Ağustos 20, 2020

2. Seni Özlemişim

ile payelll

 

 

 

Yüreğinin ortasında bir alev sönmeyecek gibi yanıyordu. Çok az olsa da rahat uyuduğu gerçeği bile onu huzursuz ediyordu. Aldatılmış hissetmiyorsa da ona yakın bir duygu tarumar ediyordu zihnini, acıtıyordu kalbini. Rohan nasıl sevildiğini bilmiyordu yoksa asla başka bir bedene dokunmazdı. Başka bir kadın geçmezdi teninden. Anlıyordu, sonsuza kadar bir yanı küs kalacaktı Rohan’a. İçinden, dün geceye nazaran gülmek gelmiyordu. 

Bugünkü yemekten sonra gitmeliydi. Çok istiyorsa Rohan ona gelebilirdi. Bin bir doğru yanlış düşünce kümesi gelip geçiyordu aklından. İçinde bocalıyordu. Ne yapacağını kestiremiyordu. Yatak odasının kapısını usulca kapatırken yatağını dolduran adamın aslında tüm hayatını işgal ettiğini elbette biliyordu. 

Kollarını göğsünde bağlayıp güneşin çok sevdiği Doha’yı izlemeye başladı. Gördüğü söylenemezdi çünkü aklı meşguldü. Oya’nın cıvıl cıvıl sesine döndü. “Sessiz ol,” diye fısıldadı. Oya kaşlarını çatarak Şehrazat’a baktı. Eliyle alnını kaşıyan Şehrazat, “Rohan içeride uyuyor.” 

Oya kocaman gülümserken kadının üzerindeki mor ipek geceliğe dikkatle baktı. “Ben çıkayım o halde. Daha sonra buluşur, program yaparız.” Rohan gelmişti ama Şehrazat hiç mutlu görünmüyordu. Son sözleri ağızı içinde kaybolmuştu. “Neyin var? Burada ama sanki daha mutsuz gibisin. Ne oldu?” 

“Ne mi oldu?” Şehrazat fısıltılı sesiyle, sıkıntılı nefesini saldı. “Gelip geçen onlarca kadın… Benim sevdiğim adam alt ay dayanamadı ve kendini başka kadınların kollarına attı. Bana da bunu söyledi. Canımı yakmak istedi ve yaktı. Ama ben ne yaptım? Onunla birlikte oldum. Neyim ben Oya?” 

Ellerini yüzüne kapatıp hızla saçlarına çıkardı. Yanına yaklaşan Oya, omuzlarından kavradı onu. “Tatlım… Onun etrafındaki adamların eşleri bile çiftken senin bu düşüncelerin onlara yersiz gelecektir. Ama ben Rohan’ın böyle bir şey yapacağına inanmakta zorluk çekiyorum. Sana olan bakışlarını ben biliyorum.”

Acı acı gülümsedi Şehrazat. “Beni seviyor, Oya. Ama yaptı mı, evet. Arkasını dönüp nefesini tazeledi. “Sen git. Ben seni ararım. Şunu başımdan atarsam…”

Oya göz devirip, “Tamam,” diyerek geldiği sessizlikte ayrıldı. 

Odanın kapısını usulca kapattı ama açarken sert davrandı. Uyanmasını istiyordu, sonra çekip gitmesini. Kapıyı sertçe geri kapattı. Yerine mıh gibi çakılıydı Rohan ki kımıldamıyordu. Yüzüstü yatan adamın kolları iki yanına açılmıştı. Saçları alnına dökülmüş, karmakarışıktı. “Rohan.” Yatağa oturup seslendi. Gün ışığında özlediği yüzü izledi. İlk seslenişi sertti belki ama ikinci kez seslenirken yumuşamıştı ton. Kıyamıyordu. Çok seviyordu. Ona bakarken içi eziliyordu. Nasıl başından atacaktı? Ve Rohan gidecek miydi? 

Rohan Türkçe biliyordu ama Şehrazat arapça bilmiyordu, birkaç söz dışında. O sözleri de Rohan öğretmişti. Ona şimdi o güzel aşk sözlerini söylemek vardı, ama içinden gelmiyordu. “Rohan Al Thani,” diye bağırdı. Asla kımıldamadı Rohan. Zaten uyanıktı. Şehrazat yataktan kalktığı andan itibaren uyanıktı ama bekliyordu. Yeni bir saldırı, yeni bir tartışma ardına bir sevişme. Kıskanç ve acı dolu Şehrazat ona iyi geliyordu. Acımasızca zevk alıyordu kadının acısından. 

“Müstakbel Thani rica ediyorum beni bağırarak uyandırma, nerede sana öğrettiğim sözler?” Sırtüstü dönüp başını yastığa koyarken yatağın bir ucuna kaymıştı. Şehrazat onu izlerken yüzünü buruşturmuş, sırtını başlığa vermişti. “Sensin müstakbel, kalk git seni istemiyorum.”

“Benim zaten senin müstakbelin. Şehrazat… Ben bu otelin sahibiyim.” Gülüşüyle bedeni sarsıldı. Haksız yere azar, söz trip ne varsa yiyordu ama o, bunu bile özlemişti. Hırsından yaptığını biliyordu. Bir Türk kadını, başka bir kadını asla affetmezdi. Bakışını görse olay çıkartırdı. Rohan böyle kıskanılmaya bayılıyordu. 

“Ben de bu otelin müşterisiyim. Odama kimi istersem onu alırım. Hoş, sen izinsiz girdin ama gidebilirsin şimdi, seninle işim bitti. Canım çekerse Şehrazat’a biner gelirim ama seni uyarıyorum, Rohan; duyarsam bilirsem tutamadın bir yerlerini sonun olurum.” 

Adamın kaşları havada, yüzünde ee diyen gülüşü ve onu takmayan tavırlarına gözlerini kıstı Şehrazat. “Yalan söyleme, altı aydır bir kez bile kullanmadın uçağı.” 

“Ayrıldığım adamın bana hediye ettiği uçağı kullanacak değilim. Beni hiç tanımamışsın.” 

“Şimdi ne değişti?” Usulca kayarak kadının dibine kadar girdi. Yatağın ucuna kaydı Şehrazat ama Rohan belinden yakalayıp yatağın ortasına çekti. “Seni bırakınca başka kadınlara gidiyorsun, bırakmasam yola gelecek bir hayatımız yok. Böyle yaşayabilirim. Ama sensiz yapamıyorum. Pisliksin sen! Hayvansın!” 

Konuşurken üzerine tırmanan adamın yüzsüzlüğü bambaşkaydı. Şehrazat ne derse desin sesini çıkartmıyordu ve kadın onunla daha fazla kavga etmek arzusuyla doluyordu. Rohan’ın ona bakan gözlerinin içi bayram yeri gibiydi, bunu gördükçe de kalbi yerinden oynuyordu. İçinde debelenip durduğu yaman bir çelişkiydi. 

“Rohan da öyle diyordu; Şehrazat gitsin, canı çekerse gelir alır. Şehrazat hayatına baksın ama Rohan yansın bu çöllerde.” Geceliğin askılarını aşağı indirdi. Dün gece seçemediği ama ölesiye hissettiği güzelliği izlerken nefesi kesildi. Ona her zaman hazır bir kadını vardı; göğüslerinde sertliğe eğildi. Ağızının içine aldığı ucu kuvvetle çekti. Şehrazat’ın elleri adamın saçlarına karıştı. Bedeni ona teslim olmakta çok ustaydı ve onu asla dinlemiyordu. “Yapma!” dediğinde Rohan’ı kadınlığında hissetti. 

“Halan ile yemek yiyeceğiz, hazırlanmam saatlerimi alacak.” 

Ne halası umurundaydı ne başka biri. Geceliği sıyırıp onunla baş döndürücü anlarda olmak daha kıymetliydi. “Rohan!” diyerek kalkmasını isteyen kadının alev alev yanan duvarlarında içeri sızarken, boğuk bir sesle dudaklarına kapandı. Şehrazat’ın sözleri kendini zevk çığlıklarına bıraktı. Dakikalar sonra doymuş bir halde Şehrazat’ın göğüsleri üzerinde yatıyordu. 

“Kendimden nefret etmeme neden oluyorsun.” Onun saçlarını okşamak, ona sarılmak istiyordu ama kollarını iki yana açmıştı Şehrazat. Ona istediğini hem veriyor hem de vermiyordu. Aslında gerçekten de teslim olmağı ortadaydı. 

Rohan gerçek Şehrazat’ı tanıyordu. Şu an için bu durumun suçlusuydu, bunu biliyordu. Şehrazat onun kollarında asla bu kadar soğuk olamazdı, kalamazdı. “Seni çok özlemişim…” derken tek isteği konudan sapmaktı. 

“Daha çok özlersin, döneceğim bu gün. Sen gelirsin artık.” 

Tek kelime etmedi bu konuda. Göndermeyecekti. Ne gelirse elinden, ardına koymayacaktı. Şehrazat gideceğini zannediyordu, öyle sanabilirdi. Başını kaldırıp, kısa ama etkili öpücüğünü zorla aldı. Yana kayarak kadını kendine sardı. “Halamla nerede yemek yiyeceksiniz?” 

Rohan’ın halası Emir’in ilk eşi, veliahtın da annesiydi. Şehrazat’ın da büyük hayranıydı. Onları Rohan tanıştırmıştı ama bunu Şeyha Samira istemişti. Şeyha Samira’nın birçok ünlüye hayranlığı olduğu bilinirdi ama Şehrazat’ı karakter olarak da çok seviyordu. Birlikteliklerinde geçen altı ayda çok kez bir araya gelip sohbet etmişlerdi. Şehrazat onu, hayran olduğu birkaç ünlüyle daha tanıştırmıştı. 

“Yakınlarda bir yer, Oya da konum. Özledim onu da, sohbet iyi gelecek. Dayın olan çok sevgili Emir Hazretleri benden hoşlanmasa da çok şanslıyım ki Şeyha beni seviyor.” 

Dayısı Katar Emir’inin neden Şehrazat’ı sevmediğini, hatta bu birlikteliğe asla sıcak bakmadığının nedeni Rohan biliyordu ama bunu Şehrazat’a asla söylememişti. Birkaç şeyi daha gizliyor olabilirdi ama bunu söylemek için bir nedeni yoktu. Gerekirse anlatabilirdi. 

Şehrazat, Rohan’ın annesiyle hiç tanışmamıştı. Katar’a gelip gittiği dönemlerde dahi tanışma gerçekleşmemişti ama kız kardeşleriyle tanışmıştı. Rohan’ın tam yedi kardeşi vardı. Kendisiyle sekiz ediyor oluşu, Şehrazat gibi iki kardeş olanlar için oldukça kalabalık görünüyordu. Üç erkek beş kız kardeştiler. Babaları sekiz yıl önce vefat ettiğinde ailenin büyüğü de Rohan olmuş, evlilik oldukça uzak gelmişti. Önünde babası gibi iki eşli bir adamın isyanına şahit olunca bundan kaçması normaldi. Ona kalsa, babası iki kadın arasında kalmaktan hasta olmuştu. 

İki erkek kardeşi, iki de kız kardeşi evliydi. Diğer kız kardeşleri hala okuyordu. Şehrazat beş kız kardeşle de tanışmıştı. İçlerinden bir tek Salma’dan hoşlanmamıştı. Salma da ondan hoşlanmıyordu. En büyük kız kardeş olması bir kenara daha çok annesini temsil eder gibiydi. 

“Seni ben seviyorum, gerisinin bir önemi yok.” Tekrar tekrar alnından öpüyordu kadını, o kadar uzun bir zamandır yoktu ki, uçacak sanıyordu; ellerinden kayıp gidecek… 

Kahverengi gülen gözlerini kaldırıp sinsice sırıttı. “Buna annen de dahil mi?” 

“Elbette dahil. Herkes dahil. Bunları biliyorsun. Çok kez konuştuk. Asıl sen babandan haber ver, hala beni sevmiyor mu?” 

Dudaklarını bükerek gülümsedi. “Sevmiyor. Ama üzülme benim annemde seni seviyor. Kız kardeşim sana zaten hayran.” 

O hayran olunası, durup bakılası bakıldıkça aşık olunası gülüşüyle kalbini coşturuyordu Şehrazat’ın. “Özledim Ezlem’i.”

“O da seni özledi ama benden korkusuna soramıyor bile.” 

Rohan’ın yüzündeki yakaladı Şehrazat. Uzun uzun anlamlı bakışıyla gözleri aralandı. “Dur bir saniye! Siz konuşuyordunuz?” 

Rohan kahkaha attı. Aylardır ilk kez kahkaha attı. Kollarından çıkmak isten kadını üzerine yatırdı. “Bana senin, çalışırken fotoğraflarını gönderiyordu. Yazarken, piyano çalarken… Bazen öyle İstanbul’u izlerken…” 

“Casus hanemdeymiş. Gidince onu annemlere göndereceğim.” 

Bacakları arasına kıstırdı, bıraksa kaçacaktı Şehrazat. “Öyle bir şey yaparsan evinin yanındaki yalıyı alır, Ezlem’e hediye ederim. Kardeş kardeş komşuluk edersiniz.” Çırpınan kadının başını iki eliyle tuttu. Kendine bakmasını sağlayınca durdu Şehrazat. “Çok özlüyordum. Merak ediyordum. Fotoğraflar biraz iyi geliyordu. Sen evde olunca, yurtdışı veya konserde değilsen uyuyabiliyordum. Bunun için onu suçlama.” 

Kalbi yine kanatlanıp, ona uçuyordu ama gözleri aklına doluşan yalancı gerçekle doldu. “Buna rağmen beni aldattın. Beni bu kadar severken nasıl yaptın, Rohan?”

Git gide yalanın altında ezilirken, gözlerini yumarak başını yastığa bıraktı. “Seni aldatmadım. Tek eşlilikten yana olduğumu biliyorsun.”

Şehrazat daha pek çok şey sıralayabilirdi ama konuşmanın hiçbir şeyi değiştirmeyeceğini biliyordu. “Kahvaltı söyle, ben hazırlanmaya gidiyorum yoksa geç kalacağım.” Geceliğini çekiştirip kalkarken onu bırakmak istemese de mecburen çekti ellerini. Nasılsa gidemeyecekti…

Banyoda ne kadar kaldığını bilmiyordu ama çıktığında Rohan’ı karşısında güne bomba gibi hazır bulacağını düşünmemişti. Elinde kahvesiyle tabletiyle ilgili adam onu görünce, önce kahvesini ardından tabletini bırakıp ayağa kalkmıştı. Ona bakıyordu Şehrazat. Kendi süitine geçip, döndüğü çok belliydi. Bu kadar hoş bir adam olması değil miydi aklını karıştırıp onu kendine aşık eden? 

Bornozuna sarınmıştı, ıslak saçları omuzları dökülmüş adama kendini daha farklı sunuyordu. Rohan onu izlemeye doyamıyordu hem de altı ay aradan sonra görüntü toz bulutu gibi dağılacak sanıyordu. Eğilip kadının şakağına derin sayılan donuşuyla geri çekildi. “Kahvaltın hazır, sonra seni bulurum, Azizii.”

Temiz kokusuyla derin nefes aldı Şehrazat. Bu adam onundu ama başka kadınlarla günü gün etmişti. Aklından çıkıyor, yeniden geliyordu. Başını sallamakla yetindi. Sonrası için henüz düşünmemişti. Herhangi bir açıklama yapmak gelmiyordu içinden, o azizii kalbini çalıyor olsa da. Kıymetlim diyordu… Bunun gibi birçok sevgi sözleri vardı Rohan’ın. Kendisine gülümseyerek çıkan adamın ardından Oya’ya telefon açarak yanına çağırdı. 

Aynada son görüntüsüne baktı. Kalın askıları olan, göğüslerini kapatan -ki oldukça gösterişliydiler- kare yakalı beyaz elbisesi tüm bedenini sarmıştı. Kaliteli kumaşın, becerikli ellerden çıktığı ilk bakışta belli oluyordu. Dizlerinin altında bitiyor, olduğu topraklara ve konumuna oldukça uyuyordu. Şeyha Samira dünyanın göz önünde olan modern bir kadındı. Şehrazat’ın da sevmediği, Rohan’ın dayısı olan Şeyhin en sevdiği eşiydi. 

Halası, dayısıyla evliydi. Geleceğin Katar Şeyhi, Rohan’ın kuzeniydi. Ve daha pek çok kuzeni vardı. Şeyhin tam üç eşi vardı. Şehrazat için bu çokça garip olsa da kültürleri bu şekildeydi. Bu aileye gelin gelmek… Hem de her şeyini geride bırakarak… Titriyordu Şehrazat. Dayısı izin vermiyordu, Şehrazat da bayılmıyordu. Şartlar belliydi; müzik bitecekti! Ama çok seviyordu. 

Her an aklı yine karışıyordu. Altı ay boyunca bunları düşünmemişti, kafası rahattı ama Şeyh olacak dayının Rohan’ı evlendirecek olması korkusunu da yaşamamış değildi. Şeyha’nın engel olduğunu az çok tahmin ediyordu Şehrazat çünkü Rohan’ı hem Şeyh oğulları gibi seviyordu. Şeyha için Rohan, ölen kardeşiydi. Şeyh içinse, karakter olarak ve kız kardeşinin oğlu olarak bir endi. 

Saçlarının düzleştirip, uçlarına maşa yaptı Oya. En son eliyle kabartıp arkasına saldı. Gündüz makyajını kendisi yaptı ki hafif yanık teni çok makyaj kabul eden bir yapıda değildi. Kemik rengi, sivri uçlu ince topuklu ayakkabısını da geçirdi ayağına. Takı olarak sadece saat kullandı ve bir yüzük. Artık hazırdı. 

Oya ile lobiye indiğinde hiç şaşırmadı. Rohan’ın adamları ona yolu açıyordu. Tanıdığı ve altı aydır görmediği adama bakıp göz devirdi. Adam İngilizce olarak ona aracın dışarıda onu beklediğini söylüyordu. Ben kendim giderim diyemeyecekti. Rohan buralıydı. Erkeklerin egemen olduğu, sözlerinin alaşağı edilemediği bir kültürdü. Şehrazat yine titredi. İstemediği bir dünyada istediği adamın Rohan olması nasıl bir kaderdi? 

Kapıdan adımını atar atmaz Doha’nın nemi ve sıcağı tenine çarptı. Otelin önüne çekilmiş aracın içine binince nefesini saldı. Klimanın rahat havasıyla arkasına yaslandı. Nereye gideceğini bilen şoförün sessizliğiyle şehri izlemeye koyuldu. Her şeye rağmen burayı seviyor oluşu, biliyordu ki Rohan’a hastı. Burası yar şehriydi. 

Gökdelen otel, Aspire Tower’in önünde durdu araç, kapısı hemen açıldı. Dünyada bir adı vardı ama Katar’da bir yeri vardı. Bilmeyen var mıydı, Şehrazat Rohan’ın sevdiği kadın… Kapıda onu karşılayan adam hafifçe gülümsedi. “Şehrazat Hanım, Şeyha’da az önce geldi. Önden, lütfen.” 

Mağrur havasıyla başını sallayıp adamı takip etti. Kaçıncı kata basıldığına baktı. Otuz altı yazısıyla en üst kata çıktığını fark etti. Yönlendirme eşliğinde bir süre sonra kendileri için hazırlanan alana geldiğini en sonunda hissetti. Doha’yı izleyen kadına yaklaştı. Topuk seslerine döndü Şeyha Samira. Yaşına nazaran genç ve güzel olan kadın içinde geldiği gibi kocaman gülümsedi. İki elini de havaya açarak çağırdı Şehrazat’ı.

Şehrazat aynı gülüşle karşılık vererek tuttu kadının ellerini. “Özür dilerim, geç kaldım.” 

“Ben de az önce geldim, Şehrazat. Özür dileme, lütfen.” Şehrazat’a olan hayranlığı kadının gençliği, güzelliğiyle katlanıyordu. “Harika görünüyorsun.” Kolları aralanınca Şehrazat naifçe sızdı kadının kollarına. “Bana bunu söyleme lütfen. Senin kadar güzel asla olamayacağım.” 

Geriye çekilen Şeyha gülümsedi. Elli altı yaşında bir kadına denecek en güzel söz. Seni çok özlemişim.” 

“Bende, Şeyha…” 

“Hadi oturalım. Uzun bir sohbet olsun istiyorum. Seninle konuşmayı bile özledim. Senin için bu günü kimseye ayırmadım.” 

Önce Şeyha oturdu yerine, Şehrazat kadının asaletine hayrandı. Yaşına rağmen ince fiziğine, cildinin pürüzsüzlüğüne, tarzına daha pek çok şeyine… “Rohan’la konuştum, sevinmeli miyim?” 

Gülen yüzü soldu, bakışlarını eşsiz diyemeyeceği Doha’nın manzarasına çevirdi. Onun için İstanbul hep başkaydı. “Bilemiyorum. Bende isterdim sevinmek ama öyle kolay değil, biliyorsun.”

“Şehrazat…” dedi kadın, kararlı bir ifadeyle. Şehrazat ona dönerken ilgiliydi. Şeyha’nın her sözü değerliydi. “Ben bu konuya asla karışmadım ama karışmak istiyorum. Gelin olarak seni istiyorum. Evet, bazı kayıpların olacak ama kazandıklarında olacak.”

“Rohan’ın annesi beni istemiyor, Şeyha. Bunu umursuyor değilim elebete, Rohan da umursamıyor. Biliyorsun… İstekleri o kadar ağır ki bana, ikimizde zarar görebiliriz.”

Şeyha yeşil gözlerini kısarak güldü. Başı hafif yana yatmıştı. “Aşk kıymetli bir duygudur, Şehrazat. Aradan geçen aylarda bunu anlamış olmalısın çünkü Rohan gayet iyi anladı.” 

Acı bir gülüşle başını iki yana salladı. “Hiç sanmıyorum, Şeyha. Buraya geldiğim için beni görmeye geldi yoksa gelmeyecekti. Onun için geldiğimi biliyordu. Allah biliyor, festival umurumda bile değildi. Onu özlemekten yorulduğumu hissettim ve kendimi burada buldum. Ama o, altı ay gibi kısa bir sürede benim yerime çok kadın buldu. Gününü gün etti, ben onu özlerken.”

Şeyha’nın kaşları havalandı. Meraklı bakışlar Şehrazat’ın yüzünde gezindi. “Ayni kişiden mi bahsediyoruz? Yani evet, ben çok sık seyahat ediyorum. Sürekli burada değilim ama Rohan’ın neler yaptığından haberdarım. İstanbul’dan döndüğünde bir ölüden farksızdı. Bir hafta evinden çıkmadı. Çıktığındaysa aynı adam değildi.” 

“Anlaşılan acısı çabuk geçmiş ki bana aylar içinde yerimi pek çok kişinin aldığını itiraf etti. Bu, bu topraklardaki erkekler için önemli değil, Şeyha ama biz Türk kadınları… Yanlış anlama, lütfen. Ama bu biz de kabul görmüyor. Yine de…”

“Ondan vazgeçemiyorsun,” dedi Şeyha. “Bu da siz Türk kadınlarının huyu.”

Bunun bilicinde başını eğdi. Hayır, diyemediği bu adam onun kaderiydi. “Aldatılmadığımı varsaymak istiyorum. Ayrılmıştık. Ayrılmak önemli bir kavram… Birlikteliğimiz içinde olmadı.”

“Şehrazat… Bir kadın gelir yanını süsler, biri gelir gözünü süsler ama biri tüm dünyasını doldurur.” 

Şehrazat gülümsedi. “Şeyh ve sen gibi… Sen onun tüm dünyasısın.”

Şeyha başını salladı. “Ve güzel kızım, dünyanın her yerinde çok eşlilik çok eşliliktir. Kardeş kardeş yaşamıyorlar.” Şeyha yan bir gülüşle göz kırptı. “Şu konuya gelirsek… Rohan sana yalan söylemiş olmalı. Elbette altı ay yanı başında değildim ama Rohan ayrıldığınızdan bu yana bence oldukça masum yaşıyor. Veliaht Prens, Aswad ile de konuşmuştuk bu konuyu. Verilen özel resepsiyonlara bile Şeyh’in zoruyla katıldı. Eğlencelere hiç katılmadı. Son aylarda evinden çıkmıyordu. Enteresan bir şekildi ailesinin evinde bile kalmıyor artık.” 

Şehrazat’ın kahve gözleri kocaman açıldı. Yalan olabilir miydi? Sırf onu kızdırmak için söylemiş olabilir miydi? Ben seni aldatmadım, derken doğruyu mu söylüyordu? Hem de tüm sitemlerine tek söz, tek bir kötü karşılık dahi almamıştı. Hep üzerini kapatmış, ona kendini özel hissettirme çabasına girmişti. 

“Yalan olabilir mi?” 

“Bilemem ama ihtimali bence yüksek. Omar’a sorabilirsin tabii istersen.”

“Hayır, ben kime soracağımı biliyorum, Şeyha.” Gülüşü bir anda değişti, keyfi yerine geliyordu. Konuyu değiştirmeyi tercih etti. “Sen anlat, hala şu esmer oyuncuya hayran mısın?” 

“Ah… Tabii ki hayranım. İstanbul’a geldiğimde yemek yiyeceğiz, değil mi? Güveniyorum sana, selamlarımı ilet lütfen.” 

O iş bende bakışları attı Şehrazat. Keyfi yerinde gülümsemesiyle devam etti. “Sen merak etme, geçenlerde başrol teklifi aldım hem de onunla ama oyuncu olmayacağımı yine ve yine söyleyerek reddettim. Ama aramız iyi, sık sık karşılaşıyoruz.” 

Şeyha keyifle ellerini birleştirdi. “Ah… Şehrazat… Senin gibi bir gelinim olacağına ben çok mutluyum. Umarım yasta olan sevgili oğlumun da senin gibi bir eşi olur.”

Bir buçuk yıl önce eşini doğumda kaybeden veliaht, derin bir yası hala yaşıyordu. Eşine düşkün ve çok seven bir adamdı ama genç eşinin başına gelenler tam bir trajediydi. 

“Ne derler bilirsin, Şeyha; Allah gönlüne göre versin.”