Eylül 4, 2020

17. Bitti mi İncelemen

ile payelll

 

 

 

“Bu iki adam benim imtihanım! Kesin öyle…  Bu nasıl bir kısır döngü? Aynı ruh iki ayrı beden olmuş, beni  tüketmeye çalışıyorlar. Rapormuş halt etmişsiniz siz.” Avazınca bağırıyordu Hilal. Arkasından gelen kadim ve daim dostu Nergis’di. “Bağırıp durma Hilal. Kes sesini!”

Ağzı hayretle açıldı Hilal’in. “Bana mı diyorsun sen? Sen çıkta abin olacak o öküze ve kocan olacak o oduna söyle de bağırtmasınlar beni.”

Kolundan çekerek koltuga oturttu Hilal’i. “Otur bakalım görümüm ve bana Rize’de ne halt ettiniz tek ve tek anlat!”

Korkak gözlerle baktı Nergis’e. Dudakları kımıldadı sonra geri kapadı. Güç bela sesini toparladı. “Ne halt etmişim, neden bahsediyorsun sen?  Gittik geldik bu kadar.”

Nergis gözlerini kısıp baktı. “Baksana sen bana, seni beşikten beri tanıyorum ben, ne saklıyorsun hemen çıkart baklayı?”

Nergis Hilal’in titrek ve çekingen hâlinden daha arabadan indiği an anlamıştı bir şeyler döndüğünü. Hilal suçlu değilse sesi yüksek çıkar, gözlerini kaçırmazdı. Konuşurken tereddüt etmezdi. Ama bunların hepsi şu an Hilal de mevcuttu.

Diğer yandan Hilal ne söyleyebileceğini nasıl bir hikâye  uydurabilicegini düşünüyordu. Evet karşındaki Nergis’di. Ama bunu ona söyleyemezdi. Aslında ne halt ettiğinin yeni yeni farkına varıyordu Hilal. Yalan söylemek yerine eksik anlatmaya karar verdi.

Başını önüne egdi. Ellerini yüzüne kapattı. “Sen hiç kanmaz mısın?” Nergis düşünür gibi yaptı. “Hım… Sanırım hayır, öt artık.” Yüzüne bakmıyordu Hilal. Nasıl söyleyecekti onu bile bilmiyordu. Yıllar içinde illaki Kemal’e olan hislerini anlatmıştı. Ama sonrasında devam ettirmemişti. Nergis de hiç üstelememişti.

“Abin yani Kemal.” Sustu Hilal.

“Evet abim?” dedi  Nergis. Birkaç saniye ne söyleyeceğini bekledi.

Elleri hâlâ yüzündeydi Hilal’in. “Ben onu seviyorum.”

Nergis tabii ki şaşırmamıştı. Bildiği bir şeydi ama bugün dile dökmesinin ardında ne vardı? Tahmin yürütmeye çalıştı.

“Bu bilmediğim bir şey değil.”

Fısıltılı bir ses kullandı Hilal. “O da beni seviyor.”

“Bunu da biliyorum.”

Hayretle sordu Hilal. “Biliyor musun?”

“O benim abim tabii ki biliyorum.”

Şu an şaşkın ve kırgın bakıyordu Hilal, Nergis’e.

“Bunu bana neden hiç söylemedin?”

Hilal’in ellerini kucağına götürdü Nergis. Sıkıca tuttu. “Birinin gelip şu kişi seni seviyor demesi ne kadar doğru Hilal? Bunu o kişinin söylemesi gerekmez mi? Ayrıca zor durumda kalsaydım kesinlikle bu işe el atardım. Ama görüyorum ki abim söylemiş, öyle mi?”

Hilal ona hak vermişti. Ama keşke daha önceden bilseydi. Yine de tebessüm etti. “Evet, söyledi.”

“Gözlerini görebilsen… Çok farklı bakıyorsun, Hilal.”

Ellerini Nergis den kurtarıp yüzüne kapattı. “Yapma! Lütfen, çok utanıyorum.”

Elini yüzünden cekti Nergis. “Hey saçmalama neden utanıyorsun, ayıp değil bu?”

Hilal’in utancı bambaşkaydı. Dün geceyi onunla geçirdiğine inanamıyor, her aklına geldiğinde içi titriyordu.

“Hey Allah’ım yanakların kızardı. Bana bak! Aranızda ne geçti sizin, bu utanç neyin nesi?”

Bu kız tam bir hafiyeydi. Hiç mi bir şey kaçmaz mı gözünden? Hilal içinden sayıyordu. Toparla Hilal hadi yoksa bu kız beni kitap gibi okuyacak. Allah’ım neden yalan söyleme kabiliyeti vermedin bana?

“Ne geçebilir Nergis? Ne sayıklıyorsun sen?”

“Bak ya yine gözlerini kaçırıyorsun kızım anlat çabuk elimde kalırsın bak.”

Kıvır Hilal kıvır. “Ee… Şey, sadece öptü beni,” deyip  tekrar ellerini yüzüne kapattı.

Nergis önce bakakaldı. Sonra var gücüyle gülmeye başladı. Hilal ellerini yüzünden çekip bu delinin neye bu kadar güldüğüne baktı. Kendinden başka bir şey yoktu ortada. “Sen bana mı gülüyorsun hain gelin?”

Nergis’i koltuga sıkıştırıp çimdikleme başladı. Bu Nergisin daha çok gülmesine neden olmuştu. “Sen çok aptalsın Hilal.”

Elleri Nergis’in  her yerini moratmaya yemin etmiş gibi çimdikliyordu. “Kes sesini sensin aptal ne var bu kadar gülecek?” Nergis gülüşünü azalttı.  “Bir öpücük seni ne hâle getirmiş, koynuna girsen ne olur diye geçti bir an aklımdan.” Ağzı bir karış açık kaldı Hilal’in. “Sen varya sen, sen…”

Kapı önünden tok bir ses duyuldu. “Evet, o! Ve bırak karımı.”

Başlarını kapıya çeviren kızlar. Kocalarıyla göz göze geldi. Gülme kesildi. Hilal durdu.

“Aman al karını, ne kıymetli karın var.”

Murat bakışlarını Hilal’e çevirdi. “Benim bacım da kıymetli bilmez mi?”

Saçını başını düzeltti Hilal. “Bilirim bilmeye de kararımdan caymayacağım. Karını da al götür istanbul’a.”

Nergis ayağa kalktı. “Yok ya bende caymayacağım, al abimi götür istanbul’a.”

Kemal’in kaşları havalandı. Murat’a eğildi.  “Sana dedim değil mi zamanında benim kardeşim delinin tekidir evlenme seni de delirtir diye?”

Kollarını göğsünde bağlayan Murat kapının pervazına yaslandı. “Hı demiştin iyi ki seni dinlememişim. Hayatım çok monoton geçerdi.”

Dudakları yukarı kıvrıldı Nergis’in. Ay canım ama yemezler, size güle güle beyler.”

Kaşıyla işaret etti. “Yürü kız gidip bu odunlara yemek yapalım yazık uzun süre ev yemeği göremezler yesinler garipler.”

Murat istese Nergis’i sürünerek bile olsa götürürdü. Kalması en iyisiydi. Bir hafta sonra almaya gelirim diye düşünüyordu. Kemal’e döndü. “Bu işleri hep sen açtın başıma, siz gelene kadar gayet iyiydik. Kocalarının yanından salına salına mutfağa geçtiler.

“Kes sesini Murat. Abimi rahat birak git biraz aynaya bak.”

Kemal gülmemek için dudaklarını ısırdı. “Dostum sen kesinlikle kılıbıksın.  Arkasından tuttuğu gülüşü serbest bıraktı.

“Gül sen seni muma çevirecek kızı anlından öpeceğim, kılıbık kimmiş görürsün.”

Akşam yemeğinde herkes yerinde maaile yemek yediler. Bu gece gençlerden konuşan yoktu. Muhteşem dörtlü sessizce yemeklerini yiyorlar diye düşündü Kenan. Gözleri bir Hilal’i bir ablasını buluyordu. Onların gözleri de karşılarındaki adamları. Ne kaçırmış olabilirim diye düşündü. Kenan’ın en büyük tutkunlarının biri ablalarını çıldırtmak,  abilerini kızdırmaktı. Kenan, Kemal’den çok farklıydı. Kemal ne kadar usluysa Kenan bir o kadar yaramaz biriydi. Fizik olarak Kemal ile ikiz gibiydiler. Ruh olarak tamamen farklı.

“Hilal abla suyu verir misin?”

Hilal kulaklarını dolduran komuta uydu. Önündeki tuzluğu kenanın önüne bıraktı. “Abla tuzluğu verir misin ?”

Nergis önündeki biberi Kenan’ın önüne bıraktı.

Kemal ve Murat kızları izliyordu. Ve onlar kadar kafaları dağınık değillerdi.

“Ablalarım fındık ağacına mı çarptınız, kafalar bir dünya?” dedi Kenan gülerek. Hem Nergis hem Hilal yeni uyanmış gibi birbirlerine baktılar.

Hilal, “Yok ablacım direkt kütüğe girdim ondan bu hâlim,” dedi.

Gözlerini kocasına sabitlemişti. Kenan Nergis’e dönerek “Sana hangi cinsi çarptı ablam?”

“Senin cinsinden Kenan, kalas olanından.”

“Ablalarım sizin keyfiniz yok sizi sinemaya götüreyim mi ne dersiniz.” Heyecanla teklifte bulundu Kenan.

Hilal, “Aslında çok iyi olur komedi olsun ama,” dedi.

“Valla olur,” dedi Nergis. Kardeşinin saçlarını karıştırdı. “Oy ablasının gülü sen büyüdünde bizi sinemaya mı götüreceksin?”

Aradaki muhabbeti dinleyen ve müdahale etmeyen beyler birbirine baktı.

Murat, babasına döndü. Amcasıyla aralarında muhabbet ediyorlardı.

“Baba izin verirsen bu gece Trabzon da kalalım, sabah uçağa yetişmesi kolay olur bizim için?”

Salim Bey hiç düşünmeden cevap verdi.  “Gidin gidin giderken bu keçileri de götürün başımız şişmesin.” Direkt olarak kızları işaret etmişti.

“Aşk olsun baba keçi miyiz biz,” diye çıkıştı Hilal.

Salim Bey’in bu şekilde konuşması elbette oğlu içindi. Bir müddet Nergis’in burada kalacağını öğrenince oğlu ile gelini biraz başbaşa kalsınlar diye ortaya atmıştı bu sözü.”

“Senden ala keçimi var kızım? Hatta hiç dönmeyin buraya, anneniz de yanınıza gelir yarın.”

Kenan, “E hadi gece on bir seansına yetişelim,” dedi.

Herkes ayaklandı birden, Kemal hariç kendisinin şu an hiçbir hakkı yoktu bu kızlar üzerinde, birini gelin vermiş diğerini gelin almıştı ama elinden hiçbir şey gelmiyordu.

Sıkıntılı bir ruh hâline girmişti. Kenan bile kendinden fazla söz söylemişti.  Karısı karşısında oturuyor ama  yüzüne bile bakmıyordu. Artvin’den hiç dönmemeliydiler. Ve şimdiden Hilal’i çok özlemişti. Yarın gidecekti. Ama tek laf bile edemiyordu. Ne sarılabiliyor ne de kızgınlığını anlatabiliyordu. Çardakta söylediği sözler için hâlâ derinden bir kırgınlık hissediyordu. Biliyordu ki abisine öyle demişti. Ama yine de ağır gelmişti. Üstüne üstlük o Hilal’e kızacağına  Hilal ona kızıyordu. Kadınları anlamak imkansız diye düşünerek arabasına bindi.

Saat on bir seansına yetişmişlerdi. Komedi filmi seçip yerlerine oturmuşlardı. Gece seansı olduğundan salon da çok az kişi vardı. Murat karısını çeke çeke ortalarda bir yere oturttu. Kenan sağında Kemal solunda Hilal de arkalara oturdular yeni evli çifti serbest bırakmak adına.

“Çok şanslı biriyim sanırım,” dedi Hilal.

Tüm şımarıklığı üstünde olan Kenan, “Neden ablacım?” diye sordu gülerek.

“Sağım solum yakışıklı kaynıyor, Kenan.”

Kenan tişörtünün yakasını düzeltti.  “Ah ben, evet kızlar da öyle söylüyor.”

Kardeşiyle  karısını izleyip önüne döndü Kemal. “Hangi kızlar?”

“Sana ne Kemal, elinden mi alacaksın?” diye çıkıştı Hilal.

“Uuu…” dedi Kenan arkasına yaslanıp onlara hiç bakmadı.

“Saçmalama Mavi. “

Kenan şaşkınlıkla, “Mavi?” dedi.

“Tabii canım ben hep saçmalarım zaten. “

Kemal, Kenan’a baktı. “Kenan.”

“Efendim abi “

“Kaybol.”

Kenan anında ayağa fırladı. Hilal kolundan yakaladı. “Otur Kenan.”

“Yengecim bir bırakır mısın mutluluğuma mani oluyorsun bak şurada yanlız bir güzel var gidip yalnızlığını paylaşayım.”

“Yenge nedir ya ne yengesi defol git Kenan.”

“Kızma yengem abim seninle yalnız kalmak istiyor.” Hilal’in başına kısa bir öpücük bırakıp ablası ve eniştesine sezdirmeden sarı saçlı güzelin yanına yanaştı.

Işıklar kapanmış, film başlamıştı. Karı koca yanyana oturuyor ama hiçbiri söze girmiyordu. Hilal’in gözü filmde aklı yanındaki sevdiğindeydi. Onu hem kırmıştı hem de trip atıyordu. Kemal farklı değildi. O da Hilal’i izlemekle meşguldü. Problem kadın olunca çözmek için bir ordu dahi bir araya gelse nafile diye geçirdi içinden Kemal.

Kollarını Hilal’e sarıp kendine çekti karısını. “Sessiz  ol abin aşağıda oturuyor.”

Zaten Hilal’in itiraz edeceği de yoktu. Parmağını bile oynatmadı. Kulağına doğru fısıldadı Kemal. “Sen benim karımsın ya,” dedi soru sorarcasına.

“Ee karınım ya?”

“Bir şey fark ettim.”

“Ne fark ettin?”

Kemal biraz daha sokulup öptü karısını. “Sana sahip olunca seni özlemesi de farklı oluyormuş.”

Hilal’in kan pompalayan tüm damarları yüzüne çalışıyordu. Yüzü alev misali yanıyordu. İyi ki karanlık bir yerdeyim diye düşündü. Kesinlikle haklıydı Kemal. İnsanın sevdiğini özlemesi farklı, tenine hükmeden birini özlemesi farklıydı. Aşkta dokunamak ve hissetmek bambaşkaydı.

“Bir kadını baştan çıkarmayı çok iyi biliyorsun sen.”

“Ben bir kadını değil, kadınımı baştan çıkartmak istiyorum.”

“Bugün için özür dilerim, bilinçli yapmadım.”

Her ne kadar Kemal üzerini örtmek istemişsede Hilal içini kemiren özürü dinlemişti.

“Biliyorum ama sen yine de söyleme! Orada senin karım olduğunu söylemek ve söylememek arasında kaldım.”

“Üzgünüm, durumu kurtarayım dedim ama seni harcadım.”

Dudakları Kemal’e laf yetiştiriyor olsa da gözleri salonu kolaçan ediyordu. Abisi halinden gayet memnundu. Kenan kızı tavladı tavlayacak durumdaydı.

“Seni çok özleyeceğim,  bir gün bile fazla geldi.”

“Ben yokken uslu dur, Kemal Kurşunlu.”

“Sen delirmişsin ben artık evli biriyim ve karımı çok seviyorum.”

Taş olsa erirdi. Hilal de her dakika eriyordu Kemal’in sözlerine. Düşünme yetisi bir kayboluyor bir görünüyordu. Kadın ırkına zararlı şeyler söylüyordu çünkü Hilal’in kalbi tekliyordu. Bu sözleri bir başka kadına da söylese kesinlikle aynı etkiyi bırakırdı.

Dudaklarını adamın gamzesine bastırdı yavaşça ama hızlıca geri çekti. Ne olur ne olmazdı.

“Bende kocamı seviyorum.”

Gecenin bir körü eve gelmişlerdi. Herkes evine odasına çekilmişti. Hilal gözlerini kapattığı gibi uykuya dalmıştı. Uyku Hilal için çok önemliydi. Her yerde her şekilde uyurdu o. Yan dairede kendisini düşünerek uykusuz kalan kocasından bihaberdi.

Sabahın ilk ışıklarıyla kalkmıştı gelin görümce. Yoksa görümce gelin mi?

Uçakları sabah yedideydi, saat şu an beş otuzdu. Bu kızların annelerinden öğrendiği yeğane şey bir erkek evden asla kahvaltı yapmadan çıkmamalıydı. Bu onların ilk kuralıydı.

Şimdi hem Nergiz hem Hilal mutfakta kahvaltı hazırlıyor hem de dedikodu yapmaktan geri kalmıyorlardı.

Kapı tıklanıyordu. Bu saate zile basmak istememişti Kemal. “Abim geldi hadi sen aç kapıyı,” dedi Nergis. Hilal’in elindeki bardakları aldı. “Neden ben?”

“Sen var ya süzme aptalsın kızım git aç, abimin yakışıklı yüzüne bak anlarsın.”

Hilal giderken söyleniyordu. “Hı çok yakışıklı benim abin, daha yakışıklı bir kere.”

“Tabii tabii… Sorun değil ikisinde bende zaten.”

Kapıyı açtığında yeni traş olmuş jilet gibi takımı giymiş. Karşısında yine yeniden aşık olunası adamı tepeden tırnağa inceledi Hilal. Kesinlikle Hilal sen bir aptalsın bu adam tek başına istanbul gibi bir yere yollanır mı? Kendine küfür etmekle meşguldü.

“Bitti mi incelemen?”

Kemal’in sesi ile kendine geldi Hilal.

“Hı bitti hadi gel kahvaltını et.” Arkasını dönüp mutfağa gitmek için adım attı. Etrafını göz atan Kemal kimsenin olmadığını gördü. Kolundan çektiği karısını hızla kapının dışına çekti. Kapıyı da arkasından çekti yavaşça. “Ne yaptın Kemal? diyerek kapanan kapıya üzgün bakmıştı Hilal.

Hilal ona söylene dursun Kemal’in tek istediği küçük masum bir öpücüktü. Hiç gecikmeden karısını kendine çekip öptü. Daha kapıya çekilmenin şokunu atamadan bir de öpmesi Hilal’in hiç ama hiç beklemediği bir şeydi. Ama istemediği bir şey değildi. Kocasına karşılık vermekte gecikmedi. Yine de  çabucak geri çekildi.

“Tam bir hafta sonra geri döneceğim ve bir öpücükle kurtulamayacaksın.”

“Sen aklını mı kaçırdın?”

Hilal’i kollarına sardı Kemal. “Sanırım Hilal, kendimi frenleyemiyorum. Içimde bir şeyler sürekli sana koşuyor.”

Pembe yananklarıyla ve tatlı gülüşüyle başını kocasının göğsüne yasladı Hilal. ” Sabır,” diye mırıldandı.

Kapı dürbününden dikizlemek çok eğlenceli olsa da  kapıyı açmak zorundaydı Nergis.  Usulca kapı koluna asıldı. Kapının sesine ayrılan karı koca Nergis’e baktı.

“Sen miydin?” Eli kalbinin üzerinde olan Hilal nefes aldı. “Siz abi kardeş benim yüreğime indireceksiniz.”

Kıkırdadı Nergis. “Hadi içeri girin Murat banyoda birazdan çıkar.”

İçeri geçip masaya oturdular. Biraz buruktu herkes Murat karısını bırakmak istemiyordu, Kemal’de öyle. Murat içinden sayıyordu. ‘Hepsi senin suçun Kemal, senin yüzünden karımı bırakıyorum bir cesarete gelemedin yıllardır. Veremeyeceğim sana kardeşimi görürsün sen.’

Vedalaşma faslı bittikten sonra Nergiz’de Hilal’de yataklarına girip uykularına kaldıkları yerden devam ettiler. Giden kocalarını çok düşündükleri söyleyemezdi. Oysa beylerin aklı eşlerinde kalmıştı.