Ağustos 25, 2020

5. Öpmek Farz Oldu

ile payelll

 

 

 

 

Dün akşam AZA’da bir şeyler içip geçmişi yad eden Ruken ve Kenan girdikleri atmosferden memnundu. Yeni yeni kıpırtılar hissediyor, birbirlerini anlama yolunda emin adımlarla ilerliyorlardı. 

Ruken’in Kenan’da en sevdiği şey her zaman hayat dolu ve eğlenceli olmasıydı. Bazen aşırıya kaçıyor olabilirdi Kenan, ama Ruken ona da alışkındı. Kenan hayattan tat almayı sonuna kadar seven bir adamdı. Kendi dingin ruhuna taban tabana zıt olsa da kendine de böyle bir adamı layık görüyordu. Kendi gibi sakin birinin böyle eğlenceli bir adamla olması da hayatına renk katıyordu. Buna bazen emin olmasa da şimdilik hiçbir sorunları yoktu. 

Eve geldiğinde üzerini değiştirip mutfağa girmişti. Üzerindeki iş kadını resmî, göz alıcı, kadınsı kıyafetlerinin yerine askılı bluzu ve uçuş uçuş rahat bir etek giymişti. Aynada kendine bakarken sol omzundaki dövmeye gitti parmakları. Hayat ağacı görselini üç santime üç santim yaptırmıştı. Omzuna çok yakışıyordu. Döveninin olduğu bölge onun çok özeldi. 

Bu geceyi evinde Kenan’la geçirecekti ve ona yemek yapacağına söz vermişti. Kenan buna inanamamıştı ama kendini ispat edeceğini de üzerine basa basa söylemişti. Yemek yapmak evde yapacağı tek işti. Çalışma odasından çıkıyorsa ya yemek yapar ya yemek yer ya da kitap okurdu. Haricinde sürekli çalışıyordu. 

Genç bir kadın olarak bazılarına göre sıkıcı bir hayatı varmış gibi görünebilirdi ama Ruken mutluydu. Haftada bir kez dışarı çıkardı, o da genellikle cuma veya cumartesi akşamlarına denk gelirdi. Arkadaşlarıyla haftada bir toplanma kararları vardı, -uzun bir zamandır bu da askıya alınmıştı- bu belki bir yemek belki bir kulüp belki de sinema olarak değişirdi. 

Marine ettiği tavukları fırına, yanında baharatlı patatesleriyle birlikte verdi. Kenan’ın en sevdiği yemek tavuklu her şeydi. Salatasını hazırlayıp sosunu da yanına bıraktı. Masaya iki servis açtı. Masanın ortasında duran şamdana bakıp bir süre düşündü. “Mumla yemek yiyecek kadar olmadık,” diyerek alıp kenara, konsolun üzerine bıraktı. “Başka zaman artık.” 

Soğuk mezeleri de yerleştirdiğinde kapının sesini duydu. Güvenliğe talimat vermişti; Kenan Kurşunlu ne zaman gelirse gelsin içeri girebilirdi. Makyajsız yüzüne gülümseme yerleştirdi. Makyaja sadece dışarda tahammül edebiliyordu. Yüzünde makyajın gizleyeceği pürüz yoktu. Cilt yapısı oldukça sakindi. Düzenli besleniyor ve düzenli uyuyordu. Tek sorun fazla, büyümeyen bir kadın gibi oluşuydu. Makyaj konumunu yerine getiren bir amaç gibiydi onun için. Kendiliğinden düz, kalem gibi olan saçları at kuyruğu yapmıştı. 

Kalbi kanat açarken ulaştı kapıya. Elinde kırmızı güllerden kocaman bir demet olan, yeşil gözlü karizmatik adamın gözlerinin içine gülümsedi. 

“Hoş geldin.” Sarılıp yanağına öpücüğünü kondurdu ve aldı. “Ruken Kara’yı özlemişim. Şu an on sene öncesine gittim, geliyorum.” Gül demetini uzattı. Alıp koklayan kadının gülüşüne kendi gülüşü karıştı. 

“Bu güzel iltifat için teşekkür ederim.”

 Kenan erkeksi bir gülüşle göz devirdi. “Yapma Ruken, gerçekten de değişmiyorsun. Sen benim gözlerimin önünde büyüdün.” 

“Büyüdük. Hadi çıkar ceketini.” 

Kapıyı kapatıp elindeki pasta kutusunu girişteki konsolun üzerine bıraktı. “Limonlu, en sevdiğinden.” 

Çiçeği tutturamamıştı ama pasta tamamdı. Limonlu her şeye aşık bir kadındı -limon hariç- Ruken ama kırmızı güllerin evrensel dili olduğundan sitem etmedi, etmeyi dahi düşünmedi. “Teşekkürler.” 

İstanbul’a gelip gittiğinde uğrardı Ruken’e. Eve yabancı sayılmazdı. Koltuğa kendini bıraktığında evinde hissi veriyordu Kenan’a. Her zaman rahat bir adam olmuştu. Ruken ise onun en çocuk yanıydı zaten. 

Çiçekleri vazoya yerleştirip masaya getirip bıraktı. “Mis gibi kokuyorlar,” dedi ve Kenan’ın yanına geçerek oturdu. Orta, siyah cam sehpanın üzerine dizdiği DVD’lere uzandı. Onun bir film arşivi vardı, bir de sinema odası. “Senin için aksiyon, macera ve polisiye seçtim.” 

Öne eğilen Kenan DVD’lerden bir kaçını eline aldı. “Sen romantik seversin, neden benim için seçtin?” Yeşil gözleri kendine dönen sevgi dolu gözlerle birleşti. 

“Anlaşmaya çalışıyorum. Bir sonraki romantik olur.” 

Karizmatik gülüşüyle büyülediği kadını öpmek istedi. Saf, duru bir güzelliği vardı Ruken’in. Çocuksu bir edası, yüreğine sokulası havası… “Öyle olsun.” 

“Hadi masaya geçelim, sana önemli bir şey diyeceğim.” Ayağa kalkıp mutfağa yöneldiği sırada Kenan kaşlarını çatmış ardından kalkıp masaya yürüyordu. “Ne?” 

Gözden kaybolan Ruken, “Geliyorum şimdi,” diyerek bir dakikayı aşmayan zamanda geri dönmüştü. Tavuğu masaya bırakıp Kenan’ın tabağına servis etmeye başladı. “Dün sana demedim ama abimle konuştum.” Kendi tabağına da bir parça alıp oturdu. 

Karahan dendiğinde tüm tüyleri havaya kalkan Kenan önce suyundan bir yudum aldı. “Korkuyorum ve geriliyorum.” 

Gülümseyen kadın kollarını masaya verip eğildi. “İşimiz biraz zor görünüyor ama ben mutlu olursam sesini çıkarmayacağını söyledi.” 

“Şaka yapıyorsun?” Kenan bunu beklemiyordu. Gözleri merakla aralanmıştı. “O zaman sorun yok.” 

“Sorun şu ki, aramızda her ne olacaksa görmek istiyor. Beni ne kadar seveceğine şahit olmak, gerekirse kapısına dayanacak olmanı bekliyor. Bunlar benden sana tüyo olsun.”

“Kapısına neden dayanacağımı anlamadım ama göreceğim bir gün olursa yapmaktan kaçmayacağımı bilmeni isterim.” Keyfi yerine gelmişti ve zevkle yemeğine başladı. Ruken de yemeğine başlayınca, “Bir şey daha var,” diyerek devam etti. 

“Dinliyorum.” Gözü kulağı Ruken’deydi. Ruken nasıl karşılanacağını bilmiyordu ama yapacak bir şeyi yoktu. “Perşembe günü Ankara’ya gidiyorum.” 

Birkaç saniyeyi ona bakarak geçiren Kenan, bundan bir sonuç çıkaramadı. “Ve?” 

“Bir ay belki daha çok dönmeyeceğim.” 

Yerine gelen tüm keyfi kaçmıştı. “Neden gidiyorsun ve neden bu kadar uzun?” 

“İlk soru gizli. Sadece şunu diyebilirim; bir yazılım üzerinde çalışacağım. Bu kez Ankara’da olması istendi. İkinci soru içinse, basit bir yazılım olmayacak, bir ekiple çalışacağımı düşünüyorum. Henüz net bir bilgim yok. Gidince öğreneceğim.”

“Bir aydan fazla bir zaman daha kayıp edeceğiz, öyle mi?” 

“Biz ne zamanlar atlattık Kenan… Bir ay dediğin nedir ki? Telefonum açık olacak. İstersen yanıma da gelebilirsin. Yedi yirmi dört çalışmam sanıyorum.” 

Omuzları inen adamın yapacak bir şeyi kalmamıştı. “Doğru. Bu senin işin, ayrıca gitmen gerekiyorsa gidersin. Nasıl olsa döneceksin. Ben de duruma göre gelirim.” 

“Bu benim işim değil Kenan,” dedi, gülümsedi. “Bu benim aşkım. Ben bunun için varım. Hayatımızda bu tür dönemler olacak muhakkak.” 

Kabul ediyordu Kenan ama ucunda özlemek vardı. Yıllar birbirlerinden ayrı özlenerek geçiyordu. Ruken’in elini kavrayıp gözlerinin içine baktı. “Aşkınla karışık işine saygı duyuyorum, her zaman da duydum. Senin yükselişin benim diplomalarım derken yıllar geçti. Ben artık seni özlemek istemiyorum.” 

Elini saran eli, diğer eliyle kapladı. Kalbinden Kenan’a akan sıcacık duyguların ritmine bıraktı kendini. “Biraz zaman, her şey daha iyi olacak. Evet, ayrıydık ama bizdik. Değişen bir dünya var Kenan. Değişmeyen tek şey duygular, derin duygular. Döndüğümde daha detaylı konuşuruz, bizken bir olabiliriz.” 

Kenan başını sağa sola salladı. “Ayrıldık ama ben seni hiç kaybetmedim. Şimdi amansız bir korku var, benden öte. Hiç istemedim biri girsin hayatıma, ne kadar belki birileri olur diye ayrılmış olsak da sende bende korkuyorduk, kabul edelim.” 

Ruken başını aşağı yukarı salladı. “Bu doğru, ne büyük hata… Biz neden ayrıldık, Kenan?” 

“Hiç açma o konuyu! Şimdi sana da çok anlamsız geliyor, değil mi?” 

“Sanki o bahsettiğimiz orta yola yakınız. O zaman neden uzak gibiydik, çözemiyorum,” dedi Ruken. 

“Ruken… O zaman hissetmiyordum ama şimdi…” Kadının gözlerine, titreyen göz bebekleriyle karşılık verdi. “Kaybetmekten korkuyorum.” 

“Saçmalama lütfen. Neden öyle olsun? Bu zamana kadar kimse hayatımıza girmediyse, girmeyeceğindendir. Lütfen kasma kendini, ben buradayım, sen buradasın. Hem daha arkadaşız birde sevgili olacağız.” 

Kenan’ın dudakları kıvrıldı, gülüşü yüzünü kapladı. “Sabırla bekliyorum. Seni öpmek farz oldu.” 

Kahkaha attı Ruken, elleri çözüldü. “Güzel öpücüklerin adamısın sen, özledim.” Tutkulu bir kadın gibi göz kırptı adama. Bu yaptığı bir erkek için oldukça sarsıcıydı. “Yemeğini ye Ruken yoksa daha güzeli en güzeli gelecek artık arkadaşım olmayacaksın.” 

Gülümseyerek elini ağzına kapattı. Gözleri mutlulukla aralandı. Elini çekip ağzına fermuar çekti. Yemeğine dönerken bile gülümsüyordu. 

“Tavuk çok güzel olmuş, yemek yapabiliyorsun ama ben senden lahana sarması bekliyorum. Annem sana öğretir gerçi dert etmiyorum.” 

“Olur, öğrenirim. Beyimi memnun etmekten şeref duyacağım. Sonuçta erkeğin kalbine giden yol bir kod mühendisi de olsam mutfaktan geçiyor, öyle değil mi? Sana yaptığım makinaları yedirecek değilim.” 

Buna da Kenan kahkaha attı. “En son ne yaptın ondan bahset?” Konuyu değiştirmek en iyisiydi yoksa Ruken beyim derken ve kendi aklında öpmek varken arkadaş kalamayacaktı.

“Hım,” dedi Ruken biraz düşündü. Hangisini söylemeli bilmiyordu. “Kimseye demediğim bir sistemim var. Sana diyebilirim.” 

Kenan dikkat kesildi. “Merak ettim.” 

“Bir sinyal takip çipi geliştirdim. Ama bu diğerleri gibi değil. Hiçbir cihaz fark edemiyor.”

“Allah’ım,” dedi Kenan. “Çocuklarımız bir dahi olacak. Sonra?” 

Çocuklarımız sözlerini yüreğine hapsedip devam etti. “Vücutta, uygun bir alana -bu alan sınırlı, yumuşak bir doku olması gerekiyor- yerleştiriliyor. Kişinin onu iki parmağı arasına sıkıştırmasıyla çalışır duruma geçiyor. Öncesinde varlığını belli etmiyor ama kişi dokunduğu anda harekete geçiyor ve geliştirdiğim bilgisayarda benim konumumu gösteriyor. Henüz bunu sadece kendi üzerimde denedim. Çalışıyorum hâlâ, daha da geliştirmem an meselesi.” 

“Sen yaparsın. İnanıyorum.” 

Ruken gülümsedi. “Şu JÖH ve PÖH’lerin kullandığı arılar varya,” dedi yerinde kıpırdayıp Kenan’ın açılmış gözlerine kahkaha attı. “Onların birini ben yazdım, diğerini başka biri yazdı. Ama benim yazdığımı kimsenin bilmediği gibi, o ikinci arıyı yazanı da ben bilmiyorum.” 

“Gece ve gündüz arıları.” Kenan’ın kaşları havalandı.

Ruken başını salladı. “Evet, gündüz olan da kırmızı ışık sinyali var. O yüzden gece kullanılası sıkıntı ama gece olanda siyah sinyal ışığı var işte onu ben yazdım. Işıksız için uğraşacağım bir ara. Saatte yüz kilometre hız yapıyor, kumandayla yönetiliyor ve her deliğe giriyor. Bildiğimiz arı kadar ama içinde kamera ve ses kayıt sistemi taşıyor.”

Her şey bir yana bu kendi ülkesi için bir mucize ama başka ülkeler için ciddi bir meseleydi. Kenan bu tehlikenin az çok farkındaydı. 

“Nasıl gizliyorlar seni?” 

“Basit, ben yazıyorum ve teslim ediyorum. Roketsan ve ASELSAN mühendisleri gerisini getiriyor. Benim gibi çok insan var. Ben de onlardan biriyim. İsimleri de onlar takıyor.” 

“Ankara’da ne yazacaksın peki?” 

“O tamamıyla sır. Devlet sırrı dedikleri tam da bu, canım.” 

“Hiç bilemeyeceğim desene.” 

“Belki bir gün.” 

Konudan konuya geçerek uzun bir süre masada çokça keyifle yedikleri yemeğin her ikisi içinde çok önemli olduğunu biliyor ve sonuna kadar kartları açık oynuyorlardı. En sonunda aklındaki son şeyi unutmadan söyledi Ruken. 

“Çarşamba günü Azra abla ile çekimlerim var. İş kadınlarına özel kreasyon hazırladı ve beni manken olarak istedi, ben de kabul ettim.” 

Gözleri dehşetle açılan Kenan Ruken’e bakarken nefesini tuttu. “Ne giyeceksin?” derken ki sesi acı içindeydi.

“Henüz bilmiyorum.” Ruken gözlerini kaçırdı. Bir kaçını görmüşlüğü vardı ama demeye gerek görmedi. “Ne olabilir canım, kıyafet. İş kıyafetleri.” 

“Ah,” dedi Kenan başını koltuğuna yaslayıp. “Ben Azra abladan hiç normal bir şey çıktığını görmedim Ruken. Bacaklarını savura savura çeker şimdi tüm fotoğrafları. Ya üst?” dediğinde Ruken’in elleri istemsiz göğüslerine kapandı ama Kenan hâlâ konuşuyordu. 

“Daracık elbiselerin kaldırdığı o göğüsler… Katil olacağım. İstanbul’un göbeğine asmazsa ben de Kenan değilim. Binlerce kataloğu bin yere gönderecek. Olamaz!” Kenan sıkıntıyla elini yüzüne kapatıp nefesle açtı. 

Ruken ona bakarken nutku tutulmuştu. “Kıskanç olan bendim, Kenan nerede? Bu kim?” diye geveledi. 

“Sen aklımı mı kaçırdın, Ruken? Benim seni kıskanmadığımı da nereden çıkardın? Yapmamışsam gerek olmadığındandır. Gel vazgeç, ha güzelim.” 

“Asla olmaz! Hazal’a yar edemem o müthiş çekimi.” 

“Hazal kim?” derken kaşlarını çattı. 

“Rakibim. Birlikte poz vereceğiz. O çekilse belki ama o çekilmez. Tanımazsın, Arman Seramik’in yüzde altmış hisseli CEO’su. Kulvarımız farklı ama çok zeki bir kadın, benimle aynı yaşta ve mükemmel para kazanıyor. Ödülü elinden kaptım bu sene.” 

Kenan hafızasını yokladı. İsimler bir yerden tanıdık geliyordu. “İsimler tanıdık geliyor ama çıkaramadım.” 

“Hilal abla veya Kemal abi söylemiş olabilir, aklında kalmıştır; Arman cam/porselen ile çalışıyorsunuz. Promosyon ürünlerinizi Hazal üretiyor.” 

Ruken’in sözleriyle gözleri parladı. “Tamam, evet hatırladım. Ama senin ezeli rakibin olduğunu bilmiyordum.” 

“İş dünyası… Bakma kendisini severim ve takdir ederim ama yerimi de kaptırmam. Medya bizi dost zannediyor, birbirimizi görürsek gülümsüyoruz bazen yan yana poz veriyoruz. Aslında reelde hiç görüşmeyiz.” 

“O da senin kadar hırslı o halde?” 

“Fazlası var eksiği yok. Çalışmaya programlanmış gibi.” 

“Yani?” dedi bıkkın bir soluk alıp veren Kenan. “İlla ki o çekim olacak mı şimdi?” 

Ruken başını aşağı yukarı salladı. “Olacak.” 

“Azra ablanın güzel seven adamlara hayrı dokunurdu eskiden ama şimdi onları katil etmeye yemin etmiş gibi.” 

“Hare ablam da var. Yarısı onun kreasyonu ama eniştem o giymeyeceği için ses etmez tabii. İşin aslı Kenan,” dedi Ruken, saflığından ayılır gibi. “Ablamlar çizdikleri kıyafetleri hiç giymiyor.” 

Kenan ona bakarak gülümsedi. “Hoş geldin, Ruken.” 

Ruken dudaklarını sarkıttı. “Ben şimdi ayıldım Kenan…” derken omuzları da düştü. Kenan kendini tutamayıp kahkaha attı. Kadının başını elleri arasına alıp yanağına sesli bir öpücük kondurdu. “Düşmanın yuvasına arı sokar ama ablalarının ne yapmaya çalıştığını anlamaz. İşte bu benim Ruken’im.” Kadının mahzun yüzüne bakıp gülümsemekten vazgeçti. “Şurada izleyelim, hiç sinema salonuna inmeyelim. Televizyon büyük zaten. Ben senin dizlerine yatarım, olur mu?” 

Az önceki hüsranını kenara aldı ama ilk fırsatta önce Hare olmak üzere paylayacaktı. Kendileri eşlerinin sözlerini dinlerken evlere kıskançlık ateşleri indiren kadınların adıydı, Azra ve Hare. 

“Mısırları patlatmıştım makinede duruyordu. Alıp geliyorum, filmi aç sen. Olur, dizimde uyuturum seni.” 

Gerçekten de bir ara Ruken’in dizlerinde içi geçmişti. Kendini dünyanın en şanslı adamı olarak göreceği yerdeydi. Ruken gibi bir kadının hayatındaydı. Ruken kalmasını, koktuk ya da bir oda vereceğini söylese de bunun doğru bir hareket olmayacağını içten içe bilen Kenan gitmeyi uygun görmüştü. 

Kapının önüne geldiğinde o özlenen tatlı öpücüklerden bırakmak istemişti ama bunun için bile erken olarak gördüğünü de kendine itiraf ediyordu. O, çok özel bir kadındı. O, ne istiyorsa ona uyacak kadar da centilmendi Kenan. Ruken ona kendi geleceği güne kadar -kollarına bir arkadaş değil de bir kadın olarak gireceği güne kadar- bekleyecekti. 

“Çok güzel bir akşamdı, geceydi. Seninle her şeyi çok özlemişim. Bunu sevdiğimi itiraf ediyorum, çok akşamlar evde kalabiliriz. Sakinlik, huzur verici.” 

Tebessüm edip sarıldı Ruken. “Buna sevindim. Ne zaman istersen ben hep hazırım.” 

Saçlarının üzerine dudaklarını bastırıp kokusunu içine çekerek evden ayrılan adamın ardından kendini hafiflemiş hissetti. İşte her şey böyle böyle yoluna girecekti. Artık hataya ve hayal kırıklığına yer olmayacaktı hayatlarında. Aralarındaki şey çok güzel bir şekilde ilerliyordu ve nereye gidecekse her ikisi de gönüllü takipçiydi. 

🖤

Yarın gerçekleşecek çekimlerin ardından yorulacağını tahmin ediyordu; Depodan getirttiği iki büyük valize kıyafetlerini özenle yerleştirmeye başladı. Bir başkası yapabilirdi bu işi onun yerine ama kendi seçimleri gibi olamazdı. Neyle karşı karşıya olacağını bilmiyordu. Bir valize iş kıyafetlerini bir valize spor kıyafetlerini yerleştirdi. Ayakkabılar için başka bir valize daha ihtiyacı olduğunu fark etti. Çantalarına bakınca ağlamak istedi. İçlerinden seçim yapacaktı ve gerekirse temin edecekti. 

Saatler süren hazırlığın ardından bir fincan kahve alıp kış bahçesi olarak kullanılan alana geçti. Bahar geliyordu ve hava mis gibiydi. Aşağı salona inerken, “Cihan,” diye seslendi. “Yaktın mı?” 

“Evet, Ruken Hanım.” 

Alt basamağa adımı atınca zil sesine yöneldi. Koşar adımla kapıyı açtığında Efşan’ı karşısında buldu. “Selam canım,” diyerek ufak bir öpücükle içeri girdi Efşan. Ceketini çıkartıp dolaba bıraktı. 

“Tam zamanında Efşan, senin bu dakikliğin aynı ben.” 

Efşan mavi gözlerini kocaman açtı. “Kızım affeder miyim çifte elmayı?” 

Ruken kahkaha attı. Birlikte salona girdiklerinde Cihan da çıkmak üzereydi. “Bahçede sizi bekliyor.” 

“Teşekkür ederim Cihan. İyi geceler.” 

“Size de efendim.” 

Cihan evden çıkınca iki arkadaş kış bahçesine gitmek için salonun balkon kapısından geçip hemen sağa saptı. Evle bağlı olan bahçeyi ayıran sadece camlardı. Yan yana duran berjerlere oturdular. Cihan kahvelerini bile bırakmıştı. Ruken nasıl sevmesindi onları? Korumaları ev arkadaşları gibiydi. 

Efşan yerine yerleşip sağ ayak bileğini sol bacağına attı. “Bayılıyorum şu gecelerimize ama sen gideceksin ve ne zaman döneceğinde belli değil. Özleyeceğim.” Nargilesine uzanıp hiç vakit kaybetmeden dudaklarına götürdü ve içine kocaman bir nefes çekti. 

Ruken ona bakıp sırıttı ve kendi nargilesini aldı ama önce kahvesinden bir yudum içti. “Bilmiyorum. Bir aydan az değildir. Ben de özleyeceğim ama Vedat ne düşünüyor bu konuda?” Derin bir nefes çekip kalın dumanı havaya savurdu, yerine yerleşip gevşedi. 

“Hangi konuda?” 

“Bu gecelerimiz konusunda, hayatında bir erkeğe yer veren tüm arkadaşlarım için ben yokum sanki artık.” 

“Oy sana kıyamam.” Efşan uzanıp elini sıktı. “Ben onlardan değilim. Buraya bir koruma ordusuyla geliyor olsam da, hep geleceğim. Evlenirsen Vedat’la geleceğim, evlenmezsen de tek geleceğim ama hep geleceğim.”

“Söz mü?” 

Efşan göz kırptı gülümseyerek. “Efşan sözü. Anlat bakalım nasıl gidiyor Kenan’la?” 

Kahvesinden bir yudum daha aldı. “Şimdilik şahane. Her gün birlikteyiz. Bazen gece bazen gündüz, bana eskisinden daha verici. Etrafımda dönüyor olması, başka kadın yokmuş gibi halleri haz veriyor.” 

“Desene akıllandı bizim karadeniz uşağı?” 

“O hep akıllıydı, sadece olgunlaşıyor. Rahat bir hayatı olan her insanın tavırlarına benziyor halleri. Bizim gibi derin kayıplardan geçmedi.” 

Efşan başını salladı. “Havai bir erkeğin en büyük sorunu olgunlaşmak değil mi zaten? Doğduğundan büyüdüğüne dünya ne kadar da muhteşem ve dertsiz. Peki ya aşk, o ne durumda?” 

“Bilemiyorum. Aramızda hep bir şeyler ya fazlaydı ya eksik. Kenan bir kadının arayacağı her lükse sahip. Karakter sahibi biri, kadına değer veren bir adam. Bir kadın bundan başka ne ister?” 

“Tabii ki tutku. Tutku ister kadın, yanmak yakmak ister. Bir bakışta tutuşmak tutuşturmak ister. Tutkunun getirdiği heyecanla her günden tat almak ister.” 

Omuz silkti Ruken. “O bir erkek ve ben de bir kadınım. Kadın ve erkek arasında her zaman tutku olmaz mı?” 

“Hayır. Her yan yana gelen kadın ve erkeğin arasında tutku olamaz. Sevgili bile olsa zor. Ten uyumu diye bir şey var. Evli insanların bile ten uyumu olmadığı için boşananları var.” 

“Nasıl yani? Sadece ten uyumları yok diye mi?” 

“Evet, öyle. Baktığında dışardan mükemmel bir çift görebilirsin ama ev hayatlarında, daha çok tensel ilişkilerindeki eğilim sıfırdır. Birbirilerini seviyor bile olsalar bir süre sonra bu aradaki sevgiyi bile harcayabilir. Birbirlerinden tat alamayan kadın ve erkeğin kaçınılmaz sonudur boşanmak veya aldatmak, aldatılmak. Kişiye göre değişir gerçi, daha çok ahlaki yapıya bakıyorum ben.” 

“İlginçmiş. Ama bunu bilemem, yaşamam gerekiyor önce.” 

Dumanı savurup Ruken’e döndü. “Hisset! Hissedebilirsin.” 

Ruken gülümsedi. “Sanırım öğreneceğim çok fazla his var. O çok karizmatik biri çok yakışıklı ve rüyaları süsleyecek bir bedene sahip.” 

“O zaman yakındır,” diyerek gülümsedi ve nargilesine baktı Efşan. “Vedat bu kokuyu alınca benim vay hâlime, adam deli oluyor nargile kokusuna. Çekici geliyormuş.” 

“Değişiksiniz.” İlginç geliyordu Vedat’ın bu hissi Ruken’e, üstünde durmadan devam etti. “Döndüğümde sevgili konumuna terfi edeceğiz. Sonrası Allah bana yardım etsin. Tabii bir de abim faktörü var. Tutturdu ben karşımda çok âşık bir adam istiyorum diye. Kenan benim tek hayalim, bunca sene geçer diye bekledim, geçse ardıma bile bakmayacak kadar kararlıydım. O da öyleydi. Biz birbirimizin kaderiyiz, Efşan.” 

“Abini çok takma. Birbirinin kaderi olan insanlar er ya da geç buluşur. O da aşık bir adam önünde sonunda kabul edecek.” 

“Edecek ama nasıl göreceğiz.”