdan geçti. 

 

Büyük odanın bir köşesine konumlanmış oturma grubuna yöneldi Nihan, Ruken de hemen karşısına oturdu. “Üzgünüm, oğlunuz bana sizi öyle bir anlattı ki, insan başka bir şey düşünemiyor. Birde beni görmeden çıktınız bugün evden, benden hoşlanmıyorsunuz sanırım?” 

 

Nihan bir anne şefkatiyle gülümsedi. “Oğlum kendini anlatamamış ki beni doğru anlatsın.” 

 

Bu kadar haklı bir tepki beklemiyordu Ruken. “Doğru, bana bir profil çizdi ama yalanmış.” 

 

“Evden çıktım evet ama sebebi yüzüne bakamıyor oluşumdu. Senin kimin kızı olduğunu bile bile bilmiyormuş gibi yapmak hoş değildi. Oğuzhan yaptı evet ama o ne anneni bilir ne babanı. Sen ona gerçekten yabancısın, bana değil.” 

 

“Bu yüzden vicdan yapmadan bana diklenebiliyor.” 

 

“Yüksek ihtimalle öyle, döndüğünde anlattı bana, öncesinde bir şey duymadım. Yaptığını savunmuyorum ama benim oğlum hasta olmayacak kadar akıllı bir adam. Sen onun için saplantı olamazsın.” 

 

Ruken kalbindeki kırıklarla başını iki yana salladı. “Ben bundan emin değilim. Güvenim yerle bir oldu, ona nasıl bir daha inanırım bilemiyorum.” 

 

Nihan derin bir soluk aldı. “Bak kızım, kızım diyorum sana çünkü annen benim en yakın arkadaşımdı. Sen benim ellerime doğmuş gibiydin. Annenle ben çok sık bir araya gelirdik, Oğuzhan ve sen birlikte oynardınız. Siz oynarken Meral ve ben size bakıp gülerdik, sohbet ederdik. Seni çok severdim, çok sevimli bir çocuktun.” 

 

Ruken ister istemez gülümsemişti. Oğuzhan’la küçükken oyun oynadığını bilmiyordu. İçinde bir yerlere hoş bir tını yayılıyordu. 

 

“Oğuzhan hayatında bir kadına güvendi, o da Leyla’nın annesiydi ki o da bu güvene ihanet etti. Oğuz kadınları saplantı hâline getiren biri hiç olmadı. Eğer sana bunu hissettiriyorsa belki de öyledir. Saplantı derecesinde seviyordur seni.” 

 

Ruken gözlerini kaçırdı. Bunu ondan hiç duymamıştı, şimdi etrafındaki herkesin o seni seviyor sözlerinin kifayeti yoktu nazarında. “Bilemiyorum, kızgınım ama daha çok kırgın. Kendimi kötü hissettirdi. Ben aylar geçmesine rağmen bunu fark edemedim, bu daha kötü hissettiriyor.” 

 

“Nereden bilebilirdin? Ben bu ülkeden yirmi beş yıl önce gittim. Annenle görüşüyorduk ama hayata veda edince babanla olan bağlarımız koptu. Bir soyadından yola çıkamazdın. Sen o zaman üç yaşındaydın, zaten ufak bir aileydik. Unutulmamız kaçınılmazdı.” 

 

“Hiç duymamıştım, ne abimden ne babamdan. Sizi ilk gördüğümde anımsadım, aile albümlerinde eski fotoğraflarınız var şimdi hatırlıyorum.” 

 

“Mutlaka vardır, sizin de bende fotoğraflarınız var.”

 

Ruken’in kaşları gülümsemeyle havalandı. Görmek isterdi de Oğuzhan her şeyi berbat etmişti. Nihan anlatmaya devam ederken zaman akşam yemeğine kadar ilerlemişti. Nihan’ı, Leyla’yı masada görmesi Oğuzhan’ın yokluğunu suratına çarparken en çok da kalbindeki boşluk nefesini kesiyordu, ne hissedeceğini çözemiyordu. Arada sıkışmış gibiydi. 

 

Eğer en başta ben senin kuzeninim deseydi, ne olurdu? Ruken bunu tüm yemek boyunca sormuştu kendine, tüm gece ve ertesi güne kadar, cevap kocaman bir boşluktu. Neyin değişeceğini bilmiyordu, bilecek zamanı da geçmişti.