Ağustos 25, 2020

7. Benim Olacaksın

ile payelll

 

 

 

Saçlarını kurutup lastik tokasıyla tepesinde dağınık topuz yaptı. Yüzündeki tüm makyaj çıkmıştı, artık cildi gibi kendi de nefes alıyordu. Rahat bir tayt ve üzerine kısa kollu siyah bluz giydi. Valizin birini boşuna getirmişti. Burada o ciddi ve şık elbiselere ihtiyacı olmayacaktı. En çok da topuklu ayakkabılarına. 

Cihan’ı arayıp tüm rahat ev kıyafetlerini göndermesini isteyecekti. Ayağına bezden oluşan rahat düz ayakkabısını da geçirdi. Telefonunu eline alıp Cihan’ın numarasını tuşlarken odasından çıkıp kapıyı çekti. İkinci çalışta açılmıştı telefon. Konuşarak merdivenleri inmeye başladı. 

“Cihan, benim getirdiğim günlük kıyafetler çok az göründü bana. Benim parmak izimi taşıyan valizime günlük elbiselerim de dahil yerleştirip getirebilir misin?”

“Olur efendim, ne zaman getireyim?” 

“Yanımdakiler iki hafta idare eder. Getirince Sedat Bey’e teslim edersin.” Konuşarak aşağı inmiş, etrafına bakınmıştı, akşam güneşinin kızıl gölgeleri odaların pencerelerinden evin içine yansıyordu. Etrafına bakınıyordu, evde yalnız değildi. Mutfağa döndüğünde telefonda hâlâ Cihan’a bir şeyler anlatıyordu. Daha çok evini soruyordu. “Haftada bir temizlik devam etsin, odamı temizleyenlerin başında durmayı ihmal etme. Çalışma odama girmesinler, biliyorsun.” 

Masanın üzerindeki yemekleri gördüğünde ne çok aç olduğunu iliklerine kadar hissetti. Cihan’ın ‘tamam’ sözleriyle telefonu kapatıp masaya bıraktı. “Açım,” diyerek etrafına bakındı. Ev ve iş arkadaşı görünmüyordu ortalıkta oysa masa yeni hazırlanmış gibiydi. 

“O zaman oturalım.” 

Sesle irkilip arkasını döndü. Oğuzhan’ın bakışları Ruken’i bulduğunda gözlerini kıstı. Makyajı yok, ciddi iş kadını kaybolmuş, saçları alelade toplanmış, boyu bir altmış beşe inmişti kadının. Nasıl farklı göründüğünü zihni ona anlatırken hangi Ruken’in daha ilgi çekici olduğunu da fısıldadı düşünceleri, karşısındaki kadın gerçek bir kadındı. Çocuksu, saf, dupduru olduğu gibiydi. 

“Bence de oturalım, beni bekleyebilirdin yardım ederdim ama bu konuda yeteneğin var gibi.” 

Ruken’in sesi düşüncelerini bıçak gibi kesti. Ama Ruken dikkate izlendiğini fark edecek kadar kadındı. “Tanıyamadın mı?” Hiç rahatsız olmuş gibi görünmüyordu Ruken. Sandalyesini çekip oturdu. 

“Çok farklı göründüğünü sen de kabul ediyorsun.” Başını sağa sola sallayıp gülümsedi. Ruken’in karşısına oturdu. Tabağına yemeklerden alırken arada şok olan adama bakıp sırıtıyordu. 

“O iş kadını bu ev hanımı.” 

Oğuzhan da tabağına yemekleri alırken dudaklarını birbirine bastırdı. Evin hanımı… Hoş bir cümleydi. “Ev hayatını seviyor musun?” 

“Çok severim. Evden işe işten eve yaşıyorum. Ara sıra dışarı çıkarım. Fazla zaman da kalmıyor, aile geniş. Her hafta birinin doğum günü, evlilik yıldönümü, birçok yeğenim var; onları görmeden yapamıyorum.” 

“Kaç tane?” Ruken farkında mıydı bilmiyordu ama o kadar içten ve samimi davranıyordu ki, sanki iki eski dost gibiydiler. 

Ruken içinden geldiği anlatırken ardında bir şey aramıyordu. “Dokuz tane. Üçünün halası diğerlerinin teyzesiyim.” Hare’yi anlattığının fakrında ama üstünkörü geçiyordu. Açıklama yapmasına gerek olmadığı bir yerdeydi. Ruken gülümsedi. “Hepsini toplayıp havuzda oyun oynamak en büyük zevkim.” 

İmrenerek bakan adama kaldırdı başını. “Ya sen, senin ailen?” Sormaması gerekiyordu belki ama sormak istiyordu. 

“İki kişiden oluşan bir ailem var. Evli değilim ve hiçbir zaman kalabalık bir ailem olmadı. Sen anlatırken imrendim.” 

Anne babası, hiç degilse sevgilisi olarak algılayıp daha fazla soru sormadı. “Yanınızda kim varsa ona alışıyoruz, benim kalabalık senin az sayıda olan aileniz belki de bize uygun olandır.” 

“Ailenin topluca üç kişiden oluştuğunu hiç düşündün mü?” Başını yana yatırıp, sorusuna gelecek cevabı keyifle bekledi.

Hayatında ablaları, abisi, yeğenleri ve aile dostları olmadığını düşündü ve buz kesti. “Çok zor, hiç düşünmedim yani su ana kadar. Kardeşler olarak dahi kalabalığız.” 

“Sanırım bu konuda beni anlayamayacaksın. İnsanın gözü kapalı güveneceği bir kız veya erkek kardeşi olmalı, ben bunun yükünü çok yaşıyorum çünkü annemle her şeyi konuşamıyoruz ve kabul edersin ki zorlu bir hayatımız var. Baen hiç tereddüt etmeden konuşmak istiyorum ama büyük bir boşluğa denk geliyorum.” 

Ruken’in kaşları havalandı. Kardeşleri bir kenara etrafında onlarca güveneceği insan vardı. “Hiç arkadaşın veya dost dediğin kimse yok mu?” 

Oğuzhan dudaklarını büküp etrafına bakındı. “Var tabii. Ama hiç amca, dayı olamayacağım. Arkadaş, dost ve aile, kan bağı önemli.” 

Adama bakan gözlerinde merhamet ışıkları yanıp söndü ama Oğuzhan bunu görmedi. “Üzücü ama sormak istiyorum; akrabanda mı yok? Uzak, yakın?” 

“Var.” Başını kaldırıp Ruken’in gözlerinin derinlerine inerek uzun süre baktı. “Ama sokakta görseler tanımazlar. Varlığımı unutmuş bile olabilirler, bunun için onları suçlamıyorum. Senin uzak akrabaların da dahil mi anlattığın insanların içine?” 

“Pek değil. Annem tarafından akrabalarımla abim ve babam görüşmemizi istemiyor, onlar da bize meraklı değiller. Annemin amcasının çocukları var, bir yerde kuzeniz lakin abim onlardan haz etmiyor. Çok takip etmiyorum da, nerede ne hâldeler bilmem, karışık aile meseleleri… Büyükbabamın, büyükannemin hayatta olmadığını biliyorum. Babam tarafından ise bildiğim birkaç kişi dışında yok ve yine içli dışlı değiliz. Hiç amcam yok, bir halam var. Bunların dışında bilgim yok. Pek konuşmazlar ne abim ne babam.” 

“Nerelisin?” diye sordu Oğuzhan, bildiği hâlde. 

“Adana.” 

“Adanalıların çılgın insanlar olduğu bilinir,” derken alttan gülümsediğini gizlemeye çalışıyordu. Ruken bunu fark edince kahkaha attı. Gülüşü yüzünde donan adam kadının dalga dalga sesiyle gülüşündeki tınıları keyifle içinde hissetti. 

“Güldüğünü görebiliyorum ve evet biraz çılgın bir aileyiz, abimi tanısaydın zaten bu sözleri duymazdım. Gerçi anne tarafımdan İzmir’liyim ama ruhunda Adana dolanıyor. Ya sen?” 

“Bilmesen senin için daha iyi olabilir. Ben senin kadar masum değilim yazılım dünyasında.” Bu şekilde kendini saklama gereği duydu. Bunun da başka türlü bir yalan olduğunu bile bile… 

Sedat Bey’in sözlerini anımsadı Ruken. “Tahmin etmeye çalışıyorum. Peki, o zaman programımızı yapalım, ne dersin?” 

“Olur, saat kaç gibi uyanıyorsun?” 

“Saat altı da uyanıyorum, işe gitmek derdim olmadığından,  makyaj, giyim sorunum da olmayacağına göre bir saat daha uyuyabilirim derdim ama alışık bünye zaten uyanacağım. Kahvaltıyı da hesap edersek yine saat yedi de başlayabiliriz.” 

“Bana uyar, ben de altı da uyanıyorum, gece on ikide uyurum en geç bir.” 

“Ben de öyle… yemekleri ve dinlenme saatlerini de hesaplarsak akşam sekiz dokuza kadar çalışabiliriz.”

“Kabul ortak.” 

“Seninle güzel anlaşacağız ortak.” 

                                          🖤

İstanbul…

 

Gece kulübüne adımı atar atmaz renkli dünyanın içine seve seve çekildi. Seviyordu Kenan eğlenceyi, bunu etrafındaki insanlar bilirdi. Her gece dışarıda olsa neden evde değilsin diyen biri olmazdı. 

Arkadaşlarını görünce o yöne ilerledi. Rose Continent’in locaları arasından geçerek ulaştı arkadaşlarına. Hepsi okuldan eski arkadaşlarıydı. Hepsini severdi Kenan, hiçbiriyle bir sorunu olmamıştı. 

Yerine oturduğunda, “Nasılız beyler?” diye sordu. Üç arkadaşından Selim isimli olan gülümsedi. “Biz iyiyiz sen?” dedi. Ruken’in gidişini sorduğunu anlamıştı Kenan. 

“Özlemlerdeyim ve daha bugün gitti, ne zaman döneceği de belli değil.” 

“Oğlum siz on seneyi devirmişsiniz bir on senenin daha lafı mı olur?” dedi Serhat adlı arkadaşı. 

Kenan ona göz devirdi. “On seneyi kapatmak için artık bir şeyler yapmam gerekiyor ama bu kez de o gitti.” 

“Bir kadınla on sene,” diye mırıldandı Mehmet isimli arkadaşı. “Ne aşkmış sizdeki…” 

Kenan’ın hoşuna giden sözler gülümsemesine neden oldu. “Beş yıldır arkadaşız ve şimdi geçen zamanı nasıl tersine çevirebiliriz onu düşünüyoruz.” 

“Düşünmek?” dedi Selim. “Bunun nesini düşünüyorsunuz? Akışında boğulmanız gerekmiyor mu?” 

Dudak büktü Kenan. “Akışa kapıldık zaten, devam ediyoruz ama hâlâ sevgili moduna giremedik.” 

Selim yan bir bakış atıp düşünceli bir şekilde arkadaşına baktı. “Kenan, siz arkadaş olmaya çok mu alıştınız, yani aşk treni kaçmış olabilir mi?” 

“Saçmala Selim, öyle olsa başka bir kadına ilgi duyardım o da başka bir adama ama biz yıllardır birbirimizi bekliyoruz.” 

“Selim’e hak vermemek elde değil, farkında olmayabilirsiniz. On sene evli kalan insanların bir kısmı birbirine aitmişçesine alışabiliyor,” dedi Serhat. 

“Adamın aklını karıştırmayın,” dedi Mehmet. “Seviyor, bunu hepimiz biliyoruz. Haklı buluyorum ben her ikisini de. Sonuçta evlilikle taçlanacak bir hayatı paylaşacaklar.”

Selim ve Serhat, Mehmet’in sözlerini dikkate alarak sessizliği tercih etti. Kenan da buna memnun oldu. Aklını karıştıramazlardı onun, Ruken bir yana dünya bir yanaydı. 

Çalan müzikleri beğenmeyen Kenan yerinden kalktı. “Ben bu gece DJ olmak istiyorum. Bana da iyi gelir belki yoksa yat kalk ne zaman dönecek diye kafayı yiyeceğim.”

“Yaparsın, mekânsizin, istek parça çal bari,” dedi Selim. Kenan’ı gülümsetti. “Kafama göre, kafama.” 

Önce Fırat’ı bulup iznini alan Kenan müziklerin yayıldığı alana geçti. Kulaklığını takıp biraz yukarıda  sayılan alandan aşağıya baktı. İnsanlar kendince eğleniyordu. Onları biraz daha coşturabilirdi hatta fazla coştururdu. Eğlence zaafının ona hediye ettiği bir yeteneğin sahibiydi. Kulüp ağzına kadar doluydu, pist de kalabalıktı. Kendini müziğe kaptırmış, yaptığı işten büyük haz almış vaziyette düğmelerle dans ediyordu. 

Gözleri birine takıldı. Uzaktan seçemedi ilk önce ama biraz daha dikkatli baktığında ışıkların direk vurduğu kadını tanıdı. Ruken’in ezeli rakibi Hazal’dı. Yanında oturan arkadaşlarıyla muhattap olmadan düz bir şekilde pisti izliyordu. Gözlerini biraz daha kıstı Kenan, daha dikkatli baktı. 

Yanındaki kadın ve erkekli grup konuşup, kahkahalar atarken o kendi dünyasında yaşıyor gibiydi. Dudağını büktü, anlamak zor değildi. İş dünyasında insanlar göründüğü gibi olmuyordu. Bu kadını ikinci görüşüydü ama kadının hiç gülümsemediğini fark etmesine iki görüş yetmişti.

Döner sarı ışıklar tam Hazal’ın üzerinden geçti o anda, Kenan karanlıkta kaldı Hazal ışıkların arasında. Bulunduğu yere bakıyor olduğunu birkaç saniyede fark etti Kenan. Sabit ve net bakışlar DJ bölümündeydi. Net bir ifade alması mümkün değildi elbette. 

Eli bir düğmenin üzerinde kaldı o anda. O da karanlıktan Hazal’ın bulunduğu alana kaşlarını birleştirip baktı. Başını çevirip yanındaki kız arkadaşına bir şeyler söyleyen kadını izlemekten kendini alamadı. Birkaç saniye sonra Hazal’ın kalkıp kulübün çıkışına yürüdüğünü gördü. 

Gitmişti. Basit ama karışık anlardan sıyrılıp işine ve eğlencesine geri döndü Kenan. Bir dakikayı aşamayan süre zarfında aklından uçup gitmişti kadın. İki saat daha kalıp evine döndüğünde yatağının başucuna bıraktığı, Ruken’in ona mutlaka oku dediği kitabı aldı eline. Kaldığı sayfayı açıp göğsüne bıraktı. Saat on ikiyi vurmak üzereydi ama mesajını yazmaya koyuldu. 

“Saat on iki olmak üzere, evdeyim ve kitabımı okuyorum. Seni seviyorum, tatlı rüyalar canım.” 

Telefonu yerine bırakıp kitaba döndü. Kitabın en merak ettiği kısma geliyordu. Bir süre okuduktan sonra artık uyuması gerektiğine karar verdi. Yarın sabah tam zamanlı çalışmaya başlayacaktı. Hayat ona tam zamanlı şimdi başlıyordu. 

                                         🖤

Ankara… 

Sabah altıda gözlerini açtı ama nasıl açmak, cam gibiydi bakışları. Dün gece saat on bir olmadan uykuya kalmasına anlam veremedi. Başında biraz ağrı vardı, bir saat fazla uyumuştu ondan kaynaklı olduğuna emindi. Yatağın içine düşmüş olan kitabı aldı önce. Başucundaki beyaz komodinin üzerine bıraktı. Buz gibi bir duş alırsa muhteşem olacaktı ama ilk önce telefondaki mesajlara bakmayı tercih etti. 

Abisinden ve ablalarının grubundan gelen mesajlara bakıp sırıttı. Yeğenlerinin fotoğraflarına içi giderek baktı. Kenan’ın mesajını açınca kocaman gülümsedi. Diğer hepsini es geçip Kenan’a yazdı cevabını. 

“Günaydın canım, dün gece erken uyudum yorulmuşum. Aferin tatlı uşak evine erken dön,  kitabını oku. Ben de seni seviyorum.” 

Telefonu bırakıp banyoya yürüdü. Ilık ve soğuk arası duşun ardından kendini müthiş hissediyordu. Saçlarını kurutmaktan vazgeçip havluyla nemini aldı. Pencereden sızan güneş aklını çeliyordu. Biraz güneşlenebilirdi. İnce askılı dar bluzunu, dar ama rahat pantolonunu giydi. Odasını toparlayıp gözüne kara kalemini çekti. Makyajsız yaşardı ama kalem de fena durmuyordu. Büyük kahverengi gözleri ve dinlenmiş göz altlarıyla kendine güzel göründü. Saat altı otuz olmuştu. 

Oğuzhan’ın odası alt kattaydı. Uyanmış olduğuna emindi. Evin açık antre kapısına yürüdü. Adımını atar atmaz güneş tenini okşadı. Gözlerini kapatıp yüzünü güneşe çevirip derin nefes aldı. “Ne güzel bir sabah…” Evin bahçesine sabah ışıklarıyla bakmak için çevirdi başını. Orta büyüklükteki havuz çok cazipti ama yanında mayosu yoktu ve olsa da havuza gireceğini sanmıyordu. Yabancı bir adamla aynı evi paylaşıyordu, tedirgin değildi ama bu onun bir erkek olduğu gerçeğini değiştirmiyordu. 

Yeşil alan ve yanlara serilmiş birkaç tane şezlongda uzanmak iyi fikirdi. Ev çok güzeldi, moderndi, bakımlıydı ve bir tepeye inşa edilmişti. Üst kattan baktığında ufukta şehrin ışıklarını görmüştü dün gece. 

“Günaydın.” 

İrkildi. Korktu, kendini kaptırmış doğayı izliyordu. Eli kalbinin üzerine giderken gülümsedi. “Günaydın.” 

“Korkuttum, dalmışsın.” Bisiklet yaka siyah tişörtü ve siyah kotuyla bu sabah kendini daha rahat gösteren adama döndü. Ruken’in iki katından fazla olabilirdi. Boyu abisiyle yarışıyordu, Karahan kadar uzundu. Fit bit bedeni vardı, bakımlı bir erkek olduğu her halinden belli oluyordu. Bu sabah bunlara dikkat ediyor olduğunu aklından savuşturdu. 

“Ne kadar güzel bir ev olduğunu düşünüyordum. Bir insanın şehirden kaçıp buraya sığınması gibi bir duygunun içinde hissettim kendimi.” 

“Öyle, bu süreç ikimize de iyi gelecek inanıyorum. Mevsim her gün biraz daha dönecek. Rusya’da yaşayan, benim gibi biri için çok sıcak olacak ama güneş bile benim ülkemde doğuyor ya gerisi çok da önemli değil.” 

Rusya’da olduğunu hafızasına kayıt etti fakat ilgilenmedi. Milliyetçi ruhu şahlanan Ruken’in gözleri parladı. “Ne kadar güzel söyledin. Ülkesine âşık bir milletiz ve ben bununla gurur duyuyorum.” 

“Çok şanslısın, ben ülkemden uzakta büyüdüm. Hep özlem duydum, belki de beni bu kadar ülkesini seven bir adam hâline bu özlem getirmiştir.”

Uzun kirpiklerini kırpıştırdı Ruken. Oğuzhan konuştukça soru sormak istiyordu, sorsa cevabını alamayacak olduğunu biliyordu. “Oğuzhan?” 

Tek bir sözcükle siyah kirpiklerin çevrelediği ela gözlerini kısarak çevirdi kadına. En güzel notanın müzikle buluştuğu, ahenk kattığı bir sesti. “Efendim?” 

“Çok güzel anlatıyorsun da… Merak ettiriyorsun. Sorsam cevabını alamayacağım sözler edip, beni de merakta bırakma istersen.” 

Yüzüne yayılan kocaman bir gülüşle Ruken’in de gülümsemesine yol açtı. “Beş yaşında annemle birlikte İstanbul’dan çıkış yaptık. Bir daha birkaç kez geldim ama bundan annemin haberi olmadı. Sır tutarsın?” 

Kahkaha attı Ruken. “Anneni tanımıyorum ama bir gün tanışacak olsak bile, söz! Lakin bak bu bile merak uyandırıcı, annenden neden saklıyorsun?” 

“Annem gitmek istemiş, gitmiş. Sevmiyordu hâlâ da sevmiyor. Ama şimdi İstanbul’da çünkü artık ben başka bir yere gitmek istemiyorum. Olmam gereken yerdeyim.” 

Tatmin edici sözlerin ardından nemli saçlarını havalandırdı. “Farkında mısın, sürekli ailemizden bahsediyoruz.” 

“Ortak noktalarımız vardır belki. Senin de benim de ailemiz, önceliğimiz gibi geliyor bana, sence öyle değil mi?” 

“Beni can evimden vurdun. Aile her şeydir, nefestir. O hâlde şöyle yapıyoruz; önce kahvaltı ediyoruz ve bu tatlı güneş ülkemiz üzerinde her gün tatlı ve mutlu bir sabaha doğması için yazmaya başlıyoruz.” 

“Sana nasıl hayır diyebilirim…” 

Bu cümle birkaç yöne çekilebilirdi? Ruken için yön belliydi ama söylem tarzı içinde değişik bir ritme neden olmuştu. Zoraki bir gülümseme kondurdu yüzüne. “Her şey geleceğimiz için, dememelisin.” 

“Her şey geleceğimiz için…” Oğuzhan’ın keskin ses tonu, ciddi ifadesiyle Ruken’in içi titredi. Islak saç uçlarından kaynaklandığını varsaydı. 

“Buyurun matmazel,” diyerek yolu açtı Oğuzhan. Ruken bir adım attı ve adamın dikkatinden kaçmayan görüntünün sözlere dökülüşüyle durdu. 

“Dövmen çok yakışmış.” 

Eli omzuna giderken zorla tebessüm etti. “Teşekkür ederim.” 

Birlikte hazırladıkları kahvaltı ve kapıdaki anlardan sıyrılmalarıyla kodlama üzerine yarım saate yakında sohbet ettiler. Masayı birlikte kaldırıp mutfağı da birlikte topladılar. Bu, onların görevi değildi ama yaptıklarının farkına dahi varmadılar. Çalışma odasının kapısının önüne geldiklerinde el ayası, parmak izleri ve retina girişlerini yaptıktan sonra içeri besmele eşliğinde girdiler. Planlı olmayan bu girişleri birbirilerinin seslerine dönmeleriyle gülümsediler. 

Bilgisayarını seçtiler, koltuklarını ayarladılar, çalıştırma tuşlarına dokundular ve uzun bir serüvenin içine çekildiler. Saatlerce de çıkmadılar odadan, durmadan çalıştılar. Çok uzun yolda kaplumbağa hızıyla gidiyor olmaları yaptıkları işin ciddiyetindendi. Klavyenin, tuşların sesi her ikisi içinde aşktan öte bir duyguydu. Onlar için kulaklarını dolduran tatlı bir müzik gibiydi. 

Saat öğleni bulduğunda koltuğunu ileri iten Ruken oldu. “Mola verelim mi? Gözlüğümü almalıyım ve bir kahve, sen de ister misin?” 

“Gözlük mü kullanıyordun ve evet zahmet olmazsa?” 

“Küçük bir ayar, özel bir gözlük. Cam rengi biraz sarartılmış. Bir süre sonra hepsini aynı görmemem için takmalıyım. Bir süre idare ediyorum ama sonra yoruluyor gözlerim. Nasıl içersin kahveni?” Yerinden kalktı Ruken.

“Anladım… Sen gözlüğünü al ben mutfağa geçiyorum birlikte yaparız kahveleri.” 

“Tamam.” Kapıyı açık bırakıp üst kata çıkarken Oğuzhan da mutfağa geçti. Sıcak su için makinenin düğmesine dokundu. Kendi kahvesini hazırlamakla başladı, Ruken’in nasıl içtiğini bilmiyordu ama az sonra öğrenecekti. Dolaptan süt alıp – umuyordu ki Ruken buna gülmesindi- çok az miktarda cezvede ısıtmaya başladı. Kahve koyduğu fincana tek şeker attı. Sıcak suyu kahvenin üzerine döküp, süt için alan bıraktı. Sütü fincana koyacağı anda Ruken belirdi yanında. 

“Nasıl sevdiğimi söylemiş miydim?” 

Başını kaldırıp kadının şaşkın gözlerine bakındı. “Hayır, söylemedin. Bu benim kahvem.” 

Ruken’in kaşları havalandı. “Tek şeker attım dersen…” 

Bu kez Oğuzhan’ın kaşları havalandı. “Attım.” 

Şaşkınlık her ikisi içinde gülümsemeye dönüştü. “Bunu çok az insan yapıyor, biliyor musun?” dedi Ruken. “Krema sevmem.” 

Kahvesini Ruken’e uzattı Oğuzhan. “Ben de sevmiyorum.” Kendine yenisini hazırlarken Ruken zevk benzerliğini düşünüyordu. Kaç erkeğin kahvesini sütle içtiğini bile düşündü o an. Hayır, komik gelmiyordu öyle olsa kendisi de komik olurdu. Erkekler denince aklına sert ve acı kahve gelmiyordu. 

Fincanını kavrayan adamın önünden ilerledi. Havuzun başındaki şezlonglara ilerleyip karşılıklı oturdular. 

“Ne kadar zaman sürecek bilmiyorum ama sıkılacağız gibi geliyor bana. Sonuçta sadece bu ev var. Sadece birbirimize bakacağız, sence?” 

Havuzun temiz suyunda göz gezdirdi Oğuzhan. “Eğlenceli ve hoş sohbeti olan bir ortağım var.” 

Ruken gülümseyip bir yudum daha aldı kahvesinden. “Sen de öylesin…” 

“Senin aklın özleyeceğin birilerinde olabilir, hoş benimde var. Umarım kısa sürer.” 

Gözlerini kaçırdı Ruken. Şimdiden Kenan’ı arıyordu gözleri, kulağı. Bir haftada yeniden bağlamıştı kendine, sürekli etrafında olması kadınlık gururunu okşamıştı. 

Oğuzhan kadına çevirdiği gözlerini kıstı. Dişleri sakince birbiri üzerinde gezindi. Aniden yüzü düşen kadının tavrı neydi? Kimeydi? Sormayacaktı. Ailesindeki herkesten bahsedip Kenan’ın adını ağzına neden almadığını merak ediyordu. Bir sevgilim var dahi dememişti. Bunu anlamıyordu Oğuzhan, ama çözmek istiyordu. Açık, net, güler yüzlü, art niyetsiz karakter sahibi bir kadındı Ruken. 

“Umarım. Vakit böyle geçmeyecek o hâlde bana anneni anlat. Merak etme bende bir MİT çalışanıyım, beni de az çok tanıyorsun. Ne olduğum kim olduğum ne için çaba gösterdiğimi de biliyorsun.” 

“Biliyorum, tahminlerim de var tabii. Annem ellili  yaşların başında, hâlâ genç ve güzel bir kadın. Babamla kötü bir geçmişleri varmış. Çok az şey biliyorum. Anlatmaz, konuşmaz… Beni babama hayran biri olarak büyütmesi çok ironik. Oysa onu çok üzdüğünü bir kez söyledi. Ona evlenmesini, kendine başka bir hayat kurmasını çok kez söyledim ama beni çok fena tersledi.” 

Ruken gülümsedi. “Ne? Sen bir Türk erkeğisin bunu annene nasıl söylersin?” 

Karışık düşüncelerin geçtiği bakışlarını Ruken’e kaldırdı. “Her kadın ikinci bir aşkı kaldırabilir. Bir kez acı yaşadın diye kabuğuna çekilmek yerine, sana bir kez verilmiş hayatı değerlendirmek gerekir. Yalnızlık Allah’a mahsus ve annem hep yalnızdı. Ben görmek isterdim, onun bir kez çok çok mutlu güldüğünü, aşka güldüğünü.” 

Tüyleri ürperdi Ruken’in. “Aşk öyle istenince oluşan bir şey değil Oğuzhan. Babamdan biliyorum, annemi hâlâ çok seviyor. Onu başka bir kadının yanında dahi düşünemiyorum.” 

“Annem de öyle söylüyor, eğer âşık olacağı biri olsa olurmuş ama olmamış demek ki aşk pastasından hakkını almış. Bir kez konuştuk bir daha sözünü etmedik. Siz kadınlar…” derken gülümsedi. “Sevgilinizi kıskanırsınız, eşinizi, arkadaşınızı, babanızı herkesi kıskanırsınız.” 

“Sevgi arsızdır… Olabilir, ben ona bağlıyorum ve arkadaşlarımı kıskanmam. Evli değilim o yüzden eş konusuna giremiyorum ama ablalarım bu konuda uzman.” Kahkaha attı. “Ablam suçsuz bir sekreterin burnunu kırmıştı.” 

Oğuzhan da gülümsedi. “Senin de aynı genlerden olduğun düşünülürse…” 

“Babamı kıskanırım ama ben babamı ablalarımdan da kıskanıyorum.” Omuz silkti. “Huyumuz kurusun bile demiyorum, biz buyuz. Aklıma geldi,” derken bir kahkaha daha attı. “Abimin eşi Nazlı abla ile Nil ablamın kocası Nihat abi okuldan arkadaşlar, abim onların tokalaşmasına bile izin vermez ki, Nihat ve Nazlı çok eski dostlar yani tam anlamıyla dost. Bizde kıskançlık geni aşırı karışık.” 

“Sen?” 

Bir kez daha omuz silkti Ruken. Kıskanç mıydı? “Hiç taşkınlığım olmadı. Belki ben içlerine en naif olanıyımdır. Ya sen? Bu sözler bir erkek için çok rahat sözler. En azından bir Türk erkeği, aile de çok olunca genelleme yapabiliyorsun.” 

“Bilmiyorum,” dedi Oğuzhan. “Taşkınlığım hiç olmadı. Çok fazla ülkede bulundum ve gözlemlerim beni Türk kadınlarının bazı konularda eşsiz olduğu fikrine itti.”

“Ne gibi?”

“Türk kadını hayatında tek erkek ister, anneci yanları vardır ve erkeği tek parmağıyla yönetmek/toplamak gibi yetenekleri mevcut. Kolay kolay yoldan sapmazlar, seversen severler, çok sevmek ruhlarında var. Evlilikte bağlanma korkusu yaşamıyorlar çünkü merhametle donanmış gibiler. Kadınlar kadar erkekler de huzurlu omuzlar arıyor, benim tezim bu.” 

“Güzel tez ama Türk kadını çok pis de teper Oğuzhan, bir gün bir Türk kadını hayatına girerse benden sana tavsiye; yalan söyleme!” 

Yutkundu genç adam ama belli etmeden gülümsedi. “Aldatmak gibi mi?” 

“Evet.” 

“Hayatıma girecek kadını neden aldatayım ki? Girmişse hayatım onundur, bunu başarmıştır, kıymetini bilmeliyim.” 

Ruken kocaman gülümsedi. “Ah ben sana kıyamam ortağım, bekar arkadaşım da kalmadı Oğuzhan hepsi şahane kadınlardı. Tam istediğin tarzda kadınlar ama aklıma biri gelirse yazdım seni.” 

Dudaklarını birleştirip sağa sola oynattı Oğuzhan. Kahkaha atmak deli gülmek istiyordu. İstediği kadın tam karşısında ona arkadaşlarından birini teklif ediyordu. “Üzülmedim.”

“Canım neden üzülesin ki? Boş ver hadi kalk devam edelim. Bitmez bizim laf söz.” 

Yerinden kalkan kadın evin giriş kapısına ilerlerken başını çevirmiş gülümseyerek baktı Oğuzhan. “Neden üzüleyim ki, senden iyisini hiç görmedim. Benim olacaksın…”