Kasım 27, 2020

28. Silinse Bile İzi Kalır

ile payelll

Sabah sekizde kapıda hazır bekleyen bekliyordu. Aracını değiştirmişti, daha klasik siyah bir araç seçmişti. Cipini şimdiden özlemeye başlamıştı. Siyah takımı içinde düne nazaran daha çekiciydi. Karışık saçları özenle taranmış, muntazam şekil almıştı. Kendini bayram çocukları gibi hissediyordu. Düzenli bir hayat istiyorsa düzenli bir de işi olmalıydı. Ve yanında Ruken olacaktı. Yapabilirdi. 

 

Nazlı ve Karahan da otele gitmek için araçlarına yaklaştıklarında fark ettiler Oğuzhan’ı. Karahan dün gördüğü dağınık adamın aldığı hâle bakarak sırıttı. “Bence hakkından geliyor.” 

 

“Fazlasıyla geliyor, evin küçüğü en çetini olur derler; yalan değilmiş. Ruken ablalarını beşe katlıyor Kara’m.” 

 

“Bana pek bir şey kalmadı, Ruken onu parmağında oynatıyor.” 

 

“Hayır, Oğuzhan sevdiği için görmüyor neler olduğunu. Hayatları değişiyor, bunun her ikisi de farkında değil.” Nazlı sinsice bakıp, gülümsedi. “Kan çekiyor mu? Yani o, senin kanından. Nihat’tan veya Rüzgâr’dan bir farkı var mı?” 

 

Karahan kuzenini izlerken bir es verdi. “Farkı var, ama bağ olarak değil. Fazla cesur, atik ve net. Kararlı ve gözü pek. Kenan’ı bir kez evimde görmedim. Karşıma geçip ‘sen ne diyorsun’, demedi. Oysa ben hep bunu bekledim. Şimdi Oğuz’un yaptıklarını düşününce daha iyisi olamazdı demekten kendimi alamıyorum. Ve artık Kenan’ı seviyorum çünkü o olması gereken yerde, bizden uzakta.” 

 

“Kaderin önüne kim geçebildi? Kenan, Ruken’in kaderi değilmiş, her kalp layığını buluyor, bulunca da sıkı sıkıya asılıyor. Tıpkı Oğuzhan gibi. Kimin aklına gelirdi bebeklik çağlarında birlikte oyun oynayan iki insanın bu günlere geleceğini?” 

 

Başını sallayıp Nazlı’ya döndü. “Kaderi yazan tabii ki. Seni de bana yazmış, hem de kara kalemle. Silinse bile izi kalır, tozu kalır gölgesi kalır.”

 

Sahi kaç sene olmuştu Nazlı’nın kara kalem sevdası çizileli? Ne kadar yıl geçerse geçsin ilk günkü hissi alıyordu Nazlı. “Seni benim kalbimden kimse silemez, sen bile. Tozu kalır, izi kalır kara bir gölge kalır ama silemez.” 

 

“Hım.” Karahan sabah güneşinden bile sıcak bir gülüşle eğildi. “Güneş yeterince sıcak, bir de gülüşün; yakma beni sabahın bu kör vaktinde.” 

 

Can yakan gülüşüyle elinin tersini çevirip adamın göğsüne vurdu. “Bana diyene bak.” 

 

“Ah aşk.” Sesini yüksek çıkartarak araya girdi Ruken. Yoksa abisi az sonra öpecekti Nazlı’yı, şahit olmak istediğini pek sanmıyordu. Aniden kendine dönen başlarla gözlerine hülyalı bakışlar takındı. “Ara sıra durulun, ne bileyim az sevin, bu kadar ağır roman aşk mı olur?” Değneğiyle seke seke yaklaştı. 

 

Nazlı’sını kolunun altına alan Karahan, “Seninki gelmiş,” dedi. 

 

“Öyle mi?”  Yaklaştıkça etrafına bakındı. Uzakta, aracın kaputuna yaslanmış kara kara düşünen adama gülümseyerek baktı. “Beni almaya gelmiştir ama haberim yoktu.” 

 

“Çok düşünceli bir hâli var Ruken, bizi fark etmedi,” dedi Nazlı. 

 

“Holdingde çalışmaktan hoşlanmıyor, ondan olabilir.” 

 

“Zorlama o zaman,” dedi Karahan. “Sen elmayı seviyorsun diye elmanın da seni sevmesini bekleyemezsin.” 

 

“O sensin, ben beklerim. Sevecek!” “Zorlamadım ki.” Abisi ve yengesine dikkatle bakıyordu. “Zorladım mı?” 

 

“Sen öyle yalvaran gözlerle bakıyordun ki, kandırdın,” dedi Nazlı. 

 

“Göçebe bir hayatı olmuş, bağımsız biri. Ama artık burada kendi de farkında bir şeyleri değiştireceğinden.” 

 

Karahan dönerek Oğuzhan’a baktığında sonunda fark edildiklerini gördü. Yanlarına yaklaşan adamdan kardeşine döndü. “Bilmediğim o kadar çok şey var ki…” diye sessizce mırıldandı. 

 

“Günaydın.” Oğuzhan tam anlamıyla mesafesini kuşanmış Ruken Kara’dan aldığı bakışlarını çevirdi. 

 

“Günaydın Oğuzhan. Bugün çok farklı görünüyorsun.” 

 

Nazlı’ya gülümsemekle yetinerek, Karahan’ı aldı merceğine. Bu sabah daha ılımlı görünüyordu. “Sevgili abiciğim, size de günaydın.” 

 

Karahan memnuniyetsizce başını salladı. “Günaydın. Akşam eve geliyorsun Ruken, bunu utanma.” 

 

“Bilemiyorum, geç dönebilirim. Leyla’yı görmeye gideceğim. Ama sen merak etme, askerlerin hep yanı başımda.” 

 

Bu kez memnunlukla gülümsedi. Leyla’nın olduğu evde yengesi de vardı. Çok yalnız kalamazlardı, bunu görmezden gelebilirdi. “Sorun yok. Size kolay gelsin. Görüşürüz.” Aracının kapısını açarken Nazlı da el sallayarak yolcu koltuğuna geçti. Karahan durup Oğuzhan’a döndü. “Bir ara sohbet edelim, adamakıllı.” 

 

Belki diye düşünüp, “Olur,” dedi Oğuzhan. 

 

Karahan’ın arabası bahçeyi terk ederken Ruken’e döndü. “İlk iş günümde beni yalnız bırakmadığın için teşekkür ederim Karaliçe’m.” 

 

“Bana neden böyle sesleniyorsun?” Oysa nasıl hoşuna gidiyordu. Kendini mükemmel hissettiriyordu. 

 

Oğuzhan parlak küçük dudaklara odaklandı. Siyaha adını veren kadın gibiydi Ruken. Siyah bir kadına ancak bu kadar yakışırdı. Enfes makyajının altında pürüzsüz teni aradı gözleri. “Siyah ve sen… Adımızı üzerinde taşıyorsun, sana bakınca gördüğüm şey kalbimin kraliçesi olduğun.” Avucunu Ruken’in yanağına bıraktı, baş parmağı usulca okşadı kadının tenini. “Karalar aşkına, sen benim Karaliçemsin.” 

 

“Sabah enerjimi ikiye katladın, seni tüm gün çalıştıracağım.” Kahve gözleri ışıldıyordu. Hayalinde barındırmadığı adamda hayaller ötesinde bir aşk yaşıyordu ve adam bunu sadece birkaç sözcükle başarıyordu. 

 

“Odam senin odanın yanında olmazsa bu iş yatar.” Ruken’in burnunun ucuna naif bir buse kondurdu. “

 

“Ayarlarız, seni kıramam. Zaten ben istedim diye geliyorsun, seni memnun etmek öncelikli vazifem.” 

 

“Alışırım, sen olunca. Sonuçta sen bir yöneticisin. Ben evde akşama kadar dönüşünü bekleyemem. Özlerim. O kadar kötü olamaz. Kendini sürekli senin odanda bulabilirim, öpmek istiyorsam öperim. Sevmek istiyorsam severim.”

 

Ruken keyifle gülümsedi. “Yaparsın, ev basmışlığın var, odamı da basarsın.” 

 

“Hiç şüphen olmasın.” Yaklaşıp içi giderek nefes aldı. “Şu nefesimle içime girsene, belki o zaman biraz hafifler göğsümdeki sancı.” 

 

Tatlı bir tebessümle başını geriye çekti. Kaşları merakla birleşmişti. “Sabah sabah neyin var senin?”

 

“Yok Ruken yok!” dedi fısıltıyla. “Sen yoksun, yetmiyor yetmiyor. Ben sana diyorum ben ilişki adamı değilim diye. Acilen evimin kadını olmalısın. Yangından Ruken kaçırmak istiyorum.” 

 

“Konuşuruz. Ama önce enfes bir evlilik teklifi bekliyorum. Aklında bir şey yoksa Aslı Demirkan’a müracaat edebilirsin. O zaman nişan, düğün.” Durdu Ruken. “Düğün istemiyorum. Nikâh olsun. Sade bir organize yeterli. Nikâhımızı Cumhurbaşkanı kıyacak. Tek şartım bu.” 

 

“Oldu bil müstakbelim. O iş kolay.” 

 

“O zaman gidelim, müstakbelim.” 

 

“Gidelim güzelim.”

 

 

 

İki hafta sonrası… 

 

 

Yoğun bir haftayı daha ardında bırakmıştı. Son toplantıdan çıkmış taş, gri, parlak zemini topuklarıyla dövüyordu. Siyah elbisesi içinde her zamanki mesafeli kadını görüyordu bakan gözler. Koridoru arkasında sürekli konuşan asistanı Cem’le aşıyordu. 

 

Yeni hafta başında olacakları sıralayan Cem işinde bir idolden ibaretti. Holdingi Cem’e versen nefes almadan çalışır başarırdı. Ruken onun daha iyi mevkilerde çalışması gerektiğini ara ara düşünüyordu ama onun kadar iyi bir asistanı bir daha nasıl bulacağını da hesap ediyordu. Yine de hakkı yenmeyecek bir adamdı Cem. 

 

“Oğuzhan nerede?” 

 

Cem durdu, konuşmayı kesti ve kendine bakan kadına gözlerini kırpıştırdı. O kadar söz etmişti ama patronu ona çok ilginç bir soru yöneltmişti. 

 

“Bakma öyle, hepsini kayıt ettim. Hafta başında tekrar bile etmene gerek yok. Cem, git ve biraz dinlen, Ayperi’yle işler nasıl?” 

 

Tabletini indirip teslim oldu. “Abileri biraz çetin çıktı. Onun dışında her şey yolunda.” 

 

“Allah Allah,” dedi Ruken. “Ne yapıyorlar?” 

 

“Ayperi’yi dışarı çıkartıncaya kadar bana akla karayı seçtiriyorlar.” 

 

“Ferid önce kendine baksın. Fatih abimden beklemezdim. Ben konuşurum onlarla, hatta şimdi arıyorum sen de gidip güzel bir hafta sonu geçiriyorsun.” 

 

Cem’in mutlu gülüşüne kendi tatlı tebessümüyle karşılık verdi. “Hadi git.” Arkasını dönüp ilerlerken Fatih’in numarasına basıp bekledi.

 

“Bacı baldızım?”

 

Ruken bu hitaba bayılıyordu ama gevşemedi. “Enişte abi, sen benim asistanımdan ne istiyorsun? Ayperi’yle görüşmesine izin vermiyormuşsun.” 

 

“Bir şey istemiyorum. Abinden öğrendiğim taktikleri deniyorum. Bakalım bacıma iyi bakacak mı?” 

 

“Cem mükemmel bir adam, onu rahat bırak. Bacın kendine bakar ve ayrıca şundan da vazgeçin. Cem yanlış bir insan olsa bile,” derken odasına girdi. Koltuğunu kaplayan adama bakıp iç geçirdi. Odanın havası bile değişmişti. Kapının kilidini çevirdi. 

 

“Olsa bile?” diyen sesle telefonda olduğunu hatırladı. “Olsa bile yanlış yaparak doğruyu bulabilir. Siz ne kadar alıştınız ilk adaya kız vermeye. Bir rahat bir nefes. Cem Ayperi’yi almaya gelebilir. Pazartesi soracağım ve olay çıkarırsan ablama şikayet ederim seni, sonra sen uğraş dur. Başının etini mi yer, yoksa kalbini mi söker bilemem.”

 

Telefon kulağında, Oğuzhan’ın uzattığı eli tutup, adamın onu kucağına çekmesine izin verdi. 

 

“Kara kadınlarıyla ne zaman başa çıkabildik ki? Kapat!” 

 

Ruken kahkaha atarak telefonu kapatıp masasına bıraktı. Kollarını Oğuzhan’ın boynuna dolayıp dudaklarına sokuldu. Adamın hoyrat elleri belinde, göğüslerinde, bacaklarında dolaşıyordu ve Ruken ona daha çok sokuluyordu. 

 

İlk günler kendini zorladı Oğuzhan ama Ruken’in o tatlı diliyle her şeyi unuttu. Kendini her gün holdinge gelirken, hem de büyük hevesle yolu aşarken buluyordu. Hiçbir fırsatı kaçırmıyordu, ne Ruken ne Oğuzhan. İşi olmuştu zevki. Ruken’i bulutların üzerinden kimse indiremiyordu. 

 

Saçlarının arasındaki elin sahibine vurgun yemişti. Hayatın bambaşka bir dilimindeki, en tatlı yerindeydi. Ama hâlâ evine geçememişti. Başını koltuğa yaslayan adamın adem elmasını izledi bir süre. Özlemekten deliye dönmüş adamına bir şey diyemiyordu. Karahan’ın olmadığı yer yoktu. Bir atmaca misali etrafında dolanıyordu abisi. 

 

Oğuzhan’ı sevmeye hatta gerçek bir abi gibi benimsemeye başlayalı biraz olmuştu. Oğuzhan da Ruken’e mesafeli yaklaşıyordu onun yanında. Gereksiz gerginlik istemiyordu ama canına tak dediği yere ramak kalmıştı. Hayatın akışı onları önüne katıp, sürüklüyordu. 

 

“Yoruldun mu?” diye sordu Ruken. 

 

“Çok değil. Ama biraz sükut biraz hayal istiyorum içinde sen olan. Malum hayallere kaldık artık.” 

 

“Kıyamam sana…” Başını Oğuzhan’ın göğsüne yasladı. Genç adamın elleri hayran olduğu kömür karası saçlarda usul usul gezindi. “Kaçalım mı Ruken?” 

 

Şaka gibi algılayıp gülümsedi. “Nereye?” diye sordu öylesine. 

 

“Ankara, göreve diye gideriz bir hafta veya birkaç gün.” 

 

Başını hızla kaldıran kadının gözlerinde şimşekler çakıyordu. “Kaçır beni!”

 

Ufak bir tebessüm kahkaha dönüştü. Ruken’in o tatlı dili ve çocuksu bakışlarıyla kadını göğsüne tekrar çekti. Elleri, sırtında saçlarında gezindi. “Tamam. Ama bu gece bir endam edelim. Basın Ruken Kara’nın müstakbeliyle tanışacak.” 

 

Kollarını havaya kaldırıp, bedenini esnetir gibi şekil aldı. “Çok heyecanlı, çok mutluyum.” Aynı hızla geri indirirken kendini hayranlıkla izleyen adama tekrar sokuldu. “Oğuz,” dedi biraz solan gülüşüyle. “Biliyorsun ki bu gece Zeynep ablanın evlilik yıldönümü ve pek çok kişi davetli. Aslında davetli demek doğru olmaz. Biz pek davet bekleyen insanlar değiliz. O yüzden geceye Kenan da gelecektir.” 

 

“Bunu tahmin ediyordum.” Kenan onun umurunda bile değildi. Kucağındaki kadının onun olduğunu herkesin öğrenmesini istiyordu. Ruken’in kalbi kendisi için atıyordu, Kenan’ı görmeye bir şekilde alışması ve onu aşması şarttı. “Bu konuda yapabileceğim bir şey yok. Onu görmezden geleceğim ve sen beş metreden fazla asla yaklaşmayacaksın. Ancak bu şekilde görmezden gelebilirim.”

 

Bir gün bir adamın çıkıp geleceği, Kenan’dan uzak durmasını isteyeceği asla aklına gelmezdi. On senesini bir şekilde dolduran Kenan’la, birkaç aya bir dünya sığdıran Oğuzhan arasındaki uçurumu görebiliyordu. Kıskanılmak… Oğuzhan katı bir adam değildi ama bazı şeyleri görmekten kaçamıyordu. O biliyordu ki Kenan onun ilk aşkıydı. 

 

Hazal ne kadar kendisinden hoşnut değilse, Oğuzhan da bir o kadar haklıydı. “Merhaba da mı demeyeceğim?” 

 

“Uzaktan selam ver, elini tutmanı istemiyorum. O benim için herhangi bir adam değil. Üzgünüm ama bu hiç değişmeyecek. Her şeyi bir yana alsam bile, Ankara da, o evde iki kilometre yolu topuklu ayakkabıyla yürüyüp, tam beş saat hiç kalkmadan gökyüzünü izlediğini asla unutmam. Gözlerimin içine baka baka ben sevilmeyecek kadar değersiz miyim, iki kez terk edilecek kadın mıyım, dediğini de unutmayacağım. Bunlar ondan nefret etmeme yetti de artı. İnsanların tanışmalarında ilk izlenimler önemlidir. Haklı veya haksız o bende nefreti uyandırdı.” 

 

Baş parmağı adamın çenesindeki gamzeye ulaşırken o günü anımsadı. Kalbinin ritmi Oğuzhan’dı. Yine de bu, o günkü hissi değiştirmiyordu. “Aynısını ona ben de yaptım.” 

 

“Ama o bunu bilmiyor, bilmeyecek de. Ve bilse bile o günkü hissi tadamaz. Asla senin hissettiklerini anlamayacak çünkü o, şu an aşkın Nirvana’sında. Oradan inip o günü göremeyecek. Basit birkaç sözcükle öteleyecek, bir süre sonra aklına bile gelmeyecek ama ben, asla unutmayacağım.” Koltukta doğruldu. Sımsıkı sardığı kadının üzgün göz bebeklerine baktı. “O benim kadınımı ağlattı. Ondan nefret ediyorum.” 

 

Fazla bir beklentisi yoktu bu konuda ama Oğuzhan’ın bu kadar dolu olduğunu bilmiyordu. Yapabileceği hiçbir şey yoktu. Bu, itaat değildi, anlayıştı. Tek söz etmeden sarıldı. Kalbindeki sevgiyi ona aktarmak, kendininkini vermek ister gibi. 

 

 

 

 

 

Rose Contindet’in kapısından geçerken birkaç soruya cevap vermeyi artık uygun görmüşlerdi. İlk kez halk arasına çıkıyorlardı ve açık vermek istiyorlardı. Densiz bir gazetecinin, “Kenan Bey ve Hazal Hanım da içeride, Kenan Bey’le aranızda arkadaşlıktan başka bir şey olmadığı söyleniyor, siz ne diyorsunuz?” sorusuna Oğuzhan yüz ifadesini değiştirmezken, Ruken de gülümseyerek, “Doğru, Kenan benim çok eski arkadaşım,” diyerek içeri girmişlerdi. 

 

Rahat bir nefes alıp Oğuzhan’a baktığında herhangi bir asık surat ifadesi görmediğine mutlu oldu. Sırtındaki elin sahibi, ona gönderilmiş en güzel adamdı. Bir kadının geçmişi hakkında, başka bir erkeğe bu kadar açık vermesi kimi zaman büyük bir sorun teşkil edebilirdi ama Oğuzhan o sorunu ortaya vuracak en son adam bile değildi. 

 

Kendileri için ayrılan locayı ezbere bildiğinden Oğuzhan’ı da o tarafa yönlendirdi. “Bir zamanlar çok küçük bir klüptü ama şimdilerde İstanbul sosyetesinin göz bebeği.” 

 

“Güzel mekan. Hep burada toplanıyorsunuz.” 

 

“Evet, sen birde eskisini görecektin. Ne güzel günlerin anıları kaldı.” Aklına Aslı ile tanıştıkları o ilk gün gelince adım ararken küçük bir kahkaha attı. “On sekiz yaşımda nezarete düşmüştüm.” 

 

Şaşkınlıkla ve karışık gülümsemesiyle döndü. “Ciddi misin?” 

 

Ruken başını salladı. “Bir gün anlatırım, çok fazla anımız var.”

 

“Merakla bekleyeceğim.” Merdivenleri tırmanıp büyük ailenin yanına geldiklerinde pek çoğu ayakta birbirini kucaklıyordu. Zeynep ve Aras’a, “Daha nice çok uzun senelere,” dileklerini iletiyorlardı. 

 

Yiğit’in Oğuzhan’a sıkıca sarılması Karahan’ın markajına girmişti. Sanki birbirlerini çok iyi tanıyor gibiydiler. 

 

Oğuzhan mahcup ifadesiyle bakıyordu Yiğit’e. Onca sene tanışıp sesini çıkartmamıştı. “Abi,” dediğinde Yiğit onu susturdu. “Sen beni kandırabilir misin? Bizim meslekte her şeyi bilir, asla ses etmezsin. Kural budur. Bu sorunum değildi, boşuna suçlanma,” dedi. 

 

Ruken onları dinlerken hiç şaşırmamıştı. Yiğit’in bilmediği bir şey çok az olabilirdi. 

 

“Bana söylemedi,” dedi Aslı. “Bana evlenme teklifi etmediği için vitamin eksikliği var çok görmüyorum. Oysa benim bunu bilmeye hakkım vardı.” 

 

Karahan sırıtarak yaklaştı. “Sen hâlâ orada mısın Aslı? On sene oldu.” 

 

Aslı keyifle sırıtan kocasına yaklaşıp kolunun altına girdi. “Bu bizim ritüelimiz Karahan, arada bir demezsem uykularım kaçıyor.” 

 

Karahan çok keyifli bir kahkaha bıraktı tam ortaya. Hepsini de gülümsetmişti. “Senden korkuyorum.” 

 

“Evet, biliyorum,” dedi Aslı. 

 

“Ruken,” diyen sese gülümseyerek döndüğünde yanındaki grup hâlâ konuşuyor ve gülüyordu. Yanındaki adamın varlığıyla gülüşü bir an soldu. Kenan, yanında Hazal’la ona bakıyordu. 

 

“Merhaba,” diyebildi, ani bir tebessüm ekledi yüzene. 

 

Hazal da ona karşılık verirken hoş bir gülümseme sunmuştu. Aslı akşamüstü biraz bahsetmişti Oğuzhan’dan. Uzak bir akrabası, beğenmişler birbirlerini gibi birkaç cümle kurmuştu. Kenan şaşkın ama mutlu karşılamıştı. Kendisi ne kadar mutluysa Ruken de mutlu olsun isterdi.  “Merhaba,” dedi her ikisi de aynı anda. 

 

Kenan’ın bakışları hemen yanındaki yabancıya kaymıştı. Yiğit, Karahan ve Aslı ile neşeli bir sohbetin arasında, arkadan görüyordu Oğuzhan’ı. 

 

“Aslı abla bahsetti, senin adına sevindim,” dedi Kenan. 

 

Ruken ona bakarken gerçekten mutlu bir adam görüyordu. Kenan’ın kalbindeki yeri taçlanıyordu. O her zaman iyi bir adam olmuştu. Aşk, yelkenini kendi rüzgarına katıp her ikisini de başka bir sevgi ülkesinde demirlemişti. 

 

“Teşekkür ederim, bende sizi böyle görünce seviniyorum.” 

 

Kenan minik bir gülüşle Hazal’ı kolunun altına aldığında Hazal’ın teni buz gibiydi. İster istemez hâlâ geriliyor olduğunu biliyordu Kenan. 

 

Karahan’ın kısılan bakışları Oğuzhan’ın omuzu üzerinde sabit kalmıştı. Katı görüntüsüne engel olamıyordu Karahan. Ve şimdi kardeşinin bir sevgilisi, yakında evleneceği bir adam vardı. Beklentisi büyüktü. Görmek istiyordu. 

 

Onun bakışlarını yakalayan Oğuzhan yavaşça arkasını döndü. Gülüşü solmuş, yerlere saçılmıştı. Elinde değildi, Kenan’ı sevmiyordu. Bakışları, esmer adamın yeşil gözlerinden, yanındaki kızıl saçlı kadına kaydığında çakmak mavisi gözlerin ona boş bakıyor olduğunu gördü. Bu kadın değil miydi, kendisiyle uzun bir zamandır görüşmek isteyen? Bu düşünceyi def ederek tüm bedenini döndürdü. 

 

Karahan ve Aslı’nın yakın markajındaydılar. 

 

Karahan’ın yanında, evlenmeden ona sokulmasını Ruken özellikle istemiş olabilirdi ama şu an ne Karahan ne de bir başkası zerre kadar umurunda değildi. Elini siyah elbisenin üzerinden, Ruken’in düz karnına sürdü. Kolunu doladığı ince beli kendine yavaşça çekti. 

 

Küçük bir adım geriye kaydı Ruken. Gerilmişti. Ne abisi ne başkası aklına gelmiyordu. Ortamda sadece Kenan ve Oğuzhan kalmış gibi hissediyordu ve bu anın bir an önce bitmesi için duaya başlamıştı. “Kenan, Hazal,” diye tanıttı yaslandığı adama. Sırtı tam olarak Oğuzhan’ın göğsünün yarısına yapışmıştı. 

 

“Memnun oldum.”  Olmamıştı. Olmayacaktı. Nefretini gözlerinden Kenan’a ulaştırma niyetiyle karartmıştı. 

 

Kenan bunu pek alâ görüyordu. Olabilirdi, o bir erkekti ve belli ki biliyordu bir şeyler. Kıskanmış olması bu denli bir bakışa nasıl dönüşmüştü, onu çözememişti sadece. 

 

“Ben de.” Sesi sertti ve Hazal’ın bunu yanlış anlamamasını diledi. Oğuzhan’dan aldığı tuhaf bakışları iade etmek ister gibiydi daha çok. 

 

Aslı ortamdaki gerilimi ilk saniyede almıştı ama beklemişti. Şu an girmesi gereken yerde olduğunu hissediyordu. Yaklaşıp kocaman gülümsedi. “Kenan benim kardeşim gibidir Oğuzhan. Artık sen de ailemizin bir üyesisin. Daha çok güzel geceler de bir araya geleceğiz ve hep eğleneceğiz.” 

 

Ruken kaçak bir gülümsemeyle, “Elbette abla,” dedi. 

 

“Tabii ki,” dedi Kenan. Hazal’ı daha sıkı sardı. “Sonra görüşürüz.” Oğuzhan’ın attığı nefret dolu bakışları görmek istemiyordu. Onunla bir sorunu yoktu ve olmasını da istemiyordu. Uzak duracağının bilincindeydi fakat şimdi asla karşılaşmamalarını diledi. Sinan’a kafa attığını düşününce Oğuzhan’ın bu denli kıskanıyor olmasına da şaşırması gerektiğine karar verdi. 

 

Karahan kısık bakışlarına, dudağının ucuna kondurduğu o küstah gülüşünü de ekledi. Yüksek beklentisi ancak bu kadar olabilirdi. Git gide gözüne giren Oğuzhan ona dönerken o suratındaki aferin gülüşünü asla gizleme gereği duymadı.

 

Kardeşi gerçekten güzel seven bir adamın kalbine yerleşmişti. Artık fark ettirmeden damatçı olabilirdi. Tıpkı, diğer damatlarını öteliyormuş gibi durup, aslında çok seviyor olduğu gerçeği gibi. 

 

Yiğit ve Aslı’nın uzaklaşmasıyla yaklaştı. “Şov bitti, çek ellerini.”

 

Ruken elini alnına verip duman olmayı diledi. Buhar olup uçmayı. “Of of.” 

 

“Sana şov gibi mi göründü? Oysa bunlar gerçek.” Tek kaşını kaldırdı. Çarpık bir gülüş yerleştirdi dudağına. 

 

Çok inattı bu adam. Onu deli ediyordu, sürekli beni döv abi diye dolanıyordu ortada. “Oğuzhan, sabırlı biri değilim ben kardeşim, beni zorlama.”

 

“Ben de değilim. Ne kadar çok benziyoruz. Ne zaman geleyim istemeye?”

 

Daha yüksek bir sesle, “Of,” dedi Ruken. Her iki adamda onu duymuyordu.

 

Karahan kendini gülümserken buldu. “Gel yarın akşam, takalım yüzükleri.” 

 

“Yarın olmaz. Kız istemeye çok önemli biri gelecek, önce onu ayarlamak gerekiyor. Gerçi haberi var ama öyle pat diye gel diyemem.” 

 

Merakla doğruldu Ruken. “Kim?” 

 

“Sürpriz. Birkaç güne olabilir.”

 

“Tamam,” dedi Karahan. Kardeşinin bileğini tutup Ruken’i kendine çekerken, Oğuzhan göz devirip bıraktı kadını. 

 

Abisinin kolunun altına alınınca soluğunu tazeledi Ruken. Pin pon topu gibi hissetti kendini. “Karalar aşkına, şunu yapmayın.”

 

“Gelirsin paşa paşa alırsın, o zaman karışmayacağım.” 

 

Ruken abisinin kolundan çıkıp arkasına bakmadan dostlarının yanına ilerledi. Ağzı içinde söylenen kadının arkasından bakan iki adam birbirine dönerek sırıttı. 

 

“Aferin, çok beğendim.” 

 

Oğuzhan başını iki yana salladı. “Umarım hiç karşılaşmam.” 

 

“Benim bilmediğim bir şey mi var?” dedi Karahan, merakla Oğuzhan’ın gözlerine bakıyordu. “Seni anlıyorum ama biraz fazla serttin. Hatta sessiz sert.”

 

“Bir şey olması gerekmiyor. Sevmiyorum o adamı.” 

 

“Ne tesadüf ben de. Ama kaliteli biridir.” 

 

Oğuzhan yanından geçerken yüzü ekşimişti. “Etiketini umursamıyorum, uzak duracağına da eminim. Sorun çıkmayacak.” 

 

Karahan ellerini cebine atıp Oğuzhan’ın sırtını izleyerek keyifle gülümsedi. “Eh ne de olsa bir Kara.”