Kasım 24, 2020

27. Kızımın Annesi

ile payelll

Muhteşem bir hafta sonunun ardından çalışmak hem zor hem de keyifli karmaşık bir hâl almıştı. Kafasının içinde dönenlerden kurtulmuştu. O güzel anları anımsadıkça gülümsüyordu. Kenan’ı karşısına çıkartan kadere minnettardı. Hem de çok. 

 

Hava kararmıştı, normalde bu kadar uzun kalmazdı holdingde ama cuma günü ertelediği tüm toplantılara gitmişti. Tatlı bir yorgunlukla koltuğunda gerildi. Aklına hamak gelmişti. Saatlerce uzanıp, sevdiği adamın kollarından uyuduğu o tatlı anlar… 

 

Kendi kendine gülümserken açıldı kapısı, bir çift yeşil gözünde kendine gülümsüyor olmasıyla ayağa kalktı. Odanın ortasında buluştular. Takım elbisesi içinde enfes çekicilikteki adama sarıldı. Belinde ve sırtında hissettiği o hoş baskıyla kollarını sıkılaştırdı. “Özledim.” 

 

Kenan şen bir gülüşle ayırdı kadını kendinden. Toplu kızıl saçlarına içli içli bakıp alnından öptü. “Dün geceden beri özlüyorum. Zor geldi seni eve bırakmak, çok fena alışıyorum Hazal.” 

 

“Bir de bana sor, tüm gün aklımda döndü Çaykara. Yine gider miyiz? Annen bana inekten süt almayı öğretecek.” 

 

Kenan’ın erkeksi kahkahasıyla kendisi de kocaman gülümsedi. “Hazal Arman inek sağacak?”

 

“Elimden her iş gelir,” derken havalı bir bakış attı. 

 

“Yufkada açarsın sen bu gidişle.” 

 

“Denememe izin verselerdi açacaktım. Hilal dakikada bir açıyor, kıskandım.” 

 

“Acele etme. O zaman misafirdin bir dahakine gelin olarak gidersin her işi sana yaptırırlar sonra Kenan beni kurtar buradan dersin.” 

 

“Derim, sen de kurtarırsın.” Kenan’ın dudağına hızla bir öpücük kondurup geriye çekildi. “Çıkalım, eve gideceğim. Üzerimi değiştirmem gerekiyor. Dışarı çıkalım mı bu gece?” 

 

“Hım,” dedi üstten keyifle bakarak. “Artık hazır mıyız?” 

 

“Geç bile kaldık. Ruken bize mutluluklar dilerken başkasına laf etmek düşmez.” 

 

Kenan’ın gülümsemesi, Hazal’ın yerine gelen özgüveninden doğuyordu. “İşte benim kızım, gidelim, sabaha kadar eğleniriz.” 

 

Çantasına telefonunu bırakıp yan dönüp gülümsedi. “Kenan sen tam aradığım adamsın, dışarı çıkalım deyince gözlerin parlıyor.” 

 

Çarpık bir gülüşle saçını karıştırdı. “Seviyorum eğlenmeyi ve inan sen de benim aradığım kadınsın. Verene kurban olayım.” Yanına gelen kadının kızıl saçlarını öptü. Çakmak mavisi gözlere baktıkça içi coşkuyla doluyordu. “İyi ki vermiş.” 

 

“Coştun coştun.” Elini adamın sırtına verip başını kaldırdı. “Çıkalım, akalım gecelere.” 

 

“Tamam,” derken yüzü gerildi. “Teyzen nerede Hazal?” 

 

“Bilmiyorum, evindedir. Haberim yok, o günden sonra konuşmadık. Biraz zaman geçmeli, belki o zaman daha mantıklı düşünür.” Bir es verdi Hazal. “Onu seviyorum ama düşünceleri çok farklı. Bunu atlatacağımızı düşünüyorum.” 

 

İki eliyle kadının başını kavradı. Kendine dönmüş mavi gözlere net bir ifadeyle baktı. “Bunu ben de umuyorum ama sanmıyorum. Onu gördüm, düşüncelerini değiştirecek biri değil o. Lütfen dikkat et.” 

 

“Bana zarar vermez, o da beni seviyor. Takıntısı var ama neye çözmüş değilim. Annemin acısını çıkartacak birini arıyor ama bu adam olamaz. Ben ne kadar suçsuzsam o adam da o kadar günahsız.” 

 

“Kim o?” 

 

“Bilmiyorum. Hiç merak etmedim.” 

 

Kenan’ın çenesi sağa sola kaydı. Dişleri birbiri üzerinde düşünceleriyle gezindi. “Senden alamazsa hıncını o adamdan almaya kalkabilir. Onun kim olduğunu öğrenmeliyiz.” 

 

“Abartmıyor musun? Ne yapabilir ki?” 

 

“Belki de abartıyorum ama daha sonra bunu düşünmedik dememeliyiz. Yine de kim olduğunu öğrenmeliyiz. Halana sorabiliriz, o mutlaka biliyordur.” 

 

Hazal çok umursamadı, omuz silkerek gülümsedi. “Olur, bir ara sorarız.” 

 

 

 

 

Aracını sahil kenarına park edip tüm suratsızlığını kuşanan kadına döndü. “Güzelim…”

 

Başka bir zaman bu söze eriyip gidebilir, nefesini Oğuzhan’la paylaşabilirdi ama şu an o an değildi. Yüzünü yana çevirmiş, gelen geçenleri izliyordu. Sustuğundan bu yana tek laf etmemişti. Susmakta kararlıydı çünkü Oğuzhan bu hâllerini sevmiyordu. 

 

Yan dönerek sol omuzunu koltuğa verdi, başını da başlığa yasladı. “Daha ne yapmam gerekiyor? Zamanı geriye alamam, alsam da değiştirmek istediğimi sanmıyorum.” 

 

Gözleri kısık hızla döndü. “Beni kandırmak hoşuna gittiyse devam et, Ruken aptal, yer her zaman.” 

 

“Ruken çok zeki bir kadın, ben onunla bir füze yaptım. Aptal falan değil, olamaz da.” Kadının bağlı koluna uzandı. Çözmek, ellerini tutmak istiyordu ama Ruken elini silkeleyerek geriye çekildi. 

 

“Ne kadar inatsın! Seviyorum kızım seni, kim olduğumun ne önemi var?” 

 

“Çok önemi var! Birde pişkince karşımda durmuş basite indirgemiyor musun, deliriyorum.” Kollarını çözüp iki elini havaya açmıştı. “Ben bunu nasıl unutacağım şimdi, söyle?” 

 

Oğuzhan tüm şımarıklığıyla yaklaştı. “Öp beni dersen anlatırım nasıl unutacağını.” 

 

Öfkeden gözlerinin karardığını hissediyordu Ruken. Bu kadar pişkin bir adamı ömrü hayatında görmemişti. “Oğuzhan!” dedi sertçe. 

 

“Ne güzelim, ne? Söyle hadi.” Bir eliyle bileğini, diğeriyle Ruken’in ensesini tutup burnunun ucuna kadar getirdi. Işığı kapalı aracın içinde karanlıkta birbirlerine bakıyorlardı. Ruken öfke, Oğuzhan aşkla kaynıyordu. 

 

“Affetmeyecek misin?” dedi Oğuzhan, Ruken’in dudağının ucuna naif bir dokunuş bırakırken. 

 

Ruken’in nefesi içine doğru kaçarken gevşeyen bedenini ayakta tutmaya çalıştı. “Etmeyeceğim. Edilecek bir tarafın yok.” 

 

“Hım,” dedi, kadının saçlarını koklarken. “Hiç mi?” 

 

Adamın sesli soluğu karnındaki kelebekleri uçuşturdu. Zor duyulan bir sesle, “Hiç,” diyebildi. 

 

“Ama nasıl olacak? Ben seni gelin alacaktım, kızıma anne olacaktın. Bana eş olacaktın, her gece tam şurada,” derken başını Ruken’in boyun çukuruna sokuşturdu. “Uyuyacak, uyanacaktım. Sen her sabah benim dövmeme dokunacaktın, ben senin dövmenin üzerinde uyuyacaktım. Birlikte nargile geceleri yapacaktık, sonra sen beni koklayarak öpecektin, ben de seni. Ha? Nasıl olacak?” 

 

Kalbi patlarcasına dolmuştu. Her bir sıkışma Oğuzhan diye atıyordu. Kendini sıkmayı bırakalı biraz olmuştu çünkü bedeni kendisine ihanet ediyordu, en çok kalbi. “Of,” diyerek başını geriye attı. Ne öfkesi diniyordu ne sevgisi. İkisinin arasından çıkamıyordu. Boynunda hissettiği sıcak, ateş gibi öpücükle dondu. Oğuzhan’ın fısıltısı aracın içinde atılan çığlık gibi doldurdu kulaklarını. 

 

“Ruken… dünya duruyor sen yokken, döndürsene dünyamı, yaşatsana bizi. Girsene kanıma, alsana aklımı. Beni senin yapsana Ruken. Bak bu dünya çok acımasız, en yaşanası tarafım olsana, Oğuzhan Ruken’e mahkum desinler…”

 

Elleri ondan izinsiz adamın karışık saçlarına karıştı. Parmakları özlediği teni sevgiyle okşadıkça kalbindeki aşk ağırlığı arttı. Sevse dert, itse daha büyük dertti. Ama hislerinin önüne geçemiyordu. Tüm hücreleri onu istiyordu, sonsuza kadar. 

 

“Bana bir daha yalan söylersen boşarım seni bilmiş ol ama önce kafana sıkarım bunu hiç unutma!”

 

Başını en sevdiği yerden hızla kaldırıp iki eliyle birden sıkıca Ruken’in yüzünü kavradı. “Yalan söylemedim, sadece beni sevmen için gizledim. Senin için yaptım, bana bir erkek gözüyle bakabilesin diye.” 

 

Bunu anlayabiliyordu, eğer başta öğrenmiş olsa yaklaşımı nasıl olacak çok düşünmüştü ama bulamamıştı. Her daim bir muamma olarak kalacaktı bu konu. “Anlamaya çalışıyorum, haklı olabilirsin, yine de çokça ama var.” 

 

“Başka ama yok. Her zaman açık ve net olmaya çalıştım. Onun dışında senden asla bir şey gizlemedim, biliyorsun.” 

 

“İşte bir yanlış tüm doğruları götürüyor,” derken tekrar hırçınlığını takındı. 

 

Oğuzhan ikinci bir dalganın geliyor oluşu telaşıyla sertçe sokuldu özlediği dudaklara. Ensesine değen parmaklarla yavaşlayıp sertliği yumuşacık dokunuşlara bıraktı. Öptükçe öpesi, dokundukça daha fazlasını arzulayan bedeni Ruken’den başka bir şey istemiyordu. Bir kadına duyulacak tüm hisleri bedeninde ve ruhunda hissediyordu. Gökten düşen  elmanın diğer yarısıydı Ruken, bir bütünün tek eşli parçası gibi tamamlıyordu Oğuzhan’ın ruhunu. 

 

Nefeslik çekildiklerinde Ruken’in baş parmağı, sevdiği gamzeyi buldu. Usulca okşadı. Oğuzhan onu tatlı bir gülümsemeyle izledi. “Şu gamzenin hatırına affediyorum seni yoksa tipim değilsin.”

 

“Allah razı olsun gamzemden.” Gülüşüne ahenk gelmişti. Can yakan, aşık eden türden ve Ruken’i kendine hayran bırakıyordu. “Evimize gidelim mi? Leyla’yı da görmüş olursun.” 

 

“Bu kılıkta? Bir ayağımda ayakkabım bile yok. Bence sen beni eve götür, abim delileri oynuyordur şimdi. Ah ah delirdin mi sen, nasıl vurursun abime?” 

 

“Önce o vurdu.” 

 

“O abi abi! Evi basıyorsun, avazın çıktığı kadar bağırıyorsun ne bekliyorsun? Özür dile abimden.” 

 

“Bunu yapacağımı sanmıyorum.” 

 

“Oğuz,” dedi arzuyla harmanlanan sesiyle. “Sen nasıl gaza geldin?” 

 

Gözlerini yumarak başını iki yana salladı. “Bana abinin senin için başka birini bulduğunu, o kişiye yemek organize ettiğini söylediler. Kıskançlıktan gözüm dönmüş olmalı ki hiç durup düşünemedim.”

 

 

Ruken’in kıkırtısı kahkaha dönüştü. “Benim ablalarım bu işi öğrendi. O kadar badireden sonra öğrenmeselerdi şaşırırdım.” 

 

“Çok güzel oynadılar Ruken, çok gerçekçiydi. Ya da benim gaza ihtiyacım vardı, bilemiyorum. Zaten dünden bu yana aklımı kaçırmış gibiydim bana da bahane lazımdı.” 

 

“Ya? Demek aklını kaçırmış gibiydin?” 

 

“Evet,” derken Ruken’in elini tutup bileğindeki kendi hediye ettiği hayat ağacı simgeli bileklikle oynamaya başladı. Gelgitler yaşıyorlardı ama Ruken o bilekliği hiç çıkartmıyordu. “Bilekliği hiç çıkartmıyorsun.” 

 

“Anısı var, seviyorum.” 

 

İlk gecelerinin anısı ikisinde zihninde esip geçti. İkisi de birbirine gülümsedi. “Ayağın?” dedi Oğuzhan. 

 

“İyi gibi, yarında evdeyim ama ertesi gün holdinge dönerim.” 

 

“Evine?” 

 

“O belli değil. Abim rahat vermez artık. Gece gündüz ona çalışıyor korumalarım. Benimkiler seninkilerden daha ispiyoncu. Eve geçsem bile seni eve alamam. Anında damlar abim, sonra uğraş dur.” 

 

“Nasıl bir abin var Ruken?” Oğuzhan memnuniyetsiz dudak bükümüyle soluğunu bıraktı. 

 

“Sen iyi tarafında çattın, yıllar içinde değişti. Nihat’ı sırf sevdiğini söylemediği, çekindiği için altı sene görmezden geldi. Rüzgar abi yediği dayakla iki hafta ağzı gözü patlak gezdi. Fatih kıdemliydi, o kardeşimiz gibi ama bilemedik ne oldu bitti, yoksa o da zor alırdı kızı. Sen de kalkmış nasıl abin var diyorsun. Yıllar önce bir erkekten bahsetmek ve biz.” Ruken geçen senelerin getirip götürdüğü olaylarla gülümsedi. “Ve biri bile abime vurmadı! Özür dileyeceksin abimden. O, senin de abin, ayıp.” 

 

“O kadar uzak ki bir abim olduğu gerçeği, üzerime alınamıyorum bile.” 

 

“Ama o seni hatırlıyor, sen bebekken kucağında taşıdığını söyledi.” 

 

Oğuzhan o bayıldığı küçük dudaklara bakarken yavaşça gülümsedi. “Beni?” 

 

“Evet,” derken Oğuzhan’ın gamzesine dokundu. “Kendini suçlu hissediyor, bunca yıl bir kez bile düşünmediği için. O adil biri, ne kadar zorlarsa zorlasın ablalarım sevdikleri adamlarla evlendi. Gözünün üzerimizde oluşu annemizin olmayışına bağlı. Eğer annemiz yaşıyor olsaydı bu görev onundu. Bizim geçmişimiz karışık ve acı dolu. Abimi anlıyoruz ve çok seviyoruz.” 

 

“Acı dolu?” Oğuzhan’ın kaşları en derinden çatılmıştı. “Annem hiç bahsetmedi.” 

 

“Annenin bilmediği çok şey var, belli ki bildiklerini de konuşmak istememiş.” 

 

Annesinin nasıl ketum olduğunu son zamanlarda yeni yeni fark ediyordu. Babasıyla olan geçmişi dahi anlatmamıştı. “Olabilir. Anlatacak mısın bir gün?” 

 

“Belki…” Bakışlarına kasvet çöktü. Hasret çöktü, yağmur biriktiren bulutları andırdı. 

 

“Gidelim o zaman, gidelim de sevgili abimi görelim.” Kinaye barındıran sesi Ruken’in gözlerindeki yağmur bulutlarını dağıtmak adına çıkmıştı. “Hiç hoş karşılanmayacağıma yüzde yüz eminim.” 

 

“Seni oyuna getirenler, onu da düşünsünler şimdi. Hepsini paralarım, korkma. Hem babam eve gelmiştir.” 

 

“Birde baban var. Sevgili amcam beni nasıl karışlayacak?” 

 

“Sandığından daha iyi. Haydi sür.” 

 

 

 

 

Devasa salonun ortasında sağa sola hızlı adımlarla dönüyordu. Arada bir duruyor, uzun koltukta yan yana oturmuş altı kişiye dönerek bağırıyordu. Ses çıkarmayan üç kardeşi ve üç damadı dut yemiş bülbülü aratmıyor, Karahan’ın gerçeküstü öfkesinden hakkınca nasipleniyorlardı. 

 

Kız kardeşlerine tek söz etmiyor, tüm kabahati Rüzgar, Fatih ve Nihat’a yıkıyordu. Nazlı da karşı koltukta sakince oturuyordu. Bu aslanı o bile durduracak güçte değildi şu an. 

 

“Kızı aldı gitti embesiller.” Karahan’ın sesine babası girdi odaya. Eve yeni gelen adamın kaşları merak ve endişeyle birleşmişti. Oğlunun karşısına geçerken çocuklarına kısaca göz attı. 

 

“Karahan?” 

 

Babasına her şeyi anlatma gafletine düşmeyecekti. Her şeyi bilmesine gerek yoktu. “Bir şey yok, baba.  Oğuzhan geldi, Ruken’le konuşmak istiyorum dedi, izin verdim ama gelmediler. O yüzden gerildim.” 

 

“Öyle mi?” Turgut Kara gülümsedi. “Konuşsunlar, gelirler elbette, boşa gerilme sen.” 

 

Karahan haklısın dercesine başını sallayıp arkasını döndü. Turgut Kara altı evladına döndü. Hepsi de sus pus olmuş kendine bakıyordu. “Size ne oldu?” 

 

“Yok bir şey babacığım.” Duru kalkıp babasına öpücük verdi. “Abim gerilince bizde ateşe odun atmayalım diye sessizce oturuyorduk.” 

 

“Ateşine, odununa.” Karahan sessizce mırıldanarak Nazlı’nın yanına kabaca oturdu. Yerinde duramıyordu, Oğuzhan’ı eline geçirirse lime lime edecekti. Parçaları köpeklere bile vermeyecekti, zira eti zehirli olabilirdi. 

 

“Yemek!” diyerek ayaklandı Nazlı. “Yemeği hazırlasınlar, değil mi?” 

 

“Ah ne acıktım.” Hare yerinden ok gibi fırladı. “Nazlı abla ben de söylemene destek olayım.”

 

“Salak,” diyerek kahkaha attı Nil. Omuzunu sıkan Nihat’la gülüşünü keserek ayağa kalktığında Hare gözlerini kısmış Nil’e yürümeye hazır duruyordu. 

 

“Bana mı dedin sen?” 

 

“Babama diyecek halim yok.” Nil’in yandan bakışı, Hare’nin yalancı öfkesiyle Karahan girdi araya. 

 

“Kesin şunu!” diye bağırdı babasının yanında olduğunu gerçeğiyle sesini kesip bakışlarını kaçırdı. Kız kardeşlerine sadece kendi içlerinde çıkan tartışılmalarda kızabilir, istediğini söyleyebilirdi. Damatların ağız açmaya cüret etmeyeceğini bilirdi. 

 

Zil sesi yankı buldu tüm kulaklarda. Turgut Bey, normal bir tavır takınırken hepsinin nefesi kapı girişinde beklediği kadın için tutuldu. 

 

Salon kapısına varmadan inmişti Oğuzhan’ın kucağından. Elini tutmasını istemişti, o da zevkle yerine getirmişti. Salonun kapısı önüne adım attıklarında tüm aileyi karışlarında görünce kaçak bakışlarla birbirlerini süzmüşlerdi. 

 

“Babam babam,” dedi Ruken fısıltıyla. “Git elini öp, Avrupa çocuğu.” 

 

Karahan ayağa kalkmıştı. Anlaştıkları net bir şekilde görünüyordu ama bu Oğuzhan’ı delice yumruklamak isteğini bastırmıyordu. Babasına gözü kaydı, tam vaktinde gelmiş olmasıyla dişlerini sıktı. 

 

Turgut Bey, yeğenine baştan ayağa baktı. Otuz yaşında olan adamı beklediği son kılık kıyafetti. Genç ve dinç bir adam görüyor olmasının yanında yeğeni biraz uçuk gibiydi. 

 

“Oğuzhan, hoş geldin.” 

 

Nadir takıldığı ve belki de hiç bilmediği çekingen bir gülüşle yaklaştı. Ona kucak açan amcasına kayıtsız kalamayıp sarıldı. En az kendisi kadar uzun ve yaşını asla göstermeyen adama hayranlık besledi. Kocaman bir ailenin atası vardı karşısında. Ne diyeceğini bilemediği bir an olmamıştı. Hayatında ne bir amcayla tanışmış, ne de sevdiği kadının babasıyla. 

 

“Hoş buldum, biraz farklı bir tanışma oldu ama,” diyerek geriye çıktı. 

 

“Siz ne bakıyorsunuz, yardım etsenize.” Ruken ablalarına sitem ettiğinde karşılaşmayı izleyen kadınlar uyanarak kardeşlerinin yanına gelmişti. 

 

“Size tek tek soracağım bunların hesabını.” Fısıltılı sesini Nil ve Hare duymuştu ama ikisi de bunu umursamadı. 

 

Turgut Bey yana kayarak yolu açtı. “Gel otur, konuşuruz.” Babacan tavrı, samimi gülüşüyle içinin ısındığına yemin edebilirdi Oğuzhan. Kan çekiyor diyordu içinden bir ses. Amca demek baba yarısı demekti, değil mi? 

 

Burnundan soluyarak yerine oturan Karahan, yalnız kalacakları ana kadar sürdürecekti tavrını. Sonrasında gebertmek farz olmuştu. O kimdi ki onun evinden kardeşini kaçırıyordu? 

 

Bacanaklarının ortasına oturdu. Rüzgar ve Fatih yer açınca oraya oturmayı uygun buldu. Abisinin yanına oturdu Ruken de. 

 

“Abi.” 

 

“Sus!” diye fısıldadı Karahan. “Ben katil olmayayım da kim olsun Ruken?” 

 

“Kimse olmasın, lütfen.” 

 

Oğuzhan’a atılan sert bakışlar yemek masasına ulaşana kadar devam etmişti. Karahan tek kelime etmiyordu. İçindeki öfke coşkuyla büyüyordu da bir baş başa kalamıyorlardı. Ev halkının bunu özelikle engellediğini de fark ediyordu. 

 

Oğuzhan sessizce yemeğini yemiş, tatlısına iştahla bakıyordun. Kendini yabancı hissetmiyordu, ev halkını her daim tanıyormuş gibiydi. Yine ev halkının ona Ruken’in yanında açtıkları yere oturmuştu. Ruken ona bakarken kalbindeki son boşluğun dolduğunu hissediyordu. Bu masada ona ait biri vardı. Tamamıyla ona ait… 

 

“E?” dedi Karahan, küçümser bir tavırla. Masada oturan ailesi ona yüz buruşturup bakıyordu. Ruken bir şey geliyor olduğunu sezerek tatlısına yumuldu. 

 

Kendine yöneltilen soru dolu E ile başını kaldırıp arkasına yaslandı. Devamını bekledi. 

 

“Senin işin gücün yok mu? Hep böyle serseri gibi giyinip, ev mi basıyorsun?” 

 

“Karahan.” Turgut Bey’in sitemli çıkışıyla babasına dönmedi. “Soruyorum baba.” 

 

Ruken ağzındaki tatlıyla gülümsedi ama bunu gören olmadı. Abisinin devam eden sözleriyle başını hiç kaldırmadı. 

 

Oğuzhan başını yana yatırdı. “İş bana gelirse çalışıyorum,” dedi. 

 

“Boş geziyorsun yani?” Karahan’ın suratında çok zevk aldığını gösteren bir gülüş belirdi. “Öyle gel hadi proje var, otur yap demelerini mi bekliyorsun?” 

 

Oğuzhan derin bir nefes alıp sessizliğini korudu. Ruken’in deli damarı bu kez abisine kabarıyordu. O öyle küçümseyen biri değildi, bilerek yapıyordu. 

 

“Ruken’in başarısını nasıl kaldırılacaksın?” dedi Karahan. “O bu ülkenin en başarılı iş kadını. Tabii bunun yanında çok da zengin bir kadın, kendi işinde ve bende milyonları var. Yoksa sen kardeşimin parasının peşinde misin?” 

 

“Karahan!” 

 

İsmini hem babası, hem de Nazlı’nın sesinden sertçe duymuştu ama umursamadı. Yumruklayamıyordu o zaman eziklerdi. 

 

“Yok artık!” dedi Ruken, tatlı kaşığını kenara bırakırken. Öfkeli gözleri önce abisini sonra yanındaki susan adamı buldu. “Konuşsana.” 

 

“İçimden gelmiyor.” Oğuzhan krem rengi sade, desensiz kumaş peçeteyi elinde çeviriyordu. Usta ellerden çıkmış dikişleri inceliyordu. 

 

Abisine döndü Ruken. “Ne ezdin be abi,” dedi. Karahan’ın gözleri daha çok parladı. “Kız vereceksem sormak hakkım değil mi bacım? İşi yoksa yanında çalışınsın.” 

 

“Hakkın de böyle mi sorulur? Senin karşında Tree Of Life şirketler grubunun sahibi ve bizzat kurucusu oturuyor. İsviçre başta olmak üzere pek çok ülkede şirketi ve fabrikaları var. Ben bile ürünü ondan alıyorum. Bunun yanında o bir diplomat!” 

 

Karahan’ın neşesi kayboldu. Gülüşü soldu ve fena duvara çarpıyor olduğu gerçeği ona tokat gibi çarptı. Masadaki aile fertlerinin kulaklarından zihinlerine çarpan sözlerin etkisi birkaç saniyelik bir sessizlik ardından bozuldu. 

 

“Owen Black?” dedi Rüzgar. Gözleri sonuna kadar açılmıştı. 

 

Oğuzhan hâlâ peçeteyi inceliyordu. “Evet o benim. Abartılacak bir şeyim yok, küçük bir şirket kurdum büyüdü.” Karahan’a kaldırdı bakışlarını. Kısıktı gözleri, sertti sözleri. “Kardeşine çok iyi bakabilirim, sorun buysa?” 

 

Karahan kaskatı suratını yana çevirdi. O ismi biliyordu, bilmemesi imkansızdı. Yıllardır duyduğu isim kuzeni çıkmıştı. Ve şu an nakavt olmuştu. 

 

“Buna inanamıyorum,” dedi Rüzgar. “Abartmak istiyorum, sen bir milyardersin.” 

 

Ruken çenesini kaldırıp arkasına yaslandı. Kahvesini keyifle dudaklarına götürdü. 

 

“Bunları konuşmasak?” Oğuzhan bu tarz konuşmalardan haz etmiyordu. Çok parası ona çok bir fayda getirmemişti. Az da olsa aynı yerde olacaktı, çok da olsa. Başarının merkezinde. 

 

“Diplomat derken?” dedi Nihat. 

 

“Sizin vize aldığınız ülkelere o elini kolunu sallayarak giriyor, enişte,” dedi Ruken ve aniden Oğuzhan’a döndü. “Abim doğru söylüyor, birlikte çalışalım.” 

 

Karahan’ın sesli nefesi küfür gibi giriyordu ciğerlerine. Ne yapmıştı? Kardeşine dönerek gülümseyen adamı izledi. Güzel bakıyordu, tanıdık bir bakış vardı Oğuzhan’ın gözlerinde. 

 

“Ne yapacağım, çay kahve?” Karahan’a zerre kadar alınmamıştı, şimdi keyfini sürüyordu. 

 

Ruken gülümsedi, başını yana yatırdı. “Tüm projelerin başına geçersin diye düşünmüştüm.” Rüzgar eniştesine hevesle döndü. “Ne diyorsun enişte?” 

 

Rüzgar ellerini kocaman gülümsedi. “Altına imzamı atarım, hem büyük bir hevesle diyorum.” 

 

Oğuzhan’a döndü, aynı gülümsemesiyle. “Sen onayla ben, onaylarım.” 

 

Kabul etmesini istediğini gözlerindeki ışıktan alıyordu Oğuzhan. Ofis hayatını sevmiyordu, takım elbise giymeyi hem de tüm gün boyunca hiç sevmiyordu. Ama bir şirket açacaktı, her anını evinde geçiremezdi. Tüm bunların yanı sıra Ruken’le her gün aynı yerde olacaktı. “Kendi işlerimi yönetebileceğim bir şirket açmayı düşünüyordum.” 

 

“Çok sorun olmaz,” dedi Rüzgar. “Kendi ekibini de kurabilirsin.” 

 

“Mantıklı,” dedi Nazlı. “Belli ki senin işlerini yoluna sokan çok insan var.” 

 

“Öyle,” dedi Oğuzhan, Ruken’e döndü. Umutlu bir cevap bekliyordu kahve gözler. “Olur.” 

 

Ruken’in tatlı gülüşü, ailesine kadar ulaşmıştı. Ablaları, enişteleri, babası dahi gülümsemişti. Karahan’ın tek kaşı havalanmış, dudağını bükmüştü. Ruken böyle gülümseyecekse, Karahan’ın görmezden gelecek çok şeyi var demekti. 

 

“Yarın birlikte gidelim, o hâlde,” dedi Ruken. 

 

“Ayağın?” dedi Oğuzhan. 

 

“Evden kaçacak kadar iyi. Üzerine basmam olur biter. Oğuzhan… seninle dünyayı ele geçirebiliriz.” 

 

“Bunu istediğini sanmıyorum.” Ruken’e dönmüştü, gülüşü ahenk kazanmıştı. 

 

“En azından deneriz.” 

 

“Tamam,” dedi Oğuzhan. “Evin bodrumuna üs yaptıracağım. Başka ne gibi parlak fikirlerin var?” 

 

“Üzerinde çalıştığım bir takip sistemi var. Henüz deneme aşamasında sonra anlatırım. Benim evimde bir üs var zaten. Arıyı orada yaptım.” 

 

Ailenin önünde sanki kimse yokmuş gibi rahat ve samimi konuşmalarına dikkat kesilmişti Karahan. Birbirlerini çok uzun yıllardır tanıyor hissi veriyorlardı lakin ev sözü geçince araya girdi. 

 

“Yarın ve bundan sonraki günler buraya geleceksin, Ruken.” 

 

Ruken abisine kaçamak bir bakış atıp önüne döndü. Bunun başına geleceğini biliyordu, itiraza mahal vermeyecekti Karahan. Oğuzhan’ın içine oturan acıdan habersizdi, Ruken’li gecelere ve sabahlara çok uzak hissetti kendini. 

 

“Evini kapatabilirsin,” diye de ekledi. “Zaten sana nasıl izin verdiğimi bilmiyorum.” 

 

“Abi burada nasıl çalışacağım? Üssüm bile yok.” 

 

“Ben sana üs kurarım.” 

 

“Evet demiyorum,” dedi Ruken. “Bu evin içinde yakında on tane çocuk olacak. Ben bir devlet çalışanıyım. Senin kaprislerinden anlamaz bizim Başkan.” 

 

“Ben de Başkandan anlamam. Ya evlenir gidersin ya bu evde kalırsın.” 

 

“Ne evliliği?” derken öne eğildi Ruken. 

 

Oğuzhan’ın gözleri hevesle parladı ama araya girmedi. Sevebilecekti Karahan’ı, hissediyordu. Ama ani tepki veren Ruken’e kaş çatışla dönmüştü. 

 

“Ben evlenmek istemiyorum.” 

 

Yerinde doğrulup bedeniyle döndü Ruken’e. “Ne demek o?” Oğuzhan’la evlenmek istemiyorsa ne istiyordu Ruken. 

 

Hararetli bir maçın en öndeki seyircileri olan aile fertleri araya girmek şöyle dursun nefes almayı kesmişti. 

 

Karahan parmağıyla Oğuzhan’ı işaret etti. “İlk defa doğru bir soru sordu.” 

 

Ruken ellerini havaya açarak, “Bir dakika, öyle değil. Benim kast ettiğim şey farklı. Hanginiz bir görüşme, tanışma ilişki evresi geçirdi?” 

 

Herkes birbirine baktı. Turgut Bey kahkaha attı. “Hiçbiri kızım, hiçbiri.” 

 

“Babam bile biliyor,” dedi Ruken. “Bir nefes bir rahat abi. Yangından Ruken mi kaçırıyorsun?” 

 

“Küçük fare,” dedi Karahan. “Sen benim sabrımı zorluyorsun. Ne olmuş olmamışsa? Hepsi evli mutlu çocuklu.” 

 

“Hiç,” dedi Hare. “Bastım nikahı Kırımlı oldum. Olmasam işim yaştı zaten.” Fatih gülümsemekle yetinmeyip Oğuzhan’a döndü. “Kaçır dedi, kaçırdım bastım nikahı.” 

 

Oğuzhan’ın şaşkınlığı katlanırken Rüzgar’ın sesine döndü. 

 

“Kader utansın ben biraz geç bastım nikahı ama bizim de öyle bir evremiz olmadı. Pek aradığımız da söylenemez.” 

 

“Altı sene beklemem benim hatamdı,” dedi Nihat. “Ama biz nişanlı konumuna geçiş yaptık.”

 

“Ben hiç konuşmayayım,” dedi Nazlı. Elini yüzüne kapatırken gülümsüyordu. 

 

“Duydun mu dong sesini?” dedi Karahan. 

 

“Duyamadım, ses çok derinden geliyor.” 

 

“Ben o sesi yukarı çekerim.” Oğuzhan arkasına yaslandı. “İlk defa doğru söylüyor abimiz.” 

 

“Abimiz oldu şimdi.” Ruken sertçe konuşurken Karahan dudaklarını sağa sola kıvırdı. 

 

“Kes sesini!” 

 

“Abi!” dedi Ruken çıkışla. 

 

Karahan, Oğuzhan’a döndü. “Gel iste, benim sağda solda Ruken’in sevgilisi diye anılacak damada ihtiyacım hiç olmadı. Bu masada oturuyorsan doğru kişisin. Nişanlı tanırsınız birbirinizi, hoş pek gerek olduğunu da sanmıyorum. Seni sevmiyorum Oğuzhan!” dedi eğilip. Küstah bakışlar alıyordu Oğuzhan’dan ama bunu bile seviyordu Karahan. “Ama dert etme, ben bunları da sevmiyorum.” Parmağı üç damadın üzerinde itinayla gezindi. “Kardeşlerim seviyor, severmiş gibi yaparım.”

 

“Gıcık,” dedi Nihat. “Duyan da kardeşlerine eziyet ediyoruz zannedecek. Bence sen otur dua et biz kardeşlerini seviyoruz.” 

 

“Çok çekilmez adamsın Karahan,” dedi Rüzgar.

 

“A,” dedi Nazlı. “Kocamdan ne istiyorsunuz?” 

 

Karahan her daim yanında olan karısına aşkla bakıp gülüşünü takındı. “Bulmuş bunuyorlar Nazlı.” 

 

Nazlı Ruken’e dönerek tek nefeste konuştu. “Seni de evlendireyim Ruken, kurban keseceğim. Bu yolun dönüşü yoksa istikamete geç varmanın da bir alemi yok. Nişan şimdilik iyi fikir.” 

 

Ruken’in sevgili profili kendini nişanlı konumuna getirirken elinden gelenin bu kadar olduğu gerçeği başka söze gerek duyurmadı. Tek kelime etmeyen adama yandan bakarak babasına döndü bir umut. 

 

“Bana bakma Ruken, baba ben olabilirim ama sizi abin yetiştirdi. Karışmaya gerek duymuyorum, o sizin için her zaman iyisini düşünecek kadar seviyor sizi.” 

 

Sevildiğinden şüphesi hiç olmamıştı. Karahan bir abiden çok farklıydı, anne baba arkadaş her şeydi. Hepsini ayakta, bir aile olarak tutanın adıydı Karahan. Arkalarında bir dağ, bir omuzdu. Eksik olmayan bir gölgeydi Karahan. 

 

“Kabul,” dedi, abisine gülümseyerek. “Şansımı deneyeyim demiştim. Ama evime gideceğim.” 

 

“Düşünürüm, belki.” Umursamaz tavrıyla Nazlı’nın sarı saçlarından bir tutam alıp inceledi ezbere bildiği her bir teli. “Önce nişan.”