Ağustos 25, 2020

6. Adı Güzel Kadın

ile payelll

 

 

 

Dün itibariyle holdingi Rüzgar’a devreden Ruken, sabah gözünü açar açmaz stüdyoda almıştı soluğu. Saat sabah sekizdi ve kaç saat süreceğini bilmediği maratona hazırdı. Makyajsız, günlük kıyafetiyle gelmişti. Azra’yı görememişti ama ablasına sıkıca sarılmıştı. Hare’yi kabul etmekte çok zorlanmıştı lakin kanından candı ablası. En az diğer iki ablası kadar seviyordu ve Hare tarafından da coşkulu sevgiyle karşılanıyordu. 

“Hazal gelmedi mi abla?” Çantasını yanındaki masaya bıraktı. Masanın üzerinde çekim malzemeleri doluydu. 

“Yoldadır ablacım, birazdan burada olur. Kavgasız gürültüsüz çekelim fotoğrafları.” Ruken’e lütfen der gibi baktı. 

Ruken göz devirdi. “Abla sen yapma bari, Hazal’la aramızda bir sorun yok sadece rakibiz.” 

Kumral saçlarını eliyle toplayıp arkasına attı Hare. “Evet biliyorum canım, ama nasıl rakip olduğunuzu da biliyorum. Birbirinizin yüzüne bile bakmıyorsunuz. O çok hoş bir kadın, ben ters bir etki almıyorum ben, sizinki çok çetin bir rekabet.” 

“Hiç tanışma fırsatımız olmadı, biliyor musun? Nasıl biri olduğunu bilmiyorum, gerçi merak da etmiyorum.” 

Hare’nin gözleri kapı girişine takıldı. “Geliyor sessiz ol. Belki burada tanışırsınız, belli mi olur?” 

Omuz silkti Ruken, sessizliğini koruduğu sırada Hazal’ı yanında hissetti. Mecburen dönerek elini uzattı. “Hoş geldin,” dedi, buralar bana ait dercesine. Hare gülümsemesini gizleyerek selamladı Hazal’ı. 

Hazal uzatılan eli özensizce şıkmış ve Hare’ye dönmüştü. “Hoş buldum.” 

Ruken dudaklarını sağa sola kıvırıp saçını geriye attı. “Ne zaman başlıyoruz?” diye sordu ablasına. “Akşama yemek var biliyorsun sonrasında Kenan’la buluşacağım.” 

Eski sevgilisi olduğunu öğrendiği adamın adını işitince anladı ki eski falan değildi. Zihninden hemen attığı düşüncelerle o da konuşma gereği hissetti. “Başlayalım evet, Azra bana göstermişti giyeceğim kıyafetlerin fotoğraflarını birde canlı görsem?” 

“Elbette tatlım, hadi gel sana göstereyim.” Hare, Ruken’e döndü. “Sen gelmiyor musun?” 

Hazal görmüştü ama Ruken hiç görmemişti. “Gelmeli miyim?” 

“Evet gel, beğenmediğin olursa giymek zorunda değilsin,” derken ablasının onu ‘abim’ der gibi bakışlarıyla nefes bırakıp çantasına uzandı. “Görelim.” 

Arka tarafa giyim bölümüne geçtiklerinde Hazal bir yana Ruken diğer yana döndü. Ruken siyah, Hazal kırımızı ve bordo giyecekti. Tek tek eline aldıkları kıyafetlerin güzelliğiyle başları dönüyordu ve Ruken ‘Karahan kim Kenan kim’ diyecek vaziyete gelmişti. Özelikle gece kıyafetleri hem sade hem de göz alıcı şekilde dikilmişti. 

“Sevgili modellerim,” diyerek içeri girdi Azra. “Hepsi sizin için çizildi ve dikildi. Sizden ilham aldık bunu biliyorsunuz.” Ruken’e öpücük kondurup Hazal’a ilerledi, samimi sarılmasına Hazal da aynı şekilde karşılık verdi. “Birer tanesi adreslerinize gönderilecek. Bugün gösterin kendinizi, tüm iş kadınları size minnettar kalacak.” 

Azra’nın coşkusuna gülümsedi Hazal ama Ruken tek kaşını kaldırıp çok mini eteği çekti askıdan. “Bu sana çok yakışır Azra abla, tam Murat abimin sevdiği tarzda. Sizler de birer iş kadını olarak giyebilirsiniz ama nedense ben sizi hiç miniyle göremiyorum. Ve sen abla Fatih eniştem bu elbiseyi çok sevecek.” Sırtı poposuna kadar açık elbiseyi çekti bu kez. “Şunun ihtişamına bakın, bir erkeği, hayır her erkeği dize getirecek kadar seksi. Ah, abilerim çok şanslı.” 

Azra’nın gözleri kocaman açılırken Hare boğazını temizledi. Hazal’ın bakışları arada Ruken üzerinden Azra ve Hare’ye kayıyordu. Ne döndüğünü bilmiyordu, Ruken’i de kişilik açısından hiç tanımıyordu; tanısa bir fikri olabilirdi ama şu an için basit bir gösteri olarak hafızında kayıt altına alınıyordu. 

Ruken tıkanan kadınlara bakıp hafifçe sırıttı. Elbiseyi yerine takıp döndü. “Her neyse ben abilerime acıdım giymeyin.” 

“Ya,” diyerek hafifçe kahkaha attı Azra. “Aynen öyle şekerim balım Ruken’im.” Hare’ye döndü. “Değil mi ablası?”

“Kesinlikle ablası,” diyen Hare Ruken’e göz çıkartıp gülümseyerek Hazal’a döndü. Askıdan bir tane bordo takım elbise alıp uzattı. “Al hayatım, hadi makyaj için bekliyorlar odanda sonra giyin ve başlayalım.” 

“Tamam,” diyen Hazal dudak büktü anlamadığı konuya. Elbiseyi alıp giyinme odasına doğru ilerleyip kapısını kapatınca Hare, Ruken’e yaklaştı. “Ne yapıyorsun, Ruken?” 

“Sus,” dedi iki ablasına da bakıp. “Sizi çakal stilistler, siz bu elbiselerin birini bile giymiyorsunuz.” 

“Hayır, giyiyoruz,” dedi Azra üzerindeki pantolon ve bluzu gösterip. 

“Onları değil abla.” Askıyı işaret etti Ruken. “Bunları, ah siz… Kocalarınızın kıskançlık damarlarına hizmet edip başka kadınlar üzerinden para kazanmak!” 

Hare omuz silkti. “Arz talep meselesi kardeşim. Ne o Kenan da sana mı izin vermiyor?” 

“Hah,” dedi Ruken. “Bana bir baksana bende söz dinleyecek göz var mı?” 

“Zamanı gelmemiştir henüz,” dedi Azra. “O sözü sana seve seve yedirirler. İstemiyor adamlarımız kısa ve açık giyinmemizi, ne yapabiliriz? Hava atıp durma Ruken o havan sönecek ve o zaman biz sana sorarız.” 

“Çok beklersiniz.” 

“Yürü be!” dedi Hare. “Biz yapamadık sen yap. Büyüksün bacım.” 

Azra kahkaha atıp başını iki yana salladı. “İki Kara Kadını ile başa çıkamam, git giyin.” Arkasını dönüp kahkaha atarak stüdyo tarafına geçen kadının ardından Ruken’e döndü Hare. “Cidden bir şey demedi mi Kenan?”

“Dedi, ama ben söz verdim dedim, üstelemedi.”

Dudağını buruşturup memnuniyetsiz bir ifadeyle baktı kardeşine. “Bu kadar mı?”

“Ne bekliyordun, biz anlaşmanın kitabını yazıyoruz.”

“Aşık insanlar anlaşmaz kardeşim, çatışır; sonra sevişir. Sonra çatışır sonra yine sevişir.” 

“Abla!” 

“Tamam.” Kardeşinin büyümüş gözlerine gülümsedi. Askıdan siyah takımı çekip uzattı kardeşine. “Şunu giyiyorsun ama önce makyajın ve saçın yapılacak.” 

🖤

Fotoğrafçının karşısında şekilden şekile girerek kimi zaman yorucu kimi zaman eğlenceli geçen saatlerin sonuna yaklaşıyorlardı. 

“Hazal, kolunu Ruken’in omzuna bırak, saçlarını geriye at bana bak,” dedi fotoğrafçı kadın. 

Cam sandalyede oturan Ruken’in hemen yanında ayakta duruyordu Hazal. Muhteşem fotoğraflar çıkmıştı ortaya. Tek çekimler ve ikili çekimlerle iki güzel iş kadın da enfes güzellikleri göz doldurmuştu. Sırt sırta verdiklerinde çekilen fotoğraflarda uzun gece elbiselerinin derin bacak yırtmaçlarıyla ayrı ilgilenilmişti. Azra onları İstanbul’un en gözde mekanlarına asacaktı. 

“Bitti,” diyen sesle nefes bıraktılar. Hazal kendini dekor olarak konulan koltuğa bıraktı. Ruken de oturduğu yerde gevşedi. 

“Çok güzeldiniz.” Hare heyecanla kardeşinin yanına yürüdü. Tepesine bir öpücük kondurdu. Hazal’a ilerledi ve omzunu sıktı. “Teşekkürler hanımlar.” 

“Yoruldum ama değdi.” Hazal uzandığı yerde gülümsedi Hare’ye. 

“Canım sen bir de onların son halini göreceksin, hepsi muhteşem olacak.” 

“Abla telefonum?” diye sordu Ruken. Hare kardeşine döndü. Arka cebinden çıkartıp uzattı kardeşine. “Kenan aradı canım, konum attım birazdan burada olur.” 

Ruken telefonunu alıp gelen mesajlara bakmaya başladı. Tüm çekim boyunca tek kelime konuşmamışlardı. Birbirlerine temaslarını bile görmezden gelmişlerdi. 

Hazal uzandığı yerden doğruldu. “Üzerimi değiştirip eve gitmeliyim. Biraz dinlenmeye ihtiyacım var.” 

“Elbette,” dedi Hare. Hazal odasına giden yolda ilerlerken Ruken ardından baktı. Ezeli rakibiyle tüm gün boyunca dip dibe geçmişti zaman. Seviyeli ve nazik bir kadın olduğunu itiraf etti kendine. O ne kadar onunla ilgilenmemiş ise Hazal da o kadar işini yapmıştı. Ayağa kalkıp telefonu ablasına uzattı. “Bende değişip geliyorum, sende kalsın.” 

“Tamam ablacım, ben de toparlanıyorum.” 

Üzerini ilk değişip çıkan Hazal, çantasını koluna taktığında Azra belirdi yanında. 

“Teşekkür ederim Hazal, onca işinin arasında beni kırmadın.” Kadının kolunu sıvazlayıp gülümsedi Azra. 

“Çok eğlendim Azra, sana model olmak ayrıca bir zevkti.” 

Konuşarak birilerinin yaklaştığını fark ettiklerinde arkalarına döndüler. Hazal’ın mavi gözleri Kenan’ın yeşil gözlerine birkaç saniyeyle uğradı. Kenan, bakır kızılı saçlara ve mavi gözlere öylesine bakıp Azra’ya döndü. 

“Nasılsın abla?” 

“Hoş geldin Kenan, iyiyim ablacığım.” 

“Ben çıkıyorum, sonra konuşuruz,” dedi Hazal, yanındaki görmezden gelerek. 

“Tamam canım, ararım seni.” 

Hazal, Azra’yı öperek Hare’ye geçti, onu da öperek uzaklaştı. Başını çevirip uzaklaşan kadının ardından baktı Kenan. Kızıl saçları dalga dalga sırtına dökülmüştü. Uzun boylu denecek bir kadındı Hazal.

“Kim bu merhaba bile demeyen kadın?” 

“Seninkinin ezeli rakibi. Neden selam vermedi ben de anladım belki de senin Ruken’in erkek arkadaşı olduğunu biliyordur. Ruken’le hiç araları yok.” 

“Ruken bahsetmişti, hatırladım. Peki benim sevgilim olmayan sevgilim nerede?” Azra’nın omzuna kolunu doladı Kenan. “Tüm gün göremedim, bitti mi çekim?” 

“Bitti, üzerini değiştiriyordu, gelir şimdi.” 

“Ne giydirdin ona? Beni katil edeceksin gibi bir hisle doluyum abla.” 

Hare gülümseyerek başını yana çevirdi ama bu Kenan’ın gözünden kaçmadı. Alttan baktı kadına. “Hiç iyi şeyler olmadığını biliyordum zaten. Karahan abi ile sizi baş başa bırakacağım, benim sözüm size geçmiyor.” 

“Aman sakın,” diyerek çıktı Kenan’ın kolunun altından. “Rica ediyorum Kenan, ben bıktım sizden. Kime el atsam kuruttunuz, hepsinin kıskanç birer erkeği oldu. Şimdi asacağım afişleri ben isteyene kadar kimse indirtemeyecek, nokta!” 

“Ruken bu konuda beni dinlemedi ama bu, göreceklerimin dışında bir konuşma olsun. Hiç de o kadar emin konuşma. Çok istiyorsanız siz giyin, biz sizi çekecek fotoğrafçı buluruz. Ama izin vermezler, değil mi?” 

“AA üstüme iyilik sağlık, ben model miyim? Hem benim işim vardı. Sonra görüşürüz.” Azra hızla uzaklaştı yanlarından. Kenan da ardından gülümseyerek baktı. 

“Benim de işlerim var. Sonra görüşürüz, Kenan.”

Tek kelime edemeden Hare de kaçar gibi uzaklaştığında Kenan başını sağa sola umutsuzca sallayıp gülümsedi. “Cadılar.”

🖤

Havalimanı protokol çıkışında durup Kenan’a döndü. Ortalıkta resmî giyimli adamların dolaştığı alanda güvenlik tam donanımlıydı. Başkan ona o diğer çalışacağı kişiyle aynı uçakta olacaklarını söylemiş ama hemen ardından, o kişinin ondan önce Ankara’da oluşuyla tek gideceği bilgisi gelmişti. 

Aldığı mesaja dudak bükmüş, ailesiyle olan yemeğe ardından da Kenan’la gece dışarıda eğlenmeye gitmişti. Gece on ikiyi vurduğunda yatağında derin bir uykuya dalmıştı çünkü aşırı denecek kadar derecede yorgundu. 

Rüzgar eniştesinden aldığı bir haberle de çok sevinmişti. İsviçre’de ünlü ve büyük bir metal ürünler imâl eden şirkete ortaklık teklifi vermişlerdi ve kabul edildiğini öğrenmişti. Rüzgar anlaşmayı imzalamıştı. Pek çok ürünü için kullanacağı metaller artık Tree Of Life etiketiyle piyasaya çıkacaktı. 

Bunun tam da holdinge ara verdiği sırada gelmiş olması üzmüştü ama yakın bir zamanda görevine tekrar dönecekti. Rüzgar şimdiden günleri saymaya başlamıştı, oğlu Ali Poyraz büyüyünceye kadar Ruken ona verdiği sözü tutacak, kendi holdingi gibi sahip çıkacaktı. Sonrasını da düşünüyordu Ruken; evinde bilgisayarlarıyla yeni yeni kodlar yazacaktı. Belki de devasa denecek bir işe imzasını atacaktı. Gerçi şimdi çıkıyor olduğu yolculuktan dönerken bu hayalini gerçeğe dökmüş bile olacaktı ama her zaman her şeyin daha iyisi hep olacaktı. 

Kenan’ın yeşil gözlerine bakıp burukça gülümsedi. “Kendine iyi bak.” 

Ruken’in başını elleri arasına alıp yanağına dudaklarını bastırdı. “Sen de. Umarım çok çabuk biter, döndüğünde yine burada bekliyor olacağım. Bana haber ver döneceğin zamanı.” 

“Hele bir gelme,” diyerek gözlerini büyüttüğünde Kenan gülümsedi. “Döndüğünde çok başka bir Kenan olacak. Kendini buna hazırla, benden daha fazla kaçmana izin vermeyeceğim.” 

“Hevesle bekliyorum ama sen, ben yokken lütfen abimin gözüne çok batma olur mu?”

“Benim bir şey yapmama gerek yok Ruken, abin beni görünce deliriyor zaten, bunu aşsak yeter. Elimden geleni yapacağım.” 

“Haklısın.” Bir adım geriye çıkıp nefes verdi. Uçak onu bekliyordu, kısa bir an uçağa bakıp adama döndü. “Gitmeliyim.” 

Kolları iki yanına düştü. Gitmesini istemiyordu, bir süredir her anı birlikte geçiriyorlardı ve Ruken’e tekrar alışıyordu. “Hadi git. Gidince beni ara, sonrada ara. Telefonum gece gündüz açık olacak.” 

“Tamam, sen de sana verdiğim kitabı oku. Dönünce sana sorular soracağım içinden.” 

“Başladım bile, hepsinden tam not alacağım.” 

Gülümsedi Ruken. “Göreceğiz.” 

Arkasını dönen Ruken derin nefes alıp adımlarını hızlandırdı. Arkasına bakmadan uçağın merdivenlerine çıktı. Kapısına gelince durup döndü ve Kenan’a gülümseyerek el salladı. Kenan’dan aldığı gülüşün karşılığını çok uzaktan da olsa gördü. Uçağa girdiğinde Cihan ve Mutlu da ona eşlik etti. 

Kenan’ı ardında bırakıyor olmanın burukluğu engelleyemiyordu içindeki heyecanı. Tüm uçuş boyunca düşündükçe içine çekildi hislerinin. Uçak inişe geçtiğinde daha da arttı ama bu kez kendini dizginlemesini bildi, zamanla öğrenmişti nasıl sakin görünülür, hissedilir. 

Uçağın kapısı açıldığında merdivenleri inerek Ankara’nın bahar güneşini yüzünde ve ellerinde hissetti. Siyah dar, bilekten pantolonun üzerine belden kısa ceketi içine giydiği beyaz büstiyeriyle Ruken Kara idi.  Saçlarını toplamayı sevmediği gerçeğine bağlıydı. Kalem gibi düz saçları sırtında bırakmıştı. Uçlarındaki açık kahveleri çok seviyordu Ruken. Esmer güzeli çok güzel bir kadındı.

 Cihan önde Mutlu arkasında birlikte indiler basamakları. Kendilerine doğru gelen adamı fark etti Ruken. Son basamağa adım attığında Cihan bir yanına Mutlu bir yanına geçmişti. Karşısındaki ellili yaşlarında olduğunu bildiği adama elini uzattı. 

“Ruken Hanım, hoş geldiniz.” 

“Teşekkür ederim. Nasılsınız, Ahmet Bey?” Elini geri çekerek adamın devam etmesini bekledi. 

“İyi ve çok heyecanlı, ya siz?” 

“Hazır ve çok heyecanlı,” diyerek minik bir tebessümle karşılık verdi Ruken. 

MİT elektronik ve teknik istihbarat bölüm görevlisi  Ahmet Bey devam etti. “Şu andan itibaren devletine hizmet eden bir MİT çalışanısınız. Size savunma bakanlığına kadar eşlik edeceğim, buyurun gidelim.” 

Başıyla onaylayan Ruken adamın açtığı yoldan ilerledi. Yana yan uzun ve tenha bir koridordan geçtiler, çıkışa geldiklerinde etraflarını sarmış olan yüzleri kapalı askerlerin arasından zırhlı VİP aracına bindi, iki korumasıyla. Kapılar kapandığında araç yol aldı. 

Bakanlığa giden mesafede sessizce etrafını izledi. ASELSAN’dan aldığı teklif aklına gelince gülümsedi. Teklifi kabul etmiş olsaydı bu şehirde yaşayacak, ASELSAN mühendislerinden biri olacaktı. Hayatı için aldığı kararların hep arkasında durmuş, hiç pişman olmamıştı.

“Siz muhtemelen geri döneceksiniz,” dedi her iki korumasına bakıp. Mutlu hiç mutlu görünmüyordu. “Emin misiniz efendim?” diye sorduğunda Ruken başını salladı. “Evet, Mutlu. Neler olacağını henüz bilmiyorum ama bu şartlarda korumamız devlet sağlayacak, sivil koruma kabul etmezler, diye düşünüyorum. Ben gelene kadar tatile çıkabilirsiniz. Ama dönüşümlü olarak çıkın, evimi boş bırakmayın.” 

Araç bakanlığın girişinde durduğunda kapısı daha o adım atmadan açılmıştı. Ahmet Bey hemen kapının önüne gelmişti, Ruken de ince topuğunu zemine basıp binaya göz attı. Yüksek merdivenlerden inen adamı hemen tanımıştı. Hayatının fırsatına adım atıyordu ve hayatı değişecek gibi hissediyordu.

Aniden yanlarında 3 araba durmuştu. Ön ve arkadaki araçtan sivil polis oldukları her halinden belli olan adamlar indi etrafı kolaçan ettikten sonra ortadaki aracın kapısını açtılar. İçinden çıkanı tanıyordu Ruken. MİT başkanı Sedat bey. Peş peşe gelmiş olduklarını idrak etti. 

Sedat Bey yaklaşıp, Ruken’e elini uzattığında hemen kavradı genç kadın. “Başkanım, nasılsınız?” 

“Hoş geldiniz Ruken, çok mutlu diyebiliriz.” Uzun boylu, tepesinde tek saç olmamasına rağmen oldukça çekici ve karizmatik bir adamdı Sedat Bey. Yaşının ellinin üzerinde olduğunu biliyordu Ruken, ama bu adama hayrandı. 

“Hoş buldum efendim, teşekkür ederim. Aynı mutluluğu paylaşıyoruz.” 

“Seni burada görmek çok güzel, o hâlde sayın bakan bizi bekliyor onu bekletmek olmaz.” 

Gülümseyerek hafifçe başını eğip basamakları çıkmaya başladı. Aklındaki bir başka konuysa  kiminle çalışacağıydı ama sabır diyerek arşınlıyordu yolu. Bakanın odasının önüne geldiklerinde korumalarına döndü. “Siz burada bekleyin.” Herhangi bir cevap beklemezdi, söylerdi ve sessizce uygulanırdı. Ahmet Bey ve Sedat Bey’in yanında açılan kapıdan içeri girdi. Daha öncede gelmişti ve ileriki hayatında da hep gelecekti.

Koltuğunda değil geniş camların önünde Ankara’yı seyreden Bakan’ı fark edince büyük odada adımlarını o yöne çevirdi. Kendine dönen adamın elini uzatışını izleyip kendisi de uzattı. Elini iki eli içine alan adamın mutlu ifadesini her zaman severdi. 

“Hoş geldin benim zeki kızım.” 

“Hoş buldum Bakanım, Nasılsınız?” 

“Daha iyi olacağız, hep birlikte.” 

“Mutlaka olacağız efendim.” Elini bırakan adama hafifçe gülümsedi. Bakan’ın bakışları Ruken’in gözlerinin içine bakıyordu. Bir şeyler aradığını belli ediyordu adam. 

“Geçelim,” derken masasının başına ilerleyip oturdu. Ruken’in de karşısına oturmasını işaret ettiğinde genç kadın usulca yerleşti koltuğuna. Karşısına da Sedat Bey oturdu.

“Hazır mısın?” dedi Bakan. 

“Evet, yapabileceğimi biliyorum.” 

“Bundan biz de eminiz. Devrimin devamını siz getireceksiniz. Yapacağınız şey bu ülke için çok büyük bir güç demek olacak.” 

“Her zaman hazırım, bugün ve yarın; ölene kadar.” 

Bakan mutlu bir ifadeyle başını salladı. Sözü Sedat Bey’e devir ettiğinin işaretiydi bu. Sedat Bey oturduğu yerde bir miktar Ruken’e eğildi. “Ankara sınırlarında çok büyük olmayan bir ev ayarlandı. Etrafında başka bir ev yok, düz bir alan. Evin bir odasına ihtiyacınız olacak her şey döşendi. Devasa iki bilgisayarınız var. Her bir tuşuna kadar her ikisi de kontrol edildi. Ne kadar süreceği size kalmış, ister bir haftada yazarsınız ister bir yılda. Bu evin üzerinde her zaman arılar dolaşacak. Evin alt katında bir tünel var size o tünel aracılığıyla ulaşacağız. Aslında size hep bir adım uzakta olacağız.

Çalışma arkadaşın da şu an başka bir görüşmede. Birlikte yazacaksınız, diğer kişi sizden daha iyi anlamına gelmemeli. Siz bilmiyorsunuz ama yaptığınız her yazılım programı ve savunma silahımız sizinle çalışacak olan kişiyle aynı düzeyde. Gündüz arısını o yaptı, siz de gece arılarını yaptınız.” 

Şaşırsa da belli etmedi. Daha da kabaran bir merak sardı her yanını. Kimdi bu kişi? “Ben kiminle çalışacağım?” 

“Kendisi yıllardır Türkiye Cumhuriyeti’ne hizmet ediyor. Ülkesine bunun için geri döndü. Sizin kadar vatansever ve sizin kadar yetenekli biri. Siz ikiniz bu proje için seçildiniz. Bunu bize kendiniz kanıtladınız. Biz ikinize de güveniyoruz siz de birbirinize güvenerek ülkemizi ulaşılmaz kılacaksınız. Aynı konuşmaları kendisiyle de gerçekleştirdik. O, size güveniyor.”

Anlaşıldı ki tanışmak şu ana nasip değildi lakin Ruken’in merakı arşa ulaşmıştı. Sessizce kabul etti tüm sözleri. Bakan’a döndü. “Her şeyi göze alarak geldim, ne gerekiyorsa olur efendim.” Bakan minnetle gülümsedi. Tekrar Sedat Bey’e döndü. “Peki benim kimliğim biliniyor mu, ailem için endişe etmeli miyim?” 

“Sizin değil ama diğer kişinin biliniyor. Sizin aileniz tehlike altında değil yine de biz her güvenliği gizlice sağlayacağız. Korumalarınıza ihtiyacınız olmayacak ve bu süreç her kim olursa olsun çok kişi tarafından bilinmemeli.”

İçi rahatlayan Ruken gözlerini kapatıp açtı. Ailesinden bir kişiye bir şey olsa kendisini asla affedemezdi. “Tamam,” dedi kısaca. 

“Pekala, hazırsanız ve başka bilmek istediğiniz bir şey yoksa çıkalım.” 

“Hazırım, hayır yok.” Ayağa kalktığında Bakan’ın sesiyle durdu. 

Bakan’ın gözlerinde gurur ve zaferin ışıkları yanıp sönüyordu. “Yazacağınız program sizi hep gizli tutacağımızın gerçeğini hep taşıyacak. Tabii siz  istemediğiniz sürece. Bu iş bittiğinde de bu ülkenin S-400’ü olacak. Kendi yazdığı kendi ürettiği… Vatan size minnettar.” 

🖤

Ankara’nın yakıcı bahar güneşinin görüş alanını zorlamasıyla gözlüğünü takmıştı. Valizlerinin zırhlı, başka bir araca naklini izliyordu. “İlk uçakla dönüyorsunuz. Abime selam söyleyin, abimin askerleri. Ruken yalnız çalışacakmış deyin, anlaştık mı?” 

Ruken’in tırnağı kırılsa korumları Karahan’a haber uçuyordu ama bu kez tek kelime edemezdi. İki korumada suçlanıp önüne bakmıştı. 

“Sizi sıkıştırırsa devletin bana başka korumalar sağladığını ortak bir yalan olarak üçümüz de biliyoruz, anlaşıldı mı?” Yine sessiz anlayışları izledikten sonra, “Araba sizi bekliyor, gidin artık.” Arkalarını dönerek biraz ileride kendilerini bekleyen arabaya, korumalarının binişini ve uzaklaşmasını izledi. 

Basamakların en ucunda Sedat Bey ve Ahmet Bey’i gördü. Aralarında ufak bir konuşmanın gerçekleşiyor olduğunu anladığında beklemeye başladı. Ardından yaklaşan ayak seslerini işitiyordu ama dönüp bakma gereği duymadı. Adı anılana kadar… Katıydı ses, belki de değildi. Yumuşacık da bir ton barındırıyordu içinde. Zihninde bir tele değmiş gibi irkildi. 

“Ruken Hanım.” 

Bu sözü her gün onlarca kez işitiyordu oysa. Usulca başını çevirirken omzundaki saçları sırtına döküldü. Gözlüğünü çıkartan adamın karmaşık görüntüsüne kapıldı. Bedeniyle dönerken kendi gözlüğünü çıkarttı. Uzun kirpiklerin çevrelediği ela gözlerinin zekice parlıyor olduğunu anında fark etti. Uzun ama köşeli yüz hatlarına nanosaniyelik bakışlar attı. Çıkık elmacık kemikleri ve kumral bir tene sahipti adam. Koyu kumral saçları özenle taranmış, adama yakışan şeklini almıştı. 

“Benim,” diyebildi adamı incelemeye son verip. Elini uzatan adamın ciddi ifadesine aynı şekilde karşılık verdi. Kimin elini sıkacaktı bilmiyordu ama elini uzatırken buldu kendini. 

“Oğuzhan Kara, birlikte çalışacağınız kişi benim.” 

Soyadı Kara! Bir erkek! Onca zaman boyunca bir evde bir erkekle çalışacak olmasının çelişkisini oracıkta yaşadı. Genç ve yakışıklı bir adamla uzun bir süre aynı evde yaşayacağını abisi duysa, Kenan duysa ülkeyi ayağa kaldırırdı. Kendisi buna gülmek istedi hatta yüzünde bir gülümseme oluşur gibi olduğunu adamın da gevşeyen yüz hatlarından fark etti. Sabah traş olduğu o kadar belliydi ki… Ve adamın yüzü tertemizdi. Dokunmak isteyeceğin, bir erkeğe fazlaymış gibi duran bakıma sahipti. 

“Ben… Ben bir erkek beklediğimi düşünmemiştim. Şaşırdım.” 

“Anlayabiliyorum, şaşırdınız.” Elini geri çeken Ruken’i hedef alan gözleri bu kadar yakında kadının çok daha farklı olduğunu kabul ediyordu. Uzun denecek bir boya, uzun düz ve iki renk saçlarına, büyük kahverengi gözlerine ve şık giyimine ışık hızıyla baktı. Sandığının ötesinde bir ışığı vardı kadının. Oğuzhan bunları düşünürken yanlarına gelen Sedat ve Ahmet Bey’e döndüler. 

“Tanıştınız demek, o hâlde artık serüveninize başlayabilirsiniz. Araba sizde kalacak, şoför sizi bırakıp dönecek. Evde her şey var dediğimiz gibi, hiçbir eksiğiniz olmayacak. Biz de size hep yakın olacağız.” 

“Gidebiliriz,” dedi Oğuzhan. 

Sedat Bey ve Ahmet Bey her ikisinin de elini sıktı. “Biz tüneli kullanacağız. Yolunuz ve zihniniz açık olsun.” 

“Teşekkürler,” dediler. Oğuzhan, Ruken’e dönerek kapısı açık arabaya önden binmesi için elini öne uzattı. Ruken’in ardından kendisi de bindiğinde kapı kapanıp bir meçhule doğru yol almaya başladı. 

Bakanlığın sınırlarından çıkana kadar her ikisi de yolu izlemeyi tercih etmişti. Araba otobana çıkınca birbirilerine bakma gereği hissettiler. 

“Soyadım Kara demiştiniz, yanılmıyorum değil mi?”

Ciddi ifadesini hiç bozmadı Oğuzhan, bir gün pişman olmamayı umdu. “Evet, Kara. Sizinki de Kara.” 

“Benzerlik, olabilir ama yine de ilginç geldi. Soru sormamda sakınca var mı?” 

“Herkesin bildiği soruları sorabilirsiniz.” 

Her şeye izin olmadığını anlamıştı. Nereli olduğunu soracaktı, belki babası ve annesi fakat cevapları alsa bile Oğuzhan adında bir akrabası olduğunu hatırlamıyordu. On parmağı doldurmayan akraba silsilesinden tanıdığı olduğunu söyleyemezdi. 

“Anladım. Önemli değil, eminim Kara soyadını taşıyan çok insan vardır.” 

“Elbette. O kadar çoktur ki bakın burada bile iki tane var.” Akrabası olduğunu söylemek istemiyordu, en azından bir süre. Fakat sonrasında neler olacağını o da dahil kimse bilmiyordu ama Oğuzhan’ın kendince bir teorisi vardı. 

Naifçe gülümsedi Ruken. Telefonunun sesiyle yanında duran çantasına uzandı. Ekranda Kenan yazısını görünce gülümsediğinde karşısındaki adam bunu kaçırmamıştı.

Kısık bir tonda, “Efendim canım?” diyerek açılan telefonla Oğuzhan dışarıdaki yola döndü. 

“Hayır, süresiz yani belli değil. Daha bugün bir gün Kenan, sabır. Geniş bir zamanda arayacağım seni.” Sarf ettikleri birkaç cümle sonunda kapattı telefonu. Ekranda abisinden onlarca mesaj vardı. Onları okumaya ve cevaplamaya daldığında Oğuzhan tarafından izlendiğini dahi fark etmedi. Ekranı karartıp çantasına bırakırken gözü takıldı adama, yalnız olmadığını hatırladı. Abisinin bitmek bilmez sözleriyle andan kopmuştu. 

“Sizce ne kadar sürer?” diye sordu, aniden kendine döndü bakışlar.

“Çalışma saatlerimize göre değişebilir, sizin bir tahmininiz var mı?” 

“Hayır, yok. Aileme bir ay kadar dedim ama o kadar sürmez diye umuyorum.” 

“Belli olmaz. Ailelerimiz alışkın olmalı bu çalışmalara.” 

“Pek değil. Ben ilk kez dışarda çalışacağım. Ailemden hiç ayrılmadım.”

“Benim kısa ayrılıklarım oldu. Aile açısından zor oluyor.” 

“Maalesef, birde benimki gibi bir aileniz varsa, çok daha zor.” 

“Ailenizi medyadan tanıyorum. Abinizin adı Karahan, öyle değil mi?” 

Bunlar sır değildi, olması ihtimal bile değildi. “Evet, eniştelerim, ablalarım, babam ve aile dostlarımızla kalabalık ve göz önünde bir hayat yaşıyoruz.”

“Asilkan teknolojinin yöneticisiniz. Ödül töreninizi izledim, tebrik ederim.” 

Şaşırdığında kendini gülümserken buluyordu. “Teşekkür ederim. Orada mıydınız?” 

“Hayır, ülkeme geçen hafta döndüm.” Gülümsedi Oğuzhan. “Siz de bilirsiniz ki izlemek istiyorsak, izleriz.” 

Adam güldü ve çenesinde, dudağının sağ altında, küçük ama derin bir çizgi gibi açılıp, deriyi içine çeken gamzesi ortaya serildi. Ruken’i gülüş değil, o gamze etkisi altına aldı. 

Birden kendine geldi. Gülüşü büyüdü Ruken’in, Oğuzhan’ın da. 

Ela gözleri kısıldı adamın. Ruken’in gülüşü çok farklıydı. Çocuksu, bakınca mutlu eden bir gülüştü. 

“Bilmez miyim…” 

Bu kez Oğuzhan’ın telefonunun sesi duyulduğunda Ruken arkasına yaslanıp boş arazileri izlemeye koyuldu. 

“Prensim,” diyordu bir ses. “Güzelim,” dedi Oğuzhan. 

Ruken bir kez daha gülümsedi. Genç ve yakışıklı bir adamın bir güzeli olurdu. Anlaşılan o ki Oğuzhan’la iyi anlaşacak ve belki de görev sonunda iyi dost olacaklardı. O etkileşimi hissediyordu. 

“Hayır canım, uzun sürecek; kendini buna hazırla ve benim gelişimi bekle. Ben de seni özlerim ama biliyorsun görev, sana bunu sürekli anlatıyorum. Seni nasıl unutabilirim,” derken Ruken’le göz göze geldiğinde gözlerini kaçıran Ruken oldu. Sinsi bir gülüş adamın yüzünde belirdi. “Kapatıyorum, sonra yine ararım.” Telefonu kapatıp yanına bıraktı. Ruken’in bu özel konuşmaya şahit olmasından hoşnut olmadığını hissediyordu. Konuşmamayı tercih ederek sessizce akan yola döndüler. 

                                       🖤

Eve vardıklarında açılan kapıdan ilk çıkan Oğuzhan elini Ruken’e uzattığında basit bir eylemmişcesine elini vermişti genç kadın. Nazik bir adamla çalışacak olması fikri her an daha iyi hissettiriyordu. 

Valizleri kendi odalarına taşınırken MİT Başkanını evin içinde bulmuşlardı. Tünelden geçerek onlardan önce gelmişti Sedat Bey. Çalışacakları odanın kapısının önüne geldiklerinde Oğuzhan ve Ruken’in el dokusu ve retina ayarları yapılmıştı. İkisi bir olmadan kapı açılmayacak şekilde ayarlanmıştı. 

On metre kare odanın bir duvarı geniş ekranlarla kaplıydı. Hemen önlerindeki masada iki tane bilgisayar duruyordu. Ruken parmaklarını bilgisayarlar üzerinde gezdirdi Kendi icatlarıyla çalışacak olması mıydı, onu daha mutlu eden? 

“Evin içindeki telefondan bize ulaşabilir, her neye ihtiyacınız varsa isteyebilirsiniz. Yemekleriniz dahi hazır gelecek ama mutfakta her şey var. Sizin güvenliğiniz ve sağlığınız bizim için S-400’den daha değerli,” dedi Ahmet Bey. 

Kendisi yemek yapabilirdi ama bu bilgiyi kimseye açmaya niyetli değildi. Canı isterse… 

Evin kalanını gezip en son alt katta tünele açılan kapının önünde durdular. Basit bir kapıdan ibaretti ama Sedat Bey kapıyı açtığında ışıkların aydınlattığı ucu bucağı olmadığı belli olan metal bir geçit çıkmıştı ortaya. Demir plakalarla kaplanmış tünelin ne kadar derinde olduğunu hesap etmek istedi Ruken. En az altı veya yedi metre derinde olmalıydı çünkü evin bodrumuna inen merdiven sayısı oldukça fazlaydı. 

Evden herkesin ayrılmasıyla kocaman evde baş başa kalmışlardı. Evin bahçesinde karşılıklı birbirlerine baktılar. 

“Dinlenmek istiyor gibi görünüyorsun.” 

Ruken derin bir soluk aldı. “Evet, belki biraz. Üzerimi değiştirmeliyim. Topuklu ayakkabılarımdan kurtulmalıyım, tabii makyajımda buna dahil.” 

“Makyajım ve topuklu ayakkabım yok ama diğerine ben de dahilim. O hâlde bir süre sonra birbirimizi buluruz.” 

“Mecburen bulacağız gibi Oğuzhan Bey, ikimiz kaldık.” 

Birkaç saniye kadına bakıp ağırlığını bir bacağına verdi. “Uzun bir süre bu evde birlikte olacağız, Ruken dememde sakınca var mı?” 

“Bence yok, makul bir teklif. Uyumlu bir çift olursak pek çok işe birlikte imzamızı atabiliriz. Bu ilk işimiz ben samimiyete değer veren biriyim.” 

“Buna eminim, çok genç bir kadınsın ama kocaman bir holdingi tek başına idare ediyorsun, bunun altında çalışanlarını seviyor olduğunu görebiliyorum. Kimse kendine kötü davranan bir patrona tahammül etmez.” 

Ters anları aklına gelince kocaman gülümsedi. “O kadar erken karar verme, beni bir de işler ters gidince göreceksin. Holdingde herkes koşmaya başlar.” 

Küçük bir kahkaha attı Oğuzhan. O gamze yine belirdi. Her gülüşünde ortaya çıkacaktı ve bir kadından ziyade bir insan olarak bakmak istiyordu. Bu gülüşe alışabilirdi, her an yanında bile isteyebilirdi çünkü çok güzeldi. “Ona otorite demiyorlar mı?” 

Ruken omuz silkerek eve doğru yürüdü. “Bilemiyorum ama ben sadece Ruken Kara’yım, bunu herkes böyle biliyor. Yemekte görüşürüz Oğuzhan.” 

Ruken’in ardından bakarken gözlerini kıstı. “Sen de Kara’sın ben de, bakalım bu oyunun galibi kim olacak? Adı güzel kadın…”