Aralık 11, 2020

32. Öv Beni Aşkım

ile payelll

Kara kızının kapısını açan Mutlu’ya teşekkür edip bindi Ruken. Buraya gelirken kaç kuralı ihlal ettiğini sayamadı. Yanına oturan adama kısaca bakıp motoru çalıştırdı. Kenan ve Hazal da kendi araçlarına biniyordu. Böylesi bir günün yaşanmış olduğu gerçeğini unutmak için neler vermezdi.

 Selim, Zehra’nın nerede olduğunu bulamamıştı, sinyal tam yanları başından geliyordu. Zehra telefonu denize atmıştı. Artık Zehra bir başına gezen beladan ibaretti. Arama devam edecekti ama ellerine ne geçecek bilmiyorlardı.

 “Bana söz vermiştin, Oğuzhan; birlikte gelecektik. Beni aramış olsaydın bunların hiçbiri olmayacaktı, ben senin yanında olacaktım.”

 İki eliyle birden yüzünü sıvazladı. Doğru söylüyordu, ne diyebilirdi ki? “O anın rehavetine kapıldım, özür dilerim.”

 Bunu anlayabiliyordu ama kızgınlığı geçmiyordu. Birlikte gelmiş olsalar fotoğraflarda kendisi de olacaktı. Başını sağa sola sallayıp bunun faydasız olduğunu da düşündü. Bu planı yapan, kendisinin olmadığı bir kareyi de yakalayabilirdi. Oğuzhan’a döndü, gerçekten kötü görünüyordu. Cız eden yüreğini tokatlamak istiyordu, ama onun yerine uzanıp elini tuttu. “Geçecek, Hazal’dan daha iyi durumdasın. Onun hayatı gerçek bir dram, böyle bir hikâye asla beklemiyordum.”

 “Onun için üzüldüm, annemin hayatını mahfeden kadının kızı için üzüldüm çünkü Hazal’ın hayatı annem kadar kararmış.”

 “Bu konuda çok haklısın, içimi acıttı. Annesinin aksine çok onurlu bir kadın. Şimdi daha net anlıyorum neden Kenan’dan kaçtığını, benimle konuşmadan onu kabul etmediğini.”

 Konuşmaları daha çok Hazal üzerine olmuş, sonunda araba Oğuzhan’ın evinin önünde durmuştu. Annelerine belli etmemeye sözleşmişlerdi, ne olacağı belli değildi; Nihan Hanım’ı üzmek istememişlerdi.

 Evin kapısından girdiklerinde Nihan Hanım onları girişte bekliyordu. Gözlerine kan oturmuştu ama ağlamamak için direndiği çok belliydi. “Anne!” diyerek bir adım attığında annesi oğluna hayatında ilk kez elini kaldırmıştı. Oğuzhan olacağın olmuş olmasını çabuk kavramış, gözlerini kapatmıştı ki Ruken kadının elini havada yakaladı. “Nihan anne,” dedi o da ilk kez.

 Nihan da her şey kopmuştu, bileğini Ruken’den kurtarıp adım adım geriye çekildi. “Sen ne yaptın Oğuzhan?” Öyle acı bağırmıştı ki ona bakanlar kadının ayakta dağılıyor olduğunu görüyordu. Ellerini iki yana açmış, havaya açıp tekrar indiriyordu. “Bana bunu nasıl yaptın?”

 Her ikisi de hızlı birkaç adımla annelerinin yanına ulaştılar. Oğuzhan annesinin yüzünü elleri arasına alırken Ruken de kadının kolunu tutuyordu. “Annem, vallahi billahi yalan. Kendine gel, yapma!”

 Kadın sürekli bağırıyordu. “Gördüm, o kız… Onun kızı. Tıpkı babasına benziyor. Ona dokundun, ikiniz…”

 “Anne!” dedi Ruken. “Doğru değil, öyle olsa ben burada olur muydum?”

 Nihan ikisini de duymuyordu. Gözleri önünden geçen sahneler aslında kendisinin geçmişiydi. Bir fotoğrafla atlattım dediği yirmi beş sene önünde ayakta dikilmişti. Kadın tüm sağ duyusunu kaybetmişti. “Ben seni buradan boşuna mı götürdüm? Olmazlar olur dedim, onun kızı senin gönlünü çalar dedim, kader dedim bu kez beni dinlesin dedim, Oğuzhan. Oğuz… Ne yaptın sen? Bana bunu nasıl yaptın…” Çırpınarak, haykırarak konuştuğu sözlerinin ardından sinirleri onu serbest bıraktı. Annesini düşeceği anda tutup, kucağına aldı. “Selim!” diye bağırdı, “Ambulans çağır.”

 “Arabama çabuk, onları beklemeyelim. Leyla…” dedi etrafına bakınan Ruken. Merdivenlerin ucunda oturan küçük kızı gördü. Kapıdan çoktan çıkmış olan Oğuzhan’ın peşinden çıkıp onları gönderdi. Kapıdan tekrar içeri girip, Leyla’nın yanına oturdu, niyeti ona sarılmaktı ama Leyla yerinden kalkıp kucağına yerleşince gülümseyerek, saçlarından öptü; sıkıca sarıldı.

 “Babaanneme ne oldu, anne?

 Uzun sarı saçları en üstten en alta okşadı. “Biraz sinirleri gergindi, bayıldı ama iyi olacak. Sana kek yapma sözü verdiğimi biliyorum, ama bunu daha sonra yapsak, ben seni Karahan amcana bıraksam olur mu? Babanın yanına gitmeliyim, onu yalnız bırakmak istemiyorum.”

 “Olur, Aslınaz ablayla oynarım ben, sen gelinceye kadar.”

 “Benim akıllı kızım, hadi o zaman.” Leyla ile ayağa kalkıp kapıyı çekip çıktılar. Abisinin evine varıncaya kadar Leyla’yı konuşarak oyaladı, bazen güldürdü. Leyla büyük bir zihne sahipti, Ruken’in onu oyaladığını fark ediyordu, Ruken de bunu fark ediyordu. Hava henüz kararıyordu. Malikanenin kapısından girince Karahan ve Nazlı onun yüzünden bir şeyler olduğunu anlamıştı.

 Aslınaz Leyla’nın elinden tutup üst kata çıkartınca on dakikaya sığan bir özet geçti Ruken. “Benim hastaneye gitmem gerekiyor,” dediğinde Karahan, “Ben de geliyorum,” dedi ve abi kardeş evden peş peşe ayrıldı.

 

 

 

 

 

 

Hazal ve Kenan, dedesinin evine gelmişlerdi. Durumu halasına ve dedesine anlatmayı uygun görmüştü Hazal. Henüz kapıdan girdiklerinde dedesini elinde telefonuyla ayakta duruyordu, halası da hemen yanında durmuş, ağlıyordu.

 “Hala, dede,” dedi yaklaşıp. Dedesi elindeki telefonu evin bir köşesine fırlattı. “Seni annen gibi ol diye büyütmedim, Hazal!” Yaşlı adamın sesi odanın içinde çınladı.

 “Konuşmayın!” diye bağırdı Kenan.

 “Değilim! Değilim! Değilim!” Hazal’ın da sesi tüm evde çınladı. “Ben annem değilim! Bana bunu sen söylersen başka kim söylemez?”

 “Bu gördüklerim ne o zaman, hem de o adamın oğluyla? O adam nişanlı sende öyle, nedir bunlar?”

 “İlk soracağınız soruydu bu,” dedi Kenan. “Hazal öyle bir şey yapmadı.”

 “Yapmaz benim kızım,” dedi Yıldız Hanım. “Dedim sana baba, yapmaz Hazal. O annesi değil.”

 Hazal’ın tüm dünyası değişti, gözleri hiç olmadığı kadar karardı ve bağırmaya başladı, ama çılgınca; delirmiş gibi. “Değilim! Değilim! Değilim! Ben o kadın değilim! Anne demeyin, annesi demeyin!”

 Kenan onu tutamıyor, zapt edemiyordu. Hazal saçlarını çekiştirmeye başladığında daha çok bağırıyordu. Dedesi, halası telaşa düşmüştü. Kenan, Hazal’ın saçlarındaki ellerini kurtardığında göz göze geldi. “Ben o değilim, Kenan. İnan bana!”

 Kenan, Hazal’ı gözlerinden öptü. “Değilsin, sevgilim, sen kimse değilsin.”

 Hazal küçük bir gülümseme sundu, gözleri yana devrildi; bedeni Kenan’ın kolları arasına. Halasının çığlığını duyamadı, dedesinin kalbi sıkıştı göremedi.

 Kenan’ın aracı hastane önünde durdu. Ambulans biraz arkasında kalmıştı. Cemil Bey’i taşıyan ambulansın sesini duyuyordu Kenan. Cemil Bey ayaktaydı, ama ağrısı her geçen an artıyordu. Hazal bir türlü kendine gelmediği için kucakladığı gibi arabasına taşıdığında ambulans evin bahçesine henüz girmişti. Acil kapısından Sedyeye alınan Hazal’ın ardından koşuyordu.

 “Kenan!” Ruken Kenan’ı kolundan tutup durdurdu.

 Karahan ve Ruken henüz giriyordu ki Kenan’ı görmüşlerdi. “Ruken… Dedesine ve halasına göndermiş fotoğrafları, Hazal sinir krizi geçirdi.”

 “Oğuz’un da annesine göndermiş, annesi de burada.”

 Kenan’ın omuzları ikinci kez düştü. “Ben… Seni sonra bulurum, gitmeliyim.”

 “Ben bulurum seni, Hazal’ı görmeye geleceğim.”

 Kenan ardına bakmadan uzaklaşırken, Ruken abisine döndü. “Ben birazdan geliyorum, sen Oğuz’un yanına git.”

 “Tamam.” Karahan uzaklaşırken Ruken telefonu çantasından çıkarttı. İstediği numarayı bulup bastı. Uzun çalışların adamı olmamıştı hiç, hemen açıldı telefon.

 “Baldız.”

 “Vedat, senden ve Vural’dan birini bulmanızı istiyorum…”

 “Ruken Kara istiyorsa o olmuştur.”

 Ruken ona gerekli bilgileri verip Oğuzhan’ın yanına vardığında, hastane koltuğunda oturan yorgun adamı izledi. Onu hiç bu kadar bitkin görmemişti. O, her zaman gülümseyen, neşe dolu bir adamdı; bir günde bitmiş gibiydi. Bir yanında abisi vardı, diğer boş koltuğa oturup, elini tuttu. “Ne diyorlar?”

 Ruken’in parmaklarıyla oynuyordu Oğuzhan. “Uyuyor, sabaha kadar uyuyacakmış. Keşke bir dinleseydi, o zaman bu hâlde olmayacaktı.”

 “Hâlinde bir şey yok, Oğuz,” dedi Karahan. “Sabah uyanacak ve gerçeği anlayacak. O şimdi geçmişin tozunu alıyor. Ben o günleri anımsıyorum, babanın uçak kazası, annenin o zamanki hâlleri… Öncesi de var tabii, annen çok üzülmüştü. Annemle olan bağları çok derindi, sen beş yaşına kadar bizde büyüdün sayılır. Annen şimdi kendi içindeki acıyı ağırlıyor. Anneme sürekli anlatırdı, akıl alırdı ama hiç ağladığı bir anı hatırlamıyorum. Tanıdığım en güçlü kadındı diyebilirim. Acı karşısında dilsizse bir insan ve kimse onun acısını göremiyorsa, o acıyı sessizce içiyorsa bir kadın; en güçlüsü odur.”

 Bunca sene bunu fark etmeyen değil miydi? Oğlu olarak fark edememişti. “Bunu şimdi anlıyor olmam, beni kötü bir evlât yapar mı? Bakışları Karahan’ı buldu.

 Karahan Oğuzhan’ın omuzunu sıktı. “Mükemmel anne baba yoktur, kimse de mükemmel evlât değildir. Kendini suçlama, annen asil bir kadın. Her insanın acıyı yaşama şekli farklıdır. Annenin iç dünyasını anlamadığın için kötü bir evlât değilsin aksine sen onun hayattaki tek dalısın.”

 “Oğuz,” dedi Ruken, kendine döndü ela bakışlar. “Hazal burada, Zehra fotoğrafları dedesine göndermiş. Hazal sinir krizi geçirmiş, istersen bir bakalım mı?”

 Hüsranla kapanan gözleriyle başını salladı. “Abi, sen burada bekler misin?” dedi Oğuzhan. Zıtlıkları Ruken’le gelişen uzak birer akrabaydılar. Özünde birbirlerini çok sevdiklerini ikisi de biliyordu; onlar yaşayan birkaç Kara erkeğinden ikisiydi.

 İlk kez abi sözünü işiten Karahan tebessüm etti. Sonunda abilik vasfına terfi edebilmişti. Onu her zaman sevmişti, beş yaşındayken de otuz yaşındayken de kapısına dayanıp ben onu seviyorum dediğinde de seviyor, onunla gurur duyuyordu. “Birer de çay için, ben buradayım.”

 Ağır biçimde kalkıp el ele koridoru aştılar. Asansöre bindiklerinde Ruken Oğuzhan’a yaslandı. “Bir günlük nişanlıyım, hayatıma aksiyon kattın ve abime, abi dedin.”

 Kolunu Ruken’e doladı. “Sizde büyümüşüm, abi demesem olur mu?”

 Ruken kıkırdadı ardından ufacık bir kahkaha attı. “Sen benim altı bezli hâllerimi de bilirsin.”

 Oğuzhan’ı da gülümsetti. “Hatırlamıyorum, ama hafızam da olan bir şey var; oyun oynuyorduk, sen bana hatatım diyordun. Seninle ilgili en net hatıram bu.”

 “O ne öyle?” kaşları birleşmişti, kelimeyi çözemiyordu.

 “Hayatım diyordun sanırım, nereden bileyim ben de beş yaşındaydım. Anneme sorarız.”

 “Hayatım… Çok zeki bir kızmışım, o günlerde geleceği görmüşüm.”

 “Çok zeki bir kadın olacağın o günden belliymiş desek daha doğru olur. Kenan’ı arada hastanenin neresinde, öğrenelim.”

 “Ya ben hep diyorum, sen de çok zekisin.”

 “Ben de çok zekiyim ama sen dâhisin.”

 “Öv beni aşkım.” Kıkırtıları arasından sıyrılıp Kenan’ı aradı.

 Birkaç dakikaya sığan zaman da Kenan’ın kapının önünde dolandığını gördüler. Kenan’a yaklaştıkları anda doktor hemen yanlarındaki odadan çıktı. Kenan doktorun üzerine kilitlediği gözleriyle iyi bir haber bekliyordu, içini ferahlatacak olan güzel bir haber.

 “Çok bitkin,” dedi genç kadın doktor. “Sakinleştirici vermedim şu an kendinde ve sakin görünüyor. Anne olacağını öğrendi, bu şok diğerini unutturdu sanırım. Bundan sonrası önemli, her ne yaşadıysa bir daha olmamalı. Bu, bebeğe zarar verir. Ben yine geleceğim, geçmiş olsun.”

 Ruken’in gözleri şaşkınlıkla aralanıp nutku tutulan Kenan’la birleşti. “Sen baba mı oluyorsun?”

 “Ben baba mı oluyorum?”

 “Aptal! Benden olmayacağıma göre sen baba oluyorsun.” Ruken onun adına mutluydu, gönlüne göre bir aşkı yaşıyordu Kenan ve baba oluyordu. Kollarını aralayıp, kendi için alan açan Kenan’a sarıldı.  “Tebrik ederim, Kenan.”

 Ardından gelen küçük bir öh hö sesine de gülümsedi Ruken. Eteğinin kemerindeki parmağın onu usulca geriye çekişine daha çok keyiflendi. Oğuzhan, Kenan’ı hiç sevmiyordu ve asla sevmeyecekti. Kıskançlık Oğuzhan’a çok yakışıyordu ve Ruken buna deli oluyordu.

 “Teşekkür ederim, ama Ruken ben baba oluyorum.” Kenan gülümsüyor konuşuyor, etrafına farklı bakıyor, Oğuzhan’ın Ruken’i çekmesini görmüyordu. Dilindeki tüm saçma sözleri sarf ediyordu. Yeşil gözleri parlıyordu, Oğuzhan bile gözüne çok hoş biri, dostu gibi görünüyordu.

 “Tebrik ederim,” diyen Oğuzhan’a başını sallamıştı.

 “Teşekkür ederim, ben… Ben içeri gireyim.”

 “Şapşal ya…” Ruken kahkaha attı. “Git tabii.”

 İzin beklermişçesine odaya daldı Kenan. Kapanan kapıya baktı ikili.

 “Baba oluyormuş, Şam Babası.” Oğuzhan ardından kıskançlıkla söylendi.

 Çocukça bir hâle bürünen Oğuzhan’ın yüzüne bakıp bir kahkaha daha attı. “Sen neyi kıskandın, sarıldım diye mi yoksa baba oluyor diye mi?”

 “Ne alakası var? Evet, neden sarılıyorsun?”

 “Hem ne alakası var hem de neden sarılıyorum. Biz de yaparız. Hem bizim kızımız var, onlardan bir sıfır öndeyiz.”

 Oğuzhan ona gülümseyerek baktı. “Asıl sen kıskandın, itiraf et.”

 “Yani… Ben zaten bebek istiyordum, biliyorsun.”

 “Yaparız güzelim, istediğin bebek olsun. Benim için hayattaki en güzel aktivite.” Yerinde kıpırdanıp, Ruken’e bir adım attı. Öne düşen saçlarını geriye attı. Ruken saçlarındaki elin sahibine midesindeki ateşli karıncalarla bakıyordu ve Oğuzhan bedenindeki tüm ateşi gözlerinden okuyordu.

 “Şu gece bitse de eve gitsek, değil mi?”

 “Seninle her zaman aynı fikirdeyim. Ama acı haber, bu gece buradayız.”

 Ruken’in alnına dudaklarını bastırıp uzunca öptü, sinesine sokulan kadına sarıldı. “Sen neredeysen, evim orası.”

 “Seni sevmemin pek çok nedeni var, bunlardan bir tanesi de beni benim arzuladığım gibi seviyor olman.”

 Başlarını kaldırıp birbirlerine baktılar, gözlerinin içleri ışıl ışıldı; dudaklarına tatlı birer tebessüm yer edinmişti. “Seni, senin istediğin gibi sevmiyorum, Ruken, seni içimden geldiği gibi seviyorum. Ve ben buna bile âşık bir adamım.” Gülümseyen dudaklara çekilip masum bir dokunuş bıraktı. O an arkalarında bir ses işittiler.

 “E… Şey… Bittiyse Kenan’ı ve Hazal’ı arıyoruz da?”

 Sese döndüklerinde Aslı’yı, Hilal’i ve arkalarından gelen pek çoklarına gülümsediler. Oğuzhan, Ruken’i bırakmadı, kolunun altına çekti. “İçeri de ama girmeyelim şu an anne baba oluşlarını kutluyor olmalılar.”

 “Neyi kutluyorlar?” Aslı ve Hilal aynı anda bağırmıştı. Etrafları bir anda arkadaşlarıyla dolmuştu.

 “Hazal hamile,” dedi Ruken. “Kenan baba oluyor.”

 Aslı, Hilal’i dürttü. “Sizin aile geleneği bozulmadı. İddiayı kaybettin, alırım bir rencini.”

 Hilal’in omuzları indi. “İddiadan kazandığın arabalarla koleksiyonun genişledi, Aslı.”

 

 Kahkaha attı Aslı. “Ya… Boş ver! Ben hala oluyorum.” Bir adım attı. “Açılın ben hala oluyorum. Kenan… Gülüşüne kurban olduğum lan ben hala mı oluyorum?” diyerek odaya girdi. “Hala oluyorum… Kenan…”

 Etrafları dolduğu hızla boşalınca yine yalnız kaldılar. “Biz sonra geliriz, annenin yanına gidelim.”

 “Geliriz tabii, Kerem’i hâlâ sevmiyorum, ama iyi bir adam olduğunu kabul ediyorum. Hazal’ın hüznünü unutabileceğimi de sanmıyorum.”

 El ele Nihan Hanım’ın olduğu kata çıktılar. Karahan aynı yerde oturuyordu. Ruken ona bebek konusundan bahsetmemeye karar verdi. “Bebekten abime söz etme,” diye fısıldadığında Oğuzhan başını salladı.

 “Sen eve git abi, biz bu gece buradayız.”

 Karahan yerinden kalktı, Oğuzhan’ın omuzunu yine sıktı. “Bir şey olursa hemen arayın, saat önemli değil.”

 “Ararız, abi.”

 Karahan kardeşinin tepesine bir öpücük kondurup yanlarından ayrıldı. Oda kapısını açıp giren Oğuzhan’ın peşinden odaya girdi. Annesi kendinden habersiz huzurlu uykunun kollarındaydı. Oğuzhan annesinin grip olup hasta yattığını bile hatırlamıyordu. Şimdi yatakta sakinleştiricilerin etkisiyle uyuyan kadının görüntüsü kalbini acıtmıştı.

 “Sabah uyandığında ona her şeyi anlatacağız şimdi kendini yok yere üzme.”

 Sıkıntılı soluğunu bırakıp, Ruken’in onu oturması için çektiği ikili koltuğa ilişti; Ruken de onun kolu altına girdi. “Annen sandığımızın üstünde yara almış babanla olan evliliğinden, bu hâli belki de yıllardır içinde tuttuğu bir öfkeydi.”

 “Asla tahmin etmezdim, Ruken. Babamla olan tüm fotoğrafları çok mutlu olduklarını gösteriyordu. Hiçbir zaman annem kadar ketum, hislerini gizleyen biri olmadım. Anneme benzemediğime seviniyorum. İnsanlar bir olay esnasında veya sonrasında bir şekilde ne hissettiklerini ifade etmeli.”

 “Sanırım ben biraz annene benziyorum, içimde tutma konusunda iyiyim. Bu gerçekten iyi bir şey değil, ama elimizden gelen bir şey yok, huy.”

 Oğuzhan başını eğip ona baktı. “Sen benden bir şey saklayamazsın, seni okuyabiliyorum.”

 Ruken de bakışlarını ona kaldırdı. “E, bu yüzden kalbim seni seçti.” Gülümsedi, loş odada ışıl ışıl gözlerle kocaman gülümsedi. “Acıktım, şu senin ultra zekâlı Süm’e söyler misin bize çay ve çizi getirsin ya da ben mutsuz Mutlu’ya diyeyim.”

 Oğuzhan iç cebinden telefonunu çıkarttı. “Hakikaten, Mutlu mutsuz görünüyor.”

 “Âşık olmalı bence, benim peşimde yaşlanıyorlar, ona birini bulacağım.”

 Oğuzhan’ın gülüşüne karşılık verdi hatta o gülümseyen dudağın ucundan alevli sayılacak bir öpücük koparttı ve aniden kendine dönen ateşli bakışlara göz kırptı.

 

 

 

 Sonbahar güneşi odaya göz kırparken Nihan Hanım gözlerini açtı. Nerede olduğunu kavramak için etrafına bakındı. İkili koltukta uyuyan oğlu ve gelini görünce nerede olduğunu daha iyi kavradı. Oğluna yaslanmış olan Ruken’e, Ruken’i kolunun altına almış, başını kadının başına yaslamış olan oğluna bakınca gözleri doldu.

 Sosyal medya hesaplarından birine düşen mesaja baktığında, altında yazanı okuduğunda tüm dünyası başına yıkılmıştı. Geçmiş, geçmemiş gibi üzerine abanmış, düşünmesine olanak vermemişti; ama şimdi şu sahne başka şeyler olduğuna işaretti. Elini alnına götürdüğünde açılmış damar yolunu fark etti. Dudaklarını kımıldattı ama dili damağına yapışmış gibiydi.

 “Oğuz.” Dilinin acıdığını hissetti.

 Gözleri anında açılan Oğuzhan hareket ettiğinde Ruken de uyandı. “Anne.”

 Mahmur çıkan sesindeki hüznü hissetti Nihan Hanım. “İyiyim, su istiyorum.”

 Oğuzhan ayağa kalkarken Ruken de ayakkabılıklarını giydi. Oğuzhan bir bardak su doldururken Ruken saçlarını geriye atıp kayınvalidesinin oturmasına yardım etti. Oğuzhan suyu verip yatağa ilişti. Suya kanan annesinin elinden bardağı alıp kenara bıraktı.

 “Daha iyi misin?” diye sordu Ruken. “Dün ufacık bir sinir harbi yaşadın. Ama anne her şeyi yanlış anladın.”

 Nihan Hanım’ın bakışları ikisi arasında gezinip, oğlu üzerinde durdu. “Görüyorum, aksi olsa Ruken burada olmazdı.”

 Oğuzhan annesinin elini tuttu. “Seni suçlayamam, doğrusunu bilmeyen herkes o şekilde düşünürdü.”

 Nihan Hanım saçlarını geriye itti. “Ben senin annenim, Ruken’i nasıl sevdiğini biliyorum ama görünce dünyam… Bir anda yirmi beş sene önceye döndü. Durup düşünmedim, düşünmüş olsam oğlumun böyle bir şey yapmayacağını bilirdim. Bana doğrusunu anlatın.”

 En başından en sonuna tek bir şey atlamadan anlattılar. Zehra’nın saplantılı hâli korkuya kapılmasına neden oldu ama Oğuzhan onu rahatlatacak cümleleri sıraladı. En sonunda da Hazal’ı anlattılar. Nihan Hanım duymayı beklemediği gerçekler karşısında içindeki annelik duygusuyla onun adına üzüldü.

 “Hâlâ burada mı?”

 “Bilmiyorum,” dedi Ruken. “Öğrenirim.”

 “Onu görmek istiyorum. Anlattığınız kadının annesi sandığı gibi biri değildi. Ama Zehra’ya şaşırmadım, hatırlıyorum da sürekli eniştesinin peşinde gezerdi. Onlar nereye o, hep oradaydı; yine de oyunlarına yeğenini alet etmesi… Çok çirkince. Zavallı kız kim bilir ne kadar acı çekti.”

 “Ben çok üzüldüm, biz Hazal’la yıllardır dişe diş yarış içindeydik. Benim için o, çok güçlü, zeki, inatçı ve çenesi havada gezen biriydi. Kim bilebilir altından böylesi bir acı çıkacağını…”

 Nihan Hanım Ruken’in elini sıktı. “Bir insanın kimsenin göremediği yaraları varsa; o, insan gerçekten de acı çekiyordur. Acısını göstermemek için de her şeyi yapar. Bazen yüzümüze hatta ruhumuza bir maske takarız, bir süre sonra maske, bize benzemeye başlar sonra o kadar alışırız ki, maske bize iyice oturur ve o, biz oluruz.”

 Oğuzhan boğazına oturan, nefesini zorlayan yumruyu aşağı itmekte zorlanınca ayağa kalktı. Boğazını temizleyip arkasını döndü. “Ben gidip çıkış işlemlerini yapayım.” Kaçmak için en iyi yoldu, oysa o işlere kendisi bakmazdı. Annesinin acısını her geçen saniye daha çok hissediyordu. Annesi, aldatılan bir kadının ayakta ölüşü gibiydi.