Eylül 4, 2020

15. Müstakbel Kocacığım

ile payelll

 

 

 

Hilal üzerine denediği bu belki on beşinci beyaz elbiseyi Deniz’e beğendirmek için tüm sevimliliğini kullandı. Ama yine olmadı. Deniz onu kendi alışveriş yaptığı butige getirmişti. Bütün beyaz elbiseleri de önüne yıgdırmıştı.

“Cık bu da olmadı.” Avazınca bağırdı. “Cemoş, depoya bak bu da olmadı.” 

Cemoş Denizin sesine koşa koşa geldi. 

“Kız Allah senin canını almasın emi ne olmamış olmuş işte.” Hilal’e bakarak kendi tasarımının nasıl güzel olduğuna içi giderek bakıyordu. “Tü tü maşAllah kız Hiloş, seni alan adam var ya kesin çok yakışıklı biri sen bu güzellikle çirkine bakmazsın.” Cemoş erkek görünümlü kadındı. O kendini öyle görüyordu. 

Cemoş’a bakıp söylenip duruyordu Hilal’in iç sesi. Hoş kulağındaki küpeler kolundaki takılar ve renkli giyimi hiç de erkek gibi durmuyor du ya neyse… Kafası fena karışıktı ve Cemoş her an daha fazla karıştırıyordu. 

“Depoya baktın mı cemoş? Sırtı biraz açık olsun hafifte göğüs dekoltesi olsun dar olsun kuyruğuda olsun taşlı payetli kesin olsun.” 

Deniz anlatırken Hilal çaresizce dinliyordu. Geriye kapatacağı bir uvzu da kalmamıştı. 

Cemoş da parmağıyla yüzüne ritmik hareketler yapıyordu. “Ayyyyy kız vallahi var öyle bir elbise dur Allah seni kahretmesin ben hemen getiriyorum.” 

Gittiği hızla geri döndü Cemoş. Elindeki elbiseyi kaldırdı. 

“Bu mükemmel bir şey,” dedi Deniz. Hilal de ona hak verdi. “Kesinlikle Deniz…” 

“Hadi çabuk giyde gel Hilal. dedi Deniz. Cemoş’un elindeki elbiseyi alıp Hilal’e verdi. Hilal koşar adım girdi kabine. Çıktığında butikteki herkes çok mükemmel göründüğünü söylüyordu. Aynada kendine baktı. Nikah işi ilk defa cazip gelmişti Hilal’e.

“Cemoş hadi koş bana benimkilerden getir bende giyineyim ama önce Hilal git kizlar saçını makyajını yapsın gecikmeyelim,” dedi Deniz. 

Korkarak geri adım atan Cemoş, “Yok ya geçen sefer giydiğin elbise yüzünden Erdemciğim yüzüme öyle bir yumruk attığı bir ay kendime gelemedim şekerim,” dedi.

“Cemoş kaybol git bana siyah sırt dekolteli göğsü v yakalı taşlı elbiseyi getir bu bir emirdir sana da Erdem’e de başlatma!” 

Cemoş daha bir tirsarark, “Ay tamam be ne carliyosun bak ama benden aldığını deme kız valla çok pis dövüyor erkeğin.” 

“Cemoş kaybol!” 

“Ay gittim gittim.” Giderken de söyleniyordu. “Erdem Bey sende ne buluyor? Saçlar çıyan, dil yılan yazık ayol adama.” 

Deniz’in ise tek istediği Erdem’i her gün daha fazla üzmekti. Yıllar geçmişti ama o hâlâ o kara günde kalmıştı. Gözlerinin önünden gitmeyen görüntüyle yıllarca savaşmıştı. Yeni yeni unutuyordu. Aslında unutmuyor, unutuyormuş gibi yapıyordu. Erdem’i çok seviyordu. Belki Erdem’in kendini sevdiğinden daha fazla. 

Giyim makyaj saç derken bir saatten biraz fazla bir zaman harcamışlardı. Neyse ki onları bırakıp gidecek bir nikah memuru yoktu. Arabaya bindiler. Deniz direksiyona geçti. “Şu serseriyi arayalım da nerede olacakmış nikah, soralım,” dedi Deniz.

Arabadan diyofona bağlandı. 

“Evet?” 

“Evet ne? Efendim diyeceksin!” 

“Senin hesabını kesmedim henüz, sonra.” 

“Korkmuyorum hayatım ne zaman istersen.” 

“Bunlarla gel bana hayatım.” 

“Kes! Neredesiniz onu söyle oraya geleceğiz?” 

Tüm bu sohbet Hilal’in kulaklarını tırmalıyordu. 

“Nikah dairesine gelin, resmi törenlerde kullandığımız bölümdeyiz ve geç kaldınız Valim de burada haberin olsun.” 

“Aman iki kere korkmadım hayatım kapat telefonu!” dedi ama kendi kapattı Deniz. “Heh bir babam eksikti zaten.” 

Hilal şaşkınlıkla Deniz’e döndü. “Sen Vali’nin kızımısın?” 

“Maalesef öyle bir kusurum var, ben Vali’nin kızıyım.”

“Bak meraklı biri olduğumu düşünme ama her şey sence de garip değil mi?” 

“Fazlasıyla… Bir gün anlatırım sen kendin karar verirsin.” 

“Yarın dönüyoruz Trabzon’a ama sen anlatacağım dersen bir gün atlar gelirim. İnan hiç üşenmem çünkü inan fazlasıyla tuhafsınız.” 

“Ben hiç kimseyle konuşmadım sorunlarımı arkadaşlarım vardır ama dostum sırdaşım hiç olmadı. Zaten ağzı çok laf yapan biri de değilim ama söz, olmadı ben atlar gelirim sen iyi birisin Kemal’i çok severim. Zamanında bize çok büyük bir iyilik yaptı. O seni sevmişse sen kötü biri olamazsın zaten, hem bende senin hikayeni merak ediyorum sende bana anlatırsın belki.” 

Hilal arkasına yaslandı. “Zevkle, sen iste yeter.” 

Hilal salona girdiğinde çok şaşkındı. Salon doluydu. Birçok iyi giyimli kadın erkek şık insanlar… Salona göz gezdirdi. Ah o sevdiği adam ne kadar da yakışıklı görünüyordu. Ve kendine doğru geliyordu. Kalp atışları hızlanmıştı. Heyecan her hücresine cereyan ediyordu. Her adımda o vardı. Aşk vardı. Belki yanlışın en büyüğünü yapıyordu. Ateşe atıyordu hem kendini hem Kemal’i. Ama bu yangında yanmaya kesinlikle gönüllüydü. 

Yanına gelip ellerini tuttu Kemal. Cennetten bir huri yeryüzüne düşmüş olmalı. Yeryüzünün en güzel kadını onun karısı olacaktı. Ömrünü onunla geçirecekti. 

“Çok güzel görünüyorsun müstakbel karıcığım.” 

“Sen de hiç fena değilsin müstakbel kocacığım.” 

Birbirlerine sevgiyle bakan ikiliye, “Romantizminizi kessek diyorum çifte kumrular,” dedi Deniz. 

Kemal Denize döndü. “Deniz bu elbise senin seçimin, daha açık olanı yok muydu?” 

Erdem, “Bulsaydı da giydirmezdi,” diyerek Denizin beline sarıldı Erdem. 

“Cemal’in cenazesi ne katılacağız yarın, iyi ki siyah giymişsin güzelim.” 

“Elini sürersen ellerini kırarım,” derken etrafa gülücük sayıyordu Deniz. 

Herkes yerini aldı. Kemal’in şahidi Deniz’in babası Vali Hasan Karakurt olacaktı. Hilal’in ısrarı üzerine Hilal’in şahidi de Deniz oldu. 

Evetler alkışlar eşliğinde imzalar atıldı. Kemal gelinini alnından öptü. “Şimdi seni benden kim alır Mavi?” Biraz olsun rahattı artık. Ne kadar süreceği belli olmayan ayrılıklarında Hilal onu karısı olarak bekleyecekti. Tüm çıkışlar kapanmıştı. 

“Beni benden alırsa senin yeşil gözlerin alır.” 

Kemal’in daha önce bu şekilde güldüğüne şahit olmamıştı Hilal. Hani göz bebekleri bile sorusuz sualsiz güler ya sadece mutlu olduğu için öyleydi gülüşü Kemal’in. 

Tebrikler ardından Vali, Erdem ve yeni evli çift kalmıştı. Kemal cebinden çıkardığı kutudan bir yüzük çıkardı. 

“Sana alyans ya da tek taş almak isterdim ama şimdilik bu olsun. “Hilal yüzüğe hayran kalmıştı. Beyaz altın üzerine yeşil zümrüt süslemeli çay yaprağı. Güldü. “Sen nereden buldun bunu bu çok farklı ve müthiş bir şey?”

Kemal yüzüğü parmağına taktı. Hilal gözlerini anlamıyordu yüzükten. “Şansıma denk düştü diyelim. Görünce bu senin olmalı diye düşündüm.”

Vali Hasan araya girerek, “Gençler benim gitmem gerekiyor malum devlet işi beklemez,” diyerek ayrıldı yanlarından. 

Geride kalan dörtlü çiftten Erdem, “Hadi bakalım mesai bitti. Benim devlet işi de burada biter, yemeğe gidiyoruz.” 

Zorlada olsa Deniz’in elini yakaladı Erdem ve sıkı sıkı tuttu