Eylül 9, 2020

3. Cennetten Düşmüş

ile payelll

 

Bir hafta önce delirmiş gibi geçtiği koridoru simdi çok sakin, oldukça masum hatta kuşu kelebeği bile okşayacak yumuşaklıkta aşıyordu. Elleri cebinde, hülyalı bakışlarıyla selam bile veriyordu. Ve herkes anlıyordu, Şehrazat bulundu. Geniş koridorda, karşıdan ona yaklaşan Omar’ın sırıtmasına bile aldırmadı. Odasının kapısını açıp içeri girerken Omar da arkasından girip kapıyı kapattı.

“Dün gece neler olduğu yüzünden okunuyor. El edep.”

Koltuğuna oturup, ayaklarını masasına uzattı. Ellerini de başının arkasında sabitledi. “Hiç sinirlenecek havada değilim. Ne görüyorsun, o.”

Omar başını aşağı yukarı salladı. “Sonuç?”

“Sonuç mu?” kahkaha attı. “Başlangıç bile yok ama olacak.”

“Peki…” dedi Omar, saçlarını kaşıdı. “Oya nasıl?”

“Bilmiyorum. Oya’yı görmedim. Çok istiyorsan git kendin bak.”

Rohan ve Şehrazat’ın karışık ilişkilerinden Omar’a fırsat kalmamıştı. Hoşlandığı kadına açılamadan kapanmıştı konu çünkü Oya da Şehrazat’la çıkmıştı hayatlarından. “Yine ayrılırsanız bu kez bizi de harcarsınız. O ne olacak?”

Ayaklarını indirdi masadan, yüzü sert bir hâl aldı. “Ayrılmayacağız! Gidemeyecek!”

“Sakin ol. Öylesine söyledim. Eski, birkaç dakika önceki hâline  döner misin?”

Dönerdi. Hem de zevkle dönerdi. Arkasına yaslanıp sırıttı. “Olur, dönerim. Sende saçmalama.” Aklına dün geceden parça parça anılar dolunca yine sırıttı. “Kadın mı o? Cennetten yanlışlıkla düşmüş… Zalim kadın, acıması da yok.” Saatine baktığında öğlen üzeri dört olduğunu fark etti. Doha’da kadını vardı. Sevdiği kadın burnunun ucundaydı. “Ben gidiyorum. Halamla yemekteler, tatlıya yetişeyim.”

Dedi ve kapısı açıldı. Rohan’a göre o eşsiz beden içeri süzüldü. Kar beyazı elbisesi, yanık teni uzun kendinden dalgalı olan saçlarıyla değil odayı tüm Katar’ı doldurdu Şehrazat. Henüz ayağa kalkan Rohan gözlerini kısarak olduğu yerde dikleşti. Şehrazat’ın bakışları Omar’a kaydı. “Nasılsın Omar?” kapıyı kapatarak yaklaştı. Rohan ise kadını süzerek neden gelmiş olduğunu düşünüyordu. Sabah bıraktığı kadın onu görmeye gelmeyecek kadar öfkeliydi. Neden kimse ona Şehrazat’ın yanına geliyor olduğunu haber vermemişti?

Omar samimi bir tavırla gülümsedi. “Seni görmek çok güzel, çok iyi ya sen?”

Şehrazat tebessüm ederek Rohan’a döndü. “Daha iyi olacağımı düşünüyorum. Sen bana bu zampara arkadaşının ben yokken neler yaptığını anlatırsan tabii.”

Kaşları birleşen Omar, Rohan’a baktığından, onun Şehrazat’a bakıyor olduğunu gördü. “Arkadaşım iyidir Şehrazat ama ben sizi yalnız bıraksam daha iyi olacak.” Birbirilerine sessizce bakan çiftten cevap alamayınca Omar arkasına bakmadan çıktı odadan.

Kadının delici bakışlarına anlam veremedi. Yine o çok bilir Şehrazat bakışlarıyla kuşanmıştı. “Nasıl geçti yemek ve neden bu şekilde bakıyorsun?”

Masanın etrafını dolanıp karşısında durdu. Elini Rohan’ın omuzuna bırakıp adamı az önce kalktığı koltuğuna itekledi. Dudakları sağa sola kayan adam keyifle sırıtıp koltuğuna oturdu. “Şehrazat?”

Başını yana yatıran Şehrazat, adamın kalbini oynatan gülüşüyle yaklaştı. “Habibi…”

Rohan’a acımasın Şehrazat, sevgilim desin hem de arapça. Gözleri parlıyordu, çeşitli fikirler, arzular gelip geçiyordu. “Azizetii.. Ne oldu?”

Ellerini, Rohan’ın koltuğuna verip eğildi. Yakası eğilişiyle aralandı ve esmer teni, dolgun göğüsleri adamın yutkunmasına neden oldu. Birde uzanıp adamın boynuna dudaklarını bastırırken, dişlerini de geçirdiğinde Rohan’ın başı arkasına düştü. Koltuğunda gevşerken inledi. “Ne oldu sana? Yapma!”

“Daha ne yaptım ki?” derken doğuldu. Eli adamın omuzundan karın kaslarına ilerledi. Dokunduğu yerler sertleşiyordu. Rohan’ın koyulaşan bakışları kendi alevli bakışlarıyla buluştu. “Sana gidiyorum. Geç kalma, biraz yüzerim, dinlenirim sonra gelirsin.”

Şehrazat onun evine gidecekti, hem de onsuz? O çöl tenli kadın, ufacık bikinisiyle havuza girecekti, hem de onsuz? Rohan da adasında oturup bugün kaç varil petrol çıkarttıklarını, doğalgaz rezervlerini mi sayacaktı? “Olur, Azizeti Ben bir iki saate gelirim.” Kuşku dolu bakışlarına aldırmadı Şehrazat. Ona yapacağı işkenceleri sıralıyordu aklında. Dönüşünü biraz erteleyecekti ama buna değecekti. Sonunu yine düşünmeyecek, Rohan’ı delirtecekti. Kapıdan çıkarken aklında bin senaryo dönüyordu. Rohan ise perişan görünüyordu.

Otele uğrayıp birkaç parça eşyasını aldı. Oya’ya yarın döneceğini, keyfine bakmasını söyledi. Aracın arka koltuğunda ezber yaptığı yolları izliyordu. Rohan’ın evine giden yol bir süre sonra şehrin sınırlarına ulaştı. Bir tepenin üzerine kurulu birkaç evden biriydi. Evin, çöle bakan manzarasını özlemişti. Ne yapacağını bilmiyordu. Ne karar vereceğini biliyordu ama içinde Rohan olmayacak korkusu içini kavuruyordu. Ne seninle, ne sensiz… Düşünceleri onu içinden çıkılmaz yollara sürüklüyordu.

Yapamıyordu Rohan olmadan, yaşıyormuş gibi davranıyordu. Yaptığı, seve seve icra ettiği işi bile bir yerde tıkıyordu onu. Kalırsa her şeyi bırakması, bir Şehrazat hiç olmamış gibi yapması gerekecekti. Yapamazdı. İçinden gelmiyordu.

“Efendim, telefonunuz çalıyor.”

Şoförün ikazıyla kendine geldi. Nereye ne kadar daldığını fark etmesi bile acıydı. Rohan’ı düşünürken dünya dönüyor muydu? Karşılık vermeden çantasından çıkarttı telefonu. Kız kardeşi arıyordu. Muhtemelen annesi ardından da babası arayacaktı. “Efendim küçük casus?”

“Aa…  O da ne abla? İnsan bir merhaba falan der.”

“Gelince diyeceğim sana merhaba. Demek gizli gizli beni gambazlıyordun?”

“Ona öyle demeyelim ablacığım, ona yaralı aşık bir adama sevdiği kadını gösteriyordum, diyelim. Ama bunu ana söylememesi gerekiyordu. Söylediğine göre baya yol aldınız varsayıyorum.”

Burun kemerini sıktı Şehrazat. “Bilmiyorum. Evine gidiyorum şimdi. Dün gece beraberdik ama bu tekrar bir ilişki yaşayacağımız anlamına gelmiyor.”

Ezlem kahkaha attı. “Abla bazen seni star yapan yapımcılara çok şaşırıyorum. Dünya senin neyine hayran anlamış değilim. Akıl kıtlığı var sende.”

“Ağızını tola küçük şeytan. Sensin aptal. Bilmiyorsun sanki…”

“Biliyorum ve o yüzden bu şekilde konuşuyorum. Her neyse… Ne zaman döneceksin? Babam saatleri sayıyor da, annem de onu susturmakla meşgul. Beş dakika uğrayayım dedim resmen kaçtım babamın çenesinden.”

Şehrazat yüzünü buruşturdu. Babası Rohan’ı sevmiyordu. Kızının Araplara gelin olacak düşüncesi adamın kalbine zarardı. Hem de Şeyh’in yeğenine. “Babamla konuşurum. Bu hafta boşum. Hafta sonu dönmüş olurum. Ezlem…” dedi sesinde çok şey saklıydı ve kardeşi de bunu anlıyordu. “Hım?” dedi anlat dercesine.

“Ezlem, çok özlemişim, bakmaya doyamıyorum. Kandırdı beni, başka kadınlarla oldum dedi bende inandım ama Şeyha bunun doğru olmadığını söyledi. Eğer doğruysa yarın döneceğim ama değilse bir daha gözden geçireceğim.”

“Doğru olduğuna inanman bile senin hatan. Ben inanmadım. Biz eniştemle aylardır konuşuyoruz. O da seni özlüyordu ama bunu sana söylememi istemedi. Sana kızgındı belki kırgın. Senin kıskançlık damarın kalktı tabii. Abla…”

Kardeşinin sözleri de biraz su serpmişti yüreğine. Zoruna gidiyordu her ne kadar ayrılmış da olsalar. “Hım?” dedi kardeşine.

“Ben de geleyim mi kız? Ha? Belki bir prens bulurum, beni alır sarayında üzümle besler.”

İçinde olduğu karışık düşünceler bir anda takla atınca kahkaha attı. “Deli… İstiyorsan gel ama prens için bir şey diyemem. Burada prensler çok eşli.”

“Aa! Olmaz. Ben onu kandırır tek eşi olurum. Benim gibisini nerede bulacak da ikinciyi alacak? Babama çaktırmadan geleceğim o halde. Fransa der, Katar’a gelirim. Yakalanırsam beni tanıma, kendini imha et.”

Birkaç küçük kahkaha daha atarken durdu araç. Telefonu kapatıp açılan kapıdan özlediği eve kaldırdı başını. Taş yapının yüksek duvarlarına iç çekip baktı. Büyük ihtişamlı kapıyı itekleyip girdi. Evde hiç kimse yoktu. Bahçeye geçip havuza baktı. Kocaman havuzun berrak, temiz suyu onu içine çekiyordu. Her şey bıraktığı gibiydi. Tek bir taş bile yerinden oynamamıştı.

Eve girdi. Rohan’ın zevkine hayrandı. Zenginliğine yaraşır olsa da ev asla göze batmıyordu. Bazı odaları oldukça şaşalı olsa da çoğu yeri moderndi. Pastel tonlar hakimdi evin geneline. Salona geçti. Evin camlarla kaplı ön cephesinden, açık pencereden esen sıcak hava saçlarını savurdu. Ne kadar inkara giderse gitsin Rohan onun veiydi ve Rohan’ın olduğu her yer onun topraklarıydı. Elindeki telefon tekrar çalmaya başlayınca avucundaki telefonu çevirdi. Menajeri arıyordu. Şimdi yanmıştı asıl.

“Efendim, Erol?”

“Şehrazat, ne zaman dönüyorsun? Hafta başında burada olman gerekiyor. Sakın bana Rohan’la barıştık deme! Oraya gelir kolundan tutar getiririm.”

“Erol, sakin tek tek konuş. Giriş gelişme sonuca vardın.”

Erol rahat bir nefes aldı. “Barışmadın. Çok şükür.”

“Erol!”

“Tamam, şekerim bağırma.”

“Bağırtma sende.” Şehrazat ensesindeki nefesle titredi. Beline dolanan ele indirdi bakışlarını. Elini, belindeki elin üzerine bıraktı. Önlerinde Doha’nın çölü, açık bir pencere… Sırtını Rohan’a yasladı. Boynunda hissettiği dudaklarla başını yana yatırdı. “Barışabilirim. Hadi buna da şükür çek,” derken gülümsüyordu ama hattın ucundaki adam isyanla bağırıyordu. “Şehrazat… Yapma bana bunu bebeğim. O adam sana iyi gelmiyor. Hemen dön! Barışma Şehrazat. O seni şimdiye kadar aldatmıştır aşkım. Yapma Erol’a bunu, lütfen güzelim.” Erol sona doğru yalvarma moduna girmişti.

Şehrazat onu duymuyordu. Erol kaybedeceği milyonları düşünüyordu ama Şehrazat bir an önce Rohan’ın kollarında erimek istiyordu. Göğüslerini kavrayıp sıkan adama ne kadar dayanabilir, bilmiyordu.

Rohan, telefonu çekip aldı. Şehrazat ona dur demedi. Ona dönmüştü, Rohan’ın yarım bıraktığına devam ediyordu. Adamın dudağının ucuna öpücükler konduruyordu.

“Merhaba Erol, nasılsın?”

“Sesini duydum Rohan, artık çok kötüyüm. Bırak benim kızımı, evine dönsün.”

“O senin kızın değil, benim kadınım. Dönmüyor, dönmeyecek! Tazminatları bana yolla, çekini gönderirim.”

“Dünyayı ayağa kaldırırım, Rohan. Şehrazat’ın kaybedeceği prestij ne olacak? O bir star.”

“Asıl ağızını açarsan prestij kaybedecek. Benimle olması ona bir şey hele de prestij kaybettirmez. Reklam yapmayı dene. Eski aşıklar barıştı. Al sana gündem. Görüşmeyelim, Erol.”

Erol’un tüm çığlıkları telefonla duyulmaz oldu. Telefon koltuğun üzerinde yerini alırken Şehrazat duyduklarını anlamaya çalışıyordu. Erol’u kızdırmak amacıyla söylemiş olduğunu düşündü. Üzerinde durmadı. Daha sonra Erol’la konuşurdu ama şimdi başka konuları vardı.

“Dönmemem için ne yapmayı planlıyorsun?”

İki eliyle kadının saçlarını geriye iterken, bakışları güzel yüzü su gibi içiyordu. Bakarken bile içi titriyordu. “Ne gerekiyorsa onu yapacağım ama seni göndermeyeceğim.”

“O zaman bana söylediğin yalanlardan başla, belki ikna olurum, ama yine de gitmem gerekecek.”

“Yalan?” dedi durup. “Ne yalanı?”

Şehrazat kollarını Rohan’ın boynuna doladı. Öpücükleri adamın yüzünde gezintiye çıktı. “Bu evde aylardır inzivaya çekilmiş olduğun halde bana birçok kadından bahsettiğin yalanı.”

Şehrazat’ın dudakları bedenini ayaklandırırken yalanını ne kadar daha sürdüreceğini düşündü. Kaşları havada, gülüşü çarpıkça baktı. “Sen o yüzden… Kim dedi sana yalan olduğunu?”

“Halan, tabii ki.”

“Halam nereden bilecek ki, yanımda mıydı?”

“Uzatma Rohan, yalan olduğunu biliyorum yoksa buraya gelmek yerine uçakta gidiyor olurdum. Şimdi bana doğruyu söylemezsen de gidiyor olacağım.”

“Ama yine yalan söyleyebilirim, inanacak mısın?”

“Söylemezsin. Beni üzmek için yapıyorsun. Sen bana hiç yalan söylemedin.”

Rohan, Şehrazat’ın yüzüne acı çeker gibi bakıyordu. “O halde neden inandın sana söylediğim o sözlere?”

Şehrazat kollarını Rohan’ın sırtına yerleştirirken hem huzurlu, hem de adama olan güveni artmıştı. Yüzünü Rohan’ın göğsüne yaslayıp gözlerini yumdu. “Ayrıldığımızdan bir süre sonra bunu o kadar çok düşündüm ki sen söyleyince inanmak hiç zor gelmedi. Ben biliyordum acısını yaşadım. İçim yandı, Rohan. Ben seni kimseyle paylaşamam. Ne gelebiliyorum, ne gidebiliyor. Ne olacağız biz?”

Ellerini Şehrazat’ın saçlarına geçirdi. Parmakları saç derilerinde gezindi. Rohan onu bırakmayacaktı ama Şehrazat gitmek isteyecekti. Ona anlatması ne kadar zamanını alırdı; biz ayrılamayız… Yapamayız… Yapamıyoruz… Kadının başını kaldırıp kendine bakmasını sağladı. O güzel bakışlara kıyamıyordu. İçinde ne vaatler vardı… Yüz yıl yetecek kadar aşk, tutku, heyecan ve huzur. Yaradan bu kadar çok şeyi bir bedene nasıl hapsedebiliyordu? Rohan en çok bunu merak ediyordu. Onunla evlenmek için sıraya girmiş kuzenlerine yan gözle bile bakamazken, neden Şehrazat başında tacıyla tahtında oturuyordu?

“Gitmeni istemiyorum veya bunun bir gidiş olmasını. Karar vermek zorundasın ve ben bu kararı vermende sana yardımcı olacağım. Ne yapman gerektiğini biliyorsun ve ne yapmaman.”

Şehrazat’ın bakışları adamın göğsüne düştü ama Rohan tekrar yüzünü kavradı. “Yapamam. Benim bir hayatım var, daha yapmak istediğim yüzlerce şey var. Evet, belki bir gün bırakırım ama daha çok gencim. Zirvedeyim, Rohan.”

“O zirvede ben yokum.” Kadının yüzüne baskı uyguluyordu. Sesi de katılaşmıştı. “Sahnenin arkasından sana destek olmayacağımı biliyorsun, bunu da ben yapamam. Ama sana başka kapılar açarım, istediğin başka her şeyi yapabilirsin. Hayranlarını mı seviyorsun, tamam sev. Onlarla yine birlikte ol, yine dünyanın gözü önünde ol ama benim yanımda belli şartlarda. Şehrazat… Ben buna değmez miyim?”

“Öyle söyleme.” Gözleri doldu kadının. Rohan her şeydi. Çıkmazda çırpınıyordu sözleri, yanlış bir söz ederse altında kalırdı Şehrazat. Rohan’dan koparak beyaz beşli, uzun koltuğa yürüdü. Rohan’ın ödü kopuyordu duyacağı sözlerden. Onu izliyordu. Ayakkabılarını çıkartıp, koltuğa uzandı.

Rohan’ın dediği hiçbir şeyi istemiyordu ama onu istiyordu. “Düşüneceğim, habibi. Hadi yanıma gel.”

“Düşüneceksin?” Rohan’ın kaşları havalandı. Belki de o kadar zor değildi. Gömleğinin düğmelerini çözmeye başladı. Birkaç düğmeyi açarken Şehrazat onu izliyordu. Gözünün alabildiğine çekiciydi Rohan. Dahası yok, başkası yok gibiydi. Açık olan pencereyi kapattı Rohan. Mermer sehpanın üzerinde olan kumandayla klimayı açtı. Kol düğmelerini sehpanın üzerine bırakıp, kollarını geriye kıvırdı. Kar beyazı gömleğinin yakası açıktı. Gözleri önüne serilen erkek güzeline gözleri kısık baktı Şehrazat. Elini uzattı adama, anında tutup yanına yerleşti Rohan. Yüzünü Rohan’a döndü Şehrazat. Bedeninde dolaşan ellerin çekimine bıraktı kendini.

“Neden ailenin evinde kalmadın hiç? Hep  burada kaldığını duydum, bunun bir nedeni var mı?”

Çok büyük bir nedeni vardı ama bunu sadece Rohan biliyordu, bir de Nadia. Sevgili kuzeni, dayısı Şeh’in ikinci eşinden olan on sekiz yaşındaki kızı. Bunu Şehrazat’a anlatıp anlatmama konusunda kararsızdı. Onun ne kadar kıskanç bir kadın olduğunu Rohan çok iyi biliyordu. Olmayan kadınlar için bile terk etmeyi düşünürken, Nadia’dan bahsetmek… “Rohan?” dedi Şehrazat. Uzun süren sessizliği kadını fazla meraka sürüklemişti. “Söyle bana. Sen, biz birlikteyken buna önem verirdin. Baban yok ve sen o evin erkeğisin.”

Parmakları kadının sırtında usulca geziniyordu. Bakışları odanın tavanında gezindi bir süre ve Şehrazat’ı olduğundan da meraka sürükledi. “Var bir şey. Dinliyorum.”

“Var, ama kimse bilmiyor. Sana söylersem saklayabilecek misin, onu düşünüyorum.”

Şehrazat kaşlarını çatarak doğruldu. Kimse bilmiyordu. Gizli bir konu olduğu ortadaydı ama kendisinin neyi saklamak zorunda olduğunu merak etmekten deliye dönerdi. Ayaklarını yere bastırıp, yanındaki yerini sürdürdü. Koltukta uzanmakta olan adama döndü. “Rohan… Meraktan deliririm. Saklamak derken anlamadım?”

Hafifçe doğrulup sırtını kolçağa verdi Rohan. “Bir kuzenim var, Nadia. Şeyh’in ikinci eşinden olma. Henüz on sekiz yaşında.”

Rohan durunca Şehrazat’ın tek kaşı havaya kalkarken, yüzü gerildi. “Ve?”

İki eliyle yüzünü kapatıp bir saniye tutup ovalayarak açtı. Şehrazat nefesini tutmuştu. Adamın ağızından dökülecek sözleri bekliyordu. “Rohan!” dedi devam et, konuş der gibi.

“Ayrıldığımızdan kısa bir süre sonraydı. Bir gece yatağıma geldi.”

“Ne?” diye bağırırken ayağa fırladı. Rohan başını koltuk başına bıraktı. “Şehrazat, yemin ederim dokunmadım. Kovdum odamdan. Eve gitmiyorum çünkü kız kardeşlerimle çok yakın ve zamanının çoğunu bizim evde geçiriyor. Gece kalmalarda buna dahil.”

“Sen otuz üç yaşındasın Rohan. On sekiz yaşında bir kız mı? Buna nasıl cesaret edebilir?”

“Yaşa mı takıldın gerçekten?”

Saçını geriye iterken öfkesi kesinlikle Nadia denen o kızaydı. “Hayır, ilk tepkim bu.” Durup Rohan’a dikti gözlerini. “Nasıl geldi odana? Ne giymişti? Dokundu mu sana?” Sesi yüksek çıkıyordu hatta kavga eder gibi bir hali vardı. “Amacı? Amacı neydi?” Rohan gözlerini kapatırken sessizliği tercih ediyordu.

“Senin eşin olmak istiyor… Geberteceğim onu, lime lime edeceğim.”

Odanın ortasında ufak çaplı kriz geçiren kadını sakinleştirmesi gerekiyordu. Olanları da kimse bilmemeliydi. Kalkıp Şehrazat’ı omuzlarından yakalayıp durdurdu. “Onun ne isteğinin bir önemi yok. Bir daha o tür bir şey olmaması için burada kalıyorum ve bunu kimse bilmiyor. Bilmemeli. Bu hepimiz için önemli.” Başını arkasına düşürdü Şehrazat. Rohan haklıydı. Öfkeyle hareket edemezdi ki Nadia’yı hiç tanımıyordu. Artık tanımak da istemiyordu. Başını hızla kaldırdı.

“Dokundu mu sana?”

Rohan gülmemek için dudaklarını birbirine bastırdı ama bakışları eğleniyordu. “Azizii… Sen çok başkasın.”

“Ben sana ne soruyorum, sen bana ne diyorsun. Benimle eğleniyorsun. Öptü mü? Çıplak mıydı?”

Fazlasıyla çıplaktı ama bunu içinde tutmaya karar verdi Rohan. “Boş ver şimdi onu. Ben o dahil, senden başka kimseyi eş olarak istemiyorum.”

Omuzundaki elleri iterek uzaklaştı Şehrazat. “Yok, birde isteseydin. Zaten ben bundan da korkuyorum. Senin ailende tek eşli var mı, Rohan? Ha? Kaç tane? Bir elimi doldurur mu? Bak ben bir Türk’üm. Gelemem böyle şeylere. Nadia…” diyerek ellerini havaya açtı. “Rohan ben o kızı gebertirim. Parçalarım.”

Kıskanılmanın verdiği egoyla sırıtan adam, kadının susmayacağını hatta git gide harlandığını anlayınca kollarına hapsederek, kıstırdı. Öfkeden deliye dönen kadının kurtulma çabasıyla daha sıkı sardı. “Dokunmadım. Nadia ile evlenmektense ölmeyi tercih ederim. Kimse olmayacak. İlla sen! Sadece sen! Anlatabiliyor muyum?”

“Bu neden beni sakinleştirmiyor?”

“Çünkü çok kıskançsın. Gerek yok buna, sana anlatmaya çalışıyorum. Sen daha bana,” derken kadının göğüs oluğunu hedef aldı. “Burayı yalayan adamın hesabını vermedin. O adamın kellesi gidecek, haberin var mı? Şehrazat…” Öfkeyle bükülmüş dudaklara odaklandı. Yaklaştı ve avına dişlerini geçiren aslan gibi kavradı. Dirense de Şehrazat fazla uzun sürmedi. Rohan kollarını serbest bırakınca adamın çıplak göğsünden omuzlarına tırmandı elleri.

Dudakları ayrılmadan fısıldadı kadın. “O ben değildim. Benim kostümümü giyen bir dublördü. Sanat için her şeyi yapmam.”

Gözleri kısık, dudakları hareketsiz kaldı. Sözcükler zihnini arşınlarken dişlerini kullanarak sahiplendi Şehrazat’ı. Sımsıkı elbiseyi çekiştirdi ama darlıktan eli istediği hedefe ulaşamıyordu. Ulaşamamamın verdiği hırsla kalçalarına iki eliyle asıldı. Kendine bastırıp boğuk bir ses çıkardı. Sesi Şehrazat’ın nefesinde kayboldu.

Rohanın kemerine asılıp çekti. Sert karın kaslarına parmaklarını geçirerek hedefe ulaştı. Rohanın hassas noktasıydı Şehrazat’ın ona dokunması. Hem Kasılma hem de gevşemeyi ardı ardına yaşıyordu Rohan. Şehrazat kocaman, iri bedenli adamın elleri arasında can çekişiyor oluşuyla kendini her birlikteliklerinde özel hissetmişti. Bu da onlardan sadece biriydi. Kontrolünü kadının elinde ve bundan aşırı, olduğundan daha büyük hazla doluyordu. İki adım geriye Şehrazat tarafından itilince kendini koltukta buldu.

Kesinlikle aşıktı. Kesinlikle Şehrazat’ın açık ara farkla en büyük hayranıydı. Bedenini de hayatını da ona seve teslim ederdi. Dar eteğini sırf ona eziyet olsun, uğraşabildiği kadar zorlasın diye azıcık yukarı çekiştirdi. Adamın üzerine uzanırken aç bekleyen dudaklarına yapıştı. “Çıkar şunu.”

Rohan’ın isyanına sadece sırıttı. “Çok darmış, çıkmıyor, ruhi.” Canım deyişiyle ısırdı kadının alt dudağını. Acıyla kıvranırken Rohan’a bastırdı kendini. “Üzerimde sadece elbise var, dokunmak ister misim?”

“Çıplak geziyorsun demek…” Fermuarı bulup aşağı çekmeye başladı. Elbisenin altındaki Şehrazat her zaman aklına zarardı ama birde tamamen çıplaksa…

“Elbise çok dar, iz yapıyor. Kesinlikle masumum, asla bu elbiseyi senin çıkaracağını falan düşünmedim.”

“Anlıyorum. Ama düşünmeliydin.” Fermuardan geriye kalan açıklıktan kurtulmanın en iyi yolu… “Rohan…” diye inlerken kumaşın yırtılma sesi bile baştan çıkmasına yetmişti. “En sevdiğim markanın en sevdiğim tasarımını az önce parçaladın.”

Kumaştan kurtardığı kadını altına aldı. Esmer teni parlıyordu kadının. Sadece ona ait olan göğüslere tepeden baktı. “Ben,” derken sıcacık Şehrazat’ın içinde kendinden geçti. Bedeni kasılarak gevşeyen kadınına hayrandı. Onu böylesi mutlu eden başka bir kadın daha tanımamıştı. Artık tanıyamayacağına da emindi.

“Geçen zamanı telafi etmek için her an senin içinde kıvranayım önce sonra markayı satın alır tüm tasarımları da sana giydirir sonra da böyle zevkle parçalarım, Azizeti.